![]() |
|
|||||||
| Psikoloji Psikoloji hakkında hiçbir kaynaktan erişemeyeceğiniz bilgiler bu başlık altında. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
A) Ateist nedir
1. Ateizmin Tanımı Ateizm terimi öncelikle felsefî bir kavram olup Tanrı inancı karısında tepkisel bir düünceyi dile getiren dünya görüünün ismidir. Tarihte çok yaygın olmasa da eski dönemlerden itibaren günümüze kadar var olan ve bazı filozoflarca da dile getirilen önemli bir problemdir. Yüzyılımızın ilk yarısında da tarihte hiçbir zaman olmadıı kadar yaygınlaan ve kendine taraftar bulan bir düünce akımıdır. Günümüzde ise eski gücünden uzaklaan ve fikrî dayanaklarını da tek tek yitiren ideolojik bir tavırdır. Ateizm kelimesi Yunanca da “Tanrı” anlamına gelen “Theos”tan türemitir. Bu kelimeden de “Tanrı inancına sahip olmak” ya da “Tanrı'ya inanmak” anlamına gelen theism anlayıı ortaya çıkmıtır. Ateizm kelimesi de ngilizce “theism” kelimesinin baına "a" ön takısının eklenmi hali olup Türkçe’de “tanrıtanımazlık” anlamına gelmektedir.(1) Bu eserde konu ilenirken tanrıtanımazlık ya da inançsızlık terimleri kullanılmakla birlikte dilimizde yaygınlık kazandıı için ateizm kelimesinin aynen kullanılması tercih edilmitir. Ateizm kavramı felsefî bir bakı açısını ifade etmenin yanında günlük dilde de belli bir ya- am tarzını ve davranı biçimini dile getirmektedir. Nitekim günlük dilde de benzeri bir dü- ünüü dile getiren ya da ima eden kelimeler bulunmaktadır. Meselâ kültürümüzdeki "inançsız" veya "inkârcı" gibi kelimeler de bu terimin karılıında kullanılmaktadır. Ayrıca bu kelime dinî literatürümüzdeki “kâfir, mürik, zındık” ve özellikle “mülhid” gibi sözcüklerle de ifade edilebilmektedir.(2)Bu da problemin pratik boyutunun olduunu ve sıradan insanların dahi böyle bir düünü ve inanı biçimine karı yabancı olmadıklarını ortaya koymaktadır. Felsefî bir problem olarak ateizmin tanımlanması bu terimin anlaılması kadar kolay deildir. Bunun çeitli gerekçeleri bulunmaktadır. Bunların arasında da ortada pek çok Tanrı kavramının, din anlayıının ve Tanrı inancıyla ilgili felsefî yaklaımın bulunmasıdır. Buna karın birbirinden farklı olan ateistik akımlar da mevcuttur. Dolayısıyla ortada net bir ateizm tanımından veya teizm biçiminden söz etmek mümkün olmayacaktır. Ateizmin bir kavram olarak tanımlanması ve anlaılması öncelikle ilâhî dinlerin Tanrı inancının ne olduunun bilinmesiyle mümkün olacaktır. Çünkü ilâhî olmayan herhangi bir inancı (putperestlii, totemizmi, paganizmi vb.) ya da dinî (Budizmi, intoizmi, Afrika’daki kabile inançlarını vb.) reddetmek mutlaka ateizm anlamına gelmeyecektir. Yine ateizmin tanımlanması için ilâhî dinlerde Tanrı inancıyla ilgili olarak peygamberlik ve âhiret inanılarının da göz önünde bulundurulması gerekecektir. Bunun sebebi de ateizmin gerek kavram ve gerekse bir düünce olarak söz konusu inançlara olan baımlılııdır. Çünkü böyle bir inanç olmasaydı zaten ateizm de olmayacaktı. Bilindii gibi dünya üzerinde birden fazla Tanrı anlayıı bulunmaktadır. Hatta ilâhî dinlerin yanında, aynı mezhebin veya ekolün dahi kendi içerisinde farklı yorumlara sahip olduu görülmektedir. Bu noktadan bakıldıında her türlü Tanrı inancının veya dinin tam olarak ilâhî dinleri yansıtmadıı (bir anlamda teizm olmadıı) anlaılmaktadır. Bu durumda dünya üzerinde tek tip bir dinî inançtan bahsetmek mümkün deildir. Aynı ekilde ateizmi de geni anlamda inançsızlık olarak ele alırsak yine dünyada tek çeit bir inançsızlıın olmadıını görürüz. En azından ekil, yöntem, gerekçe ve amaç itibariyle bazı inançsızlıkların birbirinden farklı olduunu tesbit edeceiz. Dolayısıyla inançsızlık denilince hemen akla ateizm gelmemelidir. Meselâ insanların çou inanç sahibi ve bir dine mensup olmasına ramen öteki dinleri reddetmektedirler. Dierleri de aynı ekilde davranmakta, sadece kendi anlayılarını savunarak karısındaki inanıları yanlılamaya çalımaktadırlar. Bu duruma en bâriz bir ekilde Yahudilik, Hıristiyanlık ve slâmiyet arasında karılaılmaktadır. Hıristiyanlar slâmiyet’i (slâm'ın ortaya koyduu Allah kavramını) ve Hz. Muhammed’i reddederken, müslümanlar da hıristiyanların teslîs, enkarnasyon ve aslî suç gibi inanılarını reddetmekte ve Hz. sa’nın sadece bir peygamber ve bir insan olduunu belirtmektedirler. Buna karın yahudiler Tanrı’nın srâiloul-ları’nı mümtaz kıldıını ve dolayısıyla kendi Tanrıları olduunu söylerken, müslümanlar Tanrı’nın bütün insanları eit yarattıını, rengi, dili ve kültürü ne olursa olsun herkesi kucakladıını yani O’nun evrensel olduunu ifade etmi- lerdir. Görüldüü gibi kaynak itibariyle aynı Tanrı’ya inandıkları halde dahi söz konusu dinlerin mensupları kendi aralarında ayrılmakta ve birbirlerinin Tanrı yorumunu kabul etmemektedirler. Felsefe tarihinde dindar olmadıı halde Tanrı inancına sahip olan düünürler de bulunmaktadır. Buna karın günümüzde çok sık rastlandıı gibi özellikle Batı dünyasında görünüte dindar olduu halde gerçekte Tanrı’ya inanmayan pek çok kii vardır. Bu durum anlayıını kendine hedef olarak seçmektedir. Yorum farkları bir tarafa bırakılırsa, bu dinlere göre Tanrı, özünde ezelî ve ebedî olan, irade ve kiilik sahibi, akın bir varlıktır. Varlıı için hiçbir sebebe gereksinim duymayan bu varlık, maddî deildir ve görünen âlemin de ötesindedir. Nesneleri yoktan varkılmaya muktedir olan bu varlıın gücü de Tanrı olmak bakımından her eyi yapmaya muktedirdir. Ayrıca yaratmı olduu evreni ve içerisindeki varlıkları da ekillendirmekte, düzenlemekte ve ileyi yasalarını belirlemektedir. Bir anlamda bu yasalar sayesinde onların varlıklarını devam ettirmelerine imkân tanımak-tadır.(3) Bu tanım çerçevesinde, Tanrı'nın varlıına inanan ve bu inancını da ifade eden kiiye mümin denmektedir. Böyle bir Tanrı kavramına inanmayan kiiye ise ateist denmektedir. Yani bir anlamda ateist, ilâhî dinlerin ifade ettii biçimde, varlıının öncesi veya sonrası bulunmayan, akın olan, evreni yaratan ve yasalarını belirleyen, irade ve kiilik sahibi olan, her eyi yapma, bilme ve görme kudretinde bulunan, insanların hayrını dileyen ve onlara hayatı baheden bir varlıa inanmayan kiidir. Dier bir deyile ateist hem düünce seviyesinde hem de günlük yaantısında söz konusu Tanrı’nın varlıını reddeden bununla birlikte peygamberi ve âhiret inançlarını gerek teizmin ve gerekse ateizmin tanımlanmasında birtakım güçlüklerin bulunduunu göstermektedir. Dünyanın bazı bölgelerinde ateizmin ideolojik hale getirilmesi de tanım konusunda ayrı bir sıkıntı dourmutur. Meselâ özünde materyalist ve sosyalist olan politik yapılanmalarda ateizm insanlara kabul edilmesi gereken bir yaam biçimi olarak sunulmutur. Burada da ateizmin ideolojilerden baımsız olarak kendi baına anlaılma zorluu bulunmaktadır. Ateizm temelde Yahudilik, Hıristiyanlık ve slâmiyet gibi üç büyük ilâhî dinin Tanrı da kabul etmeyen kiidir. Dinler tarafından Tanrı'ya atfedilen nitelikler bazan çevreden çevreye deiebilmektedir. Özellikle yahudi ve hıristiyan düünürlerin bir kısmı bu temel niteliklere sadık kalmakla birlikte, bazan kendi dıındakilerinin (müslümanlar) kabul edemeyecei bir biçimde O’nu yorumlamaktadırlar. Meselâ yahudilerin Tanrı'yı sadece srâiloulları’na ait millî bir Tanrı biçiminde görmelerine, hıristiyanların da Tanrı'yı bir yandan Baba (Father) olarak tasvir etmelerine dier yandan onu oul sa biçiminde dünya'ya gelmi olarak yorumlamalarına müslümanlar karı çıkmılardır. Müslümanların söz konusu anlayılara karı çıkma gerekçeleri arasında her iki gelenein özünden koptuu, aslını deitirdii, akıl ve mantık dıına çıkıldıı gibi hususlar bulunmaktadır. Bir ateist her eye ramen bu dinlere ve Tanrı anlayılarına açıkça karı çıkmakta genelde de farklılıklarını düünmeden her üçünü birden inkâr etmektedir. Batı dünyasında ortaya çıkan felsefî ateizmin her ne kadar akın bir varlıa ya da yaratıcıya karı tepki olarak ortaya çıktıı düünülse de insanların inançsızlıa doru sürüklenmesinde hıristiyanlıın kendine özgü yorumlarının ve kilise öretilerinin de büyük rolü olmutur. Nitekim slâmiyet'in hıristiyanlıkla ilgili karı çıktıı pek çok unsurun içerisinde bunlar bulunmaktadır. Ateistler açısından eletiri konusu olan ve belki de dinden kopma sebebi olan bu inançların büyük bir kısmı müslümanlar tarafından da reddedilmitir.(4) 2. Ateizmin Çeitleri Tanrı inancını kabul etmeyen ateistler de dindarlar gibi kendi aralarında farklı gruplara ayrılmı lar ya da en azından aynı sonuca varsalar da ateizmi farklı yorumlamılardır. Dolayısıyla bir tek ateizm tanımından söz etmek de doru olmayacaktır. Ana hatlarıyla da olsa ateistlerin kendi görülerinden hareket ederek onları öylece gruplandırabiliriz. a. Mutlak Ateizm Bazı ateistlere göre "ateizm" Tanrı’yı reddetmekten öte, zihinde Tanrı fikrine sahip olmamak demektir. Bu anlayıa göre nsan doutan Tanrı kavramına sahip olmadıı için reddedecek bir eyi de bulunmamaktadır. Bu tür bir ateizm mutlak ateizm olarak tanımlanmı ve taraftarlarına da mutlak ateist denmitir.(5) Bu anlayıı savunanların arasında Baron D’Holbach (1723-1789) ve Charles Bradlaugh gibi düünürlerbulunmaktadır. Mutlak ateizm ile ilgili pek çok tartıma yapılmıtır. nsanların doutan inançsız oldukları iddiası yalanlanmı ve bazıları inkâr etse dahi hemen hemen bütün insanların zihin ve gönlünde bir yaratıcı fikrinin bulunduu belirtilmitir. Ayrıca mutlu ve salıklı günlerinde Tanrı’yı inkâr eden ateistin sıkıntılı zamanlarında ona sıınması mutlak ateizmin imkânsızlıına dair bir örnek olarak ileri sürülmütür. Bu tartımalarla ilgili detaylı bilgi çalımamızın ilerleyen bölümlerinde verilecektir. b. Teorik Ateizm Ateizm birinci yaklaımdan biraz farklı olarak "Tanrı'nın varlıını reddetmek" eklinde de tanımlanmıtır. Aslında ateizm denilince akla bu tanım gelmektedir. Felsefede önemli olan ve Tanrı inancına aır eletiriler yönelten ateizm biçimi de budur. Yani düünerek tartıarak zihnî bir çabayla Tanrı’nın varlıını reddetmek ve ilgili iddiaları çürütmeye çalımaktır. Teorik ateizm de denen bu anlayı dorultusunda dindarların iddiaları ve Tanrı'nın varlıı lehinde getirdikleri kanıtlar eletiri konusu olmu, bu süreçte Tanrı'nın varlıını çürütmeye yönelik karı ¤¤¤ler ileri sürülmütür. Teorik ateizmde Tanrı'nın varlıı inkâr edilmekle kalınmamı, bu kavramla ilgili olarak gündeme gelen mûcize, vahiy, peygamberlik, kutsal kitap, ölümsüzlük ve âhiret hayatı gibi inançlar da eletirilmi ve reddedilmitir. Ayrıca bu tür bir ateizmde sadece teistik Tanrı kavramı hedef alınmamı, bunun yanı sıra mistik, mitolojik, transandantal (akın) veya antropomorfik anlayılarla, panteizm ve deizm gibi, bir ekilde Tanrı inancına yer veren di- er ekoller de reddedilmitir. Ateizmin “Tanrı’nın varlıının reddedilmesi” eklinde tanımlanması daha ziyade dindarlar tarafından yapılmıtır. Çünkü onlar açısından ateizm dine karı bir tepkidir.(6) Dindarlara göre Tanrı zaten vardır. O'nun varlıı üphesiz bir ekilde kabul edilmitir. Yokluunu dü- ünmek mümkün deildir. Durum böyle olunca varlıında kuku bulunmayan Tanrı’yı ateistler bilinçli olarak reddetmilerdir. Tanrı'nın varlıına inanan ve ateizmi yukarıdaki ekilde tanımlayanlara göre ateist niçin inanmadı ını açıklamak ve temellendirmek durumundadır. Aksi takdirde o domatik bir tavırla, gerekçesiz yere Tanrı’nın varlıını inkâr etmi olacaktır. Kaldı ki ateizm lehine ileri sürülen gerekçelerin pek çou da inanan insanlara göre bir reaksiyonun ürünü olup içerisinde birtakım çelikiler ve tutarsızlıkları barındırmak-tadır. Her eye ramen ateistler de Tanrı’yı reddetmekle kalmamı elbetteki birtakım gerekçeler ileri sürmütür. Bunların yanında da inanan insanların Tanrı’nın varlıı lehinde dile getirdi i kanıtları eletirmeye çalımılardır. Böylece düünce tarihinde çok ciddi ve renkli tartı malar ortaya konmutur. Bu gerekçelerin önemli bir kısımını da çalımamızın ilerleyen bölümlerinde ele almaya çalıacaız. Ancak görünen o ki bu tartımalarda ateistler sadece savunma ve karı tarafın ¤¤¤lerini yalanlama durumunda kalmıtır. Yani tartımalarda kendilerine özgü güçlü ¤¤¤ler ileri sürememi- lerdir. Teistlerin ellerinde ise inanmalarını gerektiren pek çok kanıt bulunmaktadır. Bunun yanında bir insanın çevresinde bulunan ve tecrübe ettii günlük yaantıya ait bilgiler de Tanrı inancına götürmektedir. Dolayısıyla eldeki kanıtlara bakıldıında ve ön yargısız olunduunda Tanrı’nın varlıını reddetmenin iyice zorlatıı hatta imkânsız hale geldii görülmektedir. Elbetteki Tanrı’nın varlııyla ilgili söz konusu kanıtlara bazı eletiriler getirmek mümkün olmutur. Ancak kanıtların eletirilmesi ya da onların zayıf noktalarına iaret edilmesiyle o kanıtların ana fikrinin çürütülebilmesi arasında büyük farklar bulunmaktadır. c. Pratik Ateizm Ateizm yukarıdaki tanımlardan biraz farklı olarak bazan da "sanki Tanrı yokmu gibi yaamak" veya "Tanrı'yı günlük yaama sokmamak" biçiminde tanımlanmıtır. Buna da pratik ateizm adı verilmitir. Bu tür bir ateizmde kii daha ziyade günlük yaamındaki tavır ve davranı larıyla, hayat tarzı, ilke ve alıkanlıklarıyla, Tanrı'sız bir dünya ve Tanrı'sız bir yaam kurmayı istemektedir. Bunun yanında Tanrı’yla alâkalı olarak en ufak bir ey düünmemekte, kendini dinden, ibadetlerden ve bunlarla ilgili törenlerden de uzak tutmaya çalımaktadır. Pratik ateizm anlayıında Tanrı'nın teorik tartımalarla reddedilmesi ikinci planda kalmaktadır.( 7) Pratik ateistler aktif ve pasif olmak üzere kendi aralarında ikiye ayrılmılardır. Pasif olanlar Tanrı’nın varlıını reddetmekle birlikte, dinî inançlarla veya dindarlarla bir problemi bulunmayan, buna karın kendi dünyalarında yaayan ve içlerine kapanan kiilerdir. Aktif olanlar ise gerek zihinlerinde ve gerekse günlük yaantılarında Tanrı inancını reddeden bunun yanında çevresinde Tanrı’yı hatırlatan her türlü fikir, sembol ve davranıa karı sava açan kiilerdir. Bu tür ateistler dindarlarla da her zaman mücadele etmeyi ve insanları dinsizle tirmeyi kendilerine amaç edinmilerdir. Bu yüzden bu kiilere bazan militan ya da eylemci ateistler de denmektedir. Felsefede ki temsilcileri arasında L. A. Feuerbach (1804-1872), F. Nietzsche (1844-1900), S. Freud (1856-1940) ve K. Marx (1818-1883) gibi ünlü düünürler de bulunmaktadır.(8) Söz konusu filozoflar teorik açıdan Tanrı inancını çürütmeye çalımakla kalmamı ayrıca pratik olarak inançsız bir toplumun hayalini de kurmulardır. Pratik olarak bir insanın inançsız olması ya da dinsiz yaamaya çalıması oldukça zordur. Ancak yüzyılımızda ateizm bir inanç problemi olmaktan çıkarılmı, yıkıcı ve ahlâk dıı ideolojilerin aleti haline getirilmitir. Yani bir anlamda insanlar kendilerini ya da bir bakasını, içi bo birtakım ilkeler uruna dinsiz yaamaya ya da moral deerleri terketmeye zorlamıtır. Böylelikle pratik ateizmin yaama geçirilmesine imkân ve zemin hazırlanmıtır. Dolayısıyla pratik ateizm bir zorlamanın ve bir ideolojinin ürünü olarak ortaya çıkmıtır. Gerçi bu zorlamanın arkasında kilisenin ve insan sevgisinden uzak olan bazı din anlayılarının insanlar üzerindeki akıl almaz dayatmaları bulunsa da sonuç itibariyle kendileri daha büyük bir yanlıa dümü ve insan doasına aykırı gelen davranılar sergilemilerdir. Bu tür bir ateizme kapılan insanların büyük çounluu yalnız kaldıklarında ya da bir ekilde yıkıcı ideolojilerin etkisinden kurtulduklarında daha sakin ve mantıklı düünmeye balamı- lardır. Vicdanlarından gelen sese kulak vererek bazı anlamsız saplantılara ve kaçılara son vermilerdir. Hayata farklı bir ekilde bakmaya balamı, evreni, yaamı, doayı ve canlılar dünyasını bir baka gözle seyretmeye koyulmulardır. d. lgisizlerin Ateizmi Bir kısım düünürler Tanrı'nın varlıını veya yokluunu tartıma konusu yapmadan bu konulara uzak durmayı tercih etmitir. Her iki hususun da eit derecede anlamsız bir i olduunu öne sürerek konuya ilgisiz kalmayı yelemilerdir. Bu tür ateistlere göre insan, sadece var olanla yetinmeli görünen âlemin ötesine ilgi duymamalıdır. Dolayısıyla dünyanın ötesindeki herhangi bir varlık hakkında olumlu ya da olumsuz bir yargıda bulunmaya ya da konumaya çalımak anlamsız bir i yapmak olacaktır. Tanrı’nın varlıını iddia edenler de yokluunu kanıtlamaya çalıanlar da yanılgıya dümülerdir. Çünkü her ikisi de fizikî âlemin dıına ait tartımalara girmi ve bo eyler konumulardır. Bu düüncede olanlar kendilerini klasik anlamda ateist olarak adlandırmaktan da kaçınmılardır. Ancak kendilerini ateist olarak görmemelerine ramen bu kiilerin teist olduunu söylemek de zordur. Dolayısıyla Tanrı’nın varlıına ilgisiz kalmaları bir anlamda onu reddetmek gibi olacaktır. Çünkü onu kabul edilecek ya da inanılacak bir varlık olarak görmemektedirler. Yüzyılımızın ilk yarısında özellikle Avrupa’da çok etkili olan mantıkçı pozitivizm ekolü bu tür bir anlayıın güçlenmesinde büyük rol oynamıtır.(9) Ancak bu anlayıın sılıı ve yetersizlii hemen göze çarpmaktadır. nsanın doasında dü- ünme ve akletme gücü vardır. Bu güçler de kendini sadece fizikî âlemle sınırlı görmemekte, daha da ileriye giderek varlıın öncesini, mevcut halini ve sonrasını düünmektedir. Yine bu güçler sayesinde nsan varlık âleminin sadece maddî olmadıına, yaamın da o kadar basit ve anlamsız görünmediine kanaat getirmektedir. nsanların pek çou birtakım derin düüncelere dalmakta ve kendi varlııyla ilgili deerlendirmelerde bulunmaktadırlar. mdi bütün bunları göz ardı etmek ve neredeyse insanları en hayatî konulara karı ilgisiz kalmaya çaırmak gülünç olacaktır. Zaten bunun gerek teoride ve gerekse pratikte imkânsız olacaı da muhakkaktır. Bir kısım insanların günlük yaamın uraılarına dalarak ömrünü tüketmesi ve bazı deerlere karı uzak kalarak dinî inançlara karı ilgisizlemesi, kayıtsız bir ekilde yaaması, onların anssızlıı olacaktır. Ancak bu durum bakalarını da aynı ekilde hareket etmeye sevkedemeyecei gibi kimseyi de varlık üzerinde düünmekten alıkoyamayacaktır. e. deolojik (Materyalist) Ateizm Özünde felsefî bir problem olan ateizm bazan da ideolojik bir ilke olarak savunulmu ve politik bir kabul haline gelmitir. Özellikle Karl Marx, F. Engels (1820-1895) ve V. I. Lenin’in (1870-1924) görülerinden hareketle kurulan sosyalist yönetimlerde ateizm komünist partilerin propaganda aracı olarak kullanılmıtır. Eski Sovyetler Birlii’nde ve hâlâ bazı ülkelerde ateizm Marxist ve Leninist dünya görüünün ayrılmaz bir parçası olarak görülmü ve “ilmi ateizm” adıyla takdim edilmitir. Materyalizmin mutlak doru olarak kabul edildii komünizmle yönetilen ülkelerde ateizmin bilimsel (materyalist) temellere dayandıı söylenmi, dinin de toplumsal (içtimaî) bir hadise olarak görüldüü ifade edilmitir. Bu yönüyle de ilmî ateizm kendini Batı'daki (felsefî) ateizmden ayrı görmü, onları (yani Marxist ve materyalist olmayanları) burjuva ateizmi diye nitelemi, kavramlarını ve üslûbunu eletirmitir. Bu çerçevede toplumdaki bütün dinî inançlar, kurumlar, ibadetler, törenler, alıkanlıklar, âdet ve gelenekler iddetle reddedilmi ve yasaklanmıtır.(10) Tahmin edilebilecei gibi ilmî ateizm, dini içeriden deilde dıarıdan yıkmaya çalımı ve bunu yaparken de onu birtakım kalıplara sokarak indirgemeci yaklaımlarla izaha kalkmı ve ideolojik bir tavır içerisinde karalamıtır. Dolayısıyla bilim ve felsefe adına ideolojik ve politik amaçlar hedeflenmitir. Ancak sonuç itibariyle ilmî ateizm de her türlü ideolojik destee ramen insanın sorgulamasından kurtulamamı ve ciddi biçimde tenkide uramıtır. Nitekim bu eletiriyi yapanlar da bu tür bir ateizmi yıllarca yaayan ve kendilerine propaganda edilenler olmutur. Çalımanın sonlarına doru ilmî ateizmle ilgili geni bilgi verilerek olumsuzlukları sergilenmeye çalıılacaktır. Buraya kadar ana hatlarıyla özetlediimiz gibi ateizm çeitli biçimlerde anlaılmı ve tanımlanmı tır. Kısaca inançsızlık ya da tanrıtanımazlık olarak ifade edilen ateizm, bazan zihinde Tanrı fikrinin bulunmaması (mutlak ateizm), bazan Tanrı’nın varlıının bilinçli bir biçimde reddedilmesi (teorik ateizm), bazan Tanrı yokmu gibi yaam sürülmesi (pratik ateizm), bazan Tanrı’nın varlıı tartımalarına ilgisiz kalınması (ilgisizlerin ateizmi), bazan da ideolojik (materyalist) bir kabul biçiminde (ilmî ateizm) ortaya çıkmıtır. Bu tanımların her birine inananlar tarafından çok ciddi eletiriler getirilmitir. Özellikle felsefî boyutta ateistlerin düünceleri sorgulanmı ve fikirleri çürütülmütür. Söz gelii bir insanın tamamen inançsız olamayacaı ileri sürülmü, Tanrı’nın varlıını reddetmenin o kadar kolay olmadıı belirtilmitir. Dini reddeden kiilere ortaya ne koydukları ve bir insanın nereye kadar Tanrı’ya ilgisiz kalabilecei sorusu yöneltilmitir. Bir insanın kendini ateist olarak görmesi mümkün olabilecektir. Ancak aynı derecede o kiinin ateizmini temellendirmesi ve herkesin kabul edebilecei ikna edici açıklamalar getirmesi kolay olmayacaktır. Elbetteki bütün bu tartımalar Tanrı’nın varlıına inansın ya da inanmasın onu bir inanç problemi olarak gören kiiler için anlamlı olmutur. Aksi takdirde, daha önce ifade edildii gibi, ateizmi kendine bir ideoloji ya da inkârcı bir akım olarak seçen kiiler için bu tartımaların hiçbir önemi bulunmayacaktır. Çünkü böyle bir kii kendi kanaati dıındaki her eyi daha iin baında reddedecek ve karı tarafla fikir alıveriini düünmeyecektir. Ancak dünya kurulduu günden beri din karıtı pek çok ideolojinin gelip geçtii görülürken dinin (tevhid inancı) var olduu ve sonsuza kadar da böyle gidecei muhakkaktır. 3. Ateizm Teriminin Yanlı Kullanımı Ateizm terimi çeitli nedenlerden dolayı farklı kavramlarla karıtırılmı ya da yanlı kullanılmı tır. Bunun en büyük nedeni de ekollerin veya kiilerin kendilerini net bir biçimde ortaya koymamaları ya da bazı kiilerin bunlar hakkındaki bilgisizliidir. Ateizmin bir ekol olarak kendisiyle sık sık karıtırıldıı anlayılar arasında deizm, panteizm veya agnostisizm gibi felsefî akımlar olduu gibi bazı dinî anlayılar da bulunmaktadır. Bir insanın ateist olup olmadıı öylesine karar verilecek bir durum deildir. Önce ateizmin ne olduunun bilinmesi gereklidir. Daha sonra bir insanın kendini ateist olarak görüp görmedii aratırılmalıdır. Ayrıca o kiinin ya da benimsedii fikrin ateizmle olan ilikisi de iyice irdelenmelidir. Bütün bunlardan sonra terimin kullanımıyla ilgili salıklı bir sonuca varmak mümkün olacaktır. Ateizm teriminin yanlı kullanılmasındaki en büyük etmen zaman içerisinde bu terimin bir bakasını itham biçiminde kullanılmı olmasıdır. Bazı kiilerin ateist olmadıı halde çeitli gerekçelerle inançsız olarak suçlanmaları söz konusu olmutur. Böyle bir probleme özellikle Ortaça Avrupası’nda sıkça rastlanmıtır. O dönemde pek çok kii kilise tarafından dılanmı ve inkârcılıkla suçlanarak cezalandırılmıtır. Bunlar arasında da pek çok bilim adamı yer almaktadır. Ancak bu durum her din için de söz konusu olmamıtır. Buna karın bazı kiiler de inanç kavramının sınırlarını geni tutarak, dıarıda kimseyi bırakmamı, ateist olduunu iddia eden kiileri dahi inançlı görmeye ve göstermeye çalımıtır. Ateist ithamının bazı teorik ve pratik gerekçeleri bulunabilmektedir. Bunların arasında Tanrı hakkında farklı yorumlara sahip olmak, geleneksel anlayıtan kopmak, mevcut yerel inançlara aykırı eyleri dile getirmek, ya da toplumun mevcut deer ve ilkelerine ters dümek gibi etmenler bulunabilmektedir. Bu konuda tarihte Sokrat ve eski Mısır krallarından Akhenatan gibi iki önemli örnek bulunmaktadır. Bu kiiler, içerisinde yaadıkları toplumun dünyevî Tanrılarını (paganlar), mevcut dinî sembollerini ve ilgili figürlerini benimsemedii için ateist olmakla itham edilmi ve yargılanarak öldürülmülerdir.(11) lk hıristiyanlar ve yine ilk müslümanlar da mevcut toplumun kutsal varlıklarını (put) reddetmelerinden dolayı ateist olarak suçlanmılardır. Bu kiiler atalarının dininden ayrılmakla ve inançsız olmakla itham edilmiler ve iddetli bir ekilde toplumun sahip olduu eski alı- kanlıkları kabullenmeye zorlanmılardır. Bu suçlamalardan sonra onlar da kendilerini balı bulundukları toplumun tapınaklarından, kabile törenlerinden ve put diye adlandırdıkları heykellerden uzak tutmu, bir süre sosyal hayattan çekilmek zorunda kalmılardır.(12) Bu suçlamalara karın onlar putları inkâr etmekle birlikte her eyin ötesinde olan yaratıcı, gerçek Tanrı’ya inandıklarını belirtmilerdir. lk müslümanlar da Kâbe’de bulunan putların kutsallıını reddetmi, onları tapılmaya lâyık varlıklar olarak görmemilerdir. Ayrıca toplumda yaygın olan sihir, büyü ve falcılık gibi bâtıl inançları da kabul etmemilerdir. Bu durum karısında kendi yaptıkları putlara tapan ve onlara kurban kesen Mekkeli mürikler, müslüman olan kiileri gelenekten ayrılmakla suçlamı ve rahat bırakmamılardır. Putperestler uzun bir süre tek Tanrı inancını benimsemekte zorlanmı , Tanrı’ya ortak koma (Tanrı’dan baka kutsal varlıkların bulunduunu kabullenme) alıkanlıklarından vazgeçmemiler-dir. Görüldüü gibi bir kiinin ateist olarak itham edilmesi çevreden çevreye deimi, bazan inananlar bazan da inanmayanlar bu ithamla karılamı ve sıkıntı çekmilerdir. Yüzyılımızda özellikle inançsızlıın ideoloji olarak yaygınlatıı ve hâkim olduu yerlerde yukarıdaki durumun tam tersi söz konusu olmutur. Geçmite olanların tersine inançlı olmak sorun olmu ve pek çok insan Tanrı’ya inandıı ya da öyle gösterildii için zor durumda kalmıtır. XIX. yüzyılın sonlarından XX. yüzyılın son çeyreine kadar uzanan bir dönemde ateizm bazı ideolojiler tarafından fikrî bir problem olmaktan çıkarılıp politik bir mesele haline getirilmi- tir. Bu durumda gerçekten ateist olmadıı halde bazı insanlar sadece mensup oldukları ideolojiye bakılarak ateist olarak tanımlanmı ya da propaganda amacıyla bilinçli bir biçimde öyle gösterilmeye çalıılmıtır. Özellikle Marxizm’in hâkim olduu yerlerde binlerce insan bu durumla karı karıya kalmıtır. Kapitalizme karı mücadele eden sosyalistler ateizmi ve dinsizlii, mücadelelerinin bir parçası olarak görmüler, devrim gerçekletirdikleri yerlerde de kitleleri dinsizlie yöneltmilerdir. Dolayısıyla bu hareketlerin içerisinde yer alan, ancak herhangi bir dine inanan (yahudi, hıristiyan veya müslüman) binlerce insan yapay istatistiklerle ateist olarak gösterilmitir. Bu kiilere gerçekte ne oldukları, ne düündükleri ve neye inandıkları sorulmamıtır. Yine bunların yalnız balarına kaldıklarında, ideolojilerden baımsız bir ekilde verecekleri kararları de dikkate alınmamıtır. Sonuçta, fikrî bir çabayla Tanrı inancını reddetmeyen kiilerin ateist oldukları iddiası ciddi bir tartıma konusudur. Çünkü Tanrı inancının kabulü veya reddi özgür bir ortamda yapılacak kiisel bir tercihle alâkalı eydir. Ateizm terimi bazan yanlı kullanılırken bazan da dier ekollerle de karıtırılmıtır. Meselâ ateizmin sınırlarının geni tutulması sonucu panteist düünürlerin yanında, bazan agnostik (bilinemezci) ve deist (Tanrı’ya inanan ancak vahyi reddeden) düünürler de inançsız olarak deerlendirilmitir. Halbuki bunlar birbirlerinden oldukça farklıdır. Yanlı anlamalara meydan vermemek için söz konusu ekollerle ilgili kısaca bilgi vermeyi ve ateizmle olan ilikilerini açıklamayı yararlı görmekteyim: Ateizmle bazan karıtırılan deizm, varlıı akılla bilinen bir Tanrı anlayıı olarak tanımlanmı tır. XVII. ve XVIII. yüzyıllardan itibaren de Avrupada “evrenin ötesinde var olan bir Tanrı'yı kabul etmek, ancak bunun yanında vahye ve peygamberlie karı çıkmak” olarak bilinmeye balanmıtır. Bizim kültürümüzde de bu ve benzeri düünceler bir ekilde savunulmu ve taraftar bulmutur. Latince Tanrı anlamına gelen "deus" kökünden geldii için, balangıçta ateizmin karıtı olarak kullanılan bu isim daha sonraları, Hıristiyanlıa bir tepki olarak kendini göstermi, Tanrı inancını korumakla birlikte, kilisenin tutumuna duyulan iddetli tepki yüzünden vahiy, peygamberlik ve mûcize gibi dinî deerlere karı çıkmanın sembolü olmutur.(13) Evrenin ötesinde bulunan, bununla birlikte yaama ve dünyaya müdahale etmeyen Tanrı anlayıı ile deizm, geleneksel dine (kilise ve ruhbanlıa) ters dümesine ramen ateizm olarak deerlendirilmemi tir. Çünkü kendileri öyle ya da böyle bir Tanrı inancına sahip olmu ve ateizmi kabullenmemilerdir. Panteizm ise Tanrı-evren özdeliini ileri sürmü Tanrı’nın evrenden ayrı olarak zâtî varlıını reddetmitir.(14) Panteizme göre Tanrı evrenin akın nedeni deildir. Zaten Tanrı’yla evren arasında teizmde olduu gibi yaratıcı ve evren ilikisi de söz konusu deildir. Bu görüleriyle panteistler gerek Batı'da ve gerekse Dou'da olsun bazı kiiler tarafından ateizmle itham edilmilerdir. slâm tasavvufunda da bazı mistik düünürler için panteist terimi kullanılmıtır. Panteistleri ateist görme eilimi bazan bu kiiler için de söz konusu olmu ve bunların inançlarına ku- kuyla bakılmıtır. Ancak her eye ramen Tanrı inancını reddetmedikleri için panteistleri ateist olarak görmek doru olmayacaktır.(15) Çünkü onlar Tanrı’nın varlıını inkâr etmemekte sadece mahiyetini farklı yorumlamaktadırlar. Bazı düünürler ise ne Tanrı inancını ne de inançsızlıı kabul etmilerdir. Kendilerini inanmakla inanmamak arasında, orta bir yerde gören ve agnostik (bilinemezci) olarak tanımlayan bu düünürler, Tanrı'nın varlıı hakkında da olumlu ya da olumsuz bir hüküm vermekten kaçınmılardır.(16) Ancak bu kiilere yanlı da olsa genellikle ateist denmitir. Agnostiklere göre Tanrı'nın varlıı meselesi insan aklının ötesinde bir konudur. O halde böyle bir varlık hakkında konumak veya hüküm vermek de imkânsızdır. Dolayısıyla agnostikler Tanrı inancı karısında tarafsız kalmayı tercih etmilerdir. Ancak onların bu tarafsızlıı bazan ateizm olarak da deerlendirilmitir. Her ne kadar bazı agnostiklerin tavırları ve yaamları onların ateist olduu izlenimini vermekteyse de bir kısmı kendilerinin felsefî açıdan ateist olmadıını ifade etmitir. Meselâ ateist olarak bilinen ünlü düünürlerden Bertrand Russell (1872-1970) felsefî açıdan kendini agnostik olarak tanımlamıtır. Çünkü ona göre her eye ramen elimizde Tanrı'nın yokluunu kanıtlayacak yeterli bir delil mevcut deildir.(17) Görüldüü gibi agnostisizmle ateizm birbirinden farklı ekollerdir. Dinî reddetmeleri her ikisinin de aynı çizgide olduunu göstermez. Agnostikler Tanrı inancını reddetmenin yanında ateizmi de eit derecede reddetmitir. Her ne kadar din karısındaki kararsız ve tarafsız tutumları nedeniyle gizli ateist olmakla suçlanmılarsa da onlar bu suçlamalara karı çıkmılardır. Zaten kendileri de ateistlerden farklı olduklarını söylemilerdir.(18) 4. Ateizmin Tarihçesi Ateizmin tarihi Tanrı inancı kadar olmasa da çok gerilere kadar gitmektedir. Ancak tarihi çok eskilere giden bu ateizm biçimi bizim bugünkü anlamda anladıımız dinî inançların eletirisi gibi deildir. Çünkü ateizm öncelikle Tanrı inancına karı bir tür tepkidir. Dolayısıyla ateizmin Tanrı inancının bulunduu ve bu inancın dile getirildii yerde ortaya çıkma ihtimali daha yüksektir. ster geni anlamda “herhangi bir Tanrı anlayıına karı inançsızlık” olarak düünülsün, isterse felsefî anlamda "teizmin reddi" olarak alınsın, ateizmin tarihçesini düünce tarihinde ana hatlarıyla lkça (Antik dönem), Yeniça ve modern dönem olmak üzere üç safhada ele almak mümkündür. Bu tasnifin yanında kutsal kitaplardan ve peygamberlerin sözlerinden aldı- ımız bilgilere göre çok eski dönemlerden itibaren bir kısım insanların inançsız olduklarını ve dinle mücadele ettiklerini de örenmekteyiz. Bu insanlar Tanrı inancına iddetle karı çıkmı, çounluu ahlâksızlıkta ileriye gitmi, peygamberlerin uyarılarını da kabul etmemi- lerdir. Ateizmin geni anlamda inançsızlık olarak görüldüü lkça’da Epikuroscular, üpheciler ve Atinalı sofistler ilk göze çarpanlar olmutur. Yine bu dönemde Epikuros (m.ö. 341-270), Lucretius (m.ö. 94-55 ) ve Democritus'un (m.ö. 460-370) fikirleriyle oluan Yunan atomculu u ya da klasik materyalizm de inançsızlıkta önemli bir rol oynamıtır. Bilindii gibi materyalizm maddenin yaratılmadıını, düünceden önce geldiini ve hiçbir eyin yoktan var olmadıını iddia etmitir. Bunun yanında doa üstü bir gücün (Tanrı) varlıını da reddetmi- tir.(19) Materyalizm günümüze kadar çeitli biçimlerde de olsa devam etmi ve etkisini sürdürmü tür. Bazı çevrelerce düünce tarihinde ateizmin Tanrı inancından önce geldii ve Antikça’daki bütün düünürlerin de inançsız olduu ileri sürülmütür. Özellikle materyalist ateistlerin ileri sürmü olduu bu var sayımlar gerçei yansıtmamaktadır. Materyalizmin tarihi elbetteki çok gerilere gitmektedir. Nitekim yukarıda isimleri anılan filozoflar bunlar arasında en mehur olanlarıdır. Ancak tarihteki her filozof materyalist olmadıı gibi materyalist olanların sayısı da bütün filozoflar göz önünde bulundurulduunda çok sınırlı kalmaktadır. Kaldı ki geçmite veya günümüzde ateist olduu halde kendini materyalist görmeyen pek çok kii bulunmaktadır. Materyalizmi Antik dönemin ateizmi olarak kabul edebiliriz. Ancak ifade edildii gibi Antik dönemde materyalist olmayan ve dolayısıyla kendilerine ateist denilemeyecek düünürler de bulunmaktadır. Kaldı ki tabiatla ilgili çalıma-larda bulunan herkesi ateist görmek de mümkün deildir. Sokrat (m.ö.470-399) öncesi dönemde yetien ve günümüze kıyasla bazı çevrelerce gerçek filozof olarak nitelenen Xenophanes, Heraklitos, Empedokles ve Anaxagoras gibi düünürlerin fikirlerindeTanrı kavramıyla paralellik arzeden pek çok nokta bulunmaktadır.( 20) Bu filozofların düüncelerine baktıımızda maddî dünyanın ötesinde var kabul ettikleri ve kendisiyle bütün varlıı açıkladıkları soyut bir kavrama da rastlamaktayız. Dolayısıyla tabiatla ilgili çalımalarda bulundukları için Antik dönemi bütünüyle ateist görmek ve bu yanlı tesbiti de ideolojik amaçlar uruna çeitli ekillerde tekrarlamak yanlı olacaktır. Ortaça’da monoteizmin (tek tanrıcılık) aırlıını hissettirmesinden dolayı açıkça bir inançsızlık görülmemitir. Her ne kadar bu dönemde hıristiyan dünyasında kiliseye ve kilise öretilerine karı içten içe bir tepki ve nefret olumusa da bunlar gizlilikten kurtulamamı ve baskılardan dolayı açıa çıkamamıtır. Vanini (1585-1619) ve Bruno (1548-1600) gibi kiliseye aykırı konuan kiiler de bu dönemde yargılanmılardır. Zaten Aydınlanma dönemiyle birlikte ortaya çıkan ve modern dönemde iyice belirginleen din dümanlıının temelinde de Ortaça’da kilisenin Tanrı adına yapmı olduu insanlık dıı uygulamaların büyük rolü olmu tur. slâm dünyasında da ateizm bugünkü anladıımız anlamda pek yaygın ve etkili olamamıtır. Bununla birlikte ateizm denilince slam tarihinde akla iki isim gelmektedir: Yahya b. shak er-Râvendî (H. 205-245) ve Ebû Bekir Muhammed ibn Zekeriyya er-Râzî (865-932). Bu dü- ünürler vahiy, peygamberlik ve mucize gibi dinî inançları eletirmi ve gelenee aykırı eyler söylemilerdir. Ravendi hakkında elde kesin bilgiler olmamakla birlikte ona nisbet edilen fikirlere bakıldıında tabiatçı ve maddeci olduu, ilâhî hikmeti reddettii ve Kur’an’a inanmadı ı anlaılmaktadır. Ancak bu ve benzeri görülerin Ravendi’den ziyade hocası olan Ebû sa el-Varrak’a ait olduu, onun ateist olmadıı buna karın deizmi benimsedii ifade edilmi tir.(21) Ateist olarak mehur olan Râzi slâm dünyasında “Tabiat Felsefesinin” kurucusu sayılmaktadır. Ancak O’nun ateist (mülhid) olarak bilinmesine ramen felsefî sisteminde Tanrı’ya yer verdii ve onu be ezelî ilkeden biri olarak gördüü-dier ilkeler Ruh, Madde, Mekân, ve Zaman-bilinmektedir. Ravendi gibi Razi’nin de kesin olarak ateist olup olmadııyla ilgili elde kesin bilgiler bulunmamaktadır. Ancak dinî kurumlarla özellikle peygamberlik kavramıyla mücadele ettikleri açıktır. slâm dünyasında bu düünürlerin yanı sıra zaman zaman ateistlerle aynı çizgiye konan, dehrî ve zındık diye adlandırılan kiiler de olmutur.(22) Ortaça’da felsefî anlamda ateizmin yaygın olmayıının iki temel gerekçesi bulunmaktadır. Bunların birincisi yukarıda da kısaca ifade edildii gibi kilisenin baskısıdır. kincisi ve en önemli nedeni ise ateizmin ortaya çıkabilecei fikrî bir boluun bulunmamı olmasıdır. Ortaça 'da dinî düünce zirvede olmu ve çok çeitli düünürlerce de dile getirilip mantıklı bir biçimde temellendirilmitir. Dolayısıyla o dönemde sadece baskılardan dolayı deil, güçlü düünce ekollerinin bulunmasından dolayı da ateistlerin fikrî düzeyde azınlıkta kaldıkları görülmütür. Bazı kiiler hiçbir ekilde materyalist bir düünceye sahip olmayan bn Sînâ (980-1037), Fârâbî (870-950), Harizmî (ö. 847), Bîrûnî, bn Rüd (1126-1198) gibi filozofların fikirlerini, bunların tıp, corafya, kimya gibi pozitif bilimlerle ilgili çalımalarını kasıtlı olarak dinin aleyhindeymi gibi göstermeye çalımılardır. Halbuki bu ve benzeri düünürler bırakınız dine düman olmayı, aksine onun felsefî temellerini ortaya koymaya çalıan kiiler olmulardır. Bir anlamda bunlar slâm kültürünü yaymak ve güzel bir medeniyet kurmu olmak için olanca güçleriyle çalımılardır. Söz konusu filozoflar için felsefenin genel amacı iddiaların aksine dinsizlik deil, Tanrı’nın bilgisine ulamak ve O’nun varlıını ispatlamaktır. Onları dier âlimlerden (teologlar, hukukçular, mistikler v.s.) ayıran fikirlerinin bulunması, dinden uzaklamalarının kanıtı deil bilakis slâm kültüründeki çok sesliliin, fikrî müsamahanın ve pozitif bilimlere verilen önemin ispatıdır. Gerek dinî bilimlerle, gerekse pozitif bilim dallarıyla ilgilenen müslümanlar, yaptıkları çalımaların dinin bir emri olduunu ifade etmilerdir. Bu durum da geçmite olduu gibi günümüzde de pek çok düünürün bilimle din arasında karıtlık düünmediini açıklıa kavuturmaktadır. XVII. yüzyılda gerçekleen Rönesans’la birlikte yeni bir anlayı ortaya çıkmıtır. Akılcılıın hâkim olduu bu yeni dönemde bazı çevrelerde sadece doal bilimlerin deil dinî hakikatlerin de akılla temellendirilebilecei kanaati yaygınlamıtır. Ancak bu kanaaatin yayılması uzun sürmemi, akılla metafiziin kurulabilecei inancına ciddi eletiriler getirilmitir. Bu eletiriler çounlukla maddecilerden kaynaklandıı gibi, dinde akıldan ziyade inanca önem veren bazı dindar insanlardan da gelmitir. XVIII. yüzyılla birlikte Aydınlanma dönemi ba- lamı bu çerçevede metafizie karı sistemli bir üphecilik olumutur. Modern dönemde bazı çevreler geçmite görülen kilisenin keyfî yorum ve uygulamalarını ateizme ve materyalizme basamak olarak kullanmı, dine ve Tanrı inancına karı olan nefreti körüklemilerdir. Ancak fikrî düzeyde sadece felsefî bir tercih konusu olan ateizmin modern dönemde politikaya âlet edilmesi ve bazı ideolojilere temel kılınması da insanlıı ayrı bir felâkete sürüklemi, bilgisizlikten kaynaklanan dinî banazlıın yol açtıı felâketlerden daha büyük acılara ve ıstıraplara zemin hazırlamıtır. Ateizm XIX. yüzyıldan itibaren yeni bir karakter kazanmıtır. Bazı çevrelerce bilimsel çalı malar dinin aleyhinde görülmü, pozitif bilimlerdeki çeitli aratırmalar ve var sayımlar dinî inançların çürütülmesi amacıyla kullanılmaya çalıılmıtır. Ayrıca modern dönemde Batı'da insan özgürlüü ile Tanrı iradesi (Kilise doktrinleri) arasında derin bir uçurum olu- mu ve insanlar kendilerini bu ikilem içerisinde bulmulardır. Bu dönemde Tanrı problemi, ateistlerce insanın özüne yabancılaması ve özgürlüünü kaybetmesi açısından da temel bir mesele olarak gözükmü-tür.(23) Schopenhauer (1788-1860), Auguste Comte (1798-1857), Feuerbach (1804-1872), Marx (1818-1883), Nietzsche (1844-1900), Freud (1856-1939), Sartre (1905-1980) ve Ayer (1910- 1989) gibi filozoflar modern dönemde ateizmin öncüleri olmutur. Bu dönemde genelde bütün dinler, özelde ise Hıristiyanlık çeitli biçimlerde eletirilip reddedilmitir. Modern dönemde materyalizm çeitli biçimlerde savunulmaya devam etmitir. Materyalizmin iddiaları özellikle Marxist çevrelerde yenilenmi ve bilimsel ateizm adı altında savunulmu tur. Yine bu dönemde Comte’un pozitivizmi ve dier pozitivist akımlar da inançsızlık adına etkin bir rol oynamıtır. Bu akımların en etkili silahı da pozitif bilimler (dorusu bilimsel var sayımlar) olmutur. öyle ki: XVIII. yüzyılın sonlarıyla XIX. yüzyılın ortalarından itibaren çeitli gerekçelerle bilim ile din arasında bir karıtlık kurulmu ve bilim adına bu sözde karıtlık her fırsatta yenilenmitir. Bilimin mutlaklıına inanan dolayısıyla bilimden hareketle dini eletiren ve reddeden ateist düünürler çaımızda kendilerince bilim dıı olan her türlü inancın, deerin ve yaklaımın da artık bir kenara bırakılmasını istemilerdir. Günümüzde dini reddedenlerce ileri sürülen ve birer var sayım niteliinde olan bazı iddialar sanki dorulanmı genel geçer yasalarmı gibi kabul edilmitir. Hatta bazı çevrelerde bu iddialar, birer ideoloji dogması haline getirilmi, tartııl-masına ve eletirilmesine dahi fırsat verilmemitir. Tanrı inancı ve din olgusu yanlı (yapay) olarak kabul edilmi, bu inancı anlamak yerine, sadece onun niçin ve nasıl var olduuna dair açıklama giriimlerine bavurulmu tur. ndirgemeci bir tutumla bu inançlar pozitivist bir ilke veya ön kabulden hareketle izah edilmeye çalıılmıtır. Modern dönemde bilimi esas alıp dini reddeden düünürler, evreni bilimsel bir biçimde ele alma, inceleme ve yorumlamayı hedeflemiler ve dünyada olup biten her eyin de pozitif bilimle açıklanması gerektiini ileri sürmülerdir. Bunun yanında da dinin böyle bir düüncenin karısında yer aldıı yalanını yaymaya çalımılardır. Dinin pozitif bilime karı çıktıını söyleyenler, insanların gözünü boyamak için evren ve yaamla ilgili vahiy kaynaklı açıklamaları bilinçli olarak çarpıtmılardır. Hatta onların gündeme getirilmesini, savunulmasını bilim çevrelerinde tartıılmasını dahi yasaklamılardır. Konunun daha iyi anlaılması için bazı düünürlerin iddialarını aktarmakta yarar görüyorum. Ancak çalımanın ilerleyen bölümlerinde söz konusu fikirleri daha detaylı olarak ele alıp tartıacaımız için, burada onları özetlemekle yetineceiz. Modern dönemde Auguste Comte evrimci bir yaklaımla “üç hal yasası” denilen bir yöntemi kullanmı, tarihi kendine göre teolojik, metafizik ve pozitivist olmak üzere üç döneme ayırarak insanlıın geliimini izah etmek istemitir. nsanlıın bugünkü halini de bu tarihi evrimin bir sonucu olarak görmütür. Comte’a göre nsan son dönemde bilim sayesinde olgunlua ermi olacak ve dini bir kenara bıraka-caktır. Ancak Comte daha kendi yaamında fikirleriyle çelimi ve tutarsız davranılar sergilemitir. Bugün geçerlilii olmayan bu tesbit ne yazık ki bazı çevrelerde hâlâ ciddiye alınmakta ve sorgulanmadan kabul edilmektedir. Halbuki Tanrı inancının bütün gücüyle ayakta olması ve her eye ramen dünyanın pek çok yerinde dinî inançların yaamlarını devam ettirmeleri Comte’un fikirlerinin yanlı olduunu açıkça ortaya koymutur. nsan var olduu ilk günde dahi u anda sahip olduu bütün nitelikleriyle birlikte donatılmı ve kendine bütün yetenekleri verilmitir. Dolayısıyla varlıının ilk yıllarında o, basit bir canlı varlık ya da hayvanımsı bir yaratık deildir. Böyle olmadıı da Tanrı’ya inansın veya inanmasın pek çok bilim adamının ifade ettii eydir. Durum böyle olunca bazı pozitivistlerin ortaya çıkıp da “insanın doası balangıçta böyle idi, daha sonra öyle geliti ve günümüzde ise bu hali aldı” demeleri gülünç olacaktır. nsan var olduu (yaratıldıı) ilk günden itibaren insandır. Batan beri düünme, hareket etme ve beslenme gücüne sahiptir. Elbetteki o günden itibaren de kendini ve evreni varkılan bir yaratıcıyı aramıtır. Tanrı’nın muazzam gücü karısında ona hayranlık duymu ve ükretmitir. Bu inanç ve hayranlık bütün karıt düüncelere ramen bugün de devam etmektedir. Gelecekte de böyle olacaktır. Evrim düüncesine sahip olanların iddia ettii gibi zamanla deien (gelien) ey insanın doası ve inancı olmayıp dünya ile ilgili olan tecrübe ve bilgisidir. Nitekim bunun sonu da yoktur. Hergün ortaya yeni bir ey çıkmakta ve her an yeni eyler icat edilmektedir. Ancak deien eylerin yanında kalıcı olan deerler de vardır. Bunların arasında da etik (ahlâkî), estetik ve dinî deerler bulunmaktadır. Ayrıca bunlar insan doasının ayrılmaz vasıflarıdır da. Sonuçta insanı ve Tanrı inancını düne veya bugüne göre deerlendirmek ya da ileride baka türlü olacaını söylemek baarısızlıa mahkûm olacak bir durumdur. Modern dönemin en ünlü ateistleri arasında Feuerbach ve Marx bulunmaktadır. Tanrı inancını antropolojik bir yaklaımla açıklamaya çalıan Feuerbach The Essence of Christianity adlı eserinde ateizmi “gerçek bir hümanizm” olarak tanımlamı, Tanrı kavramının da insan aklının kendi doasını dıarıya yansıtması sonucu olutuunu söylemitir. Ona göre nsanın Tanrı'nın varlıına inanması, bir anlamda kendi benliini yalanlaması, özüne yabancılaması ve fakirlemesi olacaktır.(24) Feuerbach'ın fikirleri yaadıı dönemde oldukça etkili olmu bata Marx ve Freud olmak üzere pek çok düünürü derinden etkilemitir. Marx ise XIX. yüzyıl Avrupasında, burjuvazi ve kapitalizmin egemen olduu toplumda dinin rolünü ele almıtır. Marx'a göre böyle bir toplumda din (kilise) insanı etkisiz hale getirerek uyuturmutur. Dolayısıyla Marx’a göre sosyalizm kurulmalı,(25) bu sayede sosyal ve politik açıdan insanların özgürlüü salanmalı, dolayısıyla din duygusu-nun olutuu kaynaklar da kurutulmalıdır.(26) Marx’ın fikirleri de yüzyılımızda derin etkiler uyandırmı pek çok insanı peinden sürüklemitir. Ancak ekonomik ve sosyal yapının deimesiyle birlikte Marx’ın fikirlerinin de pratikte fazla bir aırlıı kalmamıtır. Modern dönemde ateizmin bir dier öncüsü Freud ise, insandaki Tanrı inancını psikolojik tahlillerle açıklamaya çalımı, din duygusunu insanlıın en eski, en güçlü ve en kaçınılmaz arzusu olarak deerlendirmitir. Bu duyguyu da çocuksu bir yanılgı (hayal) olarak ifade etmi tir. The Future of an llusion adlı eserinde de Tanrı inancını, çocuktaki baba imajının yüceltilmi bir yansıması olarak ileri sürmütür.(27) Dier bir ateist Nietzche ise inançsızlıa farklı bir temel oluturmu özellikle Hıristiyanlıın Tanrı anlayıını iddetle reddetmitir. Tanrı inancını içeren bütün gelenek ve deerlere üpheci bir yaklaım sergileyen Nietzche, Tanrı'yı (sa) inanılmaya deer bir varlık olarak bulmamı tır. Dramatik bir üslûpla "Tanrı (sa) öldü. O'nu biz öldürdük" diyen Nietzche bu sözüyle Tanrı kavramının ve bu kavram üzerine kurulan inançların bütünüyle bir kenara bırakılmasını arzulamı ve Tanrı'sız bir hayatı amaçlamıtır.(28) Modern dönemin en ünlü ateistlerinden biri de J. P. Sartre olmutur. nsanın özgürlüe mahkûm olduunu iddia eden Sartre, Tanrı fikrinin insanın kendini tanrılatırma ve kendini Tanrı olarak görme arzusunun bir sonucu olduunu iddia etmitir. Sartre'a göre varlıı özünden önce gelen tek varlık insandır. Bu insan var olduktan sonra özünü, doasını ve deerlerini oluturmakta ve kendini öylece tanımlamaktadır. Dolayısıyla Sartre’a göre insanın özgürlüü açısından Tanrı var olmamalıdır. Tanrı olmadıı için de herhangi bir mutlak deerden söz edilmeyeceini söyleyen Sartre(29) Var oluçuluk akımının da önemli ateist filozoflarından biri olmutur. Batılı düünürler Hıristiyan dünyasının krizleriyle ortaya çıkan ve Batı kültürü için çözüm olabilecek iddialarda bulunmulardır. Buna karın müslümanların yaadıı bir ortamda aynı sorunların ve aynı görülerin ortaya çıkma ihtimali oldukça zayıftır. Dolayısıyla bunları birbirine karıtırmamak gerekir. Ancak burada üzücü olan ey Batı için önemli ve anlamlı olan bu düüncelerin dier kültürlere de aynen yansıtılması ve kabul ettirilmeye çalıılmasıdır. Halbuki her kültürün kendine has özelliklerinin yanı sıra, kendine özgü hayat anlayıı ve kendini dier kültürlerden ayıran iç dinamikleri vardır. Yukarıda adlarını andıım düünürler yüzyılımızda insanlar üzerinde büyük izler bırakmı ve ateizmin öncüleri olmulardır. Fikirleri çok ciddi eletirilere uramıtır. Bunların düüncelerinin günümüzde de devam ettiini ya da güçlü olduunu söylemek çok zor olacaktır. Günümüz insanı geçmie oranla çok farklı bilgilere sahiptir. Dolayısıyla pek çok eyi geride bırakmı tır. Yine insanlık doruluundan üphe duyulmayan pek çok iddianın yanlı çıktıını tecrübe etmi, kendi hayrına olduu söylenen inkârcı ve yıkıcı ideolojilerin de neye mal oldu unu yakinen tecrübe etmitir. nsanlık var olduu sürece düünce ve inançlardaki çeitlilik de devam edecektir. Gelecekteki bu inançsızlık gelecein kendi artlarında ve kendi tartımaları içerisinde yeniden ekillenerek varlıını sürdürecektir. Ancak görünen o ki yakın geçmite olduu gibi gelecekte de ateizmin, yanında bilim ve hümanizm silâhını bulması mümkün olmayacaktır. Çünkü her iki alanda da insan çok ciddi suistimallere mâruz kalmı ve çok acı hâtıraları yaamıtır. B) MUTLAK A¤¤¤MN MKÂNSIZLII Tanrı Kavramının Yaygınlıı Mutlak ateist sadece Tanrı'nın varlıını reddetmekle kalmayıp zihninde hiçbir surette Tanrı kavramı olmadıını söyleyen kiidir. Ancak bunun mümkün olmadıına ilikin güçlü ¤¤¤ler ileri sürülmü ve ciddi tartımalar yapılmıtır. Bu tartımalar esnasında bazı düünürler her ne olursa olsun ateizmin imkânsızlıından bahsetmi, bir kısım düünürler ise bunun aksini savunmulardır. Ateizmin mümkün olmadıını söyleyenlerin ellerindeki kanıtlara bakıldıında dierlerine nazarandaha inandırıcı ve ikna edici olduu görülür. Mutlak ateizmle ilgili ateistlerin fikirlerine bakıldıında pek çok eyin genelleme oldu- u ve zorlama yorumlara bavurulduu anlaılmaktadır. Nitekim bunların pek çou tepkisel düünceler olmaktan öteye gidememitir. Görünen o ki bir insanın gerek teorik ve gerekse pratik açıdan sonsuza kadar ateist olması mümkün deildir. nsanın aklı, kalbi, hissi ve ahlâkî melekeleri, kısaca doası kendini her zaman Tanrı’ya götürmekte buna karın inançsızlıın da önünü tıkamaktadır. Kabul etsin veya etmesin bütün insanların zihninde Tanrı kavramı vardır. Bu kavram, deiik kültür ve dinlerde farklı biçim almakta ve farklı niteliklere bürünebilmektedir. Bunlardan hangisinin daha anlaılır (kabul edilebilir) olduu ya da olmadıı bir tarafa, bütün insanlarda böyle bir fikrin bulunması daha iin baında mutlak ateizm iddialarını boa çıkartmaktadır. Tanrı’ya inanmadıını söyleyen insanlar zihinlerindeki bu kavrama Tanrı ismini vermek istememektedirler. Ateistlerin büyük bir çounluu Tanrı’nın var olmadıını söylemekle birlikte kesinlikle evrende bir kaos bulunduunu ya da kâinatın düzensiz bir kütle yıını olduunu iddia etmemilerdir. Dolayısıyla onlar da evrende hâkim olan (ya da görünen düzenin arkasında yer alan) gizli bir gücün, sebebin, enerjinin, kozmik bilincin bulunduunu belirtmektedirler. Sonuçta Tanrı’yı kabul etmeseler dahi görünen mevcut durum ve düzen karısında Tanrılık ilevi gören bir ilkenin, gücün veya açıklamanın arayıı içerisinde bulunmulardır. Özellikle materyalist olan ateistler teorik olarak akın bir Tanrı fikrini reddetmekle birlikte, içkin bir tanrı kavramını benimsemilerdir. Yani onlar bir anlamda doanın (kâinatın) kendini Tanrı olarak görmülerdir. Doaya sonsuzluk, sınırsızlık, yaratıcılık, ezelîlik ve ebedîlik gibi nitelikler atfetmekle bir ekilde onu kutsallatırmılardır. Bu da onların dinden farklı da olsa bir Tanrı kavramına sahip olduklarını ortaya koymaktadır. Sonuç itibariyle ateistlerin zihinlerinde ve bilinç altlarında ki Tanrı arayıına engel olmaları mümkün deildir. Teizmin Tanrı kavramını reddetseler de akın olmayan (maddi olan) bir varlıa Tanrı gözüyle bakmaktadırlar. Dikkatli incelendiinde ateistlerin zihinlerindeki kavramlarla dinin Tanrı kavramı arasındaki bazı niteliklerin benzer olduu gözden kaçmayacaktır. Dine ve dindarlara tepki duyarak inançsızlıı tercih eden insanların büyük bir kısmı, aslında içi ak ve sevgi dolu bir gücün varlıını kabul ettiklerini itiraf etmektedirler. Bu insanların büyük bir kısmı, gerek Batı'da gerekse Dou'da olsun, kendilerine sunulan geleneksel din anlayıını yeterince insancıl bulmamı ve ondan nefret ettiklerini söylemilerdir. Din adına yapılan savalar (mezhep çatımaları, haçlı seferleri), zulümler, aforozlar, cehennemle korkutmalar vb. tarihte olduu kadar bugün de pek çok kiiyi dinden uzaklatırmakta ve onların baka arayılara yönelmelerine sebep olmaktadır. Burada görülen bir gerçek de udur: nsan bazan kendi ihtiraslarını, tutkularını, kinini, nefretini ya da ümit ve hayallerini, din kisvesi altında icra etmektedir. Ancak bu da dinin (slâmın) öyle olduu ya da benzeri olumsuzlukları onayladıı anlamına gelmez. Gördüü iddet ve olumsuzluklar yüzünden dini terkeden bazı insanların yamurdan kaçarken doluya tutuldukları görülmektedir. Meselâ hasta insanların ölümüyle Tanrı’yı suçlayan ateist bir ideolojinin üyesi, kendi ilkeleri uruna, çoluk-çocuk, gençya lı, kadın-erkek demeden milyonlarca insanın acımasızca öldürülmesi ve sıkıntı çekmesine karı sessiz kalmıtır. Daha üzücü olanı ise bazı ideologların mutlu bir gelecek için bunların gerekli olduunu söyleyecek kadar ruhsuzlamı olmalarıdır. Halbuki insan karısındakinden bir ey isterken kendisinin nerede olduunu iyi bilmeli ve ona göre davranmalıdır. Dinden souyan veya soutulan insanlar bazan kapılmı oldukları ideolojinin de etkisiyle inançsızlıa doru kaymaktadırlar. nançsızlatıktan sonra dile getirdii fikirler ise aslında bu kiinin kendi fikirleri olmayıp, eline tututurulan ve gerçek olduu kendine söylenen (enjekte edilen) ideolojik iddialardır. Nitekim bunların büyük bir kısmı dini reddederken veya dindarları kötülükle itham ederken daima hayalindeki ütopik tiplemelere karı tepki göstermilerdir. Görmü oldukları olumsuzlukları zihinlerinde büyütüp canavarlatırarak onların bir an önce terkedilmesi gereken birer öcü oldu- unu düünmektedirler. Ateistlerin büyük bir çounluu Tanrı’ya inanan annesinin, babasının, dedesinin, ninesinin veya sevdii bir yakının inancını ve davranıını sevimli bulmakta, haklı olarak onları aklamakta ve sık sık onların kiiliine saygı duyduunu dile getirmektedir. Hatta herkesin onlar gibi olmasını istemektedirler. Bu da ateizmin büyük oranda ütopik ve hayalî gerekçeler üzerine ina olunduunu göstermektedir. Dolayısıyla söz konusu örnekler mutlak ateizmin olamayacaına dair güzel bir göstergedir. Din herhangi bir politik ideoloji (ya da mezhep) haline getirildiinde doal olarak bu ideolojinin veya mezhebin karısında yer alan kiiler kendilerini dinsiz olarak görmektedirler. Ancak bu kiilerin büyük bir kısmı da tahmin edilebilecei gibi mutlak ateist deildir. Akın bir güce ve sevgiye inandıklarını söyleyen bu kiilerin çounlu- u ideolojik olmayan bir dine ve bireysel dindarlıa inanmaktadırlar. Hatta yalnızlıklarında veya çocuklarıyla ba baa kaldıklarında kalplerindeki Tanrı sevgisinin sıcaklı- ını hissettiklerini söylemektedirler. Mutlak ateizmin olamayacaını gösteren dier bir kanıtta udur. nsan içerisinde ya- adıı tecrübeler karısında mantıkî bir kuralı kefetmitir. O da her eyin bir sebebinin bulunduu ve hiçbir eyin sebepsiz olamayacaı ilkesidir. Günlük yaamda edindii bu tecrübe, insanı eninde sonunda dünyanın ötesine götürmekte ve evrenin varlıını düünmesine neden olmaktadır. Bu inkâr edilemeyecek bir durumdur. Evrenin varlıını düünen ve onun nasıl var olduunu hayal etmeye balayan bir insanın da aklına Tanrı’yı getirmemesi ve böyle bir seçenei düünmemesi imkânsızdır. Bir insanın "Evrenin nasıl var olduunu düünmüyorum", “Zihnimde Tanrı kavramı yoktur” ya da “Tanrı fikri aklıma hiç gelmiyor” demesi inandırıcı deildir. Mutlak inançsızlıın imkânsız oluunu sadece teistler deil, geleneksel dinlere inanmayan ve bu anlamda dindar olmayan düünürler dahi ifade etmilerdir. Bunların arasında D. Hume (1711-1776), . Kant (1724-1804) ve Voltaire (1694-1778) gibi filozoflar da bulunmaktadır. Hatta bunların bir kısmı felsefe tarihinde dinî inanca kar- ı getirmi oldukları amansız eletirilerle tanınmılardır. Ancak bu kiilerin geleneksel dinî anlayıları veya yorumları eletirmeleriyle, kendilerinin de ifade ettikleri gibi, yüce bir gücün varlıını kabul etmelerini birbirinden ayırmak gerekmektedir. David Hume, dini ve mûcize gibi kavramları iddetle eletirmesine ramen mutlak ateizme inanmamıtır: "Evrendeki gaye ve düzen en dikkatsiz ve en geri zekâlı bir insanın dahi her yerde dikkatini çekecek açıklıktadır... Bütün ilimler bizi farkına varmadan ilk yaratıcının varlıını kabule götürmektedir"(30) Voltaire de yazmı olduu felsefe sözlüünün ateizm maddesinde, Sokrat ve talyan filozofu Vanini (1583-1619) gibi düünürlerin bu konuda asılsız ithamlarla haksızlıa uratılarak öldürülmelerini kınamı, mutlak ateizme ise ihtimal vermemitir. Voltaire ateizmi din adamlarının taassubuna ve Tanrı'yı kötü göstermelerine balayarakinsan zihninde yaratıcı bir üstün varlık fikrinin daima yer aldıını belirtmitir.(31) Hume, Voltaire ve Kant gibi filozoflar sonuç itibariyle mutlak ateizme imkân tanımayıp, bir ekilde Tanrı’nın varlıına iaret ediyorlarsa, onlardan daha sistemli olmayan ve ortaya ciddi düünce koymayan bir kısım ateistlerin tekrar düüncelerini gözden geçirmeleri ve daha ihtiyatlı davranmaları gerekmektedir Teistik Tanrı anlayıını reddettii halde aynı zamanda ateizmi de kabul etmeyen dü- ünürlerin varlıı aırtıcı olmamalıdır. Onların bu durumu gizli bir ateizm olarakta deerlendirilmemelidir. Ülkemizde de bu ve benzeri yaklaımları görmek mümkündür. Meselâ eserlerinde geleneksel din anlayıını ve bu anlamda dindarlık biçimini iddetle eletiren Cemil Sena da ateizmi kabul etmemi, onu umutların, aklın ve vicdanın tüm dayanaklarının çökmesi ve yıkılması olarak tanımlamıtır. Geleneksel Tanrı inancına sahip olmayan buna karılık bireysel, pragmatik ve ahlâkî boyutu aır basan bir dindarlıı savunan Sena, seküler yaam biçimini de tanrıtanımazlıktan ayırmıtır. Sena'ya göre Tanrı'sız bir ruh tüm yaam dayanaklarını ve tinsel varlıının bilincini yitirmi bir robottur.(32) Ateizmi imkânsız gören düünürler, Tanrı’nın varlıı konusunda insanlıın fikir birlii içerisinde olduunu iddia etmiler, inançsızlıın ise yanılgı olduunu ileri sürmülerdir. Dorusu binlerce yıldır milyarlarca insanın birbirinden farklı zaman ve mekânlarda dahi olsa Tanrı’ya inanmaları bizlere bir mesaj vermektedir. Bütün insanlar gerek içgüdüsel ve gerekse zihinsel açıdan Tanrı inancına doutan yatkındırlar.(33) Nitekim slâm peygamberi de her insanın doduunda fıtrat üzerine (Allah’a inanmaya yatkın) doduunu daha sonra ailesi ya da çevresince yönlendirildi ini ifade etmitir.(34) Kendini herhangi bir ekilde inançsızlıa artlamayan ve ideolojilere kanmayan bir insanın doutan getirmi olduu bu eilimi muhafaza edecei muhakkaktır. Dinî hayata bir süre uzak kalsa bile, o kii eninde sonunda kâinat üzerinde derin düüncelere dalacak, niçin ve nasıl var olduunu sorgulayacaktır. Çocukluundan getirdii safiyetini, iyiye ve güzele yönelik muhakemesini kaybetmemi ise, görünen her eyin ötesinde bir yaratıcının varolduunu düünecek, Onsuz bir hayatın olamayacaını bilecektir. nancın fıtrî olduunu belirten bazı düünürler ateistlerin mutlu ve salıklı günlerinde Tanrı'yı yalanladıklarını, sıkıntılı ve acılı günlerinde ise Tanrı’nın gücünü itiraf ettiklerini belirtmilerdir. Ateistler, bu düünürlerce, Tanrı'nın varlıına kasten karı çıkan, kör ve saır kimseler olarak tanımlanmıtır. Onlara göre doadaki en küçük canlının varlıı dahi inançsızların ¤¤¤lerini çürütmeye yeterlidir.(35) Tanrı’ya inanmak için insanın önünde sayısız gerekçeler bulunmakta buna karın yalanlamak için ise insanın gözünü dı dünyaya kapaması ve kalbinin sesine de kulak tıkaması gerekmektedir. nsanın zihnî bir artlanmılık içine girmeden tabii olarak Tanrı’yı inkâr etmesi mümkün deildir. Kur’ân-ı Kerîm daha ziyade putperestlik ve Tanrı’ya ortak koma problemiyle ilgilenmi bunun yanında ateistlerin ¤¤¤lerini çürüten kanıtları da dile getirmi, cevapsız bir konu bırakmamıtır. Her fırsatta insanın dikkatini doaya, insanın kendi nefsine ve topyekün yaratılıa çekmi, bütün bunların rüya olmadıını, gerçek olduunu vurgulamı tır. nsanın aklını kullanmasını ve kâinat karısında gözlerini açmasını tavsiye etmitir. Buraya kadar görüldüü gibi inançsızlık doutan olmayıp daha sonra dine karı oluan tepkilerle birlikte ortaya çıkmı bir durumdur. nançsızlıın ortaya çıkmasında yani birtakım insanların ortaya çıkıp “Tanrı’ya inanmıyorum” demelerinin temelinde elbette birtakım gerekçeler bulunmaktadır. Bu gerekçelerin bir kısmı ilmî var sayımlar olabildii gibi bir kısmı da sosyolojik ya da psikolojik tesbitler olabilmektedir.Bu gerekçelerin önemli bir kısmına çalımamızın deiik bölümlerinde yer verilecek ve tartıılacaktır. Ateizmin yapay kabul edilmesi birtakım düünürlerin iddialarının da ciddiye alınmayaca ı anlamına gelmez. Amacı ve üslûbu ne olursa olsun Tanrı inancına karı dile getirilen herhangi bir iddiadan insanların uzak durmasına gerek yoktur. Hatta onların üzerinde düünülmesi de gerekir. Yeter ki bu iddiaların fikrî bir deeri olsun ve tartı ması yapılabilsin. Yapılan açıklamalardan anlaıldıı gibi insanın zihninde Tanrı fikrinin bulunmaması imkânsızdır. Dolayısıyla bir ateistin “Zihnimde böyle bir fikir yok” diyerek Tanrı inancını reddetmesi inandırıcı deildir. Bu durumda geriye ateistler için Tanrı’yı bilinçli olarak reddetme seçenei kalmaktadır. Zaten ateist denildiinde de böyle bir insan akla gelmektedir. Issız bir adada yalnız baına kalmı bir insanın dahi, ayet salıklı bir yapıya sahipse, en azından zihninde yüce bir yaratıcıyı düünecei kesindir. Böyle bir kiinin aklî muhakemesiyle Tanrı’ya gitmesi zor olmayacaktır. Varacaı bu Tanrı kavramı belki peygamberlerin bütün niteliklerini haber verdii Tanrı gibi olmayacaktır. Ancak en azından O’nun akınlık, sonsuzluk, yaratıcılık, kudret, ezelîyet ve ebedîyet gibi niteliklerini o kii yakalayabilecektir. Bir an için yalnız yaayan bir insanın Tanrı’yı düünemediini var saysak bile yine o kiiye ateist denmesi doru olmayacaktır. Çünkü o kii ilâhî dinlerin Tanrı anlayııyla henüz karılamamıtır. En azından kendine hiçbir kimse bu konuda bilgi vermemi- tir. Kaldı ki o kiiye Tanrı hakkında ne düündüü de sorulmamıtır. Dolayısıyla o kiiye ateist denemez. Hem insan bilgi ve fikrinin olmadıı bir konuda niçin olumsuz bir tavra girsin. Böyle bir kii belki Tanrı hakında bir eyler duyduunda, duydukları eylere ilgi duyacaktır. Büyük bir ihtimalle de inanacaktır. Çünkü bu kiiye Tanrı anlatılırken her halde bir masal kahramanından ya da hayalî varlıklardan bahsedilmeyecektir. Kendine âlemin yaratıcısından söz edilecektir. Dolayısıyla olumsuz cevap vermesiihtimal dııdır. Bir insanın doası itibariyle mutlak ateist olamayacaı böylelikle anlaılmıtır. Tanrı’ya inanmayan kiiler ise mutlak ateist olmayıp çeitli gerekçelerle O’nu bilinçli olarak reddedenlerdir. Daha önce ifade edildii gibi Tanrı’nın reddedilmesinin arkasında birtakım teorik ve pratik gerekçeler bulunabilmektedır. Aslında bu gerekçeler kendi baına orijinal fikirler olmayıp çounlukla inanan insanların düüncelerine yöneltilmi itirazlardır. Gelecek bölümlerde görülecei gibi bu gerekçeler de cevapsız kalmamı, ciddi bir ekilde sorgulanmı, yanlılıklarına iâret edilmi ve çürütülmütür. C) TEORK A¤¤¤MN TUTARSIZLII 1. Ateizmin ddiaları Ateizmi iyi anlamak ve ona ikna edici cevaplar verebilmek için iddialarının neler oldu una öncelikle bakmak gerekmektedir. Böylelikle ateistlerin Tanrı inancı hakkında neler düündüünü görmü ve hangi noktadan hareketle dine karı çıktıklarını anlamı olacaız. Dorusu ateistlerin Tanrı inancı hakkında neler söyleyebileceklerini tahmin etmek zor olmayacaktır. Zaten ateizmin tanımı verilirken az çok bu iddialara deinilmiti. Ancak bu iddiaları daha detaylı bir ekilde ele alarak tahlil etmek ve tartı mak yararlı olacaktır. Ateistler, dini içeriden ve dıarıdan olmak üzere genelde iki ekilde eletirmeye çalı mılardır. Dıarıdan yapılan eletirilerde, birinci bölümde de görüldüü gibi, pozitivizm esas alınmı ve dinî inancın doası üzerinde durulmutur. Bu çerçevede din sosyal, psikolojik ya da antropolojik bir fenomen olarak kabul edilmi, u veya bu gerekçelerle sonradan ortaya çıkmıtır biçiminde birtakım dar ve gülünç görülerle izah edilmeye çalıılmıtır. kinci olarak ise din, ateistlerce içeriden eletirilmeye çalıılmıtır. Buna göre ateist dinî inancın mahiyetini göz önünde bulundurmu, Tanrı kavramını ve bu kavramla ilgili dindar insanların ifadelerini kendine esas almı ve onlar üzerinde younlamı- tır. Bunu yaparken birtakım çeliki ya da tutarsızlıklarla karılatıını iddia ederek Tanrı inancını çürüttüünü sanmıtır. Ancak ateistin Tanrı kavramını anlamakta yetersiz kaldıı ve ön yargılarından bir türlü kurtulamadıı görülmektedir. Öyle ki karı tarafı tutarsız olmakla itham eden ateistin kendisi çeliik ifadeler kullanmıtır. Ateistler çounlukla dini anlamakta zorlanmılardır. Dini olduu gibi anlamayan ve dindar insanın ne hissettiini bilmeyen ateistler bu durumda dinî inançları çarpıtmaya çalımılardır. Aksi takdirde ellerinde pek fazla malzeme bulunmayan ve orijinal bir iddiaları olmayan ateistlerin yapabilecekleri fazla bir ey de yoktur. Bizleri Tanrı’nın varlıına götüren evrenin gerçekliinden kimse üphe etmez. çerdi- i bütün varlıklarla Tanrı’nın varlıı lehinde güçlü bir kanıt olan evreni (gerek teorik ve gerekse pratik açıdan) yaratıcısız olarak düünmek te imkânsızdır. nsanın aklına böyle bir ey gelse bile bunun gerçekleebileceini zannetmek ihtimal dııdır. Nitekim ateistlerin birtakım anlamsız ve belirsiz terimlerle açıklama getirmeye çalıtıkları ve tıkandıkları görülmektedir. Teorik açıdan güçlü olamayan ateistin bütün kozu u veya bu ekilde inanan insanın yaam biçimini, dünya görüünü, varlık âlemiyle ilgili düüncelerini ve kanaatlerini eletirmekten ibaret kalacaktır. Yani aktif olan, elinde ¤¤¤i, iddiası ve kanıtı bulunan teisttir. Elinde iddiası, kanıtı ve orijinal düüncesi bulunmayan ise ateistin kendisidir. O’nun yapabilecei tek ey sonuç itibariyle ya reddetmek ya da susmak olacaktır. Nitekim gerçek ateist, ateist olduunu dahi açıklama gereini duymayan bununla birlikte iç dünyasında problemin sıkıntısını hisseden kiidir. Ne yazık ki günümüz ateistlerinin büyük bir kısmı günlük ideolojilerin yapay ilkeleriyle dinden kopan kiiler olmutur. nanmadıı halde Tanrı’nın varlıının çürütülmesinin imkânsız olduunu anlayan ve bunu itiraf eden Bertrand Russell gibi düünürler bulunsa da çou ateist aynı olgunlu u gösterememi, her eye ramen ideolojik saplantılar uruna fikirlerinden ve ön yargılarından vazgeçmemilerdir. slâm'a göre Tanrı’nın varlıının yanı sıra içerisinde Hz. brâhim, Hz. Mûsâ, Hz. sâ ve Hz. Muhammed’in bulunduu bütün peygamberlere ve âhiret hayatına iman etmek temel inanç esaslarıdır. slâmiyet’te dili, dini, ırkı, mezhebi ve toplumdaki sosyal statüsü ne olursa olsun herhangi bir insanın tam olarak mü’min sayılabilmesi için her üç konuda da tereddütsüz bir ekilde inanç sahibi olması yeterlidir. nanan insanları ateistlerden ayıran temel nitelik de onların bu esasları benimsemeleridir. Ateistlerin temel özellikleri ise söz konusu inanç esaslarını reddetmi olmalarıdır. Tahmin edilebilecei gibi günümüzde dini reddeden bir kii bu ilkeler etrafında eletirilerini sıralamakta ve itirazlarını dile getirmektedir. Buradan hareketle ateistlerin iddialarını genel olarak üç grupta ele almak mümkündür: 1. Tanrı’nın varlııyla ilgili olarak ileri sürülen itirazlar. 2. Peygamberlerle ilgili olarak dile getirilen tenkitler. 3. Âhiret hayatıyla ilgili itirazlar. Bir ateist Tanrı’yı reddettii zaman doal olarak peygamberleri ve âhiret hayatını da inkâr etmi olmaktadır. Dolayısıyla birine inanarak dierlerine inanmazlık etmesi ihtimal dahilinde deildir. Ancak bazı insanların Tanrı’ya inandıı halde peygamberlere veya âhiret hayatına ilgi duymadıı ya da inanmadıı görülmektedir. Yine aynı ekilde bazı filozofların da Tanrı’nın varlıını reddettii halde sonsuzlua ya da ruhun ölümsüzlüüne inanmı olduu bilinmektedir. Ancak bütün bunlara ramen bir insana mümin denebilmesi için Tanrı inancı esas olmak üzere her üç konuya da inanması gerekmektedir. Aynı ekilde bir insanın ateist olmasının ölçüsü de kısaca Tanrı inancı bata olmak üzere her üç inancı açıkça reddetmesidir. Bir insanın Tanrı’nın varlıına inanmasına ramen peygamber ve âhiret inancından habersiz olarak yaamı olması onun ateist olduu anlamına gelmez. Böyle bir insan mümindir. Ancak bu duruma ramen Tanrı’ya inanan bir insanın da (ayet daha sonra bilgilenmi ise) bu inancının gerei olarak peygamberlerin varlıına inanması ve onların mesajlarını kabul etmesi gerekecektir. Daha önce de ifade edildii gibi ateistlerin temel itirazları Tanrı’nın varlııyla ilgili olmu tur. Filozof olsun veya olmasın pek çok ateist bu konu da birtakım iddialarda bulunmutur. Öncelikle Tanrı’nın var olmadıını ileri sürmü, varlııyla ilgili getirilen kanıtları da reddetmilerdir. Bunu yaparken de daha önce görüldüü gibi çeitli gerekçelere dayanarak itirazlar ortaya koymulardır. Bu teorilerin bir kısmı felsefî olduu gibi, psikolojik, sosyolojik ve antropolojik olanları da vardır. leride ayrıntılı olarak ele alacaımız bu teorilerle ateistler Tanrı inancını çürütmeye çalımılardır. Ancak bunda baarılı olamadıkları gibi kendi içlerinde de tutarsızdırlar. Ne var ki bu teorilerin bazı çevrelerce birer ideolojik dogma halinde savunulması onlara günümüze kadar yaama imkânı tanımıtır. Öyle ki dindar insanlar dinle ilgili bir konuda tartıma ve konumaya açık iken, ateizmini ideoloji olarak savunanlar fikirlerinin tartıılmasını ve sorgulanmasını kesinlikle kabul etmemi- lerdir. Bu tavırlarını da temelsiz ve asılsız ithamlarla örtmeye çalımı, kaçamak cevaplarla konuyu geçitirme yoluna gitmilerdir. Ateistlerin Tanrı’nın varlııyla ilgili olarak yüzyılımızda dile getirmi oldukları en temel iddialardan biri, Tanrı inancının bilimsel olmadııyla ilgili fikirleridir. Bilimsel çalımaların Tanrı inancını bertaraf ettiini düünen bazı ateistler inanan insanları bilim dıı olmakla suçlamılardır. Bu kiiler Tanrı’nın varlıının bilimsel olarak ispatlanamayaca-ını, duyumlarla algılanmasının ve tecrübe edilmesinin de mümkün olmadıını dile getirmilerdir. Ateistler Tanrı’yı reddetmenin yanında doal olarak evrenin ve canlılar dünyasının oluumuyla ilgili açıklamalar da getirmek durumunda kalmılardır. Dolayısıyla evrenin kendi baına var olduunu, yani yaratılmadıını, kendi iç yasaları çerçevesinde bugünlere geldiini, dıarıdan bir müdaheleyle de (Tanrı’nın iradesiyle) ekillenmedi ini iddia etmilerdir. Tanrı’nın varlıını kabul etmeyen ateistler doal olarak peygamberlere ve onların Tanrı’dan vahiy aldıklarına da inanmamılardır. Onlara göre Tanrı’nın bir insanı görevlendirmesi ya da o kiinin Tanrı’dan mesaj alması mümkün deildir. Bu süreçte anlatılan olayların onlara göre gerçek olması da mümkün deildir. Peygamberlii ve vahyi reddetme günümüzde olduu gibi bizzat peygamberlerin kendi dönemlerinde de görülmütür. Peygamberler özellikle putperestlie ve paganizme karı sava açtıkları ilk günlerde iddetli itirazlarla karılamılar ve gelenei yıkmakla suçlanmılardır. Bu itirazların temelinde de peygamberlere karı inançsızlık olduu gibi eski alıkanlıkların terkedilmesine ve yeni eylerin kabulüne karı bir isyan duygusu yatmaktadır. Ateistler için bir kiinin elçilik (peygamberlik) iddiasında bulunması, Tanrı’dan melek vasıtasıyla mesaj getirmesi ve ölümden sonraki yaamdan bahsetmesi kabul edilemez bir durumdur. Onların toplumsal hayatta iyilikleri anlatarak ahlâksızlıa karı direnmeleri, adaleti salamak için uramaları, haksızlıa karı gelmeleri, insanların eit olduunu söylemeleri ve dürüst bir yaam sergilemeleri de aynı derecede tepkiyle karılamı ve reddedilmitir. Peygamberlere inananların sayısı çounlukta olmasına ramen bazı insanlar ısrarla mücadele etmi ve onlara kötülük yapmaya çalımılardır. Bu kiiler Peygamber'in getirdii mesajları çeitli gerekçelerle reddetmi ve onları dinlemekten kaçınmılardır. Peygamberlere olan karı çıkmanın altında dinle ilgili bazı teorik itirazların yanında, psikolojik, sosyolojik, hatta ekonomik etmenler de bulunmaktadır. Yine bu karı çıkmada kiisel ve kültürel özelliklerin dahi ön plana çıktıı görülmütür. Hz. Peygamber’e inanan ve slâm'a ilk giren kiilerin arasında ayrımcılıa urayarak ezilen ve haksız muamele gören zayıfların, kölelerin, kadınların ve yoksul insanların çounlukta olması ilginçtir. Buna karın peygambere ilk karı çıkanların ise zenginlerin, kabile reislerinin, putlardan, hurafelerden ve büyücülükten kazanç elde edenlerin bulunması da dikkat çekicidir. |
|
|
|