![]() |
|
|||||||
| Tarihimiz Tarihle ilgili herşeyi bu alanda paylaşabilirsiniz. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
ALP ER TUNGA DESTANI
Destan Hakkında Kısa Bilgi: Yaradılış Destanından sonra bilinen ilk büyük ve millî Türk Destanı Alp Er Tunga Destanıdır. Fakat bu destanın hattâ özeti hakkında dahî kesin bilgiler edinilmiş değildir; çok eski çağlarda ve Türk Boylan arasında böyle bir destanın söylenmiş olduğu bilinmeyen sebeplerden belki de bu destanlardan sonra çekirdeklenmeye başlayan ve daha etkili bir şekilde Türk Boylarını coşturan destanlar özellikle Oğuz Kağan Destanının etkisiyle unutulmağa başlamış olabileceği varsayımını kabul etmek zorundayız![]() Alp Er Tunga Destanı hakkındaki bilgilerin en önemli kaynağı Divan-ı Lugat-it Türk'tür. Milâttan sonra on birinci yüzyılda Kâşgarlı Mahmut tarafından yazılan bu eserde Destanın büyük bir ihtimâlle son kısımlarına ait bir ağıt (sagu) yazılı olarak verilmektedir.Bu Türk Beğlerinde atı belgülük Tunga Alp Er idi katı belgülük Bedük bilgi birle öküş erdemi Biliglig ukuşlug budun ködremi Tacikler ayur ânı Afrasyab Bu Afrasyap tutdı iller talab Bugünkü Türkçemizle: "Alp Er Tunga Türk Beyleri içinde adı ve kutsallığı bilinen ve tanınan bir yiğit idi; geniş bilgisinin yanında sayılamayacak kadar çok erdemi vardı: bilgiliydi anlayışlıydı meziyetleri çoktu. İranlılar ona Afrasyab adını vermişlerdi. Afrasyab dünyaya hükmetti" anlamına gelen bu ağıttan Alp Er Tunga'nın İranlılar arasında da çok iyi bilindiği anlaşılmaktadır. Nitekim İran Destanı olan Şehnâme'nin yazan Firdevsî de destanının büyük bir kısmında Afrasyab'ın kahramanlıklarından söz etmek zorunda kalmıştır. Başka bir milletin kahramanından kendi destanlarında söz edilebilmesi için o kahramanların gerçekten çok büyük değer taşımaları gerekmektedir. Alp Er Tunga'da bu değerler fazlasıyla vardır. Şehnâme'ye göre önce Turan ülkesinin şehzadesi sonra da hakanı olarak adı geçen Alp Er Tunga Îran-Turan savaşlarının çok ünlü Turan kahramanıdır. Babasının öğüdünü tutmuş ve o zaman güçlü bir ülke olan İran'a savaş açmıştır. Selvi gibi uzun boylu kollan ve göğsü aslana eş güçte ve fil kadar güçlü bir yiğitti İranlıları yendi. İran hükümdarını esir aldı.İran ülkesinde bir çok padişahlıklar bulunuyordu. Bunlardan biri de Kabil Padişahlığı idi ve başında da Zal adlı biri vardı. Kabil Padişahı Zal Alp Er Tunga'nın elinde esir olan İran Hükümdarını kurtarmak için Turan ülkesine yürüdü. Alp Er Tunga'yı yendi ama hükümdarını kurtaramadı. Zaman geçti. İran ülkesine hükümdar olan Zev de öldü. Bunu fırsat bilen Alp Er Tunga iran'a bir daha savaş açtı . O zamana kadar Zal da yaşlanmışta. Kendi yerine Alp Er Tunga'ya karşı oğlu Rüstem'i yolladı. 'Halen Anadolu'da Zaloğlu Rüstem adıyla meşhur olan halk kitaplarında Zaloğlu Rüstem ile Arap Üzengi cengi diye hikâyeleri anlatılan bu ünlü İran kahramanı ile Alp Er Tunga arasında sayısız savaşlar oldu. Savaşların çoğunu Rüstem kazandı bir kısmını Alp Er Tunga kazandı. (Şehnâme İran destanı olduğu için bunu olağan saymak gerekir.)Bu savaşlar sürüp giderken İran'ın hükümdarı bulunan Keykâvus oğlu Siyavuş'u ve Zaloğlu Rüstem'i gücendirmişti. Gücenmenin sonucu olarak şehzade Siyavüş kaçıp Alp Er Tunga'ya sığındı. Orada uzun zaman kaldı hattâ Türk yiğitlerinden birinin kızıyla evlendi Keyhüsrev adında da bir oğlu oldu.Keyhüsrev büyüyünce iranlılar onu kaçırıp hükümdar yaptılar. Keyhüsrev Zaloğlu Rüstem'i hoş tutup gönlünü aldı ve Alp Er Tunga'nın üzerine gönderdi. Yine bir çok savaşlar oldu. Çoğunda Alp Er Tunga yenildi. Ve en sonunda Alp Er Tunga iyice yoruldu ordusu dağıldı askeri kalmadı. Tek başına dağlara çekildi. Orada bir mağarada tek başına yaşadı. Fakat günün birinde izini keşfedip yerini buldular. Alp Er Tunga suya atlayıp kurtulmak istedi; fakat daha önce davranan Iran askerleri yetişip saldırdılar. Yiğitçe doğuştu ama ihtiyardı yorgundu tek başınaydı. Öldürdüler.Daha önce de belirttiğimiz gibi çok şuurlu bir Iran milliyetçisi olan Firdevsî'nin Zal Oğlu Rüstem'i ve diğer İran asker ve hükümdarlarını üstün görmesi savaşların çoğunda Alp Er Tunga'yı yenik durumlara düşürmesi olağan karşılanmalıdır. Alp Er Tunga'mn çok büyük bir yiğit üstün değerlere sahip bir Hakan olduğunu anlamak için bir Iran Destanında ne kadar değerli bir yer kapladığı düşünülmelidir. Firdevsî kendi milletinin kahramanlarını değerlendirebilmek için ancak bir Türk Hakanını ölçü olarak aldıysa bu bile Alp Er Tunga'mn nasıl bir destan yiğidi olduğunu gösterir. Gerçi Iran ve Turan savaşlarının önde gelen bir yiğidi olarak Alp Er Tunga gerçek kişiliğe de sahiptir; Firdevsî'nin Alp Er Tunga'yı seçişinde bu gerçek payı da muhakkak vardır ama aslında Alp Er Tunga destanlara has kişiliği ile Firdevsî'yi etkisi altına almıştır.Prof. Zeki Velidî Togan'a göre M.Ö. dördüncü yüzyıla kadar yaşamış olan ve M.Ö. yedinci yüzyılda OrtaTiyanşan çevresinin en güçlü devleti olarak gelişmiş bulunan Hunlardan önceki büyük Türk Devleti Şu veya Saka adını taşımaktadır. Bu Türk imparatorluğu birçok kavimler üzerinde egemenlik kurmuş olup Güney Rusya'yı da içine almak üzere Doğu Avrupaya kadar yayılmıştır. Bir kısım tarihçiler Doğu Avrupa bölümündeki sakalara İskit Orta Asya ve Azerbaycan çevresindekilere Saka adını vermektedir. M.Ö. yedinci yüzyılda en güçlü ve en parlak devrini yaşamış olan bu Türk İmparatorluğunun Hakanı ise alp Er Tunga'dır.Divan-ı Lugat-it Türk'te Alp Er Tunga için söylenen ağıtlardan (Sagu) bazı parçalar kaydedilmiştir. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
Bu parçalar
o günkü ve bugünkü Türkçe söyleyişle aşağıya alınmıştır:Alp Er Tunga öldi mü? Isız ajun kaldı mu? Ödlek öçin aldı mu? Emdi yürek yırtılur. Ödlek yarağ közetti Oğrun tuzağ uzattı Begler begin azıttı Kaçsa kah kurtulur? Begler atın urgurup Kadgu anı turgurup Mengzi yüzi sargarup . Korkum angar türtülür. Uluşıp eren börleyü Yırtıp yaka urlayu Sıkrıp üni yırlayu Sığtap közi örtülür. Könglüm için ötedi . Yitmiş yaşıg kartadı Kiçmiş ödig irtedi Tün kün kiçip irtelür Alp Er Tunga öldü mü? Kötü dünya kaldı mı? Felek öcünü aldı mı? Şimdi yürek yırtılır. Feleğin silahı hazır Gizli tuzak kurdurur Beyler beyini vurdurur Kaçsa nasıl kurtulur? Beyler atlarını yorup Kaygıdan çaresiz durup Beti benzi sararıp Sarı safrana döndüler. Erler kurt gibi hıçkırdı Yaka bağır yırtıp durdu Acı ağıtlar çığırdı Yaş akar gözler kurur. Gönlüm içinden yandı. Geçmiş zamanı andı. Geçen günler nerdedir? |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() |
BOZKURT DESTANI
Destan Hakkında bilgi: Bilinen en önemli iki Göktürk Destanından birisidir. Bir bakıma M.S. altıncı yüzyıldan sekizinci yüzyıl ortalarına kadar egemen olmuş bu Türk Devletinin Göktürklerin soy kütüğü ve var olma hikâyesidir. Ayrıca Türk ırkının yeni bir dal hâlinde dirilişi de diyebileceğimiz Bozkurt Destanı Bilge Kağan'ın Orhun Âbidelerindeki ünlü vasiyetinin ilk cümlesi olan: "Ben Tanrıya benzer Tanrıdan olmuş Türk Bilge Kağan Tanrı irade ettiği için kağanlık tahtına oturdum" cümlesi ile birlikte düşünülecek olursa soyun ve ırkın nasıl bir şekilde ilahileştirilmek istenildiğini de anlatmaktadırlar. Destan Çin kaynaklarında kayıtlıdır. Değişik söyleyişler durumunda ise de çizgileri aynı fakat isimler üzerinde anlatıştan doğma veya Çinlilerce yazılırken isimlerin Çince söylenmesinden meydana gelme değişikler yüzünden ayrı görünen belli üç söylenti şeklinde yazılmıştır.Birinci söyleyiş: Hun Ülkesinin kuzeyinde So adı verilen bir ülke vardı. Burada Hunlarla aynı soydan olan Göktürkler otururdu. Bir gün Göktürkler So Ülkesinden ayrıldılar. Bu sırada başlarında Kağan Pu adlı bir yiğit vardı. Kağan Pu'nun on altı kardeşi bulunuyordu. On altı kardeşten birinin annesi bir kurttu.Annesi Göktürklerce en kutsal yaratıklardan biri olarak bilinen ve böyle kabul edilen bir kurt olduğu için delikanlı rüzgârlara ve yağmura söz geçirir bu iki kuvveti buyruğu altında tutardı.Bununla beraber So Ülkesindeki yurtlarından ayrılan Göktürkler düşmanlarının baskınına uğradılar.Bu baskında düşmanlar bütün Göktürkler'i yok ettikleri gibi on altı kardeşten sadece birisi kurtulabildi. Kurtulan delikanlı annesi kurt olan idi. Bu delikanlının da birisi yaz diğeri de kış ilâhının kızı olan iki karısı vardı. Baskından sonra her ikisinden ikişer oğlu oldu. Zamanla kalabalıklaşıp çoğalan halk çocuklardan en büyüğünü kendilerine Hakan seçtiler; o zamanki adı Göktürk dilinde değildi. Hakan seçilir seçilmez Göktürkçe olmayan bu adını bıraktı ve Türk adını aldı.Ondan sonra Türk on kadınla evlendi bir çok çocukları oldu. içlerinden Asena adını taşıyan biri hakanlık tahtına geçince boyun adı da Aşine oldu.İkinci söyleyiş: Hunların bir boyu olan ve adına Aşine denilen Türk boyu Hazar Denizinin batı taraflarında yerleşmişti. Türklerin ilk atası olarak biliniyordu. Rahat ve huzur içinde otururlarken bir gün ansızın düşmanların baskınına uğradılar. Baskının sonunda kimse sağ kalmadı. Her nasılsa küçücük bir çocuk bu baskından sağ kalmış bir köşeye sığınmıştı. Düşmanlar onu da gördüler. Fakat cılız ve küçük bir çocuk olduğu için kimse ondan korkmadı ve ona aldırmadı. Hattâ içlerinden acıyanlar bile çıktı. Ama düşman yine de her ihtimali düşünüp çocuğu öldürmektense kolunu bacağını kesip orada öylece bırakmayı uygun gördü; düşündükleri gibi yaptılar.Kolunu bacağını kesip yan ölü hâle getirdikleri çocuğu alıp bataklıkta bir sazlığa attılar; bırakıp gittiler.O sırada nereden çıktığı bilinmeyen bir dişi Bozkurt göründü geldi çocuğu emzirdi. Yaralarını yalayıp iyi etti. O günden sonra da avlanıp getirdiği yiyeceklerle çocuğu besleyip büyüttü gücünü kuvvetini arttırdı.Zamanla Bozkurd'un beslediği çocuk gürbüzleşti. Günlerden sonra bir gün baskın yapıp Asine soyunu yok eden düşman başbuğu kolunu bacağını keserek sazlığa attıkları çocuğun yaşadığını öğrendi. Adamlar gönderip durumu öğrenmek sağ kaldı ise öldürtmek istedi.Düşman başbuğunun gönderdiği asker geldiğinde kolu bacağı kesik gencin yanında bir dişi Bozkurt gördü. Dişi Bozkurt tehlikeyi sezmişti dişleriyle gerici yakaladığı gibi denizin öte yanına geçirdi; orada da durmayıp Altay Dağlarına doğru götürdü. Orada her tarafı yüksek dağlarla çevrili bir yaylada bir mağaraya yerleştirdi onunla evlendi; on oğlan doğurdu!Mağaranın bulunduğu yayla yeşillikti; serin gür suları meyve ağaçlan av hayvanları vardı. Oğlanlar orada büyüdüler orada evlendiler. Her birinden bir boy türedi. Bunlardan birinin adı da Asine boyu idi. |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
![]() |
Asine
kardeşlerinin içinde en akıllı en gözü pek en yiğit olanı idi. Bu yüzden Türk Hakanı o oldu.Soyunu unutmadı. çadırının önüne her zaman tepesinde bir kurt başı bulunan bir tuğ dikti.Aradan çok yıllar geçti. Aşine boyuna Asençe adlı bir başka yiğit hakan oldu. Bunun zamanında ise Aşine boyu bulundukları yerden çıkıp daha güzel yurtlara yerleştiler.Üçüncü söyleyiş: Bir not halindedir. Çin devlet adamlarından Cjan-Ken'in Milattan önce 119 yılında Çine göre batı ülkelerinde yaptığı gezi sonunda gördüklerini ve duydukların yazıp o zamanki Çin împaratoruna sunduğu notlan arasında kayıtlıdır. Notu Abdülkadir înan'ın Türk Dili Araştırmalan Yıllığı (1954) ndaki Türk Destanlanna Genel bir bakış adlı yazısından olduğu gibi alıyoruz:"Hun Ülkesinde bulunduğum zaman duydum ki Usun Hanı Gunmo unvanını taşıyor. Gunmo'nun babası Hunlann batısındaki bir ülkeye sahipti. Gunmo'nun babası bir savaşta Hunlar tarafından öldürüldü. Yeni doğmuş olan Gun-mo'yu kırlara attılar. Kuşlar çocuğu sineklerden koruyor; bir dişi kurt sütüyle besliyordu. Hun Hakanı buna şaştı. Bu çocuğu saydı. Onu kendi terbiyesine aldı büyüttü. Babasının ülkesini ona geri verdi." |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
![]() |
ERGENEKON DESTANI
Ergenekon Destanı "Büyük Türk Destanından bir parçadır. Türk kavimlerinden Göktürkler'i mevzu alır. Göktürkler'in menşeini açıklamak ister. Ergenekon Destanı'nın özeti şöyledir:Türk illerinde Göktürkler'e itaat etmeyen bir yer yoktu. Bunu kıskanan yabancı kavimler birleşerek Göktürkler'in üzerine yürüdüler. Maksatları öç almaktı. Göktürkler çadırlarını sürülerini bir yere topladılar. Çevresine hendek kazıp beklediler. Düşman gelince vuruşma da başladı. On gün vuruştular. Göktürkler üstün geldi.Bu yenilgiden sonra yabancı kavimlerin hanları ve beyleri av yerinde toplanıp konuştular. "Göktürkler'e hile yapmazsak akıbet işimiz yaman olur " dediler.Tan ağarınca baskına uğramış gibi ağırlıklarını bırakıp kaçtılar.Göktürkler "Bunların vuruşma güçleri bitti kaçıyorlar " deyip arkalarından yetiştiler.Düşman Göktürkler'i görünce birden döndü. Vuruşma sonunda düşman Göktürkler'i gafil avlayıp yendi. Göktürkler'i öldüre öldüre çadırlarına geldi. Çadırlarını ve mallarını öylesine yağmaladı ki bir ev kurtulmadı. Büyüklerin hepsini kılıçtan geçirdi. Küçükleri kul edindi. Her düşman birini alıp gitti.Göktürkler'in başında İl Han vardı. Çocukları çoktu. Fakat bu uğursuz vuruşmada bir tanesi hariç hepsi öldü. Kayı adlı bu oğlunu o yıl evlendirmişti. İl Han'ın Dokuz-Oğuz adlı bir de yeğeni vardı. Kayı ile Dokuz-Oğuz düşmana tutsak olmuşlardı. Fakat on gün sonra bir gece ikisi de kadınları ile beraber atlara atlayıp kaçtılar. Göktürk yurduna geldiler. Burada düşmandan kaçıp gelen çok deve at öküz ve koyun buldular. "Dört taraftaki illerin hepsi bize düşman. Gereği odur ki dağların içinde insan yolu düşmez bir yer izleyip oturalım " dediler. Dağa doğru sürülerini alıp göç ettiler.Geldikleri yoldan başka yolu olmayan bir yere vardılar. Bu tek yol da öylesine bir yoldu ki bir deve veya bir at güçlükle yürürdü. Ayağını yanlış bassa yuvarlanıp parça parça olurdu. Göktürkler'in vardıkları yerde akarsular kaynaklar türlü bitkiler meyveler ağaçlar ve avlar vardı. Böyle bir yeri görünce ulu Tanrı'ya şükrettiler. Hayvanlarının kışın etini yediler; yazın sütünü içtiler. Derisini giydiler. Bu ülkeye "Ergenekon" adını koydular.İki Göktürk prensinin Ergenekon'da çocukları çoğaldı. Kayı Han'ın çok çocuğu oldu. Dokuz-Oğuz Han'ın daha az oldu. Çok yıllar bu iki Hanın çocukları Ergenekon'da kaldılar. Pek çoğaldılar. Dört yüzyıl sonra kendileri ve sürüleri o kadar çoğaldı ki Ergenekon'a sığışamaz oldular. Buna bir çare bulmak için kurultay topladılar. Dediler ki "Atalarımızdan işittik; Ergenekon dışında geniş ülkeler güzel yurtlar varmış. Bizim yurdumuz da eskiden o yerlerde imiş. Dağların arasından yol izleyip bulalım. Göçüp Ergenekon'dan çıkalım. Ergenekon dışında her kim bize dost olursa onunla görüşelim. Düşmanla vuruşalım".Kurultay bu kararı alınca Göktürkler Ergenekon'dan çıkmak için yol aradılar bulamadılar.O zaman bir demirci dedi ki "Bu dağda bir demir madeni var. Yalın kat madene benzer. Şunun demirini eritsek belki dağ bize geçit verirdi". Göktürkler varıp demircinin gösterdiği dağ parçasını gördüler. Demircinin tedbirini de beğendiler. Dağın geniş yerine bir kat odun bir kat kömür dizdiler. Dağın üstünü altını yanını yönünü böylece odun ve kömürle doldurduktan sonra yetmiş deriden büyük körükler yapıp yetmiş yere koydular. Odun-kömürü ateşleyip körüklemeye başladılar![]() Tanrı'nın gücü ve inayeti ile ateş kızdıktan sonra demir dağ eridi akıverdi. Bir yüklü deve çıkacak kadar yol oldu. O kutsal yılın kutsal ayının kutsal gününün kutsal saatini bekleyip bu yoldan Ergenekon'dan çıkmaya başladılar. Bu kutsal gün ondan sonra Göktürkler'de bayram oldu. Her yıl o gün gelince büyük tören yapılır; bir parça demir alınıp ateşte kızdırılır. Bu demiri Önce Göktürk Ham kıskaçla tutup örse koyar çekiçle döver.Ondan sonra Türk beyleri de böyle yapıp bu günü kutlarlar. Ergenekon'dan çıkınca Göktürkler'in ulu hakanı Kayı Han soyundan Börteçine bütün illere elçiler gönderdi; Göktürkler'in Ergenekon'dan çıktıklarını bildirdi. Tâ ki eskisi gibi bütün iller Göktürkler'in buyruğu altına girer. |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
![]() |
GÖÇ DESTANI Destan hakkında bilgi: Bu destan da bir Uygur destanıdır ve daha önce belirtildiği üzere Türeyiş Destanının bir uzantısı gibidir. Bugün Orhun nehri kıyısında bir şehir kalıntısı ile bir saray yıkıntısı vardır ki çok eskiden bu şehre Ordu -Balık denildiği sanılmaktadır. Büyük Uygur Destam'nın son bölümü diye kabul edebileceğimiz Göç Destanı işte bu şehrin saray yıkıntısının önünde bugün görülebilecek şekilde duran yazıtlarda yazılı olduğunu Hüseyin Namık Orkun ileri sürmektedir. Yine Hüseyin Namık Orkun'un belirttiğine göre bu yazıtlar Moğol Hânı Öğüdey zamanında Çin'den getirilen uzmanlara okutturulup tercüme ettirilmiştir.Göç Destanının Çin ve Iran kaynaklarındaki kayıtlarına göre iki ayrı söyleyiş hâlinde olduğu bilinmekte ise de aslında birbirinin tamamlayıcısı gibidir. Iran kaynaklarındaki söyleyiş daha çok tarih bilgilerine yakındır. Aynı zamanda Iran söyleyişi Türklerin Maniheizm'i kabulünü anlatan bir menkıbe görünümündedir. Aşağıda özetlenmiş olan söyleyiş Cüveynî'nin Tarib-i Cihanküşa adlı eserinde yazılıdır bu söyleyişe göre destanda sözü geçen iki ağacın Maniheizm'in kurucusu Mani'nin "iki Esas" adlı eserindeki iki ağacı temsil ve taklit ettiğini Prof. Fuad Köprülü ileri sürmektedir.Çin Kaynaklarına Göre Göç Destanı: Uygur Ülkesinde Tuğla ve Selenge ırmaklarının birleştiği yerde Kumlançu denilen bir tepe vardır. Adına Hulin Dağı derlerdi.Hulin Dağlarında da birbirine çok yakın iki ağaç büyümüştü. Biri kayın ağacıydı. Bir gece kayın ağacının üzerine gökyüzünden bir mavi ışık düştü iki ırmak arasında yaşayan insanlar bu ışığı gördü ve ürpererek izledi. Kutsal bir ışıktı. Kayın ağacının üzerinde aylar ayı kaldı. Kutsal ışık kayın ağacının üstünde kaldığı süre içinde kayın ağacının gövdesi büyüdükçe büyüdü kabardı. Oradan çok güzel türküler gelmeğe başladı. Gece oldu mu ağacın otuz adım ötesinden bütün çevre ışıklar içinde kalıyordu!Bir gün ağacın gövdesi ansızın yarıldı içinden beş küçük çadır beş küçük odacık görünümünde ortaya çıktı. Her odacığın içinde bîr çocuk bulunmaktaydı. Çocukların ağızlarının üstünde asılı birer emzik vardı onlar bu emziklerden süt emiyorlardı. Işıktan doğmuş olan bu kutsal çocuklara halk ve halkın ileri gelenleri çok büyük saygı gösterdiler.Çocukların en küçüğünün adı Sungur Tekin'di ondan sonrakinin adı Kutur Tiğin üçüncüsünün ki Türek Tekin dördüncüsünün Us Tekin beşincisinin adı Buğu Tekin'di. Beş çocuğun beşinin de Tanrı tarafından gönderildiğine inanan insanlar içlerinden birini hakan yapmak istediler. Buğu Han en büyükleri idi; ötekilerden daha güzel daha zeki daha yiğit görünüyordu. Buğu Tekin'in hepsinden üstün olduğunu anlayan halk onu hakan olarak seçtiler. Büyük bir törenle Buğu Hanı tahta oturttular.Böylece yıllar yılı kovalamış bir gün gelmiş Uygurlara bir başkası hakan olmuş.Bu hakanın da Gah Tekin adında bir oğlu varmış. Hakan oğlu Gah Tekin'e Çin prenseslerinden birini Kiu-Lien'i almağı uygun görmüş.Evlendikten sonra Prenses Kiu-Lien sarayını Hatun Dağında kurdu. Hatun Dağının çevre yanı dağlıktı; bu dağlardan birinin adı Tanrı Dağıydı Tanrı Dağının güneyinde Kutlu Dağ derler bir başka dağ vardı kocaman bir kaya parçası.Bir gün Çin Elçisi falcılarıyla birlikte Kiu-Lien'in sarayına geldiler. Kendi aralarında konuşup dediler ki:- Hatun Dağının varı yoğu bütün bahtiyarlığı Kutlu Dağ denilen bu kaya parçasına bağlıdır. Türkleri yıkmak istiyorsak bu kayayı onların elinden almalıyız.Bu konuşmadan sonra varılan karar üzerine Çinliler Kui-Lien'e karşılık olarak o kayanın kendilerine verilmesini istediler. Yeni Hakan isteğin nereye varacağını düşünmeden ve umursamadan Çinlilerin arzusunu kabul etti yurdunun bir parçası olan bu kayayı onlara verdi. Halbuki Kutlu Dağ bir kutsal kayaydı; bütün Uygur Ülkesinin mutluluğu bu kayaya bağlıydı. Bu tılsımlı taş Türk Yurdunun bölünmez bütünlüğünü temsil ediyordu; düşmana verilirse bu bütünlük parçalanacak Türklerin bütün saadeti yok olacaktı.Hakan kayayı vermesine verdi ama kaya öyle kolay kolay sökülüp götürülecek türden değildi. Bunu anlayan Çinliler kayanın çevresine odun kömür yığıp ateşlediler. Kaya iyice kızınca üzerine sirke döküp paramparça ettiler. Her bir parçayı aldılar ülkelerine taşıdılar.Olan o zaman oldu işte. Türkelinin bütün kurdu kuşu bütün hayvanları dile geldi kendi dillerince kayanın düşmana verilişine ağladılar. Yedi gün sonra günahı bağışlanmaz olan bu düşüncesiz hakan öldü. Ne var ki Onun ölümüyle ülke felâketten kurtulamadı. Bir Çin prensesi uğruna çekinmeden bağışlanmış olan yurdun bir kayası Türkelinin felâketine sebep oldu. Halk rahat huzur yüzü görmedi. Irmaklar birbiri ardınca kurudu. Göllerin suyu buhar olup uçtu. Topraklar yarıldı ürün yeşermez oldu.Günlerden sonra Türk tahtına Buğu Han'ın torunlarından biri hakan olarak oturdu. O zaman canlı cansız evcil yaban çoluk çocuk bütün yurtta soluk alan almayan ne varsa hepsi birden:- Göç!. Göç! diye çığrışmağa başladı. Derinden iniltili hüzün dolu eli böğründe kalmış bir çığrışmaydı bu.Yürekler dayanmazdı. Uygurlar bunu bir ilahî emir diye bildiler. Toparlandılar yollara düzüldüler; yurtlarını yuvalarını bırakıp bilinmedik ülkelere doğru göç etmeğe başladılar. Sonunda bir yere gelip durdular orada sesler de kesildi. Uygurlar seslerin kesilip duyulmaz olduğu bu yerde kondular beş mahalle kurup yerleştiler; bunun için bu yerin adını da Beş-balık koydular. Burada yaşayıp çoğaldılar.İran kaynaklarına göre Göç Destanı: Destanın Buğu Tekin'in Uygurlara hakan oluncaya kadar geçen bölümü aynıdır. Buğu Tekin hakan olduktan sonra İran söyleyişine göre ülkeyi adalet üzere ve yıllarca yönetir. Bu süre içinde kendisine üç karga yardım etmekte kargalar dünyanın bütün dillerini bilmektedir. Nerede bir olay olursa hemen Buğu Han'a haber vermektedirler.Bir gün Buğu Han bir düş görür. Düşünde kendisine bir peri kızı gözükmüştür. Bu düşü Buğu Han hemen her gece yedi yıl altı ay ve yirmi iki gün üst üste görür Ve her gece Peri kızı Buğu Han'ın düşünde onunla konuşur danışır; son gece ayrılacağı vakit Buğu Han'a dünyanın efendisi olacağı haberini verir.Han uyanınca ordusunu toplar her ordunun başına bir kardeşini tayin eder Moğallar'ın Kırgızlar'ın Tangutlar'ın ve Çinlilerin üzerine seferlere yollar.Dört kardeşin dördü de seferden zaferle döner ve Orhun vadisini zengin ganimetlerle doldurur bu arada Ordu-Balıg şehri de kurulmuş olur.Bir müddet sonra Buğu Han bir düş daha görür. Düşünde beyazlara bürünmüş .başında beyaz şerit elindeYada Taşı olan bir erkek gözükmüş Buğu Han'a demiştir ki:- Eğer bu taşı saklarsan dünyanın dört bucağında milletleri buyruğunun altına alabilirsin. O gece Buğu Han'ın başveziri de tıpkı böyle bir düş görmüştür. Bunun üzerine Buğu Han ordusunu yeniden toplamış bu sefer yatıya .doğru sefere çıkmıştır. Türkistan'a geldiği vakit geniş bozkırları çayırlan ve gürül gürü! akan çayları görünce burada oturmağa karar vererek Balasagun şehrini kurmuştur. Buğu Han'ın orduları dört bir yana yayılmış bütün milletleri buyruğu altına almıştır.Fakat o zaman Uygurların dindar olmadıkları söylenirdi. Rahipleri vardı ama Kam deniliyordu. Bu Kamlar tıpkı Moğollardaki gibi cinlere söz geçirdiklerini ileri sürerler. Onlara her istediklerini yaptırmağa güçlerinin yettiğini söylerlerdi. Moğollar bu Kamlara çok Önem verirlerdi. Ne zaman bir işe başlayacak olurlar ise bu Kamlara sorarlardı ve ona göre davranırlardı. Hastalarına bile Kamlar bakardı.Uygurlar Buğu Han zamanında Çin hükümdârına elçiler gönderdi kendilerine Nom Kitaplarını anlayan adamlar göndermesi ipin rica etti. Cinlerin din kitapları Nom'dur. Bugün yaşayan bir adamın bin yıl önce de yaşadığına inanırlar.Cinden Nom yöntemlerini anlayan adamlar gelince Kamlarla oturup konuştular din kitaplarını gösterdiler; tartışmayı Kamlar kaybetti. Bu tartışmadan sonra Uygurlar Çin'den gelen yeni dini kabul ettiler. (Bu din Maniheizm'dir.) |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
![]() |
MANAS DESTANI Destan hakkında kısa bilgi: Bu muhteşem Türk Destanının tamamı 400.000 mısradır. Bir Kırgız destanıdır. Müslüman Kırgızlarla Putperest Kalmuklar arasında mücâdeleleri anlatır. Bununla beraber Manas Destanının dokuzuncu yüzyılda Kırgızların Yenisey Kıyılarında devlet kurmağa başladıkları sırada oluşmuş olduğunu ileri süren ilim adamları da vardır.Manas'ın tarihte gerçekten var olduğunu gösterir izler görülememiş ise de Kırgız-Kalmuk mücadelelerinde göz doldurmuş bir Kırgız yiğidinin belki de bir Kırgız Beğinin adı ve yiğitliği ile bu destana konu olduğunu düşünebiliriz.Manas Destanı Kırgızların bir bakıma ansiklopedisi gibidir. Manas Destanında Kırgızların bütün gelenek ve göreneklerini törelerini inanışlarını görüşlerini başka milletlerle olan ilişkilerini masallarını ve ahlak anlayışlarını bulmak mümkündür.Manas Destanının bütününü söyleyenlere Manasçı bir kısmını söyleyenlere Ircı denilir. Manasçılar destanı anlatırken kendi zamanlarının etkisi altında kaldıkları olaylar ile kendi duygu ve düşüncelerini de ustaca katmışlardır.Manas Destanına ilk defa Kazak-Kırgız yöneticisi olan Rus aslından Franel tesadüf etmiştir. Daha sonra Çokan Velihanof 1856 yılında destanı dinlemiş fakat destanın en uzun parçasını Radloff yazıya geçirerek 1885te yayınlamıştır.Destanın en önemli bölümlerini Manas Manas'ın oğlu Semetay Manas'ın torunu Seytek Colay ve Töştük'ün hikâyeleri teşkil etmektedir. Colay ve Er Tostuk hikayeleri ile ilgili bölümlerin Colay adında bir Manaş'çıdan derlendiği sanılmaktadır.Destanın bölümlerine göre özeti: 1) Yeditör adını taşıyan yerde Boyun Han oturmaktadır. Boyun Hanın oğlu Kara Han ve onun oğlu Çakıp Han (Yakûp Han) adıyla anılır. Çakıp Han Alma Ata ırmağının gözesinde Sungur Yuvası denilen yerde yerleşmiştir; Çakıp Han'ın hiç çocuğu yoktur. Bir gün Tanrıdan bir oğlan çocuk ister onun yiğitler yiğidi olmasını diler. Tanrının izni ile bir oğlu olur. Oğlu olduğu için de Tanrıya güzel bir kısrak kurban eder. Dört Peygamber gelip çocuğa ad kor adına Manas der.Manas dile gelir babasına: "Ben İslâm yolunu açacağım inanmayanların malını yağmalayacağım" deyince Çakıp Han çok eski arkadaşı olan Bakaya haber gönderir çağırır. Baka gelince Manas'ın söylediklerini Ona nakleder bu söz üzerine Baka: "Pek güzel söz" der: "Hemen atlanalım Çin'e akın edelim Pekin yolunu bozalım!"Dediği gibi yaptılar. Çakıp Han'ın oğlu genç Manas ise on yaşına gelince ok attı on dört yaşına basınca Hân Evini basıp yıktı Hân oldu. Kâşgar'dan bütün Çinlileri sürüp Turfana tıktı Turfandaki Çinlileri sürdü Aksu'ya attı.2) Kalmuk Han'ın oğlu Almambet'in Müslüman oluşu Er Kökçe'ye sığınışı Er Kökçe'den de ayrılıp Manasa gelişini anlatır:Yerin yer suyun su olduğu çağda... altı atanın oğlu gavur üç atanın oğlu Müslüman idi. O zaman Kara Han'ın oğlu Amambet doğdu hemen büyüdü ve Müslüman oldu. Babasını Müslüman olmadığı için öldürdü kaçıp geldi müslüman beylerinden Er Kökçe'ye sığındı. Er Kökçe'nin kırk yiğidi vardı. Bu kırk yiğit Beylerinin bu Kalmuklu'ya Almambet'e çok iltifatlar edip onu yanından ayırmadığını görünce kıskandılar kıskanınca da Almambet hakkında dedikodular çıkarıp yaydılar. Bu yüzden Almambet ile er Kökçe Bey'in arası bozuldu.Almambet kalkıp Manas'ın Bey evine geldi. Manas da Almambet'i büyük iltifatlarla karşıladı. Manas Almambet'i çok sevdi.3) Manas ile Er Kökçe'nin savaşmasını anlatır: Manas'ın çerileri Er Kökçe'nin ilini yağma ederler. Savaşta Er Kökçe yenilir. Ardından Çakıp Han oğlu Manas'ı evlendirmek ister. Kız aramağa başlar. Temir Hanın kızı olan Kanıkey'in Manas'a uygun bir evdeş olduğunu sağlık verirler. Temir Han da kızını Manas'a vermek istemektedir. Fakat Temir Hanın baş danışmanı bu evlenmeye engel olmağa çalışır. Bu yüzden düğün esnasında kavgalar olur ucu savaşa ve yağmaya varır. Sonunda baş danışman Mendibay Manas'ı zehirler Manas ölür. Manas'ın ölümü ailesini yoksulluğa sıkıntıya ve felâkete düşürür. Atı doğanı ve köpeği mezarının başında ağlarlar; Manas'ın canını bağışlaması için Tanrıya yalvarıp yakarırlar. Manas'ın kırk yiğidi vardır ama hepsi de beğlerini unuturlar. Tanrı Manas'ın hayvanlarının bu bağlılığı karşısında onların duasını kabul eder; Manas dirilir. Eskisi gibi eskisinden daha güçlü bir şekilde iline ve töresine hizmet eder.4) Kökütey Han'ın yas törenini anlatır: Kökütey Han hastalanır. Son nefesini vermeden önce vasiyetini yapar. Ardından da ölür. Kökütey Han'ın ölümü üzerine komşu milletlerden yas töreni için çağırılanlar olur; herkes gelir. Büyük bir yuğ töreni yapılır. Törenin biteceğine yakın konuklar arasında bir kavga başlar sonu savaşa varır. Manas ile Müslüman olmayan Colay Han arasında süren savaş uzayıp gider.5) Göz Kaman'ı anlatır: Çakıp Han'ın küçükken Kalmuklara esir düşen ve Moğolistan'a götürülüp orada büyütülen Göz Kaman adlı bir kardeşi vardır. Göz Kaman Moğolistan'da Kalmuklar arasında büyütülüp orada bir Kalmuk kızıyla evlendirilir; beş oğlu olur; bir gün oğullan ile birlikte asıl yurduna döner. Kalmukça konuşmaktadır.Manas hem amcasını hiç görmediği ve o güne kadar tanımadığı hem de amcası Kalmukça konuştuğu için onu casus zanneder: yakalayıp zincire vurur. Bunları yaptıktan sonra böyle bir amcası olup olmadığını anlamak için babasına haber gönderir. Colay Han haberi alınca sevinir ve kardeşini hoş tutması için oğluna emir verir. Fakat Manas'ın annesi ile karısı da Göz Kaman'dan hoşlanmamışlar hele Kalmukça konuşmasını büsbütün yadırgamışlardır. Bu yüzden birlik olup hep beraber Çakıp Hanın buyruğunu hiçe sayarlar. Yalnız Manas babasının buyruğunu dinleyip amcasına iyi davranır hatta amcası ve oğullan için büyük bir şölen verir. Fakat Göz Kaman'ın oğullan bu şölende bir kavga çıkarıp Manas'ı döverler.Manas Kalmuklara karşı sefere çıktığında amcasının oğullan Kalmukça bildiği için onlardan yararlanmak ister. Gökçegöz'ü Kalmuklara casus olarak gönderir. Gökçegöz Kalmuklar tarafına geçer geçmez Manas'a ihanet eder. Manas bunun üzerine Almambet'i gönderir. Almambet'in yardımıyla Manas savaşı kazanır. Bir çok ganimetler alır dönerken yarı yolda Gökçegöz ile karşılaşırlar Gökçegöz Manas'ı kırk yiğidi ile birlikte zehirler. Kırk yiğit ölür. Manas'ı karısı Kanıkey kurtarır. Mekke'den erenler gelir Kanıkey'e yardım ederler.Manas iyi olur olmaz Mekke'ye gider; dua edip Tanrıya yalvararak kırk yiğidinin dirilmesini sağlar. " 6) Semetey'in doğumunu anlatır. Manas artık ihtiyarlamıştır. Ak atı halsiz düşmüş zayıflamıştır. Manas kırk yiğidini yanına çağırır. Ölümünden sonra doğacak olan oğluna iyi bakmaları için vasiyet eder. Ve Manas ölür. Manas için büyük bir yuğ töreni yapılır yas tutulur.Çakıp Han Kanıkey'e haber göndererek Manas'ın kırk yiğidinden biri olan Abeke'ye Onu beğenmezse Köbeş'e varıp evlenmesini buyurur. Kanıkey'in doğumu yakındır: - Kızım olursa dediğini tutar evlenirim gel gelelim oğlum olursa evlenmek şöyle dursun ne Abeke'nin suratına ne de Köbeş'in yüzüne bakarım diye cevabını gönderir.Kanıkey'in bir oğlu olur. Dediğini yapıp kimseyle evlenmez. Ötekiler Kanıkey'in oğlunu öldürmek isterler. Bunu öğrenen Kanıkey oğlunu alıp babası Temir Han'ın ülkesine kaçar. Yolda türlü sıkıntılar çeker başına gelmedik kalmaz". Sonunda Temir Hanın ülkesine varır Bey Evine ulaşır.Temir Han kızına ve torununa kavuşunca pek çok şölenler verir. Torununa ad konulması için bütün il halkını toplar fakat çocuğa kimse bir ad bulup da koyamaz. Ansızın nerden geldiği bilinmeyen aksakallı bir ihtiyar görünür uzun uzun dualar eder; Temir Han'ın torununa Semetey adını verir.Semetey büyür. Baba yurduna dönmek ister. Yola çıkacağı sırada annesi Kanıkey: -Baka'ya selam söyle ne söylerse sözünü tut dışına çıkma diye tenbih eder.Semetey baba ocağına döner. Çakıp Han sağdır; torunu Semetey'in annesine yapılan eziyetlerin acısını çıkaracağını |