Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Spor Bölümü > Spor Haberleri
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Spor Haberleri Adı Üstünde Spor Haberleri


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 07-12-2007, 17:51   #21 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

 
Bazı efsanelerin numaralarını herkes ezebere bilir. Maradona'nın giydiği 10 numara sadece Arjantin'de değil İtalya'da da kutsaldır ve Dünya Kupası dışında hiçkimse El Matador'un forma numarasını taşıyamaz. Kimi ülkede ise 12 numara yani taraftarın numarası özeldir! Zidane ile Platini'yi kıyaslamayı ise kimse düşünmez!
Kuzey Amerika’da da eski sporculara saygı vazgeçilmez bir durumdur. Her takımın eski efsane sporcularına ayrılmış bir Ünlüler Salonu (Hall of Fame) bulunur.

Tarih yazan bu oyuncular takımları için gösterdikleri başarılı performansın onuruna giydikleri formanın numarası emekliye ayrılarak taçlandırılırlar. Dünya sporunda bu gelenek her oyuncuya değil üstün başarılara imza atmış efsanelere uygulanır. Bu vefa örneği NBA tarihinin efsane ismi Michael Jordan ve ünlü NHL oyuncusu Wayne Gretzky ile başlamıştır. Chicago Bulls tarihinde bir daha hiçbir oyuncu “23” numaralı formayı giymeyecek. Aynı durum Edmonton Oilers’in “99” numarası için de geçerli.

Bu gelenek ilerleyen yıllarda futbola da geldi. Eskiden sahaya çıkan oyuncular 1 ve 11 arasındaki numaraları taşımak durumundaydı ancak 90'lı yıllarda bu kural değişti ve her oyuncu kadroda sabit bir numara taşımaya başladı. Bazıları efsane oldu numaralar da o oyuncunun adıyla anılmaya başlandı.

Renklere olan sadakat kahramanlık statüsünde bilindik bir yoldur. Milan’da 20 muhteşem yıla imza atan Franco Baresi’nin “6” numarası oyuncunun 1997’deki emekliliği sonrası Rossoneri tarafından tedavülden kaldırıldı o sezondan sonra Milan’da kimse “6” numarayı giymedi.

Milan şimdi benzer bir seremoniye hazırlanıyor. Sırada efsane kaptan Paolo “Il Capitano” Maldini’nin “3” numarası var. Kulübün İkinci Başkanı Adriano Galliani oyuncusunun önemini 2005 Ocak’taki “Maldini bu kulübün tarihini temsil ediyor O emekli olduğında “3” numara da emekli olacak” sözleriyle dile getirdi. Paolo Maldini ise konuyla ilgili olarak “Bu kulüp bana her zaman çok büyük vefa örneği gösterdi. Bundan çok büyük mutluluk duyuyorum ve itiraf etmek gerekirse bunun olmasını hep ummuştum” dedi. “Il Capitano”nun emekliliği sonrası “3” numaranın San Siro taraftarının vazgeçilmezleri arasına gireceği kesin.

Milano’nun diğer ekibi Inter’de ise benzer durum sadece efsane oyuncu Giacinto Facchetti için uygulandı. Eylül 2006’da hayata gözlerini yuman efsane oyuncu ve eski başkan Facchetti’nin “3” numarası emekliye kaldırıldı. 1961 ve 1978 yılları arasında Inter formasını 634 kez giyen Facchetti milli takımda da büyük başarılar yakalamıştı. Milli takımdan arkadaşı Gianni Rivera “Facchetti çok büyük oyuncuydu ancak daha da büyük adamdı. Hayatını futbola adamıştı” sözleriyle efsaneye olan hayranlığını dile getirdi. Inter’de 2006/07 sezonuna “3” numaralı forma ile başlayan Arjantinli Nicolas Andrés Burdisso efsane numaranın emekliye kaldırılmasının ardından “16”no'lu formayı giymeye başladı.

İtalya Serie A’da benzer forma efsaneleri var. Örnek vermek gerekirse; Romalı “6” yani Aldair veya Cagliarili “11” yani Gigi Riva sayılabilir.

Mükemmel “10”
Bunların aksine kariyerinin sadece son 4 sezonunda Brescia forması giymiş olan 1993 FIFA Dünya’da Yılın Oyuncusu ve Altın Top sahibi Roberto Baggio kulübün tarihine geçmeyi başarmıştır. Daha önce Serie A’da önemli bir başarısı bulunmayan Brescia Divino Codino’nun (Robeto Baggio) gelişiyle 2001/02 sezonunda UEFA Kupası’na katılmaya bile hak kazandı. Efsane oyuncu kariyerindeki 452 maç ve 205 golün ardından 2004 yılında kramponlarını rafa kaldırmaya karar verince Brescia’daki “10” numaralı forması da kulüp tarafından Baggio’nun adıyla emekliye ayrıldı.

“10” deyince akıllara gelen bir başka efsane de tabii ki Diego Armando Maradona. Arjantin milli takımı resmi FIFA organizasyonları dışında (Bu organizasyonlarda kadrodaki oyuncular 1-23 arasında sıralı olarak numaralandırılmak durumunda) bu numarayı kimseye vermiyor. Arjantin futbol idollerinden Mario Kempes eski takım arkadaşı Maradona’yla ilgili olarak “10 numarayı dünyadaki en büyük oyuncular giyer ve eminim Arjantin gelecekte yeni bir Diego yaratacak” dedi. Maradona da bu konuda takım arkadaşına katılıyor aslında. El Matador sadece Lionel Messi’yi izlemek için para ödemekten yakınmayacağını belirterek belki de Arjantin Milli Takımı’nın yeni “10” numarasını açıklıyor yani Tangocular’ın yeni Maradona’sı.

Sadece milli takımı değil Napoli de ona tapıyor. O olmasa sıradan bir takım olmaktan öteye gidemeyecek Napoli Maradona ile yakalamadık başarı bırakmadı. O Napoli şehrine sadece Serie A ve İtalya Kupası zaferleri değil UEFA Kupası başarısı da hediye etti. Günüzümde şehirde Napoli ve “10” deyince aklına Maradona’dan başkası gelebilecek bir insan yok. Herkes onun büyülü ayaklarıyla bunu yarattığının farkında.

Ebedi itibar ve 12. adam
Futbol tarihinde forma numarasını emekli etme durumu hep böylesine başarı ve mutluluk hikayeleri sonunda olmadı. Bazı hazin olaylar da buna sebep oldu. 2003 yılında Kamerun ve Kolombiya Milli Takımları arasında oynanan Konfederasyon Kupası yarı final maçında Marc-Vivien Foé’nin trajik ölümü sonrası Lens “12” Lyon “17” Manchester City ise “23” numarasını Kamerunlu oyuncuyu anabilmek adına rafa kaldırdı. Benzer durumlar Chievo’da “30” numara ile Kongolu Jason Mayle için Brescia’da da “13” numara ile İtalyan Vittorio Mero için uygulandı.

Celtic taraftarı 1 Kasım 2006’da konuk oldukları Şampiyonlar Ligi Benfica deplasmanında efsane oyuncu Miklos Feher’e saygılarını açtıkları pankartla dile getirdi. Pankartta Portekizce 'Feher: Nunca caminharas sozinho' (Feher asla yalnız yürümeyeceksin) yazıyordu. Macar yıldızın “29” numarası da 25 Ocak 2004’deki ölümünden sonra Benfica tarafından emekli edildi.

İskoçların bu davranışı sonrası dünyada birçok kulüp taraftarını da “12” numarayla adlandırdı. Oyunun vazgeçilmezi olan taraftar dünya üzerinde ülkemiden de Beşiktaş Fenerbahçe Galatasaray Trabzonspor ve diğerleri gibi ve Lens Feyenoord Portsmouth Norwich City Malmo ve Zenit St Petersburg başta olmak üzere birçok kulüp tarafından “12. Adam” olarak tanımlandı. Yunan ekibi Panathinaikos ise bu geleneği taraftarına “12” yerine “13” numarayı vererek farklı bir boyutla devam ettirdi. Yunan ekibi en ateşli taraftar grubuna Apostolos Nikolaidis Stadı’nda “13” numaralı kapıdan girilen yerler ayırdı.

Bazı forma numaraları taşıyanlarıyla özdeşlemiş olsa da sonrasında da aynı numarayı giyip benzer başarılar yakalayabilmiş isimler var. İşte Fransa Milli Takımı örneği Michel Platini ve Zinedine Zidane. Bu iki “10” numaradan hangisinin diğerinden daha iyi olduğunu söyleyebilecek kimse yok. George Best Bryan Robson Eric Cantona David Beckham veya Cristiano Ronaldo. Bu “7” numaralardan hangisi diğerinden daha büyük? Göz ardı edilemeyecek tek gerçek bu yıldızların farklı numaralar giymiş olsalar bile büyük başarılar yakalayabilecek kapasitede olduklarıdır.
_KoJiRo_ isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 17:52   #22 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

 
Hasan Vezir hikayesini anlattı...
Hasan Vezir hikayesini anlattı...17 Nisan 2007 10:45


Trabzon'da şampiyonluk yaşadı Fener'le 103 golle zirveye çıktı... G.Saray'ın kaçırıp sözleşme imzaladığı Hasan Vezir sessiz sedasız futbolu bıraktı...
O Trabzonspor'un son şampiyonluğunda kadrodaydı. F.Bahçe'nin 103 gol attığı sezon ise Fener'de. G.Saray'ın kaçırarak renklerine bağladığı isimdi Hasan Vezir. Ama o bu üç takımdan hiçbiriyle özdeşleşemedi.

Türk futbolunda ârafta kalan oyunculardan biridir Hasan Vezir. Trabzonspor F.Bahçe ve G.Saray'da top oynayıp bu camialara mal olamamak gibi bir kadere sahiptir o. Aynı zamanda memleketi Rizespor'ludur. Trabzonspor'un son şampiyonluğuna şahit olan F.Bahçe'nin 103 gol atarak rekor kırdığı sezon Sarı-Lacivertli formayla 19 gol kaydeden G.Saray'ın kaçırarak renklerine bağladığı ve bu trajik transfer sebebiyle futbol hayatı zehir olan Hasan Vezir yaşadıklarını anlattı.

1962 doğumlu Hasan Vezir'in futbol topuyla ilk tanıştığı yer Rize'nin arka sokaklarıdır. Aslında genlerinde vardır futbolcu olmak. Babası da abisi de amatör olarak top oynadıkları için kendisine ve iki küçük kardeşine örnek olmuşlardır. Babası 1953'te kurulan Rizespor'un ilk kadrosunda da yer almıştır. Hasan'ın küçük kardeşleri Murat ve Muharrem de futbola profesyonel düzeyde hizmet edeceklerdir. Babası Mustafa Bey'in üzerindeki emeği oldukça fazladır. Çaykur genç takımında futbola başlayan oğlunu sabah namazından sonra bal süt ve yumurta ile besler arkadaşlarının baba korkusundan idmana gelemediği o günlerde.

CILIZ ÇOCUĞUN YÜKSELİŞİ
Profesyonellikte ilk imzayı attığı Rize'de daha ilk sezonunda mide kanaması geçirir. Hasan'ın yanı başında yine babası vardır: "Doktor 'artık futbol oynaman mümkün değil' dedi. Babamın bir ağlaması vardı o gün gözümün önünden gitmez. Ben yıkılmıştım. Her şeye rağmen bana en büyük desteği o verdi. Teselli etti. Annemle birlikte 6 ay çok iyi baktılar. Anzer balı yedirdiler devamlı. 6 ay sonra Ankara'ya bir doktora gittim. Müjdeli haberi verdi. Futbola dönebilecektim."

Hasan çocukluk yıllarında cılız; hatta kısa boyludur. İlk kez gittiği Rize'nin altyapı seçmelerine bu yüzden seçilemez. Ama 6 ay sonra Cevat Öztürk adlı Rize'nin altyapı hocası onu katıldığı mahalle turnuvasında bu defa beğenir ve takımına alır. Amacı futbola başladığı At Meydanı'nda konuşulan gençlerden biri olmaktır. Rizespor'un İkinci lig'e düştüğü 1981'de ise A takımdadır: "Küme düşen takımdan 6 oyuncuyu üç büyükler aldı. Onlar gidince altyapıdaki bizlere gün doğdu. Benle beraber 11 arkadaşım A takıma yükseldi."

Artık kadronun değişmez elemanıdır. Onun performansı Trabzonspor'un hocası A.Suat Özyazıcı'nın kulağına gider. Suat hoca 'bir görelim bakalım nasıl futbolcu' diyerek Rize ile bir hazırlık maçı ayarlar. Trabzon'un fırtına olduğu zamanlardır. Maçı Rize 1-0 kazanır. Hasan iyi oynar. Ama Ahmet hoca tam ikna olmaz. Aradan birkaç ay daha geçer. Bir hazırlık maçı daha ayarlanır. Ancak Rize'nin hocası Hasan'ı önemli bir lig maçı olduğu için yedek kulübesine oturtur. Devre arası Ahmet Suat hocanın ricasıyla Hasan oyuna dâhil olur. Ortaya koyduğu futbolla Suat hocanın kafasındaki kuşkuları giderir. Ve sezon sonu Trabzonspor'un yolunu tutar.

MESUT YILMAZ DEVREYE GİRİNCE…
Hasan'ın Trabzon'a gittiği yıl takımın son şampiyonluğunu kazandığı 1983-84 sezonudur. İlk yarı takımın değişmez oyuncusu olan Hasan ikinci yarı yine mide kanaması geçirir. Son iki ay forma giyemez. O ameliyat Trabzon şampiyon olur. Trabzonspor'un son şampiyonluğunun tanıklarından Hasan Vezir'in o günlere dair anlatacağı çok şey var: "Takımda hiç yabancı yoktu. Bırakın yabancıyı bölgenin dışından bir tek İskender abi vardı. O da herkesten çok Trabzonluydu. Arkadaşlık bağları çok kuvvetliydi. Beni de hemen aralarına aldılar zaten. Öyle kampa falan girmezdik. Yemeği yerdik maça çıkardık. Kendimize güvenimiz tamdı."

Trabzonspor'da 4 sene kalır. Ona göre Bordo-Mavili ekibin sonraki yıllarda başarısını sürdürememesi dışa açılmasından kaynaklanıyor. "Bir sürü hoca geldi gitti. İlk Sunderman'ı aldılar. Sonra futbolcu Groh'u. Sunderman aslında iyi hocaydı. İyi oynuyorduk; ama skora yansımadı. Groh da basit oynayan; ama verimli bir oyuncuydu. Bugün her takımda ön libero oynar. Taraftarımız onda yıldız özellikleri aradı. Bulamayınca da sevemedi. Sonra Trabzon'a bir Ahmet Suat hoca bir Özkan Sümer teknik direktör oldu. İstikrar elden gitti. Yanlış transferler yapıldı. Bu bugün bile sürüyor. Mesela Marcelinho ve Musamba bu takımın oyuncuları değil. Buraların iklim şartlarına göre oyuncular alınmalı."

O yıllar sözleşmeler iki yıllıktı. Hasan'ın ikinci sezonunda talipleri çoktu. Ancak Trabzon onu bırakmayacaktı. Hatta bonservisi için 100 milyon lira gibi rekor bir fiyat biçilmişti. İki sene bittikten sonra ise ayrılık vakti gelmişti. O sıra Rizespor da Birinci lig'e çıkmıştı. Hasan'ı çok istiyorlardı. Ama başta Beşiktaş olmak üzere İstanbul takımları da onun peşindeydi: "Seçim dönemiydi. Mesut Yılmaz'ın kardeşi Turgut Yılmaz Rize'nin başkanıydı. Beni istiyordu. Mesut Bey de ANAP'tan milletvekili adayıydı. Ben İstanbul'u kafama koymuştum. Trabzon ise tepki olur diye bırakmak istemiyordu. Kulüp Başkanı rahmetli Mazhar Afacan Rize'ye giderek babama 'Hacı oğlunu İstanbul'a gönderirsek zor duruma düşeriz.' dedi. Babam da ona 'Oraya gitmez memleketine gelir.' diye cevap verdi. Ben o sırada karayoluyla İstanbul yolundayım. Üç büyüklerden biriyle anlaşacağım. Ama Ordu'da bir arkadaşın dinlenme tesislerine uğruyoruz. O arkadaş Mesut Yılmaz'ı arıyor. 'Hasan İstanbul'a gidiyor Beşiktaş'a imza atabilir' diye. Mesut Bey 'gönderme' diyor. Öylece Rize'ye dönüyorum. Ve Rize'yle anlaşıyorum. Üstelik çok az paraya."

Trabzon gibi bir takımdan Rize'ye dönmek duygusal bir imzaydı Hasan için. Bugün bu kararına şaşırıyor. 2 yıllık anlaşma yaptığı Rize'de ilk sene zar zor ligde kalıyorlar. Hatta son haftalara doğru Sakarya ile oynadıkları maçı unutamıyor. Sakaryaspor'da Oğuz Aykut kaleci Engin vardı: "Türkiye Kupası'nı almışlardı. Deplasmandaydık. Sondan ikinci haftaydı yenmemiz gerekiyor yoksa düşeceğiz. İlk yarı 1-1 bitti. Bizim takımın golünü ben attım. Devre arası yalvarıyoruz onlara; ne olur oynamayın diye. Ama dinlemiyorlar. İkinci yarı başlıyor 3-1 öne geçiyorlar. Bizim takımda kardeşim Muharrem de var. Stoper oynuyor. Ben kendisini forvete yanıma çağırıyorum. Çünkü o daha önce santrfor da oynamıştı. Forveti üçlüyoruz. Zaten yenilince düşeceğiz. Hocamız Alman'dı. O sırada yedek kulübesinden bağırıyor. 'Muharrem nayn Muharrem nayn' diye. Ben kenara giderek hocaya 'Ne naynı hoca küme düşüyoruz.' diye çıkıştım. Muharrem son 20 dakikada üç gol attı ve maçı 4-3 kazandık. Maçtan sonra tüm takım Muharrem'in üzerindeydi. Son hafta Bursa'yı yenerek ligde kaldık."

VESELİNOVİÇ HASAN'I İSTİYOR
Hasan Vezir'in ikinci sezonunda Rize ilk hafta içeride F.Bahçe ile oynuyor. İlk yarı 0-0 biter. İkinci yarı Aykut oyuna dâhil olur ve 4 gol atar. Maçı F.Bahçe 5-0 kazanır. F.Bahçe'nin hocası Veselinoviç ise bu maçta ilk defa gördüğü Hasan'ın alınması için yönetime talimat verir. Rize sonraki maçlarında deplasmanda Bursa'yı 2-1 içeride de Altay'ı 2-0 yener. Gollerin hepsini de Hasan atar. F.Bahçe'nin Hasan'ı alma arzusu daha da depreşir. O sezonun 7. haftası bu transfer gerçekleşir. Rizespor Hasan'ı; Orhan Önder İskender Bilal ve bir miktar para karşılığında F.Bahçe'ye satmaya razı olur. Daha takımla hiç antrenmana çıkmadan kampa dâhil olan Hasan Karşıyaka deplasmanında 70 dakika sahada kalır. Hayatında ilk kez 70 bin kişinin huzurunda futbol oynadığı için oldukça heyecanlıdır. Bu ilk maçında F.Bahçe sahadan 2-1 galip ayrılır. F.Bahçe formasıyla ilk golünü ise bir hafta sonra Sakarya'ya karşı kaydeder.

O sene F.Bahçe 103 gol atarak tüm sezonların gol rekorunu kırar. Hasan'ın kaydettiği gol sayısı da 19'dur. Trabzon'un son şampiyonluğunda bulunan Hasan bu tarihî kadro içinde yer alarak iyice ayrıcalıklı futbolcu olmayı başarır. O sezon G.Saray ile oynanan ve 4-3 kazanılan tarihî Türkiye Kupası maçının başrolünde de o vardır: "İlk maç Kadıköy'de 2-2 bitmişti. Ali Sami Yen'de ise devreyi 3-0 yenik kapattık. Ama iyi oynuyorduk. Onlar farktan sonra ise şov yapmaya başlamışlardı. İkinci yarı Veselinoviç bize 'Moralinizi bozmayın. İlk 5-10 dakika içinde bir gol bulursak bu maçı çeviririz.' dedi. Orta sahada oynayan Oğuz'u çıkardı. Şenol'u soktu. Müjdat'ı da orta sahaya çekti. İkinci yarının başında Aykut'la bir gol bulduk. Sonra ben arka arkaya 3 tane attım ve maçı 4-3 kazandık."

ERGUN GÜRSOY: SENİ KAÇIRIYORUZ
F.Bahçe Türkiye Kupası'nda finale yükselir. Ligde de şampiyonluk ilan edilir. Ve artık yeni sezon için futbolcularla görüşmeler başlar. Hasan da görüşülecek oyunculardan biridir. Çünkü anlaşması tek yıllıktır. G.Saray bu durumu bildiği için Hasan'a transfer teklifinde bulunur. O ise 'önce kulübümle görüşeyim' diyerek bu teklifi o an için rafa kaldırır. F.Bahçe Oğuz Aykut ve Rıdvan'a 850 milyon lira veriyordur. F.Bahçe'de 35 milyona oynayan Hasan'a ise 550 milyon lira teklif edilir. Haliyle Hasan bu paraya itiraz eder: "Nişanlanmıştım. Düğün yapacak ev alacaktım. Üstelik çok iyi bir sezon geçirmiştim. Artı G.Saray bana 1 milyarın üzerinde para öneriyordu. G.Saray Adası'nda da düğünümü yapacaklardı. Transfer görüşmelerini Metin (Aşık) abiyle yapıyorduk. Ona bunları anlattım. Sonra da 750 milyon lira istedim. Çünkü F.Bahçe'de devam etmek arzusundaydım."

Metin Aşık Hasan'ı dinledikten sonra 650'ye çıkar. Ama o görüşmeden netice alınamaz. Bir sonraki buluşmada ise Metin Aşık Hasan'a 'kararını verdin mi?' diye sorar. Hasan 'kararımı daha önce size söyledim.' diye cevap verir. Metin Aşık da 'Kim sana daha fazlasını veriyorsa oraya git.' diyerek görüşmeyi sona erdirir: "Bunu niye söyledi bilmiyorum. Belki benim gitmeyeceğimi düşündü. 'Siz bilirsiniz' diyerek yazıhaneden çıktım. Bir gün sonra Ergun Gürsoy ve Yurdaşen Karahasan ağabeyler bana haber gönderdi. 'Seni bekliyoruz' diye. Onlarla Küçükyalı'da buluştuk. Yanımda abim de var. Ona 'sen buradan ayrıl biz Hasan'ı eve bırakırız.' diyorlar. Bursa'ya doğru yola çıkıyoruz. Orada Özhan Canaydın'ın tekstil fabrikası vardı. Oraya gidiyoruz. 'Ergun abi' diyorum 'Ne yapıyoruz? Benim kupa maçım var'. 'Yok bir şey olmaz.' diyor. 'Seni kaçırıyoruz biz. Artık dönüşü yok bunun.' Bursa'ya uğradık oradan da Fethiye'ye tatil köyüne gittik."

İŞKENCE HAYATI
Beşiktaş ile yapılacak finalin ikinci maçında Hasan oynayamaz. Dahası maçtan üç gün sonra düğünü de vardır. Hasan Ergun Gürsoy'a 'Abi izin verin maçta oynayayım.' dese de Gürsoy her defasında 'Bir şey olmaz. Seni gönderirsek bu transfer yatabilir.' diyerek Hasan'ı ikna eder. Daha sonra başına geleceklerden habersiz tatil köyünde beklemeye başlar. Ertesi gün sarsılır. Gazeteler Hasan'ı 'hain'likle suçlayan başlıklar atmıştır çünkü. Bazıları 'kaçırıldığını' yazar: "Sıkıntıdan dudaklarım yara oldu. Üç gün Fethiye'de kaldım. İnsan düşünemiyor. Böyle olacağını bilemiyorsun. Sonuçta imzayı attım. Ama ondan sonra büyük sıkıntılar beraberinde geldi."

Sokağa çıkamaz Hasan. Bu imza öyle bir gün iki gün değil neredeyse 3-4 sene sürecek bir işkencenin başlangıcıdır onun için. G.Saray'da 2 sene sonra gittiği Bakırköy'de de 2 sene oynayacaktır. Ve her maçta ona tepki olacak F.Bahçe seyircisi takım hangi rakiple oynarsa oynasın Hasan'a olumsuz tezahürat yapacaktır. Çünkü F.Bahçe taraftarı Hasan'ı çok sevmiştir ve bu sevgi büyük bir nefrete dönüşmüştür. İmzadan hemen sonra G.Saray Adası'nda gerçekleşen düğününde başlar tacizler. Adanın etrafında tekne kiralayarak tur atan F.Bahçe taraftarları tezahüratlar yaparak Hasan'a sözlü sataşmalarda bulunur. Düğününe eski takımdan hiçbir arkadaşı gelmez. Hatta Rizeli olan Hakan Tecimer bile: "Çekindiler belki. F.Bahçe ile oynadığımız ilk maçta da F.Bahçeli arkadaşlarım bana 'merhaba' bile demedi. Tribünler o maçta 'Hasan'a merhaba diyen bizden değildir' şeklinde tezahürat yaptı. Kimse selam dahi vermedi. Dostluklarımız da eskisi gibi olmadı ilk başlarda. Çok sonraları F.Bahçeli futbolcular benimle konuşmaya başladı."

Ama asıl olay G.Saray'ın F.Bahçe'yi son dakikada Hasan'ın attığı golle 1-0 yendiği maçtan sonra yaşanır. Hasan o sırada Kozyatağı'nda oturmaktadır. Eşiyle akşam yemeğine çıkar. Eve döndüğünde karşısında kapıcının eşini ağlamaklı halde bulur. 15-20 tane F.Bahçe taraftarı siteye gelmiş Hasan'ı aramış 'Hasan evde yok' diyen kapıcıya inanmamış kapıcıyı önce dövmüş sonra da falçatayla yaralayarak yakındaki konteynırın içine atmışlar. Bu olay Hasan'ı çok üzer; ama yapacak bir şey yoktur artık. Neyse ki kapıcı İrfan'a bir şey olmaz. Bu sıkıntılı günlerinde G.Saray Hasan'a sahip çıkar; lakin yine de mevcut durum Hasan'ın performansına olumsuz yansır. Zaten lig başında 3 maç ceza almıştır sezon bitmeden imza attığı için. Lig sonu geldiğinde ise G.Saray forması altında sadece 13 gol atar: "Yaşadığım sıkıntıları hiçbir futbolcu yaşamamıştır Türkiye'de. Sokağa çıkamıyordum. İdmandan eve evden idmana. Florya'ya da taşınamadım bir türlü."

DENİZLİ HASAN'A FORMA VERMİYOR
İlk sene biter. G.Saray'daki ikinci senesinde takımın başına Mustafa Denizli gelir. Denizli Hasan'ın F.Bahçe'de oynarken 3 gol attığı 4-3'lük maçta da G.Saray'ın hocasıydı. Denizli Hasan'a pek forma vermez. Hasan bunu 'Belki o maçtan dolayı bana bir takıntısı olabilir.' şeklinde açıklıyor. Bir de kendisini transfer eden yönetimin yerine yeni yönetimin gelmesine bağlıyor. G.Saray taraftarı ise Hasan'ın gönderilmesini istemez. Ancak Alp Yalman yönetimi Hasan'la anlaşmaya yanaşmaz ve Hasan soluğu Bakırköy'de alır.

Orada da F.Bahçe taraftarlarının tepkisi sürer. Ciddi bir sakatlık geçirir. Menisküs ameliyatı olur. 'Bu saatten sonra nereye gideceğim' diyerek tedavisini ihmal eder. Tam iyileşmeden tekrar sahalara döner; ama eski performansını gösteremez. Haliyle Bakırköy'den ayrılır ve İkinci lig'de şampiyonluğu hedefleyen Karabük'ün yolunu tutar. Orada şampiyonluk yaşar ve takımın 1. lig'e çıkmasında başrol oynar. Derken Adana'ya transfer olur. Sonra Kartal'a gelir ve burada futbolu sessiz sedasız bırakır.

Futbolu bıraktıktan sonra meşin yuvarlağın yerini hiçbir şeyin alamadığını görür Hasan Vezir. İş hayatına atılır. Rize'de bir butiği vardır; ama çok uzun sürmeden orasını devreder. Sonra peyzaj firması kurar. Bu işte de zarar eder. Bu iki başarısız iş deneyiminden sonra antrenörlük yapması gerektiğini anlar.

TAKIMLARIN ASANSÖRÜ GİBİYDİ
Antrenörlük hayatına da ilk Karabük'te başlar. Orada oynadığı dönem çok iyi intibalar bıraktığı için Osman Nuri Bal adındaki yönetici kendisine takımı emanet eder. Sonuncu sırada aldığı Karabük'ü ilk 5'in içine sokar. İkinci sezon 11 hafta namağlup gider takımı ilk sıradadır; ancak yönetim değişikliğinden sonra yaşadığı birkaç problem sebebiyle Karabük'ten ayrılır.

Yeni takımı 3.ig'deki Çorluspor'dur. Hasan burada ilk şampiyonluk deneyimini yaşar. Beklentileri artar. Çorlu'yu şampiyon yaptıktan sonra daha büyük takımlar alabilir miyim diye bekler. Hatta bazı teklifleri beğenmez; ama arzuladığı teklifi de almadığı için devre arasında Kasımpaşa'nın yolunu tutar. Orada 4 aylık bir macera yaşar. Kasımpaşa'yı bıraktıktan sonra Pazarspor'a gider. Bu takımı da üçten ikiye çıkartır. İkinci lig'de ise maddi imkansızlıklar sebebiyle başarılı olabilecek bir ekip kuramaz. Ve devre arası takımdan ayrılır. Kısa bir süre boşta bekleyen Hasan Vezir bu sene devre arasında Kastamonu'nun başına getirilir: "İyi bir teklif vardı. Burada hedefler büyük. Ligde orta sıralardayız. İlk hedefimiz play-offlara katılmaktı."

Vezir'in bugün en çok yakındığı durum hiçbir camianın adamı olamaması: "Ayrı ayrı kulüplerde top oynadığım için hiçbir taraftanım. Bir takımda kaldığın zaman oranın adamı oluyorsun. Ben şu an hocalık yapıyorum. Lobim olsaydı şu an Birinci Lig'de takım çalıştırıyor olurdum. Yaptığım işler ortada. Başarılarım ortada. Trabzon'da top oynadım; ama oraya mal olamadım. Fener'e gittim; Fener'e mal olamadım. G.Saray'a gittim oranın da adamı olamadım."

Bir yere ait olmamanın sıkıntılarını yaşayan Hasan pişman. "Bilseydim büyüklerden birinde oynar ve orada bırakırdım. Büyük takımda oynayıp futbolu bırakan arkadaşlarım var. Hepsi bir yerlere geliyor. Mesela F.Bahçeli Rıdvan deniyor. Ama bana ne Trabzonlu Hasan ne Fenerli Hasan ne de G.Saraylı Hasan deniyor." Peki Hasan'a memleketi Rize sahip çıkmış mıydı? "Maalesef. Sahip çıkmaları lazımdı. Bana şans verselerdi kimse abesle karşılamazdı. Bugün faal olarak çalışan ve bu kadar kariyer yapan Rizeli antrenör bir tek ben varım. Beni sahiplenmeliydiler. Bir sürü hoca çalıştı orada. Ama bana sen bizim evladımızsın diyen olmadı."

Pişmanlıkları var Hasan'ın; ama geçmişe dönüp baktığında sadece F.Bahçe'den G.Saray'a gittiğinde o son Beşiktaş maçını oynamamasını büyük bir hata olarak görüyor: "Bana zararı oldu Fenerbahçe'ye zararı oldu. Benim gibi bir santrfor bulamadılar. Benden sonra Nielsen'i 2 milyara mal ettiler. Bana 750 milyonu çok gördüler."
_KoJiRo_ isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 17:52   #23 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

 
Pele "Futbolun Kralı"

Futbol sahasında kırılmadık rekor bırakmadı! Sadece O'nu izlemek için savaşa ara verildi. Hakem oyundan attığında olay çıkmaması için maça geri alındı. Yetenekleriye dünyayı fethetti. "Siyah İnci" Pele'nin çok özel hikayesi.

Eğer mükemmel kelimesini kullanmak isterseniz Pele neredeyse o kelimenin tam ortasındadır. O futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi oyuncusudur” sözleri Batı Almanya’nın eski yıldızı ve futbol adamı Franz Beckenbauer’a ait.

“Efsaneler yalnız yürürler ama başardıkları ile birer masal kahramanı olurlar ve yaptıklarıyla da kalbimize ulaşırlar” sözleri Pele’yi anlatmaya çalışan Amerika Birleşik Devletleri eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’a ait. Kissinger’ın sözü ise şu şekilde devam ediyor “Futbolu sevenler için ise Edson Arantes do Nascimento ya da bilindiği adıyla Pele laflarımı tamamlayan bir kahramandır.”

“Pele.” Kısa bir isim ama çok uzun bir anlam içeren Edson Arantes do Nascimento’nun dünya üzerinde herkes tarafından bilinen adı. İsmin nereden geldiğini anlatan yüzlerce hikaye var ama hiçbiri bu fenomenliğin boyutunu izah etmeye yetmiyor.

Herşey Brezilya’nın ufak köylerinden birinde başladı Dico takma adını taşıyan genç en çok sevdiği şeyi yani futbolu mahalledeki her çocuktan daha iyi oynarken! Bir gün diğer çolcuklar O’nu Pele diye çağırmaya başladılar. O bu “yeni” ve Portekizcede bir anlamı olmayan takma adın nereden geldiğini bilmiyordu ve beğenmedi de. Dico uzun süre diğer çolcuklarla bu konuda kavgalar etti ve bu takma adın kendisine yapılan bir hakaret olabileceğini düşündü ama “Pele” takma adı yapışmıştı bir kere.

Bir atlet olan Pele Dünya’da da bir anda tanındı. 1958’de insanlar televizyondan yayınlanan ilk Dünya Kupası’nı izlerken siyah beyaz ve çok da iyi göstermeyen ekranlarda 17 yaşındaki sıska çocuğun birçok tecrübeli isim arasında yaptıklarına şahit olmaya başladılar. Pele çelimsiz yapısıyla herkesin etrafında dairiler çizerken rakibi ters ayakta yere mıhlarken birbirinden estetik çalımlarla ilerlerken görüntülendi sayısız defa. O Dünya Kupası’nın sonunda da Pele adı bir anda bütün Dünya’ya mıhlandı!

1960 ve 70’lerde Pele kulübü Santos ve Brezilya Milli Takımı’yla Dünya’yı dolaştı. 22 yıllık futbol kariyerinde 1.281 gol kaydetti. Pele adı öyle bir hal aldı ki dönemin insanları görmeden de hakkında söylenen herşeye inanmaya başladı. O’nun fanatikleri O nereye giderse O’nunla seyehat etti. O dönemde Pele’nin yarattığı etki ancak Muhammad Ali’de görülebiliyordu!

- Nijerya’da sadece O’nun futbolunu izleyebilmek için Biafra ile yapılan savaşta iki günlük ateşkes ilan edildi.
- İran Şahı sadece 2 dakika konuşabilmek için üç saat Pele’yi havaalanında bekledi.
- 1970’lerde yapılan bir ankette Pele’nin adı Avrupa’nın en çok tanın markaları listesinde sadece Coca Cola’nın arkasında kalarak ikinci sırada yer aldı.

Pele’nin yetenekleri ve golleri O’nun sahadaki ateşi oldu. Pele 19 Kasım 1969’da 1.000. kez rakip fileleri havalandırırken Brezilya’nın tamamında kutlamalar yapıldı. Ama O bile ertesi gün manşetleri paylaşmak zorunda kaldı çünkü ne de olsa Amerikalıkların Conrad ve Bean’i Aya adım atmıştı.

Edson Arantes do Nascimento 23 Ekim 1940’da Dondinho ve Dona Celeste’nin çocukları olarak oldukça fakir bir bölge olan Tres Coracoes kasabasında Brezilya’nın güneydoğusundaki Minas Gerais eyaletinde doğdu. Pele’nin babası yerel ama profesyonel bir futbolcuydu. Ayrıca bir maçta kafasıyla 5 gol attığı da kayıtlarda yer alan bir yetenekti.

Pele ise iyi bir futbolcu olduğunu Bauru Athletic Club’da göstermeye başladı. Yetenekleri Dünya Kupası’nda oynamış olan eski yıldızlardan Valdemar de Brito tarafından farkına varıldı. O da bu genci Santos’a götürdü. O dönemde Brezilya’nın orta sınıf takımlarından olan Santos Pele’li kadrosuyla Brezilya devlerinden biri olmanın neye benzediğini öğrenmeye başladı. Pele Santos’taki ilk tam sezonunda gol kralı olurken rakiplere 32 gol kaydetti. Kısa süre sonra da bu genç adam henüz 17 yaşındayken 1958 Dünya Kupası için Brezilya Milli Takımı’nın kadrosuna alındı.

Pele İsveç’teki turnuvada ilk iki maçı dizindeki sakatlık sebebiyle kaçırdı. Ama kaybettiği zamanı çeyrek finalde maçı kazandıran golü kaydederek telafi etti ve yarı finalde de hat-trick yaptı. Finalde de iki gol kaydeden Pele bir anda kendisini takım arkadaşlarının omuzlarında bulurken ülkesinin kazandığı ilk Jules Rimet Kupası’nı havaya kaldırdı.

Brezilyalı yazar Nelson Rodrigues Pele için “Kral” dedi. Gazeteci Joao Luiz de Albuquerque Pele gerçeğini anlatırken “O tünelin ucundaki ışıktı. Bütün fakirler “Hey bu adam yaptı başardı ben de başarabilirim” dedi. O Brezilya’nın tamamını arkasında sürüklemeyi başardı” ifadelerini kullandı.

Futbol Kralı’na Avrupa’dan gelen her teklif yeni bir rekordu. Özellikle İtalyan devi Inter’in o dönem kimsenin cesaret dahi edemediği milyonlarca doları Pele için hazırladığını açıklaması herkesi “Pele gidecek” diye korkutuyordu. Ama Pele kaldı ve Brezilya Başkanı Janio Quadros da Pele’yi “Ulusal Hazine” olarak ilan etti.

Yeniden yapılanan Santos da Pele ve diğer yeni oyuncuları sayesinde hızla yükselişe geçerken uluslararası arenada “Futbolun Harlemi” takma adıyla anılmaya başladı. Santos’da yapılan ödemelerin yarısı Pele’ye giderken O da Dünya’nın En Çok Kazanan futbolcusu oldu. O dönemde Pele’nin futboldan kazandığı yıllık geliri 150.000 doları geçiyordu.

1960’larda Santos ile harikalar yaratan Pele 1962 ve 66 Dünya Kupaları’nda zor anlar yaşadı. 62’de sakatlıklarla boğuşan Pele Meksika’yı 2-0 yendikleri maçta golünü kaydetti ve bir de assit yaptı ama Çekoslovakya maçında uzun mesafeden şut çekerken sakatlandı ve turnuvayı da o şekilde tamamladı. Pele’nin yedeği olarak Amarildo takımda kendine yer bulurken Amrildo ve Garrincha’nın performansları ile Brezilya ikinci kez Dünya Kupası’nın kazanmayı başardı.

Pele 1966 Dünya Kupası’nda yeninden sahne aldı ama Brezilya’nın peşe peşe üçüncü Dünya Kupası’nı kazanarak beklenmeyeni yapma hayalleri Pele’nin sakatlığına takıldı ve Portekiz maçında aldığı darebelerin ardından turnuvayı yarım bırakmak zorunda kaldı. Pele ülkesinin 3. Dünya Kupası’nı kazanmasını o sene sağlayamadı ama 3 Dünya Kupası’nda da gol kaydeden ilk isim oldu. Brezilya o sene 3 maçından 2’sini kaybederek halay kırıklığı yaşadı.

Meksika’daki 1970 Dünya Kupası ise Pele ve Brezilya için farklı bir hikaye oldu. Pele’nin yetenekleri zaman zaman sorgulanırken Pele “Bir Dünya Kupası’nda da tekme yemeden devam edebilmek istiyorum. O zaman beni sorgulayabilirsiniz” açıklamasını yaptı.

Pele o turnuvada da tekmeler almaya devam etti ama “Futbolun Kralı” 3 haftalık turnuvada 4 gol kaydetti ve 6 da asist yaptı. Brezilya final maçında İtalya’yı 4-1 yenerken Pele’nin kaydettiği ilk gol ülkesinin Dünya Kupası’ndaki 100. golü oldu.

Bir süre sonra final maçında Pele’yi savunan Tarcisio Burgnich bir açıklama yaptı “Maçtan önce kendime şunu dedim “O da bizler gibi etten ve kemikten biri” ama yanılmışım.”

Pele üç Dünya Kupası kazanan ilk isim olurken Brezilya da Jules Rimet Kupası’nın tamamıyle sahibi olmayı başardı.

1974’te “Siyah İnci” lakaplı futbolcu Santos ile son maçına çıktı. Futbolu bırakmayı planlayan Pele yaptığı kötü bir iş anlaşmasından dolayı 1 milyon dolarlık bir borca girdi ve bir süre daha sahada kalmaya karar verdi. Avrupa’nın devleri yine atağa geçtiler ama o Kuzey Amerika Ligi’ni tercih etti ve Amerika’ya futbolu sevdirmek adına New York Cosmos’a transfer oldu.

“Pele’nin Kral’ın Kuzey Amerika’da sadece 1.500 kişiye top oynayan ufak bir takıma gelmesini düşünmek sadece bir hayaldi” diyen Cosmos Müdürü Clive Toye Pele’nin neden Cosmos’u tercih ettiğini açıklamasının sonuna sakladı “O’na İspanya’ya gitme İtalya’ya gitme oralarda sadece şampiyonluk kupası kazanırsın ama buraya gelirsen bir ülkeyi kazanırsın.”

1975’te Pele 3 yıllığına 2.8 milyon dolarlık bir anlaşma ile Cosmos’a transfer oldu. O’nun bu lige gelmesiyle taraftar sayısında 75 ile 77 yılları arasında yaklaşık %80’lik bir artış oldu. 1975 (7597) - 1977 (13584).

1977’de Cosmos’u lig şampiyonluğuna taşıyan Pele son maçını da o sene bir ülkeyi kazanmış olmanın verdiği gururla oynadı.

“Dev” Giants Stadyumu’ndaki kasvetli günde Pele bir 45 dakikayı Cosmos ile diğer 45 dakikayı da Santos formasıyla tamamladı ve son golünü de kaydetti. Brezilya gazetelerinden birinde çıkan manşet atmosferi açıklamak için fazlasıyla yeterliydi “Gökyüzü dahi dayanamdı ve ağladı.”

Pele profesyonel futboldan emekli olduktan sonra atlet olduğu zamanki enerjisini bu sefer de futbol elçisi olarak kullanmaya başladı. Yayınlara katıldı köşe yazıları yazdı Coca Cola Master Card ve Viagra’nın projelerinde yer aldı. Hatta 1994’de Brezilya’nın Spor Bakanı olarak politikaya dahi karıştı.

Pele futbolu bırakalı 30 yıl oldu ama O hala bir ülkeye gittiğinde caddeler tıkanıyor ve sokaklar “Kral” için yeterli olmuyor ya da katıldığı bir yayın istisnasız bir şekilde rayting rekorlarını krıyor.

Bir gazeteci bir gün Pele’ye sordu “Tanrı mı daha çok tanınıyor?” Pele kısa bir cevap verdi “Dünya’nın bazı bölgelerinde Tanrı bilinmiyor.”

Pele ile ilgili Kısa ve Öz
- Pele 1956’da 15 yaşındayken ilk kontratını Santos ile imzaladı. Aylık 10 dolara...
- Pele ilk kazandığı parayla annesine gazla çalışan bir fırın aldı annesi Pele’ye çok teşekkür etti ama herkese bu fırını kullanamadıklarını bir sır olarak saklamalarını söyledi. Çünkü bulundukları bölgeye gaz hizmeti çok sonraları gelecekti.
- 1959’da Pele kendi rekorunu kırarak bir sezonda 129 gol kaydetti.
- 5 Mart 1961’de Pele “Gollerin Golü’nü” kaydetti topu kendi ceza sahasında alan “Siyan İnci” bütün Fluminense takımını tek tek çalımladı ve hiç pas vermeden girdiği Flumimnense ceza sahasında golünü de kaydetti. Bu golün ardından yapılan özel plaket Pele’yi onurlandırmak amacıyla Rio de Janeiro’daki tarihi Maracana Stadyumu’nun girişine asıldı.
- Pele Santos’u iki kez 1962 ve 63’te FIFA Kıtalararası Kulüpler Şampiyonası’na taşıdı. 1962’deki finalde Portekiz ekibi Benfica’yı 5-2 yenen Santos’ta Pele hat-trick yaptı.
- 1969’da Kolombiya’da yapılan maçta Pele hakemle girdiği tartışmanın ardından oyundan atıldı. Ancak Pele oyuna hemen geri alındı çünkü polis olayların çıkmasından korkmuştu.
- Pele 6 kez bir maçta 5’er gol kaytdetti. 30 maçta da 4’er gol kaydeden “Siyah İnci” tam 92 maçta da hat-trick yaptı.
- 1994-98 yıllarında Brezilya Spor Bakanlığı’ni üstlenen Pele Pele Kuralı’nı hayata geçirmeye çalıştı ve Brezilyalı oyuncuların haklarını koruyan bu yasa 2001’de yürürlüğe girdi.
- Amatör bir müsizyen olan Pele gitar çalıyor ve kendi yaptığı müzikleri kaydediyor.
- 1999’da Uluslararası Olimpiyat Komitesi hiçbir Olimpiyat’ta yer almamış olmasına rağmen Pele’yi “Yüzyılın Atleti” seçti.
- Fransa’nın ünlü spor dergidi L'Equipe de Pele’yi “Yüzyılın Sporadamı” seçti.
- 1966’da Pele Rose Cholby ile evlendi ikili 1978’de boşandı üç çocukları bulunuyor.
- Pele'nin çocuklarından Edinho babasının ayak izlerini takip etti ve Santos’da profesyonel olarak futbol oynadı ama tek bir farkla Edinho kaleciydi.
- Pele 1994’te yeniden evlendi ve eşi Assiria Seixas Lemeos ile birlikte Joshua adından erkek ve Celeste adında kız ikizleri oldu.
- Pele’nin evlilik dışında da iki kızı bulunuyor.
_KoJiRo_ isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 17:52   #24 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

 
Ayrton Senna hepimize Formula1'i sevdiren odalarımızın duvarlarında boy boy posterleri olan 1 Mayıs 1994'te Imola'da aramızdan ayrılan gidişiyle dünyayı yasa boğan efsane. Senna aracına Samba bile yaptırabilecek kıvraklığa sahipti
Bir diğer Formula1 efsanesi Gerhard Berger'in anlatımıyla bir F1 ve Ayrton Senna anısı: "Imola'da bir hafta sonu hatırlarım sıralamalarda bir tur ben bir tur Ayrton en hızlı turu atıyorduk. Artık son lastik setine gelmiştik. Pitte arabasından indi yanıma geldi ve 'Bu iş tehlikeli olmaya başladı ama sen bilirsin benim açımdan sorun yok' dedi. Sonra sıralamaya döndük ve devam ettik".

İşte Senna sıralamalarda bile bu derece tutkuluydu. Başarı için tehlikeye gözü kapalı gidiyordu televizyonda bir açıklaması vardı; "Tekerlekli sandalyede yaşlanmak yerine 300km/h ile duvara çarparak ölmeyi tercih ederim". Yazıktır ki bu isteği gerçek oldu.

Imola'da sıralamalarda bile en hızlı turlar için gözünü karartıp gitmek ve 300km/h ile duvara çarpmayı bile göze almak. Belki içine doğmuştu belki de zaten biliyordu olabilecekleri. Ancak Imola'da o viraja girerken tereddüt bile etmedi çekmedi ayağını gazdan. O yarışta aramızdan ayrıldı ama giderken de kendisine yakışanın pole pozisyonunun sahibiydi.

Start öncesi pitteydi. Kameralar kendisini çekiyordu Senna gözlerini kapamış motor sesleri arasındaki sessizliği dinliyordu. Yüzünde ilginç bir tebessüm ve huzur vardı sanki elveda diyordu herkese. Sonra piste çıktı ve o hazin olay.. Sadece Formula1 sevenlerini ve izleyenlerini değil herkesi yasa boğan ve her saniyesinin hafızalara kazındığı anlar. Duvara çarpan Williams Renault piste savrulan parçalar ve sallanan sarı bayraklar.. Belki bu örnek duvara temasın ne derece hızlı olduğunu anlatmaya yetecek; kazada araçtan kopan sağ ön tekerlek inanılmayacak bir yüksekliğe fırladı ön tampon ve rüzgar kanatları ise yolun diğer tarafındaydı.

Bu kadar hazin bir sona sahip yaşam hikayesinin bir başı da var tabi. 21 Mart 1960'ta Sao Paolo'da başlayan bir hikaye. Yarış tutkunu bir babanın da desteğiyle kısa zamanda motor sporları tutkunu olan ve bu arzusunu en kısa zamanda pistlere yansıtmayı başaran Ayrton Senna. Sadece 4 yaşındayken karting pistlerinde start alan bir motor sporları kariyeri yarışlara ise yasalar gereği 13 yaşında başlayan Senna.

Ayrton Senna ilk kart yarışına Sao Paulo Interlagos'da 1 Temmuz 1973'te girmiş ve kazanmıştır. İlk katıldığı yarışı kazandıktan yalnızca iki hafta sonra Sao Paulo kış yarışlarında yıldızlar sınıfında birinci olan Senna yaz döneminde de "Yıldızlar Birinciliğini" tümüyle kazanmış ve ileride döneminin en teknik sürücüsü olmasını sağlayacak bilgilerin temelini atmıştır.

Senna daha bu yaşlarda ne kadar yetenekli olursa olsun yarışlarda başarının arabanın niteliği ile sınırlı olduğunu ve nitelikli arabayı elde etmenin de kendini doğru yerde doğru zamanda doğru kişilerin desteği ile ve doğru bir biçimde sunmaktan geçerek kalabalık içerisinden sıyrılmak olduğunu anlamıştır.

Bir sonraki yil Brezilya kart birinciliğini sonra da 1976'da Sao Paulo Büyükler Birinciliğini ve yeni 100cc'lik kartıyla büyük üç saatlik yarışı kazanan Senna bu dönemde sonradan ünlü olacak sarı kaskıyla ilk kez yarışmıştır. 17 yaşındayken Güney Amerika Kart Birinciliğini kazanan Senna daha sonra Dünya Birinciliğinde de birkaç kez ikincilik kazanmıştır.

Güney Amerika Kart Birinciliğinden sonra 1978'de Güney Amerika dışına ilk gezisini Le Mans'daki Dünya Kart Birinciliğine katılmak için yapmış bu arada babası ona Avrupa'nın en iyi kart yapımcıları 'Parilla Kardeşler'den bir deneme sürüşü ayarlamıştır. Senna alışık olmadığı Parma-Pancrazio yarış yolunda Parilla takımının baş sürücüsü ve kendisi de Le Mans yarışına hazırlanan 1973 Dünya Kart Birincisi Tery Fuerton ve öteki yarışçıları geçerek birinci olunca Parilla takımının ikinci yarışçısı olarak kendisiyle sözleşme yapılmıştır. Le Mans'da sıralama yarışında Senna üçüncü olarak coşku yarattıysa da asıl yarışı ancak altıncı bitirebilmiştir. Üç hafta sonra yine Parilla takımıyla yarıştığı Japonya'da Sugo'da dördüncü olmuştur.

19 Yaşında çocukluk arkadaşı Lilian Vasconcelos Souza ile evlenen Senna babasının isteği ile başladığı ve bitirdikten sonra aile kuruluşunu yönetmesi yönünde bir adım olan işletme eğitimini yarıda bırakarak araba yarışçısı olmaya ve İngiltere'nin yolunu tutmaya karar vermiştir. Kasım 1980'de İngiltere'ye gelen Ayrton artık ne yapmak isteğinden emindir. O yarışmak için doğmuştur. Hemen kendisine bir sponsor arayışına girişir. Frank Williams ın dikkatini çeken 23 yaşındaki Ayrton Williams takımı için deneme sürücülüğü önerisini benimseyerek F1 kapılarını aralar. 1984 dönemi içinde bir efsaneye giden ilk yola girer ve Toleman takımıyla F1'a adım atar.

Üç yıl sonra 1984 yılında Toleman-Hart F1 takımıyla ilk kez F1 ile tanışan Senna özellikle yağmurlu bir ortamda yarışılan Monaco GP ile izleyenleri yetenekleri konusunda etkilemiştir. 1985'de Lotus takımına katılan Senna Portekiz'deki Estoril'de ilk Grand Prix yarışını kazanmıştır.

Senna 1988 yılında Alain Prost'un takım arkadaşı olarak McLaren F1 takımına katıldı. Bu aynı zamanda da iki ünlü yarışçı arasındaki unutulmaz çekişmeli yarışların başlangıcını oluşturur. Senna yarış yolunda acımasızlığı kararlılığı ölçülülüğü ve disiplini ile konusunda uzmanlaşmış daha önce hiç kimsenin başaramadıklarını (65 Formula 1 yarışına birinci sırada başlamak gibi) başarmıştır. Özellikle yağmur altında yapılan yarışlarda hiç kimse eline su dökememiştir. Senna Monako'daki yarışı kimsenin başaramadığı bir biçimde 6 kez kazanmıştır.

1994'de Senna gerileyen McLaren takımını bırakıp dönemin en iyi takımı olan Williams takımına geçmiştir. Bu takımla üçüncü yarışında San Marino pistinde 7.turda 305 km. hızla Tamburello Virajı’nı alamayan Senna hayata gözlerini yumdu.

İlk Katıldığı Yarış: Brezilya 1984
Son Katıldığı Yarış: San Marino 1994
İlk Yarış Biriniliği: Portekiz 1985
Şampiyonluk: 3
Son Kazandığı Yarış: Avustralya 1993
Katıldığı GP: 161
Kazandığı GP: 41
Podyum: 80
Pole Pozisyonu: 65

.::F1 KARİYERİ::.
1984 Toleman (Toleman Group Motorsport)
1985-1986 Lotus (John Player Special Team Lotus)
1987 Lotus (Camel Team Lotus Honda)
1988-1992 McLaren (Honda Marlboro McLaren)
1993 McLaren (Marlboro McLaren)
1994 Williams (Rothmans Williams Renault)
_KoJiRo_ isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 17:52   #25 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

 
Şampiyonluk için Capello yeterli!


Bugüne kadar çalıştırdığı her takıma şampiyonluk sevinci yaşatmayı başaran Fabio "Don" Capello kimi zaman sadece bir yıl kaldığı takımı şampiyon yaparken kimi zaman da kaldığı takımla özdeşleşen bir çalıştırıcı oldu.
Fabio Capello 18 Haziran 1946’da San Canzian d'Isonzo Gorizia’da dünyaya geldi. Milan Real Madrid Roma ve Juventus’ta şampiyonluklar yaşayan başarılı teknik adam İspanyol Devi Real Madrid’in kupa hasretiyle geçen 4 yılına nokta koydu.

Daha önce Roma’da Francesco Totti Juventus’ta da Alessandro Del Piero’yla sorunlar yaşayan başarılı taktisyen benzer problemleri Real Madrid’te de David Beckham ve Ronaldo’yla yaşadı. Ronaldo Ocak Ara Transfer Dönemi’nde Milan’a gitti David Beckham ise MLS ekiplerinden Los Angeles Galaxy’yle anlaştı.

.::FUTBOLCULUK KARİYERİ::.
Oyunculuk kariyerine 1964’te SPAL’da başlayan Fabio Capello 3 sezon sonra başkent ekibi Roma’ya geldi ve burada ilk zaferine İtalya Kupası’nı kaldırarak ulaştı. Daha sonrasında da Juventus’a satılan Capello Gök Maviler’in formasını da giydi. İtalya’nın Wembley’de tarihinde İngiltere’yi ilk kez yendiği maçta attığı golle milli takım kariyerine damga vuran Capello oyunculuk macerasına 1980 yılında Milan’da noktayı koydu.

.::TEKNİK DİREKTÖRLÜK KARİYERİ::.
1990'lı yılların başında Milan'da teknik direktörlük kariyerine başlayan Fabio Capello Rossoneri’yle 5 sezonda 4 Serie A Şampiyonluğu yaşayarak takımın “Yenilmezler” unvanını almasında pay sahibi oldu. Capello Milano Devi’nde Paolo Maldini ve Franco Baresi gibi oyuncuların yıldızlaşmasını da sağladı. Capello yönetimindeki Rossoneri 19 Mayıs 1991 ve 21 Mart 1993 tarihleri arasında 58 Serie A maçında yenilgi yüzü görmedi. Bu muhteşem seriye San Siro’da Parma ve Kolombiyalı golcüsü Faustino Asprilla 1-0’lık galibiyetle noktayı koydu.

İtalyanlar’ın klasikleşen sistemi “Catenaccio”nun ötesine geçmeyi başaran Fabio Capello Milan’la 1994 yılında Şampiyon Kulüpler Kupası Finali’nde İspanyol temsilcisi Barcelona’yı 4-0 yenerek Avrupa’nın en büyüğü oldu.

1996/97 Sezonu’nda Real Madrid’e gelen başarılı çalıştırıcı İspanyol ekibine La Liga’daki Barcelona ve Ronaldo-Mania’ya (Ronaldo çılgınlığı) rağmen şampiyonluk kazandırdı daha sonra da oldukça kısa bir süre için Milan’a döndü.

1999 yılında Roma’nın başına geçen Fabio Capello 2001’de Scudetto (İtalya Ligi Şampiyonluğu) zaferini yakalayan Capello başkent ekibinin popüler kaptanı Francesco Totti’yle sorun yaşayınca taraftarın tepkisini aldı. Takımın bazı kilit oyuncularının oyunu sabote ettiklerini iddia eden Fabio Capello başkent ekibinde yakaladığı büyük başarıya rağmen takımdan ayrıldı.

Başketten ayrılan Fabio “Don” Capello Juventus’u çalıştırmak üzere Torino’ya geldi. Siyah-beyazlı ekip Capello yönetiminde 2004/05 ve 2005/06 Sezonları’nda Serie A Şampiyonu oldu. Temmuz 2006’da ortaya çıkan Calciopoli (Serie A Şike Skandalı) sonrası Fabio Capello da Serie B’ye düşürülen Juventus’tan ayrıldı.

Real Madrid Başkanı Ramon Calderon takımın başına yeniden Fabio Capello’yu getirmek istediğini belirtiyordu 5 Temmuz 2006’da Real Madrid’in resmi Internet sitesi [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] takımın yeni patronunu Fabio Capello olarak açıkladı. Brezilyalı orta saha oyuncusu Emerson ve İtalyan savunmacı Fabio Cannavaro’yu da yanında götüren Fabio Capello Juventus kaptanı Alessandro Del Piero’nun eleştirilerine maruz kaldı.

“Don” Capello başkent ekibinin taraftarlarınca kısa sürede eleştirilmeye başlandı. Tercih ettiği defansif oyun yapısı taraftardan kabul görmüyordu. Ayrıca güzel futbol oynamak yerine başarılı sonuçlar elde etmeyi tercih ettiğini belirten Capello taraftara oldukça da sert bir çıkış yapmıştı: “O günler geride kaldı..”

Capello’nun Roma’da yaşadıklarına benzer olayların açığa çıkması Real Madrid serüveninde de gecikmedi. Takıma aldırdığı İtalyan Antonio Cassano’ya sarf ettiği sözler İspanyol Basını’nı çalkaladı: “Kendinden utanmıyor musun? Senin için Roma’da mücadele ettim sonra da buraya gelmeni sağladım. Bana olan borcunu bu şekilde oynayarak mı ödüyorsun?”

Capello’nun İspanyol Devi’nde sorun yaşadığı bir diğer isim de İngiliz süper star David Beckham’dı. MLS takımlarından Los Angeles Galaxy’yle anlaşan Beckham yeterli özveriyi göstermediği gerekçesiyle Capello tarafından kızağa alındı. İspanyol Basını Beckham’ı