Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Yaşam ve Eğlence > İslam ve Din Bölümü
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

İslam ve Din Bölümü Dinimiz ve Diğer Dinler Hakkındaki Bilgiler...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 06-04-2008, 09:27   #1 (permalink)
 
*{A R Є S}* - ait Avatar
Tanımlı iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI

 
iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI


İSLAMDA EVLENMENİN HÜKMÜ
İslamda evlenmenin hükmü üç kısımdır: Vacip sünnet ve mübahtır.
1- Bir kimsenin şehveti galebe çalıp günaha girmekten endişe ederse evlenmesi vaciptir.
2- Bir kimse şehvet hissine sahip olur fakat iradesi kuvvetli olduğundan günaha girmesi söz konusu olmazsa maddi durumu müsaid olduğu takdirde evlenmesi sünnettir. Peygamber (sav) şöyle buyuruyor: "Ey gençler cemaatı! Sizden evlenmeye gücü yeten evlensin. Çünkü evlenmek gözü haramdan en çok çevirici ve ırzı en ziyade koruyucudur. Evlenmeye gücü yetmeyen oruç tutsun. Çünkü oruç onun için şehvet kırıcıdır" (Buhari Müslim). İmam-ı Şafii (ra) şöyle diyor: "İradesi kuvvetli olduğundan harama girmekten endişesi olmayan kimsenin evlenmeyip ibadetle meşgul olması daha iyidir. Çünkü Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de Hz. Yahya'yı "Hasun" –kadınlara karışmayan- kelimesiyle meth ve sena ediyor."
3- Bir kimse yaşlı veya cinsi iktidarı zayıf olursa evlenmesi mübah ise de evlenmemesi daha iyidir. Çünkü evlenme gereği olmadığı halde ağır bir yük altına girmiş olur (al-Müğni li ibn Kudame).

zehirliok dini bilgiler
*{A R Є S}* isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 06-04-2008, 09:34   #2 (permalink)
 
*{A R Є S}* - ait Avatar
Tanımlı Cevap: iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI

 
ADET HALİNDE OLAN BİR KADIN ARAFAT VAKFESİNİ YAPABİLİR Mİ?


Adet halinde olan bir kadın Arafat vakfesini yapabilir Müzdelifede durup dua edebilir ve Mina'da Cemrelere taşlarını atabilir. Bu husus için hiç bir sakınca yoktur. Yalnız Mescidü'l-Haram ve başka camilere giremez. Dolayısıyla Kabe'yi de tavaf etmesi haramdır. Şafii mezhebinde yapılan tavaf sahih değildir. Hanefi mezhebine göre de sahih ise de tahrimen mekruhtur. Ceza olarak bir deve kesmek de icab eder. Eskiden Safa ile Merve Mescidü'l-Haram'ın dışında oldukları için adet halinde olan kadın sa'y edebilirdi. Şimdi ise Safa ile Merve Mescidü'l-Haram'ın müştemilatından oldukları için sa'y etmesi de haramdır
*{A R Є S}* isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 06-04-2008, 09:35   #3 (permalink)
 
*{A R Є S}* - ait Avatar
Tanımlı Cevap: iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI

 
ÂDETLE İLGİLİ NADİR KONULAR


Çocuk emzirmekte olan kadının iddet beklemesi halinde âdet görmedikçe iddeti bitmiş olmaz. Böyle olan kadın ilaç alır ve âdet günlerinde bir sarılık görülse bu âdet kanıdır onunla iddeti sona ermiş olabilir.
Bekâr kızın sadece âdet gördüğü günlerde bekârlığı bozulmuş olan kadının ise her zaman fercinin ağzına pamuk koyması (tampon uygulaması) güzel bir davranış (müstehap)'tır. (Yalnız pamuğu iç ferce kadar sokmak dinen de tıbben de sakıncalıdır).
Bekârlığı bozulanın âdet günlerinde kullanması sünnet temiz günleride kullanması ise müstehaptır diyenler de vardır. Çünkü o bakire kadar kendisinden emin değildir. Böyle davranmakla özellikle namaz için ihtiyatlı davranmış olur.
Ancak hem bâkire hem de bekârlığı bozulan pamuk koymadan namaz kılsalar da caizdir (olur).
Pamuk veya bez kullanan kadının kullandığı pamuğu veya bezi güzel kokularla kokulandırmak suretiyle kandan doğacak kötü kokuları gidermesi sünnettir.
Bundan; âdetli günlerinde vücudunun salgıladığı ağır kokulu maddeleri gidermek için sık sık yıkanmasından ve mahremi olmayanların duyamayacağı şekilde güzel kokular sürünmesinin de müstehap (dince hoş) olduğu anlaşılır.
Kullandığı pamuk ya da bezin tamamını iç ferce koyması mekruhtur çünkü bu eliyle tatmine benzer.
Hünsa'dan (erdisi erselik) kan gelmesi halinde bakılır. Eğer meni (ersuyu) da geliyorsa meniye itibar edilir ve erkek olduğuna karar verilir. Çünkü meni başka şeylerle karışmaz.
Hayız gören dokuz çeşit canlı vardır: Deve sırtlan tavşan zehirli keler yarasa köpek gelincik ve yılanın dişileri. Ancak hayız (âdet) deyince çeşitli hükümleri olan âdet akla gelir. O da sadece kadının gördüğü hayızdır... Diğerlerindeki hayız ise akmak anlamında hayızdır. Çünkü "hayız" kelimesinin kök anlamı akmaktır.
Özet Olarak Âdet ve Hükmü
Âdetle ilgili olarak buraya kadar söylediklerimizi konunun genişçe açıklanması ve çok önemli meselelerde başvurulup problem çözer gibi düşünülmesi gereken sunuşudur. Konuyu genel çizgileriyle kavrayabilmek ve problemli meseleler olmadıkça kolayca uygulayabilmek için ayrı bir özetini vermek yararlı olur. Bu özetle hastalık kanının ve lohusalığın da belli başlı meseleleri anlaşılmış olacaktır
1. Âdet kanı sağlığın belirtisidir.
2. Âdetin başlamayaşı dokuz bitiş yaşı genellikle ellibeştir. Buna göre dokuz yaşın altındakilerden gelen kan asla âdet kanı değildir ellibeş yaşın üstündekilerden gelen kan sadece koyu ve siyah ise âdet kanıdır diğer renklerde ise yine âdet kanı değildir.
3. Onbeş yaşına gelen kadın âdet görmese de ergin sayılır.
4. Âdet kanının rengi çok çeşitli olabilir. Âdeti göstermede en belirgini siyaha çalan kırmızı en zayıfi da toprak rengidir.
5. Âdetin en azı üç en çoğu on gün sürer. Bundan az ya da çok gelen kan hastalık kanıdır.
6. Kireç beyazı ya da saf beyaz akıntı temizliğin göstergesidir.
7. Temizliğin en azı onbeş gündür en çoğunun sınırı yoktur.
8. Iki ay üstüste aynı sayıda kan görmekle düzgün âdet oluşur ve arada bir ay fazla ya da eksik gelse yine düzgün âdetine itibar eder. Eksiklik ya da fazlalık hesaba katılmaz.
9. Âdet günleri içerisinde kanın akmadığı süreler de yine âdetli sayılır.
10.Âdetli kadın namazını ve orucunu terkeder terkettiği orucu sonradan kaza eder namazı ise kaza etmez.
11.Âdetli kadın Kur'ân okuyamaz camiye giremez Kâbe'yi tavaf edemez cima yapamaz.
12.Âdeti on günden az sürede sona eren kadın yıkanmadan ya da aradan bir namaz vakti geçmeden cima edemez. On günde sona eren ise yıkanmadan da cima edebilir.
13.Âdetli ve lohusa göbeği ile diz kapağı arasına çıplak olarak dokundurmadıktan sonra kocasıyla her türlü cinsel oynaşma yapabilir. Normal insandır. Onunla yenilir içilir yatılır. Tükrügü ve artığı pis değildir.
14.Bir hastalık sonucu sürekli kan gören kadın âdetli ve temiz günlerini sağlıklı zamanına göre ayarlar. Âdeti ayın kaçında başlıyor ve kaç gün sürüyorsa her kameri ayın o gününü ve o süreyi âdetli geri kalanını temiz kabul eder ibâdet ve ilişkilerini ona göre ayarlar.
15.Sürekli kan gören kadın âdetini kesin bilmiyorsa kesine yakın bilgisine göre davranır. Hiç bilmiyorsa ihtiyatli olana göre hareket eder. Ve her ay altı gün âdetlikalan günleri ise temiz sayar.
16.Âdetli kadın temizliğine dikkat etmeli ve ağır kokuları güzel kokularla
*{A R Є S}* isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 06-04-2008, 09:35   #4 (permalink)
 
*{A R Є S}* - ait Avatar
Tanımlı Cevap: iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI

 
ÂDETLİ İLE SEVİŞME


Hanımı âdetli iken erkek onunla sevişip kendini tatmin edebilir mi? Bunun günahı var mıdır?
Âdetli karısının dizkapağı-göbek arasına dokunmadıktan sonra onunla her türlü cinsel oynaşma yapabilir. Karısının eliyle ya da vücudunun başka yerleriyle tatmin olabilir ve diz kapağı - göbek arasından da örtü varken yararlanabilir. Bunda hiç bir sakınca olmadığı gibi hem kendini boşaltıp haramdan koruduğu hem de âdetli iken bir bakıma hasta olan ve yalnızlık hissedebilmesi muhtemel bulunan eşiyle ilgilendigi için bu sevap ve yapılması gereken bir davranıştır. Efendimizin bütün hanımlarına onlar hayızlı iken bu şekilde yaklaştığı rivayet edilmiştir. Hatta bazılarına göre âdetli hanımıyla cima dışında herşeyi yapabilir. Imâm Muhammed bu görüşdedir
*{A R Є S}* isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 06-04-2008, 09:35   #5 (permalink)
 
*{A R Є S}* - ait Avatar
Tanımlı Cevap: iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI

 
ÂDETLİ KARISI İLE CİNSEL İLİŞKİDE BULUNANIN NE YAPMASI GEREKIR?


Önce bunun sağlık açısından sakıncalı tıbben mahzurlu tiksinti ve her iki taraf için de eziyet verici bir iş olduğunu söylemeliyiz.
"Sana hayızlı ile cimayı soruyorlar. De ki bu (her iki tarafâ da) eziyet verici bir şeydîr. Onlar âdetli iken onlardan ayrılın ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Iyice temizlendiklerinde Allah'ın size emrettiği yerden onlara gidin. Allah çok tevbe edenleri ve tertemiz'olanları sever." (K. B akara 222)Görüldüğü gibi âdetli karısı ile cinsel ilişkiyi Allah yasaklamıştır ve bu yasağın haram kılma anlamına geldiği söylenmiştir. Her şeye rağmen şeytana uyar ve bu çirkin haramı işlerse ikisi de isteyerek yapmışsa ikisi de günah işlemiş olur. Ikisinin de pişmanlık duyup tevbe etmesi ve istigfar etmesi gerekir. Hz. Ebûbekir Efendimize birisi bunu sormuş ve: "Istigfar et (bağışlanma dile) ve bir daha da yapma" cevabını almıştır. Biri istemeden diğeri onu zorlayarak yapmışlarsa sadece zorlayan günahkâr olur. Işin fetvâ açısından hükmü budur. Ancak bir veya yarım dinar (bir dînar yaklaşık 4.5 gr. altın demektir) sadaka vermesi müstehap (hoş ve daha temizleyici) bir davranış olur. Bunun açıklaması da hadis-i şeriflerden alınarak şöyle yapılır: Bu günah âdetin ilk günlerinde yapılmışsa bir dînâr sonlarında ise yarım dînâr verilir. Ya da kan siyah devresinde ise bir sarı devresinde ise yarım dînâr verilir. Bu da diğeri ile aynı kapıya çıkar.(Mavsili el-Ihtiyâr I/28.)
Bu söylediklerimiz elbette asıl cinsel ilişki (cima) için sözkonusudur. Onun dışında ise koca karısından pekçok yolla yararlanabilir .
*{A R Є S}* isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 06-04-2008, 09:35   #6 (permalink)
 
*{A R Є S}* - ait Avatar
Tanımlı Cevap: iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI

 
ÂDETTE DÜZENSİZLİK


Âdetim her ay değişik sayıda oluyor. Ortalamasını mı almak gerekir. Ayrıca son günlerde gelen bulanık akıntıyı da âdetten mi hesaplamalıyız?
Âdet günleri bir seferle sabitleşmiş iki ay peş peşe aynı sayıda gelmekle düzgün âdet halini almış olur. Dolayısıyla her ay 678 gibi sayılarda değişen ve iki ay peş peşe aynı sayıda olmayan âdet düzenli değildir ve on günü geçmedikçe kaç gün gelmişse hepsi âdettir. Akıntı tam saflaşıncaya kadar gelen bulanıklık da âdetten sayılır.
*{A R Є S}* isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 06-04-2008, 09:36   #7 (permalink)
 
*{A R Є S}* - ait Avatar
Tanımlı Cevap: iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI

 
ÂDETLİ İLE İLGİLİ HÜKÜMLER


Âdetli ile Lohusa birçok yönden birbirine benzedikleri için ilgili hükümlerin çoğu da birbirinin aynıdır. Meselâ âdetliyi ilgilendiren oniki hükümden sekizi aynı zamanda lohusayı da ilgilendirir. Bir diğer deyişle şimdi sayacağımız bu sekiz hükümde her ikisi de ortaktır.
Hem Âdetliyi Hem de Lohusayı Ilgilendirenler
l. Namaz:
Âdetlinin ve lohusanın namaz kılmaları ve secde yapmaları haramdır.
Namaz ister farz ister vacip ister sünnet ister nafile ve isterse geçmiş bir namazın kazası olsun. Secde de ister Kur'ân-ı Kerîm'deki secde âyetlerinin okunması ve dinlenmesiyle yapılacak olan tilâvet (okuma) secdesi olsunisterse şükür secdesi olsun. Dolayısıyla âdetlinın ve lohusanın her nasılsa okudukları ya da duydukları secde âyetinden ötürü secde yapmaları gerekmez. Çünkü kendilerinde bunun için gerekli olan ehliyet yoktur.
Ancak namaz vakitleri girdiğinde bu durumda olan kadının abdest alıp evinin namaza ayırdığı köşesinde namaz kılacak kadar bir süre oturması ve tesbih ve hamd ile meşgul olması güzel (müstehap)'dır. Böylece uzun süre ayrı kalacağı namaza karşı usanç duymamış olur. Bir rivayette de böyle yapan kadına kıldığı en güzel bir namaz sevabı verilir denir.
Her vaktin bir başlangıç tekbiri sığacak son anına itibar edilir. Imam Azam'a göre başlangıç tekbiri(tahrîme) sadece "Allah" demekle olabilir. Dolayısı ile son andan maksat "Allah" diyebilecek kadar bir zaman dır.
Yani herhangi bir vakitten bu kadar bir süre kaldığında kadın kan görse o vaktin namazı kendisinden düşer.Yine o kadar bir süre kaldığında kan kesilse o vaktin namazını kaza etmesi gerekir.
Namaz; kadın ister ilk âdet gören isterse düzgün âdetli olsun kanın ilk görüldüğü andan itibaren terkedilir. On günü geçmedikçe âdet günlerinin sayısını aşan kan ile de namaz terkedilir. Yine âdet zamanı gelmeden fakat en az onbeş gün temiz kaldıktan sonra gelen kan ile de namazı bırakır. Sonra bunların âdet kanı olmadığı anlaşılırsa bıraktığı namazları kaza eder.
Bunun bir istisnâsı vardır oda; kalan temizlik günleri âdet günlerine eklendiği takdirde on günü aşacak bir zamanda kan görmesi durumudur. Meselâ âdet günleri yedi temizlik günleri yirmi gün olarak yerleşen bir kadın onbeş gün temiz kaldıktan sonra kan görse yirmi güne kadar namazını kılması istenir. Çünkü büyük ihtimalle bu kadın âdet günleri olan yedi günde de kan görecek ve o takdirde kan gördüğü günlerin sayısı oniki gün olmuş olacaktır. Demek ki ilk beş günde gelen kan âdet kanı değildir.
2. Oruç:
Âdetlinın ve lohusanın her türlü oruç tutmaları haramdır. Ancak bu durumda tutmadıkları oruçlarını sonradan kaza ederler. Hattâ oruçlu iken akşam olmadan az önce kan gelse o günün orucu bozulur ve onun da kazası gerekir.
Bu oruç eğer farz ise âdetle geçen farz oruçların kaza edilmeleri gerekli olduğu için nafile ise nafileye başlamak onu bitirmeyi gerektirdigi için kaza edilir.
Halbuki namazda durum böyle değildir. Kadın bu günlerdeki namazlarından sorumlu olmadığı için daha önce de söylediğimiz gibi son anında kan gördüğü vaktin namazı üzerinden düştüğü gibi başladığı farz namaz esnasında kan gelse o namaz da üzerinden düşer. Ancak başladığı ve esnasında kan gördüğü namaz nafile ise kan gelmekle bozulur ama sonradan kaza edilmesi gerekir. Çünkü az önce söylediğimiz gibi nafileye başlamak onu bitirmeyi gerekli kılar.
Yine adamak suretiyle kendisine namaz ya da oruç vâcip kıldığıiçin âdet görse ya da lohusa olsa başka günde adağını yerine getirmesi gerekir.
Ancak âdet gördüğüm gün oruç tutmak ya da namaz kılmak Allah için üzerime borç olsun demenin hiçbir anlamı yoktur. Böyle demekle namazı ya da orucu kendisine borç etmiş olmaz.
Kur'ân-ı Kerîm Okuma:
Âdetlinın ve Lohusanın Kur'ân-ı Kerîm'den bir âyetten az da olsa okumaları haramdır. Çünkü Hz. Peygamberimiz: "âdetli kadın da cünüb de Kur'ân'dan birşey okumasın" buyurmuşlardır. (Tirmizî taharet98111; Nesâî taharet 170; Ibn Mâce taharet 105; Darimî vudû' 103)
Bu Kur'ân-ı Kerîm'i Kurân olarak okuma halindeki hükümdür. Kur'an'dan olan sözlerle duâ ya da zikir kastetmesi halinde okuyacağı şeyler uzunca bir âyet kadar varsa hüküm yine aynıdır. Ama "bismillah" "elham-dülillah" gibi kısa ifadelerse bu caizdir. Buna göre"bismillahir-Rahmânir-Rahîm" ve "elhamdü-lillâhi Rabbîl-alemin" gibi şeyleri söylemenin câiz olmaması gerekir ancak duâ bereket ve hayır kastiyla söylemenin bir sakıncası olmadığı çoklarınca söylenmiştir. Hattâ sırf duâ kastıyla okuması halinde meselâ "Fâtiha"nin tamamını bile okumasında sakınca yoktur diyenler de vardır. Ancak duâ anlamına gelmeyen âyetleri duâ kastıyla okumak onları duâ yapmış olmayacağından maksadı duâ etmek de olsa onları okuyamaz.
Âdetli ya da Lohusa ve hattâ cünüp olan birisi Kurân öğreticisi ise her iki kelimeden birini atlamak suretiyle kesik kesik okur ve öğretir. Bazılarına göre âyetin yarısını öğretir keser ve diğer âyetin yarısını öğretir ve böylece devam eder. Bu durumdaki bir kadının. Kur'ân-ı Kerîm'i kelime aralarını ayırmak suretiyle harf harf ya da kelime kelime heceleyerek okumasında sakınca yoktur. bu mekruh değildir.
Âdetlinın ve LohusanınTevrat'i Incil'i ve Zebur'u okuması da mekruhtur. Çünkü bunlar da aslında Allah'ın sözü idiler. Insanlar bunları sonradan bozdu ancak içlerinde asıllarından bazı parçaların bulunması muhtemeldir.Bundan; hem hükmü hem de okunuşu neshedilen(kaldırılan) Kur'ân âyetlerini okumanın da en azından mekruh olduğu anlaşılır.
Sadece ağzı yıkamak Kur'ân okumayı helâl kılmaz. Nitekim sadece elleri yıkamak da dokunmayı helal kılmaz.
Kunut duâlarını diğer zikir ve duâları okuması ezanı dinlerken müezzine katılması ve Mushafa bakması da mekruh (nahoş) değildir.
Kur'ân'a Dokunma:
Tam bir âyetin yazılı olduğu şeye âdetlinın ve Lohusanın dokunması da haramdır. Dolayısıyla bir âyetten kısa bir Kur'ân parçasına dokunması mekruh (nahoş) değildir. Ancak bir âyetten az da olsa dokunamaz diyenler de vardır. Bu Kur'ân parçasının; meselâ bir parada ya da bir tabloda olması halinde de durum aynıdır.
Abdest organları dışındaki bir organla dokunması halinde de en sağlam görüşe göre yine haram işlemiş olur.
Tefsir Hadîs ve Fıkıh gibi şeriat kitaplarına dokunması da haramdır. Çünkü bunlarda Kur'ân âyetleri bulunmaması mümkün değildir.
Bu ifade açıklamalı nahiv (arapça gramer) kitaplarına da dokunamayacağını anlatır. Ancak Imam Azam'a göre hem nahiv kitaplarına hem de Hadîs ve Fıkıh kitaplarına dokunmak bu ilimleri öğrenmekte olanlar için haram değildir. Arkadaşı olan diğer iki Imam ise aksi görüştedirler. Ne var ki bu durumda bu kitapları tutmak isteyenler de ta'zim ve hürmet göstermek zorundadırlar ve bunu elbiselerinin yenleriyle tutarak değil her abdestleri kaçtığında yeniden abdest alarak yapmalıdırlar.
Dokunma konusunda Kur'ân'ın yazılı kısmı ile yapraklarının boş bulunan beyaz kısmı ve Mushafa bitişik olan cildi eşittir.Bu hüküm sadece Kur'ân-ı Kerîm'e aittir. Tabloda parada duvarda tefsir ve hadis kitaplarında ise dokunmanın haram olduğu yer sadece Kur'ân âyetinin yazılı olduğu yerdir bunun dışındaki yerlerine dokunması haram değildir.
Kur'ân-ı Kerîm'e ondan ayrı bir şeyle. Meselâ ona bitiştirilmemiş bir ciltle ya da elbisenin yeniyle dokunması caizdir. Ancak elbisenin yeniyle dokunmasının mekruh (nahoş) olduğunu söyleyenler de vardır. Çünkü Kur'ân'a bitişik cilt ondan sayıldığı gibi insanın üzerindeki elbisesi de kendisinden sayılır demişlerdir.
Zikir ve duâ mecmualarını tutmak caiz ise de hoş değildir tutmamak daha iyidir.
Âdetli ve Lohusa olan kadın Kur'ân-ı Kerîm'i ve içinde Kur'ân âyetleri bulunan yazı parçalarını okumadan yazacak olsa dahi yazamaz. Ancak okumadan yazabileceğini söyleyenler de vardır. Çünkü kalem Kur'ân dan ayrı bir araçtır nasıl Kur'ân-ı Kerîm kendisinden ayrı bir şeyle tutulabiliyorsa bu durumdaki kalemle de yazılabilir demişlerdir ki bunun kıyasa daha uygun olduğu söylenmiştir. Yeter ki eliyle dokunmus olmasın
Sadece ellerin yıkanması dokunmayı helal kılmaz (Bak. Md.76).
Kur'ân-ı Kerîm'in yabancı dillerle yapılmış tercümelerine el sürmek de mekruhtur.
Küçük çocuklara abdestleri olmasa bile Kur'ân-ı Kerîm'i vermekte bir sakınca yoktur. Ancak mümeyyiz olanlarına Kur'ân-ı Kerîm'e ta'zimi yani saygıyı öğretmek için abdest aldırmak güzel bir davranıştır.
Mescide Girme:
Bu durumdaki kadının beklemeksizin geçmek şeklinde de olsa mescide girmesi haramdır. Mescidlerin üzeri de mescid hükmündedir.Ancak yırtıcı bir hayvandan hırsızdan soğuktan susuzluktan.. korkmak gibi bir zorunluluk (zaruret) bulunması durumu müstesnadır. Böyle durumlarda da mümkünse teyemmüm yaparak girmesi daha güzel olur.
Bayram ve cenaze namazlarının kılındığı açık alanlardan geçmesinde bir sakınca yoktur. Çünkü bunlar mescid hükmünde değildir.
Mezarları ziyaret etmesi de caizdir.
Tavaf Yapma:
Âdetlinın ve lohusa kadının Kâbe'yi tavaf etmeleri de haramdır. Bu durumda iken tavaf yapmışsâ tavafi geçerlidir (sahih) ancak bir hatâ ve bir günah işlemiştirbu yüzden büyük başlardan bir ceza kurbanı kesmesi gerekir. Tavafın mescidin içinde yapılmasıyla dışında yapılması arasında fark yoktur.
Cinsel Ilişki:
Âdetli ve Lohusa kadına cima ve arada bir engel olmaksızın göbeğiyle diz kapağı arasından yararlanma şehvetle olmasa dahi haramdır. Bu bölgenin dışından ve engel varken bu bölgeden yararlanmak ise helâldir. Yani âdetli ya da lohusa karısıyla yatmanın da onu öpmenin de ve cinsel tatmin konusunda göbeğiyle diz kapağı arası dışından çıplak olarak dahi yararlanmasında hanımının meselâ elleriyle tatmin olmasında sakınca yoktur.
Dizkapağı ile. göbek arasından çıplak yararlanmamak "azimet" ve müstehap cima olmaksızın yararlanmak ise ruhsattır. Ümmete onun da çok mahzurlu olmadığını öğretmek için böyle buyrulmuştur. Yoksa: "Örtü üzerinden yararlanabilirsiniz ama onu da yapmamak daha iyidir" rivayeti de vardır diye izah edenler de olmuştur. Yani koca hayızlı karısından dizkapağı ile göbek arası örtülü iken ittifakla yararlanabilir. Ama dizkapağı ile göbek arasını örtü varken dahi terkeden en iyisini yapmış olur. Cimadan korunduktan sonra çıplak yararlanan da çok kötü bir şey yapmış olmaz. Ancak kendisini tehlikeye atmış olur. (bk. Müslim hayz T6; Nesâî taharet 180; Ibn Mâce taharet 124; Darimî vudû' 117.)
Imam Muhammed'le beraber bir kısım Islâm âlimlerine göre ise; ön ve arkayı kullanmamak şartıyla göbekle diz kapağı arasıyla tenleşmek (mubaşeret) de helaldir. Çünkü Hz. Enes'in (r.a.) rivayet ettiği bir hadiste: "Her şeyi yapın yalnız cima (çiftleşme) müstesna" (bk. Hatttâbî Ebû Dâvûd I/154) denilmektedir. Ancak bunun nefsinden emin olanlar için olduğunu söyleyenler de vardır. Yani Imam Muhammed'e göre erkek âdetli ve lohusa karısıyla idhal (girdirme) dışında her türlü cinsel davranışta bulunabilir ve birbirinden yararlanabilirler. Ancak bu çoğunluğun (cumhur) benimsemediği bir görüştür.
Bu konudaki haramlık sırf kadının haber vermesiyle gerçekleşmiş olur.
Bu kadının iffetli olması erkeğin de onun doğru söyledigine iyice kanaat getirmesi halinde böyledir. Yok eğer kadın ahlâkı bozuk ve genellikle yalan söyleyen birisi olur erkek de doğru söylediğine iyice kanaat getirmezse sırf kadının sözlü haberi kabul edilmez.
Her iki taraf da istekli olarak cima ederlerse ikiside günahkâr olur tevbe etmeleri ve bağışlanma dileğinde bulunmaları gerekir. Ayrıca cima âdetin başında olmuşsa bir dinar ortasında ve sonunda olmuşsa yarım dinar tutarında sadaka verir.
Bir taraf istekle diğer taraf zorlanarak cima ederlerse sadece zorlayan günahkâr olur.
Cima ettiklerinde gelmekte olan kan kırmızı ise bir dinar sarı ise yarım dinar sadaka verir de denmiştir. Çünkü Ebu Dâvud ve Hakim'de bu görüşü destekleyen bir hadis vardır. (Tirmizî taharet 102; Ebu Davud taharet 105; nikâh 45; Nesâî taharet 181.)
Vereceği sadakanın harcama yeri zekâtın verileceği kimselerdir.
Âdetli ve Lohusa kadınla cima etmeyi ve dübürden (arkadan) yaklaşmayı helal sayanın kâfir olacağını söyleyenler de vardır ancak bunlar "başka şey için haram" olduklarından helâl sayan kâfir olmazsa da büyük günah işlemiş olur.
Burada anlatmak istediğimiz kocanın âdetli hanımıyla nasıl ve hangi ölçüde cinsel ilişkide bulunabileceği meselesidir.
Yıkanma (Gusul boy abdesti):
Âdetlinin âdeti Lohusanın da Lohusalığı sona erdiğinde mümkünse yıkanmaları değilse teyemmüm yapmaları gereklidir.Buraya kadar anlattığımız sekiz madde âdetli için de Lohusa için de geçerlidir. Bundan sonra sayacaklarımız ise sadece âdetliyi ilgilendirir.
Sadece Âdetliyi Ilgilendirenler
1. "Iddet"in Âdetle Ilişkili Olması:
"Iddet": Boşandığı erkekten hamile olup olmadığını anlamak böylece nesillerin birbirine karışmasını önlemek ve birisinin ekinini diğerine sulatmamak için boşanan kadının evlenmeksizin belli süre beklemesidir. "Iddet"in kelime anlamı sayı ve süre demektir. Çünkü kadın bu kısıtlı günlerini sayar ve bu süreyi doldurmayı bekler.
Boşamadan doğacak iddetin başlangıcı boşamanın ardı ölümden doğacak iddetin başlangıcı da ölümün ardıdır. Iddet bu andan itibaren süresi dolunca sona erer kadının bunu bilmesi şart değildir. Fasit nikâhtan doğacak iddetin başlangıcı ise ayrılmaları ya da kocanın artık cima etmeme kararına varmasının ardıdır.
Iddet beklemek olan kadına evlilik teklifinde bulunulmaz ancak üstü kapalı ifadelerle çıtlatılabilir..
Sağlam bir nikâhla nikâhlı iken kocası ölen yada kocası kendisini kesin (bâin) talakla boşayan kadının; ergin ve müslüman ise iddeti süresince süslenmeme anlamında yas tutması yani kokulanma sürünme ve süslenmeyi terketmesi gerekir.
Bu Hz. Peygamber'in (s.a.s.) emridir. Böylelikle kadın evlenmesi haram olan süre içerisinde kendisini bu harama itebilecek yollardân birini kapamış ve nikâh hikmetinin kadrini iyice kavramış olur.
Kesin talakla boşanan kadın iddeti süresince evinden gece ve gündüz çıkamaz. Ölümden ötürü iddet bekleyen ise gündüz çıkar gecenin bir kısmında da çıkabılir ama yine evinde geceler.
2. "Istibra" :
Istibrada âdetle ilgilidir ve cariyede sözkonusudur. Satınaldığı cariyenin hamile olması halinde onunla cima etmemek için belli bir süre beklemekten ibarettir.
Günümüzde cariyelik sözkonusu olamayacağı için bu konu üzerinde fazla durulmayacaktır.
3. Erginlik (Bülug):
Erginlik âdet görmekle sabitleşmiş olur. Lohusalıkla bu bakımdan ilgisi yoktur. Çünkü lohusalık olmadan da gebe kalma kabiliyeti edinmekle ergin olunur. Bu da âdet görmekle anlaşılır.
Boşama (Talak):
Sünnet olan boşamada âdete itibar edilir. Şöyle ki: Her nasılsa karısını birden çok talakla ve sünnete uygun olarak boşamak isteyen koca her iki boşamanın arasını bir âdetle açar ve üç boşama hakkını böyle tamamlar.
Bu boşamaların arasını Lohusalıkla ayırmak düşünülemez çünkü daha önce de gördüğümüz gibi çocuğunu doğurmakla kadının iddeti zaten bitmiş olur. Bid'at olan boşama ise karısını âdetli iken boşamaktir. Lohusa iken boşamanın da bid'at olduğu söylenmiştir.
Âdete özel durumlardan biri de keffaret orucu tutarken görülen âdetin keffaretin peşpeşe olma özelliğini bozmaması bir diğeri de en azı üç en çoğu on gün olmasıdır.
*{A R Є S}* isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 06-04-2008, 09:36   #8 (permalink)
 
*{A R Є S}* - ait Avatar
Tanımlı Cevap: iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI

 
AKRABA İLE EVLENMENİN DİNEN HERHANGİ BİR SAKINCASI VAR MIDIR?


Dinen mahrem olup kendileriyle evlenmek haram olanlar üç nevidir:
1-Nesep sebebiyle haram olanlar: Bunlar da yedi sınıfdır. AnnelerKızlarKızkardeşlerHalalarTeyzelerErkek kardeşin kızı ve Kızkardeşidir.
2-Süt sebebiyle haram olanlar: Neseb sebebiyle haram olanlar süt sebebiylede haramdırlar yani onlar da yedi sınıfdır.
3-Sıhriyet sebebiyle haram olanlar: Kur'an-ı Kerim'de bunlardan dört sınıf dile getiriliyor.
A-Babanın eşi : Üvey anne
B-Oğlun eşi : Gelin
C-Eşin annesi : Kayınvalide.
D- Eşin kızı : Kocanın üvey kızı.
Yukarıda zikrettiğimiz kimseler ebedi olrak haramdırlar.Ayrıca geçici olarak haram olanlar da vardır. Kur'an-ı Kerim bunlardan üç sınıf dile getirmiştir:
1-İki kız kardeş ile aynı anda evlenmek
2-Zevce ile halası veya teyzesi ile aynı anda evlenmek yani ikisini bir arada bulundurmak
3- Evli olan kadın.
Bunlardan maada akraba olsunyabancı olsun onunla evlenmek caizdir.Peygamberimiz halasının kızı olan Hz.Zeynep ile evlenmiştir. Aynı zamanda Hz.Ali amcaoğlu Hz.Peygamber'in kızı olan Fatıma ile evlenmiştir. Demek yakın olsun uzak olan akraba ile evlenmek caizdir.Ama yabancı ile evlenmek için tavsiyede bulunmakta bir beis yoktur. Hatta Şafii fıkıh kitabları yakın akraba ile evlenmek tenzihen mekruhturdiye kaydediyorlar.
*{A R Є S}* isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 06-04-2008, 09:37   #9 (permalink)
 
*{A R Є S}* - ait Avatar
Tanımlı Cevap: iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI

 
AMCA-DAYI HANIMLARI VE KAYINVALİDENİN MAHREMLİĞİ


1. Eşimin amca ve dayı hanımları ve kızları hala ve teyze karşısında tutumu ne olmalı? Hangi ölçülerde oturup yiyip-içebilir?
2. Kayınvalidenin damadına göre tesettürü nasıl olmalı?
l. Eşiniz de beraber oturduğu diğerleri de kadın olduğuna göre kadının müslüman kadına göre avreti olan göbekle diz kapağı arası kapalı olduktan sonra beraber oturmalarında bir mahzur yok. oturmanın; dedikodu yapmamak kendi kocaları ile olan ilişkilerini anlatmamak gibi adabı ise sanırım sorulmuyor.
2. Kayınvalide damada ebediyyen haram olduğu için onun yanında saçını başını kollarını böğrünü açarak oturabilir. Ancak kapalı bulunup fitneye açık kapı bırakmaması daha güzel olur.
3. Diğer sorularınız herhangi bir ilmihalden kolaylıkla bulunabileceği için onları cevaplamıyor ve hiç olmazsa ilmihallerle ilişkinizi kesmek istemiyoruz.
*{A R Є S}* isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 06-04-2008, 09:37   #10 (permalink)
 
*{A R Є S}* - ait Avatar
Tanımlı Cevap: iSLAMDA EVLiLiK ve AİLE HAYATI

 
ANNENİN ÇOCUĞUNU EMZİRME ZORUNLULUĞU


Kadının hak ve görevleri açıklandığında Çocuk emzirme ve ev süpürme ile dahî görevli olmadığı söylenir. Peki süt annelerin hem kendi çocuklarını hem de başkalarınkini emzirmeleri nasıl mümkün olacaktır?
Meselenin esasını anlamak için Bakara Sûresindeki konuyla ilgili âyet-i kerimenin mealine bir göz atalım: "Anneler çocuklarını emzirmeyi tamamlamak isteyenler için iki bütün yıl emzirirler. Evlât kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri giyecekleri uygun ölçüde bir borçtur. Gerçi herkes gücüne göre sorumlu tutulur. Ne bir anaya yavrusu ile ne de bir babaya yavrusu ile zarar verilmemelidir. Vârise düşen de aynı borçtur. Eğer baba ve ana karşılıklı rıza ve müsavere ile çocuğu memeden kesmek isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkasına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra yine size günah yoktur. Allah'dan da korkun ve bilin ki Allah ne yaparsanız görür basîr'dir." (2/233)
Bu âyet emzirme ile alâkalı olarak bir çok hüküm ihtiva eder: a. Emzirmenin en uzun müddeti iki yıldır. Ondan sonraki emzirme ile süt akrabalığı oluşmaz. b. Hâmileligin en az süresi altı aydır. (Çünkü bir başka âyette de "Gebelik ve sütten ayırma otuz aydır" buyruluyor (46/15) emzirme süresi olan yirmidört ayı bundan çıktığımızda altı ay kalır.) c. Çocuk babaya nisbet edilir. d. Emzirme ücreti babanın üzerinedir. Demek ki anne çocuğu baba adına emzirir yani emzirme zorunlulugu yoktur. e. Baba bu konuda anneye baskı yapamayacağı gibi anne de babanın çâresiz kalması halinde ona kazan kaldıramaz. f. Babanın ölmesi halinde varisleri onun çocuğunu emzirene karşı aynı nafaka borcu ile mükelleftirler. g. Anne çocuğunu emzirmek isterse baba onu ayırıp süt anneye vermez. h. Iki yıldan önce de çocuk anne babanın karşılıklı anlaşma ve kararlan ile sütten kesilebilir. Yani emzirmenin zorunlu en az süresi yoktur... Daha bir çok ahkâm ve faydalı bilgi bu ilginç üslup ve muhtevali âyet-i kerimeden çıkarılmıştır. Imdi Hanefiler derler ki: Bir başka âyette de: "Eğer zorlanırsanız onu bir başkası emzirir eğer sizin için emzirirlerse emzirenlerin ücretlerini verin" (Talak 65/6) buyurulduğuna göre annelerin emzirme zorunluluğu yoktur. ( Cessâs N/104) Anne emzirmek isterse babanın buna mani olup başka anne bulması câiz değildir. (Cessâs N/105106) Çünkü bunda anneye çocuğuyla zarar verme vardır. Halbuki bu âyetle yasaklanmıştır. Emzirme süresi içerisinde çocuğun annesinden başkasının memesini almaması babanın ve çocuğun malı bulunmaması babanın süt anne bulamaması gibi durumlarla emzirici olarak annenin belirlenmiş olması dışında babanın onu zorlama hakkı hukuken (kazaen) yoktur. (ibn Âbidîn NI/212 559 618; Kasânî Bedâyî IV/40) Yalnız babanın süt anne bulamaması halinde bile havyan sütü yag mama vs. ile bakabileceği için anne yine mecbur edilemez diyenler de vardır. ( ibn Âbidîn NI/618) Ancak mezkur âyet-i kerimenin üslûbu ve bu konunun çeşitli yönlerini örfe bırakması göz önünde bulundurulduğunda hukuken olmasa dahî annenin çocuğunu diyaneten (Allah indinde) emzirme zorunluluğu vardır denmiştir. (Âbidîn NI/211) Çünkü evin her türlü ihtiyacı ve dış yükü erkeğin omuzları üzerindedir. Kadının emzirmek istememesi olsa olsa sıkıntı çekmemek ve fizikî formasyonunu bozulmaktan korumak için olabilir. Bu ise daha çok kocasını ilgilendirir. Eğer o da böyle istiyorsa zaten anlaşılır ve süt anneyi beraberce bulurlar. Istemiyorsa anne için pek mazeret kalmamıştır. Ama yine de kanun onu buna zorlayamaz.Bu konudaki Hanefî görüşü aynı zamanda cumhûrun (fıkıhçılar çoğunluğunun) da görüşüdür. (Sabûnî Âyâtü'l-ahkâm I/353) Mâliki'lerde kadın eş olduğu sürece ve başkasının kabul etmemesi halinde emzirme annenin görevidir. (Ibnü'I-Arabi Ayâtü'I-ahkâm I/204) Ama bâin talakla ayrılan kadının görevi değildir. Bu durumda babanın görevidir. Ancak kadın kendisi emzirmek isterse o bu iş için önceliklidir ve emzirmesi karşılığında ecr-i misil hak eder. (Sabûnî age. I/353) Keza kadın kocanın nikâhında olduğu sürece