Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Kültür ve Sanat > Kitap ,Resim ve Dergi > Kitap Özetleri
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Kitap Özetleri Kitap Özetlerini Paylaşabileceğiniz Bilgi Alanı


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 19-09-2007, 11:23   #11 (permalink)
 
..::PRéNSéS::.. - ait Avatar
..::PRéNSéS::.. - ICQ üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - AİM üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - MSN üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder Send a message via Skype™ to ..::PRéNSéS::..
Tanımlı Cevap: A'dan Z'ye roman özetleri :)

 
Roman Özeti :Sarıkamış Dramı Alptekin MÜDERRİSOĞLU

1.Kitabın Konusu:
Sarıkamış DramıEnver Paşa ile Albay Hafız Hakkı’nın kişisel tutkularının çatışmasından çılgınca tutumlarından gerçekleri görmezlikten gelerek acımasız emirler vermelerinden doğmuş;sonuçta iki hafta içinde doksan bini aşkın Türk genci donarak ölmüştür.Dramı bütün ayrıntılarıyla açıklayabilmek için yazar mozayık diye tanımlayabileceğimiz çalışma biçimini seçerekbir mozayik taşı gibi tek başına anlam taşımayan savaşçı anılarını gazete haberlerini çarpışmaları verilen emirleri belgeleri komutanların tutum ve davranışlarını gün gün sıralayarak dramı her yönüyle ortaya çıkarmaya çalışmıştır.


2.Kitabın Özeti:
Altıyüzyıllık Osmanlı tarihinde ilk kez padişah Mehmet Reşat 1 nci Dünya Savaşı’na yol açan olayın gerçek nedenini bilmeden halka savaş çağrısında bulunuyordu.Padişahtı ama ne var ki koskoca imparatorluğu ilgilendiren olaylara çok uzak kalıyordu.Olayları sonradan öğreniyor kendine anlatıldığı şekilde kabul ediyordu.Harbiye Nazırlığına yükselen Enver Paşa bir diktatör gibi davranıyordu.
Birinci Dünya Savaşı’nda doğuda Ruslarla ilk karşılaşma Eleşkirt civarında Köprüköy’de oldu.Karşı saldırıya geçen Türk Ordusu Azap Köyü savaşını kazandı.Fakat iyi keşif yapılamadığı için eski sınırına çekilemedi.İttifak Devletleri yanında savaşa katılarak Almanlara yardım amacını güden Başkumandan Vekili 14 Aralık 1914’te Köprüköye geldi.Askeri teftiş ettikten sonra hemen Rusların elinde bulunan Sarıkamış’a taarruza karar verdi. Verilen bu kararın uygulanmasının kötü hava ve arazi şartlarıyla mümkün olmadığına inanan ve bu taarruzun ilkbaharda yapılmasını isteyen III ncü Ordu Komutanı Hasan İzzet Paşa’yı azlederek Ordu Komutanlığını üstüne aldı.Enver Paşa kış ortasında bir buçuk metre kar altında eksi 25 derecede ve 2000-3000 metre yükseklikte arazinin dağlık ve ancak patika yollarından yararlanılabildiği bir yerde yazlık elbisesi yarı çarıklı askerlerle taarruz yapıp amacına ulaşacağını sanıyordu.Böylelikle bir an önce saldırıya geçip ilkbahara kadar elden geldiğince Kafkasya içlerine girip olası bir barışla elimize bir şeylerin geçeceğine inanıyordu.Enver Paşa’nın temel düşüncesi başarıdış görünüş ve giysilerle değil her askerin kalbindeki yiğitlih ve cesaretle kazanılacağı idi.
Enver Paşa’nın yanında yalnızca Alman subayları bulunuyordu.Birliklerin kış koşulları altında yürüme ve savaşma yeteneklerini bilen Türk subaylarının görüşünü ise pek dikkate almıyordu.X ncu Kolordu’nun başında ise padişahın damadı olduğunu sık sık tekrarlamaktan bir türlü geri duramayan Albay Hafız Hakkı vardı.O da büyük zaferler kazanma hırsına kapılmıştı.
Tüm kötü koşullara rağmen savaş başladı.Enver Paşa’nın planı Sarıkamış-Erzurum arasında bulunan Rus asıl kuvvetlerini XI nci Kolordu ile sıkıştırırken IX ncu Kolordu ile Bardız XX nci Kolordu ile Olyu yönlerinde ilerleyerek Rus Ordusunu geriden kuşatıp yok etmekti.Enver Paşa 25 Aralıkta geride kalan öteki birlikleri beklemeksizin Sarıkamış üzerine harekete geçti.Bardız geçitini tutan Rus kuvvetlerini gece yarısına kadar süren çarpışmalar sonucunda Sarıkamış’a atan 29 ncu Tümen 26 Aralık sabahı kendisine katılan 17 nci Tümenle birlikte taarruza başladı.Ancak taarruz gelişemedi ve durdu.Sarıkamış’a bir an önce ulaşmak için cebri yürüyüşle Allahuekber Dağları’nı aşan X ncu Kolordu 28 Aralık günü Sarıkamış doğusuna varmayı başardı.Böylece iki kolordu Sarıkamış’ta birleşti.Ancak IX ncu Kolordu Sarıkamış Dağları’nda X ncu Kolordu Allahuekber Dağları’nda çarpışmaları soğuk ve açlık yüzünden erimiş iki kolordunun asker sayısı onbin kişiye kadar düşmüştü. İki kolordunun 20 Aralık öğleden sonra başlayan taarruzu gecede sürdü.Küçük bir kuvvet Sarıkamış’a girdiysede geri çekilmek zorunda kaldı.
Enver Paşa’nın İstanbul hükümetine gönderdiği telgraf da bir ibret belgesiydi.gerçekleri tamamen saptırıyordu.Hiçbir hesaba kitaba dayanmayan giriştiği akıl almaz saldırı Enver Paşa’ya göre Rus Ordusu’nun kesin saldırısıyla sonuçlanmamıştı. Ortada ise büyük bir gerçek vardı.Türk ordusu tarihinde görülmemiş bir yıkım ve bozguna uğramıştı. Ayrıca Enver Paşa gönderdiği telgrafın son bölümünde olayların gizlenmesini de istemişti.İstanbul’a varır varmaz bu işi bizzat kendi üstlendi.Böylece bu başarısızlık İstanbul ve diğer bölgelerde yeterince duyulmadı.
Sarıkamış’ta kaybettiğimiz asker sayısında iki belge vardır. İlk belgeye göre IX ncu Kolordu 36.784 X ncu Kolordu 46.743 XI nci Kolordu 21819 ve II nci Süvari Tümeninin 3.928 kaybıyla toplam kaybımız 109.274’e ulaşmaktadır.Diğer belgeye göre ise XI nci Kolorduya 22 Aralık 1914 gününden sonra asker desteği yapıldığı belirtilmektedir.Bu da belgeye göre 6 tabur kadardır.Bu duruma göre kaybettiğimiz asker sayısı 113.000-114.000’e ulaşmaktadır.En acı olay ise bu askerlerimizin 90.000-96.000 kadarı donarak feci şekilde can vermiştir.Tüm bunların sorumlusu gerçekleri bir türlü görmek istemeyen hayalci Enver Paşa idi. Enver Paşa Kafkasya’yı alacağım derken İngiltere ve Fransa’ya Çanakkale Boğazı’na saldırmaları için davetiye çıkarmıştır.
3.Kitabın Ana Fikri:
Her zaman yaptıklarımızın sonucu görmeli özellikle kendi menfaatlerimiz için başkalarının hayatını riske atmamalıyız.
4.Kitapta Olayların ve Şahısların Değerlendirilmesi:
Mehmet Reşat:I nci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı tahtında bulunmasına rağmen koskoca imparatorluğu ilgilendiren olaylara çok uzak kalıyordu.
Enver Paşa:Kişisel tutkularının esiri olarak verdiği ve uygulattığı kararlarla doksan bini aşkın Türk gencinin donarak ölmesine neden olmuştur.
Albay Hafız Hakkı: Padişahın damadı olmasının verdiği güven ve sahip olduğu kazanma hırsı onu da etkilemiş ve gerçekleri görmesini engellemiştir.
Hasan İzzet Paşa:III ncü Kolordu komutanıyken alınan kararların yanlış olduğunu belirtmişyaptıkları Enver Paşa ve adamlarının düşüncelerine ters olduğu için görevinden azledilmiştir.
5.Kitap Hakkında Şahsı Görüşler:
Türk tarihi açısından bir dönüm noktası olabilecek bir savaşın yapılan hatalar zinciriyle nasır hezimetle sonuçlandığını okudum.Belki hata yapanlar da bu ülkeyi en az bizim kadar seven vatanperver insanlardı fakat liderlik böyle anlarda meydana çıkar.
6.Kitabın Yazarı Hakkında Kısa Bilgi:
Çocukluğundan beri Sarıkamış olayına ilgili olan Müderrisoğlulise yıllarında okuduğu bir tarih dergisiyle inceleme yapmaya karar verir.Ayrıntılı bilgi aramaya başlamasına rağmen Sarıkamış ile ilgili pek fazla bilgiye ulaşamamış bunda Enver Paşa’nın dramı unutturmak istemesinin rolü olduğunu öğrenince konuyu derinlemesine araştırmaya başlamıştır.Yazarmozayık diye tanımlayabileceğimiz çalışma türünü şeçmiştir.
Eserleri:Sarıkamış Dramı Yoksulların Zaferi Fotoğraflarla Kurtuluş Savaşının Maddi ve Mali Kaynakları.
..::PRéNSéS::.. isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-09-2007, 11:23   #12 (permalink)
 
..::PRéNSéS::.. - ait Avatar
..::PRéNSéS::.. - ICQ üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - AİM üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - MSN üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder Send a message via Skype™ to ..::PRéNSéS::..
Tanımlı Cevap: A'dan Z'ye roman özetleri :)

 
Roman Özeti DOĞUNUN LİMANLARI AMIN MAALOUF

1.KİTABIN KONUSU:
İsyan Kitabdar adlı bir kişinin yaşam hikayesibaşından geçen olaylardoğumundan bu zamana kadar olan herşeyi anlatmaktadır.
2.KİTABIN ÖZETİ:
Yazar kitabında bir kişinin hayat hikayesini yaşamını anlatmaktadır. Bu kişiye 1976 haziranında metroda rastlamış ve onu bir tarih kitabındaki resminden hatırlamıştır. Yazar bu kişiyi yani İsyan Kitabdar’ı takip etmiştir. Kitabdar yazara bir sokağın nerede olduğunu sormuştur. Bu sokağın ismi “Hubert Hughes Sokağı Direnişçi 1919-1944”tür. Kitabdar’da eski bir direnişçidir.
Yazar Kitabdar’ı rahat bırakmamış onunla tanışmış ve sohbete başlamıştır. Kitabdar dört gün içinde Paris’teki otuz direnişçi ismi taşıyan cadde ve sokağı gezecektir. Bir kahveye gidip otururlar. Yazar kitabdar’ın direnişçi olduğunu bildiği için onun hayatını anlatmasını ister. İsyan tüm yaşamını bu dört gün içinde anlatacaktır. Ve anlatmaya başlar:
Eskiden bir padişah varmış. Bazı nedenlerden dolayı yerine yeğeni tahta oturmuş ve bunun üzerine padişah odasına kapanmıştır. Kimsenin yanına gelmesini istememektedir. Ancak kızı İffet’i çok sevdiğini bilenler onun odaya girmesini istemişlerdir. İffet odaya girdiğinde büyük bir çığlık atarbabası intihar etmiştir. Bu olaydan sonra neşeli hoşakıllı İffet gitmişyerine suskunaklını yitirmiş bir kız gelmiştir.
Annesi kızının iyileşmesi için deli doktoru Kitabdar’ı çağırmıştır. Doktor iyileştirmek için Adana’daki köşküne götürmeyi önermiş ve anneside kabul etmiştir. Ama ne var ki günün birinde İffet hamile kalmıştır. Kitabdar’ın kuramlarına göre çocuk doğurmanın şoku ile İffet eski haline dönebilecekti. Nihayet çocuk doğdu ama pek bir faydası olmamıştı. Doktor çamura bulandırılmış herkes onun hakkında kötü şeyler söylemektedir. Çocoğun babasız olduğunu söylenemezdi çünkü İffet’le nikahlanmışlardı ama artık kimse kapılarından adım atmaz olmuştu. Doğan çocuk ise İsyan’ın babasıydı.16 yaşına girdiğinde babası vefat etti. Ermeni olan fen öğretmeni Nubar’la aralarında sıkı dostluk başlamıştı. Nubar’ın 10 yaşında bir kızı vardı Cecile. Beş yıl sonra babasının arkadaşı ile evlenirler. Babası Beyrut’ta bir kaşane yaptırmıştı ve oraya taşındılar. Nubar onlarla oturmak istememiş ve mütevazi bir ev kiralamıştı. Aynı zamanda valinin resmi fotografçısı olmuştu.
1914 yazının savaş başlamıştı. Cecile İsyan’nın ablasına hamileydi. İsyan 1919’da doğmuş ve 1922 Eylülünde son çocuğu olan Salem’i doğurmuştu. Son doğum esnasında Cecile ölmüşevin yeni hanımı ablası İffet olmuştu.
Babasıannesinin ölümüne neden olduğu için Salem’i hiç sevmezdi. O da küçük yaşta hırsızlıkkavga gibi kötü suçlar işlemiş ve hapse girmişti. Bu yüzden babası bütün ümidini İsyan’da toplamıştı.
1936-1937 yıllarında İsyan Bakarlaryanın 1. ve 2. sınavlaında ülkenin en iyi notunu almıştı. Babasından Montpellier tıp fakültesine gitmek için izin aldı ve temmuz sonunda gemi ile Marsilya’ya gitti. Oradan trenle Montpellier’e geçti. Burada bir ev kiralamış ve ev sahibeside Madam Berroy idi. Fakültede çok çalıştığı için ismi kısa zamanda ineğe çıkmıştı.
Bir akşam Bertnard isimli bir adamla tanıştılar. Bertnard o zamanın öncü direnişçilerindendi. İsyan’ın düşünceleri beğenisini kazanmışonu direnişçi saflarına katmak istiyordu. Bu bir örgüttü özgürlük örgütü. Ona bazı kağıtlar verdiokumasını ve sonrada dağıtmasını söyledi. O da artık bir direnişçi olmuştu ve bu savaştaki ismi Bakü’ydü. Bu sistem böyle bir yıl devam etti.
Günün birinde bir jandarmanın oturduğu binaya girdiğini görmüş ve oradan uzaklaşmıştı. Bir ay önce kaldığı bir örgüt evine gitmişti. Burada bir çift ve yanlarında bir kız vardı. Kız çok hoşuna gitmişti ve ismi Clara idi. O gece geç vakte kadar sohbet ettiler. Ertesi sabah kerkes kendi yoluna ayrılmıştı. Clara’da bir direnişçiydi. Bakü örgütte çok başarılı olmuş artık önemli görevlerde yer almaktaydı.
Bir gün savaş başlamış ve nihayet kurtuluşa ulaşılmıştı. Daha sonra İsyan Montpellier’e geri dönmüş ve Madam Berroy’ı görmeye gitmişti. O yokken olanlar hakkında bilgi edinmiş ve kendinin yani Bakü’nün çok ünlü biri olduğunu anlamıştı. Herkes onu bir kahraman gibi görmekteydi. Ertesi gün gemi ile Beyrut’a dönmüştü. Limanda büyük bir kalabalık onu bekliyordu. Herkes onu alkışlıyorsevinçlerini gösteriyorlardı. Oradan babasıyla birlikte eve döndüler. İsyan diğerlerinin nerede olduğunu sormuştu. Nubar ve büyükannesi Amerika’ya gitmiş ablası ise Mısırlı Mahmut’la evlenip oraya gitmişti. Kardeşi Salem zaten onbeş yıl hapse atılmıştı. Babası yaşlı kaçık annesiyle evde yalnız kalmıştı. Geldiğinden on gün sonra büyükannesi İffet vefat etmiş ve defin töreninin bir padişah kızına yapıldığı unutulmamışdı.
Definin ertesi günü Clara İsyan’ın yanına gelmişti. Beraber bahçeye çıkıp konuştular. ClaraHayfa’ya gidiyormuş ve vapuru Beyrut Limanı’na demir atmıştı. Dayısıyla birliktelerdi ve limanın karşısındaki otelde kalıyorlardı. Bir süre daha sohbet ettiler ve Clara ayrıldı. İsyan onu bir daha görememe korkusu içindeydi. Ertesi günü bir taksiye atlayarak Clara’nın yanına gitti. Ona “bana yaz”demişti ve adresini vermişti. Clara da İsyan’ın dudağına bir öpücük kondurarak otele doğru koşmaya başlamıştı.
İki ay sonra Clara mektup atmıştı. Mektubunda Arap-Yahudi kavgalarını sona erdirmek için çabaladığı yazılıydı. Bu arada Kitabdar’da konferanslar vererek yaşadığı maceraları anlatıyordu. Çeşitli semtlerden kentlerden ve köylerden çağrılar geliyordu. Bu sayede tüm ülkede tanınan biri olmuştu.
Bir gün konferanslarından birinde Clara’yı gördü ve konferansı kısa kesdi. Clara’yı babasıyla tanıştırdı. Clara bir konferansını dinlemek istemişti ve konferansında hayatını anlatmasını istiyordu. Kabul etti ama heyecanlanmamak için Clara’dan bakmamasını istemişti. Konferansa başladığında hayatını değil Clara’ya olan sevgisininde bahsediyordu. Ve Clara’ya evlenme teklif etti. Clara’da bir süre bekledikten sonra evet yanıtını verdi.
Evliliklerinin nasıl olacağını düşünmeye başladılar. Beyrut’ta resmi nikah yoktu bu yüzden Fransa’ya gitmeye karar verdiler ve gerekli evrakları hazırlamak için ayrıldılar. 20 Haziran’da Paris’te Horloge Rıhtımı’nda öğlen buluşacaklardı.Bu yerin Horloge Rıhtımı olması nedeni eski bir hikayede iki sevgilinin orada buluşmalarıydı.O gün buluştular ve evlendiler.Sonra Beyrut’a geri döndüler.Döndükten sonra kitabdar malikanesinde büyük bir şölen verildimutlu bir yaşam başlıyordu.Ta ki genel af ilanı ile kardeşinin eve dönmesine kadar…Bu olaydan sonra Clara ile İsyan Hafya’ya gitmeye karar verdilerorada mutlu bir yaşama başladılar ve Clara hamileydi.
Birgün Kahire’den yani ablasından bir telgraf geldi.Babasının hasta olduğu yazmaktaydı ve İsyan derhal Beyrut’a hareket ettiClara’sız. Babası felç geçirmiş ve birkaç ay sonra vefat etmiştir. Ablası daha sonra Kahire’ye geri dönmüştür. Babasının ölümü ile İsyan rahatsızlanmış ve ruhsal dengesi bozulmaya başlamıştır. Bir tane kız çocuğu olduğu haberi mektupla kendisine gelmişti. İsmini Kitabdar’ın istediği gibi Nadya koymuşlardı.Mektupta birde kızının fotoğrafı vardı. Aynı zamanda İsrail-Arap Savaşı patlak verdiği için Hafya’yada gidememektedir. Kardeşi Salem İsyan’nın bu halinden yararlanarak mirasa konmak istemiş ve İsyan’ı Dr.Dawwab’ın kliniğine göndermişti.Burada zengin ailelerin deliren hastaları yer almaktadır. Her sabah hastalara yüksek dozajda uyuşturucu madde veriliyor ve herkes ruh gibi ortalıklarda dolaşıyordu. Bu yüzden zor ve yavaş konuşuyoryürüyor ve kitap okuyordu.Bertnard İsyan’ı ziyarete gelmiş onun bu haline çok üzülmüştür. Ayrılırken Bertnard’a sağ iç cebindeki kızının fotoğrafını göstermiş ama Bertnard bunun bir yardım çağrısı olduğunu anlamamıştı.İsyan’ın oradan kurtulup normal yaşama dönmek istediğini anlamamıştı.
Kitabdar yaşamadan iyice sıkılmış ve artık ölmek istiyordu. İş bu haldeyken kararını değiştirecek bir olay gerçekleşti. Kızı Nadya üniversiteye yazılmak için Paris’e gelmişti.ClaraNadya’dan Bertnard’ı görmesini istemiştir.Bertnard’ın yanına gittiğinde babasının durumunu öğrenmiş ve özellikle fotoğraf hikayesi Nadya’nın çok ilgisini çekmişti. Babasını oradan kurtarma savaşına başlayacaktı. Oda arkadaşı Christine Paris’in en büyük kuyumcularından birinin kızıydı. Nadyakimlikleri değiştirmeyi teklif etmiş ve Christine kabul etmişti.Christine’nin pasaportundaki resmi çıkarıp Nadya’nın kini taktılar.Artık kimse Nadya’dan şüphelenmeyecekti.Nihayet 1968’de uçakla doğuya hareket etti.Beyrut’a geldiğinin ertesi günü Dr.Dawwab’ın kliniğine gitti.Doktor para düşkünü olduğu için onu hoş karşılamıştı.Nadya ise babasının sorunları olduğunu ve uygun bir yer aradığını söylemişti.Beraber kliniği gezmeye başladılar.Nadya hastaların olduğu odaya geldiğinde Kitabdar kitap okumaktaydı.Bir vesile ile onunla muhabbet etmiş ona bir kitap vermişti.Bu sırada Kitabdar kitabı açtığında yazarın isminin yukarısında “Nadya K.” yazılıydı ve kızı olduğunu anlamıştı.Ama durumu fark ettirmemek için sesini çıkarmıyordu.Nadya gittikten sonra hemen mektubu okumuş ve kendi için savaş verdiğini anlamıştı.
Yaşama bağlılığı artmış ve ona yardım etmek istiyordu. Öncelikle ilaçların dozunu azalmaya başladı. Nadya klinikten sonra Bertnard’ın yanına gidip olanları anlatmıştı.Berdnard babasını oradan çıkarmanın bir faydası olmadığını söylemiş ve Nadya oradan ayrılmıştı.Nadya genç bir adamla tanışımış onunla evlenmiş ve Brezilya’ya gitmişlerdi. Burada hamile kalmıştı.Doğacak çocuğun adını Bakü koycak ve babasını böylece yaşatacaktı.Bu sırada çatışmalar tekrar başlamış silah sesleri kliniğe kadar gelmekteydi.Dr.Dawwab ve elemanlar orayı terk edip kaçmışlardı. Sabah olunca Kitabdar “gidiyorum”diyerek oradan ayrıldı. Başkente gidiyordu ve vardığında Fransız Büyükelçiliğine gitti. Burada onu Bertnard’ın yanına götürdüler.Bertnard Clara’dan söz etmek istemiş ama Kitabdar lafını keserek sadece adresini istemişti.Clara’ya mektup yazıprandevu vermişti.Buluşma zamanını düşünmüş ve 20 Haziran öğle vaktiHorloge rıhtımı yazmıştı.Evet yarın 20 Haziran’dı ve dördüncü gün bitmişti.
Yazar rıhtımın karşısından dürbünle oraya bakıyor yavaş yavaş köprüye doğru ilerliyor ve ortasında duruyor.Az sonra kır saçlı bir kadın İsyan’a doğru yaklaşıyor ve birbirlerine sarılıyorlarağlıyorlar. “El ele mi gidecekler yoksa herbiri kendini yoluna mı?”diye merak ediyor. Ama bu kadarının yeterli olduğunuuzaklaşması gerektiğini düşünüyor.
Yoldan geçenler vardurmuş onlara bakıyorlarmeraklıduygulanmış.Ama ben onlara aynı biçimde bakamam;ben yoldan geçen biri değilim ki…

3.ANAFİKİR :
Bu Dünya’da insanın başına hergün değişik olaylar gelebilir. Bunlara hazırlıklı olmak ve gerekirse savaşmak kendimize yapacağımız en büyük iyilik olur.
4.KİTAPTAKİ ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
İSYAN KİTABDAR: Hayatını anlatan kişidir. Yardımsever ve görevinde başarılı olmuş bir direnişçidir. Girişken ve verdiği savaştan dönmeyen bir kişidir.
İFFET:İsyan’ın büyükannesidir. Padişah kızıdır ama babasının ölümünden sonra ruhsal dengesi bozulmuştur.
DR.KİTABDAR:İsyan’ın babasıdır. İffet’i iyileştirmek için çaba göstermiş vefakar bir insdandır.
NUBAR:Ermeni fen öğretmenidir. Yenilikçi ve Dr. Kitabdar gibi medeni bir insandır.
CECİLE: İsyan Kitabdar’ın annesi ve Nubar’ın kızıdır. Son çocuğu olan Salem’ı doğururken ölmüştür.
İFFET:Cecile’nin kızı ve İsyan’ın ablasıdır. Annesinin ölümü ile evin yeni hanımı olmuştur. Mısırlı Mahmut’la evlenmiş ve mutlu bir yaşam yaşamıştır.
SALEM:cecile’nin oğlu ve İsyan’ın kerdeşidir. Annesinin ölümüne sebep olmuştur. Aile yapısından farklı bir yapıya sahiptir ve küçük yaşta kötü alışkanlıklar kazanmıştır.
BERTNARD: İleri ve öncü bir direnişçidir. İsyan’la araları çok iyidir. Savaşını sonuna kadar sürdüren bir insandır.
CLARA: Bir direnişçi ve İsyan’ın karısıdır. Çok güzel ve çekici bir kızdır. Nadya isimli bir kızı vardır.
MADAM BERROY: İsyan’ın Montpiller’deki kiraladığı evin sahibesidir.
NADYA: İsyan’ın ve Clara’nın kızıdır. Babası gibi girişken ve korkusuz bir kızdır.
DR.DAWWAB: Zengin ailelerin deliren kişilerine bakan cimri para göz bir insandır. Kendinden başka kimseyi düşünmemektedir.
5.KİTAP HAKKINDAKİ ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Gerçekten çok ilginç ve etkileyici bir kitap. Ben sık sık kitap okumayan biriyim ama bu kitabı severek okudum. Çünkü bir sonraki olayda ne olacağını merak ediyordum. Bu kitabın çabuk ve sık sık okunmasını sağlıyor. Merakımdan dolayı gecelere kadar kitabı okudum. Bütün arkadaşlarıma da bu kitabı okumalarında tavsiyede bulundum.
6.YAZAR HAKKINDA KISA BİLGi:
Amin Maalouf. 1949’da doğdu. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazeteciliğe başladı;1976’dan beri Paris’te yaşıyor. Çeşitli yayın organlarında yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış olan Maalouf bugün vaktinin çoğunu kitaplarını yazmaya ayırmaktadır.
Yapıtlarında çok iyi bildiği Asya ve Akdeniz çevresi kültürlerinin söylencelerini başarıyla işleyen Maalouf ilk kitabı Les Croisades vues par les Arabes(1983Arapların Gözüyle Haçlılar) ile tanındı ve bu kitabın çevrildiği dillerde de büyük bir başarı kazandı. 1986’da yayımlanan ve aynı yıl Fransız-Arap Dostluk Ödülü’nü kazanan ikinci kitabı (ilk romanı) Leon I’Africain (Afrikalı Leo) ise bugün bir “klasik” kabul edilmektedir.
Maalouf’un 1988’de yayımlanan ikinci romanı Samarcande (Semerkant) da coşkuyla karşılandı ve pek çok dile çevrildi. Maalouf’un sonraki kitapları yine romandı:Les Jardins de lumiere (1991 Işık Bahçeleri) ve Le Premier Siecle apres Beatrice (1992 Beatrice’den Sonra Birinci Yüzyıl).
..::PRéNSéS::.. isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-09-2007, 11:23   #13 (permalink)
 
..::PRéNSéS::.. - ait Avatar
..::PRéNSéS::.. - ICQ üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - AİM üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - MSN üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder Send a message via Skype™ to ..::PRéNSéS::..
Tanımlı Cevap: A'dan Z'ye roman özetleri :)

 
Roman Özeti SEMERKANT AMIN MAALOUF

1. KİTABIN KONUSU : Ömer Hayyam ‘ ın Semerkant ‘ a gelişi ; burada yaşadıkları ve tarihe damgasını vuran eserinin oluşması.
2. KİTABIN ÖZETİ : Roman 11. yy’da yaşamış olan İranlı bilge ozan ömer Hayyam ‘ ın hayatı ve Rubaiyat ‘ ının öyküsünü anlatmaktadır.
Kitap iki bölümden oluşmaktadır. Ömer Hayyam bilgeiğiyle ve şairliğiyle her tarafta tanınan birisiydi. Onun tüm hayali Semerkant ‘ I görmek oranın güzelliğini keşfetmekti. Gittiği yerde başından geçen birtakım olaylar sonucunda kadıyla tanışması ve onun tavsiyesi üzerine eserini bir kitapta toplar. Onun bu şairane ve bilge kişiliği kendisinin devletin en üst kademesine kadar yükseltir. Herkesin takdirini toplar ve kitabını her türlü koşullara rağmen tamamlar.
Kitabın ikinci bölümünde de Benjamin Omer adındaki bir Ömer Hayyam hayranı bu şaheseri bulmak için birçok zorlu yoldan geçer ve macera kitabın Titanic gemisinde kaybolmasıyla son bulur.
3. KİTABIN ANA FİKRİ : Tüm zorluklara rağmen insanlar hayallerini gerçekleştirmelilerdir.
4. KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Ömer Hayyam : Bilge filozof gökbilimci matematikçi herkesin güvendiği olaylara tarafsız bakabilen bir kişilik.
Hasan Sabbah:Zeki araştırmacı azimli fakat bilgisini ve yeteneklerini kötüye kullanan birisi.
Benjamin Omer: Araştırmacı maceracı ve kendini Rubaiyat ‘ I bulmaya adayan birisi.
5. KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER :
Kitap geçmişteki olatlara bizlere dersler veriyor. Tarihin bizler tarafından fazla bilinnmeyen yönlerine ışık tutuyor.
6. KİTABIN YAZARI HAKKINDA KISA BİGİ :
1949 ‘da Lübnan ‘da doğdu. Ekonomi ve toplumbilim okuduktan sonra gazeteciliğe başladı. 1976 ‘dan beri Paris ‘te yaşıyor. Çeşitli yayın organlarında yöneticilik ve köşe yazarlığı yapmış olan Maalouf bugün vaktinin çoğunu kitaplarını yazmaya ayırmaktadır.
ESERLERİ : Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri Afrikalı Leo Semerkant Doğunun Limanları Tanios Kayası Ölümcül Kimlikler
..::PRéNSéS::.. isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-09-2007, 11:23   #14 (permalink)
 
..::PRéNSéS::.. - ait Avatar
..::PRéNSéS::.. - ICQ üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - AİM üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - MSN üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder Send a message via Skype™ to ..::PRéNSéS::..
Tanımlı Cevap: A'dan Z'ye roman özetleri :)

 
Roman Özeti : GECE UÇUŞU ANDRE GIDE

1.KİTABIN KONUSU: Hava postacılığı yapan bir şirkette Pentagon postasını acısıyla tatlısıyla anlatan bir roman. Bu hava postasının diğer postalardan ayrılan farkı; uçuşların gece yapılması ve ve havacılığın tehlikesini arttıran zifiri karanlık parlak ay yıldızlar ve sessizlik.

2.KİTABIN ÖZETİ: Buenos Aires’te bir şirket anlatılmakta. Bu şirket hava postacılığı yapmakta ve adı Pentagon Postasıdır.
Şirketin tüm sorumluluğunu genel müdür olan Riviere’ ye ait. Bu sorumluluk öyle bir sorumluluk ki; hatayı affetmeyen başarıları ise su yüzüne dışarı vurmayan sert bir o kadar da duygusal bir yönetici. Bu kavramların ve özellikleri hepsi Riviere adındaki genel müdüre ait.
Bu şirkeyye üç uçak var. Aynı zamanda diğer uçak şirketlerinin uçuş rotası iniş ve kalkışları Riviere’ nin sorumluğunda.Sorumlulukların eşiğinde şirketin başında bulunan bu adam içindekş hizmet aşkı ve sorumluluk duyhusu ile yeni bir görev icra şekli düzenliyor ve bu planını uygulamaya koyuyor. Fakat; birçok yerden tepki alıyor ve başaramıyacak duygusu kazandırılmaya çalışılıyor. Nitekim Riviere tam tersini yapıp bu işi başarıyor. Gece Uçuşu’ nu tehlikelerle dolu yolculuğuna başlatıyor.Bunu yapmaktaki amacı ise; deniz ve demir yoluyla açılan mesafeyi gece kapatabilmek.
Rviere öyle bir liderlik özelliğine sahip ki; disiplinli kuralcı ve titiz bir kişi. Cesaretiyle verdiği tüm emirleri personeli hiç tereddüte düşmeden yerine getirebiliyor. Çünkü liderine güveniyorlar ve bağlılar. Sonuç başarılarla dolu yeride ve zamanında hizmet. Yani başarılarla dolu bir şirket çıkıyor karşımıza. Riviere bu başarısını kaya kadar sert ve katı kurallarına kükreyen yüce dağlardaki kadar sarsılmaz kişiliğine engin denizlerdeki gibi uçsuz bucaksız cesaretine borçlu
Bu özelliklerini personeline aktarmayı ihmal etmiyor. Riviere’ nin bir pilotu var ki; içlerinde en cesur olanı. Pilotlardan ve personelinden en çok ona güveniyor. En zor ve en tehlikeli işleri ona veriyor. Ayrıca diğer pilotlarını da böyle tehlikelerle dolu görevlere zifiri karanlığa yetiştiriyor. Biliyor ki; neyin ne olacağı belli olmaz ve kaderin önüne geçilmez. Üstün doğaya karşı gelemeyeceğini; onu yenemeyeceğini biliyor.
Bu sırada en cesur pilotu olan Fabien görevini icra etmek için hazırlıklarını yapmış ve uçuş saatine kadar evinde karısıyla birlikte uyuyarak dinleniyor. Gece yarısı olduğunda karısı Fabien’ i kaldırıyor ve hiç alışagelmemiş bir ayrılık yaşanıyor. Fbien’ nin gidşi çok güzel ve rahat bir şekilde geçiyor. Ancak dünüşte ayrıldığı yerde ve geniş bir bölgede çok büyük bir fırtına başlıyor. Gece yarısında öyle büyük bir fırtına başlıyor ki; uçak fırtınanın içinde eriyip gidercesine zifiri karanlıklara boğuluyor. Öyle bir ayaz varki Fabien gecedeki bir karanlığın bu kadar aydınlık olabileceğini düşünemiyor. Riviere Fabien’ nin kurtulması için çok büyük bir işbirliği düzenliyor. Dünyanın dört bir tarafı ile iletişim kuruyor. Zaten personeli gece uçuşlarının olduğu zaman olduğu zaman nöbette oluyor ama o gece eksiksiz bir mesai sergiliyor. Bütn bu işbirliğine rağmen Riviere’ nin kortuğu önceden düşündüğü gibi doğa ile başa çıkamıyor ve ve uçaktaki iki personeli o inanılmaz fırtınanın içinde kaybolup gidiyor. Bütün telsizler kapanıyr ve hiçbir irtibat kurulamıyor. Riviere bu ne kadar olumsuz sonuç olsada hizmetine aynı ciddiyet ve titizlikte devam ediyor. Onun için yengi ve yenilgi vardır. Yaşamın bı imgelerin üstüne kurulu olduğunu düşünür. Onun prensibi yengi vardır bir halkı zayıf düşürür yenilgi vardır bir başka halkı uyandırır. Riviere’ nin uğradığı yenilgi belkide gerçek yengiyi yaklaştıran bir girişimdir. Onun için bir sonraki uçuşu iptal etmiyor ve kalkış için talimatını tereddütsüz bildiriyor.

3.KİTABIN ANA FİKRİ: Romanın ana fikri insanlar karakter ve prensip sahibi olmalılar. Koyduğu ve olan kurallardan taviz vermemeli kuralları uygulatmayı bilmeliler. Yöneticiliğin sorumluluklarını yerine getirmeli insan ve insan hayatına değer veremeliler. Önlerine çıkan engeller karşısında yılmamalı bilakis daha çok kazanma ve hırs duygusu edinmeliler. Ayrıca işbirliğinin başarı için çok önemli bir yardımlaşma olduğunu untmamamız fikrinin veriyor.

4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRİLMESİ:
Riviere şirketin genel müdürü ve tam liderlik ruhuna sahip bir insan. İşini şansa bırakmayan hatayı çok ağır bir şekilde cezalandırmaktan kaçınmayan bir yönetici.
Fabien yaptığı havacılık görevleri ile başarılı ve aynı zamanda cesur bir pilot. Tehlikeden korkmayan verilen her görevi yerine getiren iyi ve karakter sahibi bunun yanında eşini seven ve ona saygı duyan bir insan.
Madam Fabien duygusal kocasını seven ve sadık bir eş.
Ayrıca müfettiş telsizci ( pilot yardımcısı ) ve bakım onarım personeli dışında sekreterler bulunmakta.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER: Kitaptaki kişiler tamamiyle gerçek hayata paralel bir şekilde anlatılmaktadır. Olaylarda doğal olarak bu doğrultuda seyir etmekte ve gelişmektedir. Katı duygusal olduğu kadar acı bir amlatım içermekte. Gelişe olaylar yapılan işler kahramanı doğurkta ve bir destan oluşmakta.bu da kaçınılmaz bir son.

6.KİTABI YAZARI HAKKINDA KISA BİLGİ:Andre gide Paris’ te doğdu. Babası Paris Üniversitesi’ nde hukuk profesörü. Yazar üç kere evlilik yapmış ve boşanmış. En son değişiklik ve moral olsun diye 1893 ve 1894 yıllarında Kuzey Afrikay’ a seyehette bulundu. Hastalanarak 1944 yılında hayatını kaybetti.
Yazarın hayatı edebiyatın dışına taşan ve serüvenlerle dolu bir eylem adamı. Yazar 1931 yılında Femine Ödülü alan 1939 yılında sinemeya uyarlanan Gece Uçuşı’ nda sivil havacılığın sinemeya uyerlenan serüvenlerini anlatır.
..::PRéNSéS::.. isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-09-2007, 11:24   #15 (permalink)
 
..::PRéNSéS::.. - ait Avatar
..::PRéNSéS::.. - ICQ üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - AİM üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - MSN üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder Send a message via Skype™ to ..::PRéNSéS::..
Tanımlı Cevap: A'dan Z'ye roman özetleri :)

 
Roman Özeti KURTLAR SOFRASI Atilla İLHAN

1.KİTABIN KONUSU:
Toplumsal ilişkiler ve sorunlar ışığında ele alınan bireyler arası ilişkiler Atilla İLHAN tarafından detaylı bir boyutla incelenerek işlenmiştir. Kitapta ülkedeki iş çevrelerini basın ve eğlence endüstrisini gazeteci Mahmut Bey’in kişiliği de ele alınarak yaşanan dönemi tüm çıplaklığı ile ortaya koymuştur.
2.KİTABINÖZETİ:
Mahmut Bey üzerinde çalıştığı haberlerle ilgili olarak Katip Rıza ile görüşmek üzere randevulaşır. Fakat randevu yerine geldiğinde ortada katip yerine bir başkası ile karşılaşır. Kendisini Katip Rıza’nın gönderdiğini söyleyen kişi; kendisi ile gelmesini ister. Beraber giderken iki kişi daha ortaya çıkar ve üçü birlikte Mahmut Bey’in üzerine saldırırlar. Mahmut Bey bir yolunu bulur ve aralarından kaçarak kurtulur. Mahmut Bey Katip Rıza’ya ulaşamamıştır ve onu mutlaka bulması gerekmektedir. Buluşmayı önceden öğrenen gangster bozuntuları Katip Rıza’yı iyice benzetip bir köşeye atmış ve başına da üç nöbetçi bırakmışlardır.
Mahmut Bey Katip Rıza’nın izini bulur. Hemen bir plan yaparak Katip Rıza’yı gangsterlerin elinden kurtarır ve beraberce Beyazıt’ta Acem’in Sabahçı Kahvesi’nde soluğu alırlar.
Mahmut Bey sigarasını içerken aklından tek geçen şey Sezai YILMAZ’nın adresini bulmaktır. Ancak bu adam ve onun adresi sayesinde birbiri ile ilgisi yokmuş gibi gözüken birçok olay çözülebilecek aynı zamanda arsa spkülasyonuna ve inşaat yolsuzluklarına kadar birçok olayın perde arkası aydınlanacaktır. Katip Rıza intikamını almak için Yazmacı’nın adresini bulur. Mahmut’u bir düşüncedir alır. Böyle bir sırada İstanbuldan ayrılmak gazeteyi ve Ümit’i bırakmak doğrumu diye uzun süre düşünür. Mahmut ERSOY tüm bu düşüncelerinden sıyrılarak İZMİR’e gitmeye karar verir.
Gazetenin diğer çalışanlarından Ragıp da tedirgindir. Akşamdan beri elini ayağını tutan onu dürüst bir iş sahibi etmeyen huzursuzluğun altında tevkif edilme korkusu bulunmaktadır. Siyasetin ne kadar çetrefilli bir iş olduğunu o zaman anlar. Ama gazetecilik iç güdüsü ile duyduğunu gördüğünü yazmak istediği de vardır. Ona ters gelen taraf sustuğu zaman korkuyor anlamının ortaya çıkmasıdır. Gazetede çıkan fıkranın konusu olan adam; iki defa haklı çıkması üç defa yerinde tenkidi yüzünden yarın cezaevini boylayacak olursa korku düpedüz içine girmiş anlamına gelecek. Birden aklına Mahmut’un sözleri gelir.
- “ … sen bir iki seçimle her şeyin küt diye yoluna gireceğini mi sanıyordun? Yok be. Ragıp! Asıl çekişme bundan sonra başlayacak bu gelenler gidenlerden farklı olmadıkları hatta belki daha kötü oldukları için bütün ettikleri vaatlerin altından kalkmak isteyeceklerdir. Sen ben karşılarına dikilmezsek bunca gayreti bir iyimserliğe harcamış olmaz mıyız?”
Kirli işlerin adamı İbrahim iri ve ağır bulduğu suratındaki yuvarlak gözleri ile Mordohay’ı ve Seyit Sabri’yi etkisi altına alır. Mordohay’ı içten içe bir korku sarıyor. Seyit Sabri’nin baş eğdiyi bir fikre baş kaldırma ise Mordohay’ın adeta vazifesidir. O kadar mı? Birisi nasıl kıpır kıpır koltuğunda ve dünyadaki yerinde kendisini rahatsız hisseder; Oysa öteki iğneli beşikte olsa bile bir bulut kadar rahattır. Birisi nasıl küçük hesapların buçuk liretlerin birkaç sıfırlı küstah çeklerin büyük bonoların adamıdır. Mordohay’la iki çift lakırtı etmek sorunda kalırsanız kendinizi gerek sosyal gerekse entellektüel bakımdan hiç değilse size eşit bir kimse karşısında mı bulursunuz? Seyit Sabri sakallarını tel tel gözümüzün camına batırarak size mutlaka kapıcı muamelesi yapılacaktır. Ama birincisi Yiddiş ve İbranice dahil altı dil konuşurmuş. Konuşmakla da kalmaz bütün bu dillerde yayımlanan kitapları bulur buluşturur ipek böceği Sabri ile okurmuş.İkincisi ise yarım Fransızcası ve İngilizcesi ile gittiği ve gideceği herhangi bir yabancı ülkede yemek listelerinden ve uçak tarifelerinden başka hiçbir şeyi okumak külfetine katlanmazmış. İkisi de döviz kaçakçılığı yapar ama Yardımseverler Cemiyeti hesabına hayır işlenmiş gibi …
Gece sabaha karşı balıkçılar denizde başsız bir erkek cesedi bulurlar. Bir dizi araştırma sonucunda başsız bedenin Mahmut ERSOY’ a ait olduğu anlaşılır. Faili meşhul bir cinayet olarak kayıtlara geçer.
Mordohay ve Seyit Sabri’nin ellerini uzatmadığı köse burunlarını sokmadığı delik kalmamıştır. Bir o uçtan diğer uca taa otuzlardan beri ithalat ihracat derken oluk oluk para akıtan bir kazanç değirmeni kuruvermişlerdir. Limanlardan gemiler mi kalkıyor? Sözün gelişi Hamburg limanında gemiler mi bekliyor? Marsilya’da Rıhtım işçileri kendilerini kamçılayıp simsiyah bir gemiye büyük kasalar mı yüklüyor? Her şey bu tırnaklarını kemiren Yahudi Mordohay MORDA için ! Bankalar caddesinde Şişhane’ye en yakın en müthiş üç binadan birisinin giriş kapısında beyaz mermer üzerine siyah harflerle “ Akın İş Hanı ” yazıyor. Bu han şirketin; Şirket Seyit Sabri ile Mordohay’ın malı. İbrahim CURA’nın hesaplarına göre onlar sadece ithalat ve satış kârları üzerine yaşasalar yıllık safi gelirleri bütün lükslerine yeter de artar bile. Oysa taban tabana zıt her halleri ve hareketleri ile birbirlerini iten bu iki adam Seyit Sabri ve Mordohay yanlız bir noktada tartışmasız birleşiyorlar.: Daima daha çok kazanma ! Servet bir yerden sonra bütün dikişleri söküyor; ardından koşanları hep usul usul kanun dışında hem de fark ettirmeden beşeri olmayana götürüyor. Biri otuz beş yıllarında buhran sırasında biri vergi zamanında iki büyük iflas tehlikesi geçirdikten sonra firmasını kale gibi korumuş para avcısı iki canavar.
Bu canavarın işlerine burnunu sokanlar da Mahmut Bey gibi görüyorlar.
Mahmut ERSOY bir İnkilap çocuğuydu! Bir İnkilap Şeyhi idi.
Basını diyor; parayla soysuzlaştırmak istiyor. Çünkü yanlız paranın kuvvetine inanıyorlar. Ahlak ölçülerini de yapan bu; saadet ölçülerini de. Daha çok kazanmak daha zengin olmak için iktidara mı gelmeli? Bunu açıklamaya kalkışan ya besleyip evcilleştirecekler ya da kaba kuvvete başvurup dize getirmeye çalışacaklar. Onların karşısında her şeyden çok halka ve fikirlere tutunmak gerekli. Halka ve devrimci fikirlere.
Bu böyle yürümez Ümit! dedi. Bir şeyler yapmayı düşünmek gerek. Artık bir şeyler yapmayı düşünmek yeter artık bir şeyler yapmak lazım. Gerekirse tehlikeli hatta ümitsiz fakat sonrakilere örnek teşkil edebilecek elle tutulur gözle görülür hareketler! Onlar duruyorlar mı? Baksana çatal dişleri çamurlu burunlarıyla kurtlar gibi herşeyi göze alarak saldırıyorlar. Ete ekmeğe suya her şey onların pençeleri arasında kalıyor. Memleket bir kurt sofrasına döndü. Bu vaziyet karşısında senin benim yapabileceğimiz pek fazla bir şey yok.
Fakat asıl en önemli sözünü Ümit’i usulca öptükten sonra dudaklarını kulağına yaklaştırıp gizli bir aşk sözü gibi fısıltıyla söylemişti.
Memleket bir kurtlar sofrasına dönmüş ise isyan haktır.



3.KİTABIN ANA FİKRİ:
27 MAYIS öncesinde Türkiye’deki iş çevrelerini basın ve eğlence endüstrisinigençlik kesiminin durumunu yansıtmışbir memleketin nasıl kurtlar sofrası haline gelebileceği hakkında bize ders vermiştir.
4.KİTAPTAKİ OLAYLARIN VE ŞAHISLARIN DEĞERLENDİRMESİ:
Mahmud Ersoy: Romanın kahramanı Kurtuluş Savaşı'na katılmış Kuvayı Milliye ruhuyla dolu Hüsnü Faik Bey'in çıkardığı ve "1945'te diktatörlüğe ilk baş kaldıran gazetelerden" Birlik gazetesinde yazardır.
Zihni Keleşoğlu: Atatürk devrim ve ilkelerini yaşatmaya azimli bir kadronun karşısında cami yaptırarak para hırsını gizlemek bağışlatmak isteyen bir tip
Hüsnü Faik Bey: Birlik gazetesi sahibiMahmud’un cinayetini aydınlatmasında Ümit’e yardım eden kişi.
Ümit: Keleşoğlu’nun ölmüş karısından doğma Paris'te okumuş kızıaynı zamanda Mahmud’un sevgilisi.
5.KİTAP HAKKINDA ŞAHSİ GÖRÜŞLER:
Bu kitap biraz da bizim halihazırda içinde bulunduğumuz milli durumu anlatıyo olması dolayısıyla zevkle okuyabileceğiniz bir hal alıyor. İnsanların içindeki para kazanma hırsının nasıl doruk noktasına çıkabileceğini ve bunun kendisine engel olmak isteyen insanlara nasıl zarar verebileceği hakkında güzel bir örnek teşkil ediyor.
6.KİTABIN YAZARI HAKKINDA BİLGİ:
1925 yılında İzmir’in Menemen İlçesi'nde doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ndeki yüksek öğrenimini yarıda bıraktı gazete ve dergilerde çalıştı. Demokrat İzmir Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü ve Başyazarlığı'ndan Ankara’da Bilgi Yayınevi Danışmanlığı'na geldi (1973-1980). Çeşitli gazetelerde köşe yazarlığını sürdürdü (1968- ) (Yeni Ortam Dünya Milliyet Söz Güneş Meydan)
1950’li yıllarda Vatan Gazetesi’nde sinema eleştirileri yazdı senaryo yazarlığına başladı. Senaryolarında Ali Kaptanoğlu adını kullandı. Bel başlı filmleri: Yalnızlar Rıhtımı (Lütfi Akad) Ateşten Damlalar (Memduh Ün) Rıfat Diye Biri (Ertem Gönenç) Şoför Nebahat (Metin Erksan) Devlerin Öfkesi (Nevzat Pesen) Ver Elini İstanbul (Aydın Arakon). Şimdi İstanbul’da bağımsız yazar.
İlk şiiri Balıkçı Türküsü Yeni Edebiyat Gazetesi'nde çıkmıştı (sayı: 231.10.1941) ilk düzyazısı ise (Kültürümüz Üzerine Düşünceler) Balıkesir’de yayınlanan Türk Dili Gazetesi’nde (29.10.1944). Duvar kitabına aldığı Cabbaroğlu Mehemmed şiirinin 1946 CHP Şiir Yarışması’nda ikincilik almasıyla tanındı. Şairliğinin ilk on yılını destan boyutlarıyla ve duygusal gergin bir hava içinde İkinci Dünya Savaşı’nın Avrupa’yı saran bezginlik çöküntülerini yansıtmaya adamıştı.
Zamanla (1955- ) toplumcu kollayışı bırakmamakla birlikte tek insanın duygu dünyasından kesitler verdi; artistik abartmalarla ve yerli dünya görüşüne de yaslanarak bireysel temaları işledi. Aynı gerginlik ve gerilim kendine özgü bir söz dizim ve hazinesiyle at başı çarpıcı benzetmelerle zenginleşmiş romanlarında da görülür. Eleştiride uzun zaman toplumcu gerçekçilik ilkelerine bağlı kalmıştı.
..::PRéNSéS::.. isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-09-2007, 11:25   #16 (permalink)
 
ÇΛLIΥΛΚΛLI - ait Avatar
Tanımlı Cevap: A'dan Z'ye roman özetleri :)

 
süppersinn teeşşkkürlerrr
ÇΛLIΥΛΚΛLI isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-09-2007, 11:26   #17 (permalink)
 
..::PRéNSéS::.. - ait Avatar
..::PRéNSéS::.. - ICQ üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - AİM üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - MSN üzerinden Mesaj gönder ..::PRéNSéS::.. - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder Send a message via Skype™ to ..::PRéNSéS::..
Tanımlı Cevap: A'dan Z'ye roman özetleri :)

 
KİTABIN YAZARI : Ayşe KULİN ADI AYLİN

KİTABIN ÖZETİ :
Aylin Amerikan kız kolejini bitirdikten sonra eğitimini tamamlamak üzere Paris’e gider; bundan sonraki yaşamını bir uçtan diğer uca baş döndürücü bir hızla akarak geçer Libyalı bir prensle evlenir Prenses olur. Tıp okur ünlü bir psikiyatrist olur. Tekrar tekrar evlenir ama evliliklerinden sıkılır Amerikan ordusuna Albay rütbesiyle Subay olur...
İşte bu kitap kökleri Giritli Deli Mustafa Naili Paşaya kadar uzanan bir ailenin kızı olan Aylin DEVRİMEL ‘in fırtınalı yaşamının öyküsüdür.
Lise yıllarında uzun boylu ve sıska bir kız olan Aylin zamanla güzelleşmiştir . Bir- gün Esma teyzesinin daveti üzerine Paris’te bir otelde buluşurlar.Otelde prens olduğu söylenen bir Arap’la tanışır ve bu tanışmanın sonunda prensle görkemli bir yaşantı için evlenir prenses olur. Ancak herşey düşündüğü gibi gitmez.Prens Senusi doğu kültürü ile yetiştiği için bazı davranışlarıbatı kültürü ile yetişen Aylin’e ters gelmektedir. Zamanla Aylin’in özgürlüğünü kısıtlar.Evliliği büyük bir kaçışla son bulur.Yaz sonunda Aylin ablası Nilüfer’le Cenevre’ye gider. Yaşamının ideali olan tıp okumaya karar verir ve büyük uğraşlar vererek Neuchatel Üniversitesi’ne kayıt yaptırır. Okulun ilk yıllarında hayatında çok büyük değişiklikler yapar ihtişamlı hayatından sıyrılır sade bir öğrenci olur. Tek hedefi olan tıp fakültesini bitirmek için çok çalışır daha sonra fizik ve kimya derslerinde yardımcı olan Jean-Pierre ile evlenir. İki öğrencinin bu evliliği zaman içinde Aylin’in dış görüntüsünü olduğu kadar iç dünyasını da değiştirecektir. Aylin Jean-Pierre ile birlikte yaşadığı günlerde tıp ilmi ile yakından tanışıp ufkunun penceresinio zamana kadar hiç bilmediği yepyeni bir dünyayı ardına kadar açacak peşinden koştuğu gerçek zenginliğin dış dünyanın görkemli vitrinlerinde değil de insanlığın iç aleminde bulunduğunu öğrenecektir. Okul sonunda Jean-Pierre Nos Alamus’taki nükleer araştırma merkezinden geri çeviremeyeceği bir teklif alır. Aylin de New Rachel Hospital Medical Center’dan teklif alır ; onların birbirlerine karşı olan sorumlulukları artık biter müşterek hayatları bir yol ayrımına girer. Ellerinde bu evlilikten altı yıllık sağlam bir dayanışma ve derin dostluk duyguları ile dopdolu gençlik anıları kalır sadece.
Aylin çok ciddiye aldığı bu işine büyük bir heyecanla başlar. New Rachel’de tanıştığı Afganistanlı genç meslektaşı Azim’in karısı 11 yaşından beri arkadaşı olan Zeynep Tarzı çıkar. Aylin Zeynep ve Azim ile gittiği Afgan sefahati kokteylinde Paswak adındaki Birleşmiş Milletlerin Afgan esiri ile tanışır.