![]() |
|
|||||||
| İslam ve Din Bölümü Dinimiz ve Diğer Dinler Hakkındaki Bilgiler... |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#11 (permalink) |
![]() |
::::::::: Dünya hayatının geçiciliği ::::::::::: Hiç düşündünüz mü? Neden insan sık sık temizlenmek zorundadır? Neden temizliğine bakımına dikkat etmezse vücudu ağzı kokar cildi ve saçı yağlanır? Neden terler ve bu terin kokusu son derece kötüdür? İnsanın aksine çicekler son derece güzel kokulara sahiptirler. Gül ya da karanfil pis çamurlu bir toprakta yetişmelerine rağmen binlerce yıldır son derece güzel kokarlar. Ama insan kötü kokmaya mahkumdur ve bunu ancak iyi bir bakımla engelleyebilir.Neden böyle olduğunu insanın neden bu şekilde bir eksiklikle yaratıldığını hiç düşündünüz mü? Allah'ın neden çiçekleri güzel kokulu yaparken insan bedeninin bu şekilde acizliklerle dolu olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi?İnsan yalnızca bu saydığımız özelliklerle kalmaz; yorulur acıkır susar canı acır midesi bulanır hastalanır...İnsanlara bunlar doğal şeylermiş gibi gelir ama bu bir aldanıştır. İnsan hiçbir zaman kötü kokmayabilir hiçbir zaman baş ağrısı çekmeyebilir hiçbir zaman hasta olmayabilirdi. Sahip olduğu tüm bu kusurlar "tesadüfen" oluşmuş değil özel olarak yaratılmışlardır. Allah insanı belirli bir amaç belirli bir hikmet doğrultusunda bu şekilde eksik yaratmıştır. Bunun iki amacı vardır: Birincisi insanın aciz bir varlık bir "kul" olduğunu anlamasıdır. Eksiksiz mükemmel olmak Allah'ın vasfıdır O'nun kulu olan insan ise sonsuz derecede eksiktir zayıftır ve dolayısıyla O'na sonsuz derecede muhtaçtır. Bir ayet konuyu çok hikmetli bir biçimde özetler:Ey insanlar siz Allah'a (karşı fakir olan) muhtaçlarsınız; Allah ise Ganiy (hiçbir şeye ihtiyacı olmayan)dır Hamid (övülmeye layık)tır. Dileyecek olsa sizi giderir (yok eder) ve yepyeni bir halk getirir. Bu Allah'a göre güç değildir. (Fatır Suresi 15-17)İnsanın bedenindeki eksiklikler ona aczini ve zaafını sürekli olarak hatırlatır. İnsan kendini üstün ve kusursuz bir varlık sanmaya başlayabilir ama her gün tuvalete gitmek zorundadır ve orada içine düştüğü zavallılık gerçek mahiyetini kendisine bildirir. İnsanın sahip olduğu kusur ve eksikliklerin ikinci amacı ise bu yurdun geçiciliğini hatırlatmasıdır. Çünkü söz konusu kusur ve eksiklikler bu dünyadaki bedene mahsusturlar. Ahirette cennet ehli yeni bir bedenle eksiksiz ve kusursuz bir şekilde yaratılacaktır. Bu dünyadaki zayıf ek**** kusurlu beden müminin gerçek bedeni değildir geçici bir süre içinde kaldığı bir kalıptır. Bundan dolayıdır ki dünyada kusursuz bir güzellik elde edilemez. Fiziksel yönden en güzel en çekici en kusursuz olduğunu sandığımız bir insan da diğer tüm insanlar gibi tuvalete gitmekte terlemekte kimi zaman ağzı kokmakta kimi zaman yüzünde sivilce çıkmaktadır. Temiz kalabilmek için sürekli yıkanmak ve bakım yapmak zorundadır. Kimi insanın yüzü güzeldir ama fiziği o kadar düzgün değildir. Bunun tersi de mümkündür. Kimisinin gözü güzel fakat burnu eğri olabilir. Bu özelliklerin sonsuz varyasyonlarını sayabiliriz. Dış görünüş olarak gerçekten kusursuz gibi görünen bir kimsede de hiç umulmadık bir hastalık rahatsızlık ya da kusur bulunabilir. Herşeyden önemlisi en mükemmel görünen insan bile mutlaka yaşlanır ve ölür. Beklenmedik bir anda bir kazayla paramparça olabilir. Dünyadaki beden gibi dünyanın bizzat kendisi de ek**** kusurlu yetersiz ve geçicidir. Bütün çiçekler mutlaka solar en güzel yiyecekler çürür bozulur kokuşur. Tüm bunlar bu dünyaya mahsus eksik ve kusurlardır. Bizlere tanınan kısa dünya hayatı da taşıdığımız beden de Allah'ın çok kısa bir süre için verdiği geçici emanetlerdir. Sonsuz bir yaşantı ve mükemmel bir yaratılış ise yalnızca ahirete mahsustur. Bir ayette şöyle denir:Size verilen herhangi bir şey dünya hayatının metaı (kısa süreli faydalanması)dır. Allah katında olan ise daha hayırlı ve daha süreklidir. (Bu da) iman edip Rablerine tevekkül edenler içindir. (Şura Suresi 36)Bir başka ayette dünyanın gerçek mahiyeti şöyle anlatılır:Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun '(eğlence türünden) tutkulu bir oyalama' bir süs kendi aranızda bir övünme (süresi ve konusu) mal ve çocuklarda bir 'çoğalma-tutkusu'dur. Bir yağmur örneği gibi; onun bitirdiği ekin ekicilerin (veya kafirlerin) hoşuna gitmiştir sonra kuruyuverir bir de bakarsın ki sapsarı kesilmiş sonra o bir çer-çöp oluvermiştir. Ahirette ise şiddetli bir azab; Allah'tan bir mağfiret ve bir hoşnutluk (rıza) vardır. Dünya hayatı aldanış olan bir metadan başka bir şey değildir. (Hadid Suresi 20)Kısaca bu dünyada Allah sonsuz kudret ve bilgisinin bir göstergesi olarak birçok güzellik sanat ve harikalık ile çok çeşitli kusur ve eksiklikleri de aynı anda yaratmaktadır. Mükemmellik ve kalıcılık bu dünyanın kanununa aykırıdır. Gelişen teknoloji de dahil olmak üzere insan aklının düşünebileceği hiçbir şey Allah'ın bu kanununu değiştiremeyecektir. Böylece insanlar bir yandan ahireti özleyip ona kavuşmak için çabalasınlar ve Allah'a gereken şükür ve takdiri göstersinler. Bir yandan da bunların gerçek yerinin bu geçici dünya değil eksik ve kusurlardan arındırılmış ve müminler için hazırlanmış ebedi cennet hayatı olduğunu anlayabilsinler. Kuran'da bu gerçek çok açık bir biçimde özetlenir:Hayır siz dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. (A'la Suresi 16-17)Bir başka ayette ise "gerçekten ahiret yurdu ise asıl hayat odur" (Ankebut Suresi 64) denir. "Asıl hayat"ımız olan ahiret ile geçici bir yurt olan dünya arasında perde kadar ince bir sınır vardır. Ölüm işte bu perdeyi kaldıran araçtır. Ölümle birlikte bu dünya ve bedenle olan ilişki kesilecek yepyeni bir yaratılışla sonsuz hayata başlangıç yapılacaktır. Ölümle birlikte başlayacak olan hayat gerçek hayattır. Eksiklik kusur geçicilik dünyaya ait kanunlardır. Gerçek kanunlar; kusursuzluk ölümsüzlük mükemmellik üzerine kuruludur. Bir başka deyişle normal olan bir çiçeğin hiç solmaması bir insanın hiç kirlenmemesi hiç yaşlanmaması bir meyvenin hiç çürümemesidir. Asıl kanunlar insanın her istediğinin anında gerçekleşmesini insanın hiçbir acı ve hastalık yaşamamasını hiçbir zaman üşümemesini ya da terlememesini gerektirir. Ancak asıl kanunlar asıl hayatta; geçici kanunlar da geçici olan bu dünya hayatındadır. Bu dünyada yaşanan tüm eksiklik ve kusurlar asıl kanunların özel olarak bozulup yerlerine geçici kanunların konmasıyla oluşmaktadır. Asıl kanunların yurdu yani ahiret ise sanıldığının aksine uzakta değildir. Allah dilediği an insanın buradaki yaşamına son verip onu ahirete geçirebilir. Bu geçiş bir göz açıp-kapaması kadar çabuk gerçekleşecektir. Rüyadan uyanmak gibi... Ölümle birlikte sona erecek olan dünyanın ahirete göre ne denli kısa olduğu Kuran'da şöyle anlatılır:Dedi ki: "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Dediler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık sayanlara sor." Dedi ki: "Yalnızca az (bir zaman) kaldınız gerçekten bir bilseydiniz " "Bizim sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi 112-115)Ölümle birlikte rüya sona ermiş ve gerçek yaşam başlamıştır. Yeryüzünde "bir gün ya da bir günün birazı kadar" hatta "bir göz çarpması" kadar kalmış olan insan yaptıklarının hesabını vermek üzere Allah'ın huzuruna çıkar. Eğer dünyada iken ölümü aklında tutmuş Allah'a kavuşacağının bilincinde olmuş ise kurtulacaktır. Kuran'da "kitabı sağ eline verilen" bu kurtulmuşların şöyle diyeceği haber verilir: "... Alın kitabımı okuyun. Çünkü ben gerçekten hesabıma kavuşacağımı sanmış (anlamış)tım." (Hakka Suresi 19-20) |
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
![]() |
Ölümden ibret almayanların dünya ve ahiretteki durumları ::: Ölümden İbret Almayanların Dünya ve Ahiretteki Durumları İnsanların çoğunda "ölüm yaşamın bittiği andır" şeklinde eksik ve yetersiz bir inanış vardır. Oysa biraz daha derin düşünülse ölümün diğer bir hayatın da başladığı an olduğu anlaşılacaktır. Bu eksik bakış açısı yüzünden inkar edenler hedefledikleri herşeyi dünyadaki kısa sürenin içine sığdırmaya çalışırlar. Ahireti tanımayanların bu dünyadan gözü kapalı bir şekilde sınır tanımadan yararlanmak istemelerinin sebebi de budur. Bunlar ölümle birlikte herşeyden mahrum kalacakları endişesiyle doğru-yanlış ayrımı yapmadan yaşamaya bu dünyadan maksimum derecede faydalanmaya nefislerini tatmin etmeye çalışırlar. Önlerinde çok uzun yılların var olduğuna kendilerini inandırıp uzun vadeli planlar peşinde koşarlar. Böylelikle kendilerini çok akıllı Allah'a ve ahiret gününe inancı tam olan ve ölümden sonrası için hazırlık yapan müminleri de akılsız olarak görürler. Bu şeytanın insanı aldatmak için kullandığı en klasik yöntemdir. Şeytanın inkarcılar üzerinde uygulamak istediği oyununu Allah Kuran'da şu ayetlerle haber verir:Şüphesiz kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra gerisin geri (küfre) dönenleri şeytan kışkırtmış ve uzun emellere kaptırmıştır. (Muhammed Suresi 25)(Şeytan) Onlara vaadler ediyor onları en olmadık kuruntulara düşürüyor. Oysa şeytan onlara bir aldanıştan başka bir şey vaat etmez. (Nisa Suresi 120)Bu dünyada sonsuza dek yaşayacakmış gibi mal ve servet biriktiren inkarcılar hayatlarını mal ve evlat çokluğu ile övünecekleri bir yarış haline getirirler. Bu sahte üstünlüğün verdiği gurura kapılarak ahiretten tamamen uzaklaşırlar. Ancak içinde bulundukları büyük yanılgının kendilerini nereye doğru yönlendirdiği ayetlerle açıkça bildirilmiştir:Onlar sanıyorlar mı ki kendilerine vermekte olduğumuz mal ve çocuklarla biz onların hayırlarına koşuyoruz (veya yardım ediyoruz)? Hayır onlar şuurunda değiller. (Müminun Suresi 55-56)Şu halde onların malları ve çocukları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünya hayatında azaplandırmak ve canlarının onlar küfür içindeyken zorlukla çıkmasını ister. (Tevbe Suresi 55)Allah insana imtihan için gönderildiği bu dünyada ölümü ve ahireti düşündürecek pek çok mesaj gönderir. Bir ayette insana uyarı olsun diye verilen belalara dikkat çekilir:Görmüyorlar mı ki gerçekten onlar her yıl bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar. (Tevbe Suresi 126)Gerçekten çoğu insan sık sık tevbe etmesine öğüt alıp düşünmesine vesile olacak belalarla karşılaşırlar. Bunlar ayette denildiği gibi yılda bir kaç kez karşılaşılabilen büyük belalar ya da günlük küçük sıkıntılar olabilir. İnsan kaza sakatlanma ve ölümle sonuçlanan birçok olaya tanık olur. Gazeteler ölüm haberleriyle ilanlarıyla doludur. İnsana düşen bu tip olayların kendi başına da gelebileceğini her an kendi imtihanının da sona erebileceğini hatırlamak hemen Allah'a sığınıp bütün samimiyeti ile bağışlanma dilemektir. Müminlerin gördükleri olaylardan aldıkları ders ve ibret kalıcı olur. Fakat aynı olayların iman etmeyenler üzerindeki etkisi ve bunlara verdikleri tepki çok daha farklıdır. İnkarcılar kendilerinde uyandırdığı dehşet hissinin bir sonucu olarak ölümün gerçekliğini kabullenmeyerek ya da unutmaya çalışarak kendilerini rahatlatmak için uğraşıp-dururlar. Ancak bu yanıltıcı metodla kendilerine zarar vermekten öteye gidemezler. Çünkü Allah "Onları adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir" (Nahl Suresi 61) ve bu süre sandıklarının aksine aleyhlerine işlemektedir. Kuran'da şöyle buyrulur:O küfre sapanlar kendilerine tanıdığımız süreyi sakın kendileri için hayırlı sanmasınlar biz onlara ancak günahları daha da artsın diye süre vermekteyiz. Onlar için aşağılatıcı bir azap vardır. (Al-i İmran Suresi 178)Ölüm en yakınındaki kimseye isabet ettiğinde bile bu uyarıyı hiç üzerine alınmayan bundan bir öğüt ve ders çıkaramayan gaflet içindeki insan günün birinde kendisi ölümle karşı karşıya kalsa içinde bulunduğu durumdan kurtulmak için bir anda dünyanın en ihlaslı insanı haline geliverir. Kuran'da bu psikoloji bir örnekle şöyle tasvir edilir:Karada ve denizde sizi gezdiren O'dur. Öyle ki siz gemide bulunduğunuz zaman onlar da güzel bir rüzgarla onu yüzdürürlerken ve (tam) bununla sevinmektelerken ona çılgınca bir rüzgar gelip çatar ve her yandan dalgalar onları kuşatıverir; onlar artık bu (dalgalarla) gerçekten kuşatıldıklarını sanmışlarken dinde O'na 'gönülden katıksız bağlılar (muhlisler)' olarak Allah'a dua etmeye başlarlar: "Andolsun eğer bundan bizi kurtaracak olursan muhakkak sana şükredenlerden olacağız." (Yunus Suresi 22)Ancak bu insanlar Allah kendilerini kurtardığında tekrar eski gafletlerine geri döner ve Allah'a verdikleri sözü unutarak en ufak bir vicdani rahatsızlık duymadan sahtekarlık ve nankörlüklerini ortaya koyarlar. Oysa bu sahtekarlıkları kıyamet günü kendi aleyhlerine bir delil olacaktır. Ayetin devamında şöyle denir:Ama (Allah) onları kurtarınca hemen haksız yere yeryüzünde taşkınlığa koyulurlar. Ey insanlar sizin taşkınlığınız ancak kendi aleyhinizedir; (bu) dünya hayatının geçici metaıdır. Sonra dönüşünüz bizedir biz de yaptıklarınızı size haber vereceğiz. (Yunus Suresi 23)Bu psikolojideki insan ümitsiz bir çabayla aynı sahtekarlığı ölüm esnasında da dener. Fakat kendisine tanınan süre artık sona ermiştir:Sonunda onlardan birine ölüm geldiği zaman der ki: "Rabbim beni geri çevirin. Ki geride bıraktığım (dünya)da salih amellerde bulunayım." Asla gerçekten bu yalnızca bir sözdür bunu da kendisi söylemektedir. Onların önlerinde diriltilip kaldırılacakları güne kadar bir engel (berzah) vardır. (Müminun Suresi 99-100)İnkarcıların bu tutumunun Allah'ın huzurunda bile devam ettiğini görürüz. Bu durum ayatlerde şöyle haber verilir: Suçlu-günahkarları Rableri huzurunda başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz gördük ve işittik; şimdi bizi (bir kere daha dünyaya) geri çevir salih bir amelde bulunalım artık biz gerçekten kesin bilgiyle inananlarız" (diye yalvaracakları zamanı) bir görsen... Öyleyse bu (azab) gününüzle karşılaşmayı unutmanıza karşılık azabı tadın. Biz de sizi gerçekten unuttuk; yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın. (Secde Suresi 12-14)Aynı sonuçsuz çırpınışların cehennemde de devam ettiğini haber veren ayetler şöyledir: İçinde onlar (şöyle) çığlık atarlar: "Rabbimiz bizi çıkar yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım." Size orda (dünyada) öğüt alabilecek olanın öğüt alabileceği kadar ömür vermedik mi? Size uyaran da gelmişti. Öyleyse (azabı) tadın; artık zalimler için bir yardımcı yoktur. (Fatır Suresi 37)Ahiretteki bu ümitsiz çırpınışlar ve acı sonuç hep insanın dünyanın gerçek amacını ve değerini takdir edemeyişinden kaynaklanır. İman etmemiş insan; dünyadayken Allah'ın etrafında yarattığı hikmetli olaylardan ibret almaz Allah'ın gönderdiği uyarıları dinlemez vicdanını bastırarak anlamazlıktan görmezlikten gelir ölümü kendinden çok uzakta görür Allah'ın rızası değil nefsinin istekleri doğrultusunda hareket eder. Tüm bunlar sonunda geri dönüşü olmayan ölüme hazırlıksız yakalanmaya ve yukarıdaki ayetlerde geçen umutsuz duruma düşmeye sebep olur. Bu nedenle ölüm gelip uyandırmadan gafletin derin uykusundan uyanmak gerekir. Çünkü ölüm anında uyanmak insana hiçbir fayda sağlamayacaktır. Allah bu durumdan insanları şöyle sakındırır:Sizden birinize ölüm gelip de: "Rabbim beni yakın bir süreye (ecele) kadar geciktirsen ben de böylece sadaka versem ve salihlerden olsam" demezden önce size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Oysa Allah kendi eceli gelmiş bulunan hiçbir kimseyi kesinlikle ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. (Münafıkun Suresi 10-11)Biraz aklı olan insanın yapması gereken ölümden sürekli kaçmak değil onu her an hatırda tutmaktır. Ancak bu şekilde gerçek hedefinin bilincinde olarak hareket edebilir nefsinin ve şeytanın kendisini bu geçici dünya hayatı ile aldatıp oyalamasına izin vermez |
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
![]() |
:::::::: Ölüme hazırlık yapmak ::::::::::: Bu dünya insanların eğitim yeridir. Allah insanlara dünyada çeşitli sorumluluklar yüklemiş ve onlara gözetmeleri gereken sınırları bildirmiştir. İnsan bu sınırları gözettiği emredilenleri yerine getirip yasaklanan şeylerden sakındığı ölçüde ruhen olgunlaşır aklı ve şuuru gelişir. Başına gelen olaylara sabretmesini hiçbir durumda Allah'ın dininden taviz vermemeyi her durum karşısında Allah'a yönelip dönmeyi yalnız O'ndan yardım istemeyi öğrenir. Allah'ı gereği gibi takdir etmeyi O'na karşı içli bir sevgi ve saygı dolu bir korku duymayı öğrenir Allah'a karşı katıksız bir iman ve tam bir teslimiyet kazanır. Allah'ın yarattığı nimetlerin değerini gerçek manada anlar ve bu sayede Allah'a karşı olan şükrü sevgisi yakınlığı ve hayranlığı artar. Sonuçta Allah'ın beğendiği üstün akla ve ahlak özelliklerine sahip ideal bir mümin haline gelir. Bu şekilde her yönüyle mükemmel yaratılmış olan cennete girmeye layık aynı mükemmellikte bir insan haline gelir. Aksi takdirde dünya ortamında hiçbir eğitim almadan cennete girmiş olsaydı pek çok yönden ek**** olumsuz ve yetersiz bir konumda kalacak ve o mükemmel ortamda her türlü hatayı yapmaya açık bir kişiliği olacaktı. Nitekim Hz. Adem de cennetteki sonsuz yaşamı için gereken eğitimi almak üzere yeryüzüne gönderilmiş ve birçok imtihanlara tabi olmuştur. Sonuçta Allah'ın Kuran'da övdüğü üstün ahlak ve kişiliğe sahip seçkin bir insan haline gelmiştir.Kısaca Allah'ın özel olarak yarattığı bu hikmetli olay dünyadaki eğitimin bir parçası olan imtihan ortamının sırrını içerir. İnsan bu dünyada başına gelen sayısız olaylarla sınanır ve bu imtihandaki başarısı oranında ebedi hayatında ceza veya mükafata kavuşur. Hiç kimse kendi imtihanının ne zaman son bulacağını bilemez. Ölüm Kuran'da bizlere bildirildiği gibi "süresi belirtilmiş bir yazıdır". (Al-i İmran Suresi 145) Bu süre bazen uzun bazen de kısadır. Aslında en uzun olarak tanımladığımız süre bile nadiren 70 ya da 80 senenin üzerine çıkabilir. Bu nedenle uzun yaşama hesapları yapmak yerine insan Allah'a karşı sorumlu olduğunu ve hesap gününde bütün yaptıklarının hesabını vereceğini bilerek Kuran'ın rehberliğinde ve onun gösterdiği yola uygun olarak yaşamalıdır. Aksi halde sonsuz hayatı için bir hazırlık yapmaması bunun için kendisine tanınan bu tek ve son fırsatı kaçırması ve ebediyen cennetten mahrum kalması kendisi için gerçekten de çok acı bir durum olur. Ebediyen cennetten mahrum olan biri sonsuz azap mekanı olan cehenneme gidecek bir ahlak gösteriyor demektir. Bu nedenle dünyada boşa geçen her saniye hem çok büyük bir kayıp hem de çok acı bir sonuca doğru atılan yeni bir adımdır. Madem gerçek budur öyleyse bu gerçeğin dünyadaki herşeyden daha önemli olması gerekir. Hayatımızda karşımıza çıkacak muhtemel olaylar için önceden hazırlık yaptığımız gibi hatta daha da fazla ölüm ve sonrası için benzeri bir hazırlık yapmamız en mantıklı hareket olacaktır. Zira ölecek olan biziz. Ölümden sonra karşımıza gelecek olaylarla da tek başımıza muhatap olacağız. Bu konu doğrudan doğruya "bizi" yani "kendimiz"i ilgilendirmektedir. Ebedi kurtuluşu isteyen insanlara Allah Kuran'da şöyle emreder:Ey iman edenler Allah'tan korkun. Herkes yarın için neyi takdim ettiğine baksın. Allah'tan korkun. Hiç şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır. Kendileri Allah'ı unutmuş böylece O da onlara kendi nefislerini unutturmuş olanlar gibi olmayın. İşte onlar fasık olanların ta kendileridir. (Haşr Suresi 18-19) |
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
![]() |
:::::::: Ruhun Ölümü :::::::::::: (Gerçek Ölüm) ... Sen bu zalimleri ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen... (Enam Suresi 93)Nasıl öleceğinizi ölümün nasıl bir şey olduğunu ölürken neler olacağını hiç düşündünüz mü? Şimdiye dek önce ölüp sonra da dirilerek insanlar arasına dönen ve neler görüp neler hissettiğini anlatan hiç kimse olmamıştır. Bu nedenle ölümün nasıl bir şey olduğunu bir insanın ölüm anında neler hissettiğini bilmemize teknik olarak imkan yoktur. Ancak insana hayatını veren ve zamanı gelince de geri alan Allah ölümün nasıl gerçekleştiğini Kitabında bizlere bildirmiştir. Bu nedenle ölümün nasıl gerçekleştiğini ölmekte olan bir insanın gerçekte neler yaşayıp neler hissettiğini ancak Kuran'dan öğrenebiliriz. Kuran'a baktığımızda ise oldukça ilginç bir gerçekle karşılaşırız. Çünkü Kuran'da haber verilen ve tarif edilen ölüm "tıbbi ölüm"den yani diğer insanlar tarafından gözlemelenen ölümden çok farklıdır. Öncelikle bazı ayetler de ölüm anında ölecek kişi tarafından görülen fakat diğer insanlar tarafından gözlemlenemeyen olaylar yaşandığı bize haber verilir. Vakıa Suresi'nde şöyle buyrulmaktadır:Hele can boğaza gelip dayandığında Ki o sırada siz (sadece) bakıp durursunuz Biz ona sizden daha yakınız; ancak görmezsiniz. (Vakıa Suresi 83-85)Bir başka ayette de bu "gözlemlenemeyen olaylar"ın inkarcılar için bir zorluk anı olduğundan şöyle bahsedilir:Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla ancak onları dünyada azablandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi 85)Buna karşın müminlerin ölümü ise "güzellikle" olur:Ki melekler güzellikle canlarını aldıklarında: "Selam size" derler. "Yaptıklarınıza karşılık olmak üzere cennete girin." (Nahl Suresi 32)İşte bu ayetlerde bize ölüm hakkındaki çok önemli ve değişmez bir gerçekler haber verilir: Ölüm anında ölen kişinin yaşadıkları ile dışarıda onu izleyen kişilerin gördükleri şeyler çok farklıdır. Örneğin bir insan hayatı boyunca iflah olmamış azılı bir inkarcı olmasına karşın dışarıdan uykusu sırasında "rahat" bir ölümle ölmüş gibi algılanabilir. Oysa o anda başka bir boyuta geçen ruhu büyük acılar içinde ölümü tadmaktadır. Ya da tam tersine acı çektiği sanılan bir müminin ruhu ayette de bildirildiği gibi bedeninden melekler tarafından "güzellikle" ayrılır. Kısaca "bedenin tıbbi ölümü" ile Kuran'da tarif edilen ölüm gerçekte çok farklı olaylardır. İşte "tadılan" bu gerçek ölüm az önce belirttiğimiz gibi inkarcılar için büyük bir azap müminler içinse büyük bir nimet ve güzelliktir. İnkarcıların canlarının "zorluk" içinde çıktığını Kuran'dan biliyoruz. Ayetler de bu "zorluk" ayrıntılı olarak tarif edilir.- Ölüm anında inkarcının sırtına ve yüzüne vurularak canının alınması:Öyleyse melekler yüzlerine ve arkalarına vura vura canlarını aldıkları zaman nasıl olacak? İşte böyle; çünkü gerçekten onlar Allah'ı gazablandıran şeye uydular ve O'nu razı edecek şeyleri çirkin karşıladılar; bundan dolayı (Allah ) amellerini boşa çıkardı. (Muhammed Suresi 27-28)- Ölümün şiddetli sarsıntıları ve meleklerin inkarcıya ölüm anında ebedi azaplarını müjdelemeleri:... Sen bu zalimleri ölümün 'şiddetli sarsıntıları' sırasında meleklerin ellerini uzatarak onlara: "Canlarınızı (bu kıskıvrak yakalanıştan) çıkarın bugün Allah'a karşı haksız olanı söylediğiniz ve O'nun ayetlerinden büyüklenerek (yüz çevirmeniz) dolayısıyla alçaltıcı bir azabla karşılık göreceksiniz" (dediklerinde) bir görsen... (Enam Suresi 93)Melekleri onların yüzlerine ve arkalarına vurarak: "Yakıcı azabı tadın" diye o inkar edenlerin canlarını alırken görmelisin. Bu ellerinizin önceden takdim ettiği işler yüzündendir. Yoksa şüphesiz Allah kullara zulmedici değildir. (Enfal Suresi 50-51)Ayetlerden açıkça anlaşıldığı gibi inkar eden bir kişinin ölümü kendisi için büyük bir azaptır. Dışarıdaki yakınları onun rahat yatağında huzurlu bir şekilde öldüğünü sanırlarken o gerçekte maddi ve manevi çok büyük bir azabın içine girmiştir. Ölüm melekleri acı vererek ve aşağılayarak onun canını bedeninden çıkarırlar. Kuran'da bu melekler kafirlerin canlarını bedenlerinden "ta en derinden acıyla sökerek çıkaranlar" (Naziat Suresi 1) olarak tarif edilirler.Başka ayetlerde şöyle buyrulmaktadır: Hayır; can köprücük kemiğine gelip dayandığı zaman "Son müdahaleyi yapacak kim" denir.Artık gerçekten kendisi de bir ayrılık olduğunu anlamıştır. (Kıyamet Suresi 26-28)İşte inkarcı artık hayatı boyunca inkar etmiş olduğu o büyük gerçekle yüzyüzedir. Ölümle birlikte yaşamı boyunca işlediği büyük suçun inkarının cezasını çekmeye başlayacaktır. Meleklerin sırtına vura vura canını en derinden sökerek almaları kendisini bekleyen sonsuz azabın yalnızca çok hafif bir başlangıcıdır. Bunun aksine ölüm mümin için büyük bir mutluluk ve neşenin başlangıcıdır. Ruhu en derinden acıyla sökülen kafirin aksine müminin ruhu "yumuşacık çekip alanlar" tarafından (Naziat Suresi 2) "güzellikle" ve "selamla" (Nahl Suresi 32) adeta uykuda ruhun acısızca bedenden ayrılıp farklı bir boyuta geçmesi gibi (Zümer Suresi 42) alınır.Ölümün gerçeği işte budur. Dışardaki insanlar yalnızca tıbbi ölümü bilirler; hayati fonskiyonları sona ermek üzere olan bir beden görürler. Ölen kimseyi seyredenler ne onun yüzüne ve sırtına vurulduğunu ne ayaklarının dolaştığını ne de canının köprücük kemiğine dayandığını görürler. Bu görüntü ve hislerle yalnızca ölen kişinin ruhu muhatap olur. Oysa gerçek ölüm dışarıda insanların göremeyeceği bir boyutta ölen kişi tarafından bütün yönleriyle "tadılmakta"dır. Bir başka deyişle ölüm sırasında yaşanan olay bir "boyut değişikliği"dir. Buraya kadar incelediğimiz ayetlerden anlaşılan gerçekleri kısa maddeler halinde şöyle özetleyebiliriz: Mümin de kafir de ecelleri gelince ne bir saat ertelenir ne de bir saat öne alınırlar. Her nerede olurlarsa olsunlar vakitleri gelince ölüm onları bulur. Dışarıdan seyredenler fark etmese de ölüm anı gelen bir kişi çok farklı olaylar yaşamaya başlar. |
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
![]() |
::::: İnkarcının ve Müminin ölümü ::::::::: MÜMİNİN ÖLÜMÜ: - Kaçınılmaz olduğunu bildiği ve yaşamı süresince hazırlık yaptığı ölümle karşılaşır. - Canını almaya gelen melekler ona selam verip onu cennetle müjdelerler.- Melekler güzellikle canını alırlar. - Ruhu bedeninden yumuşakça çekilip alınır. - Arkasından gelecek müminleri müjdelemek Allah'ın vaadinin hak olduğunu ve müminler için bir korku ve üzüntü olmadığını haber vermek ister. Ama buna izin verilmez.İNKARCININ ÖLÜMÜ: - Hayatı boyunca kendisinden kaçıp durduğu ölümle buluşur. - Ölümü şiddetli sarsıntılar içinde olur. - Melekler ellerini ona doğru uzatır ve onu alçaltıcı ve yakıcı bir azapla müjdelerler.- Melekler yüzüne ve sırtına vura vura canını alırlar.- Ruhu en derinden acıyla sökülür. - Ruhu köprücük kemiklerine kadar çekilir ve son müdahale yapılır. - Canı o inkar içindeyken zorluk içinde çıkar. - Ölümle yüzyüze geldiği andaki imanı ve tevbesi kabul edilmez. -Gerçeği görmenin verdiği büyük pişmanlık içinde Allah'tan kendisini dünyaya geri çevirmesini ve kaybettiği ömrünü telafi etmeyi talep eder. Ama şansını kaybetmiştir. Bu isteği kabul edilmez. Dışarıdaki insanların gördüğü "tıbbi ölüm"ün de insana ders veren çok önemli bir yönü vardır. Tıbbi ölümün insan bedenini yok edişi insana çok önemli bazı gerçekleri kavrama fırsatı verir. Bu nedenle gerçek ölümün ardından söz konusu tıbbi ölüme de değinmek hepimizin bedenini bekleyen mezar hakkında biraz düşünmek gerekir. |
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
![]() |
::::::::: Kıyamet Günü Yaklaşarak Gelmektedir :::::::::: Gerçek şu ki kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir onda şüphe yoktur. Gerçekten Allah kabirlerde olanları diriltecektir. (Hac Suresi 7)Ölüm gitgide yaklaşıyor. İster genç olun ister yaşlı geçen her gün hatta her dakika ölüme biraz daha yaklaşıyorsunuz. Zamana karşı koyamıyor ve ölümün yaklaşmasına bir türlü engel olamıyorsunuz. Almakta olduğunuz önlemlerin hiçbiri sizi ve çevrenizdekileri "geçici" olmaktan alıkoyamıyor. Dünyadaki herşey gibi siz de yaşamınızı sona erdirecek güne doğru ilerliyorsunuz. Ancak dünyada ölümlü olan yalnız insan değildir. Diğer tüm canlılar yeryüzü hatta tüm evren de ölümlüdür yok olacakları bir gün belirlenmiştir. İşte o gün "son gün"dür. O günden sonra dünya hayatı son bulacaktır. Yokoluş günü yalnızca dehşetin yaşandığı boyutları hiçbir insanın tasavvur edemeyeceği kadar korkunç aynı zamanda görkemli bir "son gün" olacaktır. Yeryüzündeki herşey yerle bir olacak yıldızlar silinip dökülecek güneş körelecektir. O vakte kadar dünya üzerinde yaşamış olan tüm insanlar biraraya toplanacaklar ve bu güne şahit olacaklardır. Bu "son gün" inkarcılar için zorlu bir gündür ve kuşkusuz bu günün sahibi alemlerin Rabbi olan Allah'tır. Kıyamet yaklaşarak gelmektedir. İnsanların çoğunun inancının aksine kıyamet hiç de uzak değildir. O gün dünya ile birlikte dünyaya ait olan herşey de yok olacaktır. Hırslar istekler kızgınlıklar beklentiler şehvet düşmanlık ve zevkler sona erecektir. Geleceğe yönelik planların bir anlamı kalmayacaktır. Allah'a döndürüleceğini unutan herkes için o çok sevdiği sonsuz hayata tercih ettiği dünyanın tüm o aldatıcı zenginlikleri güzellikleri ve meşguliyetleriyle sona erdiği gün gelmiştir. İşte o gün insanlar Allah'ın varlığına kesin bir biçimde şahit olacak unutmaya çalıştığı ölüm günü ile karşı karşıya kalacaklardır. Artık Allah'ı ve ahiret yaşamını unutarak geçirdiği bu kısa ömür sona ermiştir ve yeni bir başlangıç kendisini beklemektedir. Bu başlangıç asla son bulmayacak ve asla inkarcılara mutluluk getirmeyecektir. Bu sonsuz yaşamın ilk anından itibaren azap öylesine şiddetlidir ki bunu yaşayanlar azabın yerine "ölümü" ve "yokoluşu" isteyeceklerdir. Bu hayatın başlangıcı kıyamet saatidir. Ve kuşkusuz "kıyamet saati yaklaşarak gelmektedir".Dünya Hayatı Geçicidir ve Ölüm Kesin Bir Gerçektir Çocukluğunuzun ilk günlerinden itibaren geleceğinize ilişkin belirli bir hedefe yönelir veya başkaları tarafından yönlendirilirsiniz. Muhtemelen şunlarla karşılaşırsınız: Yaşınız ilerlediğinde artık bir aileniz ve işiniz olmuştur. Daha çok para kazanmak ve daha rahat yaşamak için çaba gösterirsiniz çocuklarınızı yetiştirir onların ileride sizden daha iyi bir hayat sürmelerini istersiniz. Haftada bir aile toplantılarına katılır tatil yapar işe gider geri kalan vaktinizi de evde geçirirsiniz. Birkaç aksaklık dışında yaşamınızdaki herşey muntazam devam eder genelde çok olağanüstü durumlarla da karşılaşmazsınız. Yaşamınızdaki herşey sanki daha önceden belirlenmiş gibidir çevrenizdeki insanların yaşamları da birbirleriyle çok büyük benzerlikler gösterir. Bu benzer senaryolara göre yaşamak için çalışmalı soyunuzu devam ettirmek için de aile kurmalısınız. Bu düşünceye göre zaten "iyi bir aile ve iyi bir iş" dışında yaşamın başka ne amacı olabilir ki! Bunlar sağlandıktan sonra mutlu bir yaşam hayal edersiniz. Böylece herşey tozpembe olacak ve yaşamın geri kalan kısmını huzurlu geçireceksinizdir. Oysa siz bunları düşünürken bedeninizde ve çevrenizde önemli birtakım değişiklikler olmaktadır. Vücudunuzda farklı işlevlere sahip pek çok hücre görevini tamamlayıp ölmekte ve yaşınız ilerledikçe bunların yenilenmesi daha da yavaşlamaktadır. Bedeniniz yaşlanmakta ve bu yönde sürekli belirtiler hastalıklar eksiklikler ortaya çıkmaktadır. Zaman sürekli ilerlemekte ve geri dönüşün imkansızlığı gün geçtikçe daha da açık bir şekilde kendini göstermektedir. Ve siz huzurlu ve rahat geçirmeyi planladığınız "geri kalan ömrünüzde" gitgide ölüme doğru yaklaştığınızın farkındasınızdır. İşte bu nedenle dünya hayatı size beklediğiniz rahatlığı ve huzuru gerçek anlamda asla vermez. O ana kadar sizi pek çok açıdan tatmin ettiğini düşündüğünüz bu yaşamın bir sonu vardır. İşte bu sonun ardından asıl gerçeklerle yüzyüze gelinecektir. O halde dünya hayatında hedeflediğiniz hiçbir şey sizin gerçek amacınız olmamalı. Çünkü dünya hayatı yalnızca geçici bir imtihan yeridir. Kimin güzel davranışlarda bulunduğunun sınandığı yerdir. Allah bize bu önemli gerçeği şöyle bildirmektedir: O amel (davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi (ve güzel) olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı. O üstün ve güçlü olandır çok bağışlayandır. (Mülk Suresi 2)Yaşamın gerçek amacı "iyi bir aile ve iyi bir iş" değildir. Herkesin tek bir yaratılış amacı vardır: Allah'a kul olmak. Dünyada elde edilmiş mal eş çocuk mevki itibar gibi kazançların hepsi yaşam boyunca büyük bir tutkuyla bağlanılan değerlerdir. Fakat ölümün ilk anından itibaren bu dünyevi kazançlar bir anda tüm değerlerini ve önemlerini yitirirler. Bu herkesin bildiği ama düşünmekten kaçındığı bir gerçektir. Dolayısıyla asıl amaç bu olmamalıdır. O zaman gerçek amacın ve kazancın ne olduğunu çok iyi düşünmek kavramak gerekir. İşte yaratılmanın asıl amacını Allah Kuran'da şöyle bildirmektedir:Ben cinleri ve insanları yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım. (Zariyat Suresi 56)Ancak Allah'a kulluk görevinin tam olarak yerine getirilmesiyle ölümden sonra başlayacak olan ahiret hayatı için güzel bir beklenti söz konusu olabilir. İnsanların büyük bir kesiminin sahip olduğu çarpık bir beklenti vardır. Çoğu insan bu ihtimale inanarak kendini rahatlatmaya çalışır. Oysa bu büyük bir yanılgıdır. Eğer bir insanın ahirete ölümden sonraki yaşama yönelik bir beklentisi yoksa o zaman da geriye tek bir ihtimal kalır: Ölümle birlikte sonsuza dek yok olmak! Bu ihtimal ise diğerlerine göre çok daha ürkütücüdür. Allah'a kulluk etmeyi reddeden insanlar bu olasılıktan korktukları ve unutmak istedikleri için kendilerince çeşitli yöntemler geliştirirler. Bu yöntemler ise genelde hep aynıdır: Ölüm konuşulmaz tar |