Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Spor Bölümü > Spor Haberleri > Spor Arşivleri
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Spor Arşivleri Zamanı Geçmiş Spor Haber ve Konuları


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 07-12-2007, 18:48   #11 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

BAYAN İSVİÇRE: Martina Hingis

2 yaşında tenis topuyla tanıştı 4 yaşında ilk turnuvasına katıldı. Gelmiş geçmiş en genç grand slam raketi oldu. Sonu gelmeyen sakatlıklar 209 hafta süren 1 numara koltuğunun sonu oldu. Oxford’da hukuk okudu En ¤¤¤¤i 100 kadın arasında yer aldı ve kortlara geri dönüp gözünü zirveye dikti..

Kısaca Bayan İsviçre::.


Martina Hingis 30 Eylül 1980’de şimdi Slovakya olan zamanın Çekoslavakyası Kosice’de doğdu.. Dünya’nın eski 1 numarası olan Hingis İsviçre vatandaşı.. 5 kez Grand slam kazanan Hingis’in koleksiyonunda 3 Avustralya Açık 1 Wimbledon ve 1 de A.B.D Açık kupaları bulunuyor.. Hingis ayrıca 9 çiftler grand slam kupası kazandı ve 1998’de sezonun 4 grand slam çiftler kupasını birden evine ***ürdü.. Sakatlanıp kortlara veda edene kadar bir çok “gelmiş geçmiş en genç” başlığı altında rekor kıran Hingis iki bileğinden de ameliyat olarak henüz 22 yaşındayken profesyonel tenise veda etmek zorunda kaldı..
Bir çok ameliyat ve uzun süren tedavi sürecinin ardından İsviçreli güzel 29 Kasım 2005’de 25 yaşındayken WTA’e geri döneceğini açıkladı ve profesyonel olarak kortlarda ilk kez ufak çaplı bir turnuva olan Avustralya Gold Coast’da 2 Ocak 2006’da geri döndü.. Martina’nın geri dönüşünde sırayı özel davetiyeyle katıldığı sezonun ilk grand slam’i olan Avustralya Açık aldı.. Martina Avustralya Açık’da nasıl bir raket olduğu önemli tekler maçları kazanıp çeyrek finale kadar yükselerek ve Mahesh Bhupathi ile birlikte karışık çiftler kupasını kazanarak gösterdi..


.:Çocukluk Dönemi ve Erken Yıllar::.


Annesi bir Çek olan Melanie Molitorová ve babası bir Slovak olan Karoly Hingis’in çocuğu olan Martina Hingis ailesinden gelen tenis genleriyle büyüdü.. Annesi Çekoslavakya’da 10 numaraya kadar yükselmiş olan Hingis’in babası ise Kosice’de yıllarca antrenör olarak bir çok raketle çalıştı.. Kızlarına Martina Navrátilová’dan esinlenerek “Martina” (Martina Hingisova – Molitotova) adını veren anne - baba Hingis henüs küçük bir çocukken boşandı.. Annesi Melanie Molitorová ile birlikte yaşamaya başlayan Martina ilk önce kısa bir süreliğine Moravia’da ikamet etti ve ardından da ailecek İsviçre’ye yerleştiler..



Hingis topa vurmaya evin içinde henüz 2 yaşındayken başladı.. İlk turnuvasına ise henüz 4 yaşındayken katıldı.. 1993’de ise ne kadar yetenekli bir raket olduğunun ilk kanıtı geldi; Hingis 12 yaşındayken katıldığı Fransa Açık’da bir grand slam gençler turnuvasında oynayan ve kazanan en genç raket oldu.. 1994’de ise Fransa Açık unvanını geri kazandı Wimbledon’da kupası aldı ve Dünya’nın 1 numaralı genç raketi oldu..

Hingis 1994 Ekim’de ise 14. doğum gününden 2 hafta sonra profesyonel tur’da kortlara adımını attı.. 1995’de ise bir grand slam turnuvasında maç kazanan tarihteki en genç raket oldu ve Avustralya Açık’da 2. tura yükseldi..



Kortlarda “Bayan İsviçre” “Swiss Miss” takma adını alan Hingis’e tenis maçları ve özellikle grand slam’lerin önemli yorumcularından Mary Carillo tarafından zaman zaman korkutucu olan gülümsemesi sebebiyle “The Chuckster” takma adı takıldı.. Cesur oyunu ve karşısındakine her zaman meydan okuyan tavrıyla kısa sürede koltukları dolduranların maç izlemesi için kortlara gelmesine sebep olmaya başlayan Hingis özellikle filede verdiği kararlar ve vuruş tercihiyle kısa süre içerisinde büyük işlere imza atacağının sinyallerini verdi..

Zeki tavırları basınla iyi geçinmesi ve verdiği akıl dolu yanıtlar Hingis’i yeteneğinin de yardımıyla kortların en çok sevilen ve beğenilen raketleri arasına sokmayı başardı..



Güzelliğiyle de göz kamaştıran Hingis A.B.D’nin ünlü magazin dergilerinden FHM tarafından 2 kez “En ¤¤¤¤i 100 Kadın” listesine sokuldu.. Hingis aynı zamanda şampiyonada çiftlerde birlikte takım olduğu ve 2 kez grand slam kupası kaldırdığı tüm zamanların en parıltılı raketlerinden Anna Kournikova ile olan partnerliği sayesinde de “Kortların Baharat Kızları” lakabını aldı..






.::Grand Slam Başarısı::.


Hingis 1996’da henüz 15 yaşından 9 ay almışken en genç Wimbledon şampiyonu oldu.. Çiftlerde Helena Suková ile takım olan Hingis 1996 Wimbledon’da kupasını kaldırarak kortlarda da yeni bir tarih yazmayı başardı..

Hingis’in ilk profesyonel kupasını ise aynı yıl Filderstadt Almanya’da kazandı.. 1996 A.B.D Açık’da yarı finale yükseldi ve sezon sonunda yapılan WTA Tur Şampiyonası’nda 5 set sonunda efsane raketlerden Steffi Graf’a mağlup oldu..




Hingis 1997 Ocak’da ise 20. yüzyılın en genç grand slam tekler şampiyonu oldu.. Bayan İsviçre 16 yaşından 3 ay aldığında Avustralya Açık’ı kazanarak yeni bir tarih yazdı..




Hingis aynı sene Mart ayında ise gelmiş geçmiş en genç 1 numara olarak sıralamadaki yerini aldı.. Temmuz ayında ise 1887’de kupayı kaldıran Lottie Dod’dan beri Wimbledon’da tekler şampiyonu olan en genç raket oldu.. A.B.D Açık finalinde parlayan yıldızlardan Venus Williams’ı devirerek kupanın sahibi oldu.. Hingis’in o sene kazanamadığı tek tekler grand slam kupası ise Fransa Açık oldu.. Hingis Fransa Açık finalinde Iva Majoli’ye yenildi..

1998’de Hingis sezonun bütün çiftler grand slam kupalarını kazandı; Avustralya Açık’ı Mirjana Lucic ile birlikte ve diğerlerini ise Jana Novotná eşliğinde.. Hingis böylece hem teklerde hem de çiftlerde 1 numara koltuğuna aynı anda oturan 3. raket oldu..

Avustralya Açık finalinde hiç sert kaybetmeden Conchita Martínez’i devirerek Avustralya Açık unvanını korudu.. A.B.D Açık finalinde ise ev sahibi Lindsay Davenport’a mağlup oldu.. Davenport böylece tam 80 hafta 1 numara koltuğunda oturan Hingis’i yerinden etti.. Ancak Hingis yılı WTA Tur Şampiyonası’nda Davenport’u devirerek tamamladı..

1999’da tenis severler Hingis’in peş peşe 3. Avustralya Açık tekler kupasını ve yanında da çiftler kupasını kaldırışını izledi.. Hingis o sene çiftlerde partneri Anna Kournikova ile kupaya uzandı.. Hingis ardından Fransa Açık’da finale yükseldi ve 2. sette zafere 3 sayı kalmışken Steffi Graf’a 4-6 7-5 ve 6-2 yenilmekten kurtulamadı.. Hingis A.B.D Açık’da ise yine finale yükselmeyi başardı ve burada Serena Williams’a mağlup oldu.. Hingis o sezon tam 7 tekler kupası kaldırdı ve yeniden 1 numaraya oturdu..






.::Sakatlıklar ve Kortların Büyük Kaybı::.


Hingis'in Avustralya Açık’da 3 yıl süren hükümdarlığı 2000 finalinde Lindsay Davenport’a 6-1 ve 7-5 ile mağlup olmasıyla son buldu.. O sene grand slam kazanamayan Bayan İsviçre 9 WTA kupası ve WTA tur Şampiyonası’nın kazanarak 1 numarada yer almayı başardı..








Hingis 2001’de peş peşe 5. kez Avustralya Açık finaline yükseldi ancak final maçını Jennifer Capriati’ye 6-4 ve 6-3 ile kaybetti.. O sezonun başında antrenörü olan annesi Melanie ile yollunu ayırdı ve sağ bileğinden 2001 Ekim’inde bıçak altına yattı..







2002’de sakatlıktan kurtulan Hingis Avustralya Açık çiftler kupasını kaldırdı.. Hingis’in 2002 Avustralya Açık’daki partneri yine Kournikova oldu.. Hingis yine tekler fineline yükseldi ve bu peş peşe 6. kez Avustralya Açık’da final oynaması anlamını taşıdı.. Hingis finalde yine Capriati ile karşılaştı ve 4-0 öne olduğu maçı 4-6 7-6 ve 6-2 kaybetti..

Mayıs 2002’de Hingis’in bir kez daha ameliyat olması gerekti ancak bu sefer sol bileğinden..




Bu ameliyatın ardından bir türlü eski formunu yakalayamadığını belirten Hingis’in doktorları ise Bayan İsviçre’nin maç yapabilecek durumda olduğunu ancak bu sorunun sakatlığın yanı sıra bozulan psikolojisinin etkisi olduğunu söyledi..

Hingis 2003’de bileğinde ve bağlarında devam eden problemler ve tedavi sürecinin bir türlü sona ermemesiyle birlikte henüz 22 yaşındayken kortlara veda ettiğini açıkladı..

Hingis o güne kadar kariyeri boyunca 40 tekler kupası kaldırdı ve 36 kez çiftlerde mutlu sona ulaştı.. Hingis Dünya’nın 1 numarası unvanını toplamda 209 hafta elinde tuttu..

2005’de Hingis kortlarda yer almamasına rağmen o güne kadar yakaladığı erişilmesi güç başarılar sayesinde TENNIS Magazine tarafından Tenis Çağı’nın en başarılı 40 raketi arasında gösterildi..

2005 Şubat’da Hingis başarısızlıkla sonuçlanan bir geri dönüş yaptı ve Tayland Pattaya’da korta çıktı.. Hingis Pattaya’da ilk turda maç sürecinde başlayan ağrıları sebebiyle Alman Marlene Weingartner’e yenilmekten kurtulamadı.. Hingis bu geri dönüş denemesinin bir hata olduğunu ve kesinlikle bir daha geri dönüş planı olmadığını ağrılar içindeyken açıkladı..







.::HOŞ GELDİN "BAYAN İSVİÇRE"::.


Bu arada gözlerden uzak bir şekilde Oxford’da 2 yıllık Hukuk eğitimi alan Hingis diplomasını aldı ve Temmuz 2005’de yeniden ortaya çıktı.. Dünya Tenis Takımı’nda tekler ve çiftler maçı yapan Hingis teklerde dünya sıralamasında ilk 100’de yer alan iki raketi devirdi ve ardından da 7 Temmuz’da isim annesi Martina Navrátilová ile çıktığı maçı kazanarak hayranlarına keyifli anlar yaşattı.. Aradan uzun bir süre geçmemiştiki dedikodulara son noktayı Bayan İsviçre koydu ve 29 Kasım’da WTA Tur ve profesyonel tenise geri döndüğünü açıkladı..

Flaşlar patladı ve dünya çapındaki spor basını uzun süredir beklediği haberi sonunda aldı; manşetler değişti kariyerinin üstün dönemleri ve büyük başarıları büyük puntolarla tanımayanlarda duyuruldu.. Haberlerin bazıları “Değişen sisteme güçlenen raketlere karşı koyabilir mi?” şeklinde olurken bir kısmı ise “Neler yaptığını biliyoruz ve neler yapabileceğini de biliyoruz. Hoş geldin” şeklinde oldu..

İlk WTA turnuvasına Mondial Avustralya Bayanlar’da sert zemin üzerinde çıktı.. Burada yarı finale yükselen Hingis 23 numarada yer alan Flavia Pennetta’ya mağlup oldu.. Hemen ardından da Uluslararası Sydney’de korta çıkan Hingis ilk turda Belçikalı modern zamanın güçlü raketlerinden Justine Henin Hardenne’e yenildi. Hingis WTA sıralamasında alışık olmadığı bir yerden 349. sıradan başlamak zorunda kalmıştı..





Hingis’in dönmesi ve ilk maçlarında ortaya koyduğu gelecek vadeden performans hayranlarını ve rakiplerini mutlu ederken çok sevdiği ve sevildiği Avustralya Açık’dan gelen bir daveti kabul etti ve yılın ilk grand slam’inde geri dönüşünün ardından ilk Grand slam’inde mücadele etmek için Melbourne’e uçtu.. Avustralya Açık’da çeyrek finale yükselme başarısı göstererek beklentilere kısa sürede cevap vermeyi başaran Hingis Vera Zvonareva Emma Laine Iveta Benešová ve Samantha Stosur’u devirdi.. Çeyrek finalde ise 2 numaralı seri başı Kim Clijsters’dan 1 set aldı ancak maçı 2-1 kaybetti..





Hingis çok önemli bir başarıya geri döndükten sonra katıldığı ilk grand slam olan Avustralya Açık’da ulaştı; Karışık Çiftlerde takım arkadaşı Hindistanlı Mahesh Bhupathi ile birlikte kupaya uzandı..










Devam eden turnuvalarda başarılar gelmeye devam etti.. Maria Sharapova ve Lindsay Davenport gibi rakipleri devirmeyi başaran Hingis 3 Nisan 2006 itibariyle 25. sıraya kadar yükselmeyi başardı ve gözünün yeniden zirvede olduğunu modern dönem raketleri karşısında onların kurallarına ve performanslarına karşılık vererek kanıtladı..






Hingis’in geri döndükten sonra söylediği en anlamlı ve laflardan biri "İki Williams vardı Davenport vardı ama şimdi bakıyorum da bütün bir Rus ordusu karşımda"..


1994'de profesyonel olan Hingis yılın belli dönemlerinde İsviçre'nin kuzey doğusundaki Trubbach'da ya da A.B.D'lerinde Florida'da yaşıyor.. Hingis 10 yılı aşan profesyonel kariyerinde araya giren sakatlık sebebiyle kortlardan 3 yıl uzak kalmasına rağmen bugüne kadar kazandığı 19 milyon Amerikan Doları'nı aşan geliriyle parmak ısırtıyor.. 1.71'lik Hingis'in profesyonel kariyerinde 1994'den 2002'ye kadar kazandığı başarılar;
_KoJiRo_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiShare on Facebook
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 18:48   #12 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

Golfün Büyücüsü "tiger Woods"

Yeşil Halı'nın tek hakimi olan Tiger Woods yüzlerce ödülü olan ve kazandığı kupalarla kendi müzesini kuran biri ve Dünya'nın en çok kazanan sporcuları arasında. Henüz 30'lu yaşlarının başında olan bu adam kuşkusuz Dünya'nın en iyi sporcuları arasında önemli bir yere sahip.

Tiger Woods

Doğum Tarihi: Aralık 30 1975
İkamet: Orlando Florida.
Eşi: Elin (10/5/2004)
Ailesi: Earl ve Kultida
Lise: Western HS (Anaheim Kaliforniya.)
Üniversite: Stanford University (Palo Alto Kaliforniya.)
Boyu: 1.88 m.
Kilosu: 84 kg.

Artık 30’lu yaşlarında olan Eldrick (Tiger) Woods 1996 yazında profesyonel golfe geçtiğinden beri parmak ısırtan bir kariyer yaptı.

45’i aşan PGA Tur olmak üzere 65’den fazla turnuva kazanan Woods 1997 2001 2002 ve 2005 Masters 1999 ve 2000 PGA Şampiyonası 2000 ve 2002 A.B.D Açık 2000 ve 2005 Britanya Açık’ta kupa kaldırdı.

Woods 2001’de kazandığı 2. Masters ile birlikte 4 büyük profesyonel kupayı aynı anda elinde tutan ilk isim oldu. PGA Tur’da herkesden daha çok zaferi bulunan Tiger Woods para listesinde de tüm zamanların en çok kazanan oyuncusu.

2000’de 9’u PGA Tur olmak üzere 11 tunuva kazanan Tiger aynı zamanda David Duval ile birlikte Amerika Takımı ile birlikte Dünya Kupası’nı kazandı. Woods o sene 1999’da 6.616.585 Amerikan doları ile kırdığı para ödülü rekorunu da 9.188.321 Amerikan doları ile geliştirdi.

Tiger toplamda kazandığı para ödülünü 2005 ile birlikte PGA’de 55.770.760 Amerilkan dolarına çıkartırken Dünya çapında kazandığı para ise tam 68.151.294 Amerikan doları oldu.

2000’de kazandığı 9 PGA Tur zaferi 1950’de Sam Snead’in kazandığı 11 zaferden bveri elde edilen en büyük başiarı olurken 1999’da da 8 PGA Tur zaferi elde etti ve 7.681.625 Amerikan doları kazandı.

Tiger’ın en önemli başarılarından biri 2000’de geldi. Tiger aynı sene 3 büyük turnuvayı kazanarak efsane golfçülerden Ben Hogan’ın 1953’de elde ettiği rekoru egale etti. Hogan aynı sene Masters A.B.D Açık ve Britanya Açık’ı kazanmıştı. Tiger aynı zamanda PGA Şampiyonası’nı peş peşe kazanarak Denny Shute’ün 1936-37’de kırdığı rekoru da egale etmeyi başardı.

Tiger Britanya Açık’ı kazanarak Grand Slam’leri toplayan en genç isim olurken toplamda da Hogan Gene Sarazen Gary Player ve Jack Nicklaus’un ardından bu başarıya imza atan 5. isim oldu.

Tiger aynı zamanda Masters’ın gelmiş geçmiş en genç şampiyonu oldu. 21 yaşından 3 ay 14 gün aldığında bu genç adam Masters kupasını havaya kaldırdı.

A.B.D Açık ve Masters zaferleri aynı zamanda rekor farklarla birlikte geldi. 15 ve 12 atılş farkla kupalara uzanan Woods 138 yıllık rekorları da tarihe gömdü. 1862’de Old Tim Morris Britanya Açık’da zafere uzanırken 13 atışlık bir fark yapmıştı.

Tiger’dan önce PGA’e en iyi başlangıç yapan isim Horton Smith olmuştu. Smith 1929’da 21 yaşında 8 PGA zaferi kazanmış ve 1931’de ise 23 yaşındayken 15 kariyer zaferine ulamıştı. Woods 1999’da 8’i PGA toplam 11 zafer elde ederek 23 yaşındayken bir efsane olma yolunda ilerlediğini gösterdi. Nicklaus ile sürekli kıyaslanan Woods bunun da altından kalkmayı başardı. Nicklaus 1964’de 24 yaşındayken 12 PGA ve toplamda 17 kupa kazanmıştı ve 3 yıldır profesyonel golf oynuyordu.

Woods' un 6 profesyonel büyük kupa zagferi ve 3 A.B.D Amatör kupası O’nu 25 yaşında toplam 9 büyük kupa sahibi yaptı. Bu da aynı yaşlardayken Nicklaus’dan 3 büyük kupa daha fazla kazanmış olması anlamını taşıdı. Nicklaus’un 4 profesyonel büyük kupası ve 2 A.B.D Amatör kupası bulunuyordu.

Woods golf tarihinin en çarpıcı amatör istatistiklerini de elinde bulunduruyor. 6 USGA ulusal kupası kazanan Woods NCAA unvanı sahibi de oldu. Ve bunları yaparken henüz profesyonel olmamıştı. 27 Ağustos 1996’da pro olan Woods bu zamana kadar 3 kez peş peşe A.B.D Amatör kupası kazandı ve rekor olan 18 maçı peş peşe lider tamamladı.

A.B.D Gençler Şampiyonası’nı henüz 15 yaşındayken 1991’de kazanarak bu başarıya en genç yaşta ulaşan isim olan Woods 1994’de de A.B.D Amatör’ü 18 yaşında kazanarak yine bu başarıya ulaşan tarihteki en genç golfçü oldu.

A.B.D ordusundan emekli Teğmen Earl Woods’un oğlu olan Tiger’ın annesi ise Tayland kökenli Kultida. Tiger Woods’un Tiger takma dını almasının sebebi ise babasının Vietnamlı bir asker olan arkadaşı Vuong Dang Phong.

30 Aralık’da doğan Tiger Los Angeles’ın güney doğusunda olan Cypress Kaliforniya’da büyüdü. 6 aylıkken babasının golf sopasuı ile yaptığı vuruşları saatlerce izleyen Woods henüz 2 yaşındayken Mike Douglas Show’a katıldı ve Bob Hope ile birlikte vuruş yaptı. 3 yaşında şaşırtıcı vuruşlar yapmaya başlayan Tiger 5 yaşında Golf Digest dergisinde yer buldu. Tiger Optimist Uluslararası Gençler turnuvasını tam 6 kez 8 9 12 13 14 ve 15 yaşlarında kazandı.

1992’de 16 yaşındayken ilk kez bir profesyonel turnuva olan Nissan Los Angeles Açık’da oynayan Woods 93’te ise 3 PGA Tur turnuvasında daha boy gösterdi.

1994’de Amerikanın ünlü ve çok başarılı üniversitelerinden Stanford’a giren Tiger üniversite hayatı boyunca tam 10 turnuva kazandı. 1994’de Batı Amatör’ü kazanan Woods Amerika Takımı’nı Dünya Amatörler Şampiyonası’nda temsil etti ve 1995’de ise Galler’de Walker Kupası’nda oynadı.

1995’de ilk büyük kupalarını oynayan Woods Masters ve Britanya Açık’da oynadı ancak geçirdiği sakatlık sebebiyle A.B.D Açık’a katılamadı. 1996’da da 2 büyük turnuvada oynayan Woods ne kadar önemli bir golfçü olmaya başladığını her turnuvada sergilediği performansıyla gösterdi.

1991 ve 1992’de Golf Digest “Yılın Oyuncusu” seçilen Woods 1992 ve 1993’de Golf “Dünya’da Yılın Oyuncusu” ödülüne layık görüldü. 1992’de “Yılın Amatör Oyuncusu” ödülünü alan Woods 1994’de ise “Dünya’da Yılın Golf Adamı” seçildi. Woods 1996’da ise “Fred Haskins ve Jack Nicklaus Yılın Üniversite Oyuncusu” ödüllerini aldı.

A.B.D Amatör ödülünü 3. kez peş peşe alan Woods kısa süre sonra ilk profesyonel turnuvasını Greater Milwaukee Açık’da oynadı. Sezonda sadece 7 tunuva geriye kaldığında para ödülü listesinde ilk 125’e girip PGA oyunu kartı alması gereken Woods tabii ki bunu başardı.

2 tunuva kazanan ve ilk 30’a giren Woods Şampiyonlar Turu’na katılmaya hak kazandı. Toplamda ise 790.594 Amerikan doları ile 25. oldu ve Dünya çapında ise 940.420 Amerikan doları kazandı.

1997’de sezon açılışının yapıldığı Mercedes Şampiyonası’nı kazanan Woods Masters ile birlikte 4 PGA kupası kaldırdı ve o zaman bir rekor olan 2.066.833 Amerikan doları ile Arnold Palmer Ödülü’ne sahip oldu ve Dünya çapında ise toplam 25 tunuvada tam 2.440.831 Amerikan doları kazandı.

Gelmiş geçmş en hızlı şekilde Dünua’nın 1 numarası olmayı başaran Woods profesyonel oldulktan tam 24 hafta sonrta 15 Haziran 1997’de Dünya’nın zirvesine yerleşti. Woods böylece 21 yaşından 24 hafta aldığında gelmiş geçmiş en genç 1 numara oldu. Woods’dan önce bu başarıya ulaşan en genç isim 1986’da 29 yaşında 31 hafta alan Bernhard Langer olmuştu.

98’de de parlak bir yılı geride bırakan Woods 99’da muhteşem bir performansla ortalığı alt üst etti. PGA Şampiyonası dahil bir çok kupa kaldıran Woods tam 6.616.585 Amerikan doları kazandı ve en yakın rakibi ve yakın arkadaşı David Duval’a 2.974.679 Amerikan doları fark attı. Bu başarının kısaca açıklaması; Woods’un dağıtılan bütün para ödülünün %52’sini almasıydı.

99 ve 2000 ve 02’de kupaları müzesine taşımaya devam eden Woods 2002’de ise PGA’de 6.912.625 ve Dünya çapında 8.417.188 Amerikan doları kazanarak peş peşe 4ç yılda da en çok kazanan isim oldu.

CNN’in Dünyaca ünlü spor dergisi Sports Illustrated Woods’u 1996 ve 2000’de “Yılın Spor Adamı” seçerken Fransız L’Equipe 2000’de Woods’u “Şampiyonların Şampiyonu” onuruna layık gördü. Dünya’nın en saygın haber ajanslarından Associated Press ise Woods’u 1997. 1999 ve 2000’de “Yılın Erkek Sporcusu” olarak onurlandırdı. Tiger Woods ve basketbolun efsanesi Michael Jordan bu ödülü 3’er kez kazanan ilk isimler oldu. 2000’de Dünya’nın en saygın haber ajanslarından bir diğer Reuters tarafından “Yılın Spor Adamı” seçilen Woods 1997’de ise Amerika’nın önde gelen spor kanalı ESPN tarafından “Yılın Erkek Sporcusu” ödülünü aldı. Laureus Spor Ödülleri’nden de bir seri yapan Woods bu saygın ödülü 1999 ve 2000’de kazanarak “Yılın Spor Adamı” seçildi.

PGA Tur’dan da 1997 1999 2000 2001 2002 ve 2003’de “Yılın Sporcusu” ödüllerini alan Woods 30 yaşına gelmeden önce golfün yaşayan “efsanesi” olmayı başardı.
_KoJiRo_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiShare on Facebook
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 18:49   #13 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

"buz Adam" Bergkamp'a Saygi !

George Best'den Michael Jordan'a Francesco Totti'den Ronaldinho'ya ve Martina Hingis'ten Zinedine Zidane'a kadar bir çok efsaneyi "YILDIZLARIN ALTINDA" köşesinde sizlere tanıtan AjansSpor'da sıra Efsaneye Saygı kuşağında Uçamayan Hollandalı Bergkamp'ın !

Arsenal'in yeni evi Emirates Stadyumu'nda Ajax ile oynanan "Bergkamp'a veda Emirates'e merhaba" jubile/gala maçında bir efsane daha yeşil sahalara veda etti ve kramponunu soyunma odasına astı. Yıllardır uçağa binmeyen ve gerektiğinde deplasmanlara trenle giden 37 yaşında 37 milyon poundluk bir servete sahip olan Bergkamp'ın nasıl bir futbol efsanesi olduğunu anlatan muhteşem hayat hikayesi !

.::EDITORIAL::.

Şu anda "O Dünya’nın en iyi ve saygılı oyuncularından biriydi." demek içinizden geçmez mi? Geçer! O'nun özelliklerini taşıyan kaç futbolcu sayabilirsiniz hafızanızdan? Fazla değil!

1997/98 sezonunun başında Arsene Wenger Dennis Bergkamp hakkındaki düşüncelerini açıklarken Hollandalı adamın en iyilerin başında geldiğini söylemesi Fransız adamın yanlış fikirleri olduğunun değil oyuncudan ne kadar iyi anladığının bir kanıtıydı.

Hollandalı golcü yıllar geçtikçe Arsenal’in değişmez bir parçası olurken karakteri ile takımın da üzerine çıkmayı başararak bir futbol efsanesi oldu.

Fransız teknik direktör de düşüncelerinde haklı çıktı ve Dennis o sezon kaydettiği 16 gol ile Premier League savunmalarını dağıtırken Arsenal'in sezonu duble ile kapatmasını sağlayan adam oldu.

O dönemde Bergkam kendi ayarında bir futbolcuydu ve çıtayı da kendisi belirledi. Profesyonel Futbolcular Birliği tarafından Yılın Futbolcusu seçilirken FIFA Dünya’da Yılın Futbolcusu sıralamasında da 3. sırada yer aldı.

Eski gol arkadaşı Gunners bir diğer efsanesi Ian Wright her geçen gün efsaneleşen Bergkamp hakkında kısaca söylediği bir cümle ile Hollandalı'nın değerini gözler önüne sermekten çekinmedi. "Eğer O Uzay Yolu'nda oynuyor olsaydı güneş sisteminin en iyi futbolcusu olurdu."

Çok basit bir şekilde açıklamak gerekirse atak hattının maestrosu döneminin ve tüm zamanların en iyi futbolcularından biri olurken birçok genci yüreklendirdi ve tribünleri her zaman heyecanlandıran bir isim oldu.

Premier League'e gelmiş geçmiş en iyi yabancı olarak Dennis Gergkamp’ı göstermek belki pek de gerçekçi olmaz ya da abartı olur. Gianfranco Zola Eric Cantona ve günümüzde de Thierry Henry gibi isimler bu yoldan geçti. Böyle bir kıyaslamaya girmek Pele Maradona'dan daha iyiydi demek gibi sonu olmayan bir tartışmaya yol açabilir. Yani gerek yok!

Ancak Bergkamp'ın İngiliz futboluna büyük bir ilham olduğunu söylemek hiç de yersiz olmaz. Topa dokunuşu defansı çaresiz bırakmayı başaran yetenekleri ile Ada'nın her yerinde ve Dünya'da her zaman hayranlar kazanmayı başaran Bergkamp artık ne İngiltere ne de bir başka yerde top oynayacak!

Bir dönemin sıkıcı ama çok sıkıcı Arsenal takımını eğlenceli ve seyir zevki yüksek bir takım haline getiren Arsene Wenger'in yakaladığı başarılarda Hollandalı golcünün payı çok büyük. Gunners’ın "devrimi" ne zaman konu olsa bir başlık mutlaka Dennis Bergkamp'a ayrılacak!

Hala hatırlayanlar vardır. Bergkamp'ın Arsenal'e gelişi ve o dönemde Kuzey Londra ekibinin Hollandalı için harcadığı 7.5 milyon pound arkası kesilmeyen soruların başlangıcı oldu. "Bu paraya değer mi?" "Arsenal'in ihtiyacı olan bu adam mı?" Hele ki Inter’de geçirdiği 2 mutsuz sezonun ardından Arsenal tarafından dönemin İngiltere'deki rekor kıran transfer ile alınması Bergkamp'ın Highburry'de sahaya çıkana kadar acımasız birçok eleştiri ile yüzleşmesine sebep oldu.

11 yıl ve 423 maç sonra adına 120 Gunners golü kayıtlı olan bu adam hakkında bugün sadece güzel hatıralar var akıllarda. İlk geldiği dönemde manşetleri süsleyen eleştiriler artık tarihin bir parçası olurken Hollandalı'nın bıraktığı tat hala damaklarda! O dönemde O'nu haklı ya da haksız bir şekilde eleştirenler ise bugün futbola devam etmesi için yalvarmaya hazır!

37 yaşındaki efsane 3 Premier League ve 3 FA Kupası kazandı. Hollandalı'nın koleksiyonu arasında bir de Şampiyonlar Ligi finali madalyası bulunuyor.

Geçen yıl Arsenal'in düzenlediği "Dennis Bergkamp Günü" hala akıllarda. Bir kulübün kendisine çok şeyler katan bir futbolcusuna ödüllendirme şekli bütün kulüplere örnek olacak seviyede: West Brom maçında herkesin turuncu formalar giyerek "Dennis Dennis" tezahüratı yapması bir futbolcunun isteyebileceği en güzel anlardan biri olsa gerek!

Wenger ise kısaca açıkladı "Bergkamp’ın yerini hiçbir zaman dolduramayacağım." Bunun sebebi sadece golleri değil tamamıyla kendisi!

Premier League'in en iyi golcüsü olan Henry ne düşünüyor diye düşünenlere güzel bir cevap olabilir: "Birlikte oynamayı hayal edebileceğiniz en iyi ortak. O'nunla konuşun ve sonra da oturup izleyerek futbolu görün."

Bergkamp'ı sadece Highbury özlemeyecek. Ülkesi Hollanda Milli Takımı'nın da formasını 79 maçta taşıyıp 36 gol atarak en golcü futbolcu olan Bergkamp'ın 1998 Dünya Kupası'nda Arjantin'e attığı sinirleri zorlayan güzellikteki golü hatırlamıyor musunuz? Evet kim unutabilir ki?

Hollanda Milli Takımı'nın 2006 Almanya Dünya Kupası'nda teknik direktörlüğünü yapan ve ardından da istifa eden Hollanda efsanelerinden Marco van Basten uzun süre kıyaslandığı Bergkamp hakkındaki düşüncelerini çok cömert bir şekilde açıklamaktan çekinmediğini "Eğer Ryan Giggs 20 milyon pound değerindeyse Bergkamp 100 milyon pound eder" diyerek gösterdi.

"BuzAdam" lakaplı golcü kariyerine Ajax'da başlayıp 185 maçta kaydettiği 122 golle 12 milyon pounda transfer olduğu Inter'in ardından geldiği Arsenal'de nelere değdiğini yılları geride bırakıp tarihin bir parçası olarak gösterdi.

Bergkamp gibi bir "değer" futbolu bırakırken O'na yakışan yapılmalıydı ve yapıldı da! Efsaneleştiği bir diğer dev Ajax Arsenal'in yeni evi Emirates Stadyumu’nda Gunners'ın rakibi oldu.

Arsenal de efsanesi "Uçamayan Hollandalı'ya" veda ederken Emirates Stadyumu'ndaki yeni döneminin kapılarını açtı.


.::KISACA DENNIS BERGKAMP::.

Dennis Nicolaas Maria Bergkamp 10 Mayıs 1969’da Amsterdam'da doğdu. Ajax Inter Arsenal ve Hollanda Milli Takımı formaları taşıyan golcü kariyerinin son 11 yılını –verdiği muhteşem paslar son vuruşlardaki yumuşak ve öldürücü tavrıyla- tam anlamıyla efsaneleştiği Arsenal'de geçirdi.

Pele tarafından "Yaşayan En İyi 125 Futbolcu" arasında gösterilen Hollandalı 2 kez FIFA Dünya’nın En İyi Futbolcusu sıralamasında 3. sırada yer aldı.


.::ERKEN YILLAR::.

Batı Amsterdam'da bir apartman dairesinde büyüyen Bergkamp tesisatçı bir babanın 4 çocuğundan biri. Ailesi tam anlamıyla bir futbol fanatiği olan efsaneye takılan ilk ad Manchester City Manchester United ve İskoçya golcüsü Denis Law'ın ardından Denis oldu. Ancak Denis adını Denise'ye çok benzeten Hollandalı makamlar bu ismin erkek bir çocuk için uygun olmadığını belirtince Denis'in adı Dennis oldu. Göbek adı olan Maria ise Katolik bir aileden geldiğinin en büyük göstergesi olarak kaldı.


.::AJAX AMSTERDAM::.

Bergkamp tam anlamıyla Ajax Amsterdam'ın efsaneleşen dünyaca ünlü alt yapı sisteminin bir parçası. 12 yaşında Ajax'a katılan Bergkamp profesyonel olarak topa ilk kez 14 Aralık 1986'da (17 yaşında) teknik direktör Johann Cruyff'un verdiği şansla Roda karşısında vurdu ve o sezon 14 maçta daha sahada hünerlerini sergiledi. Hollandalı genç 1987 Avrupa Kupa Galipleri Kupası finalinde ise yedek olarak oynadı ve Lokomotiv Leipzig maçında kazanan Ajax'da bu genç adam da kupayı kaldırma şerefine ulaştı.

Bir sezon sonra Ajax'ın düzenli ilk 11 futbolcusu olan Bergkamp 1990'da kazanılan Hollanda Ligi şampiyonluğunda 1992 UEFA Kupası şampiyonluğunda ve 1993'deki KNVB Kupası'nda çok önemli roller üstlendi. 1991'den 1993'e kadar Hollanda Ligi Gol Kralı olan Bergkamp 1992 ve 1993’de ise "Yılın Futbolcusu" ödülüne layık görüldü. Doğduğu şehrin takımını bir efsane olarak bırakan Amsterdamlı 185 kez formasını taşıdığı Ajax’a 122 gol ile veda etti.


.::INTERNAZIONALE::.

1993 yılının yazında Ajax'ın iki futbolcusu Bergkamp ve Wim Jonk Inter tarafından transfer edildi. Ancak Bergkamp'ın İtalya'daki serüveni beklendiği kadar başarılı geçmedi. Her ne kadar 1994'de ikinci kez UEFA Kupası kazansa da İtalyan tarzı defansa uyum sağlayamayan Bergkamp 50 maçta sadece 11 gol üretti. Bergkamp'ın zayıf performansı İtalyan basını ile arasının bozulmasına ön ayak olurken takım arkadaşları ile de iyi geçinemedi. Ancak her şeye rağmen taraftarın sevdiği Hollandalı bir de ünlü dizi "Beavis ve Butthead"den "Beavis" takma adını aldı.


.::ARSENAL::.

Inter'de geride kalan mutsuz 2 sezonun ardından Arsenal'in patronu Bruce Rioch uzun süre eleştirilmesine sebep olan bir şekilde Bergkamp'ı Inter'den Haziran 1995'te 7.5 milyon pounda transfer etti. Ağustos 1995'de Arsenal forması ile ilk maçına Middlesbrough karşısında çıkan Bergkamp İngiliz futbol tarzına 8 maç sonra alışarak Southampton maçında golle tanıştı. Yavaş ama emin adımlarla ilerleyen Bergkamp takımın golcüsü Ian Wright'ın arkasında üstlendiği rolle zaman içersinde kulüp tarihinin en büyük futbolcularından biri olmaya adım adım yaklaşmaya başladı.

Eylül 1996'da ise Arsenal ve Bergkamp için büyük değişiklikler başladı Arsene Wenger'in takımın başına geldiği andan itibaren yükselişe geçen Bergkamp Premier League ve FA Kupası ile 1997-98 sezonunda duble yaparak "Yılın Futbolcusu" ödülünü kazandı.

Eylül 1997'de ise Bergkamp "bir ilk" oldu ve Ayın Golü yarışmasında 1. 2. ve 3. sırayı alarak tarihe geçti. Bergkamp o sezon 16 gol kaydederken daha fazlasının asistsini yaptı. O sezon sonunda ise Hollanda'nın 1998 Dünya Kupası'nda elde ettiği 4.'lükte başrollerden biri Bergkamp'ın oldu.

Arsenal takımının değişmez isimlerinden biri olan Hollandalı 2002 senesinde bir duble daha yaşadı ve ardından da 2003'de FA Kupası'nı kaldırdı. Bergkamp 2004'de Arsenal ile 3. şampiyonluğunu yaşadı. Arsenal İngiltere'de sergilediği performansın yarısına Avrupa’da yaklaşamazken 2000 UEFA Kupası finali kupaya yaklaştıkları en yakın sezon olurken bu finalde de karşılarında senenin flaş ekibi Galatasaray vardı. 2006'da ise Arsenal Avrupa'daki kupa hasretini sonlandırmaya bir kez daha yaklaştı ama bu sefer de senenin en kuvvetli ekibi Barcelona karşısında başarılı olamadılar.

Arsenal kulübü 37 yaşındaki efsane ile yolun sonuna geldiklerini izah ederken Bergkamp'ın Arsenal'e kattıklarını ve ona duydukları saygıyı göstermek için 15 Nisan 2006'da West Bromwich Albion maçına çıktıkları günü "Dennis Bergkamp Günü" ilan ederek Highbury'deki son sezonlarında efsanelerini onurlandırdılar. Maça yedek olarak çıkan Bergkamp sadece Robert Pires'in golüne hazırlamakla kalmadı ve bir de kendisi atarak 3-1'lik galibiyetin kahramanı oldu. Bergkamp'ın değeri çok kısa bir istatistikle rahatlıkla anlaşılır: 424 Gunners maçında 121 gol ve Arsenal kariyerinde tam 166 asist!

17 Mayıs'da Paris'te Barcelona ile yaptıkları Şampiyonlar Ligi finalinde futbolu resmen bırakan Bergkamp Highbury'de ise son maçında 7 Mayıs'da Wigan Athletic karşısında çıkarak taraftarını göz yaşlarına boğdu.


.::ANISINA::.

"Bergkamp'a veda Emirates'e merhaba" anlamını taşıyan Arsenal'in Ajax ile Emirates Stadyumu’nda yaptığı efsanenin jübile maçında Patrick Vieira Marc Overmars Nwankwo Kanu Ian Wright Emmanuel Petit Nigel Winterburn David Seaman Steve Bould Oleg Luzhny Edu Giovanni van Bronckhorst gibi yüksek profiller sahada boy gösterdi. Kulübede ise Johann Cruijff Marco van Basten Edgar Davids Ronald de Boer Danny Blind ve Aron Winter gibi isimler yer alırken Arsenal maçı 2-1 kazandı.


.::PORTAKAL BERGKAMP::.

Bergkamp ilk milli maçına 1990'da İtalya karşısında çıktı. İlk ciddi turnuvasını 1992 Avrupa Şampiyonası'nda oynayan efsane yarı finalde penaltılar ile elenen takımına kurtaramadı.

1994 Dünya Kupası finallerinde de boy gösteren Bergkamp Brezilya'ya 3-2 yenildikleri maçta kaydettiği golle hafızalara kazındı. 1996 Avrupa Şampiyonası'nda hayal kırıklığı yaratan Hollanda'nın en başarılı ismi olan Bergkamp 1998 Dünya Kupası finallerinde 3 gol kaydederken çeyrek finalde Arjantin'e maçın sonunda Frank de Boer'den aldığı uzun pas ile Roberto Ayala’yı çalımlayıp kaydettiği muhteşem golle kalitesini konuşturdu. Finallerin en güzel golü olarak "portakalın" golü gösterilirken stadyumda kendinden geçen Hollandalı spiker tam 8 kez "Dennis Bergkamp!" diye çığlık attı.

2000 Avrupa Şampiyonası'nda Ölüm Grubu'ndan çıkan Hollanda yarı finalde İtalya'ya elenirken Bergkamp gol atamadı ama arkadaşlarını atmasını sağlayarak her zamanki önemli rolünü yerine getirdi.

2002 Dünya Kupası finallerinden önce milli takıma veda eden Bergkamp'ın bu kararındaki en büyük etken Japonya/Güney Kore’de düzenlenecek finallere gitmek için uçağa binmesi gerekmesiydi. Uçak korkusu üst düzeyde olan efsane futbolcu bu sebeple elemelerde de oynamanın diğer isimlere haksızlık olacağını düşünerek forma giymedi ve milli takımı bir rekor olan 79 maçta 37 gol ile tamamladı.


.::"BUZ ADAM" HAKKINDA::.

"Eğer Ryan Giggs 20 milyon pound değerindeyse Bergkamp 100 milyon pound eder." - Marco Van Basten

"Bergkamp. O Hollandalı futbolcular arasında gelmiş geçmiş en iyi tekniği olan futbolcu." - Guus Hiddink

"O bir mesih. Arsenal'e geldiğinde bizi Avrupa takımı yap dedim. O da bunu yaptı." - Ian Wright

"Dennis birlikte oynadığım en iyi futbolcu. Takımda O’nun gibi bir adamın yanınızda oynaması bir rüya gibi." - Thierry Henry


.:ÜNYA'YI UÇURDU AMA KENDİSİ UÇAMIYOR::.

Dennis ve Uçma Korkusu:
Dennis Bergkamp tekniği golleri ile olduğu kadar uçağa binme korkusu ile de gayet iyi tanınıyor. 1994 Dünya Kupası'nda Amerika'da Hollanda Milli Takımı ile uçakta bir arıza yaşandığında ortaya çıkan bu korku zaman içerisinde en çok kullanılan "Buz Adam" lakabının yanına bir de "Uçmayan Hollandalı" lakabını almasını sağladı. Bu sebeple bir çok kez Arsenal'in dış saha maçlarında oynayamayan Bergkamp gerektiğinde ya otobüse bindi ya da trenle deplasman maçlarına gitti.


.::YAŞ 37 SERVET 37 MİLYON POUND::.

Dennis Bergkamp Henrita Ruizendaal ile evli ve 37 yaşındaki efsanenin bankada resmi kayıtlara göre tam 37 milyon poundluk bir serveti bulunuyor. Bergkamp'ın 2 kızı -Estelle DeborahYasmin- ile bir de oğlu –Mitchel- var. Bergkamp'ın en yakın arkadaşı ise dünyaca ünlü futbolcu ve birçok tren yolculuğunda O'nu yalnız bırakmayan Marc Overmars.


.:AŞARILARINDAN BİR DEMET::.

Hollanda Şampiyonu 1990.
Hollanda Kupası 1987 1993.
Avrupa Kupa Galipleri Kupası 1987.
UEFA Kupası 1992 (Ajax) 1994 (Inter).
Premier League Şampiyonu 1998 2002 2004.
İngiltere FA Kupası 1998 2002 2003 2005.


.::ÖDÜLLERDEN BİR DEMET::.

Hollanda Gol Kralı 1991 1992 1993.
Hollanda'da Yılın Futbolcusu 1992 1993.
Avrupa'da Yılın Futbolcusu: 3.'lük 1993.
İngiltere Profesyonel Futbolcular Birliği "PFA" Yılın Futbolcusu 1998.
İngiltere Futbol Yazarları Yılın Futbolcusu 1998.
Sezonun Golü Ödülü 1998 2002.
Arsenal'de Yılın Futbolcusu 1998.
FIFA Dünya'da Yılın Futbolcusu: 3.'lük 1993 1997.
_KoJiRo_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiShare on Facebook
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 18:49   #14 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

Yaşayan Efsane Schumacher

Yıldızların altında köşesinde sırayı Formula 1'e sezon sonunda veda edeceğini açıklayan Michael Schumacher aldı.. Formula 1'de rekorları alt üst eden Alman efsanesi Schumi hakkında bilmek isteyeceğiniz her şey en ince detaylarıyla burada..

.::F1 DENİLİNCE SCHUMI - SCHUMI DENİLİNCE F1::.
Michael Schumacher (3 Ocak 1969’de Hürth doğumlu) Alman pilotun memleketi Kerpen / Rheinland. 7 dünya şampiyonluğu ünvanı bulunan Schumacher Formula 1 tarihinin gelmiş geçmiş en başarılı sürücüdür. Michael’in kardeşi Ralf Schumacher de kendisi gibi pistlerde yarışıyor.

.::Formula 1'e başlama tarihi 1991::.
Kerpen’de; 1961 yılında bir Formula 1 yarışında hayatını kaybeden Wolfgang Graf Berghe anısına yaptırılan bir yarış pistinde (Kart pisti) bekçilik yapan bir babanın oğlu olması Michael Schumacher’in motorsporlarıyla erken tanışmasına vesile oldu. Genç yaşında yarış hayatına Kart pistlerinde başlayan Michael daha o yıllarda sonradan Formula 1 pistlerinde fırtına gibi esecek olan Heinz-Harald Frentzen Nick Heidfeld Mika Häkkinen ve Mika Salo gibi isimlerle tanışma fırsatı buldu.

Schumacher’in babası maddi olarak yeterince güçlü olmadığı için Michael bir süre daha az masraflı olan ve yüksek teminat rakamları istenmeyen Lüxemburg Yarıs Lisansı'yla yarıştı.

Michael Schumacher’in ilk sponsoru oyun/eğlence makinaları üreten Jürgen Dilk oldu. Bu sponsorluk sayesinde genç Kerpenli 1984 ve 1985 yılında Alman Junior yarışlarını kazandı. İki yıl sonra Junior kategorisinde Dünya ikincisi oldu. Aynı yıl Almanya ve Avrupa Kart şampiyonluğunu elde etti.

Schumacher’in profesyonel anlamdaki başarıları ve yükselişe geçmesi 1987’de Formula Kral kategorisinde yarışmaya başladıktan sonra geldi.

1988’de Formula Ford’da dünya ikincisi oldu. Bu başarısı sayesinde Formula 3’e terfi etti. Menajer Willi Weber Joachim Winkelhock adlı yarışçısının Formula 1’e transfer olmasından sonra kendine yeni bir yetenek aramaktadır. 1989 yılında Formula 3’de Schumacher Heinz-Harald Frentzen ile aynı puanı alır ve onunla şampiyonluğu elde eden Avusturyalı Karl Wendlinger’in ardından ikinciliği paylaştı.

Schumacher 1990 yılında Mercedes-Junior-Team’den bir teklif aldı ve bunu kabul etti. Juniorları çalıştıran Jochen Neerpasch ve Formula 1 Veteranı Jochen Mass idi. Bu iki usat pilot gelecek vaad eden yarışçıları bulup parlatan kişilerdi. O dönemlerde Michael ve arkadaşları adı "Spor prototipler" olan 920 beygir gücündeki araçlara biniyorlardı. Bu o dönemlerdeki Formula 1 araçlarıyla hemen aynı güçte yarışmak demekti. O yüzden Schumacher Frentzen ve Wendlinger gibi çaylaklar gerçi alt kategoride yarışıyordu ama Formula 1 motor gücü ve hız tecrübesine çoktan sahiptiler bile. Schumacher 1990 yılında Formula 3’te de Almanya şampiyonu olur. Aynı yıl uluslararası Macao yarışını da kazanır. Günden güne performansını ve başarılarını arttıran Schumacher Mercedes’de kısa sürede sevilen biri haline geldi ve bunun karşılığını da Silverstone’daki bir test sürüşünde ilk kez bir Formula 1 heyecanı yaşayarak fazlasıyla aldı. Yetkililer ona bir şans ayarlamak için gereken fırsatı yakalamışlardı. Jordan takımının esas pilotu Bertrand Gachot İngiliz bir taksiciye biber gazı sıkınca hapse atılmış ve onun yerine yarışacak biri gerekiyordu.

1991’de Schumacher Gachot’un yerine piste çıktı. Daha önce hayatında hiç Formula 1 kategorisinde yarışmamış hatta antrenmanlara bile girmemiş olan Schumacher’e kefil olan menajeri Willi Weber takım şefi Eddie Jordan’ı ikna etmeyi başardı. Jordan 2005 yılında verdiği bir röportajda o dönem ilk tercihinin Schumacher olmadığını itiraf edecekti. Onun kafasındaki isim o dönem Stefan Johansson’dı. Schumacher sıralama turlarında yedinci olur ve herkesi şaşırtır. Ancak yarış günü starttan 500 metre sonra vites sorunu yaşayarak yarışa erken veda etti.

.:enetton yılları 1991 – 1995::.
Bu ilk hüsranla biten yarıştan sonra ilk transferini gerçekleştiren Schumacher Benetton-Ford takımına geçer. Üç kez Nelson Piquet ile dünya şampiyonluğu yaşayan takımın ikinci pilot Roberto Moreno ile yaşadığı sorunlar ayuka çıkmıştır ve onun yerine yeni bir isim aranmaktadır. Antrenamn turlarında gösterdiği başarı Benetton-Ford yetkilileri için yeterli bir ölçüydü. Genç Michael Schumacher Jordan takımından transfer edildi. Schumacher ilk dünya şampiyonluğu puanlarını İtalya Monza pisti’nde elde etti.

Yıllar sonra Benetton takımının yetkililerinden de ilginç bir itiraf gelecekti. O dönem genç Schumi’nin Jordan’dan transfer edilmesinde Bernie Ecclestone’un ricası ağır basmıştır. Aslında düşünülen ismi açıklanmayan ve şu an halen yarışan başka bir isimdir. Ne ilginçtir ki Michael Schumacher ikinci kez 'aslında ilk tercih' olmamıştı. Michael Schumacher İtalya / Monza’da takım arkadaşı Piquet’i de geride bırakarak beşinci oldu. Portekiz Grand Prix’inde ise altıncı oldu ve o yıl dünya şampiyonasını 12.sırada bitirdi.

Schumacher’in Formula 1 kariyerinde ilk podyuma çıkması 92 Meksika Grand Prix’i ile oldu ve başarılı bir yarış çıkaran Schumi üçüncülük kürsüsüne çıktı. 93 yılı Schumi ve takımı için pek verimli bir yıl olmaz. Gerçi Alman pilot ilk birincilik heyecanını bu yıl yaşar ama toplamda sadece bir yarış kazanır. 1993 yılının dünya şampiyonu aynı yıl yarışlara veda eden Williams ile Alain Prost oldu.

.::İlk Dünya Şampiyonluğu 1994::.
1994 sezonunda bir çok köklü değişiklik Formula 1’e damgasını vurdu. Mesela ABS gibi elektronik yardımların kullanılmasına izin verildi tank stoplar devreye girdi vb... Bu yeniliklere en hızlı uyum sağlayan ekip Benetton oldu. B194 model aracıyla (kalkık burun) alışılagelmişin dışında bir dizayn ile yola çıkan Benetton bunun karşılığını dünya şampiyonu olarak aldı. Schumacher tüm rakiplerini geride bırakarak o sezonu ilk kez dünya şampiyonluğunu tattı. Ne var ki aynı yıl (1994) ölümcül kazalarda tarihe kara bir leke olarak geçti. Roland Ratzenberger (Avusturya) ve Ayrton Senna hayatlarını kayebederek yarışseverleri yasa boğdular.

.::İkinci Dünya Şampiyonluğu 1995::.
1995 sezonunda da en iyi hazır gözüken V10-Renault motoruyla Benetton idi. Schumacher bu sezona geçen yılki kadar iyi başlayamamıştı. Gerçi 95 sezonunun ilk yarışını kazandı ancak diğer iki yarış Hill’in oldu. Imola’da ağır bir kaza geçiren Schumacher şans eseri olayı hafif atlatır. Bu kaza onu adeta kamçılar ve sonrasında başarı grafiğini yükselterek art arda birinci gelerek o sezonu da dünya şampiyonu olarak tamamlar.

.::Ferrari Dönemi 1996::.
Ferrari’de Jean Todt’un başını çektiği yenilenme hareketinde danışman Niki Lauda yetenekli bir pilot arayışındaydı. Schumacher de iki yıl üst üste dünya şampiyonu olmuş ve kendisini kolay kolay kimsenin geçemeyeceğini herkese göstermişti. 1996’da Ferrari Michael Schumacher’e hatırı sayılır bir teklif yaptı. Bu teklifi tereddütsüz kabul eden Schumacher İngiliz ekip Benetton’dan İtalyan takımı Ferrari’ye geçti. Ki aslında o dönemde Ferrari ağır kalan V12-Motoruyla sorunlar yaşıyor ve teknik olarak diğer ekipler kadar iddialı değilken. Ferrari 1979’dan bu yana dünya şampiyonluğu kazanmamıştı. Bu mutluluğu en son Jody Scheckter ile yaşamışlardı.

Alman Motorsport aktuell dergisinin bu transferin duyulmasından sonra attığı başlık ilginç ilginç olduğu kadar da tarihe geçecek bir iddiaydı :“Schumi’miz artık bir daha şampiyon olamayacak mı?“

.::1996::.
Yeni F-310 motoruyla yeni bir sayfa açan Ferrari sadece motorunu değil pilotunu da yenilemiş ve iddialı duruma gelmişti. Tüm gözler Schumacher ve Ferrari’nin üzerindeydi. Ancak ne teknik ekip istediği motor kalitesini yakalayabilmiş ne de Schumi İtalya’nın spaghetti’sine alışabilmişti. Ferrari teknik bir arıza sebebiyle Magny-Cours’da daha Pole-Position’da yarışa veda ederken Michael de Monaco’da aracı duvara tosladı. Schumacher O yıl Spa ve Monza’yı kazansa da 1996 sezonu vasatın üzerinde geçmeyecektir. Damon Hill dünya şampiyonu olurken çaylak Jacques Villeneuve ikinci ve Schumi de ancak ücüncü olabildi. Buna rağmen bu Ferrari’nin 13 yıldır en iyi derecesiydi.

.::1997::.
1997 Schumacher Ferrari yetkililerinden ilginç bir şey istedi. Schumi: "Ferrari’den kimseyi göndermeyin ama mutlaka Benetton takımının beyni sayılan yarış mühendisi Ross Brawn ve konstrüktör Rory Byrne’ı transfer edin." Ferrari yöneticileri bu isteği hemen yerine getirdi. O yıl üst üste birinciliklere imza atan ve Japonya’da takım arkadaşı Eddie Irvine’ın yardımıyla (pisti çok iyi tanıyordu) adeta sezonu şovla kapatan Schumi oldu.

.::1998::.
1998 yılı yine köklü değişimlerin yaşandığı bir yıl oldu. Arabaların 180 cm’den daha geniş olması yasaktı. McLaren-Mercedes ve Bridgestone bu yeniliklere en iyi ayak uyduranlar oldu. Mika Häkkinen de performansıyla parmak ısırtan isimler arasındaydı. Schumacher ancak sezonun üçüncü yarışından sonra yeni kurallarla barışıp Buenos Aires’de bu yarışta ben de varım dedi. Ancak Häkkinen O yıl geçilecek gibi değildi. Schumacher 1998’de altı yarış kazansa da bu ona yetmedi ve dünya şampiyonluğunu Mika Häkkinen’e kaptırdı.

.::1999::.
1999 yılında McLaren-Mercedes’in yakaladığı teknoloji üstünlüğü yakalanmaya çalışıldıysa da ne Ferrari’nin teknik gücü ne de Schumi’nin müthiş pilotaj yeteneği buna yeterli olmadı. Schumacher Imola ve Monaco’yu kazandı ancak dünya şampiyonu Häkkinen de boş durmuyor ve o da üç yarış kazanarak Alman pilotu yine zorluyordu. Silverstone Grand Prix’i öncesinde Schumacher sekiz puan Häkkinen’in gerisindeydi. Ne varki Schumacher beklenildiği gibi heyecanlı bir yarış çıkaramadı ve start verildikten saniyeler sonra 107 km/h ile tekerlek bariyerine geçirdi ve havlu attı. Schmuacher sağ baldırından bir yırtıkla ayrıldı ve altı hafta pistlerden uzak kaldı. Sepang (Malezya) yarışıyla pislere geri döndü ama artık her şey için çok geçti. Häkkinen emin adımlarla ilerlemiş ve ikinci kez dünya şampiyonluğu ipini en önde göğüslemişti.

.::Üçüncü Dünya Şampiyonluğu 2000::.
Üst üste iki yıl dünya şampiyonluğunun kaybedilmesi Ferrari’de radikal bir değişikliğe neden oldu. İtalyan markası yoluna Bridgestone ile devam etme kararı aldı. Japon lastik üreticisi 2000 sezonu itibarıyla artık lastiklerini sadece dünya şampiyonu İngiliz takımı McLaren ile değil aynı zamanda İtalyanlarla da paylaşıyordu. 1999’da eşit güçte gözüken Ferrari ile McLaren arasındaki tek fark olan lastikler de eşitlenmişti. Schumacher o yıl daha bir başka yarıştı. Häkkinen ilk üç yarışta Pole pozisyonları alsa da üç yarışı da Schumi kazanmasını bildi. Sezon ortasında McLaren David Coulthard ile bir kaç yarış kazanıp karşılık vermeye çalışsa da Schumacher Monza’da kariyerinin 41. zaferine imza atarak rakiplerini geride bıraktı ve o yarıştan sonra düzenlenen basın toplantısında Senna’nın rekorunu da kırdığı hatırlatılınca göz yaşlarına boğuldu. Monza ona doping olmuştu adeta ardından gelen Indianapolis Suzuka ve Malezya Grand Prix’lerini de kazanarak bir kez daha (üçüncü kez) dünya şampiyonluğunu ilan etti.

.:ördüncü Dünya Şampiyonluğu 2001::.
2000 sezonu nasıl bittiyse 2001 sezonu da öyle başladı. Michael Schumacher ve Ferrari deyim yerindeyse durdurulamıyordu. BMW-Williams takımı biraz yatırımla güçlenmiş ve Michael’in kardeşini alarak Ferrari’ye rakip olmaya çalıştı. Michael ve Ralf Schumacher duellosu sadece Almanya’da değil tüm dünyada çok konuşuldu ve raitnglere de yansıdı. Ferrari-Pilotu sezonu beş zaferle kapatarak dördüncü dünya şampiyonluğpunu ilan etti. Bunu yaparken Belçika Grand Prix’inde Alain Prost’un 51 zaferlik rekorunu egale etti. Japonya GP’siyle de kırdı.

.:eşinci Dünya Şampiyonluğu 2002::.
2002 yılında Ferrari’de dubleler göze çarptı. Schumacher’in yanı sıra takım arkadaşı Brezilyalı Barrichello da formunun zirvesindeydi. Süper yarışan Brezilyalı ve Alman pilot sürekli ilk iki sırayı paylaşınca peş peşe gelen dubleler Schumacher’e o sezon da bir dünya şampiyonluğu getirmişti. Beşinci kez dünya şampiyonluğunu ilan eden Schumi böylelikle bunu daha önce başaran Juan Manuel Fangio’nun rekorunu egale etmiş oldu.

.::Altıncı Dünya Şampiyonluğu 2003::.
Puanlama sisteminin değiştirilmesi ve start pozisyonunda değiştirilen kurallar Formula 1 heyecanına başka bir boyut kazandırdı. Michael bu kez Kimi Räikkönen ve Juan Pablo Montoya ile mücadele ederken zorlanıyordu bu bariz görülüyordu. Ama yine de tüm sezon en çok yarış kazanan ve rakiplerini bir bir geride bırakan isim Alman pilot oluyordu. Michael Schumacher için 12 Ekim 2003 tarihinin ayrı bir önemi vardır. Suzuka (Japonya) GP’sini birinci tamamlayan Schumi adını Formula 1 tarihine altın harflerle yazdırdı ve gelmiş geçmiş en çok dünya şampiyonu olan pilot oldu.

.::Yedinci Dünya Şampiyonluğu 2004::.
2004 sezonu Michael Schumacher için 7 Mart’da Melbourne’da (Avustralya) bir zaferle başladı. O birinci Barichello ikinci oldu ve yine sezona duble ile start verdiler. Belçika’da ise Ferrari’nin tarihindeki 700. Grand Prix’inde yarışma şerefine de nail olan Schumacher 2004’ü de beklenildiği gibi şampiyon olarak tamamladı ve adını yedinci kez en tepeye yazdırdı. Michael Schumacher 2004 sezonunda 18 yarışın 13’ünü birinci bitirdi. 19 Kasım 2004 yılında Alman Televizyon seyircileri tarafından “yüzyılın sporcusu“ seçildi. 19 Aralık 2004 yılında Schumacher ikinci kez (ilki 1995) Almanya’da “yılın sporcusu“ seçildi.

.::2005::.
2005 sezonu rekabet açısından Schumacher’in en çok zorlandığı yıl oldu. Sadece pilotlar klasmanında değil bu rekabet 2005 yılında lastiklerde de yaşandı. Yeni kurallara göre bir lastik tüm bir yarış boyunca sağlam durabilmeliydi. Bu da beraberinde yüzlerce testin yapılması zaman ve emek harcanması anlamına geliyordu. Pilotların kişisel tercihleri (setlik ve yumuşaklık) pistlerin kayganlığıyla harmanlanması gerekiyordu. İşte bunu en iyi yapan artık daha fazla söz sahibi olacaktı işte bu şekilde yeni bir rekabet baş göstermişti. Sadece Schumi için değil tüm markalar ve pilotlar için hızlı bir değişim başlamıştı. 2005 yılına damgasını vuracak isim bu kez İspanyol pilot Fernando Alonso oluyordu. Bu ünvan ile aynı zamanda Formula 1 tarihinin “en genç dünya şampiyonu“ ünvanını da kazanmış oluyordu. İspanyol basını Alonso için “Schumacher Efsanesini durduran adam“ dedi.

.::2006 ?::.
24 yaşında En Genç Formula 1 şampiyonu unvanı kazanan Fernando Alonso'nun arkasında kalması beklenen ancak Ferrari'nin yeniden yapılanma süreci ve Schumi'nin de tecrübesi eklenince bu varsayımın tamamen yanlış olduğunu herkese gösteren Schumi 2006 sezonunun tamamlanmasına 3 GP kala Ferrari'nin evi İtalya GP'sinde zafere uzanarak takımını Markalar Klasmanında Renault'nun 3 puan önüne taşıdı ve Fernando Alonso ile arasındaki farkı da 2 puana kadar indirerek şampiyonanın bütün heyecanının adeta yeniden başlamasını sağladı !..

.::RAKAMLARLA SCHUMI::.
İşte rakamlarla bir efsane:

7 dünya şampiyonluğu (1994 1995 2000 2001 2002 2003 2004)
90 kariyer zaferi
68 'pole pozisyonu'
Bir sezon içinde en çok birincilik (2004 yılı:13 kez)
En uzun süre şampiyonluk ünvanını koruma: 4 yıl 11 ay 17 gün (8 Ekim 2000-25 Eylül 2005)

.::SCHUMI'NIN EN'LERİ::.
-1992 Belçika'da taktiksel dehasını gösterdi ve ilk ıslak zemin zaferine ulaştı. Mükemmel bir zamanlamayla pite gelerek değiştirdiği lastikleriyle tüm rakiplerini geride bıraktı.

-1995 Belçika'da 16. sırada başladığı yarışı ıslak zeminde gösterdiği akıl almaz performansla birinci bitirdi. Bu muhteşem performansı rakibi Damon Hill'i riske soktuğu için aldığı bir yarışlık cezayle gölgelendi.

-Kendi seyircisi önünde Benetton Takımı'yla çıktıpı son Avrupa Yarışı olan Nuerburgring'de rakibi Jean Alesi'yi yarışın başından sonuna kadar iki kez geçti.

-1996 İspanya'da Ferrari'yle ilk zaferine ulaştı. Hava gene yağışlıydı ve ikinciliği alan Alesi'ye 45 saniye fark attı.

-1998 Macaristan'da imkansızı başardı. Üç pitstop yapmasına karşın akıl almaz bir performansla damalı bayrağı ilk gören isim oldu.

-2000 Japonya'da muhteşem bir pitstop stratejisiyle Mika Hakkinen'i geride bıraktı ve Ferrari'ye 21 yıl aradan sonra şampiyonluğu getirdi.

Sadece iyi değil az da olsa bazı kötü performansları da oldu Schumi'nin..
-1994 Avustralya'da rakibi Damon Hill'le elde ettikleri sonuçlar silindi. 81 turluk yarışın 31. turunda karıştıkları olay başlarına bu işi açtı.

-1997 Avrupa Grand Prix'inde Jacques Villeneuve'un üzerine aracını kırınca sezon boyunca aldığı tüm puanlar silindi. Villeneuve sezonu şampiyon kapadı.

-2002 Avusturya F1 için kara bir gündü. Yarışı başından sonuna domine eden Ferrari pilotu Rubens Barrichello son virajda yavaşladı ve takım arkadaşının yarışı kazanmasına izin verdi.

Kötü olduğu kadar iyi biten olaylar da oldu..
-2006 Monaco Yarışı'nda sıralama turlarında rakiplerini engellediği belirlenen Schumi ceza aldı. 'Pole pozisyonu'nu elde etmesine karşın yarışa geriden başlayan Schumi finişi beşinci görmeyi başardı. Ayrıca yarışın en hızlı turuna da imza attı.
_KoJiRo_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiShare on Facebook
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 18:49   #15 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

"Stevie G"..

İngiltere'nin en değerli futbolcularından biri olan Steven Gerrard hakkında yazılan şarkılar ve şiirler O'nun ne kadar vazgeçilmez olduğunun bir kanıtı. Transfer olması durumunda rahatlıkla rekor kıracak olan Stevie G Liverpool'un kalbi..

Stevie G..

Steven George Gerrard 30 Mayıs 1980’de Whiston Merseyside’da doğdu. Liverpool ve İngiltere Milli Takımı’nın en önemli isimlerinden biri olan Gerrard hakkında yazılmış onlarca beste ve şiir bulunuyor. 8 numaralı formasının sahibi olan Gerrard Liverpool’un kaptanlığının yanı sıra 4 numaralı formayı giydiği İngiltere Milli Takımı’nda 2. kaptanlığı yapıyor. Çoğunlukla orta sahanın ortasında görev alan futbolcu zaman zaman sağ kanatta da görev alabiliyor.

UEFA’dan En Değerli Oyuncu İngiltere’den Yılın En İyi Genç Oyuncusu ve Yılın En İyi Oyuncusu ödülleri alan Steven Gerrard Ada futbolunun en yetenekli isimleri arasından üst sıralarda bulunuyor.

KULÜP KARİYERİ

Erken Yıllar
Gerrard Huyton Juniors ile futbola adım attı ancak henüz 9 yaşındayken Liverpool’un scoutları tarafından seçilerek öğrenciliği devam ederken 1989’da Liverpool’a katıldı. Gençlik dönemlerinde beklenenden çok daha az şans bulan Gerrard’ın en büyük problemi boyu ve büyüme sorunları sebebiyle sırtında oluşan ağrıları oldu.

14-16 yaşları arasında sadece 20 maça çıkabilen Gerrard profesyonel kariyerindeki başarının tam aksine hiçbir zaman İngiltere Öğrenciler Takımı’nda forma giyemedi.

14 yaşında Liverpool’a kontrat hazırlatma baskısı yapmak amacıyla birkaç takımda denemeye çıkan Gerrard Manchester United için de antrenmanlara çıktı ve o dönemde yaşadığı bir sakarlıkla ayak başparmağını kaybetme tehlikesi atlattı.

Liverpool ile 5 Kasım 1997’de profesyonel sözleşme imzalayan Gerrard 30 Kasım 1998’de de Liverpool A Takımı ile ilk maçına çıktı ve Vegard Heggem’in yerine oyuna girerek Blackburn karşısında forma terletti.

Liverpool A Takımı
UEFA Kupası’nda ilk kez Celta Vigo karşısında şans bulan Gerrard o gece Liverpool sahadan mağlup ayrılmış olsa da sergilediği performansla göz doldurdu ve Jamie Redknapp’ın yaşadığı sakatlık sayesinde de o sezon 13 kez Liverpool forması taşıdı.

1999–2000 sezonunda teknik direktör Gérard Houllier orta sahada Gerrard’ı Redknapp’ın yanına yerleştirdi. İlk 6 maçta ilk 11’de forma giyen Gerrard Everton ile oynanan derbi maçında yedeğe çekildi. Karşılaşmanın 66. dakikasında Robbie Fowler’ın yerine oyuna giren Grerrard kariyerinin ilk kırmızı kartıyla da bu maçta tanıştı. Gerrard Everton’dan Kevin Campbell’a yaptığı çirkin faulle 90. dakikada takımını 10 kişi bıraktı. O sezonun devamında Gerrard’ın ilk golü geldi ve genç futbolcu 1999 5 Aralık’ta Sheffield Wednesday ile oynadıkları maçta elde edilen 4-1’lik zafere golüyle katkı yaptı.

3’leme
2000–01 sezonu Gerrard’ın ilk kupasını kaldırdığı sezon oldu. Sakatlıklardan tamamen kurtulan futbolcu 50 maça çıkarken 10 gol kaydetti ve Liverpool’da Lig Kupası FA Cup ile ikileme yaparken UEFA Kupası finalinde Gerrard’ın ilk büyük final golü geldi ve Alaves’i 5-4 ile geçtikleri finalde Gerrard’ın da çorbada tuzu oldu. Liverpool’da böylece uzun yıllar sonra büyük bir çıkış yaparak sezonu 3 önemli kupa ile tamamladı.

O sezonun sonunda Gerrard PFA tarafından Yılın En İyi Genç Oyuncusu ödülünü aldı.

Liverpool’un Kaptanı
2002 sezonunda teknik direktör Houllier takım kaptanlığını genç ama karakter sahibi genç futbolcusuna verdi. Houllier’in diğer takım arkadaşlarını ateşlemek için kullanacağını umduğu Gerrard’ın kaptanlığındaki bir diğer amaç ise genç futbolcuya sorumluluk yükleyerek disiplin sorunlarını azaltmaktı.

Oldukça başarılı olan bu taktik ile Gerrard o sezon sadece 2 kez kart gördü ve o dönem takım arkadaşı olan Owen da otobiyografisinde yazdığı gibi Gerrard kaptanlık görevi ile aldığı sorumluluğu takım arkadaşlarını ateşlemekte başarıyla kullandı.

Taraftarın Gücü
2004 yazında Chelsea Gerrard’ı alabilmek için girişimlerde bulundu ancak O Liverpool’da kalmayı tercih etti. İngiltere’nin bulvar gazetelerinde manşetlerde yer alan haberlere göre bir takım kızgın taraftar Gerrard’a uzun süre takımda kalması için baskı yaptı ve hatta bazılarının iddiasını göre tehdit edildi O da kalmayı tercih etti. Gerrard’ın yakınları tarafından da Liverpool’da kalması için baskıya maruz kaldığı iddia edildi. Ancak Gerrard bu konuyla ilgili yaptığı açıklamada sadece Liverpool sevgisinin ağır bastığını belirtti ve gazetelerin sevdiği detaylara girmedi.

Ancak bilinen bir gerçek var o da takımın yeni teknik direktörü Rafael Benítez’in Gerrard’ın kalmasında oynadığı önemli rol.

Bir Şampiyonlar Ligi Şampiyonu
20 Eylül 2004’te ezeli rakip Manchester United ile oynanan maçta Gerrard ciddi bir şekilde ayağından sakatlanırken yıldız futbolcu Kasım ayına kadar ilk 11’den uzak kaldı. O yılın son Şampiyonlar Ligi grup maçında Gerrard çok kritik bir şekilde Yunan takımı Olympiakos’a 23 metreden kaydettiği golle takımına hayat veren isim oldu. 16 takım arasına kalabilmeleri için 2 farklı galibiyete ihtiyacı olan Liverpool 1-0 yenik durumda devam ederken kaydedilen 2 gol ve Gerrard’ın da ceza sahasının dışında verdiği hayat öpücüğü ile yola devam eden Liverpool ve kaptanları için Şampiyonlar Ligi defteri orada kapanmadı.

Gerrard o günden beri kariyerin en önemli golü olarak Olympiakos’a maçın sonunda kaydettiği golü gösteriyor.

İstanbul’da oynanan finalde Serie A devi Milan’ın rakibi olan Liverpool final maçında soyunma odasına 3-0 mağlup döndü. O ana kadar tamamen Milan’ın kontrolünde olan dev finalde kimse bir takım kaptanının bu kadar büyük bir ilham verebileceğini düşünemezdi ama O adam neden hakkında şarkılar bestelendiğini ve şiirler yazıldığını tarihe geçen o finalde bir kez daha gösterdi.

Bentez’in söylediğine göre Gerrard’ın devre arasında takım arkadaşlarına yaptığı konuşma ve maç boyunca sürekli hepsiyle konuşması dev finalde gelen zaferin en önemli etkenlerinden biriydi. İkinci yarıda Gerrard’ın kaydettiği golle Liverpool’un inanılması güç geri dönüşü başladı. Gerrard’ın kısa süre ardından Vladimír Šmicer bir gol daha atarak aradaki farkı 1’e indirdi ve Gennaro Gattuso’nun yaptığu faulle ceza sahasında yerde kalan Gerrard kazandığı penaltı ile bir anda bütün İstanbul’u sessizliğe boğdu. Penaltıyı kullanan Xabi Alonso olurken penaltı kurtarıldı ama Alonso ribaundu alarak maça beraberliği getirmeyi sağladı ve Liverpool bu dev maçta 3-0’dan 3-3’ü kaptanları Gerrard’ın da verdiği muhteşem ilhamla başardı.

Liverpool bu dev finali penaltılara taşırken penaltı atışları sonunda kupa Gerrard’ın ve Liverpool’dan takım arkadaşlarının ellerinde havaya kalktı. Yıldız futbolcu da Şampiyonlar Ligi tarihinde Didier Deschamps’ın ardından tarihteki en genç Şampiyonlar Ligi kazanan futbolcu oldu.

Maçın hemen ardından herkesin merak ettiği soru Gerrard’a en çok yönlendirilen soru oldu. “Setevie Liverpool’da kalacak mısın?” her seferinde gelen cevap kısa ve net oldu: “Böyle bir geceden sonra nasıl ayrılabilirim.”

Ancak Temmuz 2005’te Gerrard ile kulüp arasındaki kontrat görüşmeleri bozuldu. Haberler Gerrard’ın inanılmaz bir şekilde Liverpool’dan ayrılmak üzere olduğu ve yine hazır bekleyen Chelsea’nın yıldız futbolcunun yeni evi olabileceği yönündeydi.

Her ne kadar neredeyse her gün Liverpool’dan yapılan açıklamalarda kaptanlarının kulüpte kalacağı açıklansada 5 Temmuz’da Gerrard kendi ağzından ayrılabileceğini dile getirdi.

Chelsea Gerrad için tam 32 milyon pound hazırladı ama devam eden günde Gerrard ve ailesinin Liverpool’a olan aşkıyla Liverpool’un bu genç adamı kalbine basışı daha ağır bastı.

Gerrard Liverpool’a olan bağlılığını bir kez daha gösterirken düzenlenen basın toplantısında; takıma Benitez’e ve her şeyden öte taraftara olan bağlılığını sorgulattığı için herkesten özür diledi.

Gerrard bu toplantıda bu davranışından ötürü kaptanlığını da bırakmaya hazır olduğunu dile getirdi ancak Benitez böyle bir uygulamanın imkansız olduğunu söyleyerek kaptanına her zamanki işini yapmasını söyledi.

8 Temmuz günü Gerrard yeni 4 yıllık kontratına imza atarken herkesin özellikle de Liverpoolluların yüreği oldukça rahatladı.

2004-05 sezonunda UEFA tarafından En Değrli Oyuncu ödülüne layık görülen Gerrard BBC Yılın Spor Adamı sıralamasında Ellen MacArthur (2.) ve Andrew "Freddie" Flintoff (1.)’nin ardından 3. sırada yer aldı.

2005–06 sezonu geride kalan yıllara göre Gerrard’ın istatistikler açısından en etkili olduğu yıllardan biriydi; kaptan tam 53 maça çıktı ve 23 gol kaydetti. Nisan ayında Gerrard belki de en önemli ödülünü kazandı ve PFA Yılın En Değerli Futbolcusu seçildi. Böylece Liverpool da 1988’de John Barnes’ın bu değerli ödülü kazanmasının ardından bir kez daha onurlandı.

O sezon Gerrard’ın en kötü anı ise verdiği bir geri pasın Thierry Henry tarafından kesilmesi ve kalelerinde gördükleri gol oldu.

FA Cup’ta gelen başarıda da büyük payı olan Gerrard final maçında West Ham’a 2 gol kaydetti. 2. golüyle maçı uzatmalara taşıyan Steve’nin 30 mesafesi metreyi aşan golü FA Cup finalleri tarihinin en güzel gollerinden biri olarak gösterildi.

2006 FA finalinde kaydettiği golle bir ilki başaran Gerrard 4 büyük kupada gol kaydeden ilk İngiliz futbolcu oldu. FA Cup (2006 - West Ham) Lig Kupas (2003 - Manchester United) UEFA Kupası (2001 - Alaves) ve Avrupa Kupası (2005 - AC Milan).

2006 yazının hemen başında bir açıklama yapan Gerrard kendisi hakkında transfer söylentileri çıkartılmamasını isterken “Geride kalan 2 yaz çok kötü geçti ve bir daha böyle geçmesini istemiyorum. Hiç bir yere gitmiyorum ve gitmeyeceğim. Eğer biri bir gün gelip de seni burada istemiyoruz derse o zaman konuşalım” diyerek Liverpool’a olan bağlılığını bir kez daha gösterdi.

Gerrard milli formayı ilk kez Kevin Keegan döneminde 31 Mayıs 2000’de Ukrayna karşısında giydi. Liverpool A Takımı’nda forma giydikten 18 ay ve bir başka deyişle 44 maç sonra milli takıma çağırılan Stevie milli formayla ilk golünü Eylül 2001’de 5-1’lik ünlü deplasman zaferinde Almanya’ya karşı kaydetti.

Ağustos 2006’da İngiltere Milli Takımı’nın yeni menajeri Steve McClaren Gerrard’ı 2. kaptan olarak aradığını açıkladı.

Çeşitli
2006 1 Eylül’de Steven Gerrard ilk otobiyografisini Gerrard: Benim Otobiyografim adıyla yayımladı. Bu kitapta Gerrard yoğun bir şekilde Liverpool sevgisi ve İngiltere Milli Takımı kariyerinden bahsediyor.

Bir model olan Alex Curran ile birlikte olan Gerrard Curan çiftinin 2 kızı var.

Bu arada Seteven Gerrard 2 yıldır “Gay Futbol Taraftarları Birliği” tarafından seçilen Şehvetliler Listesi’nde yer alıyor.

Kariyer Başarıları – Liverpool
2006-07 Community Shield
2005-06 Avrupa Süper Kupası
2005-06 FA Cup
2004-05 UEFA Şampiyonlar Ligi
2002-03 Lig Kupası
2001-02 Avrupa Süper Kupası
2000-01 UEFA Kupası
2000-01 FA Cup
2000-01 Lig Kupası

STEVIE G ŞARKILARI
The Stevie G Song - Can't Take My Eyes Off You
You're just too good to be true
Can't take the ball off of you
You've got a heavenly touch
You pass like Souness to Rush
And when we're all drunk in the bars
We can't believe that you're ours
You're just to good to be true
Can't get the ball off of you...


Oh Steee-ven Gerr-aaard da da da da da da

Stevie G - Let It Be
When we find ourselves in times of trouble
Stevie G runs past me
Playing the game with wisdom Stevie G
And in my home the Spion Kop
We watch him jog right in front of me
Spreading balls with wisdom Stevie G

Let it be let it be let it be Stevie G
The local lad turned hero Stevie G

And when the jubilant Kopite people
All living in The Park agree
That we all know the answer Stevie G

And although we may all be fooled
There is still a chance that we will see
The footballing phenomenon Stevie G

Let it be let it be let it be Stevie G
Spreading balls with wisdom Stevie G

And when the night is cloudy
There is still a man that we all see
A young committed Kopite Stevie G

Playing to the sound of music
Stevie G runs past me
Playing the game with wisdom Stevie G
Let it be let it be let it be Stevie G

For we all know the answer his name is Stevie G
_KoJiRo_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiShare on Facebook
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 18:50   #16 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

Efsaneye Saygi "puskas"

Yıldızların Altında köşesinin yeni konuğu "Efsaneye Saygı: Puskas" başlığı altında bir futbol efsanesi olan Macar futbolcu Ferenc Puskas. 17 Kasım 06'da hayata gözlerini yuman Puskas profesyonel futbola henüz 12 yaşındayken başlamıştı.

12 yaşında okulu bırakarak profesyonel futbol hayatına başlayan sadece Macaristan’ın değil dünyanın yetiştirdiği en önemli oyunculardan olan Ferenc Puskas yoğun bakımda sürdürdüğü hayat mücadelesine yenik düştü ve 79 yaşında aramızdan ayrıldı. Real Madrid’in unutulmaz yıldızının hayat hikayesi ve tüm merak edilenler…

2 Nisan 1927’de Budapeşte’de dünyaya gelen Ferenc Puskas (Macarca’sıyla: Purczeld Ferenc) dünya futbolunun en önde gelen oyuncu ve antrenörleri arasında yer aldı. Puskás Öcsi (Küçük kardeş Puscas) lakabına sahip Puskas futbol tarihçilerine göre gelmiş geçmiş en önemli oyuncular arasında.

Muhteşem kullandığı sol ayağı bazılarına göre dünyanın en etkili şutlarının çıkış noktası olarak gösterilir.

84 kez giydiği milli formayla kaydettiği 83 gol de kendisini tarih sayfalarına yazdırmaya yeter.

1950’lerin ‘Altın Takımı’ olarak gösterilen Macaristan’a kaptanlık yapan Puscas Real Madrid’te de Alfredo Di Stéfano ile muhteşem bir ikili oluşturmuştu.

Henüz 12 yaşında okulu bırakıp profesyonel futbol yaşantısına başlayan Puskas’ın ilk kulübü 1943 yılında Budapesti Honvéd oldu. 1958 yılında da Real Madrid’e geçen Puskas 1959 1960 ve 1966 yıllarında Mor Menekşelerle Avrupa şampiyonluğu yaşadı. 1960 yılındaki final o günleri yaşayanların hafızalarından silinemez. Finalde Eintracht Frankfurt’u 7-3 geçen Real’de Puskas 4 muhteşem partneri Di Stéfano da 3 gol kaydetmiş ve kupayı İspanya’ya taşımıştı.

1950’lerin ‘Muhteşem Macarları’nın da en önemli hücum silahı olan Puscas ülkesine sayısız sevinç yaşattı. Puskas döneminde Macar milli takımı tarihinin en önemli periyodunu yaşadı. 1950-1956 yılları arasında Puskas’la çıktıkları 51 maçta 43 galibiyet alan Macarlar 7 kez de berabere kaldılar. Puskas Macarlara dünyanın en uzun yenilmezlik serisi olan ve hala kırılamayan rekorlar arasında bulunan 32 maçlık periyodu yaşattı. Puskas 1952 yılında Helsinki’de altın madalya kazanan olimpiyat milli takımının formasını da giydi. 1954 Dünya Kupası’nın en önemli favorileri arasında gösterilen Macaristan kupaya 4 yıllık yenilmezlik süreciyle geldi. Bu zaman zarfında İngiltere karşısında 6-3 ve 7-1 gibi tarihi zaferler de elde edildi. Grup maçlarının sonuncusunda Batı Almanya’yı 8-3 geçen Macarlar Puskas’ı sakatlığa kurban verdi. Yoluna kaptanları olmadan devam eden ‘Muhteşem Macarlar’ sakatlıktan kurtulan Puskas’la finalde Almanlara 3-2 kaybettiler.

Politik sebeplerden dolayı 1956 yılında Macaristan’ı terk eden Puskas İspanya’ya göç etti. 1961 ve 1962 yıllarında İspanya için de dört kez mücadele eden Puskas gol kaydedemedi. Profesyonel futbol yaşantısına 1966 yılında noktayı koyan Puscas 1981 yılında da ülkesi Macaristan’a döndü.

İspanya Avustralya Amerika Kanada Paraguay Şili Suudi Arabistan ve Mısır’da antrenörlük yapan Puskas 1993 yılında da dört maç için Macaristan’ın başına geldi. Antrenörlük kariyerinin en parlak dönemini Yunanistan’da Panathinaikos başında yaşadı.

Alzheimer hastalığına yakalanan ve yoğun bakıma alınan burada da yaşama veda eden Puskas tarihin en önemli Macarları arasında gösteriliyordu. 2001 yılında Macar milli takımının maçlarını yaptığı ulusal stadyumun adı onun anısına değiştirildi. Macar Futbol Federasyonu 2003 Kasım ayında kendisini son 50 yılın en iyi Macar futbolcusu seçti.

PUSKAS BU KADAR İYİ Mİ? İŞTE CEVAPLAR!..
Eylül ayından beri yaşam mücadelesi verdiği yoğun bakım ünitesinde hayata gözlerini yuman Macar efsanesi Ferenc Puskas’ın ne kadar ‘Muhteşem’ bir oyuncu ve nasıl önemli bir insan olduğuna dair açıklamalar dünya futbolunun önde gelen isimlerinden geldi. İşte ‘Muhteşem Puskas’..

Alfredo Di Stefano (Real Madridli takım arkadaşı)
Doğaüstü bir yetenekti.

Ramon Calderon (Real Madrid başkanı)
Başkanlığa geldiğimden beri yaşadığım en acı gün tüm Real taraftarları yas tutuyor. Özellikle benim yaş gurubumdaki Real taraftarı bu kayıpla çocukluk kahramanlarını yitirmiş oldular.

Nandor Hidegkuti (Eski Macar futbolcu milli takım arkadaşı)
Futbolda yedimci hisse sahipti. Eğer bir sorunu çözmek için 1000 yol varsa o 1001.yi bulurdu. Hepimiz için o en iyi oyuncuydu.

Ferenc Gyurcsany (macaristan başbakanı)
20. yüzyılın en önemli Macar’ı bizleri terk etti. Ferenc Pukas öldü ama "Puskas Ocsi" efsanesi daima yaşayacak.

Art Scoczi (Macar gazeteci)
Sporda bir yerlere gelmek isteyen herkes için idoldü. Futbol tarihinin en önemli isimlerinden birisi olarak aramızdan ayrıldı arkasında muhteşem bir efsane bıraktı. Onun gibi bir oyuncu daha gelir mi? Bilemiyorum.

Tom Finney (Efsane İngiliz oyuncu)
Ufak tefek fiziğininin altında muhteşem bir sol ayak gizliydi. Wembley’de 6-3 yenildiğimiz Macarlara daha sonra da Budapeşte’de 7-1’le boyun eğdik. Sebebi gayet açıktı.

Jimmy Hill (6-3’lük maçı canlı izlemiş)
Hayatımda bir oyunu bu kadar etkileyen oyuncu görmedim. Pasları ve golleriyle istediği anda oyunun kaderini değiştirebiliyordu. Onu izlerken nefes dahi almak çok zordu.

Olalla Maranon (Madrid’ten komşusu)
Bugünün yıldızlarıyla kıyaslanınca yaşamında fazlasıyla bizden birisi gibiydi. Mahallenin çocuklarına oynamaları için toplar getirirdi. Oldukça mütevazı bir yaşamı vardı.
_KoJiRo_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiShare on Facebook
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 18:50   #17 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

Sadece Sporcu Değil Bir Filozof..

Bruce Lee'yi sevmek ve ona hayranlık duymak için dövüş sporlarıyla ilgilenmek gerekmez insan olmak yeter. Sporu ve herkese benimsettiği felsefesiyle bir efsane olan Bruce Lee'ye saygı..

27 Kasım 1940 yani bundan tam 66 sene önce dövüş sanatlarının gelmiş geçmiş en büyüğü dövüş makinası büyük usta Bruce Lee dünyaya geldi. 20 Temmuz 1973’te aramızdan ayrıldığındaysa arkasında muhteşem bir kariyer ve daha önemlisi de bir felsefe bıraktı: “Asla bir sistemin parçası olma kendi sistemini yarat ve onun da su gibi seninle ilerlemesine izin ver”.

Büyük dövüş üstadı alışılmış dövüş koreografisini değiştirdi filmlerinde kullandığı teknikle dövüş dünyasında bir milat oldu. “Jeet Kune Do” felsefesinin babası Lee tarihin en önemli dövüş sanatları aktörüydü. Sinemadaki başarısının yanı sıra yarattığı felsefeyle sadece dövüş dünyasında değil birçok farklı ortamda da saygı duyulan ve örnek alınan bir insan oldu.

Yarattığı felsefede savunduğu “Su gibi olunması gerektiği”ydi. Suyun esnekliği ve akıcılığından yola çıkarak birçok dövüş tekniği yarattı. Filmlerinde de bunlara yer veren Lee bu spora gönülverenlerin idolü olmakta zorlanmadı. Ölümünden sonra çıkan birçok isim onun gibi olmaya çalıştı ama bu zaten en başta Bruce Lee’nin felsefesine aykırıydı herkes kendi gibi olmalıydı.

Döneminin dövüş sanatları aktörlerinin fiziksel kondisyona gerekli önemi vermediklerine inanırdı. Bu sebeple kendisine has vücut geliştirme ve yapılandırma teknikleri yarattı. Daha sonra bu teknikler onun hız ve gücünün kaynağı olabileceği düşünülerek birçok dövüş ustası tarafından incelendi. Özellikle sadece iki parmağını kullanarak çektiği şınavlar akıllara durgunluk verecek cinstendi.

Taoizm Budizm ve Krishnamurti içeren bir felsefik yapıya sahipti. “Su gibi olunması gerektiği” fikriyle dünyaya damgasını vurdu. En bilinen sözü ise “Bardağın içindeyken bardağın şeklini şişenin içindeykense şişenin şeklini alan su gibi ol”du. Kasların gerginlikten kurtuldukça vücuda daha fazla hükmedebildiğine inanan Bruce Lee Kung Fu’nun başlangıcında tekniğin yattığını söylerdi. Lee’ye göre asıl önemli olansa Kung Fu’nun felsefesini anlayabilmekti.

Bruce Lee Time Dergisi tarafından “Asrın en önemli 100 insanı”ndan birisi olarak gösterildi. Aynı dergi kendisini gelmiş geçmiş en büyük kahraman ve idoller arasında da gösterdi. 21 Temmuz 2003 tarihinde ölümünün 30. yılında “Things Asian” kendisinin dünyanın en önemli dövüş sanatları ustası olduğuna ve arkasında büyük bir efsane bıraktığına dair bir makale yayınladı.

27 Kasım 2006 pazartesi günü :Shunde’de onun adını taşıyan bir dövüş sanatları merkezi açılıdı. Bu merkezde Lee’nin şanına yakışır bir heykeli anılarının sergileneceği bir müze dövüş sanatları akademisi ve bir konferans salonu kuruldu. Ünlü Çinli aktris Betty Ting Pei merkeze Bruce Lee tarafından kullanılmış uzak doğu silahlarını bağışladı.

.::FİLMOGRAFİ::.
The Birth of Mankind (1946)
Fu gui fu yun (1948)
Meng li xi shi (1949)
Xi lu xiang (1950)
Ren zhi cue (1951)
Qian wan ren jia (1953)
Fu zhi guo (1953)
Ku hai ming deng (1953)
Ci mu lei (1953)
Wei lou chun xiao (1953)
Gu xing xue lei (1955)
Gu er xing (1955)
Ai (1955)
Ai xia ji (1955)
Er nu zhai (1955)
Zhia dian na fu (1956)
Lei yu (1957)
Ren hai gu hong (1960)
The Big Boss (1971)
Fist of Fury (1972)
Way of the Dragon (1972)
Enter the Dragon (1973)

1973’te aramızdan ayrılan Bruce Lee 1979 yılında çekilen “Game of Death” filminde de sinema teknikleriyle oynatıldı.

Bruce Lee’nin en önemli Jeet Kune Do öğrencileri arasında ünlü aktörler James Coburn Steve McQueen ve Chuck Norris yeralır.

.::ÖZLÜ SÖZLERİ::.
Su gibi şekilsiz ol.
Teknik bilgiler Kung Fu’nun başlangıcıdır önemli olan felsefesini özümseyebilmektir.
Etrafta birçok şeyi yapabileceğini iddia eden şişman insanlar var ama buna inanmıyorlar.
Öğrenileceklerin sonsuz olduğu dünyamızda “üstat” kelimesine inanmam.
Gerçek gözlem insan kendisini örneklerden arındırdığında başlar.
Bazı insanlar uzun bazı insanlar kısadır. Eğer herkes uzak doğu sporlarını aynı şekilde uygulasaydı hangi insan tipi doğru uyguluyor olurdu? Eğer bir konu üzerinde çok düşünürsen onu gerçekleştirecek zamanın kalmaz.

Bruce Lee 20 Temmuz 1973’te gizemli bir şekilde hayata gözlerini yumdu. Film görüşmeleri için Hong Kong’da bulunan Lee başağrısı sebebiyle aldığı ilaçlarla yattığı yatağında ölü olarak bulundu. Son bir umut olarak ambulansla Queen Elizabeth Hastanesi’ne ***ürülen büyük efsane tüm çabalara rağmen hayata döndürülemedi.

Asla sadece bir sporcu aktör olmadı her zaman bir felsefenin yaratıcısı olarak hatırlandı ve hatırlanacak. Gelişen sinema teknikleri düşünülecek olursa onun hareketlerinin fazlasını yapanlar hep olacak. Ama O felsefik duruşuyla her zaman varolacak. Bruce Lee’yi sevmek ve ona hayranlık duymak için dövüş sporlarıyla ilgilenmek gerekmeyecek insan olmak yetecek.
_KoJiRo_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiShare on Facebook
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 18:50   #18 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

Eric Cantona "KRAL"..

Canını sıkan herkesle kavga etti. Hakaret edenlere uçan tekmeyle saldırdı. Haksızlığa dayanamadı maçlardan atıldı. Ama ne olursa olsun yeteneği ve futbol kabiliyetiyle her zaman ayakta alkışlandı. Rekorlara imza attığı ManU'da "KRAL" oldu ve başardıklarıyla da bir futbol efsanesi olmayı fazlasıyla hak etti.

<DIV>Éric Daniel Pierre Cantona 24 Mayıs 1966’da Marsilya’da dünyaya geldi. Fransa Milli Takımı’nın eski yıldızı 90’lara damgasını vuran bir isim. İngiltere şampiyonlukları yaşadığı Manchester United’ta profesyonel futbol kariyerini noktalayan Cantona iki kez de Lig ve FA Kupası dublesi yapmayı başardı. Manchester United’ın günümüzdeki gücüne büyük katkılar yapan Cantona ManU taraftarının oylarıyla 2001’de Manchester United’da “yüzyılın futbolcusu” seçildi ve Kral olarak anılıyor.

Fransa Kariyeri
Cantona'nın ilk profesyonel kulübü Auxerre oldu 1983’de A Takıma yükselen Cantona daha çnce 2 yıl da genç takımda top koşturdu.

1984’de askerlik yapan Cantona 2 yıl futboldan uzak kaldı ve geri döndüğünde de 2. Lig takımlarından FC Martigues’e kiralık olarak verildi. 1986’da Auxerre’e transfer olan Cantona 1. Lig’de sergilediği performansla milli takım formasını giyerek bir Horoz olmayı başardı.

1988’de U21 ile Avrupa Şampiyonu olan Cantona bu başarısının ardından rekor bir bonservis bedeliyle Marsilya takımına transfer oldu. Bir çok maçta kendine hakim olamayan ve oldukça agresif bir isim olan Cantona Torpedo Moskova ile oynanan bir hazırlık maçında yedeğe alınınca sinirinden formasını yırtarak fırlattı.

Bu hareketinin karşılığını 1 ay ceza alarak ödeyen Cantona bu cezanın kısa süre ardından da ulusal kanalda milli takım teknik direktörüne hakaret ederek milli takımdan 1 yıl uzaklaştırıldı.

Sinirli ve agresif bir adam kişilik olan Cantona önce Bordo’ya ardından da Montpellier’e kiralandı. Montpellier’de takım arkadaşlarından biriyle kavga eden futbolcu 6 takım arkadaşının kovulmasını istemesiyle zor günler geçirdi ancak Laurent Blanc ve Carlos Valderrama gibi isimlerin verdiği destekle takımda kaldı ve ilerleyen dönemde takıma olan borcunu sergilediği performansla göstererek Fransa Kupası’nın kazanılmasını sağladı. Gösterdiği üstün yetenekler ve hızsı sayesinde Marsilya Cantona’yı takıma geri çağırdı.

Marsilya’da da iyi futbola devam eden yıldız Fransa Lig şampiyonluğunun kazanılmasında büyük pay sahibi olsa da sürekli olarak Başkan Bernard Tapie ile ters düşmesi sonucunda Nimes’e transfer oldu. Bir maçta verilen karara çok sinirlenerek hakeme top fırlatması sonucunda ise Fransa Futbol Federasyonu tarafından 1 ay sahalardan uzaklaştırıldı. Bu cezanın ardından yine sinirlerine hakim olamayan Cantona her bir federasyon üyesine tek tek ağır bir dille eleştirdi ve cezası da 2 aya çıkartıldı. Bu Cantona için bardağı taşıran son damla oldu ve Fransız yıldız 1991’de emekliye ayrıldığını açıkladı.

Ancak Michel Platini gibi futbol ikonlarının baskısı sayesinde Cantona futbola geri döndü ve kariyerine de İngiltere’de devam etme kararı aldı.

İngiltere Kariyeri
Şubat 1992’de esasen Sheffield Wednesday için denemelere gelen Cantona Leeds United’a katıldı ve 1991-92’de de eski ligin kazanılmasındaki en önemli faktör oldu. Cantona lig şampiyonluğu dışında ilk senesinde Charity Shield maçında Liverpool karşısında elde edilen 4-3’lük zaferde yaptığı hat-trick ile iyice yıldızlaştı.

Cantona bu başarılara rağmen 1992-93 sezonu tamamlanmadan Leeds’den ayrıldı ve takım yeni kurulan Premier League’i 17. sırada tamamladı. Kasım’da 1.2 milyon pound gibi ucuz sayılacak bir bedelle Manchester United’a geçen Cantona Leeds taraftarını da oldukça kızdırmayı başardı.

ManU yılları
United Cantona’nın gelişine kadar oldukça dertli bir dönemden geçiyordu; gol atmakta sıkıntı yaşayan takımda Brian McClair hiç formda değildi ve yazın transfer edilen Dion Dublin’de ayağı kırıldığı için yoktu. Ancak Cantona beklenenden çok daha çabuk bir şekilde ManU’ya adapte oldu ve gelecek 2 yılda takım muhteşem bir performans sergiledi. Premier League’de şampiyon olan ManU 26 yıl aradan sonra zirvede yer almanın tadını çıkarttı ve 94’de gelen duble ile Cantona ile ManU’nun muhteşem uyumu iyice perçinlendi. 1994’de FA Kupası finalinde Chelsea karşısında alınan 4-0’lık zafere kaydettiği 2 golle büyük katkı yapan Cantona o sene PFA tarafından da “Yılın Futbolcusu” seçildi.

Ancak 25 Ocak 1995’de yaşanan bir olay Cantona’nın önlenemez çıkışına büyük bir darbe vurdu. Crystal Palace ile deplasmanda yapılan maçta Palace defans oyuncusu Richard Shaw Cantona’nın formasını çekti ve ceza almadı buna sinirlenen Cantona’da rakibine vurdu ve kırmızı kartla oyundan atıldı. Ancak esas olay bundan sonra yaşandı ve Cantona çıkış tüneline ilerlerken bir Palace taraftarının aşağılayıcı tepkilerine daha fazla dayanamadı ve şık bir “kung-fu” tarzı tekmeyle Palace taraftarı Matthew Simmons’a tekmeyi yapıştırdı.

Daha sonra düzenlenen basın toplantısında Cantona belkide hiçbir zaman unutulmayan en ünlü lafını söyledi bir basın ordusu Cantona’nın konuşması için beklerken O odaya geldi ve oturarak sakin bir şekilde tane tane “Martılar balıkçı teknesini takip ederken sardalyelerin denize atılacaklarını düşünürler” dedi. Ve Cantona bu cümlesini tamamladıktan sonra oturduğu yerden kalktı ve basın toplantısını terk etti. Cantona ardından çıktığı mahkemede 2 haftalık hapis cezası aldı ve bunun karşılığında da 120 saat halk hizmeti ile cezalandırıldı. Futbol Birliği de bir sonraki Ekim’e kadar Cantona’yı futboldan men etti ve Premier League şampiyonluğu da Blackburn’ün oldu.

Cezası sona erdikten sonra herkes Cantona’nın İngiltere’den ayılacağını düşündü ama Alex Ferguson kalması için ikna etti. Yeni sezonda ManU birçok önemli ismini satarken genç takımdan oyuncular A Takıma monte edildi.

1 Ekim’de Liverpool maçıyla geri dönen Cantona üzerinde muhteşem bir baskı oluşturuldu ama Fransız futbolcu önce Nicky Butt’a bir asist yaptı ve bir de penaltıdan gol kaydetti. 8 ay futboldan uzak kalan Cantona bir süre uyum sorunu yaşadı ama zamanla kendini toparlayan futbolcu takımının Newcastle’ın 12 puan arkasından gelerek ligi kazanmasını sağladı.

Bir çok skandala imza atan ve inanılmaz goller kaydeden Cantona o sene Liverpool ile karşılaşacakları FA Kupası finalinden önce gazetecilere “Biliyorsunu bu hayat inişler ve çıkışlar var” dedi ve Manchester United dubleyi iki kez kazanan ilk takım oldu.

Ryan Giggs genç David Beckham Paul Scholes ve Gary Neville ile birlikte büyük bir uyum içinde olan Cantona Avrupa’da da başarının gelmesini sağladı. Ancak Cantona’nın Fransa Plaf Futbolu Milli Takımı’na kaptan olup henüz 30 yaşındayken futboldan ayrılmaya karar vermesi birçoklarına göre çok erken alınmış bir karar olarak kaldı.

Cantona 2004 senesinde yaptığı bir açıklamada “Bügün taraftarın hala adımı bağırması beni çok gururlandırıyor ama bir gün susarlarsa diye korkuyorum çünkü seviyorum. İnsan sevdiklerini kaybetmekten korkar” diyerek ManU’nun O’nun için ne kadar özel ve ayrı bir yeri olduğunu gösterdi.

Cantona 2006 yılında ise Fergosun’dan sonraki isim olabileceğinin sinyallerini “ManU’ya sadece 1. adam olarak gelirim” diyerek verdi.
_KoJiRo_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiShare on Facebook
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 18:51   #19 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

PAOLO MALDINI "Il Capitano"..

Rekorların adamı ve Dünya'nın en iyi defans oyuncusu kim? diye sorulduğunda da akla gelen ilk isimlerin başında gelen bir futbolcu. Maldini yıllarını Milan'a adamış ve azminin karşılığını da elde ettiği başarılarla almış bir isim.

Sadece İtalyan futbolunun değil belki de dünyanın sayılı starları arasında yeralan büyük kaptan. İstikrar ve azmin simgesi defansın geçilmez duvarı Paolo Maldini. Onu sadece Milanlılar değil tüm dünya ayakta alkışlıyor. O da bunu fazlasıyla hakediyor. Serie A tarihinin en çok forma giyen oyuncusu Maldini futbol tarihinin gelmiş geçmiş en iyi defans oyuncuları arasında gösteriliyor.

26 Haziran 1968’de Milano’da dünyaya gelen Paolo Milan’ın eski oyuncusu ve İtalya milli takımının eski teknik direktörü Cesare Maldini’nin oğlu. Sağlak doğan Paolo kariyerini bir sol bek olarak geçirdi. Bazen defansın göbeğinde de görev yapan Paolo Maldini eski takım arkadaşı Franco Baresi’den devraldığı Serie A tarihinde en çok forma giyen oyuncu olma unvanını elinde tutuyor. Uzun kariyeri boyunca sadece Milan’da forma giyen Maldini bu özelliğiyle de taraftarının sevgilisi.

Paolo Maldini’nin Milan’la Serie A macerası 20 Ocak 1985’te takımının Udinese’yle yaptığı maçla başladı. Maldini 1980lerin sonundan 1990ların başına kadar olan dönemde ‘Rüya Takım’ olarak adlandırılan Milan’ın formasını en çok giyen oyuncular arasında yer aldı. 20 yılı aşkın Milan kariyerine yedi Serie A şampiyonluğunun yanında dört de Avrupa Kupası zaferi sığdıran Paolo Maldini dünya futbol tarihine adını başarıyla kazıdı.

Paolo Maldini İtalya milli takımı formasını en çok giyen oyuncu. Maldini 126 maçlık Azzuri kariyerinin 64 karşılaşmasında takımının başında kaptan olarak forma giydi. Başarılı oyuncunun hedefine ulaşamadığı tek konu milli takımla şampiyonluk oldu. 1994 Dünya Kupası ve 2000 Avrupa Şampiyonası finallerinde mücadele eden ‘Il Capitano’ mutlu sona ulaşamadı. 94 finalinde Brezilya’ya kaybeden Azzuriler 2000’de de şampiyonluğu Fransa’ya kaptırdı. Milli takım kariyerine 2002’de Kore-Japonya ortaklığında düzenlenen dünya kupasından sonra noktayı koyan Maldini Azzuriler adına 7 de gole imza attı. Paolo milli kariyerine noktayı koymuş olmasına rağmen 2004 Avrupa Şampiyonası için teknik direktör Giovanni Trapattoni tarafından Azzuriler’e davet edildi ancak kişisel sebeplerini öne süren Maldini bu daveti reddetti.

Paolo Maldini 2005 yılında İstanbul’da düzenlenen Şampiyonlar Ligi Finali’nde de bir rekora imza attı. Karşılaşmanın 51. saniyesinde Liverpool ağlarını havalandıran başarılı oyuncu Şampiyonlar Ligi tarihinin finalde gol atan en yaşlı oyuncusu oldu.

Paolo Maldini Milan formasıyla toplamda 800’den fazla maçta sahaya çıktı. 2005 Kasım’da 2006/07 sezonu sonunda aktif futbol hayatına noktayı koyacağını açıklayan Paolo Maldini kararını yeniden gözden geçirmesi gerektiği ve daha oynayabileceği konularında uyarılıyor. Milan’la 2008’e kadar kontratı bulunan ‘Il Capitano’ defansif özellikleriyle boşluğu doldurulamaz bir oyuncu olarak değerlendiriliyor.

Milan kaptanına olan saygısını ise Paolo’nun giydiği ‘3’ numaralı formayı oyuncunun jübilesinden sonra müzeye kaldıracağını açıklayarak gösterdi. İlerleyen dönemde Paolo’nun oğullarından biri oyuncu olmaya karar verir ve Milan’da forma giyerse ‘3’ numaranın yeni sahibi olacak. Bu koşul dışında hiçbir yeni oyuncu ‘3’ numarayı giyemeyecek.

Paolo Maldini aynı zamanda ‘Dünya’da Yılın Oyuncusu’ ödülünü alan ilk defans oyuncusu. Ödül töreninde bir konuşma yapan Paolo duygularını şöyle ifade etti: “Bu kadar çok insanın performansımı beğenmesi ve beni ödüle layık görmesi çok büyük bir onur. Golcülere kıyasla daha az önplanda olan bir defans oyuncusu olarak bu ödülü almak da ayrı bir gurur kaynağı. Biz defans oyuncuları daha çok kazan dairesindeki işçiler gibiyiz”.

Kendisine sürekli babasıyla ilgili sorular yöneltildiğine değinen Paolo “Kendisini oyuncu olarak hatırlayamıyorum onunla Milan altyapısında beraber çalıştık babamdan çok şey öğrendim. Bana futbolculuktan çok adam olmayı öğretti” dedi.

Konuşmasında Franco Baresi’ye de değinen Maldini “Sözcüklerle tarif edilemeyecek tarzda bir övgüyü hak ediyor” dedi.

Paolo Venezuellalı Adrianna Fossa ile evli ve Christian ve Daniel adında iki oğlu var. Oğullarından genç Christian Milan genç takımıyla kontrat yaptı ve babasının yolunda ilerliyor. Şimdiden Milan’daki ‘3’ numaranın yeni sahibi olarak görülen Christian yeteneğiyle de babasını andırıyor.

Maldini soyadındaki harflerin sırası değiştirildiğinde ‘Di Milan’ (İtalyanca: Milanlı) oluyor. Sadece Milanolu olarak değil Milanlı olarak da bilinen Paolo bunu haklı gururunu yaşıyor.

Yakışıklı oyuncu Avrupalı ünlü tekstil firması Hennes and Mauritz (H&M) ile 2006 yılının Temmuz ayında 2006 Sonbahar/Kış kreasyonunun tanıtımında poz vermek için bir kontrat yaptı. Maldini eski takım arkadaşı Christian Vieri’yle şu anda İtalya’da çok moda olan bir de tekstil kreasyonunu da üretti.

İngiliz gazeteleri bir defasında alkollü bir Manchester City taraftarının Paolo Maldini’ye takımda oynaması için haftada 150.000 sterlin önerdiğini iddia ettiler. Bu olay gerçekleştikten birkaç gün sonra Paolo Milan’ın resmi internet sitesinde yaptığı açıklamayla bu transferin asla gerçekleşemeyeceğini belirtti.


İşte ‘Il Capitano’nun kaldırdığı kupalar:

Serie A: 1988 1992 1993 1994 1996 1999 2004 İtalya Kupası: 2003
İtalya Süper Kupası: 1988 1992 1993 1994 2005
Avrupa Kupaları: 1989 1990 1994 2003
Avrupa Süper Kupası: 1989 1990 1994 2003
Dünya Kulüpler Şampiyonluğu: 1989 1990

Paolo Maldini 4 Mart 2004 tarihinde FIFA’nın 100. yıl kutlamalarında Pele tarafında yaşayan en büyük 125 oyuncu arasında gösterildi.

Paolo Maldi toplamda 730’dan fazla giydiği Milan formasıyla 30 gol kaydetti. Paolo Azzuri kaiyerindeki ilk golünü ise 20 Ocak 1993’te Floransa’da Meksika’ya attı.
_KoJiRo_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiShare on Facebook
Alıntı ile Cevapla
Eski 07-12-2007, 18:51   #20 (permalink)
 
_KoJiRo_ - ait Avatar
_KoJiRo_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Yıldızların Altında!!!

Bir Gol Makinasi; Romario..

Romário de Souza Faria hepimizin tanıdığı adıyla Romário.

PSV Eindhoven FC Barcelona ve ülkesinde Vasco da Gama formalarıyla 1990'lı yıllara damgasını vurmuş efsane Sambacı bugüne kadar sadece vatandaşı Pele’nin başarabildiği 1000 resmi gol barajına çok yaklaştı 40'lı yaşlarında bunu başarmaya çalışıyor. Birçok yaşıtı spor yorumculuğu veya antrenörlük yaparken o hala yeşil sahalarda aktif futbolcu olarak ter döküyor.

1994 Dünya Kupası’nı kaldırdıktan sonra o yıl FIFA Dünya’da Yılın Oyuncusu da seçilen Sambacı futbol tarihinin en önemli golcüleri arasında değerlendiriliyor. Bu konuda sadece vatandaşı Pele’yle kıyaslanabilen Romario Brezilya ligleri tarihinin en çok gol atan ikinci oyuncusu. Sambacı milli takımda da en fazla gol atan üçüncü isim. Romario 2004 Mart’ta düzenlenen FIFA’nın 100. Yıl Etkinlikleri’nde yaşayan en değerli 125 futbolcu arasında gösterildi.

Arjantin efsanesi Diego Armando Maradona biyografisi ‘El Diego’yu kaleme alırken kendisinden ‘İnanılmaz bitirici’ olarak bahsetti. Maradona ayrıca Romario’yu hiç tereddüt etmeden tarihin en iyi takımının kadrosuna da koyacağını söyledi.

.::KULÜP KARİYERİ::.
Rio de Janeiro’da dünyaya gelen Romario futbol kariyerine Vasco da Gama’da başladı. Sonrasında kulüp tarihinin en önemli oyuncuları arasına girdiği ekiple 1987 ve 1988 yıllarında Eyalet Şampiyonluğu yaşadı.

Piet de Visser tarafından keşfedilen Sambacı Avrupa’ya adım attı ve 1988-1992 yılları arasında PSV Eindhoven forması giydi. Burada 1989 1991 ve 1992 yıllarında Hollanda Lig şampiyonluğu yaşayan golcü oyuncu Barcelona için İspanya’nın yolunu tuttu.

1993/94 sezonunda Katalan ekibine gelen Romario muhteşem bir sezon geçirdi. Hristo Stoichkov Jose Mari Bakero Josep Guardiola Michael Laudrup and Ronald Koeman gibi yıldızlarla birlikte oynayan Sambacı 33 maçta attığı 30 golle ligin de gol kralı oldu.

Romario 1995’te Flamengo formasıyla ülkesine döndü. 1996’da ise Valencia formasıyla tekrar La Liga’daydı. Sakatlığı sebebiyle 1998 Dünya Kupası’nda forma giyemeyen Romario tekrar Flamengo’ya döndü ve 1999’a kadar burada oynadı. 2000 yılında ise futbola başladığı Vasco da Gama’ya geldi. Burada Mercosur Cup Brezilya Ligi Brezilyalı ve Güney Amerikalı Yılın Oyuncusu zaferlerini yakaladı. 2002-2004 yılları arasındaysa Fluminense formasını giydi. 21 Ekim 2004’de hocasıyla sorun yaşadığı için takımdan ayrıldı ve tekrar Vasco’ya geldi. 2005 yılında takımıyla 22 gole imza atan Romario Brezilya’da o yılın gol kralı oldu. 2006 yılının başında Miami FC ile anlaşan Romario kulübün tarihinde ilk defa MLS play-off'larına kalmasına yardımcı oldu. Burada oynadığı 23 karşılaşmada 18 gol kaydetti. Romario sonrasında da Avustralya’nın yolunu tuttu. 25 Kasım 2006’da Adelaide United FC ile ilk maçına çıkan Romario takımın taraftarlarınca sadece reklama dayalı bir durum olduğu yönünde eleştirildi. Avustralya’daki son maçına 15 Aralık 2006’da çıkan Sambacı buradaki tek golüne imza attı. Romario şimdi 1000 resmi gol barajını aşabilmek için her şeyin başladığı yerde Vasco da Gama’da mücadele ediyor. 28 Ocak 2006’da 40. doğum gününden bir gün önce kariyerindeki 950. resmi golünü kaydeden Romario şimdi 990 golde yani mutlu sona sadece 10 gol kaldı.

.::MİLLİ TAKIM::.
Romario’nun muhteşem milli takım kariyerindeki ilk önemli başarısı 1988 Seoul Olimpiyatları’nda kazanılan gümüş madalya. Romario bu turnuvada takımı adına yedi gol kaydederek Brezilya’nın ikincilik kürsüsüne çıkmasında önemli rol oynadı. 70 kez formasını giydiği Brezilya’da 55 gole imza atan Romario takımın Pele ve Ronaldo’dan sonra en golcü üçüncü oyuncusu.

1994 Dünya Kupası
Romario 1993 yılında Barcelona’da gösterdiği muhteşem performansın ardından teknik direktör Carlos Alberto Parreira tarafından milli takıma çağırıldı. Bu dönemde hocasıyla yaşadığı bazı diyaloglar sebebiyle milli takımdan ihraç edilen Romario gazeteci ve taraftarların oynatılması gerektiği yolundaki baskılı açıklamalarıyla Brezilya’nın Maracana’da Uruguay’ı 2-0 yendiği ve 2 golün de kendisinden geldiği maçla Sambacıların arasına döndü. Bu galibiyet Brezilya’ya 1994 Dünya Kupası Elemeleri’nde grup liderliğini getirdi.

Romario takımının dördüncü şampiyonluğunu yakaladığı Amerika 1994 Dünya Kupası’nda beş gole imza attı ve partneri Bebeto’yla mükemmel bir ikili oluşturdu. Ayrıca Bebeto Amerika’ya kaydettiği ve sonrasında beşik sallama hareketiyle yeni doğan çocuğuna armağan ettiği gol sevinciyle tarihte unutulmazlar arasına girdiği pozisyonda asisti de Romario’dan aldı.

1997 Konfederasyon Kupası’nda oynanan Avustralya maçı Sambacılar için unutulmazdı. “Ro-Ro hücum hattı” (Ronaldo-Romario) Avustralya ağlarına 6 gol bıraktı ve iki oyuncu da hat-trick yaptı.

.::1998 ve 2002 DÜNYA KUPALARI::.
Fransa 1998 Dünya Kupası’nda taraftarın yoğun baskısına rağmen Romario milli takım kadrosuna alınmadı. Yapılan tıbbi kontrollerde sakatlığı bulunduğu söylenen Sambacı sonrasında bu sorunları tam olarak asla aşamadı. Brezilya kupanın finalinde ev sahibi Fransa’ya kaybetti ve ikincilikle yetinmek zorunda kaldı.

36 yaşına gelen ve ülkesinde Fluminense forması giyen Romario 2002 Dünya Kupası için milli takım teknik direktörü Luiz Felipe Scolari tarafından tercih edilmedi. Scolari konuyla ilgili açıklamasında oyuncunun disiplin sorunları sebebiyle milli takıma alınmadığını belirtti. Finalde Almanya’yı deviren Brezilya beşinci kez dünya şampiyonu oldu.

28 Nisan 2005’te Romario son kez milli formayı giydi. Brezilya’nın Guatemala’yı 3-0 yendiği karşılaşmada takımının ikinci golüne imza atan Romario bu maçla milli takım kariyerine noktayı koydu.

.::ÖDÜLLERİ::.
• 1985 ve 1999 yılları arasında dört kez Rio de Janeiro Eyalet Şampiyonluğu ve yedi kez gol krallığı
• 1989 ve 1990 KNVB Kupası şampiyonluğu
• 1989 1991 ve 1992 Hollanda Ligi şampiyonluğu ve gol krallığı
• 1988 Seoul Olimpiyat Oyunları İkinciliği (Gümüş Madalya)
• 1989 ve 1997 Copa Amerika Şampiyonluğu ve gol krallığı
• 1994 La Liga Şampiyonluğu ve gol krallığı
• 1994 Dünya Kupası Şampiyonluğu ve FIFA Dünya’da Yılın Oyuncusu
• 1997 Konfederasyon Kupası şampiyonluğu ve gol krallığı
• 2000 Mercosur Kupası şampiyonluğu
• 2000 Brezilya Şampiyonluğu
• 2005 FIFA Plaj Futbolu Dünya Kupası Üçüncülüğü
_KoJiRo_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiShare on Facebook
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Açık
Refbacks are Açık

Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Cevaplar Son Mesaj
Herşeyiyle Ç.Savaşı dαяιυѕ Tarihimiz 14 04-07-2009 17:15
Herşeyiyle Ç.Savaşı dαяιυѕ Çöp Forum 5 09-08-2008 06:28
Herşeyiyle Ç.Savaşı dαяιυѕ Çöp Forum 7 21-06-2007 14:47
Af - Yıldızların Altında Her. Yerli Şarkı Sözleri 0 19-06-2007 06:09


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:19 .


Powered by vBulletin 3.8.4
Copyright ©2000 - 2010, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

TEKplatform.Com
UslanmaM MaxiCep izafet Web Hattı telefon tedavin