Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Yaşam ve Eğlence > İslam ve Din Bölümü > Sahih Hadisler
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Sahih Hadisler Sahih Hadislerin Paylaşım Alanı


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 08-10-2006, 12:48   #51 (permalink)
 
_E_R_E_N_ - ait Avatar
_E_R_E_N_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Dini Sözlük

 
P



PAPA:

Katolik mezhebine mensûb hıristiyanların en yüksek rûhânî (dînî) lideri. Atalar atası

mânâsına gelen papa Roma'da bulunur. Îsâ aleyhisselâmın dînini yaymak için seçtiği on iki

havârîden mürted olan (dinden çıkan) Yehûda (Judas) ilk papa olarak kabûl edilir. Aynı

zamanda Roma piskoposu olan papanın aldığı kararlarda yanılmaz olduğuna inanılır. Papa

kardinaller meclisi tarafından seçilir.

Bugün papa Vatikan sarayında bir hükümdâr gibi hareket etmektedir. Papaya bu hakkın

tanınması 1870'de İtalya birliğinin kurulup Roma'nın ele geçirilmesinden sonra olmuştur.

Papaların hıristiyan devletleri üzerindeki siyâsî otoriteleri kalkmakla berâber halka te'sir

etmede ve kilise adına vergi toplamadaki te'sirleri devâm etmektedir. Lüks bir hayat yaşayan

papanın ve papalığın masrafları hıristiyan halkından toplanan kilise vergisi ile

karşılanmaktadır. (Yeni Rehber Ansiklopedisi)

Orta çağda hıristiyanlık dîni papaların oyuncağı hâline geldi. Papalar istemediği her kişiyi

dinden aforoz ediyor istediğini affediyor para karşılığı Cennet'ten arsa satıyorlardı.

Engizisyon mahkemelerinde binlerce insanı aforoz ettikten sonra işkenceyle öldürtüyorlardı.

Papalar makamlarını kuvvetlendirmek ve servetlerini artırmak için akıl almaz yollara baş

vurdular. Galile Kopernik Newton dünyânın döndüğünü İslâm âlimlerinin yazdığı

kitablardan öğrenip söyleyince bu sözleri suç sayıldı. Galile papa tarafından aforoz edildi.

(Harputlu İshâk Efendi)

Hıristiyanlar Îsevîlik (Nasrâniyyet) dîninin esâsını değiştirdiler. Papayı günâhsız kabûl

ettiler. Papazlara günâh çıkarmak gibi yetki verdiler. İnsanların günahkâr olarak doğduklarını

iddiâ ettiler. Teslis yâni üçlü tanrı sistemini kabûl ettiler. Üçlü tanrı inanışına karşı çıkan

papalar oldu. Meselâ Papa Honorius hiçbir zaman üçlü tanrı sistemi olan teslisi kabûl

etmediği için öldükten kırk sekiz sene sonra İstanbul'da toplanan Sinod (rûhânî meclis)

tarafından resmen lânetlenmiştir. (El-Hâc Abdullah bin Destan Mustafa)

Papaların arasından çok korkunç câniler çıktı. Bunlardan biri olan papa Borjiya (Borgia)

düşmanlarını ve bunların arasında bulunan din adamlarını türlü türlü zehirlerle öldürdü

mallarını gasb etti. Her türlü rezâleti işledi. Kız kardeşi ile karı koca hayâtı yaşadı. Bütün

bunlara rağmen mukaddes ve günahsız sayıldı. (Şemseddîn Sâmi Yeni Rehber Ansiklopedisi)

PAPAZ (Papas):

Hıristiyan din adamlarına verilen ad.

Akıldan ve ilimden mahrûm olan papazlar İslâm dînine ve onun yüce peygamberine karşı

korkunç iftirâ yapıp yalanlar uydurdular. İslâm âlimleri papazlarla yaptıkları çeşitli

münâzaralarda onları cevap veremez hâle getirdiler. Hıristiyanlar içinde de papazların

zulümlerine akıl ve mantıktan uzak inanışlarına isyân edenler çıktı. Luther ismindeki papaz

papaya isyân etti. İncîl'i Almanca'ya tercüme etti. İncîl'de bulunmayan; papazların evlenmesi

evlenenlerin bir daha ayrılmaması günâh çıkarmak ve haça tapmak gibi hususları

hıristiyanlık dîninden çıkardı. Böylece protestan denilen başka bir hıristiyan mezhebi ortaya

çıktı. (Rahmetullah Efendi)

Roma kilisesi diğer din mensublarını ve vahşi kavimleri hıristiyanlaştırarak nüfûzunu

artırmak için dünyânın her tarafında husûsî katolik mektebleri kurdu. Hıristiyanlığı duyurmak

ve yaymak için misyoner ismini verdikleri çok müteassıb (yanlış inanışlarında ısrâr eden)

papazlar yetiştirdi. Bu papazlar gittikleri yerlerde câhilleri aldattılar. Anayı kızının oğulu

babasının aleyhine kışkırtarak birbirlerine düşman ettiler. (Harputlu İshâk Efendi)

PARA:

Alış-veriş aracı olarak kullanılan biriktirme ve tasarruf etmeye yarayan çeşitli

mâdenlerden veya kağıttan îmâl edilmiş değer ölçüsü. Belli ağırlıkta basılmış olan altın ve

gümüş paralara sikke veya meskûkât altın paralara dînâr gümüş paralara dirhem denir.

Geçen ümmetlerin herbirine fitneler verildi. Benim ümmetimin fitnesi mal ve para

toplamak olacaktır. (Hadîs-i şerîf-Berîka)

Bir kimse helâl para ile binâ yaparsa insanlar bundan faydalandığı müddetçe

kendisine sevâb verilir. (Hadîs-i şerîf-Berîka)

Bir zaman gelecek ki insanlar yalnız malın paranın gelmesini düşünüp helâlini

haramını düşünmeyecekler. (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet)

Malı parayı İslâm dîninin izin vermediği yerlere sarf etmemeli izin verilen yere de israf

etmemelidir. Parayı oyunlara haramlara çalgılara süslenmeye gösteriş yapmaya öğünmeye

mal toplamaya kullanmamalıdır. Bunlara dikkat edince mal para zarardan kurtulur ve

dünyâlıklar âhiretlik hâlini alır. Belki de bunlara dünyâ denmez. (Muhammed Ma'sûm-i

Fârûkî)

Haram olarak ele geçen bir kuruş parayı sâhibine geri vermek yüz kuruş sadaka

vermekten daha sevâbdır. (Abdullah bin Mübârek)

Eshâb-ı kirâm (Peygamber efendimizin arkadaşları) ve Tâbiîn-i ızâm (Sahâbe-i kirâmı

gören büyükler) zamanlarında paralar üzerine mübârek kelimeler yazılmadı. Çünkü para

alış-veriş vâsıtası olduğundan muhterem (saygıya değer) değildir. Ehl-i sünnet (Peygamber

efendimizin ve Eshâbının yolunda) olmayan hükûmetler meselâ Fâtımîler Resûlîler gibi

müslüman ismini taşıyan ve İslâmiyet'e uymayan devletler para üzerine âyet-i kerîme ve

hadîs-i şerîf yazmışlar milleti kandırmışlardır. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

PASKALYA:

Hıristiyanların inanışlarına göre Îsâ aleyhisselâmın haça gerildikten sonra dirilerek göğe

yükselmesi ile ilgili olarak her yıl Mart ayının on dördüncü gününden sonra gelen ilk Pazar

günü yaptıkları şenlik âyin.

Hindûların bayram günlerine ve ateşe tapınanların Nevrûz günlerine ve hıristiyanların

Noel gecelerine ve diğer paskalyalarına hürmet etmek (saygı göstermek) ve o zamanlarda

onların âdetlerini onlar gibi yapmak küfre (îmânsızlığa) sebeb olur. Kâfirlerin bayramlarında

paskalya ve yortularında müslümanların câhilleri müslüman olmayanların yaptıklarını

yapıyor ve bu günleri müslüman bayramı zannediyor ve kâfirler gibi birbirlerine hediye

gönderiyorlar. Eşyâlarını sofralarını kâfirlerin yaptığı gibi süslüyorlar. O geceleri başka

gecelerden ayırd ediyorlar. Bunlar hep şirktir îmânsızlıktır. (Ahmed Fârûkî)

PATRİK:

Ortodoks mezhebine mensûb hıristiyanların en büyük rûhânî (dînî) lideri.

1054 (H. 446) yılına kadar Roma'daki papaya bağlı kalan İstanbul patriği Mihâel

Kirolarius papadan ayrılarak şark (doğu) kilisesini kurdu. Ortodoks kilisesi adını alan bu

kilisenin idâresini eline aldı. Bundan sonra ortodoks kiliselerinin merkezi İstanbul Fener'deki

patrikhâne oldu. Ortodoksların en büyük dînî lideri olan patrik İstanbul'da bulunmaktadır.

(Harputlu İshâk Efendi)

İslâm dîninin herkesi kendi dînî yaşayışında serbest bırakmasından ve müslümanların

hoşgörüsünden istifâde eden patrikler zamanla kendilerine verilen hak ve hürriyetleri kötüye

kullandılar. Himâyesinde yaşadıkları İslâm devletlerini yıkmak ve hıristiyan tebeayı devlete

karşı ayaklanmaya teşvik etmek için çalıştılar. Osmanlı Devleti'nin duraklama ve gerileme

devirlerinde dînî faâliyetleri bırakıp siyâsî faâliyetlerde bulundular. Sultan İkinci Mahmûd

Han Boğdan-Eflâk ve Mora isyânlarını plânlayan ve Osmanlı Devleti'ni parçalayarak

yıkmaya çalışan Rum patriği Gregorius'u patrikhânenin kapısında îdâm ettirdi. Tanzimattan

sonra batılı hıristiyan devletlerin destek ve teşvikiyle daha da rahat hareket eden patrikler

Osmanlı Devleti'nin parçalanmasında ve yıkılmasında önemli rol oynadılar. (Yeni Rehber

Ansiklopedisi)

Osmanlı Devletinde Rus sefiri (büyük elçisi) olarak uzun seneler çalışan İgnatiyef

hâtırâlarında Sultan İkinci Mahmûd Han zamânında Fener patrikhânesinin kapısında asılan

1821 (H.1237) Rum isyânının baş plânlayıcısı olan patrik Gregorius'un Rus Çarı Aleksandr'a

yazdığı mektubu açıklamaktadır. Mektûb ibret vericidir:

"Türkleri maddeten ezmek ve yıkmak mümkün değildir. Çünkü Türkler müslüman

oldukları için çok sabırlı ve mukâvemetli (dayanıklı) insanlardır. Türkler zekîdirler ve

kendilerini müsbet yolda sevk ve idâre edecek reislere sâhib oldukları müddetçe de

çalışkandırlar. Gâyet kanâatkâr ve an'anelerine (geleneklerine) bağlıdırlar. Türklerde evvelâ

itâat (bağlılık) duygusunu kırmak mânevî bağlarını parçalamak dînî sağlamlıklarını

zayıflatmak lâzımdır. Bunun da en kısa yolu millî geleneklerine ve mânevî değerlerine

uymayan hâricî (yabancı) fikirler ve hareketlere alıştırmaktır. (M. Sıddîk Gümüş)

PAZARLIK ETMEK:

Alış-verişte satan ile alan arasında malın fiyâtı veya bir işin ücreti husûsunda yapılan

anlaşma.

Birbirinizi kıskanmayınız. Alış-verişte birbirinizi aldatmayınız. Birbirinize dargın

durmayınız. Birbirinizden yüz çevirmeyiniz. Birinizin bitmek üzere olan pazarlığını

bozmayınız. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona zulmetmez. Onu yardımsız bırakmaz.

Onu hor ve aşağı görmez. (Hadîs-i şerîf-Müslim)

Peygamber efendimizin mübârek torunları İmâm-ı Hasen ve Hüseyn her aldıklarında

pazarlık eder ucuz almağa uğraşırlardı. Kendilerine; bir günde binlerle dirhem sadaka

veriyorsunuz da bir şey satın alırken niçin uzun pazarlık ederek yoruluyorsunuz?

dediklerinde; "Verdiklerimizi Allah rızâsı için veriyoruz. Ne kadar çok versek yine azdır.

Fakat alış-verişte aldanmak aklın ve malın noksan olmasıdır" buyururlardı. (İmâm-ı Gazâlî)

PERİ:

Cin. (Bkz. Cin)

PEYGAMBER:

Allahü teâlânın emirlerini ve yasaklarını kullarına bildirmeleri için insanlar arasından

seçtiği ve kendilerine mûcizeler verdiği üstün zâtlar. (Bkz. Resûl ve Nebî)

Allahü teâlânın emirlerini tebliğ etmekte duyurmakta ve insanları Allahü teâlânın dînine

çağırmakta peygamberler arasında bir ayrılık yoktur. Peygamberlere îmân etmek aralarında

hiçbir fark görmeyerek hepsinin doğru sözlü olduğuna inanmak demektir. Onlardan birine

inanmayan kimse hiçbirine inanmamış olur. (Seyyid Abdülhakîm)

Her peygamber kendi zamânında kendi mekânında her insandan her bakımdan üstündür.

Muhammed aleyhisselâm ise her zamanda ve her mekânda her insandan her bakımdan

üstündür. (Seyyid Abdülhakîm)

Peygamberlik; çalışmakla açlık sıkıntı çekmekle ve çok ibâdet yapmakla ele geçmez.

Yalnız Allahü teâlânın ihsânı ile olur. İnsanların dünyâdaki ve âhiretteki işlerinin düzgün ve

faydalı olması için ve yanlış zararlı işlerden koruyup selâmete hidâyete râhata ve seâdete

kavuşturmak için peygamberler gönderilmiştir. (İmâm-ı Rabbânî)

Peygamberler mezarlarında bizim bilmediğimiz bir hayat ile diridir. Mübârek vücudlarını

toprak çürütmez. Bunun içindir ki hadîs-i şerîfte; "Peygamberler mezarlarında namaz

kılarlar ve hac ederler" buyruldu. (Dâvûd bin Süleymân)

Âhiret bilgileri ve Allahü teâlânın beğenip beğenmediği şeyler ve O'na ibâdet şekilleri

eğer aklın çerçevesi içinde olsalardı ve akl ile doğru olarak bilinebilselerdi binlerce

peygamberin gönderilmesine lüzum kalmazdı. İnsanlar dünyâ ve âhiret seâdetini kendileri

görebilir bulabilirdi ve Allahü teâlâ hâşâ peygamberleri boş yere lüzumsuz göndermiş

olurdu. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

PÎR:

1.Yaşlı ihtiyâr.

Kimisi bezirgân kimisi hoca

Ecel şerbetini içmek de güç a

Kimi ak sakallı kimi pîr koca

Ne söylerler ne bir haber verirler.

(Yûnus Emre)

2. Mürşîd-i kâmil tasavvuf yolunda rehber zât.

Pîr Allahü teâlânın rızâsına kavuşturur. (Hâce Behâüddîn Buhârî)

Pîr kâmil ve mükemmil ise (yetişmiş ve yetiştiren ise) sohbeti büyük nîmettir. Ve onun

bakışı devâ (ilâç) ve sözleri (sohbeti) şifâdır. Ve sohbetsiz vüsul (kavuşmak) mümkün

değildir. (Abdülhakîm Arvâsî)

Pîre bağlılıkta bozukluk olursa yükselmek düşünülemez. (Hâce Muhammed Bâkî-billah)

Her işte pîrlerin mübârek rûhlarını vâsıta yaparak Allahü teâlâya yalvarmalı ve duâ

etmelidir. (Süleymân bin Cezâ)

Bağlı olunan pîre zâhiren (açıkça) ve bâtınen (gizli) îtirâz etmek feyz kapısını kapatır.

(Hayderîzâde İbrâhim Fasîh Efendi)

Pîrini incitenden sen de incinmezsen köpek senden daha iyidir. (İmâm-ı Rabbânî)

Pîrlik ve müridlik yalnız külâh giydirmekle ve babadan oğula kalmakla olmaz. Ehl-i

sünnet ve cemâat yolunu bilmek öğretmek ve göstermekle olur. (İmâm-ı Rabbânî)

Pîr-i Fânî:

Ölünceye kadar Ramazân orucunu veya kazâya kalmış oruçlarını tutamıyacak kadar çok

yaşlı olan.

PİSKOPOS:

Hıristiyanlığın katolik ve doğu kiliselerinde en yüksek rûhânî ünvâna sâhip ve umûmiyetle

bir bölgenin dînî lideri olan hıristiyan din adamlarına verilen ad.

İncîl okuyan hıristiyan din adamlarına Kıssîs bir üst derecesine de Üskuf denir.

Üskufların yüksek derecesindekilere piskopos denir. (Harputlu İshâk Efendi)

PİŞMANLIK:

Kişinin işlediği bir iş veya günâh sebebiyle vicdânen üzüntü duyması; tövbeye gelme;

nedâmet.

Pişmanlık tövbedir. (Hadîs-i şerîf-Miftâh-un-Necât)

Pişman olmaksızın dil ile yapılan tövbe yalancıların tövbesidir. (Hadîs-i şerîf-Risâle-i

Münire)

Her geçen an ömrümüz azalmakta ecel (ölüm) zamânını yaklaştırmaktadır. Bugün

aklımızı başımıza toplamazsak yarın âh etmekten ve pişmanlıktan başka elimize birşey

geçmez. (İmâm-ı Rabbânî)

PİYANGO:

Bir kumar çeşidi. Mülk sâhiblerinin haklarının miktarlarını değiştirmek veya ortaklardan

birinin hakkını yok etmek yâhut hakkı olmayana pay vermek için yapılan kur'a.

Satıcıların yaptıkları piyangolar ziyan ve felâket sigortaları kumarhâneler ve bankerler

birçok kimsenin malını elinden alarak bunu kumar ve fâiz ile başkalarına vermekte

başkalarından aldıkları haram paranın arslan payı da piyangocunun bu işi organize edenlerin

ceblerine girmektedir. (M. Sıddîk Gümüş)

İki veya daha çok kimse aralarında para topladıktan sonra kendi aralarında piyango çekip

kazananların vermiş oldukları paradan fazla almaları kumar olur. Geri kalan kısmı hayır

kuruluşlarına bağışlamaları bu piyangoyu kumarlıktan kurtarmaz. (M. Sıddîk Gümüş)

POLİGAMİ:

Çok evlilik. (Bkz. Teaddüd-i Zevcât)

İslâmiyet'te poligami dörde kadardır. Birden fazla evlenmek emir değil şartlara bağlı bir

izindir. (Mustafa Sabri Efendi)

PUL:

Altın ve gümüş dışındaki mâdenî paralar. (Bkz. Fülus)

PUT:

Allahü teâlâya inanmayanların taptıkları resim veya heykel.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Kureyş kâfirleri putların kendilerine şefâat edeceklerini söylüyorlar. Onlara söyle ki

Allahü teâlânın izni olmadan hiç kimse şefâat edemez. (Zümer sûresi: 44)

Putları tapınılan heykelleri kırmak için ve akrabâya iyilik etmek için gönderildim.

(Hadîs-i şerîf-Berîka)

İbrâhim aleyhisselâm; "Beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak kıl" diye duâ edince

Allahü teâlâ duâsını kabûl eyledi. Bu sebeble İbrâhim aleyhisselâmın evlâdından hiç kimse

hiçbir puta tapmadı. (İmâm-ı Mücâhid)

PUTPEREST:

Puta tapan.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

(Allahü teâlâ) O'nu (Muhammed aleyhisselâmı) hak ve hakîkat olan dîni tebliğ

vazîfesiyle göndermiştir ki Hak din diğer dinlere gâlib gelsin. Putperestler beğenmese de

bu böyledir. (Tevbe sûresi: 33)

İdrîs (aleyhisselâm) diri olarak Cennet'e çıkarılınca onu çok sevenler ayrılık acısına

dayanamadı. Resmini yapıp seyr eyledi. Daha sonra gelenler bu resimleri tanrı sandı. Çeşitli

heykeller de yapıldı. Böylece putperestlik ortaya çıktı. (Nişâncızâde ve Kisâî)

Sâlih aleyhisselâm Semûd kavmine gönderilen peygamberdi. Bu kavim putperest idi.

Sâlih aleyhisselâma inanmadılar. Sonunda onlara gökten azâb gelip helâk oldular.

(Nişâncızâde)
_E_R_E_N_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 08-10-2006, 12:51   #52 (permalink)
 
_E_R_E_N_ - ait Avatar
_E_R_E_N_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Dini Sözlük

 
R__1
RAB:

Allahü teâlânın ism-i şerîflerinden. Sâhib mâlik terbiye eden.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

De ki; Allah her şeyin rabbi iken hiç ben Allah'tan başka rab mı isterim? Herkesin

kazanacağı ancak kendine âittir. Hiçbir günahkâr başkasının günâhını çekmez. Sonunda

dönüşünüz Rabbinizedir. O vakit Allah dünyâda ayrılığa düştüğünüz şeyleri size haber

verecektir. (En'âm sûresi: 164)

Allah bütün göklerin ve yerin ve aralarındakilerin rabbidir. O hâlde O'na ibâdet et ve

O'na ibâdet etmekte sabret... (Meryem sûresi: 65)

Kazâ ve kaderime râzı olmayan beğenmeyen ve gönderdiğim belâlara sabretmeyen

benden başka Rab arasın. Yeryüzünde kulum olarak bulunmasın. (Hadîs-i

kudsî-Mektûbât-ı Rabbânî)

Levh-i mahfûza ilk olarak; "Benden başka Allah yoktur. Muhammed aleyhisselâm

benim Resûlümdür ve Habîbimdir ve her şey benim mahlûkumdur. Her şeyin Rabbiyim

Hâlıkıyım (yaratıcısıyım)." yazıldı. (Hadîs-i kudsî-Müsned-i Ahmed İbn-i Hanbel)

Rab kelimesini "Râb" diye uzatarak söylemek mânâsını değiştirir. Çünkü Râb diye

uzatarak söylenince Arapça'da üvey baba mânâsına gelir. Meselâ "Elhamdülillâhi râbbil"

diye uzatmak mânâyı bozuyor. Bunun gibi müezzinlerin (Râbbenâlekel hamd) demeleri de

mânâyı bozuyor. Çünkü Rab kelimesini Râb şeklinde uzatarak söylemek Allah'ımıza hamd

ederiz yerine üvey babamıza hamd ederiz oluyor. Bu şekilde okuma tegannî ile okumak olur.

Tegannî ile okumak mânâyı bozarsa namazı da bozar. Söylenişine dikkat etmek lâzımdır.

(Alâüddîn Haskefî)

Besmeleyle başlıyalım her işe!

Allah adı en iyi bir sığınaktır.

Nîmetleri sığmaz ölçü hisâba

Çok acıyan affı seven bir Rab'dır.

(M. Sıddîk Gümüş)

Rabb-ül'Âlemîn:

Âlemlerin rabbi sâhibi olan Allahü teâlâ. (Bkz. Rab)

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Hamd Rabb-ül'âlemîn olan Allah'a mahsûstur. O Rahmân (dünyâda nîmetini herkese

veren) ve Rahîm (âhirette nîmetlerini sâdece mü'minlere veren)dir. (Fâtiha sûresi: 12)

RABBÂNÎ:

1.Allahü teâlâdan gelen.

Evliyânın sözünde rabbânî te'sir vardır. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

2. Kendisine ilim ve hikmet verilmiş ilmi ile amel eden derin âlim.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

... Velâkin Rabbânîler olunuz. (Âl-i İmrân sûresi: 79)

Abdullah bin Abbâs (radıyallahü anh) vefât ettiği vakit İbn-i Hanefiyye şöyle dedi: "Bu

ümmetin Rabbânîsi vefât etti."

Rabbânî âlim Yûsuf-i Hemedânî hazretleri buyurdu ki: "Bir kimse kâmil bir mürşid

(doğru yolu gösteren bir rehber) bulamazsa bozuk şeyhlere talebe olmasın. Daha önce

yaşamış din büyüklerinin Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarını okuyup onlarla amel etsin

(orada yazılanları hayâtında uygulasın). (Ahmed Fârûkî)

RABBENÂ LEKEL HAMD:

"Ey Rabbimiz sana hamd olsun" mânâsına namazda rükûdan doğrulunca okunması sünnet

olan söz.

Peygamber efendimiz cemâatle namaz kılarken; "Semiallahü limen hamideh" yâni Allahü

teâlâ kendisine hamd edenin hamdini işitir kabûl eder" deyince ilk safta bulunan hazret-i

Muâviye "Rabbenâ lekel hamd" derdi. Böyle söylemesi takdîr ve tahsin (iyi) buyrularak

böyle söylemek kıyâmete kadar sünnet olarak kaldı. (İbn-i Âbidîn Hindiyye)

Cemâatle namazda imâm; "Semiallahü limen hamideh" deyince cemâat çok yavaşca

"Rabbenâ lekel hamd" der. İmâm bunu söylemez. (Halebî)

RÂBITA:

Bir velînin şeklini sûretini hayâline getirerek onun kalbindeki feyz (bereket) ve

mârifetlere (ilimlere) kavuşma yolu. Kalbini büyüklerin kalbine bağlayarak onlardan feyz

alma. Her şeyi unutarak dünyâ işlerini düşünmeyerek sevgi ve saygı ile bir velînin mübârek

yüzünü hayâlinde veya gönlünde bulundurma.

"Ey îmân edenler. Allah'a bağlanınız ve sâdıklarla berâber olunuz" meâlindeki âyet-i

kerîmede râbıtaya işâret vardır. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)

Râbıta feyz veren kâmil zâtın teveccühüyle birleşecek olursa nûr üstüne nûr meydana

gelir. (Tâceddîn Sübkî)

Bir insanın hiç görmediği kimsenin şeklini sûretini yalnız işitmekle okumakla öğrenerek

hayâline getirmesi çok zordur. Onun kendisi değil başkası görünür. Bunun için Resûlullah'a

râbıta yapılmaz. Çünkü başkasının Resûlullah olduğuna inanmak küfür olur. Evliyâya râbıta

yapmakta bu mahzûr yoktur. (İbrâhim Fasîh)

Râbıtasız yapılan zikr (Allahü teâlâyı anma) insanı ilerletmez. Zikirsiz râbıta ilerletir.

Râbıta her işte yardımcıdır. Zikirde yardımı ise pekçoktur. Allahü teâlânın evi olan kalbi

nefsin pisliklerinden ve şeytanın aldatmasından temizler. (Muhammed Hânî)

Râbıta kalbin Allahü teâlâdan başka şeyleri sevmekten onları düşünmekten kurtulmasına

vesîle olur. (İmâm-ı Rabbânî)

Râbıta-i Telebbüsiyye:

Râbıta yaparken kendisini velînin şeklinde kıyâfetinde görmek ve düşünmek.

Kur'ân-ı kerîm okurken ve dinlerken ders vâz dinlerken namaz kılarken ve her ibâdeti

işlerken râbıta-ı telebbüsiyye yapmak ibâdetlerden lezzet almaya sebeb olur. (Abdülhakîm

Arvâsî)

RACÎM:

"Allahü teâlânın rahmetinden kovulmuş uzaklaştırılmış" mânâsına şeytanın Kur'ân-ı

kerîmde bildirilen sıfatı.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

(İblîs yâni şeytan) dedi ki: "Ben ondan (hazret-i Âdem'den) hayırlıyım. Beni ateşten

onu ise çamurdan yarattın." (Allahü teâlâ) buyurdu: "Hemen buradan (Cennet'ten veya

göklerden) çık. Çünkü sen artık racîmsin." (Sad sûresi: 76 77)

Kur'ân-ı kerîmi okumak istediğin zaman derhâl racîm olan şeytandan Allahü teâlâya

sığın (yâni Eûzü billâhimineşşeytânirracîm de). (Nahl sûresi: 98)

Allahü teâlâ racîm olan şeytan ile ilgili olarak iki mühim şeyi mü'minlere emr

buyurmaktadır. Bunlardan birincisi şeytanı azılı düşman olarak bilmek ikincisi ona düşman

olmaktır. Bunun için de dâimâ İslâmiyet'e uymalıdır. (İmâm-ı Yâfiî)

RA'D SÛRESİ:

Kur'ân-ı kerîmin on üçüncü sûresi.

Ra'd sûresi kırk üç âyet-i kerîmedir. Sûrenin on üçüncü âyetinde gök gürültüsü mânâsına

gelen er-Ra'd kelimesi sûreye isim olmuştur. Sûrede; Allahü teâlânın varlığı birliği ilminin

sonsuzluğu îmân etmekle mes'ûd olanların ve inkâr eden kötü tâlihlilerin vasıfları ve

âkıbetleri ve Allahü teâlânın Peygamber efendimizin peygamberliğine şâhidliği

bildirilmektedir. (İbn-i Abbâs Mücâhid bin Cebr Râzî Taberî Kurtubî)

Allahü teâlâ Ra'd sûresinde meâlen buyuruyor ki:

İnsanlar gidişlerini bozmazlarsa Allahü teâlâ da bunlara verdiği nîmetleri değiştirmez.

Allahü teâlâ bir millete cezâ vermek isteyince bunu kimse durduramaz. Onların Allahü

teâlâdan başka hâkimi yoktur. (Âyet: 12)

Kim Ra'd sûresini okursa geçmiş ve kıyâmete kadar gelecek bulutların hepsinin

ağırlığının on katı sevâb verilir. Kıyâmet günü Allahü teâlânın ahdini (sözünü va'dini)

yerine getirenlerden olarak diriltilir. (Hadîs-i şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

RADIYALLAHÜ ANH:

Daha çok Eshâb-ı kirâmdan birinin ismi anıldığı veya yazıldığı zaman söylenen ve yazılan

"Allahü teâlâ ondan râzı olsun" mânâsına duâ hürmet ve saygı ifâdesi. İki kişi için

Radıyallahü anhümâ ikiden fazlası için Radıyallahü anhüm denir.

Ebû Bekr radıyallahü anh birine nasîhat ederken şöyle buyurdu: "Ey kardeşim! Sana

yaptığım nasîhatı aklında tut kaybolmamasına dikkat et. Ölümü özüne sevdir. Nasıl olsa

gelecek" dedi. Çok kere dilini parmağı ile tutar ve; "Başıma gelen her şey bunun

yüzündendir" derdi. Binekte iken devesinin yuları düşse verin demez; deveyi çöktürür

alırdı. Sebebini sordular: "Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem bana: "İnsanlardan bir şey

isteme" diye emretti" buyurdu. (Şemseddîn Sivâsî)

Ebû Bekr ile Ömer radıyallahü anhümâ bu ümmetin üstünleridir. (Hazret-i Ali)

Eshâb-ı kirâmın radıyallahü anhüm ecmaîn hepsini büyük bilip hürmet etmekle berâber

Ehl-i beyti (Peygamber efendimizin akrabâlarını) de sevmek Ehl-i sünnetin alâmetidir.

(Tâhir-i Buhârî)

RADIYALLAHÜ TEÂLÂ ANHÂ:

Hanım sahâbîlerden birinin ismi anılınca veya yazılınca söylenen "Allahü teâlâ ondan râzı

olsun" mânâsına duâ hürmet ve saygı ifâdesi. İki hanım sahâbî için (Radıyallahü teâlâ

anhümâ" ve ikiden çok için "Radıyallahü anhünne" denir.

Kadınlar Cennet'te dünyâdaki bayram günleri gibi senede birkaç kere Allahü teâlâyı

göreceklerdir. Mü'minlerin kâmil (olgun üstün) olanları her sabah akşam diğerleri ise Cumâ

günleri Allahü teâlâyı anlaşılamayan bir şekilde göreceklerdir. Mü'min kadınlar ve melekler

ve cin de bu müjdeye dâhildirler. Fâtımât-üz Zehrâ ve Hadîcet-ül Kübrâ ve Âişe-i Sıddîka ve

diğer ezvâc-ı tâhirât (Peygamber efendimizin mübârek hanımları) ve hazret-i Meryem ve

hazret-i Âsiye radıyallahü teâlâ anhünne ecmaîn gibi kâmil (üstün) ve ârif hâtunların diğer

kadınlardan müstesnâ (ayrı) tutulmaları uygun olur. (Abdülhak-ı Dehlevî)

RADÎ':

Süt emen iki buçuk yaşından küçük çocuk.

Radî' süt ana-baba ve akrabâsının hepsiyle evlenemediği gibi süt ana-baba da Radî'nin

evlâdı zevc (koca) veya zevcesi (hanımı) ile evlenemez. (İbn-i Âbidîn)

RÂFIZÎLER:

Şîanın kollarından. İmâm-ı Zeynel'âbidîn'in vefâtından sonra oğlu Zeyd'den ayrılarak

Eshâb-ı kirâm (Peygamber efendimizin arkadaşları) düşmanlığında taşkınlık gösteren

hazret-i Ebû Bekr ve hazret-i Ömer'in halîfeliklerini kabûl etmeyen kimselerin mensûb

olduğu bozuk fırka. Terk edenler ayrılanlar mânâsına râfızî denilmiştir.

Ümmetim arasında râfızî denilen kimseler meydana gelecektir. Bunlar İslâm dîninden

ayrılacaklardır. (Hadîs-i şerîf-Mir'ât-ı Kâinât)

Râfızîler Zeyd bin Zeynel'âbidîn Ali "İmâmdır" dediler. Bunlar Zeyd'e Ebû Bekr ile

Ömer'e düşman ol dediler. O da büyük dedem olan Resûlullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem

sevdiği iyi kimselere düşmanlık edemem dedi. Bunun üzerine Zeyd'in yanından ayrıldılar.

Râfızîler hazret-i Ali'yi seviyoruz; onu sevmek için Eshâb-ı kirâmın hepsine veya birkaçına

düşman olmak lâzımdır diyorlar. Bu bozuk düşünceleri onları doğru yoldan ayırdı.

(Fîrûzâbâdî Şehristânî)

RÂFİ' (Er-Râfi'): Esmâ-i hüsnâdan. Allahü teâlânın güzel isimlerinden. Mü'minlerin ve

evliyânın derecelerini yükselten ve huzûrunda başlarını kaldırarak pak cemâline bakmak ile

mertebelerini yükselten.

Er-Râfi' ism-i şerîfini söyleyen zâlimlerin zulmünden emin olur. Beş yüz kerre söyliyenin

maddî mânevî ihtiyâcı giderilir. (Yûsuf Nebhânî)

RAGÎBET:

İhsân ve ikrâm. Çoğulu regâibdir.

Receb-i şerîfin ilk Cumâ gecesine Regâib gecesi denir. Çünkü Allahü teâlâ bu gecede

mü'min kullarına rağibetler yapar. O gece yapılan duâ namaz oruç sadaka gibi ibâdetlere

kat kat sevâb verilir. O geceye hürmet edenleri affeyler. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

RÂH-I İCTİBÂ:

Tasavvufta Allahü teâlâya kavuşturan yollardan biri. Seçilmişlerin yolu. (Bkz. İctibâ Yolu)

Râh-ı ictibâ Peygamberlerin ilerledikleri yoldur. Ancak ümmetlerinden onlara tâbi

olanlara da onlara mahsûs olan kemâllerden ihsân olunduğu gibi buna da nasîb ederler.

(Şihâbüddîn Sühreverdî)

RÂH-I MÜRÎDÂN:

Tasavvufta müridlerin talebelerin yolu. Allahü teâlâya kavuşturan yollardan. Sâlikler

(tasavvuf yolunda ilerleyen talebeler) yolu. (Bkz. İnâbet)

Allahü teâlâya kavuşturan yollar ikidir: Râh-ı mürîdân ve râh-ı murâdân. Râh-ı mürîdân

müridlerin yolu olup sülûk ile (tasavvuf yolunda ilerlemekle) alâkalıdır zahmetlidir. Râh-ı

murâdân seçilmişlerin yolu olup cezbe (Allahü teâlânın yolunda çekilme) ile alâkalıdır. Buna

ictibâ yolu da denir. (Bkz. Râh-ı İctibâ) (İmâm-ı Rabbânî)

RÂHİB:

Hiç evlenmeyen bekâr ve yalnız yaşayan yalnız ibâdetle meşgûl olan ve kilisede vazîfeli

olan hıristiyan din adamı.

Papazlar herkese râhib olmayı yalnız yaşamayı emrediyordu. Allah yolunda bulunabilmek

ve Allahü teâlâya yaklaşabilmek ancak ruhbanlıkla yâni evlenmemekle olur sanıyorlardı.

Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem bunu önlemek için Eshâbının

(arkadaşlarının) bekâr yaşamasını yasakladı. "Nikâh yapmak (evlenmek) benim

sünnetimdir. Sünnetimi yapmayan kimse benden değildir" buyurdu. (Saideddîn Fergânî)

Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem on iki yaşlarında iken amcası Ebû Tâlib

ile birlikte Şam tarafına giden ticâret kervanına katıldı. Ticâret kervanı uzun bir yolculuktan

sonra Busra denilen yerde hıristiyanlara mahsûs bir manastırın yakınında konakladı. Bu

manastırda Bahîra adında bir râhib kalıyordu. Önceden yahûdî âlimlerinden iken sonradan

hıristiyan olan bu bilgili râhib kervanda bulunanların hepsini yemeğe dâvet etti. Râhib Bahîra

ısrarla yemeğe getirttiği sevgili Peygamber efendimizin mübârek sırtındaki mühr-i nübüvveti

açtırdı. Bunu görünce henüz yaşı küçük olan Muhammed aleyhisselâmın geleceği bildirilen

son peygamber olduğuna şehâdet etti. (Muînüddîn Hirevî)

RÂHİBE:

Kadın râhib. Hiç evlenmeyen yalnız ve bekâr olarak yaşayan kilisede ibâdetle meşgûl

olan görevli kadın.

Şehvet nazarı ile kadınlara bakmanın aynen zinâ olduğunu Îsâ aleyhisselâm bildirmiş

iken hıristiyanlar kadınlarını örtmemişlerdir. Bugün ellerde dolaşan İncîller hıristiyan

kadınların örtünmelerini emretmektedir. Bunun içindir ki bütün kiliselerde manastırlarda

vazîfeli olan kızlar râhibeler müslüman kadınları gibi örtünmektedirler. (Harputlu İshâk

Efendi)

RAHÎM (Er-Rahîm):

1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (ism-i şerîflerinden). Âhirette yalnız müslümanlara

acıyan.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

... Şüphesiz ki Allahü teâlâ Gafûrdur Rahîmdir. (Zümer sûresi: 53)

... Ben ziyâdesi ile tövbe kabûl edici ve Rahîmim. (Bekara sûresi: 53)

Şeytan; "Allahü teâlâ Rahîm'dir affeder" diyerek insanı günâh işlemeğe sürükler. (İmâm-ı

Rabbânî)

Allahü teâlâ âhirette dostlarını yâni mü'minleri Rahîm sıfatıyla keremiyle ihsânıyla

Cennet'e ve cemâline kavuşturur. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

Her kim her gün yüz kerre Rahîm ism-i şerîfini söylerse kalbinde rikkat ve mahlûkâta

karşı merhamet peydâ olur. (Yûsuf Nebhânî)

2. Günahkâr müslümanlara âhirette çok acıyıcı mânâsına Resûlullah efendimizin

sıfatlarından.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Andolsun ki size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya

uğramanız O'na çok ağır gelir. Çünkü O size çok düşkün mü'minlere karşı raûf (şefkatli)

ve rahîmdir. (Tevbe sûresi: 128)

Biz delikanlı yaşça birbirimize yakın bir takım gençler Resûlullah'a (sallallahü aleyhi ve

sellem) geldik de O'nun yanında yirmi gece kaldık. Resûlullah (sallallahü aleyhi ve sellem)

rahîm ve refîk (yumuşak kibar nâzik) idi. Âile efrâdını özlediğimizi anlayınca bize

âilelerimizden kimleri bıraktığımızı sordu. Biz de kendisine haber verdik. Bunun üzerine:

"Âilelerinizin yanına dönün de onların arasında kalın! Hem onlara öğretin! Kendilerine

emir verin! Namaz vakti gelince içinizden biriniz size ezân okusun; sonra en büyüğünüz

size imâm olsun" buyurdu. (Mâlik bin Huveyris-Müslim)

RAHİMEHULLAH:

Daha çok Eshâb-ı kirâmdan başka İslâm büyüklerinden birisinin ismi anıldığı veya

yazıldığında söylenen ve yazılan Allahü teâlâ ona rahmet eylesin mânâsına duâ hürmet ve

saygı ifâdesi. İki kişi için rahimehumallah daha çok kimse için rahimehumullah denir.

RAHMÂN (Er-Rahmân):

"Dünyâda dost olsun düşman olsun lâyık olsun olmasın mü'min olsun kâfir olsun bütün

yaratıklara rızık ve sayısız nîmetler veren" mânâsında Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından

(güzel isimlerinden).

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Rahmânın kulları yer yüzünde gönül alçaklığı ve vakar ile yürürler. Câhiller

kendilerine sataştığı zaman onlara "sağlık esenlik size" gibi güzel sözler söyleyerek

doğruluk ve tatlılıkla günahtan sakınırlar. (Furkan sûresi: 63)

Her kim namazdan sonra yüz defâ Rahmân ism-i şerîfini söylerse Allahü teâlâ onun

kalbinden nisyan ve gafleti çıkarır. (Yûsuf Nebhânî)

Zikr et zikr bedende iken Cânın!

Kalbin temizliği zikri iledir Rahmânın!

(İmâm-ı Rabbânî)

Rahmân Sûresi:

Kur'ân-ı kerîmin elli beşinci sûresi.

Rahmân sûresi Mekke'de nâzil oldu (indi). Yetmiş sekiz âyet-i kerîmedir. İlk âyet-i

kerîmede geçen Rahmân kelimesinden dolayı Sûret-ür-Rahmân denilmiştir. Sûrede; göklerin

düzeninden Allahü teâlânın insanlara olan lütfu ve ikrâmından insanın yaratılışından Allahü

teâlânın kudretinden kıyâmet gününden ve o günde isyânkârların cezâlandırılmasından ve

inananların kavuşacağı nîmetlerden bahsedilmektedir. (İbn-i Abbâs Râzî Taberî)

Allahü teâlâ Rahmân sûresinde meâlen buyuruyor ki:

Allahü teâlâ yeri mahlûkât için yaratmıştır. Orada meyvalar ve salkımlı hurma

ağaçları vardır. Yapraklı tâneler ve hoş kokulu bitkiler vardır. (Âyet: 10-12)

Kim Rahmân sûresini okursa Allahü teâlânın verdiği nîmete şükr etmiş olur. (Hadîs-i

şerîf-Kâdı Beydâvî Tefsîri)

RAHMET:

1. Acıma merhamet.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

(Ey Resûlüm!) De ki: "Ey (günâh işlemekle) nefslerine karşı haddi aşmış kullarım!

Allah'ın rahmetinden ümidi kesmeyiniz. Çünkü Allahü teâlâ (şirk ve küfürden başka

dilediği kimselerden) bütün günâhları magfiret buyurur bağışlar. Şüphesiz ki O

Gafûr'dur Rahîm'dir. (Zümer sûresi: 53)

Yâ Rabbî! Bize rahmetini ihsân eyle. İhsân sâhibi ancak sensin. (Âl-i İmrân sûresi: 8)

Allahü teâlâ rahmeti yüz parçaya ayırmış doksan dokuzunu kendisinde bırakmış

yeryüzüne bir parça indirmiştir. İşte bütün mahlûklar bu parça sebebiyle birbirlerine

acırlar... (Hadîs-i şerîf-Müslim)

... Ramazân'ın birinci gecesi Allahü teâlâ mü'minlere rahmet eder. Rahmetle baktığı

kuluna hiç azâb etmez. (Hadîs-i şerîf-Sünen-i Beyhekî)

Bir kimse bir mü'minin ihtiyâcını karşılamak için yürüse Allahü teâlâ yetmiş bin

meleği ona sâyehân eder gölgelendirir. Eğer sabah vakti ise akşama kadar akşam vakti

ise sabaha kadar ona rahmet ile duâ ederler. Her bir ayağını kaldırdıkta bir günâhı affolur

ve bir derece verilir. (Hadîs-i şerîf-İbn-i Hibbân)

Allahü teâlânın bir kuluna rahmet etmiyeceğine ona gazab ve azab edeceğine alâmet

dünyâya ve âhirete faydası dokunmayan şeylerle meşgul olması zamanlarını lüzumsuz

şeylerle öldürmesidir. (İmâm-ı Gazâlî)

Allahü teâlâdan korkmalı fakat O'nun rahmetinden ümidi kesmemelidir. Ümid korkudan

çok olmalıdır. Böyle olanın ibâdetleri zevkli olur. (Muhammed Hâdimî)

2. Sevgili Peygamberimiz hazret-i Muhammed'in isimlerinden.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik. (Enbiyâ sûresi: 107)

3. Kur'ân-ı kerîm.

4. Yağmur.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:

Allahü teâlâ rüzgârı rahmetinden önce müjdeci olarak gönderir. Rüzgârlar ağır olan

bulutları sürükler. Bulutlardan ölü olan toprağa su yağdırırız. O yağmurla yerden

meyveler çıkarırız. Ölülerini de mezârlarından böyle çıkaracağız. Umulur ki düşünüp

ibret alırsınız. (A'râf sûresi: 57)

Rahmet-i İlâhiyye:

Allahü teâlânın merhameti acıması.

Kalbinde zerre kadar îmân olan bir kimse Cehennem'de sonsuz kalmayacak rahmet-i

ilâhiyyeye kavuşarak Cennet'e girecektir. (İmâm-ı Rabbânî)

Cenâb-ı Hak bir kulunun hidâyet ve îmânda sebâtını dilerse o kimseye rahmet-i ilâhiyye

gelir. Rahmet-i ilâhiyye şeytanı uzaklaştırıp hastanın yüzünden yorgunluğu giderir. (İmâm-ı

Gazâlî)

Rahmet Kapısı:

Duâların kabûl edildiği ihsân ve bereket kapısı. Duâların geri çevrilmediği lütuf kapısı.

Rahmet kapıları dört gece açılır. O gecelerde yapılan duâ tövbe red olmaz. Fıtr

(Ramazan) bayramının ve Kurban bayramının birinci geceleri Şâban'ın on beşinci gecesi

ve Arefe gecesi. (Hadîs-i şerîf-Riyâd-un-Nâsihîn

Evliyânın büyüklerinden Râbia-i Adviyye adamın birini duâ ederken; "Yâ Rabbî! Bana

rahmet kapını aç!" dediğini işitince; "Ey câhil! Allahü teâlânın rahmet kapısı şimdiye kadar

kapalı mı idi de şimdi açılmasını istiyorsun?" Rahmetin çıkış kapısı her zaman açık ise de

giriş kapısı olan kalbler herkeste açık değildir. Bunun açılması için duâ etmeliyiz" dedi.

(Muhammed Rebhâmî)

Rahmet Melekleri:

Yeryüzünde dolaşan ve mü'minlerin ölümü ânında hâzır olan melekler. Bunlara

Rûhâniyân da denir.

Resim köpek ve cünüp kimse bulunan eve rahmet melekleri girmez. (Hadîs-i

şerîf-Zevâcir)

Sizden öncekiler arasında doksan dokuz kişiyi öldürmüş biri vardı. Bu adam

yeryüzündekilerin en âlimini sordu. Bir râhibi tavsiye ettiler. Ona geldi ve; "Doksan dokuz

kişiyi öldüren bir kimse için tövbe (affolma imkânı) var mı?" diye sordu. O râhib de;

"Hayır" dedi. Bunun üzerine onu da öldürdü ve onunla yüz kişiyi tamamladı. Sonra

yeryüzündeki insanların en âlimini sordu. Ona başka âlim birini tavsiye ettiler. Ona geldi.

"Yüz kişiyi öldürmüş bir kimse için tövbe var mı?" diye sordu. O da; "Evet tövbeyi kim

engelleyebilir. Sen şu yere git. Çünkü orada Allahü teâlâya ibâdet (kulluk) eden insanlar

vardır. Sen de onlarla berâber Allah'a kulluk yap. Sakın kendi memleketine dönme.

Çünkü orası kötü bir yerdir" dedi.

Adam oraya gitti. Fakat yolu yarıladığında vefât etti. O zaman Rahmet melekleri ile

azap melekleri (onun rûhunu alma) konusunda konuştular. Rahmet melekleri: "Bu adam

tövbe ederek ve kalbi ile Allahü teâlâya yönelerek geldi" dediler. Azap melekleri ise; "O

henüz bir hayır işlememiştir" dediler. Onların yanına insan sûretinde bir melek geldi. Onu

aralarında hâkim yaptılar. O melek; "İki yer arasını (kendi memleketiyle gideceği iyi

memleketin arasını) ölçünüz. Bunlardan hangisine daha yakınsa o oradan sayılır." dedi.

Ölçtüler ve onu gitmek istediği yere daha yakın buldular. Bunun üzerine onu Rahmet

melekleri aldılar. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)

Hangi evde Kur'ân-ı kerîm okunursa orada bereket bolluk olur şeytanlar uzaklaşır

melekler oraya hücûm eder. Hangi evde Kur'ân-ı kerîm okunmazsa o evde darlık sıkıntı

huzursuzluk başgösterir. Rahmet melekleri oradan uzaklaşır ve şeytanlar orayı istilâ eder.

(Ebû Hureyre-İhyâ)

Can vermek acısı dünyâ acılarının hepsinden daha şiddetlidir. Fakat âhiret azâblarının

hepsinden daha hafiftir. Mü'min rûhunu teslim edeceği vakit rahmet meleklerini Cennet

hûrîlerini görüp onların zevki ile can verme acısını duymaz. Rûhu tereyağından kıl çeker

gibi çıkar. Nîmetlere kavuşur. (Seyyid Abdülhakîm bin Mustafâ)

RAHMETEN LİL ÂLEMÎN:

"Âlemlere rahmet" mânâsına Peygamber efendimizin mübârek isimlerinden.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Biz seni ancak rahmeten lil âlemîn gönderdik. (Enbiyâ sûresi: 107)

Geldi çün ol rahmeten lil âlemîn

Vardı nûr anda karâr kıldı hemîn

(Süleymân Çelebi)

RAHMETULLAHİ ALEYH:

Daha çok Eshâb-ı kirâmdan (Peygamber efendimizin arkadaşlarından) başka din

büyüklerinden birinin ismi anıldığı veya yazıldığında söylenen veya yazılan "Allahü teâlâ

ona rahmet eylesin" mânâsına duâ hürmet ve saygı ifâdesi. İki kişi için rahmetullahi

aleyhimâ daha çok kimse için rahmetullahi aleyhim denir.

Cüneyd-i Bağdâdî rahmetullahi aleyhin kıymetli sözlerinden bâzıları şöyledir: Bir

kimsenin havada bağdaş kurup oturduğunu görürseniz İslâmiyet'e uymaktaki hassâsiyetine

titizliğine bakınız. Eğer bu yönü tam ise ona uyabilirsiniz. Emir ve yasaklara uymakta az da

olsa bir gevşekliği varsa hemen ondan uzaklaşınız çünkü size zararı dokunur.

Allahü teâlâdan gâfil olmak O'nu unutmak ateşte olmaktan daha beterdir kötüdür.

Sabır; yüzü ekşitmeden başa gelen dert ve musîbeti yudum yudum içine sindirmektir.

Ebü'l-Hüseyin bin Sem'ûn rahmetullahi aleyh buyurdu ki: "Allahü teâlânın adı

bulunmayan söz kıymetsizdir. Allahü teâlâyı hatırlamadan susmak boşuna vakit geçirmektir.

İbret almadan bakmak faydasızdır."

RAKÎB (Er-Rakîb):

Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Her şeyi hakkıyla gören

gözeten koruyan bir an onlardan habersiz olmayan murâkabesi (gözetmesi) devamlı olan.

Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:

Allahü teâlâ her şeyi rakîbdir. (Ahzâb sûresi: 52)

RAKS:

Oynamak dans.

Tasavvuf yolları çoktur. Bunların içinde en lüzumlusu ve en uygunu sünnete yapışan ve

bid'atlerden (dinde reformlardan) kaçan büyüklerin yoludur. Bu büyükler her sözlerinde ve

her hareketlerinde sünnete uyup da kendilerinde hiçbir keşf kerâmet hâl görüş ve

ma'rifetler hâsıl olmaz ise hiç üzülmezler. Fakat bunların hepsi hâsıl olup da sünnete

uymakta gevşek davranırlarsa bunları hiç beğenmezler. İşte bunun içindir ki bu büyüklerin

yolunda sima' ve raks yasaktır. Böyle şeylerden hâsıl olacak lezzet ve hâllere kıymet

vermemişler bundan hâsıl olan şeylere dönüp bakmamışlardır. (İmâm-ı Rabbânî)

Allahü teâlânın aşkı ile dolmuş evliyânın büyüklerinden olan Mevlânâ Celâleddîn-i

Rûmî ney ve başka hiçbir çalgı çalmadı. Mûsikî dinlemedi ve raks etmedi. (Abdülhakîm

Arvâsî)

RAMAZAN:

Hicrî ayların dokuzuncusu üç ayların sonuncusu ve farz olan orucun tutulduğu ay.

Ramazan yanmak demektir çünkü bu ayda oruç tutan ve tövbe edenlerin günahları yanar yok

olur.

Ramazan ayı gelince Cennet kapıları açılır. Cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar

bağlanır. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)

Kim Ramazân-ı şerîf ve Kurban bayramı gecelerini ihyâ ederse; kalblerin öldüğü gün

onun kalbi ölmez. (Hadîs-i şerîf-Kitâb-ü Metcer-ür-Râbih)

Kim Ramazân-ı şerîfin başından sonuna kadar cemâatle namaz kılarsa Kadir

gecesinden nasîbini almış olur. (Hadîs-i şerîf-Miftâh-ul-Cenne)

Ramazan çok hayırlı ve mübârek bir aydır. Gündüz tutulan oruca gece kılınan namaza bu

ayda verilen sadakaya Allahü teâlâ kat kat sevâb verir. (Hazret-i Ömer)

Ramazan ayının ilk gecesinden son gecesine kadar göklerin kapıları açılır. Yâni bereket ve

duâların kabûl kapıları açık kalır.Ramazan gecelerinde namaz kılanlara Allahü teâlâ her bir

secdesine bin beş yüz hasenât lutf ve ihsân buyurur. Kırmızı yâkuttan yapılmış bir cennet

verilir. Birçok kapısı olup kapıları altından kırmızı yâkutlar ile süslüdür. Allahü teâlâ

insanın her orucuna başka başka lutuflar ihsân eder. Oruçlu olduğu günün güneşinin

doğuşundan batışına kadar yetmiş bin melek o oruçluya istiğfâr eder. Gecesinde ve

gündüzündeki secdelerine Cennet bağlarında dünyâda tasavvur edemediği ağaçlar dikilir ve

gölgeliklerinde binlerce insan gölgelenir. (Muhyiddîn-i Arabî)

Ramazân-ı şerîfte yapılan nâfile namaz zikir sadaka ve bütün nâfile ibâdetlere verilen

sevâb başka aylarda yapılan yetmiş farz gibidir. Bu ayda bir oruçluya iftâr verenin günâhları

affolur. Cehennem'den âzâd olur. O oruçlunun sevâbı kadar ayrıca buna da sevâb verilir. Bu

ayda ibâdet ve iyi iş yapabilenlere bütün sene bu işleri yapmak nasîb olur. Bu aya saygısızlık

edenin bütün senesi günâh işlemekle geçer. Bu ayı fırsat bilmelidir. Elden geldiği kadar

ibâdet etmelidir. Allahü teâlânın râzı olduğu işleri yapmalıdır. (İmâm-ı Rabbânî)

Ramazan Hilâli (Bkz. Rü'yet)

RÂSİH ÂLİM:

Kur'ân-ı kerîmin ve hadîs-i şerîflerin derin ve ince mânâlarını işâretlerini anlayan büyük

din âlimi. (Bkz. Ulemâ-i Râsihîn)

Râsih âlimlerin dört hasleti vardır: 1)Allahü teâlâdan korkmak 2)İnsanlara karşı mütevâzî

(alçak gönüllü) olmak 3)Dünyâya düşkün olmamak 4)Nefsi ile mücâdele etmek. (İmâm-ı

Mâlik)

Râsih âlimler peygamberlerin vârisleri oldukları müjdelenmiş olan Resûlullah'a

(sallallahü aleyhi ve sellem) tam uyan kendilerine nice gizli ve ince bilgiler ihsân olunan ve

gizli ve açık ilimlere kavuşan âlimlerdir. İsrâ sûresinin ¤¤¤¤en beşinci âyetinde meâlen;

"Sizlere ilimden pek az verildi" buyruldu. Burada bildirilen ilim ile şereflenen râsih âlimler

perde arkasını seyretmektedirler. (İmâm-ı Rabbânî)

Râsih ilimli âlimlere Allahü teâlânın vâsıtasız olarak ihsân ettiği ilme (vehbî) veya (kalb

ilmi)denir. Hadîs-i şerîfte; "İlmi ile amel edene Allahü teâlâ bilmediklerini bildirir"

buyruldu. (Muhammed Hâdimî)

RAÛF (Er-Raûf):

1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarına karşı merhâmeti

çok olan ve yaptıkları iyilikleri zâyî etmeyen.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:

Muhâcirlerden (Mekke'den göç eden) ve Ensârdan (Medîneli müslümanlardan) sonra

kıyâmete kadar gelen mü'minler; "Yâ Rabbî! Bizi affet ve bizden önce gelen din

kardeşlerimizi affet. Kalblerimizde îmân edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz!

Şüphesiz ki sen Raûf'sun Rahîm'sin" derler. (Haşr sûresi: 10)

Kızgınlık ânında kim on defâ er-Raûf ism-i şerîfini söyler ve Peygamber efendimize

salevât-ı şerîfe okursa öfkesi geçer sâkinleşir. (Yûsuf Nebhânî)

2. "Ümmetine karşı çok merhâmet eden acıyan" mânâsına Resûlullah sallallahü aleyhi ve

sellemin isimlerinden.

Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:

Size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki sizin sıkıntıya uğramanız O'na çok

ağır ve güç gelir. Size (îmânınıza ve hâlinizin salâhına iyi olmasına) çok düşkündür.

Mü'minlere karşı raûf ve rahîmdir. (Tevbe sûresi: 128)

RAVDA-İ MUKADDESE:

Mukaddes bahçe. Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem Medîne-i

münevveredeki mescidinin içinde kabr-i şerîfi ile mescidin o zamanki minberinin arasında

kalan mübârek mekân yer. (Bkz. Ravda-i Mutahhera)

RAVDA-İ MUTAHHERA:

Temiz bahçe. Medîne-i münevveredeki Peygamber efendimizin (sallallahü aleyhi ve

sellem) mescidinin içinde bulunan ve Peygamber efendimizin kabr-i şerîfi ile mescidin o

zamanki minberi arasında kalan 26 m. uzunluğundaki mübârek yer. Ravda-i mukaddese

Ravda-i mübâreke de denir.

Bu fakire göre yeryüzünün en kıymetli yeri Kâbe-i muazzama ve bunun etrâfındaki

Mescid-i Harâm denilen câmidir. Bundan sonra Medîne'deki Ravda-i mutahheradır. Üçüncü

olarak Mekke-i mükerreme şehridir. Görülüyor ki Ravda-i mutahhera Mekke'den daha

üstündür demek doğrudur. (İmâm-ı Rabbânî)

Hacca giden müslümanlar Mekke'de hac vazîfesini yerine getirdikten sonra Medî