Taklit (imitation)

sosyal psikoloji tarihinin ilk kavramlarından biridir ve yaygın anlamında

bir başkasının davranışını tekrarı ifade etmektedir. 1890'da G. Tarde'ın hakkında bir monografi yazdığı taklit kavramı

daha sonra uzunca bir süre gündemden düşmüş

1960'larda sosyal öğrenme teorisiyle yeniden ortaya çıkmıştır.
Sosyal öğrenme teorisyenleri (Bandura

vs.) taklit ile öğrenmeyi birbirinden kesinlikle ayırmaktadır: Taklit

örnek bir davranışın yeniden üretimi olarak

öğrenmeden ziyade performans düzeyinde yer almaktadır ve bu nedenle

taklidi tanımlamada

taklit edilen davranışın özellikleri önem taşımaktadır; örneğin modelin davranışının taklit edenin repertuvarında yer almaması (bir sürücünün önündeki arabanın kırmızı ışıkta durmasının ardından durması

öndekini taklit ettiği anlamına gelmemektedir) taklidi ayırdetmede en belirgin ölçütlerdendir.
Araştırmalar

bazı koşulların taklidi kolaylaştırıcı bîr rol oynadığını ortaya koymaktadır. Örneğin

model olanın statü ve saygınlığı

model ile kişi (taklit etme durumundaki kişi) arasında olumlu duygular

model ile kişinin benzerlik düzeyi

kişinin bizzat kendi deneyimi olmamakla birlikte modelin söz konusu bir davranışı yapmakla ödül veya kazanç sağladığını algılaması gibi.
Yeterince incelenmemesine rağmen taklidin eğitim açısından önemli bazı işlevleri olduğu bilinmektedir. Her şeyden önce taklit

öğrenmeyi hızlandırıcı bir etkiye (özellikle kendiliğinden pozitif olarak pekiştirilme imkânı zayıf olan davranışlarda) sahiptir; ikincisi inhibisyonları ortadan kaldırabilir; üçüncüsü daha önceden öğrenilmiş

sosyal olarak yaptırıma uğramamış

fakat yapılmayan davranışların ortaya çıkarılmasında kolaylaştırıcı bir rol oynayabilir.
Taklit (mimesis) olgusu

Girard'ın günah keçisi teorisinde

toplumu tesis edici bir rol yüklenmektedir.