![]() |
|
|||||||
| Müzik Muhabbeti Her Türlü Müzik Muhabbeti |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Bizim atalarımız OZANLARIMIZ. Etnik müziğimize şekil veren
onu geliştiren Aşklarını kavgalarını hüzünlerini sevinçlerini tüm duygularını sözlere notalara döken o eşsiz üstatlarımızın anısına. Tüm önemli ozanlarımızın biyografisi. Saygıyla Anıyorum. Ruhları şad olsun. ABDAL MUSA SULTAN Horasan'dan Rum'a zuhur eyleyen Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi Binip cansız duvarları yürüten Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi? Anadolu'nun ünlü erenlerinden ve ermişlerinden olan Abdal Musa Sultan aynı zamanda ünlü bir ozan ve düşünürdür. Aslen Horasan'lı dır. Azerbaycan'ın Hoy kasabasına gelmiş ve bir süre orada yaşamış olduğundan "Hoylu'' olarak tanınmıştır. Hacı Bektaş Veli'nin amcası Haydar Ata'nın oğlu Hasan Gazi'nin oğludur. Kaygusuz Abdal Menkıbesine göre "Kösre Musa" adıyla da anılır. Abdal Musa Sultan Horasan Erenlerinden ve Hz. Peygamber soyundandır. 14. yy. da yaşadığı ve Osmanlıların Bursa'yı fethi yıllarında Orhan Bey'in askerleriyle savaşlara katıldığı ve büyük yararlıklar gösterdiği tarihi kaynaklarda yazılıdır. Hacı Bektaş Veli'nin önde gelen halifelerindendir. Payesi sultanlık mertebesi "Abdallık". Pir evindeki hizmet postu ise "Ayakçı Postu''dur. Bu post Bektaşi tarikatındaki on iki posttan on birincisi olup diğer adı ''Abdal Musa Sultan Postu"dur. Ayakçılık Abdallık mertebesidir. Elmalı Tekke köyündeki dergahı ilk Bektaşilerin dört büyük "Asitanei Bektaşiyan" dan biridir. Ancak Anadolu'nun inanç coğrafyasında seçkin bir yeri etkin bir gücü olan Abdal Musa Sultan adına daha bir çok yerde makam ve mezarlar yapılmıştır. Bir çok yazar ve araştırmacı bu büyük savaşçı ve düşünürü konu alan araştırmalar yapmışlardır. Bazılarına göre Abdal Musa Sultan; Bursa'nın fethine katıldıktan sonra Manisa Aydın ve Denizli yöresinde bulunmuş daha sonra da Türkmen ve yörüklerin yoğun bulunduğu Elmalı yöresinde tekkesini kurmuştur. Ayrıca Denizli'de yatan "Büyük Yatağan Baba"dan esinlendiğini de belirtmişlerdir. Abdal Musa Sultan Elmalı yôresinde kurduğu tekkesinde sayısız kişiler irşad etmiş (uyarmış) ve bunlar arasında büyük ozanlar yetişmiştir. Bunların en ünlüsü de Alevi-Bektaşi edebiyatın abidelerinden sayılan Kaygusuz Abdal'dır. Ancak onunla ilgili olarak Abdal Musa Sultan Velayetnamesi'nde konu edilen söylenceyi yeri gelmişken aktarmadan geçmeyelim: ''Alaiye reyinin oğlu Gaybi Abdal Musa'ya derviş olup Kaygusuz adını alınca babası oğlunu kurtarmak ister. Tekke Beyi'nin yardımını talep eder. Tekke Beyi'de Kılağılı İsa adlı pehlivan yiğidini Abdal Musa'nın tekkesine yollar. İsa dergaha varır ve kapıya gelince: Çağırın bana Abdal Musa'yı diye gürler. Ancak atı ürker ve İsa'yı sırtından atar sürükleyerek parçalar. Tekke beyi bu olaya çok sinirlenir ve ordusuyla harekete geçer. Abdal Musa Sultan'ı yakmak öbek öbek odunlar yığılır. Ateşler tutuşturulur. Abdal Musa Sultan'da üç yüz kadar müridi ile semah ederek yola koyulur... Bu öyle bir geliş ki onlarla birlikte dağlar ağaçlar kayalar da beraber yürür Dervişler bir gülbank çekip ateşe girer. Ateş onları yakmaz onlar ateşi söndürürler. Bu manzarayı gören Kaygusuz'un babası dunuma hayranlıkla bakar Abdal Musa'nın ellerini öper ve geriye döner. Kaygusuz bu dergahta kırk yıl hizmet eder...'' Abdal Musa Sultan'ın kerametleri kendi adı verilen Velayetname'de anlatılır. Abdal Musa Sultan Velayetnamesi günümüz Türkçesi ile Ali Adil Atalay tarafından beşinci kez olarak yayınlanmıştır. kerametlerinden biri de şöyle: "Abdal Musa Sultan bir pamuk içine kor halinde bir ateş parçasını müridlerinden biriyle Geyikli Baba'ya gönderir. Geyikli baba da ona bir bakraç içinde geyik sütü gönderir. Bu kerametin yorumu da "hayvanatı iradesine bağlamak bitkilere hükmetmekten zordur'' şeklindedir. Şair düşünür Horasan ereni Abdal Musa Sultan'ın keramet ve erdemleri yedi yüzyıldan bu yana dillerde söylenir durur. Antalya Elmalı ilçesine bağlı Tekke köyündeki türbesi 14. yy.'da Selçuklu mimarisi örneğinde yapılmıştır. Tekke hakkında en önemli bilgiyi 17 yy. da burayı ziyaret eden ünlü gezgin Evliya Çelebi Seyahatnamesinde vermiştir. Bu bilgilere göre tekkenin kubbesindeki altın alem beş saatlik yerden görülüyormuş. Abdal Musa Sultan sandukası baş ucunda seyyid olduğunu gösteren yeşil imamesi durur. Tekkenin etrafında bağ ve bahçeler uzanır Misafirhaneler kiler mutfak meydanlar gibi bir çok ek binalar varmış. Mutfakta kırk derviş hizmet eder. Meydanın dışında ayrıca büyük bir misafirhane bulunur ki üstü konak altı ise iki yüz at alacak kadar büyük bir ahırdır. Misafir hiç eksik olmaz. Tekke yapıldığı günden beri mutfağında hiç ateş sönmemiştir. Tekkenin çok zengin vakıfları vardır. On binden fazla koyunu bin camuzu binlerce devesi ve katın yedi değirmeni ve daha birçok varlığı ile üç yüz elli yıl önceki Abdal Musa Sultan tekkesinin çok büyük zenginliklere sahip bir kurum olduğunu belirtiyor. Evliya Çelebi... Yeniçeri Ocağı'nın kaldırılmasından sonra dağıtılan tekkeler arasında Abdal Musa Sultan tekkesi de nasibini almıştır. 1242 (1829)'da hükümetçe gönderilen memurlar tarafından dergahta mevcut bütün eşyalar ve binlerce canlı hayvan satılıp defteri İstanbul'a gönderilmiştir. Bu hal tekkelerin 1925'de kapanmasına kadar yaşanmıştır. Değişik dönemlerde onarım gören Tekke zaman içinde yıkılmış günümüzde ise sadece Abdal Musa Sultan türbesi kalmıştır. Türbede Abdal Musa annesi babası kız kardeşi ile Kaygusuz Abdal'ın kabirleri vardır. Tekke'nin giriş kapısındaki kitabe yazısının bir beyt'ini aşağıya alıyoruz: Edeble kıl ziyaret bir makaam-ı alişandır bu Füyuz'u Hakk'a menba asitan-ı aşikaandır bu. Önce de belirtildiği gibi; Aleyi-Bektaşi şiirine ''nefes''adı verilir. Alevi-Bektaşi şiiri de genellikle Yunus Emre'nin şiirinden etkilenmiştir. Bu şiir daha sonra Abdal Musa ile yönünü çizmiş ve Kaygusuz Abdal'la beslenerek doruğuna erişmiştir. Abdal Musa'nın günümüze kadar gelen şiirleri çok azdır. Ancak az da olsa bu şiirler Alevi-Bektaşi edebiyatının seçkin örnekleri sayılır. Bu şiirlerle Alevi-Bektaşi edebiyatı kesin anlam kazanmıştır. Nefesleri: Kim ne bilür bizi nice soydanuz Ne zerre ottan ne hod sudanuz Bizim meftunumuz marifet söyler Biz Horasan mülkündeki baydanuz Yedi deniz bizim keşkülümüzde Hacem umman ise biz de göldenüz Hızır İlyas bizim yoldaşımızdır Ne zerrece Günden ne de Aydanuz Yedi tamu bize nevbehar oldu Sekiz uçmak içindeki köydenüz Bizim zahmımıza merhem bulunmaz Biz kudret okuna gizli yaydanuz Turda Musa durup münacat eyler Neslimizi sorarsanız ''Hoy'' danuz Ali geldi adım bahane Güvercin donunda kondum cihana Abdal Musa oldum geldim zemana Arif anlar bizi nice sırdanuz. Horasan'dan Rum'a zuhur eyleyen Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi Binip cansız duvarları yürüten Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi? Doksan altı bin Horasan Pirleri Elli yedi bin de Rum erenleri Cümlesinin servirazı serveri Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi? Balım Sultan arkadaşı yoldaşı Kızıldeli Sultan dürür hem eşi Abdal Musa Sultan dersen ne kişi Pirim Hacı Bektaş Veli değil mi? AGAHİ Seher vakti çaldım yarin kapısını Baktım yarin kapıları sürmeli Hoş bulmadım otağının yapısını Çıkageldi bir gözleri sürmeli Agahi karışır kanlı yaş ile Dost bulunmaz hayal ile düş ile Yetilmez menzile bu gidiş ile Hemen aşk atına binip sürmeli 1860 - 1921. Şarkışla’nın Kılıççı köyünde doğdu. Asıl adı Veliyüddin’dir. Ancak genellikle Veli olarak bilinir. Bazı kaynaklarda doğum tarihi 1875 ölüm tarihi ise 1916 olarak verilmektedir.Aslen Arapkir’den Şarkışla’ya göçen bir ailenin çocuğu olan Agahi aşıklık geleneğini ve şiiri asıl adı Mahmut Derviş olan Zileli Vacit’ten öğrendi.Bazı kaynaklara göre okur yazar olmayan ve Alevi dergahlarında kendini yetiştiren Agahi’nin şiirleri Anadolu’nun çeşitli yerlerinde söylenmektedir. Şiirlerinde uzun bir süre Veli mahlasını kullandığından aynı adlı öteki şairlerle/aşıklarla karıştırılmaktadır. Agahi mahlasını ise ne zaman ve kimden aldığına ilişkin kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Şarkışlalı Agahi genellikle dini içerikli taşlama konularına ağırlık vermesine karşın duygu ve sevgi şiirlerinden de birçok güzel örnek bıraktı. Dönemin Beyrut Valisi aracılığıyla Sivas Valisi Reşit Akif Paşa tarafından bir dönem Şarkışla Tahsildarlığı görevine getirilen Agahi İstanbul’dan Rodos’a Adana’dan Halep’e dek birçok yeri dolaştı.1911 yılında Pınarbaşı tahsildarlığına geçti. Ancak bir süre sonra ayrılarak köyüne döndü. Sonraki 5 yıl köyünde yaşadı. Yakalandığı kolera hastalığından öldü. Bazı araştırmacılara göre mezarı Şarkışla’dadır.Ayrıca yine Şarkışla ve Rumeli yörelerinde yaşamış Agahi adlı başka aşıkların olduğu varsayılmasına karşın bu konuda kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Dağıtır Gam kasavet keder başa derildi Ancak bu yarayı yazan dağıtır Bu dert bize ta ezelden verildi Sinemdeki olan yürek dağıtır Gönül tutulmazdı her tuzak ile Ahir tutup bent ettiler bağ ile Dağ vurdular dağladılar dağ ile Dediler ki bizim yozun dağıtır Görmez misin şu Ferhat’ın işini Kerem sevda ile çekti dişini Ben de mesken edim bir dağbaşını Desinler ki bu dağ Mecnun dağıdır Dertli Kerem ile Behlül-i Dana Onlar aşk elinden oldu divane Agahi şuara olmuştur amma Saçma sapan söyler sözü dağıtır Diyerek Sofu sen kendini arif sanırsın Benden özge arif yok yok diyerek Sureti zahirde kafa sallarsın Oturur kalkarsın hak hak diyerek Güş eyle pendimi ey sofu zade Sen bu gönül ile kalırsın dağda Senin gibi gezer leylek havada Geçirir ömrünü lak lak diyerek Onda körsün eğer bunda kör isen Rah-ı erenlerden bihaber isen Yarın hakkın divanına varırsan Kovarlar dışarı çık çık diyerek Agahi’nin bu sözünde durmazsan Ebedi kör kalın meydan görmezsen Hacı Bektaş tarikine girmezsen Sonra canın çıkar hık mık diyerek Geldi Dost eline giden sail dur eğlen Muhabbetnamenin sırası geldi Mevlayı seversen hemen bir eğlen Şimdilik gönlüme burası geldi Gelmedi sevdiğim bilmem ne güne Tahammül kalmadı düne bugüne Hayal meyal yar gözlerim ögüne Sevdiğim kaşların karası geldi Nice yetimler var halli balınca Boynu eğri benzi sarı kalınca Çıkmaz bu dert benden ta ki ölünce Derler ki yürekte yarası kaldı Mektubum ol yare var böyle söyle Bunca hasiretlik kalır mı böyle Vacida eğlenme gel kerem eyle Vallahi Veli’nin göresi geldi Söyle Hasbi arzuhalim ol nazlı yare Candan cananıma var selam söyle Bu derdi zahmime eylesin çare Gül yüzlü yarime var selam söyle Gelsin şu halime bir rahim etsin Tarikat ilmini bir tarif etsin Her ne dek cürümüm varsa affetsin Adalet şahına var selam söyle Agahi ayrılık bize kisb ü kar Eriştir menzile hasbeten nikar Sevdiğim yadlara etme itibar Düşürme şanına var selam söyle.Seher Vakti Seher vakti çaldım yarin kapısını Baktım yarin kapıları sürmeli Hoş bulmadım otağının yapısını Çıkageldi bir gözleri sürmeli Açtırdım kapıyı girdim içeri Aklımı başımdan aldı o peri Dedim sende buldum halis gevheri Dedi yok yok bir mihenge sürmeli Dedim hiç yapı yok senin yapında Oynanılmaz urganınla ipinde Dedim dahi çok mu duram kapında Dedi yok yok seni burdan sürmeli Dedim ki ne kadar yüzümden bezdin Etim kebap ettin derimi yüzdün Aşık katletmeye silah mı dizdin Martini mavzeri bir dem sürmeli Şu kevn ü mekanı tutmuş ışığın Nöbetin bekleyin alır keşiğin Beklemeli bir sultanın eşiğin Günde yüz bin kere yüzler sürmeli Agahi karışır kanlı yaş ile Dost bulunmaz hayal ile düş ile Yetilmez menzile bu gidiş ile Hemen aşk atına binip sürmeli Var Hilebaz demişler bizlere amma Ne hilem var ne hileciğim var Kimisine baldan lezizim amma Kimine zehirden acılığım var Yüzümü çevirdim adü taşından Kaynıyor kazanım aşk ateşinden Değirmen döndürdüm gözüm yaşından Usta olamazsam suculuğum var Gahi usta eyler gahi suç eyler Gahi yara eyler gah ilaç eyler Hasılı dost beni eğlence eyler Yar ile böyle bir cilveciğim var Bak şu sofulara ne söylemişler Agahi Kızılbaş şair demişler Hacca gitmez deyi tan eylemişler Benim ise kunde hacılığım var Hakkın Emri Hakkın emri ile cihana geldim Muhammet’e kal u beli diyerek Ya Ali kapında kurbana geldim Kabul et kapının kulu diyerek Yine sen bilirisin benim halimden İnayet merhamet Sultan Balımdan Zikrin fikrin gitmez oldu dilimden Vird ederim Ali Ali diyerek Nasıl sevmeyeyim şahım Hasan’ı Hakkın habibinin kudret-ül aynı Severiz gönülden şahım Hüsey’n’i Bunlar has bahçenin gülü diyerek Aşkına düşeli Mecnun daneyim Yitirdim ben beni viran haneyim Ne aklım başımda ne divaneyim Şimdi deli oldum deli diyerek Niyazımı kabul eyle ilahi Ki sensin alemin peşti penahı Dilerim ki canın çıksın Agahi Hünkar Hacı Bektaş Veli diyerek Ali ÇAĞAN yar bağında öterimSevda bahçesinin gülü aşkına Katıldım kervana pir’e giderim Gerçek erenlerin yolu aşkına Çağan Ali dost yoluna ol turab Gönüller şen olsun kalmasın harapAşkın badesinden bir damla şarap Kırkların sunduğu dolu aşkına 20-02-1962 tarihinde Erzurum’un Şenkaya ilçesine bağlı Aydoğdu köyünde doğdu. Yörede Aşık Irıza diye bilinen Ali Rıza Çağan’ın oğludur. Köyünde okumaya başladığı ilkokulu 1969 yılında babasının vefatından sonra Karayazı ve Hınıs Yatılı Bölge Okulları ile Hınıs Yetiştirme Yurdunda tamamladı. Orta Okulu Hınıs ve Erzurum Yetiştirme Yurdunda kalarak okudu. Rize ve Gümüşhane’de Öğretmen Lisesini okuduktan sonra hem çalışıp hem okuyarak Gazi Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Yüksek Okulu’nu bitirdi. Uzun yıllar çeşitli inşaat şirketlerinde yönetici muhasebeci olarak çalıştı.23 yıl Ankara’da yaşadıktan sonra İsveç’e taşındı. 2000 yılından beri Stockholm’de yaşıyor. Babasının ozan olması nedeniyle çocukluğu bağlamanın sesini duyarak geçti. Öğrencilik yılları Aşık Mahzuni Aşık İhsani Aşık Zamani Muhlis Akarsu Arif Sağ Musa Eroğlu Aşık Emekçi Ruhi Su Zülfü Livaneli ve Ali Asker dinleyerek geçti. 1984 yılında Musa Eroglu’ndan bağlama dersleri aldı. Aşık Mahzuni’nin Halk Ozanları Kültür Derneği genel başkanı olduğu dönemde genel sekreterlik görevinde bulundu. Pir Sultan Abdal kültür derneği’nde yönetim kurulu üyeliği kültür sekreterliği ve onur kurulu üyeliği görevlerinde bulundu. 2 Temmuz 1993’teki Sivas katliamında Madımak yangınından sağ çıkmış olması ölümden daha fazla acı verdi kendisine. Bir süre bağlamadan uzak durdu. Daha sonra topluma ve dostlarına olan sorumluluğu ile yazmaya ve türkü söylemeye devam etti. Ozan-Der’in açtığı “Özgürlük ve Demokrasi” konulu şiir yarışmasında “Biri Demokrasi Biri Özgürlük ile Özgürlük ve Demokrasi Uğruna” isimli şiirleri ödüle layık görüldü. Sahne çalışmalarına 1988 yılında başladı. Halkevleri sendikalar işçi ve memur örgütleri ile Pir Sultan Abdal şenlikleri ile diğer alevi ve demokratik kitle örgütlerinin yurt içinde ve yurt dışında bulunan kültür etkinliklerine sunucu ve sanatçı olarak özveri ile katıldı.1991 yılında “Sevdaya Yürek Gerek” isimli bir kaseti piyasaya çıktı. Ayrıca bir kaç sanatçı arkadaşı ile hazırladığı “Gelin Canlar Bir Olalım” isimli kasete Pir Sultan Abdal’dan bestelediği iki türkü ile katıldı. Eserleri Musa Eroğlu Selda ve diğer sanatçılar tarafından okundu. Şiirleri çeşitli dergilerde yayınlandı. Evli ve Aslı adında bir kız babası olan Halk Ozanı Ali Çağan sanat çalışmalarının yanında halen İsveç Alevi Kültür Merkezi başkanlığı görevini yürütmektedir.13.01.2002 Eserlerinden bazıları: MİLLİYETİM İNSAN DÜNYA’DIR YURDUMBülbül olup yar bağında öterimSevda bahçesinin gülü aşkına Katıldım kervana pir’e giderim Gerçek erenlerin yolu aşkına Hasret yarasında tükenmez sızı Gün geçer gönülden çıkarma bizi Alnında parlayan zöhre yıldızı Şahlar şahı merdan Ali aşkına Milliyetim insan dünya’dır yurdumİnsanı kamilde mevlayı buldum Ele bele dile sahip kul oldumHünkar Hacı Bektaş Veli aşkına Çağan Ali dost yoluna ol turab Gönüller şen olsun kalmasın harapAşkın badesinden bir damla şarap Kırkların sunduğu dolu aşkına KALKALIM AYAĞA Yıllarca oturduk hep bir yerde Kalkalım ayağa kalkalım dost Derman bulamadık hiç bir derde Kalkalım ayağa kalkalım dost Elbet hepimizin yurdu dedik Çalıştık aç gezdik vergi verdik Yine de her türlü zulmü gördük Kalkalım ayağa kalkalım dost Konuşmak suç oldu yurdumuzda Çetelerin yükü sırtımızda Milyonlar bekliyor ardımızda Kalkalım ayağa kalkalım dost Barışçı bir düzen kurmak için Gerçek özgürlüğe varmak için Haksızlardan hesap sormak için Kalkalım ayağa kalkalım dost Kalkarsak karanlık dağılacak Bilgi nehirinde boğulacak Sevginle kardeşlik kurulacak Kalkalım ayağa kalkalım dost Düşmanlıklar bitsin dostluk sürsün Bütün insanların yüzü gülsün Çağan Ali’m her gün bayram olsun Kalkalım ayağa kalkalım dost HOŞ GELDİN GÜZEL YAVRUM Hoş geldin güzel yavrum Sevgi tümden bitmeden Barışmalı insanlar Fırsat elden gitmeden Dostu anacak sevgi Kalbe konacak sevgi Kavgayı yok edecek Kini yenecek sevgi İnsanca yaşam temel Dünya birliği emel Savaşsız bir evrende Yaşamak ne mükemmel Dostu anacak sevgi Kalbe konacak sevgi Kavgayı yok edecek Kini yenecek sevgi Sevgi gönül vermektir Gönülde dost görmektir Hep beraber ağlayıp Hep beraber gülmektir Dostu anacak sevgi Kalbe konacak sevgi Kavgayı yok edecek Kini yenecek sevgi ANADOLUM Söz:Ali Çağan Müzik:Musa Eroğlu Uyansın dedikçe uykuya daldın Yanar Anadolu’m sana yanarım Uygarlık yolunda hep geri kaldın Yanar Anadolu’m sana yanarım Unuttun mu sevgi verip almayı Dünya insanıyla hep dost olmayı Hak etmedin orta çağda kalmayı Yanar Anadolu’m sana yanarım Dostluk köprülerin yıkılır oldu Zalimin zulmüne bakılır oldu Ozanın yazanın yakılır olduYanar Anadolu’m sana yanarım Halkı için Pir Sultan’lar asıldı Gönül defterine bir bir yazıldı Boşuna mı Nesimi’ler yüzüldü Yanar Anadolu’m sana yanarım Bir bak şu dünyaya bir bak haline Cehalet gem vurmuş söyler diline Hasretsin çağlayan sevgi seline Yanar Anadolu’m sana yanarım Çağan Ali’m direnmektir her demin Kaptan sürememiş su almış gemin Tek çaren başına geçmen dümenin Yanar Anadolu’m sana yanarım ELLER GELDİ SEN GELMEDİN (Gözleri yolda çocuklarını bekleyen analar için) Gün battı hava karardı Eller geldi sen gelmedin Gül benzim soldu sarardı Eller geldi sen gelmedin Yanına geleydim/Yanına geleydim yavrum Yüzünü göreydim/Yüzünü göreydim yavrum Yavruma sarılıp/Sevgiyle sarılıp sana O gün ben öleydim/O gün ben öleydim yavrum Yem olmasın kurda kuşa Kalmasın ayaza kışa Yüreğim düştü ateşe Eller geldi sen gelmedin Yanına geleydim/Yanına geleydim yavrum Yüzünü göreydim/Yüzünü göreydim yavrum Yavruma sarılıp/Sevgiyle sarılıp sana O gün ben öleydim/O gün ben öleydim yavrum Çağan Ali’m kurban sana Arıyorum yana yana Yaşam zehir oldu bana Eller geldi sen gelmedin Yanına geleydim/Yanına geleydim yavrum Yüzünü göreydim/Yüzünü göreydim yavrum Yavruma sarılıp/Sevgiyle sarılıp sana O gün ben öleydim/O gün ben öleydim yavrum YÜRÜ BRE HIZIR PAŞA Söz:Pir Sultan Abdal Müzik:Ali Çağan Yürü bre Hızır Paşa Senin de çarkın kırılır Güvendiğin padişahın Gün gelir o da devrilir Şahı sevmek suç mu bana Kem bildirdin beni han’a Can için yalvarmam sana Şehin şah bana darılır Ben Musa’yım sen Firavun İkrarsız şeytan-i lain Üçüncü ölmem bu hain Pir Sultan ölür dirilir DARAĞACI Söz:Ali Çağan Müzik:Mahzuni Şerif Gencecik fidandın sende bir zaman Utan darağacı boyundan utanNice yiğitlere kıydın doymadan Utan darağacı boyundan utanOnyedilik yüzler sarardı sende Aydın gelecekler karardı sende Taze kızıl güller morardı sende Utan darağacı boyundan utanSanma ki bu devran hep böyle gider Uzun çöp kısaya borcunu öder Dikildiğin yerde kızıl gül biter Utan darağacı boyundan utanNasıl dayanırsın bunca acıya Gönlün düşmüyor mu bir gün sancıyaBir de davet gönder o idamcıya Utan darağacı boyundan utanBEN MİYİM SEN Mİ? Ayrı gayrı kalksın diyorsun sözde İkilik yaratan ben miyim sen mi? Hak insanda bulduk inandık özde Mevlayı aldatan ben miyim sen mi? Yetmiş iki millet birdir demişiz Kamil insan bizde pirdir demişiz Dost için veririz serdir demişizCan deyip can satan ben miyim sen mi?Bilim yolumuzdur bilgi çağındaSevgi büyütürüz gönül bağında Muhabbet eyleriz yar otağında Aşk’a hülle katan ben miyim sen mi?Nasibin almamış sevgiden yana Fetvalar çıkarıp kastetti cana Asırlar boyunca mazlum insana İftiralar atan ben miyim sen mi?Ne insan öldürdük ne de kin kustukDövüldük sövüldük yakıldık sustukİnsanı sevene ezelden dosttuk Bahaneyle çatan ben miyim sen mi?Çağan Ali aşkla çalar sazını Anlatır orta çağ ham yobazını Hakaretle açıp çirkin ağzını Konuştukça batan ben miyim sen mi?Ali Ercan Karakaş Gözlerin Elmas Bu Güzellik Sen De Kalmaz Pişman Olun Kimseler Almaz Annene Bak Gör Halini Ercan Söyler Hakiki Sözü Geçti Bahar Getirdik Yazı Bir Gün Ölür O Zalimin Kızı Annene Bak Gör Halini Ali Ercan 1931 yılında Niğde'ye bağlı eski adı Ferbenk yeni adı İçmeli köyünde doğdu. Altı yaşında annesi Fatma'yı yedi yaşında babası Ahmet'i kaybetti. Sekiz yaşından itibaren çalıp söylemeye başladı. Zamanla çevresindeki saz ve halk şairlerinden öğrendikleriyle beste yapmaya bağlamasını daha iyi çalmaya başlıyor. Onsekiz yaşında İstanbul Radyosunun açtığı sınavı kazanır ve burada çalışmaya başlar. Bir süre sonra ücretinin azlığı nedeniyle bu görevinden ayrılır ve serbest olarak çalışmaya başlar. Asker ocağında yurdun farklı yerlerinden gelen bağlama çalan ve türkü söyleyen insanlarla tanışma imkanı bulur. Dolayısıyla askerde iken ufkunu genişletir ve bilgisini oldukça artırır.1951 yılında evlenir ve daha sonra Mustafa Ahmet adında iki erkek ve Feza adında bir kızı olur. 1962 yılında "Karakaş Gözlerin Elmas" türküsü ile tüm yurtta tanındı. 1964 yılında ilk plağı olan "Adana'ya bir kız geldi gördün mü" yü çıkardı. 1965 yılında hazırlamış olduğu "Karakaş Gözlerin Elmas ve Niğde Türküleri" kitabı Niğde il basımevi tarafından basıldı. Aralarında "Karakaş Gözlerin Elmas" ve "Adaletin Bu Mu Dünya" nın da olduğu 300 kadar eseri mevcuttur. Kaynaklar: 1-"Karakaş Gözlerin Elmas ve Niğde Türküleri"-Ali Ercan 1965 Niğde.2-"Notalarıyla Niğde Türküleri"-Uğur Türkmen 1996 Niğde.KARAKAŞ GÖZLERİN ELMAS Karakaş Gözlerin Elmas Bu Güzellik Sen De Kalmaz Pişman Olun Kimseler Almaz Annene Bak Gör Halini Gel Güzelim Beni Yakma Seni Seven Kalbi Yıkma Allah Dahi Kalbi Yıkmaz Öldürücü Gözle Bakma İnsanların Kalbi Belli Canlıları Yaşatan Odur Bir Saniye Gönlünü Kır Da Gel De Benim Kalbime Gir Gel Güzelim Beni Yakma Seni Seven Kalbi Yıkma Allah Dahi Kalbi Yıkmaz Öldürücü Gözle Bakma Ne Gecem Ne Gündüzüm Belli Yaşım Oldu Kırkdokuz Elli Bağrım Yanık Gözlerim Nemli Yalan Dünya Yaktın Beni Gel Güzelim Beni Yakma Seni Seven Kalbi Yıkma Allah Dahi Kalbi Yıkmaz Öldürücü Gözle Bakma Ercan Söyler Hakiki Sözü Geçti Bahar Getirdik Yazı Bir Gün Ölür O Zalimin Kızı Annene Bak Gör Halini Gel Güzelim Beni Yakma Seni Seven Kalbi Yıkma Allah Dahi Kalbi Yıkmaz Öldürücü Gözle Bakma BU GENÇLİK GİDER Gel güzel sevişelim bu gençlik gider. Ellisine basan yaş sevilmeyi nider? Binlerce düşünsek aşk borcumu öder Gel gülelim bunda feleğin suçu ne? Ateş değil sensin kalbimi yakan Senin hayaline tek bendim bakan Yirmi yaşındasın sel gibi akan Kırk beşine basan yaşıyan suçu ne? Çalarım sazımı dinleyen hani? Genç yaşta yükledin Tükenmez gamı Mecnunla arkadaş ettin Ercanı Seni yetiştiren ananın suçu ne? GÜZEL OLAN GÜZEL Güzel olan güzel kendini över Altun saç bağı da kuluncun döver Ay ile bahsetmiş gün ile doğar Çekip gider yaylasına bir güzel Güzelin yanağı tazeden taze Ağzı şeker olmuş dudağı meze Yaylaya giderken haber sal bize Bekledim yolunu geçmedin güzel! Eğlim eğlim akar Dündarlarının özleri Şirin olurda beylerinin sözleri Sakın unutmam yavrucağım bizleri Sargı tutmaz yaralarım var benim… KADIN FENDİNE Gel aldanma gönül kadın fendine Sular aksın aman kendi kendine Niçin sevmez oldu sor o kadına Anlamadım ki artık çağem geçmiştir Bir zaman gül idim bende koklanan Her zaman sen idin beni yoklayan Günlerce severek benden bakmayan Sanki bir ölü ceset acep in olmuştur Seni benim gibi kimse sevmedi Ateşli dudaklar bunu bilmedi Senden başkasına bu yüz gülmedi Sence bütün vücut artık kocamıştır Bence bu sevginin hiç sonu yoktur Bu kadarda üzülme sevenin çoktur Sevgiyi sen bilmedin kalbim bilecektir Ercan gençtir amma sazı kocamıştır.ADALETİN BU MU DÜNYA Güvenemem Servetime Malıma Ümidim Yok Bugün İle Yarına Toprak Beni De Basacak Bağrına Adaletin Bu Mu Dünya Ne Yar Verdin Ne Mal Dünya Kötülerinsin Sen Dünya İyileri Öldüren Dünya Ne İnsanlar Gelip Geçti Kapından Memnun Gelip Giden Var Mı Yolundan Kimi Fakir Kim Ayrılmış Yarinden Adaletin Bu Mu Dünya Ne Yar Verdin Ne Mal Dünya Kötülerinsin Sen Dünya İyileri Öldüren Dünya Kimi Mecnun Gibi Dağda Dolaşır Kimisi De Ölüm Yok Gibi Çalışır Kimi Meteliksiz Kimi Milyona Karışır Adaletin Bu Mu Dünya Ne Yar Verdin Ne Mal Dünya Kötülerinsin Sen Dünya İyileri Öldüren Dünya SEVEN KALBİN YIKAN GÜZELLER Seven kalbi her an yıkan güzeller Bütün hayat o kalptedir ne bilir Gönül verme bu zamane kızına Dudak bükür dil kadrini ne bilir? Ben güzelim diye gururluk yapan Seven bir yiğide bin çalım satan Önce sevip sonra başından atan Zalim olur aşk kadrini ne bilir. Ali Ercan derki artık gülemem Her güzelle bende gönül eğlemem Bir sır dahi kimselere diyemem Saz çalmayan tel kadrini ne bilir? ELA GÖZLÜ YAR Ala gözlü bir vefasız yar için Su benim geceler uyumadığım Çetin derler ayrılığın derdine Ayrılık derdine doyamadığım. Dostun bahçesine bülbüller girmiş Gülünü koklarken fidanı kırmış Şurda bu kötünün koynuna girmiş Şu benim sevmeye kıyamadım... Ela gözlüm seni sevdim sakındım Aşkın ile gonca güller takındım Hatırına nerelerde dokundum Bir Ercan hatırın soramaz oldum. 32 KADIN İSMİ Elinde kelkesi giden güzeller ![]() Ayşe Fatma bir olmuş gülerler ![]() Hepiside birer yiğit dilerler ![]() Müzeyyen Şükran Türkan Seyhan Süzan Handan Nalan Hicran! Aytülünse kıvrım kıvrım saçları Neslihanın çatılmış kaşları ![]() Haticenin inci gibi dişleri.. Keziban Perihan Mehriban Ayten ah CananAyfer Aysel Gülüzar!Ne kadar güzelsin sen canım Leyla Naziksin kibarsın biricik AylaKuduretten gözler sürmeli ZehraNurcan Nuran Nilgün Sultan Seyan Emine Ferdane Dürdane!Ali Ertekin Felek ile şu cihanı bölüştük Saray aldı hanı bana bıraktı Yer yüzünü adım adım dolaştık Zevki aldı gamı bana bıraktı Ertekin der felek sen de yanasın Benim gibi aralarda kalasın Şu dünyanın bütün zevk ü safasın Kendi aldı derdi bana bıraktı 1929 yılında Başören köyünde doğmuştur. Esef’le İslim Hanım’ın oğludur Ailesi yüz yıl kadar önce dedesinin babası Malatya’nın Arapkir ilçesinin Eğinir köyünden gelip Çamoğa ve Gölören’e yerleşmiş burada zenginlerin yanında çalışmış dolayısıyla mal-mülk sahibi olamamıştır. Daha sonra Başören’e yerleşmiştir. Babası Esef İstiklâl Savaşı gazisi olup savaş sonrası üç çocuğuyla kimsesiz kalan ağabeyinin dul kalan karısı İslim’le evlenmiştir. Esef’in bu evlilikten üç çocuğu olmuştur. Ali üçüncü çocuktur. Elinden hemen her iş gelebilen Esef geçinebilmek için bütün gayretiyle çalışmasına rağmen ailesini bir türlü refaha kavuşturamamıştır. Kız çocukları evlenir üvey ağabeyi gurbete gider annesi vefat eder. Babası mecburen dul bir kadınla evlenir.İçi okuma aşkıyla dolu olan Ali köylerinde okul olmadığı için Şahin köyüne gidip ilkokulu orada okumuş ve birincilikle mezun olmuştur. Ortaokulu okumak için Divriği’ye gitmiştir. Ne var ki bu sırada gözlerinden rahatsızlık başlamıştır. 1946 yılında tedavi için Elazığ’a gitmişse de gözünün kapanmasına engel olamamıştır. Daha sonra İstanbul Bakırköy’de ameliyat olmuş diğer gözünü de burada kaybetmiştir. Sonra babasını kaybetmiş; analığı da evi terk etmiştir. Hayatta kendisine bakacak kimsesi kalmayan ve doğduğundan beri bir türlü yüzü gülmeyen Ali böylelikle konu-komşunun eline kalmıştır. Otuz yaşlarındayken bu defa cüzzama yakalanınca da kendisini tam anlamıyla çileli bir hayatın içine bulmuştur. Uzun süre İstanbul’da yirmi sene kadar da Elazığ’da ruh ve sinir hastalıklarından dolayı tedavi görmüştür. Halen yakınları ve yardımsever insanların desteğiyle çileli hayatına devam etmektedir.Şiire ve saza küçük yaşlarda başlamıştır. İçinde bulunduğu acılı hayat şiire yönelmesine sebep olmuştur. Şiir tekniği oldukça iyidir ancak saz çalmamıştır. Başta dert ve kader olmak üzere hemen her konuda şiiri vardır. Hakkında kitaplar yazılmış olan Ali şiirlerinde Ertekin mahlasını kullanmıştır. Eserleri; Âşık Ali Ertekin Çile Pınarı (Sivas 1968) / Ali Ertekin Yaşamak Güzel Ama Ankara 2001. [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]2004 yılı mart ayı sonunda vefat etmiştir. Eserlerinden bazıları: KURTAR BENİ Ey Allah’ım bin bir ismin hakkı için Kurtar beni On ik’İmam aşkına Ben bir kulum çoktur günahım suçum Kurtar beni On ik’İmam aşkına Muhammed’i ismin ile yazdırdın Arş-a’lâda ceylan edip gezdirdin Derdi verdin beni candan bezdirdin Kurtar beni On ik’İmam aşkına Şah Ali’ye verdin bunca kuvveti Çoktur onun kerameti hizmeti Çok çektirdin bana derdi mihneti Kurtar beni On ik’İmam aşkına İmam Hasan buyurmuştur fermanı Şah Hüseyin Kerbelâ’nın kurbanı Yetmez midir gönder bana dermanı Kurtar beni On ik’İmam aşkına İmam Zeynel Kerbelâ’da ağladı Kâfir Yezit kollarını bağladı Bu dert benim yüreğimi dağladı Kurtar beni On ik’İmam aşkına İmam Bakır cananını bilirim Sabrederim daim şükür kılarım Çeke çeke ben bu dertten ölürüm Kurtar beni On ik’İmam aşkına İmam Cafer Musa Kâzım cânânı Asla sizden kesmiyorum gümanı Bitmedi mi bu çilemin zamanı Kurtar beni On ik’İmam aşkına İmam Rıza Taki Naki AskeriMehdi Resul cümlesinin serveri Derdi verdin ettin beni serseri Kurtar beni On ik’İmam aşkına Gözüm aldın dünya oldu bana dar Ben bir kulum yalvarmaya hakkım var Eyup muyum sabrederim bu kadar Kurtar beni On ik’İmam aşkına Ertekin der Yaradan’a sözlerim Gece gündüz sinek gibi sızlarım Medet Mürvet sizden derman gözlerim Kurtar beni On ik’İmam aşkına ÇAMŞIHI Issız gezdim Çamşıhı’nın köyleri Issız çöle dönmüş güzel Çamşıhı Hiç kimseye benzemezdi soyları Yaşlıların yurdu olmuş Çamşıhı Her ev köşesinde iki ihtiyar Oturmuşlar birbirine dert yanar Misafirle dolup taşan odalar Baykuşlara mesken olmuş Çamşıhı Fakir zengin çoğu köyü terk etmiş Ankara İstanbul her yere gitmiş Kimi evler bomboş kimisi çökmüş Yıkık viraneye dönmüş Çamşıhı Koyunsuz sığırsız kalmış yaylalar Ağaçlar kurumuş susuz çayırlar Ekilmemiş harıs kalmış tarlalar Her tarafın mera olmuş Çamşıhı Ertekin’im gören sana hayrandı Günlerimiz sanki düğün bayramdı Sende aydın ozan güzel kaynardı Nerde kaldı o günlerin Çamşıhı BENİM YARİM Hele bakın nazlı yare maşallah Selvi boylu bir incecik bel de var Şu cihanda benzeri yoktur billah Sarılmaya kulaç gibi kol da var Ok kirpiği kalem gibi kaşı var Elâ gözü inci gibi dişi var On sekize yeni değmiş yaşı var Sohbet için bülbül gibi dil de var Saçı benzer turnaların teline Kına yakmış tombul beyaz eline Aynı benzer has bahçenin gülüne Yanağında bir tomurcuk gül de var Âşık oldum sana inan sözüme Şöyle biraz başın koy da dizime Doya doya bakam güneş yüzüne İnkâr etme herhal sende bal da var Ertekin der yarim gayet sürmeli Bakın gelir ne kadar da edalı Fiyatı da şu dünyanın bedeli Doğru söylen böyle güzel nerde var SEVGİLİ Sevgilimi anlatayım sizlere Selvi boyu ince gayet ince beli var Âşık oldum o sürmeli gözlere Tatlı sohbet bülbül gibi dili var Alnı vardır yaylalara benziyor Kalem kaşlar fermanları yazıyor Ok kirpikler bu sinemi eziyor Şöyle baksa acınacak hali var Kud(u)retten gözlerinin sürmesi Burnu vardır sanki Bağdat hurması Yanakları Gümüşhane elması Dudaklarda çok süzülmüş balı var Gerdanına inci mercan takıyor Ağ göğsünden ab-ı zemzem akıyor Şeftaliler burcu burcu kokuyor Meyve dolu bahçe bağı gülü var Saçı benzer turnaların teline Mor belikler inmiş ince beline Kına yakmış tombul beyaz eline Sarmak için çok kuvvetli kolu var Bahane yok bu sevgili yarime Yedi dağın çiçeğine gülüne Ertekin’i bıraksalar haline Bu yar için ölmenin de yolu var PİRELER Sanki heyet kurulmuştu bu gece Bu gün beni uyutmadı pireler Herhal çarktan yeni çıkmış iğneler Bu gün beni uyutmadı pireler Üç-beş tane ayağımda geziyor Biri der ki düztabana benziyor Bir tanesi hayır diye yazmıyor Bu gün beni uyutmadı pireler Bir grup da bacaklarda dolaşır Bir tanesi iğne dürter uğraşır Romatizma var mı diye çalışır Bugün beni uyutmadı pireler Biri geldi göbeğimde duruyor Ellerini her tarafa sürüyor Apandisit fıtık var mı arıyor Bu gün beni uyutmadı pireler Bir tanesi elin koydu nabıza Birkaç tane hemen çıktı omuza Sanki dersin modul dürter camıza Bu gün beni uyutmadı pireler Bir tanesi gelip baktı kalbime Beş-on tane oturdular sineme Biri gelir iğne dürttü çeneme Bu gün beni uyutmadı pireler Biri çıktı ince belde duruyor Tık tık vurup kulağını veriyor İçerimde hastalık mı arıyor Bu gün beni uyutmadı pireler Biri kodu koltuğuma derece Biri sıktı yanağımı kibarca Biri girdi kulağıma gizlice Bu gün beni uyutmadı pireler Biri tuttu bileğimden sıkıca Canım yandı enjektörü sokunca Başım döndü damardan kan çekince Bu gün beni uyutmadı pireler Ertekin der çaresini bilirdim Param olsa Diazonel alırdım Yatağıma birkaç pompa vururdum Daha bana dokunmazdı pireler DELİ GÖNÜL Ben de şaştım bu gönlüme Karakışta yaz istiyor Bir cura geçmez elime Dokuz telli saz istiyor Kimseler yüzüne bakmaz Evinden dışarı çıkmaz Yatağından asla kalkmaz Cemaatten söz istiyor Söz ediyor nazlı yarden Konuşmaya aciz dilden Güzel kızdan gelinlerden Cilve ile naz istiyor Sözlerimde garazım yok Bir dönümlük arazim yok Evimde bir horozum yok Meze ile kaz istiyor Ertekin’im gözüm görmez Kimse bana gönül vermez Deli gönül halden bilmez Bir kınalı kız istiyorBANA BIRAKTI Felek ile şu cihanı bölüştük Saray aldı hanı bana bıraktı Yer yüzünü adım adım dolaştık Zevki aldı gamı bana bıraktı Kendi aldı şehir yayla dağları Türlü meyve dolu bahçe bağları Davar buğday peynir sebze bağları Mısır darı unu bana bıraktı Bana verdi sonbaharı güzleri Kendi aldı ilkbaharı yazları “Vermem” dedi güzel gelin kızları Kızdı koca karı bana bıraktı Gelmiş idi hayat bölme sırası Sıhhat neşe mesut yuva safası “Bunlar” dedi “hep anamın mırası” Kendi aldı zârı bana bıraktı Ertekin der felek sen de yanasın Benim gibi aralarda kalasın Şu dünyanın bütün zevk ü safasın Kendi aldı derdi bana bıraktı HAYRET Aman dostlar nerde kaldı Bir ay oldu zam gelmedi Yoksa uykuya mı daldı Bir ay oldu zam gelmedi Hava deniz karada mı Kasap bakkal kirada mı Dolar markta dinarda mı Bir ay oldu zam gelmedi Taşıtlarda petrolde mi Lokanta otel handa mı Yoksa çıktı da yolda mı Bir ay oldu zam gelmedi Peynir yağ sebze ette mi Mağaza etikette mi Bakanlıkta pakette mi Bir ay oldu zam gelmedi Ertekin’im buna şaştı Aradan çok zaman geçti Yoksa radara mı düştü Bir ay oldu zam gelmedi FELEK Felek bana bir ok vurdu Kırdı belimi belimi Bilmem bana düşman m’oldu Çekmez elini elini Gözyaşımı eyleyemem Figan edip ağlayamam Dertlerimi söyleyemem Tutar dilimi dilimi Yüreğimde yaram çoktur Bu vurduğun zehir oktur Merhamet insafın yoktur Görmez halimi halimi Dert elinden yandı canım Yaralardan akar kanım Sakatlandım perişanım Vermez ölümü ölümü Ertekin der nasıl edem Kanlı yaşlar doldu didem Gözüm görmez nere gidem Göster yolumu yolumu ÇALIŞ KARDEŞİM Birgün konuşmuştum amele beyle Dedim: “İşin nasıl?” Dedi ki: “Böyle.” Dedim: “Bir şey sorsam?” Dedi ki: “Söyle.” Dedim: “Tahsil var mı?” Dedi ki: “Yok yok.” Dedim: “Memleketin?” Dedi ki: “Zara.” Dedim: “Yevmiyen?” Dedi ki: “Yirmi lira.” Dedim: “Evin var mı?” Dedi ki: “Kira.” Dedim: “Bekar mısın?” Dedi ki: “Yok yok” Dedim: “Şehirde misin?” Dedi ki: “Köy” Dedim: “Zengin misin?” Dedi ki: “Ney?” Dedim: “Ağa mısın?” Dedi ki: “Vay!” Dedim: “Tarlan var mı?” Dedi ki: “Yok yok.” Dedim: “Kaç nüfussun?” Dedi ki: “On.” Dedim: “İşin çok mu?” Dedi ki: “Son.” Dedim: “Ne yiyeceksin?” Dedi ki: “Zam.” Dedim: “Sigortalı mısın?” Dedi ki: “Yok yok.” Dedim: “Almanya’ya…” Dedi ki: “Hıllet.” Dedim: “Yazılsana.” Dedi ki: “Rüşvet.” Dedim: “Darıldın mı?” Dedi ki: “Sen git.” Dedim: “Dayın var mı?” Dedi ki: “Yok yok.” Dedim: “Başka iş bul.” Dedi ki: “Cahilim.” Dedim: “Torpil yaptır.” Dedi ki: “Sefilim.” Dedim: “Patron nasıl?” Dedi ki: “Çok zalim.” Dedim: “Çaresi ne?” Dedi ki: “Yok yok.” Dedim: “Bu hayat mı?” Dedi ki: “Kahır.” Dedim: “Köyüne git.” Dedi ki: “Hayır.” Dedim: “Ertekin’in?..” Dedi ki: “Şair.” Dedim: “Tanır mısın?” Dedi ki: “Yok yok.” EYVAH Ne hayaller kuruyordum Kocamışım haberim yok Kendimi genç sanıyordum Kocamışım haberim yok Öksürdükçe ağrır döşüm Tıkanır çıkmaz nefesim Nerde kaldı o gür sesim Kocamışım haberim yok Hep ağardı saçım başım Ağzımda kalmadı dişim Anca oldu elli yaşım Kocamışım haberim yok Rüzgâr esse üşüyorum Çabuk gitsem düşüyorum Baston gözlük taşıyorum Kocamışım haberim yok Güya Ali Ertekin’im Topraklar başıma benim Gencim diye öğünürüm Kocamışım haberim yok MİRASIM Öldüğümde baykuş dostum sorarsa Viran bağlar solmuş yaprak gül benim Varisimdir mirasıma konarsa Kuru ağaç boynu bükük dal benim Kurtulmadım şu kaderin kışından Anlatamam neler geçti başımdan Sel misali gözlerimin yaşından Coşan ırmak akan dere göl benim Dertli dertler dolaşırım dillerde Bütün ömrüm geçti gurbet ellerde Ağlayarak nice gezdim yollarda Göz yaşımdan çamur olan yol benim Ertekin der can tatlıdır bezilmez Anlımdaki kara yazı bozulmaz Çilem çoktur kalem ile yazılmaz Şu dünyada çok dert çeken kul benim BEN OLDUM Derdim çoktur dostlar beni kınaman Mansur gibi darda kalan ben oldum Duman çöktü gözlerime göremem Tipi boran karda kalan ben oldum Benim için yaratılmış dert çile Kimse bilmez neler çeker bu sine Ömrüm geçer bütün ahüzar ile Bülbül gibi zarda kalan ben oldum Ertekin’im çile akan pınarım Kışın akar Ağustosta donarım Ah çektikçe ateş saçar buharım Kerem gibi narda kalan ben oldum Ali Kızıltuğ Asrı Gurbet Harap Etmiş Köyümü Bülbül Gitmiş Baykuş Konmuş Gelele Ben Ağayım Ben Paşayım Diyenler Kapıları Kitlemişler Gel Hele Saz Elimde Şu Elleri Gezerdim Dertli İdim Bazı Destan Yazardım Sen Ali'ysen Niye Saçın Ağarttın Kızıltuğ'a Benzemiyor Gel Hele <FONT size=2> 1944 yılında Sivas ili Divriği ilçesi Mursal köyünde dünyaya geldi. 1958 yılında bağlama çalmaya başladı. Bağlamaya ilişkin temel bilgileri köyünde bulunan Abbas ustadan öğrendi. İlk yıllarda başka aşıkların eserlerini ve yöresel türküleri seslendirdi. 1969 yılında ilk plağı olan "Asrı gurbet harab etmiş köyümü" çıktı. Bugüne kadar 103 plak ve 87 kaseti yayınlandı. 2160 eseri bulunmakta ve bunların 550 tanesi başka sanatçılar tarafından seslendirildi. 1969 dan bu yana sadece kendi eserlerini seslendiriyor. Eserlerini hazırlarken genellikle önce şiir olarak yazıp sonra onları besteliyor. Ancak doğaçlamada çalıp söylüyor 1971 yılında İstanbul Tepebaşında yapılan ve tüm ozanların katıldığı bir atışma yarışmasında birinci seçildi.Geçim sıkıntısı nedeniyle göç etmek zorunda kalır ve 1973 de Ankaraya yerleşti. Aşık Veysel ve Aşık Mahzuni onu en çok etkileyen aşıklardır. Uzun sap bağlama çalıyor ve bağlamasını hüseyni düzenine akort ediyor. "Baykuşlara kalan köy" ve "Sorma efendim" adında iki kitabı yayımlandı ve diğer eserlerini de 10 cilt kitap halinde yayınlamayı düşünmektedir. Memur emeklisi ve 4 çocuk babası olan Ali Kızıltuğ halen Ankara'da ikamet etmekte ve kendisini şöyle özetliyor: "Ne yarimden vazgeçtim ne sazımdan vazgeçtim ne de vatanımdan vazgeçtim. Nasıl Mursal'dan geldiysem o nazlım sefil tertemiz bir köylü çocuğu isem şimdide aynıyım...". Eserlerinden bazıları: Asrı Gurbet Harap Etmiş Köyümü Asrı Gurbet Harap Etmiş Köyümü Bülbül Gitmiş Baykuş Konmuş Gelele Ben Ağayım Ben Paşayım Diyenler Kapıları Kitlemişler Gel Hele Bir Ev Burda Bir Ev Karşıda Kalmış Sorun Hele Bizim Komşular N'olmuş Kırk Senelik Ağaç Kurumuş Kalmış Bizim Köye Benzemiyor Gel Hele Saz Elimde Şu Elleri Gezerdim Dertli İdim Bazı Destan Yazardım Sen Ali'ysen Niye Saçın Ağarttın Kızıltuğ'a Benzemiyor Gel Hele Hangi Dağın Ardındasın Sevdiğim[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] Hangi Dağın Ardındasın Sevdiğim Oyannıya Dönem Dönem Ağlıyam Bir Mektup Yolla Ki Gurban Olduğum Yüzlerime Sürem Sürem Ağlıyam Ya Bir Komşularda Ya Bir Dosttaysan Bir Şeye Üzüldün Kara Yastaysan Yataklara Düştün Ağır Hastaysan Karaları Giyem Giyem Ağlıyam Kızıltuğ'um Gurbet Elin Yolunda Nazlı Yarinen Ayrı Düştük Sonunda Sen Öldüysen Neyim Kaldı Sılada Gurbet Elde Duram Duram Ağlıyam Sen Gittin Gideli Deliye Döndüm Sen Gittin Gideli Deliye Döndüm Her Gün Gözyaşımı Dökerim Ali Ana Bacı Gardaş Bilmez Diyorlar Duydukça İçimi Çekerim Ali Seni Sevenlerin Yaralı Dertli Şu Elin Zalımı Bizden Kıymetli Keramet Sahibiydin Güçlü Kuvvetli Yoksa Bir Kul İdin Öldünmü Ali Zalimin Zulumü Bizi Yakarsa Ağladıp Karşıdan Bakarsa Ahirette Elimiz Boşa Çıkarsa Tutar Zülfikarı Kırarım Ali Zalim Yazdı Katlimize Fermanı Tütüyor Başımda Derdin Dumanı Geleceksen Tez Gel Tam Da Zamanı Yoksa İkrarımdan Dönerim Ali Kızıltuğ'um Pire Gönül Bağladım Yıllar Var Ki İçin İçin Ağladım Can Boğaza Geldi Küstüm Söyledim Yine Senden Özür Dilerim Ali Değirmenim Terse Döndü Bu Sene Değirmenim Terse Döndü Bu Sene Bulgura Mı Yanam Una Mı Yanam. Yar Orada Kanser Olmuş Ben Burada Verem Ben Bana Mı Yanam Sana Mı Yanam Öyle Güzel Bulamam Ki Kusursuz Seven Neşeliymiş Kendisi Mutsuz Kendi Muratsızsa Bende Huzursuz Ben Bana Mı Yanam Sana Mı Yanam Sadık Yarim Deyip Beni Aldattı Gözlerimden Kanlı Yaşlar Çağlattı Kendi Yattı Bana Tohum Arattı Ben Bana Mı Yanam Sana Mı Yanam Kızıltuğ'um Dert Bürüdü Sinemi Sevenler Gülmezmiş Gürcüm Öyle Mi Sen Aslıyı Geçtiysen Bende Keremi Ben Bana Mı Yanam Sana Mı Yanam Karşıki Tarlanın Ekini Seyrek (U.H.) Kaynak: Ali Kızıltuğ Karşıki Tarlanın Ekini Seyrek Yorulmuş Nazlı Yar Yardıma Gidek Dedimki Sevdiğim Benim Olursan Dediki Sevdiğim Barabar Gidek Başına Bağlamış Oyalı Yazma Yazmanın Etrafı Gülünen Dizme Mevlayı Seversen Elinen Gezme Elinen Gezersen Ar Gelir Bana Yüce Dağ Başında Bir Kuru Dikme Dikmenin Dibine Karanfil Ekme Mevlayı Seversen Hışmınan Bakma Hışmınan Bakarsan Zor Gelir Bana Mursal'dan Çıktım Hekme'ye Doğru (Barabar) Mursal'dan Çıktım Hekme'ye Doğru Bir Gelin Yavruma Çağrıyı Nenni Nenni Nenni Dedim Bacım Nerelisin Dedi Mursal'lı Yoldaş Olam Şu Yollarda Barabar Barabar Barabar Barabar Ölek Ölek Ölek Barabar Gelin Dedi Bu Yoncalık Gayrı Çamırlık Bir Ahd Eyledim Ki Gardaş Of Of O Da Ömürlük Ali'mi Salmıyı Zalım Ayrılık Mektup Yazak Şu Yollarda Barabar Oğlan Dedi Tanımam Ki Yazayım Goyver Bacım Şu Dağları Gezeyim Evliyisen Sennen Nasıl Gideyim Ben Ayrıldım Garşı Yoldan Barabar Barabar Barabar Barabar Ölek Ölek Ölek Barabar Gelin Dedi Bu Yoncalık Gayrı Çamırlık Bir Ahd Eyledim Ki Gardaş Of Of O Da Ömürlük Ali'mi Salmıyı Zalım Ayrılık Mektup Yazak Şu Yollarda Barabar Gelin Dedi Şu Gediği Savuştur Gorkiyim Allah Ali Nerdeyse Bana Kavuştur Gardaş Oruyaca Beni Yolla Barabar Barabar Barabar Barabar Ölek Ölek Ölek Barabar Gelin Dedi Bu Yoncalık Gayrı Çamırlık Bir Ahd Eyledim Ki Gardaş Of Of O Da Ömürlük Ali'mi Salmıyı Zalım Ayrılık Mektup Yazak Şu Yollarda Barabar Oğlan Dedi Ki Ben Ölem Bacım Ekin Değmiş Keçeye Dönmüş Saçı İşte Ben Ali'yim Canımın İçi Yol Üstünde Ağladırlar Ki Barabar Barabar Barabar Barabar Ölek Ölek Ölek Barabar Gelin Dedi Bu Yoncalık Gayrı Çamırlık Bir Ahd Eyledim Ki Gardaş Of Of O Da Ömürlük Ali'mi Salmıyı Zalım Ayrılık Mektup Yazak Şu Yollarda Barabar Dam Üstüne Çul Serer Kaynak: Ali Kızıltuğ Dam Üstüne Çul Serer Loyluda Yar Leylide Yar Loy Loy LoyBilmem Bu Kimi Sever Halelim Nennide Kınalım Nennide Belalım Nennide Nenni Bunun Bir Sevdiği Var Loyluda Yar Leylide Yar Loy Loy LoyGünde On Çeşit Geyer Halelim Nennide Kınalım Nennide Belalım Nennide Nenni Onu Bana Verseler Loyluda Yar Leylide Yar Loy Loy LoyCihana Bildirseler Halelim Nennide Kınalım Nennide Belalım Nennide Nenni Gitsem Yarin Yanına Loyluda Yar Leylide Yar Loy Loy LoySabahtan Öldürseler Halelim Nennide Kınalım Nennide Belalım Nennide Nenni Ağ Daşı Kaldırsalar Loyluda Yar Leylide Yar Loy Loy LoyYılanı Öldürseler Halelim Nennide Kınalım Nennide Belalım Nennide Nenni Küçükten Yar Seveni Loyluda Yar Leylide Yar Loy Loy LoyCennete Gönderseler Halelim Nennide Kınalım Nennide Belalım Nennide Nenni Aşık Ali İzzet Özkan Mühür gözlüm seni elden Sakınırım kıskanırım Uçan kuştan esen yelden Sakınırım kıskanırım Al'İzzeti ancalardan Elindeki goncalardan Yerdeki karıncalardan Sakınırım kıskanırım Şarkışla’lı Ali İzzet Özkan adından çokça söz edilen bir halk ozanımızdır. 1902 yılında Şarkışla’nın Üğük köyünde doğdu. Belli bir öğrenim görmedi. Aşık Sabri den saz dersleri aldı. Ve küçük yaşlarda aşık oldu. 22 yaşlarında Adana'ya giderek Çukurovalı aşıklarla karşılaşmalar yaptı. Uzun yıllar yurdun çeşitli yerlerinde gezip dolaştı. Pek çok şiir söyledi. 500'ü aşkın şiiri vardır ve şiirlerini zaman zaman çıkardığı kitaplarda toplamıştır. Bazı türküleri de sanatçılar tarafından plağa okundu. Bunlar arasında “Şu Sazıma Düzen Ver Mühür Gözlüm". Ali İzzet Özkan Konya da yapılan Türkiye aşıklar bayramına katılmıştır. Aşık 1981 yılında bu dünyadan göçüp gider.Kader Torbası Kıskanırım (Mühür Gözlüm)Kader torbasına elim uzattım Tecelli kâğıdım karalı çıktı Ömür defterine bir yol göz attım Dertlerim içinde sıralı çıktı Uğradığım pınar baştan kuruyor Kader lamba yakmış beni arıyor Kime iylik etsem bir taş vuruyor Dostum düşman oldu ileri çıktı Kader beni kaptan kaba aktardı Kosa* idi bu dert bana yeterdi Evvel bağımızda bülbül öterdi Şimdi baykuş kondu haralı çıktı Al’İzzet’i böyle kader ne yapsın Böyle gelmiş böyle gider ne yapsın Hasta can veriyor doktor ne yapsın Ciğer parça parça yaralı çıktı Muradın Alsın Şu sazıma bir düzen ver Teller de muradın alsın Gel beni bir tenhada gör Diller de muradın alsın Elinden tutup gezelim Harman döşe gül dizelim Kalem ver adın yazalım Eller de muradın alsın Uğra bir gün bizim köye Sana bakam doya doya Dağ ceylanı in ovaya Çöller de muradın alsın Kehribar benler gerdana Düzen düzmüş tane tane Bazı bazı çık seyrana Yollar da muradın alsın Ali İzzet görüşelim Bugün bayram barışalım Aç göğsünü sarışalım Kollar da muradın alsın Gözlerin Güzeller güzeli çarşıya çıkma Çok sağlar mezara sokar gözlerin Allah’ın seversen hışm ile bakma Korkarım cihanı yakar gözlerin Avrupa düveli hep verse malın Kan dökerim yine vermem bir telin Sakın camilere uğratma yolun Çok namaz bozdurur çıkar gözlerin Atatürk bakışlım ey kılıç kaşlım Altın top yanaklım bir hoş gülüşlüm Gümüş tepsi döşlüm çiçek kokuşlum Yaz gülleri gibi bakar gözlerin Ağ yüzüne kara benler ekilmiş Sanki gökten yere yıldız dökülmüş Al’İzzetî sorgulara çekilmiş İdamına ferman okur gözlerin Mühür gözlüm seni elden Sakınırım kıskanırım Uçan kuştan esen yelden Sakınırım kıskanırım Kavumundan akrabandan Kardeşinden öz babandan Seni doğuran anandan Sakınırım kıskanırım Beşikte yatan kuzundan Hem oğlundan hem kuzundan Ben seni senin gözünden Sakınırım kıskanırım Havadaki turnalardan Su içtiğim kurnalardan Geyindiğim sırmalardan Sakınırım kıskanırım Al'İzzeti ancalardan Elindeki goncalardan Yerdeki karıncalardan Sakınırım kıskanırım Aşkın Polisleri Aşkın polisleri tuttu yakamı Ne alır canımı ne de el çeker O zalim yar benden kesti selâmı Ne bir mektup yazar ne de tel çeker Girdi dil şehrine sevda taburu Can yurduna hücum etti her biri Keder denizinde umut vapuru Ne batar kurtulur ne de yol çeker Feleğinen geçinmiyor İzzetî Çirkin huyları var kötü âdeti Şu bendeki derdi ahı feryadı Ne dağ taş götürür ne de kul çeker Güzeldir Güzele bakması çok sevap derler Güzellere güzel bakmak güzeldir Güzel yar sevenler cennetlik olur Güzelinen yola gitmek güzeldir Güzelin gün doğar güzel kaşında Güzelin inci var güzel dişinde Güzelinen güzel masa başında Güzel güzel lokma yemek güzeldir Güzelinen güzel gezmek ne güzel Güzel adın güzel yazmak ne güzel Güzelinen bade süzmek ne güzel Güzelin elinden öpmek güzeldir Güzelin nur damlar yanaklarından Güzelin bal akar dudaklarından Güzelin güzel tut parmaklarından Güzellere hizmet etmek güzeldir Güzellere bakan gözler ağrımaz Güzel seven ölür ama çürümez Ali İzzet güzellerden farımaz Güzelleri candan sevmek güzeldir Aşık Beyhani (İbrahim Engin) Kirpiklerini ok eyle Vur sineme öldür beni Bıktım dünyanın kahrından Vur sineme öldür beni Bülbülden öğrenmiş gülü Garibim beklerim yolu İncitme Beyhani kulu Vur sineme öldür beni Beyhani Erzincan'ın Çayırlı ilçesine bağlı Eski Esperek yeni adıyla Verimli köyündendir. 1933 yılında bu köye çok yakın Gamga köyünde doğdu. Babası Hüseyin anası İbrahim kızı Gülizar'dır. Beyhani'nin asıl adı İbrahim'dir. çocukların en büyüğüdür. Sırasıyla ana baba bir Ziynet Hüseyin Ahmet ve ana ayrı Ali Hıdır adlı dört kardeşi vardır. Ana Gülizar ozan gönüllü doğuşlu deyişleri olan sesi güzel bir anadır. Denebilir ki Beyhani özelliğini anasından almıştır. Beyhani okumayı ilmi Kur'an-ı köylerindeki alimlerden İsmail Efendi ve Cafer Ağa'dan öğrenmiştir. Beyhanilerin köyüne o dönemlerde sık sık gezici ozanlar gelmekte imiş. Bu ozanlardan en çok ildeşi ve tanıdığı Davut Sulari'ye ısınmıştır. Bir de aynı köyden olan Nişani adlı ozana yakınlaşmıştır. Beyhani'nin ilk saz ustası çok güzel kabak kemençe ve bağlama çalan amcası Rıza Efendi'dir. Sazda ustalaşması Davut Sulari ile olur. Beyhani 14 yaşında iken babası yanına iki ozan katar birlikte Suriye İran ve Irak'ı dolaşırlar. Aç-susuz kalarak 9 gün yalnız hurma ile geçinirler. 2 yıl sonra döndüklerinde Beyhani gelişmiş ağırlaşmış ve iyice ustalaşmıştır. Kendisine "nedir bu durum'' denildiğinde ise şu cevabı vermektedir: ''Aşıklık bir dad-ı haktır bakmayın gerisine''. 1954 yılında halasının kızı Aslı ile evlenmiştir. Bu evlilikten Kenan Selvi Nazlı ve Nazan adlı 4 çocuğu vardır. 1956 yılında askere gider. 1960'dan sonra da İstanbul'a yerleşir. Beyhani sağlığında sık sık Hacı Bektaş ve Pir Sultan Abdal gecelerine katılırdı. 1971 yılında mafsal romatizması teşhisi ile Şişli Etfal Hastahanesine yatırılır. Ağrılarının dinmemesi üzerine kaplıcalara girer köyüne gider geri döner fakat ağrıları hala dinmemiştir. Bu kez Amerikan Hastahanesine yatırılır. Böbrek üremesi olduğu anlaşılmıştır.17 Ağustos 1971' de 38 yaşında iken ölür. Mezarı Kağıthane'de dir. Eserlerinden bazıları: Benim Gibi Deldin SinemiBeni dertlere bıraktın Yüreğimi nara yaktın Sende mi canından bıktın Benim gibi benim gibi Söyle var mı benim gibi Yüreğinde yara var mı Dertlilere çare var mı Böyle bahtı kara var mı Benim gibi benim gibi Söyle var mı benim gibi Beyhani'yim dertli mi oldun Açmadan sarardın soldun Kendine bir yar mı buldun Benim gibi benim gibi Söyle var mı benim gibi Sürüne Sürüne Sürüne sürüne kapına geldim Halimden anlayan yarim olsaydı Boynumda urganım durur gezerim Hakkın divanında darım olsaydı Sen ulu canansın ben de kulunum Dilerim sevdiğim verme zulümün Eğer sen Leyla'ysan ben de Mecnun'um Bir sahra köşede yerim olsaydı Beyhani bileydi derman olurdu Cevheri olsaydı kervan olurdu Belki de Mısır'a sultan olurdu Yusuf-i Kenan'ın nurum olsaydı Bir Daha Eğer gider isen bizim ellerden Sakın bu diyara varma bir daha Beni bu derdimle yakıp kül ettin Dermansız kalmışım sorma bir daha Şu deli gönlümü azad eyledin Ne sordumsa aksi cevap eyledin Yıktın taht-ı payı harap eyledin Sinemde mekanı kurma bir daha Beyhani'yi böyle eden sen oldun Gariban bırakıp giden sen oldun Gönlümde sarılmaz yara sen oldun İstemem elini sürme bir daha Bu dert haktan mı gelmiştir Vurdun da deldin sinemi Kirpiklerin ok eyleyip Vurdun da deldin sinemi Bu dert ile çok yaşamam Derya oldum da taşamam Sevdiğime kavuşamam Vurdun da deldin sinemi El sözüne gülmez idim Her dert ile ölmez idim Cefadaydım bilmez idim Vurdun da deldin sinemi Beyhani'yem hüzün ile Öldürürsün nazın ile Aldatıcı sözün ile Vurdun da deldin sinemi Yolumuz Gurbete Düştü Yolumuz gurbete düştü Hazin hazin ağlar gönül Araya hasretlik girdi Hazin hazin ağlar gönül Bu mudur senin eserin Sinemi yaktı kederin Ölürsem olmaz haberin Hazin hazin ağlar gönül Beyhani'yem budur halim Senden ayrı düştü yolum Bu hasretlik bana zulüm Hazin hazin ağlar gönül Öldür Beni Kirpiklerini ok eyle Vur sineme öldür beni Bıktım dünyanın kahrından Vur sineme öldür beni Yoktur aleme mihnetim İndinde var mı kıymetim Eğer satmaksa niyetin Vur sineme öldür beni Bülbülden öğrenmiş gülü Garibim beklerim yolu İncitme Beyhani kulu Vur sineme öldür beni Aşık Büryani Cevahirden köşkün yapıp otursa Altın tabak ile taam getirse Pir mürşidi bilmez yolu yitirse Menzil almaz yola gitse ne fayda Büryani çağırır eleman aman Kerbela gülüdür billah bu zaman Dilde beli deyip gönülde güman Hak'ka ikrar verdim dese ne fayda 1926 yılında Kısas'ta doğmuştur. Asıl adı Hamdullah Aykut'tur. Aşık Dertli Divani'nin de babasıdır. Önce Hamdullah sonra Kemteri mahlasıyla tapşıran aşık Büryani mahlasını nasıl aldığını el yazması defterinde şöyle anlatmaktadır. "23.3.1977 günü Hacı Bektaş-ı Veli evlatlarından Muharrem Sefa Efendi bize geldi. Yanında Gazi Antep'in Haral Köyü'nden Ali Dede Adanalı Mürteza Dede ve hanımı bize geldiler. 23 Mart'ı 24'e bağlayan gece muhabbete başlandı. Aşık arkadaşlardan deyiş söylemeye fırsat bulamadım. Halime agah olan o Sultan nutkeyledi. Üç parça söyledim. İrticalen söyleyişimizi çok şükür kabul kıldı. Mahlasımı Büryani koydu.''Hamdullah Aykut o gece irticali söylediği deyişinin son dörtlüğünü şöyle bitirir; ''Arşın demanında Nebi-yi zişan Akıl idrak etmez bu sırra insan Hamdullah ciğerim olmuştur Büryan Yandım ateşine İmam Hüseyin'' M. Sefa Efendi son mısrada büryan sözcüğünü duyar duymaz Hamdullah'a Büryani diye seslenir ve mahlasını koyar. Ondan sonra aşık şiirlerinde Büryani diye tapşırır. Dedelikte yapan Büryani Kısas'ın eşrafından olup güçlü aşıklarındandır. Eski ve yeni yazıyı bilen çok kitap okuyan ileri görüşlü Aşık Büryani 7.11.1990 tarihinde vefat etmiştirEserlerinden bazıları: NE FAYDA Cevahirden köşkün yapıp otursa Altın tabak ile taam getirse Pir mürşidi bilmez yolu yitirse Menzil almaz yola gitse ne fayda Doğuştan insanda Hak hal olmasa Malı canı Pir uğruna vermese İkrara bend'olup gelmezse Yol oğluyam dese ona ne fayda Büryani çağırır eleman aman Kerbela gülüdür billah bu zaman Dilde beli deyip gönülde güman Hak'ka ikrar verdim dese ne fayda BİLMEM NE HALDIR Var mı bencileyin bir bahtı kara Açıldı yürekte her türlü yare Vardım bir tabibe melhemi süre Sürmedi sultanım bilmem ne haldır Erenler kapısı dar'ül amandır Muradım ki aşkın narına yandır Gönüller sultanım tahtıma kondur Konmadı sultanım bilmem ne haldır Kusurum günahım gayette çoktur Gafur'sun Rahim'sin şek şüphem yoktur Kuiuna mürvetin ihsanın çoktur Na ümit olamam bilmem ne haldır Mürvete geldim ey nesl-i Hünkar Affetmek şanındır edemem inkar Hel ata şanında oldu aşikar Dokuza bağladı bilmem ne haldır Epsem ol Büryani bulunur çare Kadir Mevla'm sen bildir yare Hele noksanını özünde ara Sabreyle ey gönül bilmem ne haldır GELDİK BU HANA Gel beri güftumu güş eyle gafil Bilmez misin niye geldin cihana Elest ü bezmini hele bir düşün İspatı imtihan geldik bu hana Şu fani dünyanın sefası yoktur İkrar bend olana cefası çoktur Dört kapı kırk makam cümlesi haktır Var ilet özünü şah-ı hübana Vefasız bu yola basamaz kadem Fehmeyle bu sözü adem ol adem Zikreyle Muhammet Ali'yi her dem Der Büryani vuslat olduk canana SULTANIM Canlı cansız cümlemiz bir nesneden Varoluyor bu bir hikmet sultanım Canana akıtır bu can-ı beden Kabul etmek cana minnet sultanım Sevip aşık olmak ezelden bahtım Yar sana kadimdir ikrarım ahtım Senin çün bezendi sinemde tahtım Aha teslim oldum hükmet sultanım Büryani'yem geldim mürvete düştüm Canımdan malımdan serimden geçtim Gerçi ezel aşkın meyinden içtim Dest-i kudretinle lütfet sultanım Aşık Daimi (İsmail Aydın) <FONT size=2> <B>Ne Ağlarsın Benim Zülfü Siyahim ![]() |
|
|
|