Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Yaşam ve Eğlence > İslam ve Din Bölümü
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

İslam ve Din Bölümü Dinimiz ve Diğer Dinler Hakkındaki Bilgiler...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 19-03-2008, 16:52   #61 (permalink)
 
мυѕ†у - ait Avatar
Tanımlı Cevap: İslam Fıkhı...

 
AV AVCILIKEti yenilsin yenilmesin yaratılışı icabı vahşî olup insandan kaçan hayvana av; böyle bir hayvanı kaçmaz hale getirip yakalamaya da "avlama" denir.
Islâm'da gerek kara ve gerekse deniz hayvanlarını avlamak mübahtır. Kur'an-ı Kerîm'de şöyle buyurulur:
"Size temiz olanlar helâl kılındı. Allah'ın size öğrettiği üzere alıştırıp yetiştirerek öğrettiğiniz avcı hayvanların sizin için tuttuklarını yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın. " (el-Mâide 5/4)
"Deniz avı size helâl kılındı. " (el-Mâide 5/96) (ayrıca bk. el-Mâide 5/1 2 94 96). Ancak sadece eğlence maksadıyla avlanmak mekruhtur. Hac ve ihramdayken avlanmak haramdır.
Av hayvanlarının bir kısmının eti yenir bir kısmınınki ise yenmez. Bunlar ya derisi yünü ve dişleri gibi kısımlarından faydalanmak için ya da şerlerinden korunmak için avlanırlar.
Avlanan hayvanın etinin helâl olması için birtakım şartlar vardır.
Bu şartların bir kısmı avcı bir kısmı av hayvanı ve bir kısmı da av aletiyle ilgilidir.
1-Avcıda bulunması gereken şartlar a-Avcı; müslüman mümeyyiz âkîl veya Hristiyan ve Yahudî gibi ehl-i kitaptan olmalıdır. Bunların dışındakilerin kestikleri hayvan yenmediği gibi avları da yenmez.
b-Avcı avına silâh atarken ya da onu yakalayacak hayvanı gönderirken besmele çekmelidir. Kasden besmeleyi terkederse av eti yenilmez.
c-Avcı silâhı ile vurduğu veya eğitilmiş hayvana yakalattığı avı elde etmek için başka bir şeyle meşgul olmayıp hemen harekete geçmelidir. Bazen atılan mermi ava isabet edip onu öldürmeyebilir. Bu nedenle avcının avını araması ve canlı olarak bulduğunda kesmesi gerekir. Aramayıp başka bir işle meşgul olur da sonra hayvanı ölü olarak bulursa eti yenilmez. Fakat oturup beklemeksizin ya da başka bir işle meşgul olmaksızın yaraladığı avını arayıp da ölü olarak bulursa eti yenir. (Meydanî el-Lübab III 220)
d-Ava silâh atma veya avı yakalayacak hayvanı gönderme işi bizzat ehil olan avcı tarafından yapılmalı ava ehil olmayan biri buna karısınıamalıdır. Resulullah (s.a.s.) taşla sapanla sopayla avlanmayı yasak etmişlerdir. Müslim'de rivayet edilen bir hadis şöyledir:
"Taş ne avlar ne de düşmanı yaralar. Ancak o diş kırar göz patlatır. "
Avcı avını vurur ve fakat onu kaybederek bir müddet sonra bulur. Bununla ilgili olarak Adıy b. Hâtem (r.a.)'dan aşağıdaki hadisler rivayet edilmiştir:
"Okunu attığın zaman suya düşmemiş olmak kaydıyla avı ölü bulursan ye... Aksi halde suyun veya okun onu öldürdüğünü kestiremezsin. "
Eğer onda bir yırtıcı hayvan izi bulamaz ve "senin okunun onu öldürdüğüne hükmedersen ye... "
"Okunu attıktan üç gün sonra avı kokmadan bulursan ye... "
Avcılıkta dikkat edilmesi gerekli hususların başında elbette merhamet ve ihtiyaç gelmektedir. Ihtiyacı için avlanan bir müslüman merhameti elden bırakmamalı hayvanların üreme ve yavrulama zamanlarında avlanmamalıdır. Av hayvanlarının nesillerini kurutacak tabiatın dengesini bozacak bir avcılık mümini vebâle sokar.
2-Av hayvanında aranan şartlar
a-Avlanan hayvan eti yenen cinsten olmalıdır. (bk. Eti Yenen Hayvanlar)
b-Yaratılışı icabı vahşî olup evcil olmamalıdır.
c-Haşeret cinsinden olmamalıdır.
d-Deniz hayvanlarından ise balık cinsinden (tatlı veya acı su balığı) olmalıdır.
e-Hayvan av tesiri ile ölmüş olmalıdır. Avcı yaralanan avına ölmeden önce yetişirse kesmesi lâzımdır. Aksi takdirde eti yenilmez.
3-Av aleti Av hayvanı ya eğitilmiş köpek atmaca doğan şahin gibi hayvanlarla veya ağ tuzak kurmak gibi vasıtalarla ya da yaralayıcı silâhla avlanır. Avlamada kullanılan hayvanlarda aşağıdaki şartların bulunması gerekir:
a-Ava salıverildiği zaman gitmelidir.
b-Av için yetiştirilmiş olmalıdır...
Köpeğin eğitilmiş olması; üç defa yakaladığı hayvanı yememesi doğan ve şahin gibi hayvanların da çağırıldığında geri dönmeleri ile bilinir.
c-Yakaladığı hayvanın etinden yememelidir.
d-Avı boğarak öldürmemelidir. Yaraladıktan sonra başka bir tesirle ölürse eti yenmez.
e-Avlama işinde ona eğitilmemiş tilki vb. başka bir hayvan yardım etmemelidir.
Av günümüzde genellikle silâhla yapılmaktadır. Yukarıda belirttiğimiz gibi avcı ava silâh atarken besmele çekmeli hayvanı vurunca hemen koşup yanına varmalı ölmemiş ise kesmelidir. Yetişmeden silâhın tesiri ile ölmüşse bir şey gerekmez eti yenir. (Meydanî a.g.e. III 217 vd.)

мυѕ†у isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-03-2008, 16:52   #62 (permalink)
 
мυѕ†у - ait Avatar
Tanımlı Cevap: İslam Fıkhı...

 
ATIŞTA PARALI VEYA PARASIZ MÜSABAKA YAPMAK CAİZ MİDİR?İslam dini hakkı savunup zulmü kaldırmak için kuvvette büyük bir itina gösterip müslümanların zamanın silahlarıyla silahlanmalarını emrediyor. Cenab-ı Hakk buyuruyor: "Düşmanlara karşı kuvvet ve (cihad için) bağlanıp beslenen atlar hazırlayın" (el-Enfat).
Peygamber (sav) de şöyle buyuruyor: "Dikkat kuvvet atıştır dikkat kuvvet atıştır."
Bunun için fıkıh kitaplarının mühim bölümlerinden biri "Kitab al-Sabk va'l-Ramy"; Müsabaka ve atış bölümüdür. Bu bölümde at ve deve gibi bineklerle yarışmasıyla ok atışı üzerine ihtimamla duruyor. Yarış ile atışın sünnet veya vacib olduğunu beyan ederek müsabaka kazanan kimseler ikramiye verilmesi için teşvik ediyor Ve bugün askerlikte yapılan silah ve atış eğitimi İslam'ın emridir. İslam'ın emrine imtisalen bu eğitime katılan kimsenin büyük mükafatı vardır.
Sa'id sünende Halid bin Zeyd'in şöyle dediğini rivayet ediyor: Ben ok atıcısıydım Akbe bin Amir al-Sehni bana uğrar derdi ki: Ey Halid birlikte çıkıp ok atalım bir gün geciktim. Bunun üzerine bana dedi ki: Gel Peygamber (sav) şöyle buyurdu: Cenab-ı Allah bir tek okla üç kişiyi Cennete kor. Hayır maksadıyla onu yapan onu atan ve onu hazırlayıp veren. Atınız ve bininiz. Atmanız binmenizden daha fazla hoşuma gider. Ancak şu şeyler gerçek eğlence sayılır; Adamın atını alıştırması zevcesiyle oynaşması ve ok atmasıdır (İbn Kudame).
Peygamber (sav)'in zamanında at deve fil ve ok vardı. O zamanda bunlarla müsabaka yapılıyordu. Bugün tüfek top roket füze ve çeşitli hava kara ve deniz vasıtaları ve silahları vardır. Bunlarla yarış ve müsabaka yapılmalıdır.Bunları iyi kullanmak ve eğitimi görmek lazımdır.

мυѕ†у isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-03-2008, 16:52   #63 (permalink)
 
мυѕ†у - ait Avatar
Tanımlı Cevap: İslam Fıkhı...

 
ATEİZMHiçbir ilâh kabul etmeyen Tanrıtanımaz felsefi doktrinlerin ortak adı.
Sistemleştirilmiş bir ekol oluşturulmaksızın filozoflardan bir bölümünce benimsenmiş olan bu anlayış doğrudan doğruya tanrının varlığını inkâr üzerine kuruludur. Bu özelliğiyle de benzer yanlar taşıyor olsa da- tanrının varlığını ya da mahiyetini tartışan doktrinlerden ayrılır; tanrının yokluğunu kesin bir biçimde öne sürer.
Hemen hemen tüm felsefe ekolleri ve öğretileri gibi ateizm'in kökleri de Eski Yunan'a uzanır. Maddeci yapı belirten çeşitli felsefe okullarının bağlıları ontolojik yorumları sonucunda ateist bir inanç sergilemişlerdir. "Gölge etme başka ihsan istemem" sözüyle yaygın bir ünü bulunan Diyojen bunlardan biri ve felsefe tarihinde kâfir diye nitelenen ilk kimsedir. Atom kuramcısı Demokrit onun izleyicisi Leocippus Sofist'lerden Gorgias ve Protegoras kendi adıyla anılan ekolün kurucusu Epikür öne sürdükleri materyalist görüşler bağlamında birer ateist olarak göze çarparlar.
Rönesans'tan sonra Batı'da varlığını hissettiren din-dışı eğilimler ve özellikle de evrenin doğanın ve insanın insan toplumunun dinden bütünüyle soyutlanarak yorumlanması sonucu ortaya çıkan görüşler ateist tutumlara büyük katkılarda bulunmuş onlara bolca kullanabilecekleri veriler sağlamıştır.
Nitekim dinden ve törelerden bağımsız bir siyasetin oluşturulması savını öne süren Makyavel ateizm'i bu alana sokarken; birer ateist olmadıkları hâlde Dekart David Hume ve Kant gibi kimselerin akılı dinden bağımsız kılma çabaları ve bu doğrultuda öne sürdükleri düşünceler çağdaş ateizm'e tutanaklar hazırlamış oldu. Pozitivist yorumlarla oluşturulan bilimsel kuramlar ve evrene yönelik rasyonalist bakış açılarının oluşturduğu ortam Feuerbach'ın öne süreceği düşünceler için çok elverişliydi. XIX. Yüzyılın en önemli ve sonraki dönemler bakımından da en etkili ateisti olan bu düşünür Tanrı'nın insana özgü ülkülerin bir yansıması olduğunu insanın özgürlüğünün Tanrı'yı inkârla gerçekleşebileceğini öne sürmüş; dini insanın etkinlik alanına indiren bu görüşten yola çıkan Marks ise ezilenlerin egemenliğiyle birlikte dinin de yok olacağı varsayımıyla ateizm'i doruk noktasına çıkarmıştır. Bu çizgiyi kemâline ulaştıran Nietzsche ise "Tanrı'nın Ölümü" adlı kitabında insanın kendisini bütünlemesi ve özünü bulması için göstermesi gereken en insanca tepkinin ateizm olduğunu söylemiştir.
Darwin geliştirdiği kuramla Yaratıcı-Tanrı kavramını dışlarken; Freud Tanrı inancının çaresızlık içindeki insanın çocukluk durumuna dönerek koruyucu bir babaya sığınma ihtiyacından doğduğunu öne sürerek psikolojik çerçevedeki inkârı gündeme getirmek yoluyla ateizm'e bir başka boyut kazandırmıştır.
Yüzyılımızdaysa ateizm'i Jean Paul Şartre Albert Camus gibi varoluşçular temsil ettiler. Bunlar insanın evrende bir başına olduğu ve kendi değerlerini belirlemek özgürlüğüne sahip bulunduğu düşüncesinden yola çıkarak bu özgürlüğü kabulün kaçınılmaz sonucu olarak Tanrı'nın inkârına gitmektedirler.
Agnostizm (bilinmezcilik) ve Pozitivizm (olguculuk) gibi ateizm'i andıran görüşler açıkça "tanrı yoktur" demeyip de "bilinemez" "tartışılması bilimsel değildir" türünden ifadeler kullandıklarından konumuzun dışında kalmaktadır.
Islâm literatüründe dehriyye* diye adlandırılan ateizm kronolojik bakımdan iki ayrı safha halinde irdelenebilir. Cahiliyye Dönemi Dehriliği ve Islâm sonrasındaki Dehriyyun...
Kur'an-ı Kerîm'de: "Dediler ki: o (hayat dedikleri) şey dünya hayatımızdan başkası değildir; ölürüz diriliriz Ve bizi ancak dehr (zaman) helâk etmektedir.' Halbuki onların bu sözlerinde hiçbir ilimleri yoktur. Onlar ancak zanda bulunuyorlar. " (el-Casiye 45/24) haberiyle bildirilen cahiliyye dehriliği yaratılmayı inkârla zaman ve maddenin ebediliğini öne süren bir inançtır....
Felsefî anlamdaki Islâm sonrası dehrilik ise muhtemelen Sâsânîler döneminde yaygın bir inanç olarak gözlenen "herşeyi değiştiren ve herşeyden kuvvetli olan tüm olayları oluşturan ve yönlendiren büyük güç ilâhî zat olan Hürmüz değil yalnızca sınırsız zamandır" temel inancı üzerine oturtulmuş bulunan zurvanig'in karşılığı ve uzantısıdır. Bu inancın sahipleri Allah'ı inkâr ederek bütün oluşları zaman dehr ya da felek adını verdikleri akışa bağlamaktaydılar.
Öte yandan kısmî inkâr diyebileceğimiz bir tutum içinde bulunan maddiyun tabiiyun (maddecilik tabiatçılık) gibi düşüncelerle dehriliği karıştırmamak gerekir. Çünkü dehrilikde ateizm'de olduğu gibi kesin bir inkâr Yüce Allah'ı açık bir biçimde yok sayma sözkonusudur. Yüce Allah'ın kimi esma ve sıfatlarını değil de gerek yaratıcılık gerek ilâhlık ve gerekse rablık plânında küllî bir inkâr vardır. Ateizm gerçek anlamıyla işte böylesine bir küllî inkârdır.
мυѕ†у isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-03-2008, 16:53   #64 (permalink)
 
мυѕ†у - ait Avatar
Tanımlı Cevap: İslam Fıkhı...

 
ATAİST BİR KİŞİ İLE KONTAKT KURUP KONUŞMAMIZ DA BİR SAKINCA VAR MIDIR?Itiraf etmek gerekir ki Türkiyeli müslüman ve inançlı bayanlar ateist (ilâh tanımaz) bayanlardan genellikle daha kültürsüz. Aksine tam aksi olmalıydı. Çünkü dinimiz câhilligi kabul etmiyor ilmi emrediyor. Ama bu suç biraz da hanımlarımızın kendilerinin değil onların inançlarına ters düşmeyecek biçimde okumalarına müsâade etmeyen sistemlerin... Elbette okuma fırsatı bulabilen bayanlarımızı bu hükümlerden istisna sayıyoruz. Ancak şunu da hatırlatmalıyız ki tahsilli ve bilgili olmakla irfanlı ve bilinçli olmak ayrı ayrı şeylerdir. Benim muhterem annem gibi nice kadın vardır ki ümmi olmakla beraber mahdut ilmihal bilgisiyle öyle bir iman bilinç ve irfana sahiptir ki dinini ve örtüsünü en büyük şerefi sayar karşısındaki kadın profesör de olsa zerre kadar aşağılık kompleksine kapılmaz ve inancının gereğini kahramanca savunur.
Imdi:
1- Böyle olan bir bayanın kültürü giyim-kusam biçimi sosyal statüsü dünyaya bakışı seni etkilemiyorsa bu yönü karşısında ezilmiyorsan ve bu yönüyle onu üstün görmüyorsan
2- Her buluştuğunuz ve konuştugunuzda hâlinle ya da kâlinle ona inancının gereğini yavaş yavaş anlatabiliyor onu az dâ olsa etkiliyebiliyor ve sen ondan etkilenmiyorsan
3- Onun yanında yabancı bir erkeğe kapandığın gibi kapanıyorsan (Halvet koku ve süslü elbise hâriç. Bunlar böyle kadınlara karşı Allahu a'lem haram olmamalıdır)
4- O da Islama karşı istihzacı alaycı ve saldırgan değilse ya da böyle olsa bile sen onu bastırabiliyorsan... Konuşmanızda görüşmenizde insanî ilişkiler kurmanızda bir mahzur olmaz hattâ Allah'ın (c.c.) size de yükledigi "emr bil-ma'rûf"(da'vet) görevi gereği kurmalısınız da. Ancak kendinizi bu konumda göremiyorsanız bu tür ilişkilerden olabildiğince kaçınmalısınız. Çünkü insan hep kendinden üstün gördüğünü kabul ve taklit eder ve kimi üstün görür ve taklid ederse günün birinde onun gibi olur. Bu şaşmaz kuralı hiç unutmayın. Bir arada bulunan insanlar birleşik kaplar gibidirler. Birinden öbürüne doğru bir etkileşim akmıyorsa mutlaka öbüründen ona doğru akmaktadır. Sohbet ve râbıtadaki etkileşim böyle izah edilir. Bu yüzden Allah (c.c.) "Sâdıklarla beraber olun." (9/119) buyurur.
мυѕ†у isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-03-2008, 16:53   #65 (permalink)
 
мυѕ†у - ait Avatar
Tanımlı Cevap: İslam Fıkhı...

 
AT ETİKur'an-ı Kerîm'de atlardan savaş aracı olarak söz edilir. Allah binmeniz ve süs hayvanı edinmeniz için atları katırları ve merkepleri yarattı" (en-Nahl 16/8). Hz. Peygamber Kur'an'da haram olduğu bildirilen hayvanların dışında bazı hayvan isimleri vererek veya vasıf larını belirterek bu konuda yasaklar koymuştur.
Câbir (r.a.)'den rivayete göre şöyle demiştir: "Nebî (s.a.s.) Hayber gününde bizi katır ve merkep (eti yemek)'ten menetti. Bize atı yasaklamadı" (Buhârî Cihad 130; Meğâzî 35 62; Zebâih 27 28; Ebû Dâvûd Cihâd 45 63 98; At'ime 33; Nesâî Hayl1; Ibn Hanbel VI 346).
Diğer yandan Hz. Peygamber'in at etini yasakladığına dair de birtakım rivayetler gelmiştir. (Ebû Dâvûd At'ime 25; Nesâî Sayd 30; Ibn Mâce Zebâih 14)
Yukarıdaki delillere göre Imam Ebû Yusuf Imam Muhammed Imam Şâfiî ve Imam Ahmed b. Hanbel prensip olarak at eti yemenin caiz olduğuna hükmetmişlerdir. Ebû Hanîfe ise bu konuda yasak bildiren hadisleri de dikkate alarak at etinin tenzihen mekruh olduğunu söylemiştir. Mâlikîlerin meşhur görüşüne göre ise at eti yemek haramdır (Zeylaî Nasbu'r-Râye IV 196 198; Ibn Rüşd Bidâyetü'l-Müctehid I 455)....
Hadiste at etinin yasaklanması necis (pis) oluşundan dolayı değil zamanında cihat aracı olduğu için hürmetendir. Bu yüzden onun artığı da necis sayılmamıştır (Ibn Âbidin Reddü'l-Muhtâr Terc. A. Davudoğlu Istanbul 1987 XV 234; Seyyid Sabık Fıkhu's-Sünne Kahire (t.y)III 254 255; ez-Zühaylî el-Fıkhu'l-Islâmî ve Edilletühû Dimeşk 1405/1985 III 508 509).
мυѕ†у isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-03-2008, 16:53   #66 (permalink)
 
мυѕ†у - ait Avatar
Tanımlı Cevap: İslam Fıkhı...

 
AT DEVE BİSİKLET VE MOTOR GİBİ VASITALARLA YARIŞMAK CAİZ MİDİR?At deve bisiklet ve motor gibi vasıtararla yarışmak sünnettir. Zira bunlar cihadın vesileleridir. Hatta Şafii ulemasından İmam Zerkeşi "Bu gibi vasıtalarla yarış yapmak ve yarış tertip ettirmenin vacib olması gerekir" diyor. Enes'den rivayet edilmiştir: "Peygamber (sav)'in "Azba"isminde bir devesi vardı yarışı daima kazanırdı. Bir gün bir bedevi devesine binerek geldi ve Azba'yı geçti. Olay müslümanların zoruna gitti. Bunun üzerine Peygamber (sav) buyurdu ki: Cenab-ı Hak bu dünyada her şeyi yükseltti mi mutlaka bir gün gelir onu aşağıya alacaktır."
Vatandaşları güçlü ve iyi yetiştirmek maksadıyla devlet ve cemiyetlerin yarışta kazananları ödüllendirmesi caizdir. Hatta yarışa katılanların birisi ötekisine; beni yenersen sana şu kadar para vereceğim ben seni yenersem bir şey istemem şeklinde şart koşarsa yine caizdir. Fakat yarışa katılanlar "yarışta yenilen yine şu kadar para verecek” diyerek şart koşarlarsa haramdır. Ve aynı zamanda kumar sayılır.
Hanefi fukahasından Şemsü'l-E'immeal-Hilvani şöyle diyor: Talebelerden birisi arkadaşına "İlmi meselelerde münazere edelim sen beni yenersen şu kadar para vereceğim ben seni yenersem bir şey istemiyorum.” Dese caizdir alınan para helaldır. Devletin tertip ettirdiği ilmi münazaralarda kazananlar için tahsis ettiği ikramiye meşru'dur (al-Fetava al-Hindiyye).
мυѕ†у isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-03-2008, 16:53   #67 (permalink)
 
мυѕ†у - ait Avatar
Tanımlı Cevap: İslam Fıkhı...

 
AŞÛRÂ
Kamerî ayların ilki olan Muharrem'in onuncu günü. Âşûre günü adını alan bu günde oruç tutulurdu. Âşûre orucu denen bu oruç İslâm'dan önce Araplar'ca bilinirdi. Âşûre kelimesinin İbrânice aşûr'dan geldiği ve o günde Araplar'ın oruç tuttuğu dikkate alınırsa kelimenin bütün Sâmî diller arasında ortak bir kelime olduğu anlaşılır. (Buhârî es-Savm 1; Umdetü'l-Kârî fi Şerhi Sahîhi'l-Buhârî V 351) Bu kelime Yahudîler'de büyük keffâret günü için kullanılmıştır. (Tevrat Levililer 16 29 vd.) Hz. Peygamber Medîne'ye geldiği zaman Yahudiler'in Âşûre günü oruç tuttuklarını gördü ve bunun ne orucu olduğunu sordu. Cevap olarak şöyle dediler:
"Bugün iyi bir gündür. Allah İsrailoğulları'nı Firavun'un zulmünden bugün kurtarmıştır. Musa (a.s.) Allah'a şükür için bugünde oruç tutmuştur. Biz de tutarız dediler. Hz. Peygamber; "Biz Musa'nın sünnetine sizden daha yakınız dedi ve o gün oruç tuttu ve ashabına da tutmalarını emir buyurdu. " (Buhârî es-Savm 69; Tecrîd-i Sarih VI 308 309)
Hz. Âişe'den nakledilen şu hadiste Allah Resulu'nun Mekke döneminde de aşûre orucu tuttuğu anlaşılır.
"Cahiliye devrinde Kureyş Âşûre gününde oruç tutardı. Hicretten önce Hz. Peygamber de aşûre orucu tutardı. Medine'ye hicret ettikten sonra bu oruca devam etti. Ashabına da tutmalarını emretti. Ertesi yıl Ramazan orucu farz kılınınca aşûre günü orucunu bıraktı isteyen bu orucu tuttu dileyen de bıraktı" (Buhârî es-Savm 69; Tecrîd-i Sarîh VI 307 308).
İslâm bilginleri aşûre orucunun vacip değil sünnet olduğunda görüş birliği etmişlerdir. Yalnız İslâm'ın başlangıcındaki hükmü konusunda Ebû Hanîfe vacip derken İmam Şâfiî müekked bir sünnet olduğunu söylemiştir. Ramazan orucu farz kılındıktan sonra bu oruç müstehap olmuştur. Ayrıca Yahudiler'e benzememek için Muharrem'in 910 ve 11'nci günlerinde oruç tutmak güzel görülmüştür.
Bugün bütün sünnî müslümanlarda Muharrem'in 10'u oruç günü kabul edilirken bazı tarihi sebeplerden dolayı da mukaddes sayılır. Özellikle Hz. Nûh'un gemisinin bugünde tufandan kurtulup Cudi dağının tepesine oturduğunu anlatan söylentiler önemlidir.
Âşûre adlı tatlının menşei de buna dayanır. Gemidekiler o günü kutlamak istemişler ve geminin ambarında arta kalan erzakı karıştırıp bir aş pişirmişler. İşte aşûre pişirme âdeti buradan kalmıştır. Yine Âdem (a.s.)'in tövbeşinin bugünde kabul edildiği Hz. İbrahim'in bugünde ateşten kurtulduğu Hz. Yakub'un oğlu Hz. Yusuf'a bugünde kavuştuğu kaynaklarda kaydedilen rivayetler arasındadır.
Şiîler Hz. Hüseyin'in Kerbelâ'da şehit edildiği gün olan on Muharrem'i matem günü sayarlar ve Muharrem'in biri ile onu arasında gülmez et yemez yeni elbise giymez yeni bir işe başlamazlar. On Muharrem dövünme ve yas günüdür. Sonra yas bitti mi aşûre törenleri başlar.
Âşûre günü sürme çekmek gusül etmek kına yakmak büyükleri âlimleri hastaları ziyaret etmek yetimlerin başını okşamak hububât ve tatlı pişirmek İhlâs suresini okumak sevinmek ve bugünü ayrı bir gün olarak kutlamak İslâm'da olmayan bir davranıştır. Bu konuda Hz. Peygamber (s.a.s.)'den gelen ne sahîh ve ne de zayıf bir hadîs vardır. Hadîs diye rivayet edilen bazı sözler tamamen uydurmadır. Sahabeden ve dört mezhep imamından vb. kimselerden de bir rivayet olmadığı gibi muteber kitapların hiçbirinde de buna dair bir haber yoktur. (İbn Teymiye Mecmûu'l-Fetâvâ Kahire 1326 II 48; es-Subki el-Menhel Kahire 1393 X 209) O hâlde bugünde böyle bir tatlı pişirip yakınlara ve komşulara dağıtmak tamamen bid'at ve İslâmî olmayan bir örftür.


..!!...
мυѕ†у isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-03-2008, 16:53   #68 (permalink)
 
мυѕ†у - ait Avatar
Tanımlı Cevap: İslam Fıkhı...

 
ASKERLIK VE İBADETBen bir asker olarak namazlarımı eda etmeye çalışıyorum. Fakat bazıları bana işte bir saat nöbet bilmem kaç senelik ibadete bedeldir namaz kılmasan da olur diyorlar. Aynı kişiler geçen Ramazan ayında da sen hem askerlik yapıyor hem oruç tutuyorsun? Halbuki sen asker olarak kutsal bir vazife yerine getiriyorsun demişlerdi. Bu sözlerin aslı var mıdır?
Insanları Allah (cc) sadece kendisine ibadet etmeleri için yarattığını yine kendisi söylüyor. Bunun sağlanabilmesi için de kişilerin canı malı ırzı aklı ve dini korunmuş olmalıdır. Aksi halde fertler yaradılış gayelerini gerçekleştiremezler. Müslüman için askerlik de bunları korumaya yönelik bir iş olduğundan değerlidir ve nöbet yerinin gerçekten arzettiği tehlike oranında kişiye sevap kazandırır. Şimdi askerliğin gayesi ibadeti korumak olduğuna göre askerlik yaparken ibadete gerek yok denebilir mi? Bu takdirde vasıtayı gaye görmek gibi bir akılsızlığa düşülmüş olmaz mı? Tıpkı aydınlanmak üzere evinize elektrik bağlattıktan sonra sizin lamba takmanıza gerek yok çünkü binlerce lamba yakacak elektriğe sahipsiniz denmesi gibi. Şimdi bu söz akıllıca mıdır? Sonra askerlikte emirlerin çakışması halinde astın değil üstün dediğine uyulur. -Tabir mazur görülürse- en büyük üst Allah (cc) olduğuna göre önce O'nun emirleri yerine getirilmelidir. Bu yüzden Rasûlüllah Efendimiz (sav) "Yaratana isyan konusunda yaratılana itaat edilmez" buyurmuşlardır. Yani astın emrini yerine getirecegim diye üste saygısızlık yapılmaz demektir. Ayrıca bazı işlere bu kabil sevap yüklenmesinin diğer ibadetleri düşüreceğini kim söylemiştir? Meselâ "Kâbe mescidinde kılınan bir vakit namaz sevapta bin (bir rivayyette onbin) namaza denktir" hadisine binaen birisi ben Kâbe'de on vakit namazı kıldım bunun on bin vakite (belki yüz bin vakite) denk olduğuna göre benim artık namaz kılmama gerek yok demesi doğru mudur? Öyle ise siz de yapabileceğiniz bütün ibadetlerinizi yapacak amirleriniz yaptırmadığından dolayı yapamadıklarınızı kaza edeceksiniz. Zamanında yapamamanızın günahı da onlara ait olacaktır.

.....
мυѕ†у isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-03-2008, 16:53   #69 (permalink)
 
мυѕ†у - ait Avatar
Tanımlı Cevap: İslam Fıkhı...

 
BİR KADINA AŞIK OLUPTA İFFETİNİ KORUYAN VE BU AŞK ÜZERE ÖLEN SEHİD OLARAK ÖLÜR." DİYE BİR SÖZ NAKLEDİLİYOR. BU SÂHÎH HADÎS MİDİR YOKSA UYDURMA BİR SÖZ MÜDÜR?Bazı zayıf kaynaklarda bu şekilde bazılarında da biraz farklı olarak: "Her kim âşık olur ve askını gizler de iffet ve sabır gösterirse Allah onu bağışlar ve Cennete koyar"(Hadîsin bütün kaynakları için bk. Muhammed Abdülkâdir Atâ el-Gummâ'ale-llümmâz üzerine tahkîk 216) şeklinde rivayet edilen ve hadis zannedilen bir söz vardır. Ancak bu hem rivâyet hem de dirâyet (yani manası) yönünden sağlam görülmemiş ve Rasûlüllah'a yakıştırılamamıştır. Çünkü erkeğin bir kadına ya da kadının bir erkeğe âşık olması mecaz anlamda bir aşktır ve bir bakıma marazî bir haldır. Zîrâ bu kalbi Allah'tan boşaltıp sevdiğine kaptırma teslim etme ve ona kayıtsız şartsız boyun eğme (ta'abbüd) anlamını taşır. Hal böyle iken nasıl olur da Allah'ın hükmünü yüceltmek için savaşırken şehid olanlara denk olabilir! Kaldı ki aşkın helâl olanı bulunduğu gibi haram olanı da olur. Böyle olunca Rasulüllah Efendimizin ayırım yapmadan her âşık olup askını gizleyen ve iffetli olanı şehîd sayması nasıl düşünülebilir.(Ibn Kayyim Zâdü'1 me'âd IV/276) Ayrıcâ Rasulüllah'tan bize sahîh olarak ulaşan hiç bir hadîste "aşk" sözü geçmemektedir.Sahîh hadîs kitaplarının dışında kalan çok değişik kaynaklarda Süveyd b. Saîd'den rivâyet edilen bu sözü Ibnü'I-Cevzî uydurma hadîsler (mevzûât) arasında zikreder(bk. Ebu'1-Hasen el-Kinânî Tenzûhu's-Seri'a N/364) Ibnü'1-Kayyim de aslâ hadîs olamayacağını anlatırIbnü'1-Kayyim agk.) Genellikle "mevzûât" kitaplarında bulunan bu söz için en iyimser olanlar bunu en fazla"'zayıf hadîs" derecesine çıkarabilmişlerdir.. Hattâ meşhur Muhaddis Yahyâ b. Ma'în bunu rivâyet eden Süveyd için: "Eğer atım ve okum olsaydı gider onunla çarpışırdım" bile demiştir. (Aclûnî Kesfu'1-hafâ N/363)
Sonra çeşitli hadîslerde dünya ve âhiret şehitleri sayılmış ve âşık bunlardan birisi olarak zikredilmemiştir.

..!!...
мυѕ†у isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 19-03-2008, 16:54   #70 (permalink)
 
мυѕ†у - ait Avatar
Tanımlı Cevap: İslam Fıkhı...

 
ARÂZÎİslam'ın çıkışından bu yana değişik dönemlerde araziler için farklı uygulamalar görülmüş ve bunlar hukukî statülerine göre çeşitli isimler almıştır. Mülk mîrî haraç öşür vakıf metrûk mevat (ölü) arazi bunlar arasındadır. Yine mîrî arazinın kullanım şekillerinden olan tımar zeâmet ve has daha sonraki devirlerin arazi çeşitlerindendir. Islâm'da arazi uygulamasının menşe ve delillerine göz attıktan sonra bu arazi çeşitlerini açıklayacağız. Bir belde arazilerinin statüsü