![]() |
|
|||||||
| İslam ve Din Bölümü Dinimiz ve Diğer Dinler Hakkındaki Bilgiler... |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Hz. Muhammed (S.A.V)
571 yılında Mekke'de doğdu. Mekke'nin ve Arabistan'ın en nüfuslu kabilesi olan Kureyş'in Benihaşim (Haşimoğulları) boyundandır. Babası Kureyş kabilesinin lideri ve Mekke yöneticisi olan Abdülmuttalip'in oğlu Abdullah annesi ise yine aynı kabilenin Zühre boyundan Vehb bin Abd Menaf'ın kızı Amine idi. Babasını doğmadan annesini ise altı yaşında kaybeden Hz.Muhammed (S.A.V) büyükbabası Abdülmuttalip'ın himayesine girdi. Hz.Muhammed (S.A.V) sekiz yaşında iken Abdülmuttalip'de ölünce amcası Ebu Talib'in yanına alındı. 10-12 yaşlarında çobanlık yapmak zorunda kaldı. Bu ağır koşullara rağmen Hz. Muhammed (S.A.V) mazbut bir hayat sürmekte dürüstlüğü ve doğruluğu ile tanınmaktaydı. Bu yüzden henüz gençliğinde herkesin takdir ve saygısını kazanmış "Muhammed el-Emin" diye anılmaya başlamıştı. Hz. Muhammed (S.A.V) gençliğinde ticaretle uğraşan amcası ile Suriye'ye gitti. Daha sonra Hz. Hatice bint Huveylit adında zengin bir dul kadının ticari işlerini yürütmesi için yaptığı teklifi kabul etti. Hz. Muhammed (S.A.V) 595 yılında Hz. Hatice ile evlendiğinde 25 Hz. Hatice ise bu sırada 40 yaşındaydı. Hz. Muhammed (S.A.V) bu evlilikten sonra da bir süre ticaretle uğraştı. 40 yaşına yaklaşırken hayatında dönüşüm belirtileri baş gösterdi. Bu sırada topluluktan uzaklaşmak ve vaktinin çoğunu düşünceye dalmak eğilimi kendisine hakim olmaya başlamıştı. Bu amaçla Mekke yakınlarında bulunan Hira dağındaki mağaraya gider uzun süre orada kalır vaktini düşünmekle geçirirdi. Kendisini en çok düşündüren toplumun içinde bulunduğu maddi ve manevi çöküntüydü. Hz. Muhammed (S.A.V) 40 yaşında iken Hira dağında kendisine ilk vahi geldi. Bu vahi Allah tarafından Cebrail adlı melek aracılığı ile gönderilmişti ve "İkra" diye başlayan surenin ilk ayetleriydi. Bunun üzerine büyük bir heyecan içinde titremeye başlayan Hz. Muhammed (S.A.V) evine döndü ve eşi Hz. Hatice'den kendisini örtmesini istedi. Sükunet bulduktan sonra yaşadığı bu olayı eşine anlattı ve vahyedilen ayetleri okudu. Hz. Hatice hemen peygamberliğine inandı ve ilk Müslüman oldu. Daha sonra Hz. Ebu Bekir Hz. Ali ve azat ettiği kölesi Zeyd'e peygamberliğini açıkladı. Hepsi inanıp Müslüman oldular.Hz. Muhammed (S.A.V) güvendiği kimselere peygamber olduğunu gizliden gizliye anlatıyordu. Üç yıl süren bu gizlilik içinde hiç vahi gelmedi. Yine Hira'da iken Hz. Muhammed (S.A.V)'e ikinci vahi geldi. Hz. Muhammed (S.A.V) Allah'tan gelen emirle işi gizlilikten çıkararak peygamber olduğunu açıkça ilan etti ve Mekke halkından peygamberliğine inanmalarını istedi. Kureyş kabilesinin şefleri Hz. Muhammed (S.A.V)'in bu davranışlarını önceden ciddiye almadılar. Fakat İslâmiyet özellikle yoksul halk ve köleler arasında gittikçe yayılıyor ve güçleniyordu. Bunun üzerine endişeye düşen Kureyş liderleri Hz. Muhammed (S.A.V)'e ve ona inananlara baskı yapmaya başladılar. Ayrıca İslâmiyet onların putlarına karşı çıktığı için hem siyasi nüfuslarını kaybetmek hem de Kabe'deki putlar sayesinde elde ettikleri maddi çıkardan yoksun kalmak tehlikesi ile karşı karşıya bulunuyorlardı. Hz. Muhammed (S.A.V) ise kendisine ve arkadaşlarına yapılan tüm baskılara rağmen İslâmiyet'i yaymaya devam ediyordu. Baskılara ve işkencelere dayanamayan Müslümanların bir kısmı Hz. Muhammed (S.A.V)'in izni ile Habeşistan'a göç etmek zorunda kaldılar. Mekke dönemindeki belli başlı olaylardan biri de Miraç'tı. Hz. Muhammed (S.A.V) bir gece Mekke'den Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya gittiğini oradan da meleklerin eşliğinde göklere ve Allah'ın huzuruna çıktığını açıkladı. Bu olay Kureyş liderlerinin Hz. Muhammed (S.A.V)'e çok sert davranmalarına ve yalancılıkla suçlamalarına yol açtı. İslamiyet'in Mekke'de yayılmasının imkânsız denecek kadar güç olduğunu gören Hz. Muhammed (S.A.V) İslâmiyet'i daha rahat yayabileceği bir yere gitme kararı aldı. Bu amaçla Taif'e gittiğinde Taifliler Kureyşlilerin etkisi ile Hz. Muhammed (S.A.V)'e hakaret ettiler ve kendisini çocuklarına taşlattılar. Hz. Muhammed (S.A.V); Medine'den Hac amacı ile Mekke'ye gelen bazı kabile liderleri ile gizlice konuşup anlaştıktan sonra Mekke'den Medine'ye Hicret edilmesine karar verdi. Müslümanların hepsinin Mekke'den çıktığını öğrenen Kureyş liderleri Hz. Muhammed (S.A.V)'in de Medine'ye giderek İslâmiyet'in yayılmasını ve güçlenmesini önlemek için onu öldürmeye karar verdiler. Her boydan bir kişi seçilecek ve bunlar hep birlikte gidip Hz. Muhammed (S.A.V)'i öldüreceklerdi. Ancak Hz. Muhammed (S.A.V) daha önce bu olayı öğrenmiş ve Hz. Ebu Bekir ile birlikte Medine'ye doğru yola çıkmıştı. Hz. Muhammed (S.A.V) ve Hz. Ebu Bekir Mekke yakınlarında Sevr mağarasında üç gün saklandıktan sonra 20 Eylül 622 günü Medine yakınlarındaki Kuba mevkiine vardılar. Burada Medineliler tarafından karşılanan Hz.Muhammed (S.A.V) bizzat kendisinin de inşaatında çalıştığı yeryüzünün ilk camiini Kuba'da yaptırdı. 14 günlük misafirlikten sonra Medine'ye doğru yola çıkan Hz. Muhammed (S.A.V) Kuba ile Medine arasındaki Benisalim semtinde ilk Cuma namazını kıldı ve Medinelilerin sevgi gösterileri arasında şehre girdikten sonra Hz. Ebu Eyyubi Ensari'ya misafir oldu. Medine'de hem İslâmiyet'in ilkelerini halka öğretiyor hem de tüm siyasi askeri ve idari işleri orada arkadaşları ile görüşüp kararlaştırıyordu. Artık hem peygamber hem de devlet başkanıydı. İslamiyet'e davet ettiği kabilelere elçiler gönderiyor İslamiyet'i kabul eden yerlere valiler ve kadılar tayin ediyordu. Hz. Muhammed (S.A.V) askeri düzenlemeler yaparak İslamiyet'i korumaya kararlıydı. Mekkeliler ise hicretin ikinci yılında düşmanca tavırlarına devam ediyorlardı. Mekke ve Medine arasında bulunan Bedir'de yapılan savaşı Müslümanlar kazandı. Mekkeliler bu savaştan sonra yeni kuvvetlerle Uhut dağı eteklerinde yeniden İslâm ordusuna saldırdı. Müslümanların lehine devam eden savaşta artçı kuvvetlerin yerlerinden ayrılarak savaşa katılmaları savaşı Mekkelilerin lehine çevirdi. Bu savaşta Hz. Muhammed (S.A.V)'in amcası Hz. Hamza ve birçok Müslüman şehit düştü ve Hz. Muhammed (S.A.V) yaralandı. Mekkeliler bu zaferden sonra 627 yılında Hayber Yahudilerini de yanlarına alarak Medine üzerine yürüdüler. Hz. Muhammed (S.A.V) Mekkelilerin saldırılarından korunmak için Medine kentinin etrafına hendekler kazarak savunmaya geçti. 20 gün süren ablukadan bir sonuç alamayan düşmanlar dağılıp gittiler. Hendek savaşından sonra Müslümanlığın ortadan kaldırılamayacağı kanısı yaygınlaştı. Pek çok kabile İslâmiyet'i kabul etti. Mekkelilerle 628 yılında Hubeydiye anlaşması yapıldı. Hz. Muhammed (S.A.V)'in o yıl hac yapmaktan vazgeçmesini ancak ertesi yıl serbestçe gelip hac yapabileceğini öngören bu antlaşma ile Mekkeliler ilk defa Hz. Muhammed'in gücünü kabul ediyorlardı. Ertesi yıl Yahudilerin elinde bulunan Hayber kalesi ve çevresi alındı. Hz. Muhammed (S.A.V) 630 yılında 10.000 kişilik bir ordu ile Mekke üzerine yürüdü direnmenin sonuç vermeyeceğini düşünen Mekkeliler şehri teslim ettiler. Mekke halkının büyük çoğunluğu İslâmiyet'i kabul etti. Bizanslılarla da çarpışan Müslümanlar Hint okyanusundan Suriye sınırlarına Kızıldeniz'den Basra Körfezi'ne kadar uzanan geniş bir alana yayılmışlardı. 632 yılında 100.000 kişilik bir kafileyle hacca giden Hz. Muhammed (S.A.V) ünlü veda hutbesini okudu. Bu hutbe İslâm dinin birçok önemli ilkesinin anlatıldığı bir konuşma idi. İnsanlar arasındaki eşitlik kadın haklarına saygı gösterilmesi tefeciliğin ve kan davalarının yasaklanması gibi birçok sosyal konuyu kapsıyordu. Veda haccından sonra Medine'ye dönen Hz. Muhammed (S.A.V) aniden rahatsızlandı. 8 Haziran 632 tarihinde eşi Ayşe'nin kucağında vefat etti. Hz. Ayşe'nin odasına defnedildi ve burası daha sonra türbe haline getirildi. Hz. Muhammed'in erkek çocuklarının üçü de evlenme çağına gelmeden ölmüşler dört kız çocuğundan yalnız Ali ile evlenen Fatma çocuk sahibi olmuştur. |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
Davet Mektupları [Hz.peygamberin hayatı]
Nebiyy-i muhterem Hudaybiye'den döndükten sonra İslâm'ın bütün dünyaya yayılmasını insanların Cehennem azabından kurtulup hakiki saadete kavuşmasını arzu ediyordu. Zira O bütün aleme rahmet olarak gönderilmişti.Bu sebeple çevredeki hükümdarlara elçiler gönderip İslâm'a davet etmeyi düşündüler. Dıhye-i Kelbi'yi Rum; Amr bin Ümeyye'yi Habeş; Hatib bin Ebi Beltea'yı Mısır hükümdarına sefir olarak vazifelendirdi. Ayrıca aynı vazife ile Salit bin Amr'ı Yemame'ye; Şüca'bin Vehb'i İran hükümdarına gönderdiler.Bu elçiler Eshab-ı kiramın en güzideleriydi. Suretleri ve sözleri en güzel olanlarıydı. Her bir hükümdara ayrı ayrı İslâm'a davet mektupları yazıldıSevgili Peygamberimiz mektupların altını gümüş yüzüğünün kaşında üç satır halinde yazılı olan "Allahü teâlânın Resulü Muhammed aleyhisselam" mührü ile mühürledi.Hükümdarlara gönderilecek elçiler sabah Peygamber efendimizin bir mucizesi olarak gidecekleri devletin lisanının öğrenmiş olarak kalktılar. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() |
İlk mektup Habeşistan'a [Hz.peygamberin hayatı]
Habeşistan'a elçi olarak giden Amr bin Ümeyye hazretleri Necaşi Eshame'den daha önce oraya hicret etmiş bulunan Eshab-ı kiramın Medine'ye gönderilmesini de isteyecekti.Amr bin Ümeyye kısa zamanda Habeşistan'a varıp melik Necaşi Eshame'nin huzuruna çıktı. Necaşi tahtından aşağı indi; Resulullahın mektubunu pek büyük bir hürmet ve muhabbetle aldı. Öptü yüzüne ve gözüne sürdükten sonra açıp okutturdu:"Bismillahirrahmanirrahim! Allahü teâlânın resulü Muhammed (aleyhisselam)dan Habeş meliki Necaşi Eshame'ye!..Hidayete tabi olana selam olsun!... Ey Hükümdar! Selamette olmanı diler sana olan nimetlerinden dolayı allahü teâlâya hamd ederim. Ondan başka ilah yoktur. O Melik'tir; bütün kainatta tasarruf sahibi yalnız O'dur. Kuddus'tür; her türlü ayıp ve kusurlardan beridir Selam'dır;kullarını bütün tehlikelerden selamette bulundurucudur. Mü'min'dir ;emniyet verendir. Müheymin'dir ;her şeyi gözetip koruyandır.Ben şehadet ederim ki İsa (aleyhisselam) Allahü teâlânın çok temiz iffet sahibi her türlü dünya hayatından tamamiyle çekilmiş bulunan Meryem'e ilka ettiği ruhu ve kelimesidir. Allahü teâlâ Âdem'i kudreti ile nasıl yarattı ise İsa'yı da öyle yaratmıştır.Ey Hükümdar! Ben seni eşi ortağı olmayan Allahü teâlâya imana O'na ibadet etmeye ve bana tabi olmaya Allahü teâlânın bana gönderdiklerinde inanmaya davet ediyorum. Çünkü ben Allahü teâlânın bunları tebliğ etmeye memur resulüyüm.Şimdi ben sana lazım olan tebligatı yapmış dünya ve ahiret saadetini sağlayacak nasihatı etmiş bulunuyorum. Nasihatımı kabul ediniz! Hidayete eren doğru yola kavuşanlara selam olsun."Resul-i ekrem efendimizin mektubunu büyük bir edeb ve tevazu ile dinleyen hükümdar Eshame derhal; "Eşhedü en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abdühu ve resulüh" diyerek Kelime-i şehadet getirdi ve Müslüman olduğunu harkese ilan ettikten sonra;"Yemin ederim ki O kitap ehli olan Yahudi ve hıristiyanların gelmesini beklediği önceki peygamberlerin geleceğini müjdelediği peygamberdir.Eğer yanına gitmeye imkanım olsaydı muhakkak gider hizmetiyle şereflenirdim!" dedi. Mektubu hürmetle güzel bir kutuya koyup; "Bu mektuplar burada olduğu müddetçe Habeş'ten hayır ve bereket gitmez" dedi.Resulullah efendimiz Necaşi'ye iki mektup göndermişti. Necaşi Eshame diğer mektupta bildirilen emirleri yerine getirip sevgili Peygamberimizin mübarek zevcesi Ümmü Habibe validemizi ve orada bulunan Eshab-ı kiramı gemilere bindirip pek çok hediyelerle Medine'ye gönderdi. Gönderdiği mektupta iman ettiğini bildiriyordu. |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
![]() |
"Yalan söylediği görülmedi" [Hz.peygamberin hayatı]
"İçinizde peygamber olduğunu söyleyen zata soyca en yakın hanginizdir?". Ebu Süfyan; "O'na soyca en yakın olan benim" diye cevap verdi. Heraklius; "Akrabalık dereceniz nedir?" diye sorunca; "Amcamın oğludur" dedi. Heraklius Ebu Süfyan'ın kendisine yakın getirilmesini istedi ve diğerlerinin de Ebu Süfyan'ın arkasında durmasını söyledi. Ebu Süfyan ilk önceleri yalan söyledi ise de hükümdarın tehdidi ile korktu ve yalan söyleyemedi. Sonra aralarında şu konuşma geçti:- Peygamber olduğunu söyleyen zatın aranızdaki soyu nasıldır? - O zamanın en iyi soylusudur. Soy bakımından en seçkinimizdir. - İçinizde ondan önce peygamberlik iddiasında bulunan kimse oldu mu? - Olmadı - O'nun ataları içinde hiçbir hükümdar gelmiş midir? - Hayır. - O'na halkın eşrafı mı yoksa fakir ve zayıfları mı tabi oluyorlar? - O'na tabi olanlar fakirler zayıflar gençler ve kadınlardır. Kavminin yaşlılarından ve eşrafından tabi olan pek yoktur.- O'na tabi olanlar artıyor mu azalıyor mu?- Artıyor. - O'nun dinine girdikten sonra beğenmeyerek veya kızarak dönen kimse var mı? - Yoktur. - Peygamber olduğunu söylemeden O'nun hiç yalan söylediği görülmüş müdür?- Hayır - O peygamberin hiç ahdini bozduğu sözünde durmadığı oldu mu?-Hayır olmadı. Ancak biz şimdi onunla bir müddet için çarpışmayı bırakarak antlaşma yapmış bulunuyoruz. Bu müddet içinde kendisinin ne yapacağını bilemiyoruz?.- O size neyi emrediyor? - Yalnız bir olan Allah'a ibadet etmeyi O'na hiçbir şeyi ortak koşmamayı emrediyor. Atalarımızın taptığı şeylere (putlara) tapmaktan bizi men ediyor. Namaz kılmayı doğru olmayı fakirlere yardım etmeyi haramlardan sakınmayı ahde vefayı emanete hıyanet etmemeyi ve akrabayı ziyareti... emrediyor dedi.Kilisede bu konuşmalar olmuş Resulullah efendimizin mübarek mektubu okunmuştu. Heraklius mektubu öpüp gözlerine sürdü ve başına koyunca Rumlar arasında gürültüler çoğaldı. Ebu Süfyan ve yanındaki Kureyşlilerin dışarı çıkarılmasını emretti. Daha Müslüman olmayan Ebu Süfyan burada yeminle sevgili Peygamberimizin davasının başarıyla sonuçlanacağına inandığını söylemişti.Dıhye Heraklius'un karşısına geçip mübarek güzel yüzü ve tatlı sesi ile; "Beni sana Busra'dan bir kimse (Haris) gönderdi ki o senden hayırlıdır. Allahü teâlâya yemin ederim ki beni ona gönderen zat (Resulullah) ise hem ondan hem senden daha hayırlıdır. Sen benim sözlerimi alçak gönüllülükle dinleyip verilen nasihatleri kabul etmelisin! Çünkü alçak gönüllülük edersen nasihatleri anlarsın. Nasihatleri kabul etmezsen insaflı olamazsın!" dedi. |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
![]() |
"Kabul et ki selamet bulasın!" [Hz.peygamberin hayatı]
Heraklius sonra hıristiyanların en alimi reisi ve kendisinin müşaviri olan Uskuf adındaki kimseyi çağırttı. Resulullahın mektubunu okuttu. Mektubun devamında şöyle buyuruluyordu: "Allahü teâlânın hidayetine tabi olanlara doğru yola kavuşanlara selam olsun!" Bundan sonra; Seni İslâm'a davet ediyorum. İslâm'ı kabul et ki selamet bulasın. Müslüman ol ki Allahü teâlâ sana iki kat ecir versin. Eğer yüz çevirirsen bütün hıristiyanların vebali senin üzerinedir!..." (Al-i İmran suresi: 64) Resul-i ekrem efendimizin mektubu okunurken Heraklius'un alnından ter taneleri dökülüyordu. Mektup bitince; "Süleyman aleyhisselamdan sonra ben böyle; "Bismillahirrahmanirrahim" diye başlayan bir mektup görmemiştim" dedi. Heraklius Uskuf'a bu mes'eledeki fikrini sorunca; "Vallahi O Musa ve İsa'nın (aleyhimüsselam) bize geleceğini müjdelediği peygamberdir. Zaten biz O'nun gelmesini bekliyorduk" dedi.Heraklius; "Sen bu hususta ne yapmamı tavsiye edersin neyi uygun görürsün?" diye sordu. Uskuf; "O'na tabi olmanı uygun görürüm" diye cevap verdi. Heraklius; "Ben senin dediğin şeyi çok iyi biliyorum. Fakat O'na tabi olup Müslüman olmaya gücüm yetmez. Çünkü hem hükümdarlığım gider hem de beni öldürürler" dedi.Bunun üzerine hazret-i Dıhley'yi ve Adi bin Hatem'i çağırttı. Adi; "Ey hükümdar! Davar ve develer sahibi Arablardan olan şu yanımdaki zat memleketinde vuku bulan şaşılacak bir hadiseden bahsediyor" dedi. Heraklius; "memleketinizdeki hadise nedir?" diye sorunca Dıhye ; "Aramızda bir zat zuhur etti. Peygamber olduğunu beyan etti. Halkın bir kısmı O'na tabi olmakta bir kısmı da karşı koymaktadır. Biz inananlarla inanmayanlar arasında çarpışmalar olmaktadır" dedi.Bundan sonra Heraklius Peygamber efendimiz hakkında araştırmaya başladı. Şam valisine emir verip Resul-i ekrem efendimizle aynı soydan bir kişiyi bulmalarını emretti. Bu arada kendisinin dostu olan ve İbranice bilen Roma'daki bir alime de mektup yazıp bu meseleyi sordu. Roma'daki dostundan bahsettiği zatın ahir zaman peygamberi olduğunu bildiren bir mektup geldi. Şam valisi de ticaret için giden bir Kureyş kervanı ile karşılaştı. Bunların içinde henüz Müslüman olmayan Kureyş'in reisi Ebu Süfyan da vardı.Ebu Süfyan diyor ki: "Biz Gazze'de bulunduğumuz sırada Heraklius'un Şam valisi üzerimize saldırır gibi geldi ve; "Siz şu Hicaz'daki zatın kavminden misiniz?" diye sordu. "Evet" dedik. "Haydi bizimle beraber imparatorun yanına gideceksiniz?" dedi." Ebu Süfyan'la yanındakileri Şam'a götürdü. Şam valisi Ebu Süfyan'ı ve yanındakileri Heraklius'un yanına çıkardı. Bu sırada Heraklius Kudüs'te bir kilisede bulunuyordu. Veziriyle beraber oturmuş ve başına tacını giymişti. Heraklius Ebu Süfyan ve yanındaki otuz kadar Mekkeliyi burada kabul etti. Birçok sorular sordu: |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
![]() |
" Kul
kula secde etmez!" [Hz.peygamberin hayatı] Resulü ekrem efendimiz hazret-i Dıhye-i Kelbi'yi de Rum imparatorunu İslâm'a davet etmek için vazifelendirmişti. Mektubu Busra'daki Gassan hükümdarı Harise'e verecek o da Rum imparatoru Heraklius'a gönderecekti.Peygamber efendimizin davet mektubunu büyük bir hürmetle alan hazret-i Dıhye sür'atle Busra'ya geldi. Haris ile görüşüp durumu anlattı. Haris Dıhye'nin yanına henüz Müslüman olmayan Adiy bin Hatem'i vererek o sırada Kudüs'de bulunan Heraklius'a gönderdi.İkisi birlikte Kudüs'e gelip imparatorla görüşmek üzere temaslarda bulundular. İmparatorun adamları kendisine; "Kayser'in huzuruna çıktığın zaman başını eğip yürüyecek yaklaşınca da yere kapanıp secde edeceksin. Secdeden kalkmana izin vermedikçe asla yerden başını kaldırmayacaksın" dediler. Bu sözler Dıhye'ye ağır geldi ve onlara; "Biz Müslümanlar Allahü teâlâdan başka hiçbir kimseye secde etmeyiz. Kul kula secde etmez. Hem insanın insana secde etmesi onun yaratılışına terstir" buyurdu. Bunun üzerine Kayser'in adamları; "O halde Kayser getirdiğin mektubu hiçbir zaman kabul etmez ve seni huzurundan kovar" dediler. Hz.Dıhye ; "Bizim peygamberimiz Muhammed aleyhisselam başkasının kendisine değil secde etmesine önünde hafif eğilmesine bile müsade etmez. Kendisiyle görüşmek isteyen köle bile olsa ona ilgi gösterir. Huzuruna kabul buyurur derdini dinler sıkıntısını giderir gönlünü alır. Bunun için O'na tabi olanların hepsi hürdür şereflidir" buyurdu. Bu sözleri dinleyenlerden biri; "Madem ki Kayser'e secde etmeyeceksin o halde üzerine aldığın vazifeyi yerine getirebilmen için sana başka yol göstereyim. Kayser'in sarayın önünde dinlendiği bir yer var. Her gün öğleden sonra bu avluya çıkar oralarda dolaşır. Orada bir minber vardır. Onun üzerinde herhangi bir yazı varsa önce onu alır okur sonra istirahat eder. Sen de şimdi git mektubu o minbere koy ve dışarda bekle. Mektubu görünce seni çağırtır. O zaman vazifeni yerine getirirsin" dedi. Bunun üzerine hazret-i Dıhye mektubu söylenilen yere bıraktı. Heraklius mektubu aldı ve Arpaça bilen bir tercüman istedi. Tercüman Resulullah efendimizin mektubunu okumaya başaldı. Mektubun en üstünde; "Bismillahirrahmanirrahim! Allahü teâlânın Resulü Muhammed'den (aleyhisselam) Rumların büyüğü Herakl'e" diye yazıyordu. Heraklius'un kardeşinin oğlu Yennak mektubun böyle başlamasına çok kızdı ve tercümanın göğsüne şiddetli bir yumruk vurdu. Tercüman yumruğun şiddeti ile yere yıkıldı ve mübarek mektup elinde düştü.Heraklius Yennak'a; "Niçin böyle yaptın!" diye sorunca o da; "Mektubu görmüyor musun? Mektuba hem senin isminden önce kendi ismi ile başlamış hem de senin hükümdar olduğunu söylemeyip; "Rumların büyüğü Herakl'e" demiş. Niçin; "Rumların hükümdarı" diye yazmamış ve önce senin isminle başlamamış? Onun mektubu bu gün okunmaz" dedi. Bunun üzerine Heraklius: "Vallahi sen ya çok akılsızsın veya koca bir delisin. Senin böyle olduğunu bilmiyordum. Ben daha mektubun içinde ne olduğuna bakmadan yırtıp atmak mı istiyorsun? Hayatıma yemin ederim ki; eğer O söylediği gibi Resulullah ise mektubuna benim ismimden önce kendi ismini yazmakta ve beni Rumların büyüğü diye anmakta haklıdır. Ben ancak onların sahibiyim. Hükümdarları değilim" dedi ve Yennak'ı huzurundan kovdu. |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
![]() |
Gerçeği söyleyince öldürdüler [Hz.peygamberin hayatı]
Resulullahın elçisi Hz. Dıhye Heraklius'u İslâm dinine davet ettiedi ki:"Ben seni İsa aleyhisselamın kendisine namaz kılmış olduğu Allahü teâlâya iman etmeye davet ediyorum. Ben seni önceden Musa aleyhisselamın ondan sonra İsa aleyhisselamın geleceğini müjdeleyip haber verdiği şu ümmi Peygambere imana davet ediyorum. Eğer bu hususta bir şey biliyor dünya ve ahiret saadetini kazanmak istiyorsan onları gözlerinin önüne getir. Yoksa ahıret saadetini elden kaçrır küfür ve şirk içinde kalırsın. Şunu da iyi bil ki senin Rabbin olan Allahü teâlâ zalimleri helak edici ve nimetleri değiştiricidir" dedi.Heraklius; "Ben elime geçen bir yazıyı okumadan yanıma gelen bir alimden bilmediklerimi sorup öğrenmeden bırakmam. Bundan ancak hayır ve iyilik görürüm. Sen bana düşünüp hakikatı buluncaya kadar mühlet ver" dedi.Heraklius daha sonar hazret-i Dıhye'yi yanına çağırıp baş başa konuştu. Kalbindekini şöyle açıkladı:"Ben biliyorum ki seni gönderen zat kitaplarda geleceği müjdelenen ve gelmesi beklenen ahır zaman peygamberidir. Yalnız O'na uyarsam; Rumların beni öldürmesinden korkuyorum. Seni onların içinde en büyük alimleri ve benden ziyade itibar gösterdikleri bir kimse olan Dagatır'a göndereyim. Bütün hıristiyanlar ona tabidir. Eğer o iman ederse Rumların hepsi iman ederler. Ben de o zaman kalbimde olanı ve itikadımı açığa vururum."Bundan sonra Heraklius bir mektup yazarak Dıhye'ye verip Dagatır'a gönderdi. Resulullah efendimiz Dagatır'a da mektup göndermişti. Dagatır mektupları okuyup Peygamber efendimizin vasıflarını işitince O'nun hazret-i Musa'nın ve hazret-i İsa'nın geleceğini haber verdikleri ahır zaman peygamberi olduğunda hiç şüphe olmadığını söyledi ve iman etti.Evine gitti kapandı ve her Pazar yaptığı vazlara üç hafta çıkmadı. Hıristiyanlar; "Dagatır'a ne oluyor ki o Arabla görüştüğünden beri dışarı çıkmıyor? O'nu istiyoruz!" diye bağırdılar.Dagatır üzerindeki siyah papaz elbisesini çıkardı. Beyaz elbise giydi elinde asası ile kiliseye geldi. Beldenin ahalisini topladıktan sonra ayağa kalkarak; "Ey hıristiyanlar! Biliniz ki bize Ahmed'den (aleyhisselam) mektup geldi. Bizi hak dine davet etmiş. Ben açıkça biliyor ve inanıyorum ki O Allahü teâlânın hak resulüdür" dedi.Hıristiyanlar bunu işitince Dagatır'ın üstüne yürüdüler ve döverek şehid ettiler. Dıhye gelip durumu Heraklius'a haber verdi. Heraklius;"Ben sana söylemedim mi? Dagatır hıristiyanlar katında benden daha sevgili ve azizdir. Eğer duysalar beni de onun gibi katl ederler" dedi.Heraklius hazret-i Dıhye'ye birbirinden kıymetli hediyeler verdi. Ayrıca Peygamber efendimize bir mektup yazdı. Mektubunu hazırlattığı hediyeleri Dıhye ile sevgili Peygamberimize gönderdi. Heraklius Müslüman olmak istemiş fakat makam ve ölüm korkusundan iman etmemişti. Peygamber efendimize yazdığı mektupta![]() "Hazret-i İsa'nın müjdelediği Allah'ın Resulü Muhammed'e; Rum hükümdarı Kayser'den! Elçin mektubunla birlikte bana geldi. Ben şehadet ederim ki sen Allah'ın hak resulüsün. Zaten biz seni İncil'de yazılı bulduk ve hazret-i İsa seni bize müjdelemişti. Rumları sana iman etmeye davet ettimse de buna yanaşmadılar. Beni dinleselerdi muhakkak ki bu onlar için hayırlı olurdu. Ben senin yanında bulunup sana hizmet etmeyi ve ayaklarını yıkamayı çok arzu ediyorum" deniyordu. |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
![]() |
"Yalan söylüyor!" [Hz.peygamberin hayatı]
Resulullahın elçisi Hz. Dıhye Heraklius'dan ayrılıp Hisma'ya geldi. Yolda Cüzam vadilerinden Şenar vadisinde Huneyd bin Us oğlu ve adamları Hz. Dıhye'yi soydular. Eski elbiselerinden başka nesi varsa aldılar.Bu mevkide Dübeyb bin Refae bin Zeyd ve kavmi İslâmiyet'i kabul etmişlerdi. Dıhye bunlara gelip olanları anlatınca bunlar Hüneyd bin Us ve kabilesinin üzerine yürüyüp eşyaların hepsini geri aldılar.Daha sonra Resulullah efendimiz Zeyd bin Haris'i Hüneyd bin Us ve adamlarının üzerine gönderdi. O beldede olanların hepsi iman etti. Hazret-i Dıhye Medine'ye gelince evine uğramadan doğru Habib-i ekrem efendimizin kapısına gitti. Kapıyı çaldı. Peygamberimiz; "Kim o?" diye sordu. Dıhye; "Dıhyet-ül Kelbi" dedi. Alemlerin efendisi; "İçeri gir" buyurdular.Dıhye içeri girdi ve olanları bütün teferruatı ile anlattı. Peygamber efendimiz Heraklius'un mektubunu okudu: "Onun için bir müddet daha saltanatta kalmak vardır. Mektubum yanlarında bulundukça onların saltanatı devam edecektir" buyurdu.Heraklius mektubunda Peygamberimize iman ettiğini yazmış ise de Resulullah efendimiz; "Yalan söylüyor. Dininden dönmemiştir" buyurdular.Heraklius sevgili Peygamberimizin mektubunu ipekten bir atlasa sarıp altın yuvarlak bir kutunun içerisinde muhafaza etti.Heraklius ailesi bu mektubu saklamışlar ve bunu da herkesten gizli tutmuşlardı. Bu mektup ellerinde bulunduğu müddetçe saltanatlarının devam edeceğini söyler ve buna inanırlardı. Hakikaten de öyle olmuştur.Resu-i ekrem efendimiz Hatib bin Ebi beltea'yı Mısır hükümdarına göndermeden önce; "Ey Eshabım! Mukafatı Allahü teâlâdan beklemek üzere şu mektubu Mısır hükümdarına hanginiz götürür?" diye sorunca hazret-i Hatib yerinden fırlayıp ayağa kalktı ve; "Ya Resulallah! Ben götürürüm!" dedi. Peygamberimiz de; "Ey Hatib! Bu vazifeni Allahü teâlâ senin hakkında mübarek eylesin?" buyurdu.Hatib bin Ebi Beltea hazretleri mektubu sevgili Peygamberimizden aldı. Veda edip evine gitti. Hayvanını hazırladı. Ailesi ile de vedalaştıktan sonra yola çıktı. |
|
|
|