![]() |
|
|||||||
| Çöp Forum Forum Başıklarına Uymayan ve Kırık Linkli Konular... |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#231 (permalink) |
![]() |
Veliye Rastlamak İstiyorsan
Velilere rastgelmek istiyorsan bir zaman hizmetten gaflet gösterme. Serçeye kekliğe güvercine yem ver. Belki bir gün de tuzağına bir hüma kuşu düşer. Her tarafa doğru durmadan niyaz okunu at. Umulur ki oklardan birisi bir ava rastgele.Bir çok sedeften ancak bir inci elde edilir. Bir çok oklardan da yalnız birisi hedefe dokunur. Bir yere konmuş kervandan birisinin bir çocuğu kayboldu. adamcağız geceleyin kafile içinde döndü dolaştı. Her çadırdan sordu her tarafa koştu. Nihayet gecenin karanlığı içinmde gözünün nurunu buldu. Çocuğu aldı getirdi. Kervan halkı ile konuşmağa başladı.- Çocuğu nasıl oldu da buldun?- Önüme kim çıktı ise kime rastgeldimse çocuğum budur diye onu tetkike başladım. İşte bu surette buldum.İşte bundan dolayıdır ki velilere rastgelmek isteyen gönül sahipleri belki bir gün menzile varıırız diye herkesin ardından koşarlar. Bunlar bir gönül için birçok yükleri götürür. bir gül için birçok diken acısını çekerler. |
|
|
|
|
#232 (permalink) |
![]() |
ÜÇ MESELE
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri rh.a. hac için yola çıkıp Medine'ye ulaştığında karşılaştığı Seyyid Muhammed Bâkır Hazretleriyle arasında şöyle bir konuşma geçer. Seyyid Muhammed Bâkır:-Sen kendi aklınca kıyas yaparak Peygamber dedemin dinini ve hadislerini değiştiriyorsun der.-Böyle bir şey yapmaktan Allah'a sığınırım efendim. Lütfen oturunuz. Rasulullah'a olduğu gibi benim size de hürmetim var der İmam-ı Azam. Seyyid Muhammed Bâkır'a yer gösterir. Her ikisi de yerini aldıktan sonra Ebu Hanife Hazretleri söze başlar:-Üç mesele soracağım. Birincisi şu: Erkek mi daha güçsüz kadın mı? -Kadın erkekten güçsüzdür. -Mirasta adamın payı kaç kadının kaçtır?-Erkeğin mirastaki payı iki kadının birdir.-İşte bu ceddin Peygamber s.a.v.'in sözüdür. Eğer onun dinini değiştirmiş olsam benim akıl ve kıyas yoluyla kadın daha zayıf olduğu için ona iki pay erkeğe bir pay düşer derdim.Ebu Hanife Hazretleri tekrar sorar: -Namaz mı daha üstün oruç mu?-Namaz oruçtan üstündür. -İşte bu da deden Rasulullah'ın sözüdür. Eğer ceddinin dinini akıl ve kıyasla değiştirmiş olsaydım âdet halindeki kadının kılamadığı namazları kaza et mesini orucu kaza etmemesini emrederdim.Ebu Hanife Hazretleri üçüncü soruyu sorar: -Sidik mi daha pis meni mi?-Sidik meniden pistir. -Eğer deden Peygamber s.a.v.'in dinini kıyasla değiştirmiş olsaydım sidikten dolayı gusletmek gerektiğini ve meniden dolayı da sadece abdest almak gerektiğini söylerdim. Fakat akıl ve kıyasla bu dini değiştirmekten Allah'a sığınırım. Seyyid Muhammed Bâkır Hazretleri yerinden kalkar ve Ebu Hanife'yi kucaklar. Tebrik edip ona ikramda bulunur |
|
|
|
|
#233 (permalink) |
![]() |
UMEYR'İN MACERASI
Bedir gazasından hemen sonraydı. Müşriklerin büyüklerinden Umeyr b. Vehb ile Safvan b. Ümeyye Mekke'de bir kenara oturmuş Bedir ölüleri için dertleşiyorlardı. Umeyr'in bir oğlu da Bedir'de esir düşmüştü. Safvan'a diyor ki:- Borçlarım ve çocuklarım olmasaydı esir oğlumu bahane ederek Medine'ye gider Muhammed'i öldürürdüm.- Bu işi yaparsan borçlarını ben öderim çocuklarına da bakarım.- Tamam öyleyse bu iş aramızda gizli kalsın!Umeyr kılıcını bileyip zehir sürdükten sonra yola çıkar ve Medine'ye ulaşır. Onun kılıcıyla mescidin kapısına geldiğini gören Hz. Ömer (R.A.) durumdan kuşkulanır ve vaziyeti Resul-i Ekrem'e haber verir. Rasulullah'ın isteği üzerine de adamı kılıcının kayışından yakaladığı gibi huzura getirir. Rasulullah (A.S.) buyurur:- Bırak onu ya Ömer! Sen de yaklaş ya Umeyr! Sonra ona niçin geldiğini sorar. Umeyr cevaben der ki: - Elinizdeki esir için geldim; ona iyi davranasınız. - Öyleyse boynundaki bu kılıç ne oluyor? - Allah kılıçların belâsını versin! Bize bir faydası mı var? - Niçin geldiğini bana doğru söyle. - Söylediğim gibi sadece bunun için geldim.- Hayır!.. Safvan'la Bedir'de ölenler için dertleşip anlaştınız. Sözleştikten sonra beni öldürmeye geldin. Fakat Allah buna engeldir! - Senin Allah'ın Rasulü olduğuna şehadet ederim. Konuştuklarımızı ben ve Safvan'dan başka bilen yoktu. Allah'a yemin olsun ki bunu sana bildiren Allah'tan başkası değil! Elhamdülillah.Umeyr artık sadık bir müslümandır. Resul-i Ekrem (A.S.) buyurur:- Kardeşinize dinini ve Kur'an'ı öğretin esirini de salıverin!Öyle yaptılar. Sonra Umeyr halkı İslâm'a davet isteğiyle Mekke'ye döndü. Birçok kimse onun sayesinde müslüman oldu. |
|
|
|
|
#234 (permalink) |
![]() |
Tevekkülün Böylesi
Dindar ve mütevekkil bir köylü varmış. Bir de inancı kısa bir hanımı varmış. Köylü dayının ne zaman bir şeyi kaybolsa hanımı feryadı basarmış. Adamcağız da hiç üzülmezmiş ve hanımına: - Aman hanım eğer o bize helâlinden bir şeyse Allah ya onun daha iyisini verir veya onu buldurur dermiş.Adamcağız bir gün şehre inip öküzlerini sattıktan sonra öküzlerin parasını ve bir miktar da biriktirdiği yüz altınını mola verip oturduğu bir çeşmenin başında unutmuş. Eve gelince durumu farketmiş. Karısına haber vermeden hemen dönüp çeşmenin başına varmış. Fakat altının yerinde yeller esiyormuş. Hani ya kendisi de üzülmeden edememiş. Tabii hanımı duyunca büsbütün hasta olmuş. Bu adam bir gün kırda bir kuyudan su çekerken başındaki sarığını kuyuya düşürmüş. Hemen sarığını almak için kuyuya inip kuyunun içinde bir beze sarılı yüz altın bulmasın mı. Sevinçle yukarı çıkmış. Meğer altınları ilk kaybettiğinde bir çoban altınları bulmuş eşkiyalar gelirken benden altınları alır diye kuyunun içine atmış eşkiyalar da hiç para bulamayınca çobanı bir güzel dövmüşler ve hasta etmişler. Bir kaç gün evden çıkmamış ve kuyudan altınları gidip de alamamış. Dindar köylüye altınları böylece geri gelmiş. Köylü ve hanımı Allah'a hamdetmişler. |
|
|
|
|
#235 (permalink) |
![]() |
TEVAZU
Ahmed Rufai Hazretleri bir gün talebelerine:- İçinizde kim bende bir ayıp görüyorsa bildirsin dedi.Müritlerinden biri: - Efendim sizde büyük bir ayıp var diye cevap verdi.Ayıbını talebesine soracak kadar kendini aşmış bu mütavazi insan hiç kızmadı talebesi böyle söylüyor diye üzülmedi belki sadece ayıbından kurtulabilmek ümidiyle sordu:- Söyle dedi kardeşim o ayıbım nedir?Talebe gözleri dolu dolu: - Bizim gibilerin size talebe olması dedi.Bu söz gönüllere çok tesir etmiş sohbette bulunan herkes ağlamaya başlamıştı. Ahmed Rufai Hazretleri de ağlıyordu. Bir ara sadece;- Ben sizin hizmetçinizim ben hepinizden aşağıyım diyebildi.Evet keşke insanlar tabi olanlara bakıp tabi olanlarda tabi olunanı aramasalardı... Zira hem dün hem bu gün o altın halkayı temsil eden büyüklerin etrafındaki insanlar ne denli nezih olurlarsa olsunlar onları gösterebilmekte çok acizdirler. Bugün dahi bir büyük gönül erinin yanına gelip giden insanlar; idareciler gazeteciler din adamları "Talebelerinin ufku hocalarının çok gerisinde." demektedirler. Zaten o cevher farkıdır ki sair madenleri kirlerinden arındırır. |
|
|
|
|
#236 (permalink) |
![]() |
TERZİNİN TÖVBESİ
Bir terzi Allah dostlarından birine sorar: -Peygamberimizin "Allahü teâlâ günahkâr kulunun tövbesini canı gargaraya gelmeden kabul eder" hadis-i şerifi hakkında ne buyurursunuz?Cevap vermeden o kimseye sorar mubarek zat. - Mesleğin nedir? -Terziyim elbise dikerim.-Terzilikte en kolay şey nedir? -Makası tutup kumaş kesmektir.-Kaç senedir bu işi yaparsın?-Otuz senedir. -Canın gargaraya geldiği zaman kumaş kesebilir misin? -Hayır kesemem!-Bir müddet zahmet çekip öğrendiğin ve otuz sene kolaylıkla yaptığın bir işi o zaman yapamazsan ömründe hiç yapmadığın tövbeyi o zaman nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tövbe et! O zaman belki yapamazsın buyurdu.... ve tövbe... __________________ |
|
|
|
|
#237 (permalink) |
![]() |
TEFECİLİKTEN TÖVBEKÂRLIĞA....
Hasan-ı Basrî (k.s.) hazretlerinin talebelerinden Habîb-i Acemî (k.s.) hazretleri önceleri çok zengin birisi idi. Tefecilik yapar faizle para verirdi. Bir gün evinde tam yemek yiyeceği sırada kapıya bir dilenci geldi ve 'Allah rızâsı için bir sadaka' dedi. Habîb onun yüzüne kapıyı kapattı o fakiri mahzun bir halde geri çevirdi. Sofraya döndüğünde kabın içindeki yemeğin kana döndüğünü gördü! Bu hâdise karşısında dehşete düştü! Kendisini bir korku sardı! Yerinde duramaz hâle geldi!..Bir cuma günü Hasan-ı Basrî hazretlerinin evinin yolunu tuttu. Yolda giderken oyun oynayan çocuklar Habîb-i Acemî'yi görünce aralarında;' Kaçın kaçın! Tefeci Habîb geliyor! Ayağından kalkan toz bize de gelir ve biz de onun gibi bedbaht oluruz diyerek kaçıştılar.Çocukların bu sözleri ona çok ağır geldi.Hasan-ı Basrî hazretlerinin meclisine varıp elini öptü. Huzurunda tövbekâr oldu. O da Habîb'i talebeliğe kabul etti. Oradan ayrılıp evine dönerken kendisine borcu olanlar onu görünce alacaklarını talep eder korkusu ile kaçışmak istediler. Habîb-i Acemî bu vaziyeti anlayınca![]() ' Kaçmayın bugün asıl benim sizden kaçmam lâzım dedi. Ve kimden ne alacağı varsa hepsini bağışladığını îlan etti.Çocukların yanından geçerken çocuklar bu sefer birbirlerine![]() ' Kaçın kaçın! Tövbekâr Habîb geliyor. Üzerine bizden toz bulaşmasın. Bulaşırsa bizler Allâh'a âsî olmuş oluruz... diyerek kaçıştılar. Habîb bu sözleri duyunca çok duygulandı. Yüreği sızlayarak 'Yâ Rabbbî! Sana sonsuz hamd ü senâlar olsun ki bir tevbemle ismimi kötüler arasından çıkarıp iyiler arasına kaydeyledin' diyerek Allâh'a iltica etti. |
|
|
|
|
#238 (permalink) |
![]() |
TAYİN EDİLMEYEN ÜCRET
O gün Süleyman bin Cafer Caferi ve İmam Rıza (a.s) birlikte dışarı çıkmışlardı. Güneş battı ve Süleyman evine gitmek istedi. Ali ibni Musa'r-Rıza (a.s) ona - Bizim eve gel bu gece bizle beraber ol' dedi. İtaat etti ve İmamla birlikte onun evine gittiler.İmam hizmetçilerini çiçek dikmekle meşgul gördü ve yine İmamdın gözü onlarla birllikte çiçek dikmekte olan yabancı birine ilişti.- Bu kimdir?' diye sordu.Hizmetçiler bunu bu ğün bize yardım etsin diye ücretli tuttuk. -Çok güzel ona ne kadar ücret tayin ettiniz?- Sonra bir şeyler verip onu razı edeceğiz. İmamda rahatsızlık ve öfke izleri belirdi. Ve hizmetçileri cezalandırmak üzere onlara döndü. Süleyman Caferi: - Niçin kendinizi rahatsız ediyorsunuz?dedi. İmam buyurdu: - Bunlara tekrar tekrar talimat verdim. Bir işe başlanırken işin ücretini tayin etmeden önce asla bir kimseyi görevlendirmeyin dedim. İş ücretini tayin ederseniz iş sonunda karşınızdakine bir miktarda fazladan verebilirsiniz. Elbette o da kendisine verilen muayyen ücretten fazlasını aldığı için size müteşekkir ve sizden memnun kalır. Sizi sever aranızdaki ilgi daha da sağlamlaşır böylelikle yalnız kararlaştırdığınız miktara iktifa etseniz bile karşınızdaki sizden rahatsız olmayacaktır. Fakat ücreti tayin etmez de karşınızdakini görevlendirirseniz işin sonunda ona verdiğiniz her miktara rağmen kendisine gösterdiğiniz sevgiye inanmayıp belki de sizin ona daha az ücret verdiğinize inanacaktır.Bihar al-Envar |
|
|
|
|
#239 (permalink) |
![]() |
TAŞKAFA - BOŞKAFA - HOŞKAFA
Behlül Dânâ Hazretleri bir mezarlıkta bulduğu üç kurukafayı zembiline koymuş ve para getirip 'Satıyorum'diye bağırmaya başlamış.'Satıyorum alan var mı?'Meraklılar başına toplanıp fiyatını sormuşlar: ' Birincisi parasız ikincisi ise sudan ucuzdur demiş. Ama üçüncüsünü hiç sormayın... O ağırlığınca paradır.Sebebini merak etmişler. Birincisini gösterip: ' Bu gördüğünüz 'Taşkafa'dır demiş nasihata bile yanaşmazdı. O yüzden beş para etmez. İkincisi de 'Boşkafa'dır nasîhat istemesine rağmen onları tutmazdı; üç-beş kuruş verenin elinde kalır. Üçüncüsü ise 'Hoşkafa'dır ki buna 'Kâmil kafa' da diyebiliriz. Hem ameli hem de ihlâsı vardı; hedefi ise Allah rızâsıydı. O yüzden kurusu bile Altın değerindedir. |
|
|
|
|
#240 (permalink) |
![]() |
HZ. ÖMER (R.A.)'İN 'ŞİKÂYET MASASI'
Bir cemiyet için bir millet için adâlet insanın damarında dolaşan kan gibidir. Adâlet mekanizması sıhhatli çalışırsa cemiyet hayatı da sıhhatli olur. Dilerseniz Hazret-i Ömer (r.a.) devrinden bir misâlle mevzûmuzu müşahhaslaştıralım.Ashâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden Resûlüllah (s.a.v.) Efendimiz'in iştirak ettiği hiçbir gazâdan geri kalmayan bazan da Medîne'de Efendimiz (s.a.v.)'e vekâlet eden Ensâr'dan Muhammed bin Mesleme (r.a.) Hz. ömer (r.a.)'in hilâfeti esnasında onun 'Şikâyet Masası' reisi idi. Memurlarla alâklı şikâyetler bu masaya gelirdi. O gelen bu şikâyetleri inceler araştırırdı. Neticede şayet haksızlık yapan adam kayıran rüşvet alan biri ortaya çıkarsa cezalandırılırdı.Bir defasında Medîne'de toplanan memurlara Hz. Ömer (r.a.) nasîhat ediyor ve onları insanlara âdil davranmaları zulmetmemeleri hususunda îkaz ediyordu. İşte bu esnada halkın arasından sessiz-sâkin ve kimsesiz bir adam ortaya çıktı ve 'Beni memurlarınızdan işte şu adam haksız yere dövdü. Halbuki suçladığı hususta benim bir kabahatimin olmadığı da sonradan anlaşıldı' diyerek dâvâcı olduğunu söyledi.Bunun üzerine mes'ele araştırıldı... Adamın haklılığı anlaşıldı memurun ona zulmen kırbaç vurduğu meydana çıktı. Hz. Ömer (r.a.)'in kararı kesindi:' Seni döven memura sen de onun sana vurduğu kırbaç adedince vuracaksın! Amr bin Âs (r.a.) itiraz etti:' Yâ Ömer bundan sonra memurlarınızı insanların gözü önünde dövdürecek misiniz? Şayet böyle yaparsanız bu tatbikat memurlarınızın itibarını düşürür onları iş yapamaz hâle getirir. Hz. Ömer'in cevabı aynen şöyle oldu:' Ben zâlimi şu veya bu bahânelerle koruyup da mazlûmu mâruz kaldığı zulümle başbaşa bırakmam. Kim zulmetmişse karşılığını görmeli ki tekrarına cesaret edemesin. Böylece karar kesinleşti. Sessiz ve kimsesiz şikâyetçi adam kendisine vurulan kırbaç adedince kırbaç vuracaktır zulmeden memura... Bu defa Amr bin Âs (r.a.) kimsesiz olan bu şikâyetçi adama gitti ve şu teklifte bulundu:' Sana onun vurduğu kırbaç sayısınca altın vereyim. Bunları al dâvandan vaz geç. Yoksa kötü niyetli bazı insanlar cesaret bulur memurlar korkaklaşır. Neticede adâletin temini daha da güç hâle gelebilir dedi. Mazlum ve mağdur adam da bu teklifi kabul etti: Yediği kırbaç adedince altınları aldı dâvâsından vaz geçti. Ve böylece idare edenlerle idare olunanlar arasındaki buna benzer haksızlıklar da son bulmuş oldu.Ne âdil bir hüküm ne güzel bir hâl çaresi... Tabii ki ne mes'ut bir cemiyet! Bütün insanlığa örnek olması dileğiyle... |
|
|