![]() |
|
|||||||
| İslam ve Din Bölümü Dinimiz ve Diğer Dinler Hakkındaki Bilgiler... |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
AMEL BAKIMINDAN OLAN FARKLILIKLAR Hanefî Mezhebi üzere İbn'i Nüceym Merhumun "EŞBAH VENNAZÂÎR" adlı kıymetli eserinde ve diğer fıkıh kitaplarında amel ve haklar bakımından kadınla erkeğin farklı olan bazı hükümleri beyan edilmiştir ![]() Kadın Etek temizliğinde erkeğe muhalif olarak eteğinin kılını yolar. Kadının sakalı biterse kazıması sünnettir. Erkek ise sakalını bırakıp kazımaması sünnettir![]() Bâzı kimseler "Bir kimsenin karısı müsaade etmezse sakal koyamaz" diye hüküm vermeye veya "Karısının izni olmadığından sakalını koymadığını" söylerler. Bu söz ve hareketlerin hiç bir hakikatle alâkası olmadığı gibi. İslâm'ın verdiği Reis ve Hakimiyet Şerefini ayağının altına alıyor. Miskinlik ve aptallığını izhar ediyor.Evet sakal koymak sünnettir. Binaenaleyh bu vazifeye kimse mani olamaz. Ve mani olanların sözüne itaat edilemez. Zira Hz. Peygamberimiz (S.A.V ) bir Hadis-i Şeriflerinde meâlen şöyle buyuruyor ;"Hâlika (Allah (C.C.) 'a) karşı isyan olan yerde (işte ve mekânda) mahluka (kula) itâat yoktur. İtâat ancak mâruf (iyi ve doğru) olan yerdedir." (Buhari Müslim)Kadının sesi avret olduğundan ve pek çok fitne ve fesatlıklara sebep olabileceğinden kadının ezan ve ikâmet ol:uması mekruhtur.Kadının eli yüzü ve bir rivayette ayağı hariç vücudunun her tarafı avrettir. Erkeğin ise göbeğinin altından diz kapağının altına kadar olan yerler avrettirKADINLARIN ÇALIŞMASI VE EVLERİNDE KARAR ETME CİHETLERİ Kadın mutlâk surette evin bekçisi terbiye ve temizlikçisi çocukların muhâfızı ve evde gereken yerlere ve şahıslara infak edicilik vazifeleriyle mükelleftir.Evin reis ve hâkimi olan kocası olmadığı zaman kadın evin reisi ve bekçisidir. Nitekim Resulü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz şöyle buyurmuştur :"Kadın kocasının evi üzerinde güdücü bir çobandır ve (o güttüğü şeyden) Sorumludur." (Buhari)Kadın fikrî hürriyeti Mâlî hürriyeti ibâdet hürriyeti olması hasebiyle kocası olmadığı zaman her türlü zarûrî ihtiyaçlarını temin etme gayesine sahiptir. Bu hususta geniş îzahat yukarıdaki bahislerde verilmiştir.Kadın tesettürle mükellef olup nâmusunu her türlü tecâvüz saldırılarından korunması gerektiğinden nafakasını temin etmek sâkıt olmuştur. Erkek üzerine vaciptir.İslâm dîni kadına rıfk ile muâmele yapılması gerektiğinden ondan her türlü nafaka meşakkatini kaldırmıştır. Zira kadın evine bağlı efendisinin çocuğunun bakımı terbiyesi yiyeceği ve içeceği ile meşguldür. Efendisinin çamaşırını ve bulaşıkları yıkamak kadınların işleri sırasındadır.Bunlar ve daha pek çok âile ve ev işlerini evinde yapmakla meşgul olan kadından elbette maîşet temîni için kazanç yerlerinde ve yollarında çalışması sâkıt olmuştur. Kadının kocası varsa nafakası kocasına âittir. Serveti ve kocası olmayan kadının nafakası ise babası dedesi oğlan kardeşi dayısı amcası ve annesi gibi velîlerinin üzerine vâciptir Velileri olmadığı takdirde hazineye aittir. Yani yiyecek içecek vesâir ihtiyaçlarını temin etmekle mükellef olan her fert veya kurum kadının sokağa düşüp nâmusunu kirletmesinden ve her türlü tecavüzden muhafaza etmeleri ve bütün ihtiyaçlarını karşılamaları üzerine farzdır.Nafaka ile ilgili hükmün daha genişi fıkıhda beyan edilmiştir. Fakat burada. şer'î hükümlerden bir kaçının mealini nakletmekle iktifa edelim : "Onların (Annelerin) maruf veçhile (Babanın elin den geldiği kadar) yiyeceği giyeceği çocuk kendisinin olan (Babaya) kocaya âittir." (Bakara Suresi 242)Abdullah Bin Amr Bin Âs (R.A.) dan mervî bir Hadis-i Şerif de Resûlü Ekrem (S.A.V.) Efendimiz şöyle bûyuruyor : Nafakasını verdiği kimseyi (Ailesini çocuklarını ve baba annelerini) ihmal etmesi kişye günah cihetinden kâfidir " (Nesai Ebu Davut)Kadınlar nafaka derdine düşüp evine efendisine ve çocuklarına karşı yapacağı ciddi vazifelerini ihmal etmesi olamaz. Evin ve âilenin huzur ve sââdet kâynağı olan kadınların çalışacakları ciddî vazifeleri böylece anlaşılmış oluyor.Kadın Evin dışında olan hârici ibâdetlerle mükellef kılınmamıştır. Meselâ: Kadına Cuma namazı. Bayram namazı ve cihâd vacib değildir. Fakat Harp Meydanlarında mücâhidlere hizmet etmek için çıkması câizdir. Bu da kadının çıkmasını iktiza ettiren zarûretler zamanındadır. Seferber hâlini alırsa savaşada iştirak ederler.Kadın Cenâzeleri teşyî edip götürmek üzere arkasında ve beraberinde çıkmaz. Bu hususda pek çok Hadis-i şeriflerle yasaklanmıştır.İslam kadını Vazoda ki çiçek gibi her türlü zarar ve tehlikeden korunması ve muhafaza edilmesini tavsiye etmektedir.Kur'an'ı Kerimde Cenab-ı Hak şöyle buyuruyor. "Ey Peygamberin hanımları dolayısıyla ey Mü'minlerin hanımları! vakar ile) evlerinizde oturun. (Şayet çıkmanız gerekirse) evvelki câhiliye (devri kadınlarının kırıla döküle süslerini göstere göstere) yürüyüşü gibi yürümeyin. Namazı dosdoğru kılın Zekâtı verin Allah (C.C.)a ve Resulü (S.A.V ) na itâat edin. Ey Ehli Beyt (ve Ey Mû'min kadınlar) Allah (C.C.) sizden ancak kiri (Günahı) gidermek ve sizi tertemiz yapmak diler" (Ahzap Suresi 33)Bu âyeti kerimlerdeki muhataplar Hz. Peygamberimizin hanımlarıdırlar. Şu halde bu emriilahiler onlara olunca mü'min kadınlar bu yasakların ve emirlerin dışındadır diyenler olursa nasıl ve ne denebilir?Peygamberin (S.A.V.) hanımlarının örtünmeleri lazım ve câzibe celbedecek ince ve dar elbiseleri giymeleri yasak da Müslüman kadınlara yasak değilmi?. Veya Peygamber (S.A.V.) in hanımlarına Allah (C. C )e itaat etmek farz da müslüman kadınlara farz değilmidir?Veya Hz. Allah (C.C.) peygamberin hanımlarını kötülükten necisden ve her türlü fenalıklardan temizleyip de müslüman kadınları o kötülük ve pisliklerin içinde terk etmek mi ister?Elbette inanan her müslüman kadının saadet ve selâmetini temin eden bu gerçekler bütün müslüman kadınlara da farzdır ve Hz. Allah (C. C.) bütün müslüman kadınları zinadan tecavüzden ve her türlü pislik ve kötülüklerden koruma ve muhafaza etmek için bu gerçekleri beyan etmiştir.Yukarıdaki âyeti celile İslâm'ın tesettür hakkındaki hükümleri gelmezden evvel Peygamberimiz (S.A. V.) in hanımları vâlidelerimizin içeride ve dışarıda örtmeleri gereken yerleri câhiliye kadınları gibi başları veya gerdanları ve bazı yerleri açık olarak çıkmalarını ve görünmelerini gören Hz. Ömer (R.A.) Hz. Peygamber (S.A. V.) e "Yâ Resûlallah (S.A.V.) şunlara söyleseniz de böyle çıkmasalar" gibi cümlelerle temennide bulunmaları ve peygamberimiz (S.A.V.) in de "ilâhi bir emir almadan söyleyemeyeceğini" beyan etmelerinin neticesi olarak .açık bir emri ilahî ve nehyi ilahî gelmiştir."Efendim bu hüküm ve hitap Peygamber (S.A.V.) 'in hanımlarına dır " deyip de müslümanların hanımlarına yokmuş gibi veya "bu ayetlerin hükümleri bitmiştir diyen sapıklara ilerde uzun cevap gelecekse de burada bir âyeti celilenin mealini nakletmek yerinde olacaktır."Ey Peygamber! (S.A.V.) karılarına kızlarına ve mü'minlerin kadınlarına (Hâcetleri için dışarıya çıkacakları zaman) dış elbiselerinden üstlerine giymelerini söyle. Bu onların (Kadınların) tanınıp (Ahlaksızlar tarafından) ezâ edilmemelerine daha uygundur. Allah (C.C.) çok bağışlayandır çok esirgeyicidir." (Ahzab suresi 59)Bu âyeti celile de top yükün müslüman kadınların örtünmelerini ve her türlü saldırıya uğramamak için gerçek yolu beyan etmektedir. Şu halde "Efendim bir şey kapalı olursa. Acaba o nedir ve nasıldır.? Diye insanların dikkatini çeker Binaenaleyh kadınlarda örtünür vücudunu sertrederse bütün dikkatleri üzerine çeker öyle ise kadınların açılmaları lazımdır. Gibi şeytan kıyaslarına ve felsefelerine mi inanalım? Yoksa yukarıdaki âyeti celileye mi inanalım?Elbette her şeyi Yaradan ve yok eden her şeyin kâr ve zararını daha iyi bilen ve beyan eden ilahi hükümlere inanacağız. Zira selamet ve saadet ondadır.Her yerini ve zînetini açan kadınlara şehvetin dahâ fazla uyanacağı ve tecavüzlerin daha fazla olduğu bir gerçektir Kadının bedenini ve zinetini görünce erkeğin ağzının suyunun aktığı ve şehvetinin uyandığı halin görünüş ve tezahürü meydandadır. Sözüm bana karnı acıkan bir köpeğe et yemek ve sair yiyecekleri gösterince hayvanın ağzının suyu akar Dilini sarkıtır ve yutkunur. Şehvet sahibi insanda kadının bedenini ve zînetini görünce şaşırtır. Tecavüz yollarına düşünürKADIN VE CİHAD İslâm hukûkuna göre kadın askerlik yapmak ve harbe iştirâk etmekle mükellef değildir. Erkekler için; "Cennet kılıçların gölgeleri altındadır.." (154) buyurulurken kadınlar için de; "Cennet annelerin ayakları altındadır." (155) buyurulmaktadır. Aslında kadın; dîni milleti ve memleketi için en samîmî çalışan bir insandır. Bütün bir milletin "insan gücü" nü hazırlayan yetiştiren ve vatana bağışlayan hep fedâkâr kadınlardır. Kadınlar gerçekleşmeden önce harplerin ve gazâların çilesini çeken gerçekleştikten sonra da ızdırâbını sînesinde duyan çilekeş insanlardır. Kadının illâ cephede bi’l-fiil savaşması mecbûrî değildir. Fakat bu kadının hiç bir sûrette bu tür hizmetlere katılamayacağı anlamına gelmez. İslâm hukûkçularına göre düşman tâ memleketin içine doğru hücûm eder ve iş bir ölüm-kalım savaşına dönerse kadınlar da harbe iştirâk ederler. (156) Nitekim İslâm Târihinde bunun örnekleri çoktur. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz’in devrinden günümüze kadar İslâm kadını hem ordular için dünyânın en cesûr mücâhidlerini ve en mert yiğitlerini yetiştirmiş hem de zaman zaman bizzat harbe iştirâk ederek büyük kahramanlık örnekleri vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz zamanında kadınlık İslâm uğrunda ilk şehîdini vermiştir. Kadın İslâm’ın en ızdıraplı Mekke devrinde dîni uğrunda erkekle birlikte her türlü işkenceye katlanmış gerektiğinde yurdunu terkedip hicret etmiş müslümanlara tatbik edilen muhâsara ve açlık yüzünden gözü önünde cân veren evlâdının dayanılmaz acısını çekmiştir. Kadın İslâm ordusunun yaptığı seferlerin bir çoğuna katılmış ve ordunun yaralı gâzîlerini nakil ve tedâvî etmek şehîdleri taşımak mezâr kazmak yemek pişirmek su taşımak levâzım muhâfızlığı yapmak gibi birçok hizmetler îfâ etmiştir. Ayrıca bizzat kılıç ve ok kullanmış düşmanları öldürmüş kendisi de gâzî veya şehîd olmuştur. Çağımızda ise savaş metodları değişmiş olup artık eğitim ve kültür savaşları yapılmaktadır. Ana hedef müslüman hanımının örtüsü hayâsı iffeti ve çocuğudur. Günümüzün müslüman kadınının en büyük cihâdı ise nâmûsunu korumak çocuğunu küfür ve ahlâksızlık batağından kurtarıp îmânlı bir nesil olarak yetiştirmek kocasına itâat etmek ve İslâm’a uygun örtünerek Allâh’a kulluk etmektir. Bütün bunları başaran kadın gerçek bir mücâhidedir. Bu cihâdın bayrağı onun şerefli örtüsü silâhı da yetiştirdiği îmânlı gençliktir.KADININ KOCASI ÜZERİNDEKİ HAKLARI İslâm insan neslinin birbirine karşı pek çok vazife ve haklarının olduğunu beyan etmiştir. Bu haklardan birisi de kadının kocasındaki haklarıdır.Kadının hakları veya diğer bir deyimle "Kocanın karısına karşı olan vazifelerini " şöylece sıralayabiliriz :a) Erkek Ev Reisî olması hasebiyle karısının yiyeceğini içeceğini giyeceğini ve evin bütün ihtiyaçlarını temin etmesi üzerine vaciptir.Kur'an'ı Kerimde şöyle buyurulmuştur : "Onların Çocukların anaları olan zevcelerin) mâruf şekilde yiyeceği' içeceği çocuk kendisinin olan (Babaya - Kocaya) âittir." (Bakara suresi 223)Diğer ayeti kerimede : (Hâli vakti) geniş olan nafakayı genişliğine göre versin Rızkı kendisine daraltılmış bulunan (fakir) de nafakası Allah (C.C.) 'ın ona verdiğinden (O miktara göre) versin. Allah (C.C.) hiç bir nefse ona verdiğinden başkasını yüklemez. Allah (C.C.) güçlüğün arkasından (Dünyada da âhirette de) Kolaylık ihsan eder." (Talak suresi 7)Rasullüllâh (S.A.V.) Efendimizde mealen şöyle buyuruyor: "Sizin üzerinizde onların (Karılarınızın) mâruf şekilde (örfü âdet gereğince ve doğru şekilde) yiyecek ve giyecek hakları vardır." (Müslim) Karısının hakkında soran bir kimseye Rasûlü Ekrem (S.A.V.) efendimiz şu mealdeki Hadis'i şerif ile cevap veriyor : "Kendin Yediğin zaman ona yedirmen ve giydiğin zaman onu da giydirmendir." (Ahmed Bin Hanbel ebu Davud Nesai)Nafakası ile mükellef olduğu çocukları ana ve babası gibi kimseleri ihmal edenin kötülüğüne Rasûlüllah (S.A.V.) efendimiz şöyle açıklıyor :"Nafakasını verdiği kimseyi ihmal etmesi kişiye günah cihetinden kâfidir " (Nesai)b) Erkek Hak teâla tarafından kendisine lütfedilen karısı bir emâneti îlâhi olması hasebiyle her türlü tecavüzden ve tehlikeden hem cismini hem malını ve hem nâmusunu koruması farzdır. Bu husus pek çok şer'i hükümlerle beyan edilmiştir.Kur'an'ı Kerimin bir âyetinde şöyle buyruluyor : "Ey îman edenler! Gerek kendinizi gerek âilenizi öyle bir ateşten koruyunuz ki onun (Ateşin) yakacağı insanla . (kâfirlerle) taştır." (Talak Suresi 6) Karısını başkasının tecavüzünden koruyan ve karısı hakkında son derece hassas ve kıskanç olan gerçek müminden bir misal nakletmek çok yerinde olacak![]() "Ebu Hüreyre (R.A.) den mervi Sahâbe-i kiramın büyüklerinden Sâd Bin Ubbâde (R.A.) yâ Rasûlullah (S.A.V.):"Eğer ben âilemle beraber (yalnız başına) bir erkeği bulsam o erkeğe dokunmayıp dört şâhit gelip şahâdet edinceye kadar dokunmayacak mıyım? - Rasûlüllah (S.A.V.) evet dedi.- (Sâd R.A.) hayır dedi ve seni hem Peygamber olarak gönderen Allah'u teâlâya yemin ederim ki eğer ben bu vaziyette olsam dört şahidin şahâdetinden evvel hemen onun işini kılıçla bitiririm!.![]() - Bunun üzerine Peygamber (S.A.V.) efendimizin dediği söze kulak verin şüphesiz o (Sâd bin ubbâde R.A.) çok kıskançtır. Ben ise ondan daha kıskancım. Allah'u teala benden daha kıskançtır.Bu son cümleler Buhari şerifte şöyledir : - Siz Sâdın gayretinden (kıskançlığından) taaccüp mü ediyorsunuz? - Vallahi ben ondan daha kıskancımdır. Allah'u teala benden daha kıskançtır. Hiç bir fert Allah'tan (C.C.) daha fazla kıskanç değildir. Bu sebepten dolayı Allah'u teala kötülüklerin açığını da kapalısını da haram kılmıştır." Bu kıssada beyan edilen hüküm gerçek müslüman erkeğin âilesini nasıl korunduğunu beyan etmektedir. Erkek olan kimselerin karılarını böyle korudukları gibi kadınlarında kocalarını yabancı kadınla beraber olmasından koruması lâzımdır.Karısını kıskanmayan erkeğe "deyyus" dendiği gibi erkeğini haram yola sapmaktan kıskanmayan kadına da "deyyuse" denir.Rasûlüllah (S.A.V.) efendimiz bir hadis'i şeriflerinde mealen şöyle buyuruyorlar : "Allah'u teale deyyus olan erkeğe ve deyyuse olan kadına lânet etsin." (Bustanularifin gayret bab)Deyyus : Karısının yabancı erkekle kötülükte bulunmasına (öpüşmesine sıkışmasına dans etmesine ve cimada bulunmasına) râzı olan erkektir.Deyyuse : Kocasının yapancı kadınla yukarıdaki kötülükleri yapmasına râzı olan kadındır.Hayvanlar içerisinde dişisini kıskanmayan tek mahluk domuzdur. Karısını kızını gelinini ve yakınlarından kadınları kıskanmayan kimsede sûreti insan ise de sîret ve yaşayış itibariyle her şeyi necis olan bu hayvana benzemiş. Cenabı hak millet ve devletimizi böyle edepsizlerin şerrinden korusun. Âmin.Hakka inanan her müslüman erkek karısına iyi muamele yapar. Zulmetmez. Emânet olması hasebiyle hıyânetlik yapan kimselerin îmânı tehlikededir.Rasûlüllah (S.A.V.) Efendimiz bir hadis'î Şeriflerinde meâlen şöyle buyuruyor : "Emânete riâyet etmeyen kimsenin (Kâmil bir) imanı yoktur." (Ahmed Bin Hanbel)c) Erkek Karısının yatak ihtiyacını ve cinsî arzusunu temin ve tatmin etmesi lâzımdır. Fakat kadını ve kendisini yıpratacak şekilde fazla cima etmekten de kaçınması lâzımdır.Rasûlüllah (S.A.V.) efendimiz hanımlarının yatak hakkına son derece riayet ederdi. Hatta nâfile ibâdete kalkacağı zaman hanımlarından izin alır ibâdetine devam ederdi.Peygamber (S.A.V.) efendimizin hâli böyle iken zikredeceğim sohbete gideceğim arkadaş ziyareti yapacağım diye karısını günlerce veya aylarca ihmal edenlerin halleri ibret vericidir.Hatta cimâ edeceği zaman ve ettiği zamanlarda bile şaka ve sevişmenin lüzumu beyan edilmiştir. Rasûlüllah (S.A.V.) efendimiz bir Hadis'i şeriflerinde mealen şöyle buyuruyor : "Sizden biriniz karısına hayvanın temasta bulunduğu gibi temasta bulunmasın. Ancak ikisi arasında bir elçi ile temas etsin : - Denildi ki elçi nedir? Ya Resûlüllah (S.A.V.)!- Öpmek ve konuşmaktır Buyurdu" (Deylemi Aynul ilim C. 1 239) Bu hadisi şerifte beyan edildiği üzere bir kimse karısını cimadan evvel ve cima esnasında öpmesi ve sevişmesi âilevî haklardan ve güzeldir.Bir erkek en az dört günde bir sefer karısı ile cinsi münasebette bulunması lâzımdır. Hastalık ve sefere çıkmak gibi meşrû mazeret olmadıkça bir kimse karısını dört günden fazla ihmal etmesi doğru olmaz. Fâzıl ve muhterem kişiler arasında ve karşılıklı dâva şeklinde cereyan eden aşağıdaki hâdise uyarıcı bir gerçektir : "Bir kadın Hz. Ömer (R.A.)'e geliyor. Ömer (R.A.) in yanında Kâb Bin Süür vardı. Kadın ya Emirel Mü'minin! Benim kocam gündüz oruç tutar gece ibadet yapar ve ben onu şikayet etmeyi iyi görmüyorum.Hz. Ömer (R.A.) senin kocan ne güzel adamdır' diyor.Kadın bu sözünü defalarca tekrarlıyor ve Hz. Ömer (R.A.)'de ilk sözünden fazla bir şey ilave etmiyor.Hz. Ömer (R.A.)in yanında bulunan Kâb diyor ki ya Emîrel Mü'minin! bu kadın döşeğinden kocasının kaçtığını (veya gelmediğini) şikayet ediyor.Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) bu kadının sözünün işaretini anladığın gibi karı ile koca arasında hükmü sen ver diyor.Erkek ibâdete teşvik eden âyetlerin tesiriyle ibadete devam ettiğini ve karısı da bu sebepten şikayetçi olduğunu söylüyor.Hz. Kâb (R.A.) kadının ve erkeğin ifadelerini dinledikten sonra şöyle demiştir : "Şüphesiz bu kadının senin üzerinde hakkı vardır ey adam! Bu kadının her dört günde bir nasibi vardır. Ey akıl sahibi adam!"Binaenaleyh bu kadının hakkını böylece yerine getir ve kendindeki hakkı olan karını ihmal hastalığını bırak!" Bunun üzerine Hz. Ömer (R.A.) bu hükmü nereden çıkardın? diye Hz. Kâb'e soruyor!Hz. Kâb (R.A.) Allah'u Teâla hür olan erkek için dört kadın olmasını mubah kılmıştır. Binâenaleyh her kadının her dört günde bir gün bir gece hakkı vardır.Bu hüküm karşısında Hz. Ömer (R.A.) Hayret ediyor ve Kâb'ı !R.A.) Basra Hâkimi olarak tayin ediyor. " (Aynul İlim C.1.S 240)Âilesinin cinsi arzusunu tatmin etmeyip hakkını vermeyen kimse şâyet başlarına bir felaket gelir âilesinin doğru yoldan çıktığını görürse kimsede kabahati aramamalıdır. Kendisi nâmuslu kadının yolunu Saptırmaya sebeb olduğundan dünyada rezil âhirette azaba müstahak olur.Velev ki cinsi münasebette bulunmasın kadının kocasına karşı büyük mânevi bağı olmasından dolayı çok kıskançtır hiç olmazsa yanında yatmasını ister.İşte bu sebeplerden dolayı kadının yatak hakkını kocasının yerine getirmesi lazımdır. Yukarıdaki hükümlerden şu meselelerde anlaşılabilir; karısı hasta veya zayıf veya halsizlik gibi ârızalardan dolâyı cinsi münasebette bulunarak rahatsızlığını artırma şekli görülürse bu takdirde üç gün durup dördüncü gün yani dört günde bir gün cinsi münasebette bulunarak cinsî arzusunun tatmini ve erkek hakkını sağlaması gerekir. Fakat arızi ve zarûrî sebepler olmadıkça bu şekle riayet etmek şart değîldir.Münasebet gelmişken cimayı çok yapmanın bir kaç zararını da nakledelim. Cimâda ifrad yapılırsa gayretler şehvete ve cinsî arzuya bağlandığından şehveti aklına galebe çalar. Bu takdirde aklı ile değil şehvetinin arzusu ile hareket eder.Cimâyı çok yapan kimse gece ve gündüz yapacağı ibadetin bir kısmından mahrum olur. Zira vücut fazla sarfiyatta bulunduğundan istirahat ve dinlenme ihtiyacını fazla hisseder. Bu sebepten de ibadet ve kullukta kusur veya noksanlığa sebep olabilir.Büyüklerin söylediği şu mealdeki sözün sırrı da tecelli eder : "İlim kadının iki budu arasında boğazlanmıştır. Bu cümlenin açık anlamı şu demektir; Cima etmeye fazla düşkün olan kimse ilim tahsil edeceği saatlerini karısı ile cinsi münasebette geçirir ve ondan sonra da aklı fikrî muvazenesi tam olarak çalışmaz. Vaktinin çoğunu o işte ve o işin neticesi olarak istirahat uyku emsali hallerle kıymetli vakitlerini boşa giderir. Vücut fazla yıpranır tembellik ve şehevani haller insanı bırakmaz.Bir de cimâyı çok yapan kimseler şehvetini kuvvetlendirmek için pek çok çeşitli yemeye ve içmeye gayret ederler. Hatta kuvvetli yemekler yiyerek vücudunu kuvvetlendirmek sevdasına kapılırlar. Yemeye ve içmeye düşkünlükte bir nevi hayvâni hareket hâlini alır.Bu hal ise insanı şehvet sevdasında pek çok tehlikelere sürükler. Allah (C.C.) muhafaza kendisine zararı olduğu gibi karısına da pek çok zararları olabilir. Hatta bazı zaman kendi karısı kâfi gelmeyip haram yollara da sapabilir. Binaenaleyh insan şehvetini azdıracak hareketlerden kaçınmalı böylece iki cihanda saadete ermelidir.e) Erkek kadının malî ihtiyacını karşıladığı gibi dini ihtiyacını da karşılaması ve öğretmesi lazımdır. Zira ev Reisi olan erkeğe karısının ve çocuklarının ve baba ana gibi diğer yakınlarının maddî manevî bütün ihtiyaçlarını temin etmesi farzdır.Rasûlüllah (S.A.V.) Efendimiz bir hadisi Şeriflerinde mealen şöyle buyuruyor: "Erkek ev halkının çobanıdır. Ve güttüğü şeyden sorumludur. (Buhari Müslim)Daha geniş malumat "Erkeğin aile üzerindeki Hâkimiyeti" başlık altında ve takip eden diğer bahislerde zikredilmiştir:f) Erkek kadına son derece şefkatli ve iyi muamele yaparak ailenin huzur ve geçimini sağlamalıdır. Eve geldiği zaman güler yüzle selâm verip tatlı dil ile hal hatır sormalıdır. Kur'an'1 Kerimde şöyle buyurulmuştur : "Onlarla (Kadınlarınızla) iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa olabilir ki bir şey hoşunuza gitmezde Allah (C.C.) ondan bir çok hayır takdir etmiş bulunur." (Nisa Suresi 19)Bir Hadis'i Şerifte şöyle buyrulmuştur : "Sizin en hayırlınız kadınlarına en hayırlı olanınız (en iyi geçineniniz) ve âile efradına en şefkatli olanınızdır." (Tirmizi) .Rasulüllah (S.A.V.) Efendimiz veda hutbesinde mealen şu cümlelerle tavsiyede bulunmuştur : "Ey insanlar sizin kadınlarınız üzerinde haklarınız vardır. Ama onlarında sizin üzerinizde hakları vardır. Onlar sizin haklarınıza riayet etmelidir. Siz de onlara iyi muamele etmelisiniz."Kur'an'ı Kerimde de mealen şöyle buyrulmuştur : "Erkeklerin meşrû surette kadınlar üzerindeki (hakları) gibi kadınlarında onlar (Erkekler) üzerin de (hakları) vardır. (Yalnız) Erkekler onlar (kadınlar) üzerinde üstün bir dereceye mâliktirler." (Nisa Suresi 128)Hulasa-i Kelam kadının erkek üzerinde ve erkeğinde kadın üzerinde pek çok hakları vardır. Binaenaleyh ailenin çatısını teşkil eden karı ile koca imkân dahilinde maddî manevî dünyevî uhrevi sözle hareketle cinsî arzunun tatmini ile mal ve evlâtla ve her çeşit sebeplerle ve meşrû şekilde birbirinin hukukuna riayet etmesi İslâm'ın emirlerindendir.Kadının mehir nafaka vesair hukukları İslâm Fıkhında uzun uzun beyan edilmiştir. |
|
|
|
![]() |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Osmanlılarda Eğitim ve Öğretim | O'NEAL | Tarihimiz | 21 | 23-10-2007 19:26 |
| MeDReSeLeR | O'NEAL | Tarihimiz | 19 | 19-09-2007 13:49 |
| amel defteri | abdulhamit | İslam ve Din Bölümü | 2 | 15-07-2007 21:50 |
| AMEL ve tüm SURELERİN yazılışları anlamları (bakın ) | •LaMaZ!_GoGo• | Sahih Hadisler | 10 | 18-06-2007 18:44 |
| Rüya ile Amel edilir mi? | BlooDyg®ävê | Rüya Tabirleri | 0 | 22-04-2007 17:40 |