![]() |
|
|||||||
| Şehir ve İlçelerimiz Şehir ve İlçelerimizin resimleri ve haberlerini burada paylaşabilirsiniz |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Ahmet İhsan Tokgöz ; 1868'de Erzurum'da doğdu. Mekteb-i Mülkiye'yi bitirdi. Hariciye Vekaleti görevinde bulundu. Öğretmenlik ve Beyoğlu Belediye Şube Reisliği yaptı. Servet-i Fünun dergisini yayınladı. Futbol ve spor yazarlığı yaptı. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nin ilk başkanı oldu. 1923 yılında FIFA'nın Cenevre'de düzenlediği toplantıya Türkiye Temsilcisi olarak katıldı. 1924 yılında İstanbul'da vefat etti. Alvar İmamı Hacı Muhammet Lütfi Efendi ; Alvar İmamı Hacı Muhammet Lütfi Efendi 1869 yılında Kındığı köyünde dünyaya gelmiştir. Babası Hacı Hüseyin Efendi annesi Seyyide Hatice hanımdır.Tahsilini babası Hacı Hüseyin Efendi’nin yanında tamamlayan Muhammet Lütfü Efendi 1893 yılında Hasankale’nin Sivaslı Camiine imam olarak tayin edilmiş daha sonra babası ile birlikte Bitlis’e giderek Hacı Pir-i Küfrevi Hazretlerinin dergâhına intisap etmiştir.Daha sonra Erzurum’a dönen Muhammet Lütfi Efendi Erzurum’un Dinarkom köyünde imam olarak görev yapmış 1. Dünya savaşı başlangıcında Erzurum’a dönmüş bir müddet de Tercan’ın Yavi nahiyesinde hizmet vermiştir.Kurtuluş savaşında müfrezeler kurarak savaşa iştirak etmiştir. 1939 yılına kadar Alvar köyünde oturan Muhammet Lütfü Efendi Erzurum’a gelerek Mehdi efendi mahallesinde ikamet etmiştir. Kendisini ziyarete gelen herkese daima hüsn-i zan etmeyi hiç kimseyi incitmemeyi hiçbir ferdi hor görmemeyi ve alırken-satarken insaflı olmayı salıklar sarhoşları dahi huzuruna kabul eder fasik salih diye ayırım yapmaz herkese teveccühte bulunur ve taltifleri ile memnun ederdi. Muhammet Lütfü Efendi kimsenin kalbini kırmamış bir İnsan-ı Kamil idi.Şairliği de olan Muhammet Lütfü efendi’nin birçok şiirleri vardır. Erzurum destanı İnsan sevgisi Özlem Ramazan Dünya görüşü Maniler ve Ferdler Mevlayı sevmek isimli şiirlerinden bazılarıdır.1956 yılında Erzurum’da vefat etmiştir. Arif Sağ ; 1945 yılında Erzurum'un Aşkale ilçesi Dağlı Köyü'nde dünyaya gelmiştir. 3-4 yaşlarından itibaren babasının değirmeninde çalışır. Müzikle ilk tanışması burada olur. Sanatçı bu süreci şöyle anlatır; "Tek bir ses suyun sesi. Su altta pervanelere vurur. Pervanenin dönerken çıkardığı ses ve bir de iki taşın birbirine sürtmesinin sesi birbirine karışır. O sesi değiştiren tek yabancı unsur vardır. O da kocaman şakşak denen ağaçtır. Ağacın üzerine nal çakarlar. Taş döndükçe ona sürter ara sıra taşın çakılları değer şangır şungur sesler çıkarır. Yani düz sesi bir ritimle değişik seslerle bozar. Değirmende bu sesleri sürekli dinlemek zorundasınız. Taşlar devamlı döner ve şakşak dediğimiz ağacın üstündeki o nalların sesi değirmen taşına müzikte duyduğun ritmi verir. Ve orada hayal kurarsın rüya görürsün... Orkestralar yönetirdim orda kendimce. Müziği ben oradan hatırlıyorum. Müziğe kafamı taktığım müzikle diyalogu kurduğum yıllar o yıllardır..."Değirmentaşı ve su sesinin uyumu Arif Sağ'ın dinlediği ilk orkestradır. 5 yaşında kavalla 6 yaşında ise gramofon ve plakla tanışır.Bağlamayla 7 yaşında iken Erzincan'da 'Kumaş Dede'nin dükkânında tanışır. Burası öyle bir dükkandır ki bağrında Davut Sulari Aşık Daimi Ali Ekber Çiçek Aşık Beyhani Kemter Yusuf v.b. yetiştirmiştir. 14 yaşına kadar aşıklık geleneğini öğrenip deyişler söylemeye başlayan sanatçı sonraki yıllarda İstanbul'a gelir ve Aksaray Musiki Cemiyeti'nde Nida Tüfekçi'nin öğrencisi olur.Bu dönemlerde müzikal altyapısını oluşturma dönemidir. 1960 ve 70'li yıllar Arif Sağ için müzikte arayış yıllarıdır. Arif Sağ'ın bu dönemin toplumsal hareketlerinin müzikle bağdaşan yanlarından çok piyasadaki ve resmi kurumlardaki müzik uygulamalarına ağırlık verdiği söylenebilir. İlk plağı "Gafil Gezme Şaşkın Bir Gün Ölürsün’ü bu dönemde 1963'te çıkarmıştır. 1965'de İstanbul Radyosu'na bağlama sanatçısı olarak girer.Bu yıllarda Sağ'ın piyasadaki faaliyetleri de devam etmektedir. 45'lik plak dönemi olarak adlandırılan ve yaklaşık 20 yıl devam eden bu sürecin en parlak simalarındandır Arif Sağ... Bu süreçte 45'in üzerinde plak 200'ün üzerinde beste yapar. Çeşitli sanatçılara bağlamasıyla eşlik etmesinin yanında - yine bu dönemde- bestelerini de pek çok sanatçıya okutur. Yapılan müzik bugünkü terminolojiyle bir tür arabesk- fantazi benzeridir; bestelerinde ise yerel motifleri çok sık kullanır.Bu da onun halk müziğinden kopamadığı gerçeğinin bir başka göstergesidir.1975'de kurulan "İstanbul Devlet Türk Müziği Konservatuarı"na "öğretim üyesi" olarak giren Arif Sağ halk müziği ve bağlama konusundaki akademik çalışmalarını da bu dönemde başlatır. 1982'de konservatuardan ayrılarak kendi adına "Arif Sağ Müzik Evi"ni kurar. Bu arada Musa Eroğlu Muhlis Akarsu ve Yavuz Top gibi bağlamanın diğer ustalarıyla Muhabbet serisinin ilk albümünü hazırlar. Uzun bir zamana yayılan bu birlikte çalışma beş albüm ortaya çıkarır.1982 yılında İstanbul'da Şan Tiyatrosu'nda ilk 'Bağlama Resitali'ni verir. Sonrasında bu dönemlerde Avrupa'nın birçok ülkesi ile Uzakdoğu'da (Japonya'da) halk müziğimizi ve halk çalgımızı tanıtıcı çalışmalar yapar. Ülkemizde müzik alanında kişisel renklere ve üstün yeteneklere sık rastlanmasına rağmen bağlama çalgısında bir ekol yaratan sanatçı sayısı parmakla sayılacak kadar azdır. İşte bunlardan birisi ve -şimdilik - sonuncusu Arif Sağ'dır. Bağlamaya teknik bakımdan hakim olduğu kadar Arif Sağ'ın icrası yerel tavırlar repertuar ve duygu bakımından da zenginliklerle doludur. Halk müziği ve bağlama alanında özgün arayışlarını yoğunlaştırarak sürdüren Arif Sağ bir dönem (1987-1991) parlamentoda "milletvekili" olarak bulunan ilk sanatçıdır.5 Mayıs 1996'da Almanya Cumhurbaşkanı Sayın Roman Herzog'un desteği ile Köln Flarmoni Orkestrası ile Köln Flarmoni Salonu'nda verdiği konserle Anadolu müziğinin batıya tanıtılmasına ciddi katkılar koymuştur. 1996 yılında Köln Senfoni Orkestrası eşliğinde Erdal Erzincan ve Erol Parlak 'la birlikte Köln'de verdiği konser büyük ilgi görür ve yine aynı yıl Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen özel ödülü alır. Arif Sağ sazında günlük yaşamın ekmek-su gibi doğal bir parçası sayılan Anadolu Aleviliği'nin "aşık-ozan" geleneği ortamında yaşayarak yetişmiştir.Son olarak 21. 01. 2000 - 05. 02. 2000 tarihleri arasında İspanya'nın ünlü Flamenko gitaristi Toma Tito ile Avrupa'nın 12 ayrı şehrinde konserler vererek bağlamanın yurt dışında tanınmasını ve hak ettiği övgüyü almasını sağlamıştır.Sanatçı evli ve iki çocuk babasıdır. Aşık Erbabi ; Asıl adı Hüseyin Farki olan bu saz şairimiz Erzurum'un Kara-Ars köyünden olup 1220-1300 (1805-1884) yılları arasında yaşamıştır. Konyalı Veli Efendi'nin oğlu olan Hüseyin Farki kendisine şeyhi tarafından Erbab denildiği için Erbabi takma adını kullanmıştır Abdülmecit zamanında bir ara İstanbul'da bulunan hatta Huzur'a da kabul edilen Erbabi askerlik hizmetini bitirince memleketi Erzurum'a dönerek çardaklı kahvehanelerde curasıyla şiirler terennüm etmiştir.Çağdaşlarından Erzurumlu Emrah Tokatlı Nuri Aşık Dertli gibi Erbabi'nin de şiirlerinden yaşadığı devrin temayüllerine uygun olarak Divan edebiyatına yabancı olmadığı yabancı kelimeye terkipler Divan teşbihleri kullanarak hem aruz hem hece vezniyle yazdığı anlaşılmaktadır:Aşık İshak Kemali ; 1898'de Erzurum'da doğmuştur. 15 yaşından beri şiir yazıp söylemiştir. Bine yakın şiiri vardır. Atışmaları ile ünlüdür. KOŞMA Ben bir güzel gördüm canan ilinde Dudağından damlar bal dane dane Yazılmış fermanı hazır elinde Simasında mevcut al dane dane Etrafında vardır yeşildir dağlarKimisi gülmekte kimisi ağlar Bahçıvan yok erbap mamurdur dağlar Her yanda açılmış gül dane dane Kemali dünyada neye yaramışÂşık maşuğunu her an aramış Altın tarak ile zülfün taramış Dökülmüş zülfüne tel dane dane Aşık Mehmet Gülhani ; 1946 yılında Hasankale’nin Yayladağ köyünde doğdu. Asıl adı Mehmet Sarıgül’dür. Köyünün ilk öğretmenlerinden olan babası İskender Sarıgül’den aşıklık geleneğini ve şiire ilişkin bilgileri edindi. İlkokulu köyünde okuduktan sonra ortaöğrenimi Erzurum’da tamamladı. Gül adlı bir kıza sevdalanan Aşık Gülhani 17 yaşından itibaren şiir yazıp türkü söylemektedir. Gülhani mahlasını da sevdiği kızın adından esinlenerek kullanmaya başladı.Aşık Gülhani yörenin tanınmış aşıklarından Mevlüt İhsani ve Aşık Reyhani’den aşıklığın inceliklerini öğrendi.Hemen her konuyu işleyen ve eserleri değişik gazete dergi ve araştırmalarda yayımlanan Gülhani’nin şiirlerinden oluşan "Gülhani Divanı" (1979) adlı bir kitap Ensar Aslan tarafından hazırlandı.Anlayamadım İnsan ağaç gibi dünya bir bahçe Hangi ayda bitti anlayamadım Hayat bina üstü kapalı baca Nasıl temel tuttu anlayamadım Kalem sevdiğime arzuhalim yaz O cahildir bu pazardan anlamaz Ben bir değersiz mal felek bir cambaz Kaça aldı sattı anlayamadım Haya perdesini üstümden attım Bu yüzden kendimi ucuza sattım Gençlik bir geceydi uykuya yattım Tezden şafak attı anlayamadım Ömür bir yayladır hayat dert dağı Bir nefes sıhhattir dünya varlığı Çok uzak bilirdim ihtiyarlığı Birden geldi çattı anlayamadım Gülhani gördüğün insanlar n’oldu Bilinmeyen bir meçhule gark oldu Bu hana çok yolcu misafir oldu Nerden geldi gitti anlayamadım Önemli Şairlik dediğin deryaya benzer Aşkın gemisiyle gezmek önemli İçi dolu inci mercan yakut zer Sarraf eleğinden süzmek önemli O öyle bir sır ki gizli muamma Her türlü söyleyen aşıktır sanma Ninem de horovel söylerdi amma Manasına şiir dizmek önemli Yiğitsen meydanda maharetin ser Zaten belli olur asaletten er Arkası çok olan Köroğlu’yum der Tek başına ordu bozmak önemli Öğrendiğin şeyi bilmesi kolay Gül yetiştirmek zor yolması kolay Bahçe havuzuna dalması kolay Denizin dibinden yüzmek önemli Ey Aşık Gülhani gafletten ayıl Dikkat et gerçeğe edesin meyil Çantayla dolanmak katiplik değil Ancak güzel yazı yazmak önemli Aşık Mevlüt İhsani ; 1928 yılında Şenkaya’nın (1950 yılına dek Sarıkamış’a bağlı olan) Çermik köyünde doğdu. Asıl adı Mevlüt Şafak’tır. Resmi kayıtlarda doğum tarihi olarak 1933 geçmesine karşın Mevlüt İhsani gerçek doğumunun 1928 olduğunu belirtmektedir.Mevlüt İhsani ilkokul 3. sınıfa gittiği dönemde arkadaşlarıyla oynarken bulduğu bir kapsülün patlaması nedeniyle gözlerini yitirdi ve sol elinin 3 parmağı yaralandı. Gözleri görmemesine karşın köydeki bir marangozun yanında çıraklık yaptı. 13 yaşında ise köy imamının yardımıyla Kuran öğrenmeye başladı. Bu dönemde komşusunun kızına aşık oldu.Küçüklüğünden beri köyüne gelip giden aşıklardan etkilenip şiire ilgi duydu. Özellikle Bardızlı Nihani Narmanlı Musa Aşık Yusuf gibi aşıklar bunların önde gelenleridir.Gördüğü bir rüyada sonra doğaçlama söylemeye başladı. Annesinin teşvik etmesiyle bağlama öğrenen Mevlüt İhsani’ye bu konuda özellikle Alişan Usta adlı aşığın çok yardımı oldu.25 yaşlarında ise rüyasında Alvarlı Mehmet Lütfi Efendiyi gördü. Bunun üzerine Erzurum’a giderek Lütfi Efendiyle görüştü. İhsani mahlası da Lütfi Efendi tarafından verildi. 1966 yılından beri Konya Aşıklar Bayramına katılan Aşık Mevlüt İhsani döneminin ünlü aşıklarıyla karşılaşmalar yaptı. Gelenekler çerçevesinde de birçok aşık yetiştirdi.Birçok yarışma ve şenlikte çeşitli ödüller alan Aşık Mevlüt İhsani Türkiye dışında da bazı şenliklere katıldı.1974 yılında Kars Çimento Fabrikasında başladığı santraldeki görevinden 1981 yılında malulen emekli oldu. Önce Erzurum’a yerleşen Mevlüt İhsani son yıllarda İzmit’te yaşamaktadır.Mevlüt İhsani’ye ilişkin Dilaver Düzgün tarafından »Aşık Mevlüt İhsani Hayatı Sanatı ve Şiirlerinden Seçmeler« adlı bir kitap yayımlandı.(Bekir Karadeniz »1900'den 2000'e Halk Şiiri« AAKYD Yayınları 2005)Aşık Mustafa Ruhani Aşık Mustafa Ruhani 1931 yılında Erzurum'un Tortum ilçesine bağlı Aşağı Sivri köyünde dünyaya gelmiştir. Asıl adı Mustafa Temel'dir. Babası aynı köyde çiftçilikle uğraşan nalbantlık duvar ustalığı hızarcılık gibi işlerle de meşgul olan Ahmet annesi ise Ayşe Hanım'dır. İkisi kız dördü erkek olan altı çocuklu ailenin ikinci çocuğudur. Ruhani'nin nüfus kaydında doğum tarihi 27.08.1931 şeklinde gösterilmiştir. Ruhani'nin doğum yeri olan Aşağı Sivri köyü 1966 yılında Çamlıca mahallesi adıyla Tortum ilçe merkezine bağlı bir mahalle haline getirilmiştir.Çocukluk yıllarında köy imamından Kur'an dersleri almaya başlayan Mustafa bir süre sonra Kur'an'ı ezberlemek için çaba harcamasına rağmen tamamlayamaz. Köyünde okul olmadığı için ilkokul öğrenimini yapamaz ancak daha sonra arkadaşlarının yardımıyla yeni harfleri öğrenir. Mehmet adındaki amcasının okuduğu Sümmani ve Yunus Emre'ye ait olan şiirleri dinleyen ve ruhunda bazı kıpırdanmalar hisseden Mustafa bu dönemlerde sıkça rüya görmeye başlar. Günlerce süren bu rüyalarında nurani bir adam gelerek Mustafa'ya uzun bir elbise giydirmeye çalışır onu uzaklara dağlara götürür kitaplarla dolu olan bir eve sokar ve güzel bir kız ile görüştürür. Mustafa Temel 1941 yılının Mayıs ayında eline geçirdiği bir dinamit kapsülü ile oynarken kapsülün patlaması sonucunda sol gözü ile sağ elinin üç parmağının uç kısımlarını kaybeder. Ulaşım imkânlarının yetersiz olduğu o günlerde kağnı ile Erzurum'a getirilir ve Numune Hastahanesi'nde bir süre tedavi gördükten sonra köyüne götürülür. 1943 yılında sağ gözünde de rahatsızlık hisseden Mustafa tedavilerden sonuç alamaz ve sağ gözünün görme yeteneğini de büyük öcüde kaybeder.Hayatının akışını değiştiren dinamit kazasından sonra büyük acılar çeken Mustafa ilk gençlik yıllarında da rüyalarında nurani adamın tanıştırdığı kız ile görüşmeye devam eder. Bir hayal perisine benzettiği sevgilisinin aniden gözden kaybolması üzerine "hani ne oldu nereye gitti o bir ruh muydu?" diye sorunca nurani adam Mustafa'ya "senin adın Ruhani olsun" der. Bu dönemlerde tenhalarda gezmeyi alışkanlık haline getiren Mustafa zaman zaman göz yaşlarını tutamayarak Allah'a yalvarır ve aşık olmak istediğini Sümmani'ler Yunus'lar gibi şiir söylemek istediğini belirtir. Bazen basit düzeyde kafiyeler meydana getirerek ahenkli sözler söylemesi birkaç mısralık kırık dökük şiir denemeleri yapması komşusu olan Haydar Çavuş'un dikkatini çeker. Aşık tarzı şiir geleneğini bilen ve eski aşıklara ait çok sayıda şiiri ezberlemiş olan Haydar Çavuş Mustafa ile ilgilenir ve ona yardımcı olur. "Ben bir mısra söyleyeyim sen de ona uygun kafiyeli bir mısra söyle" diyerek onu yönlendirir. Mustafa'ya bir tahta parçasından basit bir saz yapılır Halil Polat adlı komşunun askerlik dönüşünde getirdiği ince elektrik telleri bağlanır. Böylece onun oyalanabileceği bir oyuncak ortaya çıkar. Saza benzeyen bu alet eşliğinde çeşitli türküleri mırıldanan kendiliğinden de bazı şiirler söyleyen Mustafa çevresinde aşık olarak tanınmaya başlar. Zamanla çeşitli düğünlere eğlencelere çağrılır ancak henüz ileri düzeyde saz çalamamaktadır. Tortum'un Bağbaşı köyünde oturan ve Ayazi mahlasıyla şiirler söyleyen Muharrem Usta'nın Aşağı Sivri köyüne yaptığı bir ziyaret Ruhani için ele geçmeyecek bir fırsat olur. Muharrem Usta Ruhani'ye saz çalma ile ilgili genel kuralları öğretir.Amcasının komşusu Halil Çavuş'un ve Bağbaşı köyünden Muharrem Usta'nın katkılarıya aşıklık sanatına iyice ısınan Mustafa'nın bir başka problemi daha vardır. Babası onun saz çalmasını ve şiir söyleyerek aşık gibi tanınmasını istememektedir. O Mustafa'nın fazlaca duygusal bir kişilik kazanarak derbeder bir hayata düşmesinden korkmaktadır. Akrabalarının ve komşularının ısrarı ile babası ikna edilir. 19-20 yaşlarında iken aile büyüklerinin de hazır bulunduğu bir anda uygun ortamın oluştuğunu anlayan Mustafa sazını alarak babasına hitaben "İzin ver elime alayım sazı / Mızrabım dokunsun telime baba" dizeleriyle başlayan şiirini söyler. Bu Mustafa Ruhani'nin dörtlükler halinde hece vezniyle söylediği ilk şiiridir. Babasının nezdinde ve aile içinde de meşruiyet kazanan aşıklık bundan sonra Mustafa için bir meslek haline gelir. Rüyasında gördüğü nurani adam tarafından verilen Ruhani mahlası ile şiirler söylemeye devam eder. 1955 yılının bir Haziran gününün sabah saatlerinde sazının bakımıyla uğraşırken kısmen görebilen sağ gözünün aniden karardığını hisseder.Odanın pencerelerine bir perde çekildiğini zannederek dışarıya çıkar fakat yine görememektedir. Tekrar içeriye gelir ve bir süre ağladıktan sonra "Tül perde zannettim ilk bakışımda/Bir örümcek penceremi ağlarken" dizeleleriyle başlayan şiirini söyler. 1960 yılında ise görme yeteneğini tümüyle kaybeder. Mustafa Ruhani ilk karşılaşmasını Aşağı Sivri köyüne gelen Narmanlı Aşık Divani ile yapmıştır. Daha sonra Tortum'un Çamlıyamaç köyüne giderek Aşık Ümmani ile karşılaşmıştır. Takip eden yıllarda ise Erzurum'daki kahvelerde özellikle Gölbaşı muhitindeki İspirli Hafız'ın üç köşeli kahvesinde farklı aşıklarla bir araya gelme imkânı bulmuştur. Ruhani'nin karşılaşma yaptığı aşıklardan bir kısmı da şunlardır : Narmanlı Ümmani Deryami Laçin Aladağlı Davut Sulari Ardanuçlu Efkâri Mevlüt ihsani Yaşar Reyhanı Hüseyin Sümmanioğlu Nusret Toruni Murat Çobanoğlu Şeref Taşlıova Sefil Selimi Feymani Hasan Selmani Hasreti.Başta Konya Aşıklar Bayramı olmak üzere Türkiye'nin birçok ilinde düzenlenen aşık toplantılarına ve yarışmalara katılan Ruhani bu toplantılarda kendini kanıtlayarak çeşitli ödüller almıştır. Yurt dışında da çeşitli programlara katılmış Almanya Belçika Hollanda ve Fransa'da programlar yapmıştır. Bugüne kadar iki plak ve üç kaset hazırlamıştır. Aşık tarzı şiir geleneğinin gelecek kuşaklara aktarılması için çaba harcayan ve her fırsatta genç meslektaşlarına tecrübelerini aktaran Ruhani yetiştirdiği çıraklarıyla da geleneğe katkıda bulunmuştur. Zakir Tekgül Ertuğrul Ataç ve Eyüp Demirer Ruhani'nin çırağı olan aşıklardır. Saz çalma ve hazırlıksız şiir söyleme yeteneği çok güçlü olan Ruhani aynı zamanda iyi bir hikâye musannifi ve anlatıcısıdır. Kendi tasnifi olan Nergis Hanım Yetim Esma Yusuf Çavuş ve Zülbiye Hatun hikâyelerinin yanı sıra klasik halk hikâyelerinden birkaçını ve son dönemlerde anlatılan hikâyelerden bazılarını da bilmektedir.Mustafa Ruhani iki kez evlenmiştir. 1958 yılında gerçekleştirdiği ilk evliliğin altıncı ayında iken eşini kaybetmiş 1961 de ikinci kez evlenmiştir. Ruhani'nin 3 kız l erkek çocuğu vardır. Halen Erzurum'da ikamet etmekte olan Ruhani çeşitli aşık toplantılarına katılarak sanatını icra etmektedir.Aşık Sümmani 1860 - 1915. Narman’ın Samikale köyünde doğdu. Asıl adı Hüseyin’dir. Küçük yaşlarda aşıklık geleneğini öğrenmeye başladı. Yaklaşık 11 yaşında Erzurum’a giderek aşıklar çevresine girdi. Hodlu Şamili gibi birçok aşıktan etkilenmesine karşın Sümmani’nin yetişmesinde dönemin ünlü aşığı Erbabi’nin katkısı farklıdır.Rüyada gördüğü herbirinin başı çevresinde uçuşan yeşil kanatlı 40 güvercin olan 3 derviş yeşil bir yaprak göstererek üzerindeki yazıyı okumasını istediler. Ancak Sümmani okuma yazma bilmediğini söyledi. Bunun üzerine dervişler okumayı öğretmeye başladılar. Hüseyin böylelikle yapraktaki G-P-İ harflerini seçebildi. Bunlar Gülperi’nin ilk orta ve son harfleriydi. Dervişlerden biri elindeki boş kadehi havaya kaldırıp indirince kadeh dolmuştu. Sümmani’ye uzatarak içmesini söyledi. Aynı zamanda da bunun bir bade olduğunu ve Bedehşah Valisi Abbas Han’ın kızı Gülperi’nin adını fısıldadı. Sümmani kadehi içtikten sonra vücudunu bir titreme aldı. Daha sonra başları üzerinde uçuşan güvercinlerin arasında bir kızın yüzü belirdi. Dervişlerden biri bunu Gülperi olduğunu söyledi. Onun da kendisi gibi bade içeceğini ve ömür boyu sürecek bir sevdaya düşeceklerini ekledi. Eğer gözünü kırpmadan bakmazsa kavuşamayacağını ve bu aşkın kıyamete dek süreceğini söyledi derviş. Gerçekten de Sümmani kızın güzelliği karşısında gözünü kırpmadan bakamadı.Aşık Sümmani yıllarca sevdiğini bulmak için yıllarca dolaştı. Ancak kavuşmalarının olanaksızlığını anlayınca köyüne döndü.Aşık Sümmani sonraki yıllarda uzun zamandır birbirlerinin aşıklıklarına ilişkin şeyler duyduktan sonra ancak o dönemde özel bir izinle Rusya’nın işgali altında bulunan Kars’a gidip Aşık Şenlik’le karşılaştı. Günler süren karşılıklı türkü söylemeden sonra birbirlerini etkilediler ve çok iyi arkadaş oldular. Daha sonra Şenlik’in annesi Sümmani’yi gömleğinden geçirip evlat edindi.Yaşça kendisinden büyük olmasına karşın Aşık Ruhsati’yi de etkileyen Aşık Sümmani birçok genç aşığında yetişmesine de katkıda bulundu.Sümmani köyünde öldü ve orada toprağa verildi.Özellikle Doğu Anadolu’da yaygın olan ve Sümmani tarafından söylendiği için de »Sümmani Ağzı« olarak bilinen ezgi 11’lik türkülerde yaygın olarak kullanılmaktadır.Aşık Sümmani’ye ilişkin bugüne dek değişik araştırmacılar tarafından çeşitli kitaplar hazırlandı. Aşık Yaşar Reyhani 1932 yılında Hasankale'nin Alvar köyünde doğdu. 11 aralık 2006'da Bursada uzun süren bir rahatsızlığı ardından hayata veda etti. Asıl adı Yaşar Yılmaz'dır. İran'dan göçen babası önce Kars'a daha sonra Erzurum'a yerleşti. Aşık Reyhani'nin çocukluğu köyünde geçti. Zaman zaman komşu köylere gitme olanağı bulduysa da daha başka yerlere gidemedi. Okuma yazmayı okula gitmeden öğrendi. Sonraki yıllarda ise dışarıdan sınava girerek diploma aldı. Küçük yaşlarda köyüne gelen âşıklardan etkilendi. Hem âşıklardan dinleyerek hem de eline geçen kitapları okuyarak birçok halk hikâyesini öğrendi. Kendi âşıklığı ve şiir yazmaya başlaması 18 yaşından sonradır. Reyhani rüyasında gördü bir kıza aşık oldu. Kısa bir süre sonra da kızı kaçırdı. Birkaç ay geçmeden evliliği geçimsizliğe ve huzursuzluğa dönüştü. Bunun üzerine karısının ailesi kızlarını alarak başka biriyle evlendirdiler. Aşık Reyhani bu dönemden sonra Dertli mahlasıyla şiirler yazmaya türkü söylemeye başladı. Ancak bu mahlası uzun süre kullanmadan Bayburtlu Aşık Hicrani tarafından Reyhani mahlası verildi.Konya Aşıklar Bayramına aralıksız katılan 7 aşıktan biridir. Eski aşıkların dışında yetiştiği Huzuri Baba Nihani Cevlani Efkari Murat Çobanoğlu'nun babası Gülistan Çobanoğlu gibi aşıklardan gelenek ve usul öğrendi.İran'dan Avrupa'ya birçok ülkede türkü söyleyen Aşık Reyhani katıldığı yarışmalarda da birçoğu birincilik olmak üzere çeşitli ödüller aldı. 1980'li yılların başında Erzurum'da bulunan Doğu Ozanları Derneğinin başkanlığına getirildi.Aşık Reyhani birçok ülkeye konser ve konferanslara katılmak üzere çağrıldı. Ayrıca ABD'nin Michigan Üniversitesinde katıldığı bir konferanstan sonra kendisine fahri öğretmenlik unvanı verildi. Şiirleri birçok gazete dergi ve araştırmada yaralan ve çeşitli radyo ve televizyon programlarına katılan Aşık Reyhani'nin şiirlerinin bir bölümünü topladığı "Alvarlı Reyhani" (1962) "Böyle Bağlar" (1966) "Kervan" (1988) ve bazı düşünce ve şiirlerinden oluşan "Şu Tepenin Arkasında" adlı kitapları Dilaver Düzgün tarafından hazırlanan "Aşık Yaşar Reyhani" (1997) adlı kitap bulunmaktadır.Babadereli Abdulgafur Has Hoca Efendi Abdulgafur Has Hoca Efendi 1939 yılında Erzurum’un Çat ilçesi Babaderesi köyünde doğmuştur. Erzurum halkı arasında Abdulgafur Efe olarak da bilinmektedir. Eğitimini babası Babadereli Ahmet Efendi’den almıştır. Abdulgafur Has Hoca Efendi’nin dedesi Resul Efendi de zamanın önemli âlimleri arasındadır. Resul Efendi’nin kardeşi Ürdün Kralı Hüseyin’in dedesi diğer kardeşi türbesi Kars ilinde olan Şeyh Muhammed Kebir-i Hz.leridir. Molla Resul’ün türbesi ise Çat’ın Şeyh Hasan köyündedir.Soyları Hz. Hüseyin Efendimize dayanmaktadır. Abdulgafur Efe’nin ailesi Bağdat’tan Bingöl’e bağlı Sevkar köyüne oradan da Babaderesi köyüne gelmişlerdir. Bu köyde âlem-i İslam’a hizmet etmek için her fedakârlığı yapmışlardır.Abdulgafur Efe Hazretleri Ahmet Efendinin yedi oğlundan dördüncüsüdür. Abdulgafur 5 yaşında kalbi Allah diye atan bir çocuk. Babası Ahmet Efendi bunu fark edince Abdulgafur Efe Hazretlerine ayrı bir değer vererek irşadına başlamıştır. Hadis tefsir fıkıh gibi on iki ilmin hepsini bitirmek üzere babasından almıştır.18 yaşında Çat ilçesine bağlı Taşağıl köyünde imam olarak göreve başlamış yirmi yıl burada imamlık göreviyle beraber birçok talebe yetiştirmiştir. Daha sonra Erzurum’a bağlı merkez Tufanç köyünde görevine devam etmiştir. Has Hoca Efendi Erzurum ve civarında birçok caminin inşasına da öncülük etmiştir. Bunlardan biride Erzurum’un Karayolları Mahallesindeki Babadereli Ahmet Efendi camiidir.1994 yılında Erzurum merkeze yerleşerek Babadereli Ahmet Efendi Vakfı’nın da kurulmasına vesile olmuştur. Abdulgafur Efe (Hz) akşam namazını kılarken vefat etti. 23.01.07 tarihinde Lalapaşa camiinde kılınan cenaze namazının ardından Dutçu köyünde toprağa verildi.Erzurumluların gönlüne taht kurmuş bir maneviyat adamıydı. Hiçbir Erzurumlu yoktu ki onu tanımasın. Devamlı Allah ve Resulünden bahsederdi. Kimsenin aleyhinde konuşmamıştı ve bunu da asla sevmezdi. Erzurum aşığı olduğunu şöyle dile getirirdi:”Dünyada Türkiye Türkiye’de Erzurum.”Bahri Karaçay Müziğe ilk adımını onüç yaşında iken 1977 yılında Erzurum Halk Oyunları Halk Türküleri ve Turizm Derneği’nin kurduğu Türkiye’nin ilk Türk Halk Müziği Çocuk Korosunda attı. Beş ay gibi kısa bir süre sonra 12 Mart Erzurum’un kurtuluş şenliklerinde okuduğu “Göç Göç Oldu” adlı uzun havayla dinleyici ile buluştu. 70’lerin sonlarında bölgesel yayın yapan TRT Erzurum Televizyonunda koro ve solo türküler okumaya başladı. Halk müziğimizin değerli hocaları Suat Işıklı Metin Gülebenzer Cengiz Çelenk ve Ragıp Topçu’dan eğitim aldı. Suat Işıklı ve daha sonra Fuat Lehimler’in yönetimindeki TRT Erzurum Halk Müziği Korosuna amatör sanatçı olarak katıldığında henüz ondört yaşındaydı. Bahri’nin Erzurum yöresine ait türküleri seslendirmesi ve sesinin özelliği onun kayıtlarından bazılarının TRT denetiminden geçerek ilelebet korunmak üzere TRT arşivlerine alınması ile sonuçlandı. Bu kayıtlar daha sonraki yıllarda “istek” programlarıyla birçok kez dinleyicilere sunuldu. 1978 yılında Aziziye Tabyalarından dadaş kıyafetiyle seslendirdiği “Göç Göç Oldu” uzun havası ile ilk defa bir ulusal TV programına katıldı. “İlden ile” adlı bu programı “Geleneklerimiz Göreneklerimiz” programındaki solo performansı izledi. 1979 yılında TRT'nin ev sahipliğini yaptığı ve ilki gerçekleştirilen Dünya Çocuk Gününe yine Erzurum Halk Oyunları ve Halk Türküleri Turizm Derneği Çocuk Korosunun bir üyesi olarak katıldı. Program yapımcılarının ses ve üslûbunun çocuk korosu seviyesinin üzerinde olduğu gerekçesi ile Bahri’nin solosunu programdan çıkarmayı istemeleri üzerine dernek Başkanı Sayın Sebahattin Bulut’un kararı ile koronun geri kalan programı yerine Bahri’nin solosu derneğin ilk Dünya Çocuk Günündeki katkısı olarak yayına sokuldu. Bahri bu programda şahsen tanışma fırsatına eriştiği değerli halk müziği sanatçımız Hüsamettin Subaşı’ndan öğrendiği “Bahçeye Gelki Görem” türküsü arasında “Vallah bugün garibim bu vatanda” uzun havasını okudu. Başarısı Nida Tüfekçi gibi halk müziğimizin dev isimlerinin dikkatlerini çekti ve diğer televizyon programlarına davet edilmesini sağladı. Sonraki yıllarda yapımı Ankara Orkut Stüdyolarında gerçekleştirilen Erzurum Kurtuluş Gecelerinde solo olarak Erzurum türkü ve uzun havaları okudu.Üniversite eğitimi sonrasında Master ve Doktora çalışmalarını yapmak üzere gittiği Amerika’da müziğe uzun yıllar ara veren Bahri 1997 yılında Ohio Eyaleti başkenti Columbus şehrinde TÜRKANA adıyla (okunuşu: TÜR-KA-NA =özü ve orijini Türk olan) bir müzik grubu kurdu. İkisi Türk beşi Amerikalı yedi kişiden oluşan TÜRKANA grubu 1999 yılında ilk CD albümünü çıkardı. “Keyfim Yerinde” adlı bu albümdeki altı parça Bahri’nın bestelerinden oluşmaktadır.Master ve Doktorasını The Ohio State Üniversitesinde İnsan Genetik Hastalıkları konusunda yapan Bahri Karaçay halen Iowa Üniversitesi Pediatri Bölümünde Araştırmacı Bilim Adamı olarak çalışmalarına devam etmektedir.Dr. Bahri Karaçay'ın (Ph.D.) beş yaşın altında çocuklarda görülen ve Neuroblastoma adı verilen tümör için geliştirmiş olduğu gen tedavisi yöntemi Türk basınında geniş yankılar uyandırdı. Cahit Can 10.04.1955 tarihinde Erzurum ili Olur İlçesi Atlı Köyü’nde dünyaya geldi. İlkokulu köyünde ortaokul Kars ve Kırıkkale’de liseyi de Ankara’da tamamladıktan sonra önce Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Eğitim Enstitüsü Türkçe Bölümü’nü sonra da A.Ö.F. Lisans Tamamlama Programını tamamladı. 26 yıllık öğretmenlik hizmetine Kahramanmaraş’ta başladı. Erzurum’un çeşitli okullarında görev yaptıktan sonra emekli oldu. Evli ve üç çocuk babasıdır.Bu güne kadar Kır Çiçeği (1998) ve Pusat (2005) isminde iki şiir kitabı yayınlandı. Cahit Koytak 1949 yılında Erzurum'da doğan şairimiz ilk ve orta öğrenimini de bu kentte yaptı. İstanbul Teknik Üniversitesi Kimya Fakültesi'nden 1973 yılında mezun olmasından sonra kısa bir süre mühendislik yaptı ve ardından serbest ticarete başladı. Çeyrek yüzyılı aşkın bir süredir görünürde ticaretle uğraştı.Yazı hayatı yirmi iki yaşında Üstat Karakoç'un Diriliş'inde yayınlanan ilk şiirleriyle başladı. Sonraları ürünlerini 1977'den başlayarak Kriter Yönelişler; Kelime ve Yedi İklim gibi dergilerde yayınladı. Cahit Koytak'ın kendisi; "İlk Atlas'tan sonra çeşitli dergilerde (Dergah Defter Kayıtlar Kaşgar v.b) yayınladığı 2–3 kitap olabilecek hacimdeki şiirlerinin yeni bir atlas olarak kitaplaşması için bazı haritalara bazı zayice planlarına ait kayıp parçaların ortaya çıkmasını beklediğini" ifade etmektedir. Daha ilk şiirlerinden başlayarak bir özgünlük ve yoğunluk sundu okurlarına. İlk şiirlerinin yayınlandığı adres olan Diriliş bile tek başına bize O'nun şiirinin kalite düzeyi hakkında bilgi verebilir. Otuz yıla yakın bir süredir şiir yazan / yayınlayan bir şair olan Koytak tek şiir kitabı olan İlk Atlas' ı 1990 yılında Ahmet Kot'un yönettiği Yazı Yayıncılık' tan çıkardı.Şairliğinin yanı sıra Koytak aynı zamanda usta bir çevirmen olarak karşımıza çıkıyor. İngilizce ve Fransızcadan önemli çevirileri bulunan Koytak 1988'de Türkiye Yazarlar Birliği tarafından "yılın mütercimi" seçildi. Frantz Fanon'un "Siyah Deri Beyaz Maskesi" burada anmadan geçemeyeceğimiz değerli bir yapıtıdır. Fanon çevirisinden daha önemli bir çalışması ise Ahmet Ertürk ile birlikte hazırladığı Muhammed Esed'in The Message Of The Qur'ân'ıdır. Kuşkusuz bu yapıt ile Türkçe Kur'an çevirilerinde yeni bir döneme girilmiştir. Esed'in İngilizceye çevirirken gösterdiği titizliği onlar da dilimize aktarırken gösterdiler. On yıla yakın bir süre üzerinde çalışıldığını belirtirsek ne kadar titiz olduklarının anlaşılmasında kolaylık sağlamış oluruz. Can Bahadır Yüce Can Bahadır 1981'de Erzurum'da doğdu. Kuleli Askeri Lisesi'ni bitirdi. İlk şiirleri Varlık dergisinde çıktı. Daha sonra çeşitli dergilerde şiirleri yayınlandı. Henüz 18 yaşındayken 1999 Yaşar Nabi Nayır Şiir Ödülü'nü aldı. İstanbul'da yaşıyor. Yaslı Mızıka şairin ilkgençliğe vedası...Celalettin Arif (1876-1930) TBMM Hükümeti’nin ilk adliye vekili. Galatasaray Lisesini bitirdi. Paris’te hukuk öğrenimi gördü. Bir süre Kahire’de avukatlık yaptı. İkinci Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü.1908’de Hukuk Fakültesi’nde Hukuk-ı Esasiyye (anayasa hukuku) müderrisliği yaptı. Öğretim üyeliği sırasında avukatlık da yapan Celaleddin Arif 1914’de İstanbul Barosu reisliğine seçildi; altı yıl bu görevde kaldı. 1919’da Erzurum’dan Osmanlı Meclis-i Meb’usan’ına girdi “Felah-ı Vatan” grubunda yönetim kurulu üyesi olarak görev aldı. Meclis-i Meb’usan Reisliği de yapan Celaleddin Arif bu görevi sırasında Erzurum ve Sivas kongrelerinde saptanan Misak-ı Milli kararlarının meclisçe kabul edilmesinde çaba gösterdi. İstanbul’un işgaliyle Anadolu’ya geçti ve ilk TBMM Hükümeti’nde Erzurum Mebusluğu yaptı. Bir süre TBMM ikinci reisliği de yapan Celaleddin Arif 3 Mayıs 1920’de kurulan ilk hükümette Adliye Vekili oldu. Bir süre Roma elçiliğiyle görevlendirilerek İtalya’ya sürüldü. 1924’te İstanbul’a dönerek avukatlığa başladı. Paris’te öldü. Cemal Gürsel Türkiye'nin dördüncü Cumhurbaşkanı olan Cemal Gürsel Erzurum'da doğdu. İlk öğrenimini Ordu ilinde yaptı. Daha sonra öğrenimini Erzincan ve İstanbul'da askerî öğrenci olarak sürdürdü. 1915-1917 yıllarında Topçu Subayı olarak Çanakkale Savaşlarına katıldı. Filistin ve Suriye cephesinde bulundu. Türk İstiklal Harbinin Batı cephesindeki bütün savaşlarına katıldı. 1929 yılında Harp Akademisi'ni bitirdi. 1946 yılından itibaren Orgenerallik rütbesi dahil çeşitli general rütbelerinde hizmet yaptı. 1958 yılında Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na atandı. Bütün bu görevleri sırasında meslekî bilgi ve karakteri ile ordunun ve halkın sevgisini ve güvenini kazandı. 27 Mayıs 1960 harekâtının lideri olarak kabul edildi. Yeniden demokratik düzene dönülmesinde ve 1961 Anayasası'nın hazırlanmasında önemli rol oynadı. Halk oyuna sunulan ve kabul olunan bu Anayasa gereğince 10 Ekim 1961 tarihinde yapılan seçimlerden sonra teşekkül eden Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Türkiye'nin dördüncü Cumhurbaşkanı olarak seçildi. 1966 yılında başlayan rahatsızlığının devamı ve görevini engellemesi üzerine Anayasa uyarınca Cumhurbaşkanlığı görevi sona erdi. 14 Eylül 1966 tarihinde vefat etti.Cemal Paşa (1872-1922) Tam adı Ahmet Cemal olan Paşa 6 Mayıs 1872’de Midilli’de doğdu. 1890’da Kuleli Askeri İdadisini 1893’de Harbiye Okulunu bitirdi. 1895’de Kurmay yüzbaşı olarak orduya katıldı. Önce Genelkurmay I. Şubesinde görev aldı. 1896’da 2. Orduya bağlı Kırklareli İstihkam İnşaat Şubesine atandı. Ertesi yıl Kolağası (ön yüzbaşı) oldu. 1898’de Selanik’teki 3 üncü Orduya Redif Fırkası (Tümeni) Kurmay başkanı olarak atandı. İttihat ve Terakki Cemiyetine girdi. Cemiyetin askeri kanadının örgütlenmesi görevini üstlendi. 1905’te Binbaşı oldu. Ertesi yıl Rumeli Demiryolları Müfettişliğine getirildi. Bu görevi sırasında İttihat ve Terakkinin Rumeli’de örgütlenmesinde etkin rol oynadı. Cemiyetin "bölük" adı verilen yerel birimlerini oluşturdu. 1907’de 3. Ordu Kurmay Heyetine atandı. Burada Binbaşı Fethi ( Okyar ) ve Kolağası Mustafa Kemal ile birlikte çalıştı. Babıali Baskını (23 Ocak 1913) olarak bilinen hükümet darbesinin ardından İttihatçılar başa geçince İstanbul Muhafızlığına getirildi. Fransız yanlısı olarak bilinen Cemal Paşa I. Dünya Savaşına girerken Fransız desteğini kazanmak amacıyla Fransa’ya gitti. Ama siyasal ittifak sağlayamadı ve bunun üzerine Alman yanlısı Enver ve Talat Paşalarla birlikte 2 Ağustos 1914’de yapılan Osmanlı-Alman İttifakını destekledi. Osmanlı Devletinin I. Dünya Savaşına girmesi üzerine Bahriye Nazırlığının yanı sıra II. Ordu Komutanı olarak görevlendirildi. Cemal Paşa 1908-1918 döneminde İttihat ve Terakkinin önde gelen yöneticilerindendi. Özellikle "Üç Paşalar İktidarı" olarak ta bilinen 1913-1918 arasında Osmanlı Devleti’nin iç ve dış siyasetinin belirlenmesinde etkin rol oynadı. 1917 yılı Aralık ayında İngiliz Generali Allenby’nin ilerlemesi karşısında Osmanlı ordusunun peş peşe yenilgiye uğraması üzerine Dördüncü ordu komutanlığı görevinden ayrılarak İstanbul’a geldi. Cemal Paşa İttihat ve Terakki Fırkasının 1917 yılındaki son olağan kongresinde merkez-i umumi azalığına getirildi. Talat Paşa kabinesinin istifasından sonra 1-2 Kasım 1918 tarihinde İttihat ve Terakki’nin yedi lideriyle birlikte ülke dışına kaçan Cemal Paşa önce Berlin daha sonra da Münih ve İsviçre’ye giderek İttihatçıların yurt dışı faaliyetlerinin düzenlenmesinde önemli roller oynadı. Osmanlı’da yaşayan Arap unsurlarının isyanına sebep olmakla suçlanan Cemal Paşa Divan-ı Harb-i Örfi tarafından gıyaben idama mahkum edildi. Daha sonra Rusya’ya giden Cemal Paşa Afgan ordusunun modernleştirilmesi için Afganistan’a gitti. Bolşeviklerin siyaset değişikliği ve Hacı Sami Beyin aleyhindeki propagandası sonucu Tiflis’e gitti. Burada yaverleriyle birlikte 21 Temmuz 1922 günü öldürüldü. Cenazesi Erzurum’a getirilerek bu şehirde defnedildi. İttihat ve Terakkinin spor ve kültür etkinliklerini yürüten Türk Gücü Cemiyeti ve Müdafaa-i Milliye Cemiyetinin kurucuları ve yöneticileri arasında yer alan Cemal Paşa’nın Plevne Müdafaası (1898) Alte Denkmaeler aus Syrien Palastina und West Arabien (1918; Suriye Filistin ve Batı Arabistan’daki Eski Anıtlar) ve Cemal Paşa Hatırası 1913-1922 (ö 1923 / Hatıralar vb 1959 1977) adlı eserleri yayımlanmıştır.Dr. Şenol Kantarcı Erzurum’un Pasinler ilçesinde 1969 yılında doğdu. İlk-orta ve lise öğrenimini pasinlerde yüksek öğrenimini 1993 yılında Atatürk Üniversitesi Kâzım Karabekir Eğitim Fakültesi Tarih bölümünde tamamladı. 1995-97 yılları arasında Kafkas Üniversitesi'nde görev yaptı. 1997 yılında Atatürk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yakın Çağ Tarihi alanında yüksek lisansını bitiren Kantarcı aynı yıl Atatürk Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü’ne geçiş yaptı. 1997 yılında Doktoraya başladı. “Amerika Birleşik Devletleri’nde Ermeni Toplumu ve Türkiye’ye Yönelik Lobi Faaliyetleri” konulu teziyle 2003’te “Bilim Doktoru” unvanı aldı. YÖK bünyesinde kurulan Türk – Ermeni İlişkileri Milli Komitesi’nde Yürütme Kurulu Üyesi olarak görevlendirildi. 2003 yılında Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih bölümünde öğretim üyesi olarak çalışmaya başladı. “Ermeni Araştırmaları” adlı Türkçe ve “Armenian Studies” adlı İngilizce dergilerin yardımcı editörlüğünü çeşitli akademik dergilerin yayın danışmanlığını yapan Dr. Kantarcı’nın şu ana kadar birisi İngilizce olmak üzere üç kitabı editörlüğünü yaptığı üç ciltlik bir kitap ve çeşitli akademik dergilerde çok sayıda makalesi yayınlanmıştır. KİTAPLAR 1. KANTARCI Şenol ARARAT: Sanatsal Ermeni Propagandası (S. Laçiner’le birlikte)Ankara 2002. 2. KANTARCI Şenol Ararat Art As A Tool of Armenian Propaganda (S. Laçiner’le birlikte)Ankara 2003. 3. KANTARCI Şenol Ermeni Sorunu El Kitabı (İ. Kaya K. Kasım ve S. Laçiner’le birlikte) Ankara 2002. YAYINA HAZIRLADIĞI KİTAPLAR 1. Ermeni Araştırmaları I. Türkiye Kongresi Bildirileri (I.-II.-III. Cilt) Yay.Haz: Şenol Kantarcı Kamer Kasım İbrahim Kaya Sedat Laçiner) Ankara 2003. MAKALELER 1. KANTARCI Şenol “Ermeni Sorunu: “Ezilmiş Millet Kimliğiyle Meselenin Psikolojik Boyutu” Yeni Türkiye Dergisi Ermeni Sorunu Özel Sayısı Sayı: 37 (Ocak – Şubat – 2001) s. 509 – 522. 2. KANTARCI Şenol “Ermeni Lobisi: ABD’de Ermeni Diasporası’nın Oluşması ve Lobi Faaliyetleri” Ermeni Araştırmaları Dergisi Yıl: 1 Sayı: 1 (Mayıs 2001) s. 139 – 169. 3. KANTARCI Şenol !“ABD ve Kanada’da Ermeni Diasporası: Kuruluşlar ve Faaliyetleri” Ermeni Araştırmaları Dergisi Yıl: 1 Sayı: 3 (Kasım 2001) s. 67 – 130. 4. KANTARCI Şenol “Ermenilerce Atatürk’e Atfedilen İddialar: Atatürk’ün Ermeni Sorununa Bakışı” Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüd Başkanlığı Yayınları (Atatürk Haftası Armağanı) (10 Kasım 2002) Ankara ss. 365-384. 5. KANTARCI Şenol “Amerikalı Misyonerlerin Osmanlı Topraklarındaki Faaliyetleri” 2023 İkibinyirmiüç Sayı: 12 (15 Nisan 2002) s. 48 – 56. 6. KANTARCI Şenol “Van’da Ermeni İsyanları (1896-1915)” Ermeni Araştırmaları Sa: 5 (Haziran 2002) ss. 138-167. 7. KANTARCI Şenol S. AVŞAR “Türkiye’ye Yönelik 1985 Yılı Ermeni Propaganda Faaliyetleri” Ermeni Araştırmaları Sa: 7 (Kasım 2002) ss. 125-139. 8. KANTARCI Şenol “ABD Kongresinde (Sözde) Ermeni Soykırımı Anma Toplantılarında İleri Sürülen Ermeni İddiaları” Stratejik Analiz (Aralık 2002) cilt: 3 Sa: 32 ss. 87-91. 9. KANTARCI Şenol “Tarihi Boyutuyla Ermeni Sorunu” Bilim ve Aklın Aydınlığında Eğitim (Nisan 2003) Sa: 38 Ankara 2003 ss. 20 – 28. 10. KANTARCI Şenol “’Ararat’ Filmi Türkiye’de Gösterilsin mi?” Orkun Mayıs 2003 Sa: 63 ss. 30-31. 11. KANTARCI Şenol “Türk – Amerikan İlişkileri Tarihçesinden İlgi Çekici Notlar” 2023 İkibinyirmiüç Sayı:28 (15 Ağustos 2003) s. 48 – 52. 12. KANTARCI Şenol “ABD – AB Kıskacında Türkiye – Ermenistan İlişkileri” [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]. 13. KANTARCI Şenol “Ermeni Lobisi'nin Sanatsal Propogandası "Ararat"ın Anatomisi ve Türk Dostu ABD'nin Türkiye'ye Jesti” [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]. 14. KANTARCI Şenol “Ağrı Dağı Eteklerinde Yitik Canlar: Iğdır Ovasının Kurbanları” Ermeni Araştırmaları Sa: 9 (Bahar 2003) ss. 187 - 205. 15. KANTARCI Dünden Bugüne Balkanlarda Ne Değişti” Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi Sayı: 10 Erzurum 1998. TEBLİĞLER 1. KANTARCI Şenol “ABD Parlamentosu’nda 2000 Yılı Sözde Ermeni Soykırımı Görüşmelerinin Değerlendirilmesi: Ermeni Sorunu ABD Parlamentosu’nda” Trabzon ve Çevresi Uluslar arası Tarih-Dil-Edebiyat Sempozyumu (3-5 Mayıs 2001) Yay. Haz. M. Kerim ARSLAN-Hikmet ÖKSÜZ cilt: 1 Trabzon 2002 ss. 855 - 864. 2. KANTARCI Şenol “Ermenilerin Amerika Macerası ve Amerika’daki Ermeniler” Uluslar arası Türk-Ermeni Tarih ve Kültür Sempozyumu Ankara 27-28 Kasım 2001. 3. KANTARCI Şenol “Batılı Hatırat Kaynaklarında Ermeni Meselesi: Amerikalı Bir Misyonerin Hatıratında Van’da Ermeni Olayları” Birinci Uluslar arası Türkiye’nin Ermeni Meselesi Sempozyumu Manisa 23 – 24 - 25 Mayıs 2002. 4. KANTARCI Şenol “Katolik Ermenilerin Anadolu’daki Faaliyetleri” Türkiye’nin Güvenliği Sempozyumu (Tarihten Günümüze İç ve Dış Tehditler) Elazığ 17 – 19 Ekim 2001. Bildiri Kitabı Elazığ 2002 s. 437 – 454. 5. KANTARCI Şenol “American Board of Comissioners for Foreign Mission (ABCFM)’ın Anadolu’daki Çalışmaları” K. Maraş’ta Ermeni Sorunu Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniv. Rektörlüğü Yay. No: 102 Kahramanmaraş 2002 ss. 135-143. 6. KANTARCI Şenol “ABD - Irak Savaşları Sırasında Türkiye’ye Yönelik Ermeni Lobi Faaliyetleri” Dünden Bugüne Ermeni Meselesi Sempozyumu (23 Mayıs 2003) Bildiriler Kitabı (Ed.) Ramazan Tosun Konya 2003 ss. 41 – 59. 7. KANTARCI Şenol “Avrasya’da Yeni Yapılanma ve Ermeni Sorunu” Kuzeyi Doğusu ve Güneyi ile Ahlat Sempozyumu Bitlis – Ahlat Sempozyumu 24 Ağustos 2002. 8. KANTARCI Şenol “Ermeni Yönetmen Atom Egoyan’ın ‘Ararat’ Filmi Senaryosundaki Tarihsel Olayların İncelenmesi” Ermeni Araştırmaları I. Türkiye Kongresi Bildirileri C. I. Yay.Haz: Şenol Kantarcı Kamer Kasım İbrahim Kaya Sedat Laçiner) Ankara 2003 ss. 411 – 436. 9. KANTARCI Şenol “Hasankale’de Yapılan Ermeni Mezalimi” I. Türk Tarih ve Edebiyatı Kongresi Manisa 1997. (Yayınlandı). 10. KANTARCI Şenol “Esaretteki Kırk Yıl ve Sosyal Yapı Üzerine Etkileri” I. Milli Kafkasya Sempozyumu ve Aşıklar Şöleni Kars 1995. Kaynaklar •ASAM (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) EREN (Ermeni Araştırmaları Enstitüsü) ANKARA •Süleyman Demirel Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü ISPARTADursun Ali Erzincanlı 1969 'ta Erzurum'da doğumdu. Evli ve İki çocuk babasıdır. İlk Okul Orta Okul ve Lise öğrenimini Erzurum'da tamamladı. İmam Hatip Lisesi mezunu. Lise eğitiminden önce 3 yıl kuran kursunda eğitim aldı. 1992 yılında İstanbul Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Edebiyat bölümünü kazandı. Bundan dolayı ailesi ile İstanbul'a göç ettiler. 93 yılına kadar yaklaşık 1 yıl bir film şirketinde çalıştı. 93 yılının temmuz ayında Moral FM’de programcılığa başladı. Yaklaşık 10 yıl boyunca Moral FM’de görev yaptı. Daha sonra Radyo 15'te görev yaptı.Peygamber efendimizin hayatını ona atf edilen şiirlerini ve onun mübarek ve şerefli hayatını şiirsel bir üslup’la anmaya gayret gösterdi. Genellikle ramazan ayında albüm çıkarmaya özen gösteriyor. Son olarak 2005 ramazan ayında en sevgiliye 6 son albüm'ünü çıkardı. Albümleri Marmara müzikten çıkıyor.Erbabi 1804 yılında Erzurum’ un Karaz köyünde doğmuştur Aşıklık süresince çok yerleri gezen Erbabi İstanbul’a kadar giderek orada Padişah Abdulmecit’ in huzurunakabul edilmiş sunduğu şiirlerinden dolayı padişah tarafından ödüllendirilmiştir Erzurum’da ölen Erbabi şiirlerini hece ve aruzla yazmıştır Aruzlayazdığı şiirleri yazma bir divanda toplamıştır Erol Taş Türk Sineması’nın kötü adam rolündeki büyük ismi Erol Taş 28 Şubat 1928'de Erzurum'un Karaköse ilçesinde dünyaya geldi. Henüz iki yaşında iken babası Hamza Bey'in ölümü üzerine annesi Nazife Hanım ile birlikte İstanbul'a taşındı. Okul çağında olmasına rağmen ailesine yardım etmek için okuldan ayrıldı ve çeşitli mesleklerde çalıştı. Bunların arasında hamallık tezgahtarlık sayılabilir. O dönem aynı zamanda boksör de olan Taş 1947 yılında İstanbul ve Türkiye ikinciliğini kazandı. Yine o yıl askere gitti ve üç yıl askerlik görevini yaptı. Askerden dönünce Cankurtaran’da bir iplik fabrikasında çalışmaya başladı. Erol Taş’ın sinemaya tesadüf sonucu girişi de o sıralarda oldu. Sinemaya tesadüfi girişini şöyle anlatır sanatçı: “Lütfi Akad o bölgede bir film çekiyordu. Biz de işten kaytarıp çekimleri izliyorduk arkadaşlarla. Günlerce süren çekimlerden birinde mahallede oturan birkaç serseri film ekibine musallat olup onları rahatsız etmeye başladı. Film ekibini korumak için birkaç arkadaşımla birlikte serserilerle kavgaya giriştik ve Lütfi Bey'in yanında onlara bir güzel dayak çektik. Serseriler toz oldu tabi. Lütfi Akad daha sonra haber göndermiş bana 'Bir kavga sahnesi var gelsin oynasın' diye. Böylece sinema hayatım başladı. Filmdeki rolümü diğer yönetmenler de beğendi ve ardı ardına teklifler gelmeye başladı." Sinemaya ilk 1957 yılında Mümtaz Alpaslan’ın çektiği “Acı Günler” filmiyle girdi. Başlangıçta filmlerde figüranlık ve küçük roller ile görüldü fakat kısa zamanda yıldızı parladı. Bir yıl sonra Dokuz Dağın Efesi (1958 - Metin Erksan) filmde bir çobanı canlandırdı. Bu filmi takip eden yıllarda ise Dikenli Yollar (1958 - Nişan Hançer) Peçeli Efe (1959 - Faruk Kenç) Şoför Nebahat (1960 - Metin Erksan) Köyde Bir Kız Sevdim (1960 - Türker İnanoğlu) Dişi Kurt (1960 - Ö. Lütfi Akad) ve Gecelerin Ötesi (1960 - Metin Erksan) gibi pek çok filmde değişik karakterleri canlandırdı. Taş'ın oynadığı filmlerdeki rollerden bazı örnekler vermek gerekirse: Hayat Kavgası'nda (1964 - Tunç Başaran) dediği dedik bir baba Devlerin Kavgası'nda (1965 - Kemal Kan) kötü kardeş Seveceksen Yiğit Sev'de (1965 - Hüsnü Cantürk) çiftlik sahibi Sırtımdaki Bıçak'da (1965 - Natuk Baytan) karısı ve sevgilisi tarafından öldürülen bir koca Son Darbe (1965 - Hicri Akbaşlı) ve Cevriyem'de (1978 - Memduh Ün) bir komiser Aslanların Dönüşü ve Yedi Dağın Aslanı'nda (1966 - Yılmaz Atadeniz) bir cengaver İnce Cumali (1967 - Yılmaz Duru) Tutku (1974 - Hüsnü Cantürk) Toprağın Teri (1981 - Natuk Baytan) ve İsyan'da (1979 - Orhan Aksoy) kötü ağa Maskeli Beşler ve Maskeli Beşlerin Dönüşü'nde (1968 - Yılmaz Atadeniz) bir Meksikalı Aslan Bey'de (1968 - Yavuz Yalınkılıç) eski bir Rus Generali Gelin Kız'da (1970 - Orhan Elmas) oba beyi Kanıma Kan İsterim'de (1970 - Çetin İnanç) idamlık katil Ök-süzler'de (1973 - Ertem Göreç) dilendirici Belalılar'da (1974 - Melih Gülgen) çetebaşı Tatlı Nigar'da (1978 - Orhan Aksoy) zengin bir kasabalı Çayda Çıra'da (1982 - Yücel Uçanoğlu) zengin bir ağa Alınyazısı'nda ise (1986 - Orhan Elmas) eski bir külhan beyi olarak çıktı karşımıza. Gerek teknik ve konu gerekse de sinema dili açısından vasat diyebileceğimiz bu ve benzeri filmlerde Taş dönem dönem çeşitli roller aldı. Ancak sinemada onu adından sıkça söz ettiren filimler Susuz Yaz Duvarların Ötesi ve Gecelerin Ötesi oldu. 1960 yılı yapımlı “Gecelerin Ötesi” oyunculuk kariyeri için önemli bir fırsat oldu sanatçı için. Henüz sinemaya yeni yeni ısınmaya başlayan Taş bu filmle Metin Erksan'la tekrar çalışma fırsatı buldu. Ekrem (Erol Taş) bu filmde aynı çevreden gelen farklı endişe ve tutkularını ortak bir eylemde birleştiren altı kahramandan birisidir. Uzun yıllar bir tekstil fabrikasında işçi olarak çalışmış ancak geriye dönüp baktığında fazla bir yol alamadığını görmüştür. Bu ezik yaşantısından doğan bunalımı isyanı onu diğer beş arkadaşı ile birlikte soygun fikrinde harekete geçirmiştir. Fakat sistemin hazırladığı son bu filmde de değişmemektedir. Erol Taş'ın yer aldığı bir başka önemli yapım ise Necati Cumalı'nın romanından 1963'de Metin Erksan tarafından filme alınan “Susuz Yaz” oldu. Bu filmde Hülya Koçyiğit ve Ulvi Doğan ile bir üçleme çizen Taş Osman karakterini canlandırdı. Osman'ın kötülüğü son derece yalındır ve ben merkeziyetçi bir yapı hakimdir. Yıllar önce eşini kaybetmiştir ve hapisteki kardeşinin (Ulvi Doğan) karısına (Hülya Koçyiğit) sahip olmak istemektedir. Etrafındaki herkesten bir nevi intikam almaya başlar ve önce köyün suyunu keser. Suyu alınan köylü ürünsüz kalır toprağı çoraklaşır. Nasıl susuz kalan toprak halkına ihanet ederse yıllar önce eşini kaybeden Osman'da bastıramadığı cinselliğine zalimce isyan eder. Tutkusuna yenik düşen Osman'ın bu özelliği doğasındaki ilkelliği ile birleştiğinde doyumsuzluğu tümden ele verir kendini. Osman'ın kötülüğünün temelinde yatan bir diğer önemli nokta ise tarladaki korkuluk ile paylaştığı yalnızlığıdır. Yalnızlığını sadece tutkularıyla bastırabilir. Tutkuları ise onun ölümüne giden yolun hazırlayıcısıdır. Tarihsel bir süreç içinde değerlendirildiğinde Erol Taş bir başka önemli rolünü 1964'de Orhan Elmas'ın yönettiği “Duvarların Ötesi” filminde oynadı. Filmde müebbet hapse mahkum edilen Babaç (Erol Taş) kendisi gibi müebbet yiyen ya da idamlık altı arkadaşı ile hapisten kaçar. Amaçları özgür olabilmek koğuşun dışında rahat bir nefes alabilmektir. Ancak 'duvarların ötesi'nde kendilerine seçtikleri sığınak da hapishaneden daha farklı değildir onlar için. Aslında nereye kaçarlarsa kaçsınlar her yer bir hapishanedir onlara. Çünkü sistem tarafından suçlanmış toplum tarafından da dışlanmaktadırlar. Gerçek suçlu kimdir? Babaç ve arkadaşlarının mı yoksa sistemin yanlış dönen çarkı mı? Ö. Lütfi Akad tarafından 1966'da çekilen Hudutların Kanunu'nun konusu Güneydoğuda bir sınır kasabasında geçmektedir. Toprak verimsizdir ve tek geçim yolu kaçakçılıktır. Kaçakçı olmamak için direnen Yılmaz Güney'in aksine Erol Taş yani Ali Cello çoktan çareyi bu işte bulmuştur bile. Sınırdan kaçak davar geçirmektedir ancak sonunda başlattığı oyuna yenik düşer ve bir çatışmada vurularak ölür. Hudutların sert ve acımasız kanuna karşı Ali Cello'nun kötülüğü bile dayanamamıştır. Taş bu filmde de çoğunluk kötü adam rollerinden birisini alışılagelmiş bir oyun tarzı ile oynamaktadır. 1968'de Nuri Ergün tarafından çekilen “Dertli Pınar” ise Taş'ın ağa tiplemeleri için örnek gösterilebilir. Mahmutoğlu Hilmi Ağa (Erol Taş) köylünün toprağını çeşitli dalaverelerle hatta silah zoru ile elinden almakta ve etrafındaki herkese hükmetmektedir. Daha fazla toprağa sahip olma tutkusu saplantı halini almıştır. Bunun için yapamayacağı şey yoktur. Ancak her şey planladığı gibi gitmez bütün çabasına rağmen sonunda yenildiğini anlar ve suçunu itiraf eder. Oyun düzeyinin vasat olduğu bu filmde Taş abartılı olduğu kadar da kontrolsüz bir oyun sergilemektedir. Sinemada kötü adam rolleri ile bilinen sanatçı bu tiplerin dışına çıktığı filmlerde aslında her tür karakteri rahatlıkla oynayabileceğini de ispatlamıştır. Zaman zaman da olsa oynadığı iyi tiplerle seyirciyi şaşırtmıştır. Bir başka Akad filmi olan “Ana”da Taş bu kez kötülükten kaçmaktadır. 1967'de çekilen ve Türkan Şoray'la başrolü paylaştığı Ana filmi onun az rastlanan iyi adam tiplemeleri için gösterilecek ilginç bir örnektir. Yaptığı balık ağları ile geçimini sağlayan Şevket (Erol Taş) kan davası yüzünden ailesi ile birlikte köy köy dolaşmaktadır. Sinemanın kötü adamı olarak bilinen Taş filmdeki Şevket tiplemesinde tamamen farklı bir karakter çizmektedir. Kanlısı rolündeki Kadir Savun'la sanki rolleri değişmiş gibidirler. Bu seyirci içinde çok alışılagemiş bir durum değildir. Yıllar süren takibin sonunda Şevket kanlısı Musa (Kadir Savun) tarafından vurularak öldürülür. Bir başka örnek ise 1992 yılında çekilen Mehmet Tanrısever'in yönettiği “Sürgün” filmidir. Erol Taş sinemada rol bulduğu bu son filminde kurtuluş savaşını görmüş yaşamış eski bir çavuşu oynamaktadır. Üniformasını üzerinden hiç çıkarmayan Süleyman Çavuş göğsünde taşıdığı istiklal madalyası ile de büyük gurur duymaktadır. Çatak köyüne gelen öğretmenin (Bulut Aras) yeniliklerine sıcak bakar |