![]() |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Hadisler:
1. [1:30 Hadîs No: 1][Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]Ebû Hüreyre (r.a.) rivayet ediyor ki Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) şöyle buyuruyor:Ameller niyetlere göredir. Kişi için ancak niyet ettiğinin karşılığı vardır. Şu halde kimin hicreti Allah ve Resulü için ise o kimsenin hicreti Allah ve Resûlünedir. Kimin de hicreti elde edeceği bir dünyalık veya nikahlayacağı bir kadın için ise onun da hicreti hicret ettiği o şeyedir. [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]İnsanları değerlendirirken ifade ve hareketlerine dışa akseden davranışlarına göre hüküm veririz. Çünkü kalblerini bilmemiz o hareketi niçin ve ne maksatla yaptığını tam kestirebilmemiz mümkün değildir. Cenab-ı Hak ise kullarının amellerini davranış!annı değerlandirirken içte taşıdıkları niyet ve yapış maksatlarına bakar öyle muamele eder. İşte Peygamber Efendimiz (a.s.m.) "Ameller niyetlere göredir" buyururlarken yapılan işin içte taşınan niyet ve maksada göre değerlendirileceğini bildirmektedir. "Şüphesiz Allah sizin suretlerinize ve mallarınıza bakmaz. Ancak amellerinize ve kalblerinize bakar"[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] hadîsinde de aynı gerçek anlatılır. Bu bakımdan belki bize göre çok iyi ve güzel görünebilen bir söz veya davranış —iyi niyetle yapılmadığı Allah rızası gözetilmediği gösteriş olsun diye yapıldığı takdirde—Allah katında hiçbir mânâ ve değer ifade etmeyebilir.Niyet niçin bu kadar önemlidir? Çünkü niyet söz hareket ve davranışların esasını belkemiğini teşkil eder. Çağımızın büyük İsiârn âlimi müceddidi Bediüzzaman'ın ifadesiyle "Niyet bir ruhtur. O ruhun ruhu da ihlâstır[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] Evet niyet ölü hareketleri dirilten canlı ha-yatlı hale getiren biri bin yapan bir ruhtur. Onun içindir ki sağlam ve temiz bir niyetle yapılan az amel çok sevabı netice verir. Kısa bir ömür Cennet gibi ebedî bir hayatı kazandırır.Niyet eşyanın içyüzünü mahiyetini aslını değiştirecek sevabı günaha günahı sevaba dönüştürecek kadar büyük bir tesire sahiptir. Meselâ bir insan hayır yapsa eğer Allah için yapıyorsa bu hareketi sevaplı bir iş olur. Nefsi için "Ne kadar da cömert!" desinler diye yapıyorsa hayrı hayır olmaktan çıkar günaha çevrilir ameli iptal olur geçersiz ha!e gelir. Bakara Sûresinin 264. âyetinde inanmadan Allah rızası gözetilmeden gösteriş maksadıyla başa kakmak ve eziyet vermek niyetiyle yapılan hayır ve sadakaların boşa gideceği açıkça şöyle anlatılır: "Ey îman edenler! Allah'a ve âhiret gününe inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını bağışlayan kimse gibi siz de sadakalarınızı başa kakmak ve eziyet vermekle boşa çıkarmayın. O kimsenin hali üzerinde bir parça toprak bulunan kaygan bir taşa benzer ki şiddetli bir yağmur vurduğunda toprağı götürüp taşı çıplak bırakıverir. Öylelerinin Allah rızasını gözetmeksizin gösteriş için yaptıkları iyiliklerin hepsi ellerinden uçar gider; kazandıklarından dolayı hiçbir sevaba erişemezler. Allah o kâfirler güruhunu hayra ve doğru yola iletmez."Kısaca ne olursa olsun Allah İçin yapılmayan ibadetin Allah katında hiçbir değeri yoktur sevap yerine günah kazandırır.Niyette âdetleri ibadete dönüştürebilecek bir iksir de vardır. Günlük hayatta hergün yapageldiğimiz yeme içme yatma kalkma yürüme gibi mubah davranışlar âdetler iyi bir niyetle ibadete dönüşür. Aslında sevabı da günahı da olmayan bu davranışlar Sünnet-i Seniyye esas alındığında "Resûlullah nasıl yemiş nasıl içmiş nasıl yatıp kalkmış; ben de öyle hareket etmeliyim" düşüncesiyle yapıldığında ibadete dönüşür ve insana sevap kazandırır.Yine o niyetle insan yirmi dört saatini ibadete çevirme imkânı bulur bütününü de âhiretine mal edebilir. Eğer bir insan beş vakit farz namazını kılar diğer mubah dünya işlerinde de helal dairede kalmayı ve Sünnete sarılmayı esas edinirse uykusuna varıncaya kadar bütün gününü böylece de bütün ömrünü ibadete dönüştürmüş olur.Yine bu niyet sebebiyledir ki Allah yolunda cihada çıkan bir er başkalarının altmış senede kazanamadığı sevabı kazanır beş dakikada şehidlik gibi yüksek bir makama erer. Herkesin sefahete günaha daldığı dini îmanı son plâna attığı bütün duygularıyla dünyaya yöneldiği günümüzde de yüz şehid sevabını kazanmak mümkündür.Çünkü Allah Resulü "Kim ümmetimin bozulduğu bir zamanda sünnetime sa-rılırsa yüz şehid sevabı kazanabilir"[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] buyurmuştur.Hadiste niyeti dünya olanın dünyaya niyeti kadın olanın kadına kavuşacağının bildirilişi de niyetin amellerin ruhu ve özü olduğunu açıkça göstermektedir. Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) bu hadîslerini şöyle bir hâdise üzerine söylemişti. Ümmü Kays (r.a.) isimli bir Sahabî kadına birisi evlenme teklifinde bulundu. Fakat o adama eğer Medine'ye hicret ederse evlenebileceğini söyledi. O da kabul etti. Ümm-ü Kays hicretini Allah ve Resulü için yaparken kocası evlenmek niyetiyle yapmıştı. Bunun üzerine Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) bahsi geçen hadîslerini söylediler: "Kim de dünya nimetleri veya bir kadınla evlenmek niyetiyle hicret etmiş ise onun hicreti de o kadınadır."Demek oluyor ki ameller niyetlere göredir. [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
2. [1:35
Hadîs No: 2]Enes (r.a.) Resûlullahın (a.s.m.) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: Ben Cennet kapısına gelir açılmasını isterim. Cennet bekçisi Hâzin "Sen kimsin?" der. Ben "Muhammed'im" derim. O şöyle der: "Senden önce hiç kimseye kapıyı açmamakla emrohındum."[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() |
3. [1:43
Hadîs No: 6]Ebû Mes'ud el-Bedrî (r.a.) rivayet ediyor ki Resûl-ü Ekrem (a.s.m.) şöyle buyuruyor:Geçmiş peygamberlerin sözlerinden insanların en son kavradığı söz şudur: "Utanmadıktan sonra istediğini yap."[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
![]() |
4. [1:44
Hadîs No: 7]İbni Abbas (r.a.) rivayet ediyor: İbrahim'in (a.s.) ateşe atıldığında en son sözü "Hasbiyallahü ve ni'me'l-vekîl [Allah bana yeter; O ne güzel vekildir" oldu.[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
![]() |
5. [1:49
Hadîs No: 10]Ali (r.a.) rivayet ediyor ki: Güzel konuşmanın tehlikesi insanlara karşı kibirlenme ve kendisinde olmayan şeyle övünmektir. Cesaretin tehlikesi zulüm ve haddi aşmaktır. İyilikseverliğin tehlikesi başa kakmaktır. Güzelliğin tehlikesi böbürlenmektir. İbâdetin tehlikesi tembellik ve usanç duymaktır. Konuşmanın tehlikesi yalan söylemektir. İlmin tehlikesi unutmaktır. Yumuşak huyluluğun tehlikesi kendinden beklenen metanet ve salâbeti göstermemektir. Asaletin tehlikesi soyu ile övünmektir. Cömertliğin tehlikesi israftır.[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] İnsan Cenab-ı Hakkın antika bir sanat eseridir. Binbir çeşit duygu ve kabiliyetle donatılmıştır. Bu duygu ve kabiliyetler insanın saadetini olduğu gibi felaketini de hazırlayabilecek güçtedir. Eğer insan onları istikâmetle kullanabilir orta yolu vasatı muhafaza edebilir ve aşırılıklardan sakınabilirse saadeti elde eder aksi halde felâkete sürüklenir.İşte Cenab-ı Hak gönderdiği dinler ile yaratılışça sınırlandırılmayan bir ibre gibi aşırılıklar geri ve ileri dereceler arasında zikzak çizen bu duygulara bir limit göstermiş sınır çizmiş "Şu çizgiyi aşmayın!" diye İlâhî talimatını vermiştir. Bütün mesele insanın iradesiyle duygularına sahip olup doğru yolda gitme gayreti içerisinde olmasıdır.Hadis-i şerifte temelde bazı güzel huylardan bahsedilmiş ve bunların ifrat ve tefritleri sonucu doğabilecek tehlikelerden söz edilmiştir. Biz bunların üzerinde ayrı ayrı durma yerine insanda en belirgin olan belli başlı üç duygu ve kabiliyetin ifrat tefrit ve vasatları yani aşırı geri ve orta dereceleri üzerinde durmak istiyoruz.Daima değişikliklere maruz ve felâketlere hedef olan insanın bedeninde misafir olan ruhun yaşayabilmesi için gerekli olan üç duygudan biri akıl biri öfke biri de şehvettir.Asıl veriliş maksadı faydalıyı zararlıdan iyiyi kötüden ayırmak olan akıl eğer aşırılığa kayacak olursa cerbeze içerisine girer. Cerbeze; aklı hakkı bâtıl bâtılı hak akı kara karayı ak göstermek için kullanmaktır. Tefrit derecesi ise saflık ve bönlüktür. Böyle biri kendisini ilgilendiren bir konu da olsa kayıtsız kalır kafa yormaya yanaşmaz. Aktın vasat kullanımı ise hikmettir. Böyle bir akıl sahibi hakkı araştırır bulduğunda ona uyar bâtılı da tanımaya çalışır tesbit ettiğinde de ondan sakınır.Öfke duygusunun aşırısı saldırganlıktır ki maddî manevî hiçbirşeyden korkmamak demektir. Bütün zorbalıklar zulümler istibdatlar baskılar bundan kaynaklanır. Geri derecesi ise korkaklıktır. Böyle biri korkulmayacak şeylerden dahi korkar. Oysa Allah dilemedikçe insana hiçbir şeyin zararı dokunmaz. Öfkenin orta derecesi de şecaattir. Şecaat de şahsının veya dininin hak ve hukukunu koruma konusunda arslan kesilme canını dahi feda etmekten çekinmeme kendisini ilgilendirmeyen ve karışmaması gereken şeylere kanşrnama meşru olmayan şeylere de girmeme demektir.Bir şeye duyulan fazla arzu mânâsına gelen şehvetin ifratı fücurdur. Şehveti fücur seviyesinde olan bir insan nefsin arzularına öylesine düşkündür ki namus ve ırzları çiğnemekten çekinmez. Tefriti ise helale de harama da arzu duymamaktır; şehvet duygusunun sönmesidir. Şehvetin arzu edilen vasat mertebesi ise iffettir ki helâle arzu duyup haramdan kaçınmak şeklinde kendini gösterir.İşte dinimiz olan İslâm insanlan doğru yola çağırırken bu üç duygunun ifrat ve tefritten uzak hikmet şecaat ve iffetten ibaret orta derecelerini emretmiş günde en az kırk defa okuduğumuz Fatiha Sûresinde "Bizi doğru yola ilet!" duasını yaptırmakla da bu yolda sebat göstermemizi istemiştir. Böylece fazilet ufkunun yollarını açmış dünyayı da Cennete döndürmeyi başarmıştır. Esasında insanlık tarih boyunca bütün hak dinlerin emir ve tavsiyeleri içerisinde bulunan doğru yolun temel taşları olan bu üç duyguyu yaşamakla insanlığa saadet buketleri armağan etmiştir. Bu fıtrî hakikate kulak vermeyenler ise insanlığa boğazda düğümlenen zakkum meyvelerini yedirmekten dünyayı yaşanmaz hale getirmekten geri kalmamışlardır.O hak dinler ki bu üç duyguyu yeşertmekle akıl dalında enbiyaları evliyaları sıddîkînleri âdil idarecileri melek gibi hükümdarları; öfkeyi kullanmada Hz. Ömer Hz. Hamza Hz. Ali Salahaddin Eyyubi Fatih Sultan Mehmed Yavuz Sultan Selim gibi kahramanları; şehvet sahasında da Hz. Yusuf gibi iffet âbidesi insanlık yıldızlarını insanlığa en büyük örnekler olarak takdim etmişlerdir. Bu gerçeğe kulak asmayan insanlık ise akıl dalında maddeci tabiatçı gibi akılsız dinsizleri; öfke dalında Nemrud Firavun Şeddad gibi zâlimleri şehvet hususunda da enva-ı çeşit putlart tanrıçaları tanrılık dâvasında bulunan nice sapık ve sapıklıkları âlemin başına musallat etmekte tereddüt etmemişlerdir.Bu üç duygunun ifrat ve tefritinin hayatı onduracak veya öldürecek seviyede güçlü sırlara sahip olduklarını dikkate aldığımızda yukardaki hadiste bahsi geçen huyların vasat ifrat ve tefritlerinin de maddî ve manevî hayatımıza neler kazandırdığı veya kaybettirdiklerini anlamak zor olmayacaktır.[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
![]() |
6. [1:52
Hadîs No: 11]İbni Abbas'tan (r.a.) rivayetle: Dinin felâket kaynakları üçtür: (1) günah işleyen âlim (2) zâlim idareci (3) ibâdete gayretli câhil.[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]Hadiste dine zarar veren şeylerden üçü sayılmaktadır. İlk bakışta günah işleyen âlimle zâlim idarecinin felâkete sebep oldukları anlaşilabildiği halde ibâdete gayretli olmantn dine zarar vereceği pek anlaşılmamaktadır. Fakat mesele üzerinde biraz düşünüldüğünde ibâdete gayretli câhil birisinin dine zarar verdiğini anlamak güç olmaz. Böyle birisi ibâdete düşkündür fakat neyi nasıl yapacağını bilemez. Dine ters şeyleri dinin emri diye yapar bunları savunur. Karşısındaki kişi de dini bilmiyorsa böylelerin dinden diye savunduğu yalan yanlış şeylerin bid'atların İslâmiyetten olduğunu zanneder "Böyle de olur rnu?" diyerek İslâmiyete karşı cephe alır. Bu bakımdan dini bilmediği halde ibâdete düşkün olan câhil kimseler din için büyük bir felâket kaynağı olmuş olurlar. Böylelerinin dine verdiği zararı önlemek başlı başına bir iştir ve oldukça da zordur.[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
![]() |
7. [1:52
Hadîs No: 12]İbni Mes'ud (r.a.) rivayet ediyor ki Resûlullah (a.s.m.) şöyle buyuruyor:İlmin tehlikesi unutmak; zayi edilmesi ehil olmayana öğretmektir.[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
![]() |
8. [1:53
Hadîs No: 13.]İbni Mes'ud (r.a.) Peygamber Efendimizden (a.s.m.) rivayet ediyor ki: Bilerek faizi yiyen yediren ona kâtiplik eden bilerek ona şahitlikte bulunan kimse dövme yapan ve güzellik için yaptıranlar Kıyamet günü Muhammed'in dili ile lanete uğramışlardır.[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] |
|
|
|
|
|
#9 (permalink) |
![]() |
9. [1:55
Hadîs No: 14]Aişe (r.a.) rivayet ediyor ki: Ben kulun yediği gibi yerim kulun oturduğu gibi otururum.[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]Peygamberlerin en önemli özelliklerinden biri bizim gibi birer insan olmalarıdır. Gerçi onlar peygamberliklerini ispat için mucize gösterirler ama onların her halleri mucize değildir. Eğer öyle olsaydı insanlar itirazı basar "Biz onlara ula-şamayız onlar gibi olamayız" derlerdi. Onun içindir ki peygamber bizim gibi bir insanın taşıyabileceği bütün özelliklere sahiptir. Bir insan gibi yer içer kalkar yatar acı duyar sevinç duyar. Mektûbafta (s. 96) belirtildiği gibi Resûl-ü Ekre-min (a.s.m.) her hâli her tavrı doğruluğuna peygamberliğine şahit olduğu halde her hali ve her tavrının harikulade olması gerekmez. Çünkü Cenab-ı Hak onu beşer suretinde göndermiştir. Tâ ki dünya ve âhiret saadetlerini kazandır-cak iş ve hareketlerde rehber olsun imam olsun normalmişjer gibi görülen ya-ratıklardaki Allah'ın olağanüstü sanatını göstersin. Eğer fiil işve davranışlarında bir insan gibi değil de hep harikulade olsaydı her bakımdan insanlara önder olamaz ders veremezdi. Ancak o inatçı insanlara peygamberliğini ispatlamak gayesiyle ve ihtiyaç ânında arasıra mucize gösterirdi. Diğer zmanlarda Allah'ın tabiata koyduğu kanunlar çerçevesinde hareket eder hasta olur sıkıntı çeker soğuğa sıcağa katlanır zırh giyer "Sipere giriniz" emrini verirdi.Resülullahın böyle davranmasının önemli bir sebebi de dünyanın bir imtihan salonu olmasıdır. Çünkü Resülullahın her hali olağanüstü olsaydı Ebû Cehil gibi kömür ruhlu kişiler Ebû Bekir gibi elmas ruhlu kimselerle eşit seviyeye gelir o mucizevî insan karşısında mecburen inanırlardı. Oysa Resülullahın şâir zamanlarda bir beşer gibi davranışıdır ki kâfirlerle münafıkların birbirlerinden ayrılmalarını netice vermiştir."Ben kulun yediği gibi yerim kulun oturduğu gibi otururum" ifadesinden bu mânâlar çıkarılabileceği gibi ilk akla gelen Peygamber Efendimizin (a.s.m.) ne kadar büyük bir tevazu sahibi olduğunu anlamak olmalıdır. Çünkü Resûl-ü Ekre-me (a.s.m.) bütün dünya hazinelerinin kapılan açılmış dünyanın her türlü nimeti önüne serilmiş dağ ve taşların isterse altın ve gümüş yapılabileceği söylenmiş hatta Süleyman Peygamber (a.s.) gibi kral bir peygamber olabileceği belirtilmiş ama o kul bir peygamber olmayı tercih etmiştir. Dünyanın binbir çeşit nimetinden en geniş ölçüde istifade etmesi hem hakkı hem de mümkünken o bunları elinin tersiyle itmiş "Ben ancak bir kulum. Yerde yemek yer sof giyer deve sağar ve okşarım. Parmaklarıma bulaşan yemek artıklarını yer kölelerin dahi davetine katılırım Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir" buyurmuştur.Benliğe kendini beğenmeye riyaya israfa kaçmadan şükrederek dünya nimetlerinden elbetteki istifade etmeli. Ama yeri gelince tevazu ve mahviyet göstermesini de bilmelidir. Resûl-ü Ekremin devesine baktığı koyun sağdığı ayakkabısını tamir ettiği elbiseninin söküğünü diktiği küçük büyük siyah beyaz hür köle ayırd etmeden herkesle selâmlaştığı hizmetçisiyle yemek yeyip ona yemek hazırladığı düşünüldüğünde gurur ve kibiri kıracak bu tip davranışlara ne kadar önem verilmesi gerektiği kendiliğinden anlaşılır. Birgün Hz. Âişe'ye Resûlullahın bu özellikleri duyurulduğunda Hz Âişe Peygamberimizin isteseydi dünyanın doğusuna batısına sahip olabileceğini fakat bunları elinin tersiyle ittiğini belirtmiş karnı doyuncaya kadar yemediğini bundan dolayı da hiçbir zaman şikayetçi olmadığını yiyecek bulamadığında oruç tuttuğunu çoğu zaman çektiği açlık sebebiyle dayanamayarak ağladığını ve şu soruyu sorduğunu anlatır:"Niye böyle davranıyorsun? Hiç olmazsa yetecek kadar birşeyler edinsey-din?" Şu cevabı verir Kâinatın Efendisi (a.s.m.): "Peygamber kardeşlerim benden daha çok eziyet çektiler. O halleriyle Rable-rine kavuşup yüksek mevkîler kazandılar. Ben dünyada refah içinde yaşayıp da âhirette onlardan daha aşağı mevkfde bulunmaktan haya ederim. Şurada birkaç günlük sıkıntı çekeyim ki ebedî hayatta mes'ûd olayım. Bütün maksat ve gayem kardeşlerime ulaşabilmemdir."Bu tevazu bu anlayış ve bu bakış açısı sebebiyledir ki Resûl-ü Ekremin (a.s.m.) nazarında dünya çok şeyler kazanılıp edinilse bile gönül verilecek değerde değildi. Böyle olmadığı için de ona sahip olmayanlara karşı üstünlük ölçüsü gurur ve kibir vesilesi de olamazdı. Makam mevki mülk tek başlarına büyüklük ölçüsü olamazlardı. Bunlar ancak tevazuyla gerçek mânâ ve değerini bulabilirlerdi.O halde Resûlullahın bütün kalbiyle inanıp yaşadığı bir hayatı beğenmeme sahip olduğu fâni bir kısım imkânlar sebebiyle gurur ve kibire kalkma elbetteki aklı başında olan bir insan için başvurulacak bir yol olamaz. Allah katında en üstün dünya ve âhirette en şerefli insan o olduğuna göre hangi hal ve şart içerisinde bulunursa bulunsun bir Müslüman için o yüce insanı örnek edinmekten başka hangi çâre olabilir?[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] |
|
|
|
|
|
#10 (permalink) |
![]() |
10. [1:55
Hadîs No: 15]Enes (r.a.) rivayet ediyor ki: Her takva sahibi kimse Muhammed'in Ehl-i Beytindendir.[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]Peygamber Efendimizin (a.s.m.) hanımları çocukları ve özellikle Hz. Ali Hz. Fâtıma Hz. Hasarı Hz. Hüseyin ve bunların nurlu neslinden gelenlere Ehl-i Beyt denir. Fakat Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bâzı hadislerinde Hz. Selman gibi Sahabîlere "Sen benim Ehl-i Beytimdensin" diyerek bu halkayı genişletmişlerdir. Bu hadislerinde de Ehl-i Beyt halkasını daha da genişletirken Ehl-i Beyte ayrıcalık kazandıran özelliğe de dikkat çekmiştir O özellik ise takvadır. Takva da Allah'tan lâyıkıyla korkmak Ona hakkıyla kulluk etmek emirlerini gönül hoşluğuy-la yerine getirmek ve haramlardan sakınmaktır. Böyle davrananlar manevî Ehl-i Beytten sayılır.[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] |
|
|
|