Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Yaşam ve Eğlence > İslam ve Din Bölümü > Sahih Hadisler
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Sahih Hadisler Sahih Hadislerin Paylaşım Alanı


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 08-10-2006, 12:19   #11 (permalink)
 
_E_R_E_N_ - ait Avatar
_E_R_E_N_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Dini Sözlük

 
E - 3

ESAHH:En sahîh en sıhhatli en doğru olan. Bir mes'elenin hükmü hakkında müctehid âlimlerin kavillerinden (sözlerinden ictihadlarından) en doğru olanı. "Esahh" sözü "sahîh doğru" sözünden daha kuvvetlidir.
Bir müctehidden bir iş hakkında iki kavil (söz) bildirilip birisinde "o esahhdır" diğerinde ise "o sahîhdir" şeklinde söylenmiş ise fetvâ (cevâb) esahh kavle göre verilir. (İbn-i Âbidîn)
İki ayrı imâmdan (müctehid âlimden) kaviller (ictihadlar fetvâlar) bildirilir ve sonunda da: "Bu ikinci birinciden esahhdır." denirse esahh kavle göre fetvâ verilir. (Allâme Kâsım)
İki ayrı imâm (müctehid âlim) ikisi de bir mes'elede "esahh" veya "sahîh" demişlerse ve ikisi de aynı tabakadan yâni ilim bakımından aynı derecede iseler müftî (fetvâ veren âlim) istediği ile fetvâ verebilir. (İbn-i Âbidîn)
Dişlerin arasında veya diş çukurunda bulunan şey gusül abdestine zarar vermez diye fetvâ veren varsa da bu şey katı olup altına su geçmez ise gusül abdesti câiz olmaz. Yâni gusül abdesti olmaz. Esahh olan da budur. (İbn-i Âbidîn)

ESBÂB-I NÜZÛL:Kur'ân-ı kerîm âyetlerinin Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimize indiriliş sebebleri.
Tefsîr yapabilmek (kelâm-ı ilâhîden murâd-ı ilâhîyi yâni Allahü teâlânın âyet-i kerîmede ne buyurmak istediğini) anlamak için bilinmesi lâzım olan on beş ilimden bir tânesi de esbâb-ı nüzûldür. (Muhammed Hâdimî)
Âyet-i kerîmelerin esbâb-ı nüzûlünü ve bunlarla ilgili hâdiseleri bilmeden tefsîr yapmak mümkün değildir. (Vâhidî)
Esbâb-ı nüzûlün bilinmesi Kur'ân-ı kerîmin mânâsını anlamada en kuvvetli yoldur. (İbn-i Dakîk-ul-Îyd)

ESER:
1. Nişan alâmet. Çoğulu âsârdır.
Müslüman olmak ve Allahü teâlânın varlığını bir olduğunu kudretini sıfatlarını anlamak için kimseyi taklîde ihtiyâç yoktur. Fen bilgilerini iyi öğrenen aklı başında bir kimse yalnız düşünmekle O'nun var olduğunu anlar. Îmâna kavuşur. Eseri görer ek müessirin yâni eseri yapanın varlığını anlamamak akılsızlık olur. (Muhammed Hâdimî)
2. Haber hadîs-i şerîf Eshâb-ı kirâm ve tâbiîne âit iş söz ve takrirler yâni görüp de mâni olmadıkları hususlar.
Emr-i Ma'rûf hakkındaki eserlere gelince: Ebû Derdâ buyurdu ki: "Ya ma'rûf (iyilik) ile emreder münkerden yâni kötülüklerden nehy eder sakındırırsınız veya Allahü teâlâ size büyüklerinizi saymayan küçüklerinize acımayan zâlim idârecileri musallat eder. İyileriniz ona bedduâ ederler ama duâları kabûl olunmaz. İstigfâr edersiniz bağışlanmazsınız." (Taşköprüzâde)

ESFEL-İ SÂFİLÎN:En aşağı yer. Zaiflik yaşlılık boy bos akıl ve anlayışın gidip çocuk gibi olmak amel ve iş yapmaktan kesilip sevâb kazanacak bir şey yapamaz hâle gelmek erzel-i ömür. Cehennem'in aşağısı.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Biz insanı ahsen-i takvîm üzere en güzel şekilde yarattık. Sonra onu (İnsanların bir kısmını bu güzel sûrette yaratılmaları nîmetinin şükrünü yerine getirmediklerinden yâni küfürleri (îmânsızlıkları) ve isyân etmeleri sebebiyle) Esfel-i Sâfilîn'e bırakırız. Îmân edip sâlih (iyi) amel işliyenler bundan müstesnâ; onlar için kesilmeyecek bir mükâfât vardır. (Tîn sûresi: 4-6)
(Âlimler buyurdular ki gençliğinde gücü kuvveti yerindeyken Allahü teâlânın emirlerine uyup yasaklarından sakınanlar iyi işlere devam edenler yaşlanıp bir şey yapamaz hâle geldiklerinde esfel-i sâfilîn yâni erzel-i ömürlerinde ölünceye kadar o iyi işleri yapıyormuş gibi kendilerine sevap yazılır.) (Sâvî Tıbyan)

ESHÂB (Ashâb):Arkadaşlar. Sâhib kelimesinin çoğuludur.
1. Peygamber efendimizi görüp îmân eden ve mü'min olarak vefât eden mübârek kimseler. (Bkz. Sahâbe)
Allahü teâlâ bütün insanlar arasından beni seçti ayırdı. İnsanların en iyisini bana Eshâb olarak seçti. Bunların arasından da bana akrabâ ve yardımcı olarak en üstünlerini ayırdı. Bir kimse beni sevdiği için Eshâbıma hürmet ederse Allahü teâlâ onu her tehlikeden korur. Onlara hakâret ederek beni incitenleri de incitir. (Hadîs-i şerîf-Mektûbât)
Eshâbımın her biri gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız Allahü teâlânın sevgisine kavuşursunuz. (Hadîs-i şerîf-Keşf-ül-Hafâ)
Eshâbımın hiç birine dil uzatmayınız. Onların şanlarına yakışmayan bir şey söylemeyiniz. Nefsim elinde olan Allahü teâlâya yemîn ederim ki sizden biriniz Uhud dağı kadar altın sadaka verse Eshâbımdan birinin bir müd (875) gram) arpası kadar sevâb alamaz. (Hadîs-i şerîf-Sevâik-ül-Muhrika)
Kıyâmet günü Eshâbımdan herbiri kabirlerinden kalkarken vefât ettiği memleketin bütün mü'minlerinin önlerine düşerek onlara nûr ve ışık saçarak Arasât meydanına götürür. (Hadîs-i şerîf-Sünen)
Eshâbımı seven beni sevdiği için sever. Onlara düşmanlık eden bana düşmanlık etmiş olur. (Hadîs-i şerîf-Hulâsâtü'l-Fetâvâ)
Eshâbımı severek benim peygamberlik hakkımı gözetiniz. Benim hakkımı böylece gözetenleri Allahü teâlâ her işlerinde korur ve yardım eder. Benim peygamberlik hakkımı gözetmiyenleri de Allahü teâlâ sevmez. Bunların cezâ görecekleri sürünecekleri zaman pek yakındır. (Hadîs-i şerîf-Sevâik-ül-Muhrika)
Ümmetim yetmiş üç fırkaya ayrılacak bunlardan yalnız biri Cennet'e gidecektir. Bunlar benim ve Eshâbımın yolunda olanlardır. (Hadîs-i şerîf-Sünen)
2. Bir âlimin talebeleri.
İbn-i Hümâm Ebû Hanîfe'nin eshâbından Ebû Yûsuf Muhammed Züfer ve Hasen bin Ziyâd gibilerin "Bir mes'ele hakkında söylediğimiz her sözü Ebû Hanîfe'den duyduk" deyip yemîn ettiklerini nakleder. (Şa'rânî)

Eshâb-ı Bedr:İslâm târihinin ilk ve en önemli muhârebesi olan Bedr savaşında Peygamber efendimiz ile birlikte Mekkeli müşriklere (puta tapanlara) karşı harbedip kıyâmete kadar unutulmayacak şanlı bir zafer kazanan üç yüz on üç kahraman mücâhid.
Eshâb-ı Bedr Medîne'den ayrıldıkları gün oruçlu idiler. Sevgili Peygamberimiz onların İslâmiyet'i yaymak uğrundaki gayretlerini görüp şöyle duâ ettiler: "Allah'ım! Onlar yayadırlar. Sen onlara binit ver! Allah'ım onlar açık ve çıplaktırlar. Sen onları giydir. Allah'ım onlar açtırlar onları doyur. Fakirdirler fadl-ı kereminle (ihsan ve ikrâmınla) onları zengin eyle." (Hadîs-i şerîf-Ebû Dâvûd)
Muhammed aleyhisselâmın ümmeti başka peygamberlerin ümmetlerinden daha üstündür. Bu ümmetin de üstünü O'na îmân ederek mübârek yüzünü görmekle şereflenen O'na tâbi olan ve O'nun uğrunda canlarını mallarını fedâ eden Eshâb-ı kirâmdır. Bu eshâbın da ( r.anhüm) en üstünü Hudeybiye'de O'na bîat edip (bağlanıp) O'nun için ölmeğe hazır olduklarını bildiren kahramanlardır. Bunların da üstünü Bedr muhârebesinde bulunan Eshâb-ı Bedr'dir. (Ahmed Fârûkî)

Eshâb-ı Ferâiz:Ölen bir kimsenin mîrâsına (geriye bıraktığı mala) vâris (hak sâhibi) olan ve Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisselerini (paylarını) bildirdiği dördü erkek sekizi kadın on iki kişi.
Erkekler; 1) Baba 2) Dedeler 3) Erkek kardeşler 4) Zevc (koca). Kadınlar ise şunlardır: 5) Ana bir kızkardeşler 6) Zevce (hanım) 7) Kızlar 8) Oğulun kızları 9) Ana-baba bir kız kardeşler 10) Baba bir kız kardeşler 11) Anne 12) Nineler. (Muhammed Mevkûfâtî)

Eshâb-ı Fîl:Peygamber efendimizin doğmasına yaklaşık iki ay kala Kâbe'yi yıkmak için Mekke yakınlarına kadar gelen fakat Allahü teâlânın gönderdiği Ebâbîl kuşlarının üzerlerine bıraktıkları mercimek büyüklüğündeki taşlarla perişân olan Ebrehe ve içinde bir çok fillerin de bulunduğu ordu.
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
(Ey Resûlüm! Kâbe'yi tahrîb etmek yıkmak isteyen) Eshâb-ı fîl'e Rabbinin nasıl muâmele ettiğini görmedin mi? Onların hîlelerini boşa çıkarmadı mı? Üzerlerine sürüler hâlinde kuşlar gönderdi. O kuşların her biri onların üzerine çamurdan yapılmış ve ateşte pişirilmiş taş atarlardı. Nihâyet Allahü teâlâ onları güve yemiş ekin yaprağı gibi yok ediverdi (yenik ekin yaprakları hâline getiriverdi) (Fîl sûresi)
Yemen vâlisi Ebrehe Kâbe'ye gelen ziyâretçileri kendi memleketine çekmek üzere San'a şehrinde Kuleys adında bir kilise yaptırmış ve herkesin gelip ziyâret etmesini istemişti. Fakat Kâbe'yi bırakıp oraya giden olmadı. Üstelik kilisesi Kâbe'ye hürmet i olanlar tarafından kirletildi. Buna kızan Ebrehe yanında getirdiği fillerle berâber Mekke üzerine yürüdü. Eshâb-ı fîl Allahü teâlâ tarafından gönderilen ebâbîl kuşlarının attığı taşlarla perişan oldu. (Savî Süyûtî İbn-i Hişâm)

Eshâb-ı Kehf:Mağara arkadaşları; Îsâ aleyhisselâmdan sonra din düşmanları her tarafı kapladığı bir zamanda dinlerini korumak için her şeylerini terk edip hicret eden ve Efsûs (Tarsus)'daki mağarada bulunan yedi kişi ile Kıtmîr adındaki köpekleri. Kur'ân-ı kerîm de Kehf sûresinde kıssaları uzun bildirilmektedir.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
(Ey Habîbim! Şimdi biz) sana o Eshâb-ı Kehf'in haberini (ibretli kıssasını) doğru olarak anlatalım. Onlar Rablerine (Allahü teâlâya) îmân eden genç yiğitlerdi. Biz onların hidâyet (îmân ve basîretlerini) ve sebatlarını artırmıştık. (Kehf sûresi: 13)
Eshâb-ı Kehf Mehdî'nin yardımcıları olacaktır ve Îsâ (aleyhisselâm) bunun zamânında gökten inecektir. (Hadîs-i şerîf-Alâmet-ül-Mehdî)
Eshâb-ı Kehf Allahü teâlânın düşmanları her tarafı kapladığı zaman îmân nûru ile hicret eylemeleri sebebiyle yüksek derecelere kavuşmuşlardır. (İmâm-ı Rabbânî)
Eshâb-ı Kehf'in isimleri; Yemlîha Mekselînâ Mislînâ Mernûş Debernûş Şâzenûş Kefeştatayyûş'tur. Bir kimse Eshâb-ı Kehf'in isimleri yazılı kâğıdı evinde üstünde bulundurursa kazâ ve belâdan korunur bereket hâsıl olur. (İsmâil Hakkı Bursevî)

Eshâb-ı Kirâm:Mü'min olarak Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemi gören ve mü'min olarak öldüğü bilinen mübârek insanlar ve cinler. (Bkz. Eshâb)
Eshâb-ı kirâm aleyhimürrıdvân peygamberlerden aleyhimüssalevâtü vetteslîmât ve dört büyük melekten sonra yaratılmışların en üstünüdür. (Abdülganî Nablüsî)
Eshâb-ı kirâmı sevmek onlara bağlı olmak insanlar içinden beğenilmiş süzülüp ayrılmış olan bu çok kıymetli tabakanın hayat tarzlarına imrenip onlar gibi olmaya özenmek Allahü teâlânın en büyük nîmetidir. (Eyyûb bin Sıddık)
Eshâb-ı kirâmın herbirini büyük ve üstün bilmek hepsine iyi gözle bakmak herbirinin âdil ve sâlih (iyi) olduğuna inanmak lâzımdır. Hiç birine dil uzatmamak lânet etmemek düşmanlık etmemek ve bir kısmını sevmek için başka sahâbîlere düşman olmakta n sakınmak lâzımdır. (Tâhir-i Buhârî)

Eshâb-ı Suffa:Suffe ehli. Peygamber efendimizin Mekke'den hicretinden sonra Medîne-i münevverede yaptırdığı câminin (Mescid-i Nebevî'nin) örtülü bölümünde ilim ve ibâdetle meşgul olan fakir ve kimsesiz müslümanlar. (Bkz. Ehli Suffa)

Eshâb-ı Şimâl:Cehennem ehli. Âhirette amel defterleri sol ve arka tarafından verilecek olanlar.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Eshâb-ı şimâl; (Vücûdun derinliklerine işliyen pek şiddetli bir) sıcak kaynar su ve kapkara dumandan bir gölge içindedirler. (Vâkıa sûresi: 41-42)
Eshâb-ı şimâl amel defterlerini alınca hâllerini anlayıp büyük felâket korkunç azâb sonsuz tehlike bitmeyen elem acı ve üzüntüye tutulacaklarını elleri ve boğazları zincir ve bukağılar ile bağlanıp pek çirkin arkadaş olan şeytanlarla berâber Cehennem'in dibine atılacaklarını ve devamlı orada kalacaklarını bilip kendi kendine eyvâh helâk oldum eyvâh mahv oldum! diye feryâd ederler. (Kâdızâde Ahmed Efendi)

Eshâb-ı Tahrîc:Hanefî mezhebinde kısa bildirilmiş olup iki türlü anlaşılabilen hükümleri açıklayarak bir mânâsını seçen dördüncü tabaka âlimleri.
Ebû Bekr Ahmed Râzî ve Ebû Abdullah El-Cürcânî gibi âlimler eshâb-ı tahrîcdendirler. (İbn-i Kemâl Paşa)

Eshâb-ı Temyîz:Hanefî mezhebinde fıkıh âlimlerinin altıncı tabakası. Bunlar kuvvetli hükümleri zayıf olanlardan zâhir haberleri (İmâm-ı Muhammed'in Hanefî mezhebinin temeli olan meşhûr altı kitâbında bildirdiği haberleri) nâdir haberlerden (İmâm-ı Muhammed'in İ mâm-ı a'zâm ve talebelerinin diğer kitâblarda bildirdiği haberlerden) ayıran mukallid âlimler.
Ebü'l-Berekât en-Nesefî Abdullah-ı Mûsulî ve Tâc-üş-Şerîa gibi âlimler eshâb-ı temyîzdendirler. (İbn-i Kemâl Paşa)

Eshâb-ı Tercîh:Hanefî mezhebinde fıkıh âlimlerinin beşinci tabakası. Bunlar ictihâd gücüne sâhib olmayan sâdece bağlı oldukları mezhebdeki müctehidlerin ictihadları (verdikleri hükümleri) arasından delili kuvvetli olan ictihâdı seçen âlimlerdir.
Kudûrî ve Burhâneddîn Mergînânî gibi âlimler eshâb-ı tercîhdendirler. Eshâb-ı tercîh tercih ettikleri kaviller (hükümler) için; "Bu evlâdır (en iyidir)." "Bu daha sahîhdir (doğrudur)." "Bu daha açıktır" gibi terimleri kullanır. (İbn-i Kemâl Paşa)

Eshâb-ı Yemîn:Cennet ehli. Âhirette amel defterleri sağ taraflarından verilecek olan mü'minler.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Eshâb-ı Yemîn; Onlar ne mutlu Eshâb-ı Yemîndirler. Onlar dikensiz kiraz meyveleri tıklım tıklım muz ağaçları yayılmış dâimî gölgeler dâima akan sular kesilmeyen yasak da edilmeyen bir çok meyveler arasında ve kadri yükseltilmiş döşeklerdedirler. (Vâkıa sûresi: 27-34)
İbn-i Abbâs buyurdu ki: "Eshâb-ı Yemîn Âdem aleyhisselâmın zürriyeti sulbünden (belinden) zerreler hâlinde çıkarıldığında sağ tarafında olanlar sağ tarafından çıkanlardır." (Mazhâr-ı Cân-ı Cânan)

ESÎR:
1) Köle. Savaşan iki taraftan birinin eline geçen karşı tarafa âit kimse.
İslâm hukûkunda harbde esîr alınmayan bir insanı satmak ve satın almak câiz değildir. Esirden başkası köle olmaz. Köle âzâd etmek serbest bırakmak ise çok sevâbdır. (İbn-i Âbidîn)
2) Düşkün mübtelâ bir şeye vurgun.
Maddeden yapılmış olan his organlarının esîri bulunan bir kimse maddesiz olandan ve his organları ile anlaşılamayandan ne söyleyebilir? Yok iken sonradan yaratılmış olan bir kimse hiç yok olmayandan ne anlayabilir? Maddeli zamanlı ve mekânlı olan maddesiz zamansız ve mekânsız olana nasıl yol bulabilir? Zavallı mahlûk kendi âleminden dışarıya nasıl çıkabilir? (İmâm-ı Rabbânî)
3) Allahü teâlâya kul köle olma.
Hak teâlâ hepimizi her an kendinin esîri olmak şerefine kavuştursun! Hakîkî kurtuluş O'na esîr olmak tutulmaktır. (İmâm-ı Rabbânî)

ESMÂ-İ HÜSNÂ:Güzel isimler. Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde bildirilen doksan dokuz ism-i şerîfi.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsı vardır. O hâlde O'na bunlarla duâ edin. (A'râf sûresi: 180)
Hadîs-i şerîfte bildirilen Esmâ-i hüsnâ şunlardır.
1. Allah 2. Er-Rahmân 3. Er-Rahîm 4. El-Melik 5. El-Kuddûs 6. Es-Selâm 7. El-Mü'min 8. El-Müheymin 9. El-Azîz 10. El-Cebbâr 11. El Mütekebbir 12. El-Hâlık 13. El-Bârî 14. El-Musavvir 15. El-Gaffâr 16. El-Kahhâr 17. El-Vehhâb 18. Er-R ezzâk 19. El-Fettâh 20. El-Alîm 21. El-Kâbid 22. El-Bâsit 23. El-Hâfıd 24. Er-Râfi' 25. El-Muizz 26. El-Müzill 27. Es-Semî' 28. El-Basîr 29. El-Hakem 30. El-Adl 31. El-Latîf 32. El-Habîr 33. El-Halîm 34. El-Azîm 35. El-Gafûr 36. Eş- Şekûr 37. El-Aliyy 38. El-Kebîr 39. El-Hafîz 40. El-Mukît 41. El-Hasîb 42. El-Celîl 43. El-Kerîm 44. Er-Rakîb 45. El-Mucîb 46. El-Vâsi' 47. El-Hakîm 48. El-Vedûd 49. El-Mecîd 50. El-Bâis 51. Eş-Şehîd 52. El-Hakk 53. El-Vekîl 54. El-Kaviyy 55. El-Metîn 56. El-Veliy 57. El-Hamîd 58. El-Muhsî 59. El-Mübdî 60. El-Muîd 61. El-Muhyî 62. El-Mümît 63. El-Hayy 64. El-Kayyûm 65. El-Vâcid 66. El-Mâcid 67. El-Vâhid (El-Ahad) 68. Es-Samed 69. El-Kadîr 70. El-Muktedir 71. El-Mukaddim 72. El-Muahhir 73. El-Evvel 74. El-Âhir 75. Ez-Zâhir 76. El-Bâtın 77. El-Vâlî 78. El-Müteâlî 79. El-Berr 80. Et-Tevvâb 81. El-Müntekım 82. El-Afüvv 83. Er-Raûf 84. Mâlikü'l-Mülk 85. Zül-Celâli ve'l-İkrâm 86. El-Muksit 87. El-Câmi' 88. El-Ganiyy 89. El-Muğnî 90. El-Mâni' 91. Ed-Dârr 92. En-Nâfi' 93. En-Nûr 94. El-Hâdî 95. El-Bedî' 96. El-Bâkî 97. El-Vâris 98. Er-Reşîd 99. Es-Sabûr (celle celâlüh). (Bkz. İlgili Maddeler) (Câmi-us-Sagîr)
Esmâ-i hüsnâdan her birini söyledikten sonra celle celâlüh gibi tâzim hürmet (saygı) ifâdesini de söylemelidir. Yoksa edebe riâyet edilmemiş olur. (Abdülhakîm Arvâsî)

ESRÂR:Sırlar gizli ve akıl ermeyen şeyler. (Bkz. Sır)
Bâtın (kalb rûh hakîkat) ilmi Allahü teâlânın esrârından bir sırdır. (Hadîs-i şerîf-Künûz-üd-Dekâik)
Hak teâlânın bana ihsân eylediği esrârın tamâmını Sıddîk'ın (hazret-i Ebû Bekr) kalbine akıttım. (Hadîs-i şerîf-Mektûbât)
Resûlullah'tan iki ilim edindim ki birini beyân eyledim (açıkladım). Diğerini açıklasam öldürülürüm. O esrâr ilmidir ki herkes onu anlayamaz. (Ebû Hüreyre)
Hadîs-i şerîfte; "Âlimler peygamberlerin vârisleridir" buyruldu. Peygamberlerin (aleyhimüsselâm) bıraktıkları ilim iki türlüdür. Biri ahkâm yapılacak ve sakınılacak şeyler diğeri esrâr bilgileridir. (İmâm-ı Rabbânî)
Esrârın çoğu kayda ve kitâba gelmez. Sohbet ve berâber bulunmağa bağlıdır. (İmâm-ı Rabbânî)

ESTAĞFİRULLAH:Allahü teâlâdan hatâ ve kusurlarımı bağışlamasını dilerim mânâsına; mübârek kıymetli bir söz. (Bkz. İstiğfâr)
Bütün işlerde ve hâllerde istiğfârı (Allahü teâlâdan bağışlanmayı istemeyi) elde tutmalıdır. İstiğfâr ederken seyyid-ül istiğfâr denilen: "Estağfirullahel azîm ellezî lâ ilâhe illâ hû El-Hayyel kayyûme ve etûbu ileyh: Azîm olan O'ndan başka ilâh bul unmayan Hayy ve Kayyûm olan Allahü teâlâdan günahlarımı bağışlamasını diler O'na tövbe ederim" demelidir. (Yûsuf Sinânüddîn)
İşlediği günâha pişmanlık duymadan ve bu günâhı bir daha yapmamaya karar vermeden estağfirullah demeyiniz. Çünkü bu günâh ve yalan olur. (Abdülganî Nablüsî)

EŞ'ARÎ:
1. Ehl-i sünnet vel-cemâat yolunun iki büyük imâmından biri. Ebü'l-Hasen Ali bin İsmâil Eş'arî. 879 (H. 266) yılında Basra'da doğdu. 941 (H. 330) yılında Bağdâd'da vefât etti.
İmâm-ı Eş'arî ve İmâm-ı Mâtürîdî selef-i sâlihînin (ilk devir müslümanlarının) bildirdikleri îtikâd (îmân) bilgilerini açıklamışlar kısımlara bölmüşler insanların anlayabileceği bir şekilde yaymışlardır. İmâm-ı Eş'arî İmâm-ı Şâfiî'nin talebesi zi ncirinde bulunmaktadır. İmâm-ı Mâtürîdî de İmâm-ı a'zamEbû Hanîfe'nin talebeleri zincirinin büyük bir halkasıdır. Eş'arî ve Mâtürîdî hocalarının îtikâddaki ortak olan mezheblerinden dışarı çıkmamış mezheb kurmamıştır. Bu ikisinin ve hocalarının ve dört mezheb imâmının tek bir îtikâdı vardır. Bu da Ehl-i sünnet vel-cemâat ismi ile meşhûr olan îtikâd mezhebidir. Bu fırkada bulunanların îtikâdları inanışları Eshâb-ı kirâmın ve Tâbiînin ve Tebe-i tâbiînin inanışlarıdır. (Taşköprüzâde)
2. Ehl-i sünnet vel-cemâat îtikâdını Ebü'l-Hasen Eş'arî hazretlerinin açıkladığı şekilde öğrenip inanan.

ETTEHIYYÂTÜ:Namazların birinci ve ikinci oturuşlarında okunan duâ.
Mânâsı: "Mal beden ve dil ile yapılan ibâdet tâat ve hamd ve şükürlerin hepsi cenâb-ı Hakk'a mahsustur. Allahü teâlânın selâmı rahmeti ve bereketi senin üzerine olsun. Ey Nebiyyi zîşân dünyâ ve âhiret selâmeti bütün peygamberler ve cenâb-ı Hakk'ın iyi itâatkâr kullarının üzerine olsun. Ben şehâdet ederim ki Allah'tan başka ilâh yoktur. Muhammed aleyhisselâm Allahü teâlânın kulu ve resûlüdür peygamberidir.
Dört rek'atli namazlarda iki ka'de (oturuş) vardır. Evvelki ka'de-i ûlâdır ki burada Ettehiyyatü okumak sünnet onu okuyacak kadar oturmak vâcibdir. İkincisi ise ka'de-i âhire olup bunda Ettehiyyâtü okumak vâcib okuyacak kadar oturmak farzdır. (İbrâhim Halebî)

ETBAUTEBE-İ TÂBİÎN:Sahâbe ve Tâbiînden sonra Peygamber efendimizin övdüğü nesillerden üçüncüsü olan Tebe-i tâbiîni görenler.
Tebe-i tâbiînin asrı hicrî 220 (m.835)'de son bulur. Hanbelî mezhebinin imâmı Ahmed bin Hanbel İmâm-ı Buhârî İmâm-ı Müslim ve İmâm-ı Tirmizî Etba-u Tebe-i tâbiîn neslindendir. (İbn-i Salâh)

E'ÛZÜ:E'ûzübillâhimineşşeytânirracîm sözü.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
(Ey Habîbim!) Kur'ân-ı kerîm okuyacağın zaman E'ûzü... söyle (Nahl sûresi: 98)
Kur'ân-ı kerîme saygı göstermek E'ûzü okuyarak başlamakla olur... (Hadîs-i şerîf-Tefsîr-i Ya'kûb-ı Çerhî)
Allahü teâlâya yaklaşmak isteyenler E'ûzü'ye yapışmakta O'ndan korkanlar da E'ûzü'ye sarılmaktadır. Günâhı çok olanlar E'ûzü'ye sığınmıştır. E'ûzü'nün mânâsı; "Allah'ın rahmetinden uzak olan ve gazâbına uğrayarak dünyâda ve âhirette helâk olan şey tandan Allahü teâlâya sığınırım korunurum O'ndan yardım beklerim. O'na yalvarır imdâd isterim" demektir. (Ya'kûb-ı Çerhî)

EVÂMİR-İAŞERE:Allahü teâlânın Tûr dağında Mûsâ aleyhisselâma bildirdiği on emir. Yahûdîlikte uyulması şart olan on kâide.
Mûsâ aleyhisselâm Tûr dağında Allahü teâlâ ile konuştu. Allahü teâlâ ona Evâmîr-i aşereyi bildirdi. O da bunları kavmine bildirdi. Onlara tek bir Allah'a îmânın lâzım olduğunu anlattı ve Allahü teâlânın gönderdiği Tevrât kitabını getirdi. (Sa'lebî)
Bugünkü yahûdî kitablarında ve Tevrât'ın Tesniye ve Hurûç (çıkış) kısmında bildirilen Evâmir-i aşere şunlardır:
1) Puta tapmayacaksın tek Allah'ın varlığına inanacaksın.
2. Allah ismini hürmet ve muhabbet ile zikredeceksin.
3) Altı gün çalışıp yedinci gün dinleneceksin. Sebt yâni Cumartesi gününü dâimâ hatırlayıp onu kutsal tutacaksın.
4) Anne ve babana hürmet ve itâat edeceksin.
5) Adam öldürmeyeceksin.
6) Zinâ etmeyeceksin.
7) Yalan söylemeyeceksin.
8) Kimsenin malını çalmayacaksın.
9) Komşuna yalan şehâdette bulunmayacaksın. Komşunun zevcesine (hanımına) evine tarlasına kölesine câriyesine öküzüne eşeğine ve hiç bir şeyine göz dikmeyeceksin.
10) Haram olan kurbânı kesmeyeceksin. (Nişâncızâde)

EVHÂM:Vehmler zanların esâsı olan kıyaslar. (Bkz. Vehm)
Allahü teâlâ evhâm ve evhâm-ı beşeriyyenin çok fevkındadır (üstündedir). (Seyyid Abdülhakîm-i Arvâsî)
Tasavvuf yolcularının o yolculukta gördükleri tattıkları hâller vecdler ilim ve ma'rifetler imrenilecek istenilecek şeyler değildir. Hepsi evhâm ve hayâlât gibi geçici şeylerdir. (İmâm-ı Rabbânî)

EVKÂF:Vakıflar. Sâhibi tarafından İslâmiyet'e uygun olarak bir hayır işe tahsis edilmiş mülk veya mallar. (Bkz. Vakf)

EVLÂ:En iyi olan.
Küçük ve büyük abdest sıkıştırırken ve yel zorlarken namaza durmak mekruhtur (harama yakındır). Bunlar namaz arasında zorlarsa namazı bozmalıdır. Bozulmaz ise günâha girilir. Cemâat kaçırılacak bile olsa namazı bozmak efdâldir. Çünkü kerâhetle (ib âdetin sevâbını gideren bir hâlde) namaz kılmaktan ise sünneti kaçırmak evlâdır. Ancak namaz vaktini veya cenâze namazını kaçırmamak için böyle sıkışık bir hâlde namaz kılmak mekrûh olmaz. (İbn-i Âbidîn)
Kur'ân-ı kerîm okurken cim harfi bulunan yerlerde durulabilir. Fakat evlâ olan durmamaktır. (Ahmed ibni Kemâl Paşa)

EVLİYÂ:Velî kelimesinin çoğuludur. (Bkz. Velî)
1. Dostlar.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Mü'minler (inananlar) mü'minleri bırakıp da kâfirleri (inanmıyanları) evliyâ edinmesin. (Âl-i İmrân sûresi: 28)
2. Allahü teâlânın sevgili kulları nefsin esâretinden kurtulup sözleri işleri ve hareketleri İslâmiyet'e uygun olanlar devamlı Allahü teâlâyı hatırlayıp ananlar.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Biliniz ki Allahü teâlânın evliyâsı için azâb korkusu ve nîmetlere kavuşmamak üzüntüsü yoktur. (Yûnus sûresi: 62)
Allahü teâlâ buyurdu ki: "Evliyâmdan birine düşmanlık eden benimle harb etmiş olur..." (Hadîs-i kudsî-Buhârî)
Evliyâ görülünce Allahü teâlâ hatırlanır. (Hadîs-i şerîf-Hilyet-ül-Evliyâ).
Evliyânın alâmeti üçtüririncisi derecesi yükseldikçe tevâzûsu alçak gönüllülüğü artar. İkincisi elinde imkân bulunduğu halde dünyâya değer vermez. Üçüncüsü intikam almaya gücü yettiği halde merhametli ve insaflı davranarak intikam almaz. (Ebû Abdullah Seczî)
Bir kimse velîlik mertebesine ulaşsa onun üzerine Hak teâlânın bir perde örtmemesi onu halkın gözünden gizlememesi mümkün değildir. "Evliyâm kubbelerim altında (saklı) dır. Onları benden gayrısı tanıyamaz." hadîs-i kudsîsinin mânâsı da budur. Burada bildirilen "Kubbeler" beşeriyyet sıfatlarıdır. Pamuktan veya başka maddelerden dokunmuş perde değildir. İnsanlık sıfatları öyle bir şeydir ki o velîde Hak teâlâ hazretleri açık bir kusur kılar veya bir hünerini ayıp sûretinde gösterir. "Onu Allah 'tan başka kimse tanıyamaz." demek "İçi ilâhî irâde nûru ile dolu olmayan kimseler o velîyi anlıyamaz" demektir. Ancak o nûr ile nurlanan kimseler anlayabilir. (Alâüddevle Semnânî)
Evliyânın sohbetine kavuşan şeytanın elinden kurtulur her an Allahü teâlâ ile berâber olur. (Yahyâ bin Muâz)
Allahü teâlânın evliyâsı büyük günâh işlemekten mahfûzdurlar korunmuşlardır. (Kuşeyrî)
Evliyânın huzûruna boş olarak gelmelidir ki dolu olarak dönülebilsin. Onların acıması ihsânda bulunması için boş olduğunu bildirmek lâzımdır. Böylece feyz ihsân yolu açılır. (İmâm-ı Rabbânî)

EVRÂD:Îtiyâd ve vazîfe olarak devamlı yapılan ibâdet tesbih ve duâlar. Vird kelimesinin çoğuludur. (Bkz. Vird)

EVTÂD:Allahü teâlâ tarafından dünyânın nizâmiyle vazîfelendirilen dört büyük zât. Herkes tarafından bilinmedikleri için bunlara Ricâlü'l-Gayb da denir.
Evtâd denilen evliyâ dünyânın dört tarafında bulunurlar. Her biri bulunduğu yerde dünyevî bakımdan huzûr ve rahatlığı sağlamakla vazîfelidir. Evtâddan dünyânın doğu tarafında bulunan zâtın ismine Abdülhayy batıdakinin ismine Abdülalîm kuzeydeki zâ tın ismine Abdül-Mürîd güneydeki zâtın ismine ise Abdülkâdir denir. (Molla Câmi)

EVVÂBÎN NAMAZI:Akşam namazının farzından sonra kılınan altı rek'atlik namaz. Kim ki akşam ile yatsı arasında namaz kılarsa işte o evvâbin namazıdır. (Hadîs-i şerîf-Rekâik)

EVVEL (El-Evvelü):Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Herşeyin başlangıcı olan varlığından önce yokluk geçmeyen hiç bir şey yok iken vâr olan.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
O Evvel'dir Âhir'dir... (Hadîd sûresi: 3)

EYYÂM-I BİYD:Ayın ışığının en aydınlık olduğu kamerî aylarının 13 14 ve 15. günleri.
İlk insan ve ilk peygamber hazret-i Âdem Cennet'ten çıktığı zaman vücûdu birden bire karardı. Hazret-i Cebrâil gelerek Âdem aleyhisselâma dedi ki: "Ey Âdem! Vücûdunun eskisi gibi beyaz olmasını istersen Eyyâm-ı Biydde oruç tut. Hazret-i Âdem bu tavsiyeyi yerine getirmekle vücûdu eskisi gibi büsbütün beyaz olmuştur. (Hadîs-i şerîf-Eyyühel Veled)
Ey Ali! Cebrâil aleyhisselâm gelip bana dedi ki: "Yâ Resûlallah! Her ayda oruç tut." Ben dedim ki: "Ey Cebrâil kardeşim! Hangi günlerde tutayım?" Cebrâil aleyhisselâm cevâben buyurdular ki: "Her kim eyyâm-ı biydde oruç tutarsa Hak teâlâ hazretleri o tuttuğu orucun birinci gününe on yıl ikinci gününe otuz yıl üçüncü gününe yüz yıl oruç tutmuş gibi sevâb verir. (Hadîs-i şerîf-Eyyühel Veled)

EYYÂM-I NAHR:Kurban kesme günleri. Kurban bayramında kurbanın kesildiği birinci ikinci ve üçüncü günler.

EYYÂM-I TEŞRÎK:Kurban bayramının 2 3 ve 4. günleri.
Eyyâm-ı teşrîk günlerinde yeni ve temiz elbise giymek sevindiğini belli etmek sünnettir. (Mehmed Zihnî Efendi)

EZÂNildirmek. Namaz vakitlerini bildirmek müslümanları namaza dâvet etmek (çağırmak) için yüksek bir yerde belli olan Arabca kelimeleri sırası ile okumak.
Her kim yeni doğan çocuğun sağ kulağına ezân sol kulağına da ikâmet okursa ümmü sıbyan denilen havâle hastalığından korunmuş olur. (Hadîs-i şerîf-İhyâ)
Ezân okumak hicretin birinci senesinde Medîne'de başladı. Eshâb-ı kirâmdan (Peygamber efendimizin mübârek arkadaşlarından) Abdullah bin Zeyd bin Sa'lebe ve hazret-i Ömer rüyâda ezân okunmasını görüp Peygamber efendimize bildirdiler. Peygamberimiz; "İnşâallah hak gerçek bir rüyâdır. O kelimeleri Bilâl'e öğretin okusun" buyurdu. (Serahsî İbn-i Âbidîn)
Ezân sesini duyduğunuzda müezzinin (ezân okuyan kimsenin) dediği gibi siz de söyleyin. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)
Ezânın tercemesini okumak ezân olmaz. Manâsı anlaşılsa da başka dillerle okunmaz. (İbn-i Âbidîn)
Ezân câmi fıkıh kitapları gibi İslâmiyet'in kıymet verdiği şeyleri aşağılamak küfürdür. (M. Hâdimî)

Ezân-ı Cavkir kaç müezzinin bir ezânı birlikte okumaları.
Ezân-ı cavkta müezzinlerin bir arada okudukları yanık hazîn sesler uzaktan işitildiğinde kalblere ve rûhlara te'sir etmekte insanları vecde getirmekte mânevî coşkunluk vermektedir. Asırlardan beri yapıldığı için İslâm âdeti olmuştur. (İbn-i Âbidîn)

EZELaşlangıcı olmamak öncesizlik.
Ezelde Allahü teâlâ tarafından takdir edilen şeyler bu takdire uygun olarak meydana gelir. (İmâm-ı Gazâlî)

EZELÎ:Öncesi başlangıcı olmayan.
Allahü teâlâ kadîmdir ezelîdir. Varlığının başlangıcı yoktur varlığından önce yok değildi. Hep var idi. Hiç bir zaman da yok olmaz. O'ndan başka hiç bir varlık kadîm ezelî değildir. (İmâm-ı Rabbânî)
Biliniz ki Allahü teâlâ kadîm olan zâtı ile vardır. O'ndan başka her şey O'nun var etmesi ile olmuş O'nun yaratması ile yokluktan varlığa gelmiştir. O kadîmdir ezelîdir. Hep var idi varlığından evvel yokluk olamaz. O'ndan başka her şey yoktu. Bu nların hepsini O sonradan yarattı. (Ahmed Fârûkî)
Allahü teâlânın sıfatları zâtı gibi ezelîdir ebedîdir. Mahlûkların sıfatları gibi değildirler. Akıl ile zan ile ve dünyâdakilere benzetilerek anlaşılamazlar. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)

EZKÂR:Zikirler. (Bkz. Zikr)

EZLÂM:Câhiliye devri Arablarının kullandıkları fal okları.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
... ve dikili taşlar (putlar) üzerine boğazlanan hayvanlar ve ezlâm ile kısmet istemeniz haram kılınmıştır. (Mâide sûresi: 3)
Ey îmân edenler! Muhakkak ki içki kumar (ibâdet etmek için hazırlanmış) putlar ve ezlâm şeytanın işinden olan birer pis şeydir. Artık ondan kaçınınız ki felâh (kurtuluş) bulabilesiniz. (Mâide sûresi: 90)
Câhiliye devrinde mühim bir işi yapıp yapmamak husûsunda ezlâm denilen oklar ile kur'â çekerlerdi. Bu oklardan birinin üzerine "Rabbim bana emr etti" diğerinin üzerine "Rabbim beni nehyetti (yasakladı)" üçüncünün üzerine de "gaflet etti" diye yazı lırdı. Bu okları bir torba içine korlar putlarından en büyüğünün önüne gelerek ey tanrımız biz şöyle şöyle istiyoruz diyerek bu oklardan rast gele birini seçip çıkarırlardı. Eğer "Rabbim bana emr etti" yazılı ok çıkarsa o işe başlanır "Rabbim beni nehyetti" yazılı ok çıkarsa o işten vaz geçilirdi. "Gaflet etti" diye yazılı ok çıkarsa tekrar çekiliş yapılırdı. İşte böyle bir muâmele ile yapılacak işi tâyin etmeye kalkışmak haramdır. (Muhammed bin Hamza Senâullah Dehlevî İbn-i Abbâs)

EZVÂC-I TÂHİRÂT:Peygamber efendimizin temiz ve çok mübârek hanımları mü'minlerin anneleri.
Peygamber efendimiz ezvâc-ı tâhirâtının ilki olan hazret-i Hadîce'nin vefâtından bir yıl sonra elli beş yaşında iken Allahü teâlânın emri ile ikinci olarak hazret-i Ebû Bekr'in kızı Âişe (r.anhâ) ile evlendi. Diğerlerini hep Âişe'den (r.anhünne) so nra dînî siyâsî sebeplerle veyâ merhamet ve ihsân ederek nikâh etti. Bunların hepsi dul idi. Çoğu yaşlı idi. (Muhammed Nişancı)
Peygamber efendimiz kadınlara âit yüzlerle nâzik bilgileri müslüman kadınlarına ezvâc-ı tâhirâtı yolu ile bildirdi. Hanımları bir olsaydı bütün kadınların o tek hanımından sorması güç ve hattâ imkânsız olurdu. Peygamber efendimiz Allahü teâlânın dîn ini tam olarak bildirmek için çok evlenmek yükünü de omuzlarına aldı. (Muhammed Nişancı)

_E_R_E_N_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 08-10-2006, 12:20   #12 (permalink)
 
_E_R_E_N_ - ait Avatar
_E_R_E_N_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Dini Sözlük

 
F - 1

FÂCİR:
1. Açıktan günâh işleyen haram ve günâha dalmış. Fâsık.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
Kıyâmet gününde nice yüzler vardır ki (dünyâda iken geceleri ibâdetle geçirmek veya alınan abdestler sebebiyle) parıl parıl parlar (kavuştukları nîmetlerden dolayı) güler ve sevinir (bunlar mü'minlerdir) . Nice yüzleri de o gün toz-toprak karanlık ve siyahlık kaplayacaktır. İşte bunlar kâfirler ve fâcirlerdir. (Abese sûresi: 38-42)
Tüccârın pazarcıların çoğu fâcirdir. Alış-verişleri helâl olmaz. Çünkü çok yemin ederek günâha girerler ve yalan söylerler. (Hadîs-i şerîf-Kimyây-ı Seâdet Zevâcir)
Allahü teâlâ bu dîni fâcir kimselerle de elbette kuvvetlendirir. (Hadîs-i şerîf-Mektûbât-ı Rabbânî)
Âlimlerin dünyâyı sevmesi ve ona düşkün olması güzel yüzlerine kara leke gibidir. Böyle olan ilim adamlarının insanlara faydası olur ise de kendilerine olmaz. Dîni kuvvetlendirmek İslâmiyet'i yaymak şerefi bunlara âid ise de bâzan kâfir ve fâcir d e bu işi yapar. (İmâm-ı Rabbânî)
2. Kâfir.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Fâcirlerin amel defterleri Siccîn denilen yerdedir. (Mutaffifîn sûresi: 7)

FADÎLE:Peygamber efendimizin âhiretteki makamlarından biri.
Muhammed aleyhisselâm Peygamberlerin en üstünü âlemlere rahmettir. Onsekiz bin âlem O'nun rahmet denizinden faydalanmaktadır... Âhirette kendisine; Makâm-ı Mahmûd Şefâ'at-i kübrâ Kevser havuzu Vesîle ve Fadîle adındaki makamlar verilecektir. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)

FADL:
1. İhsân.
Allahü teâlâ kullarına iyi olanı faydalı olanı vermeğe kimisine sevâb kimisine azâb yapmağa mecbûr değildir. Âsîlerin günâh işleyenlerin hepsini Cennet'e koysa fadlına yakışır. İtâat ibâdet edenlerin hepsini Cehennem'e atsa adâletine uygun ol ur. Fakat müslümanları ve ibâdet edenleri Cennet'e sokacağını bunlara sonsuz nîmetler iyilikler vereceğini; kâfirlere ise Cehennem'de sonsuz azâb edeceğini dilemiş ve bildirmiştir. O sözünden dönmez. (Kemahlı Feyzullah Efendi) Eğer ezelde beni kulluğa Kabûl ettinse fadl senin nîmet bana.
(Sinân Paşa)
2. Üstünlük fazîlet. (Bkz. Fazîlet)

Fadl-i Cüz'îir bakımdan üstünlük.

Fadl-i Küllî:Her bakımdan üstünlük.

FÂHİŞ FİYAT:Piyasa fiyatının üstündeki fiyat. (Bkz. Gaben-i Fâhiş)
Esnâfın hepsi fiyatları fâhiş olarak arttırdığı millet zarar ve zulü