Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Yaşam ve Eğlence > İslam ve Din Bölümü
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

İslam ve Din Bölümü Dinimiz ve Diğer Dinler Hakkındaki Bilgiler...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 12-05-2007, 21:02   #1 (permalink)
 
Sovalye - ait Avatar
Post Namaz ilmihali

 
Kerahet vakitleri ve mükellefiyet yaşı Süleyman KÖSMENE
Kerahet vakitleri ve mükellefiyet yaşı




Manisa�dan okuyucumuz: �1- Kerahet vakitleri hangi vakitlerdir? Akşam namazına 45 dakika varken ikindi namazı kılınır mı? 2- İnsan kaç yaşında mükellef sayılır? Erkeklerde 12-15 kadınlarda 9-12 diyorlar. Bu doğru mudur?�

Ukbe ibn-i Âmir el-Cuhenî anlatıyor: �Üç saat vardır ki Resûlullah Efendimiz (asm) bizleri o saatlerde namaz kılmaktan ve ölülerimizi kabre koymaktan nehiy buyurdu: 1- Güneş doğmaya başladığından (bir mızrak boyu) yükselinceye kadar geçen zaman. (40�50 dakikalık bir zaman dilimi) 2- Güneş tam ortada iken ayakta duranın ne doğusunda ne batısında hiçbir gölgenin kalmadığı vakitten itibaren güneş biraz meyledinceye kadar geçen zaman. 3- Güneş batmaya meylettiği vakitten itibaren tamamen batıncaya kadar geçen zaman.�1
Kerahet vakitlerinde nafile namaz kılınmaz ve ölü kabre konulmaz. Fakat Kur�ân okunabilir duâ yapılabilir tesbihât yapılabilir dinî kitap okunabilir. Şafiîlere göre kaza namazı kılınabilir.
Sabah ve ikindi namazlarını bilerek kerahet vakitlerine kadar geciktirmek mekruhtur. Bununla beraber her ne sebeple olursa olsun geciktirilmişse namaz tamamlanır. Ebû Hüreyre (ra) ve İbn-i Abbas (ra) Peygamber Efendimiz�in (asm) şöyle buyurduğunu bildirmişlerdir: �Her kim sabah namazında bir rekâti güneş doğmadan evvel yetiştirirse sabah namazına yetişmiştir. Her kim de ikindi namazında bir rek�ati güneş batmadan evvel yetiştirirse ikindi namazına yetişmiştir.�2
Hazret-i Âişe�nin (ra) rivâyeti de şöyledir: Resûlullah Efendimiz (asm) �Her kim ikindi namazının bir secdesini güneş batmadan evvel yetiştirirse yahut sabah namazının bir secdesini güneş doğmadan evvel yetiştirirse bu iki namazı kılmış olur�3 buyurmuştur.
Sabah namazını kılarken güneş doğmuş olsa yeni bir vakit girmediğinden Hanefîler yukarıya aldığımız birinci hadisteki nehiyden hareketle namazın bozulacağına hükmetmişler; fakat ikindi namazını kılarken güneşin batması halinde namazın bozulmadığını bildirmişlerdir. Çünkü ikindi vaktinde güneş battıktan hemen sonra yeni bir namaz vakti girmektedir.
Netice olarak denilebilir ki ikindi namazı eğer kılınmamışsa güneş batarken de kılınabilir.
Teklif yaşına gelince: Teklif yaşı kişinin akıl-baliğ olduğu yaştır. Büluğ biyolojik ergenlik demektir ve kişinin çocukluk döneminden çıkıp yetişkinler grubuna katıldığı dönemin başlangıcıdır. Bu yaş iklim şartlarına ve çocuğun biyolojik ve psikolojik yapısına ve yaratılışına göre değişebilir. Ergenlik çağı net olarak erkek çocuklar için ilk ihtilâm olduğu yaşta; kız çocuklar için ise ilk âdet görmeye başladığı yaşta başlamış olmaktadır. Bunu yaş olarak rakamlara da döken İslâm Hukukçuları bu konuda bir alt sınır bir de üst sınır belirlemişler; alt sınırın altındakileri ergen saymamışlar; üst sınırı geçenleri ise her ne kadar ergen olmadıklarını iddia etseler de ergen saymışlardır. Alt sınır kızlarda dokuz erkek çocuklarda on ikidir. Üst sınır ise İmam-ı Azam Ebû Hanife�ye göre kızlarda on yedi erkeklerde on sekiz; İmam-ı Malik�e göre her iki cins için on sekiz; Hanefî Fukahasından İmam-ı Ebû Yusuf ile İmam-ı Muhammed�e göre ise her iki cins için de on beş yaştır.4 Büluğ çağı konusunda Bedîüzzaman�ın içtihadı da ortalama on beş yaştır.5
Bu durumda ergenlik dönemi de denilen büluğ çağı için öncelikle kendi biyolojik yapımızı esas almamız ve yukarıdaki temel ölçüler çerçevesinde kendi yaşımızı kendi kendimize tesbit etmemiz daha sağlıklı olacaktır. Eğer tereddüt içinde kalır isek galip kanaatimizle belirlediğimiz yaşı; bu da olmaz ve tereddüt halimiz devam ederse on beş yaşını kendimiz için büluğ çağı yani teklif yaşı yani mükellefiyet yaşı olarak kabul etmemiz daha sağlıklı olacaktır.

Dipnotlar:

1- Müslim Salâti�l-Misâfirîn 293
2- Müslim 608
3- Müslim 609
4- F. Hindiyye 10/345
5- Sözler 591
Sovalye isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-05-2007, 21:03   #2 (permalink)
 
Sovalye - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Namaz ilmihali

 
İbÂdet
Namaz bahsune girmeden önce "ibadet"in namazın ruhu olması nedeniyle kısaca ibadet ve Allah'a kulluktan biraz bahsedecek ve onun manası felsefesi ve diğer çeşitli boyutları hakkında bazı açıklamalarda bulunmaya çalışacağız.

Nİçİn İbadet
İbadetin anlamı Allah'ın önünde azami tevazu göstermek tevazunun doruk noktasına varmak ve saygıyla eğilmektir. Peygamberlerin varlığı ve bi'setleri (tekvin ve teşri alemi) duanın önemini vurgulamak için yeterli bir delildir.

"Ben cinleri de insanları da yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım"[1] Bütün peygamberlerin davası ve risaletleri halkı Allah'a tapınmaya davet etmek oluşmuştur:

"Andolsun biz her ümmete" Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının "(diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik."[2]

Öyleyse kâinatın yaratılışı ve peygamberlerin bi'setinden amaç Allah'a ibadettir. Allah Teala'nın bizim ibadetimize ihtiyacı olmadığı ise açıktır.

"Eğer küfre sapacak olursanız artık şüphesiz Allah size karşı hiç bir ihtiyacı olmayandır ve o kulları için küfre rıza göstermez"[3] İbadetin faydası yine ibadet eden şahsa döner; öğretmenden ders alan bir öğrencinin kendisine fayda sağlaması gibidir bu.
Sovalye isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-05-2007, 21:05   #3 (permalink)
 
Sovalye - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Namaz ilmihali

 
kutuplarda namaz nasıl kılınır ?

Bu soruya çeşitli cevaplar verilmiştir. Bu cevapların özetini kısaca arz edelim:
—Kutuplara doğru yaklaşıldıkça iyice uzayan gün ve gecelerde namaz vakitleri (takdir edilir). İşte bu (Takdir) meseleyi karışıklıktan çıkarır sıhhate kavuşturur.

— Takdir hadîsten geliyor. Peygamberimizin ifadesidir bu. Resûlüllah Aleyhisselam günleri iyice uzun olmayan yerden çıkacak olan Deccalı haber verirken Deccalın bir günü sizin bir seneniz kadar uzun olacaktır. Sonraki günleri de beri geldikçe kısalacaktır buyurduğunda sormuşlar:
— Ya Resûlâllah bir günü bizim bir senemiz kadar uzun olacağını bildirdiğiniz o günde namazlar nasıl kılınacaktır?

Şöyle cevap vermiştir:
— Takdir olunarak!

Yani uzun günün saatleri takdir edilerek hesaplanarak.

— Nasıl takdir edilip nasıl hesaplanacak?

— En yakın normal vakitli ülkenin takvimi ve saatiyle takdir olunup hesap edilerek.

Demek ki Resûlüllah' ın haber verdiği (takdir olunarak) ifadesi meseleyi halletmektedir. Böylece beş vakit namazını en yakın normal vakitli ülkenin saatine ayarlayarak kılan kimse huzura kavuşur yanılmaktan kurtulmuş olur.

Burada cevabı gerekecek bir diğer sualde şudur:
— Bazı mevsimlerde gecenin başlamasıyla hemen arkasından şafak söker yatsının vakti hiç olmaz. Böylesine kısa gecelerde namazlarımızı nasıl kılacağız?

Cevabı şöyledir:
— Öyle kısa gecelerin başlangıcında önce akşam namazına durulur kılınınca vakit bulunursa hemen yatsıya başlanır bitirilince de hemen sabah namazına girişilir. Böylece kısa gecenin namazları arka arkaya eklenerek kılınır. Bundan sonrası yine takdir olunarak edâ edilir.

Bu mevzuda Prof. Dr. Hamidullah "İslâma Giriş" kitabında şöyle diyor:
— İslâm din ve hukuk âlimleri umumiyetle (45) arz dâiresindeki saatlerin (vakitlerin) (90) derecede yâni kutuplarda muteber olduğunu açıklar. (45) derece ile (90) derece arasındaki bölgelerde güneşe değil saate göre hareket edilir. Namaz için böyle olduğu gibi oruç v.s. için de böyledir."

Bu mevzuu etraflıca inceleyen "Kaynaklarıyla İslâm Hukuku"nda ise nihaî hüküm şöyle verilmektedir:
— Altı ay gece altı ay gündüzün devam ettiği ülkelerde normal vakitleri (yâni gece ile gündüzü) bulunan en yakın -45 enlemdeki- ülkelerin saatleri uygulanarak namaz ve oruç ibadeti yerine getirilir."
Sovalye isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-05-2007, 21:06   #4 (permalink)
 
Sovalye - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Namaz ilmihali

 
Müdrik Hakkında Meseleler
300- Müdrik namazın başından sonuna kadar fasılasız olarak imama uyan ve bütün
rekatleri imamla beraber kılan kimsedir. İmama ilk rekatın rükûunda yetişen o
rekata yetişmiş ve müdrik adını almış olur.
Namaza imam ile beraber
başlamanın fazileti pek büyüktür. Bu hususta aşağıdaki meseleler ortaya
çıkar:
301- Bir kimse tek başına bir farz namaza başladıktan sonra
bulunduğu yerde cemaatla o farz namaz kılınmaya başlansa bakılır: Eğer tek
başına namaz kılmakta olan henüz secdeye varmamış ise namazı bırakıp imama
uyar. Böylece cemaat sevabını kazanmaya koşar. Bu müstahabdır. Eğer bir kez
secdeye varmış ise bakılır: Kıldığı namaz sabah veya akşam namazı ise yine
namazını bırakır ve imama uyar. Fakat bunların ikinci rekatı için secdeye
varmışsa artık namazı bırakmayıp tamamlar imama uyamaz. Çünkü sabah namazından
sonra nafile kılınamayacağı gibi üç rekatlı bir namaz da nafile
kılınamaz.
Öğle namazı gibi dört rekatlı bir farz ise kıldığı bir rekata
bir rekat daha ilave eder teşehhüdde bulunur ve selam vererek imama uyar.
Evvelce kıldığı o iki rekat namaz nafile olmuş olur. Böyle bir namazın üçüncü
rekatında bulunup da henüz secdesine varmamış ise hemen ayakta veya oturarak
selam verip namazdan çıkar ve imama uyar. Yalnız başına kıldığı iki rekat yine
bir nafile olmuş olur. Fakat bu namazın üçüncü rekatını secde ile bağlasa artık
bunu tamamlar farzını kılmış olur. Bu namaz öğle veya yatsı olduğuna göre de
kendi farzını kıldıktan sonra imama uyabilir. İmam ile kılacağı bu namaz bir
nafile olmuş olur. Fakat ikindi namazında ise imama uyamaz; çünkü ikindi
namazından sonra nafile kılınması mekruhtur.
302- Nafile bir namaza
başlamış olan bir kimse yanında cemaatla namaza başlanınca bu nafileyi iki
rekat olmak üzere tamamlar. Ondan sonra selam verip cemaata katılır. Üçüncü
rekata kalkmış ise onu da dörde tamamladıktan sonra cemaata katılır.

Bundan cenaze namazı müstesnadır. Şöyle ki: Böyle nafileye başlamış olan kimse
kılınmaya başlanan bir cenaze namazının kaçırılacağından korkarsa kılmakta
olduğu namazı hemen bırakıp cenaze namazı için imama uyar. Sonra nafileyi kaza
eder. Çünkü cenaze namazının kazası yoktur.
303- Cemaatle sabah namazına
başlanmış olduğunu gören kimse cemaate yetişebileceğini zannederse hemen sabah
namazının sünnetini kılar. Gerek görürse "Sübhaneke" ile "Eûzü"yü ve sure
ilavesini bırakıp yalnız Fatiha suresi ile rükû ve sücudda birer tesbih ile
yetinebilir. Ondan sonra imama uyar. Fakat cemaate yetişeceğini hiç
zannetmiyorsa sünnete başlamayıp imama uyar; artık bu sünneti kaza edemez. Eğer
sünnete başlamış ise onu tamamlar bırakmaz.
Fakat öğle ikindi ve yatsı
namazları böyle değildir. Bunların cemaatla kılınmaya başlanmış olduğunu gören
kimse bunların sünnetini kılmadan imama uyar. Sonra öğlenin dört rekat
sünnetini kaza eder. İkindinin sünnetini vaktin kerahetinden dolayı kaza edemez.
Yatsı namazının dört rekat sünnetini bir gayri müekked sünnet olduğu için
dilerse kaza eder dilerse kaza etmez.
304- Vaktin çıkacağını veya
cemaatin tamamen kaçırılacağını kesinlikle anlayan kimse sünnetleri kılmayacağı
gibi kendisinde bulunan az bir pisliği gidermekle uğraşamaz. Fakat başka bir
cemaat bulabileceğinden emin olan kimse az necaseti gidermeden namaza başlamaz;
bu daha faziletlidir. Böylece namazı ittifakla sahih duruma geçer.

(Şafiî'lere göre namaz az pislik ile de bozulur. Necasetler (pislikler)
bölümüne bakılsın!..)
Sovalye isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-05-2007, 21:07   #5 (permalink)
 
Sovalye - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Namaz ilmihali

 
Mesbuk Hakkındaki Meseleler

310- Mesbuk bir rekat kılındıktan sonra imama uyan kimsedir ki son oturuşta
dahi imama uymuş olsa yine mesbuk sayılır. Mesbuk hakkında aşağıdaki meseleler
ortaya çıkar:
311- Mesbuk kaza edeceği rekatlarda tek başına namaz kılan
gibidir. Örnek: Bir kimse sabah namazıın ikinci rekatında imama uyacak olsa
mesbuk olmuş olur. Aldığı tekbirden sonra sükut eder. İmamla beraber son
oturuşta yalnız "Tahiyyat"ı okur. İmam selam verince kendisi ayağa kalkar ve
imam ile kılmamış olduğu ilk rekatı kılmaya başlar. "Sübhaneke ve Eüzü
Besmele'den" sonra Fatiha suresi ile bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okur.
Bilindiği şekilde rükû ve secdelere gider. Ondan sonra oturup "Tahiyyatı
salavatları ve Rabbenâ âtinâ'yı" okuyarak selam verir.
Akşam namazının
ikinci rekatında imama uyan kimse de birinci rekat hakkında bu şekilde hareket
eder.
312- Mesbuk akşam namazının son rekatinde imama uysa
"Sübhaneke'yi" okur ve imamla beraber o rekatı kılarak teşehhüde oturur. İmam
selam verdikten sonra kalkar Sübhaneke Eüzü Besmele Fatiha ve bir mikdar daha
Kur'an-ı Kerîm okur. Rükû ve secdelerden sonra oturur ve yalnız "Tahiyyat'ı"
okur. Sonra "Allahü Ekber" diyerek ayağa kalkar yalnız Besmele ile Fatiha ve
bir miktar daha Kur'an-ı Kerîm okuyarak rükû ve secdeleri yapar. Sonra son
oturuş yaparak selam ile namazdan çıkar. Bu halde üç defa Teşehhüde oturmuş
olur. Bununla beraber mesbuk ikinci rekatın sonunda yanılarak teşehhüde
oturmayacak olsa sehiv secdesi yapması gerekmez. Çünkü bu rekat bir yönden
birinci rekat yerindedir.
313- Mesbuk dört rekatlı namazlardan birinin
dördüncü rekatinde imama uysa imam ile teşehhüde oturduktan sonra kalkar
Sübhaneke Eûzü Besmele Fatiha ve bir mikdar Kur'an okur. Rükû ve secdelerden
sonra oturur. Yalnız "Tahiyyat'ı" okur. Ondan sonra kalkar. Besmele ile
Fatiha'yi ve bir mikdar daha Kur'an ayetlerini okur. Sonra rükû ve secdelere
varır oturmaksızın kalkar. Yalnız Besmele ve Fatiha ile bir rekat daha kılarak
son oturuşu yapar. Tahiyyat'ı Salavatları ve Rabbenâ âtinâ'yı okuyup selam
vererek namazını tamamlar.
314- Mesbuk dört rekatlı namazların üçüncü
rekatinden başlayarak imama uysa imamla beraber son oturuşta yalnız
"Tahiyyat'ı" okur. İmam selam verdikten sonra kalkar Sübhaneke Eûzü Besmele
Fatiha ve bir mikdar daha Kur'an okur. Rükû ve secdelere varır sonra kalkar
yalnız Besmele ile Fatiha'yı okur. Biraz daha Kur'an-ı Kerîm okur. Yine rükû ve
secdelere gider. Teşehhüde oturur. Tahiyyat'ı Salavatları ve Rabbena atina'yı
okuyarak selamla namazını tamamlar.
315- Mesbuk dört rekatlı namazların
ikinci rekatinde imama uyacak olsa üç rekatı imamla kılmış olur. Teşehhüdden
sonra imam selam verince ayağa kalkar. Sübhaneke'yi Eûzü Besmele'yi Fatiha'yı
ve ekleyeceği ayetleri okur. Rükû ve secdelere varıp son oturuşu yapar. Selam
verip namazını tamamlar.
316- İmam rükûda iken imama uyan kimse o rükûa
ait olan rekata yetişmiş olur. Fakat imamı secde halinde bulan kimse hemen
secdeye varırsa da o secdenin rekatına yetişmiş olmaz. Bunun için o rekatı
yukarda anlatıldığı şekilde kaza etmesi gerekir.
317- Mesbuk imam selam
verdikten sonra "Allahü Ekber" diyerek ayağa kalkar ve noksan kalmış olan
rekatları tamamlar. İmam selam vermeden mesbukun kalkıp noksan kalan rekatları
kılmaya başması uygun değildir Ancak namaz vaktinin çıkmak üzere olması ve
insanların önünden geçme durumu olması gibi özürler sebebiyle selamından önce
kalkar.
Bununla beraber imam henüz selam ile namazdan çıkmamış olunca
mesbukun Teşehhüd mikdarı oturması lazımdır. Bundan önce kalkması caiz
değildir.
318- İmam teşehhüdü tamamlamadan mesbukun kalkıp Kur'an okuması
muteber değildir. Onun için mesbuk birinci veya ikinci rekatı kaza için ayağa
kalkar da imamın teşehhüdü bitirişinden sonra namaz caiz olacak kadar Kur'an
okursa namazı caiz olur. Fakat namaz caiz olmayacak kadar az okumuş olursa
namazı sahih olmaz.
319- Mesbukun kaza edeceği rekatlarda başkasına
uyması ve başkasının da bu halde mesbuka uyması caiz değildir. Mesbuk burada
yalnız başına sayılmaz. Fakat bir mesbuk ne kadar rekat kaza edeceğini unutup da
kendisi ile beraber mesbuk bulunan kimsenin ne kadar rekat kaza edeceğini yalnız
göz önünde bulundursa bununla namazı bozulmaz.
320- Mesbuk namazını
yeniden kılmak niyeti ile tekbir alacak olsa önceki tekbiri ile başlamış olduğu
namazı bozulmuş olur. Tek başına namaz kılan kimse böyle değildir; başka bir
namaz kılmaya niyet etmedikçe aynı namaza yeniden başlamak niyeti ile alacağı
tekbir bu namazı bozmaz. Çünkü her iki namaz tek başına namaz kılan için
birbirinin aynıdır. Mesbuk ise bir yönden tek başına namaz kılan gibidir bir
yönden de imama uyduğundan onun için aynı namaz değildir.
321- Mesbuk
İmam Azam'a göre Kurban Bayramı'nda Teşrîk tekbirlerini imamla beraber alır
sonra ayağa kalkıp geri kalan rekatleri tamamlar. Halbuki İmam Azam'a göre tek
başına namaz kılan kimse bu tekbirleri getirmek zorunda değildir. Bunun için
mesbuk burada tek başına namaz kılan gibi değil muktedi (imama uyan)
yerindedir.
322- Mesbuk ayağa kalkması sahih olacak bir zamanda ayağa
kalkıp da imam henüz selam vermeden mesbuk namazını bitirerek selamda imama
uysa namazı bozulmuş olur.
323- İmam daha selam vermeden mesbuk
Tahiyyat'ı okuyup bitirmiş olsa bir görüşe göre Şehadet sözünü tekrarlar bir
görüşe göre de susar. Burada sahih olan mesbukun Tahiyyat'ı yavaş yavaş
okumasıdır.
Birinci oturuşta imamdan önce Teşehhüd'ü bitirmiş olan bir
muktedi de susar Teşehhüd'de bulunmaz.
324- Mesbuk cehren (aşikare)
okunan namazlarda imama uyunca "Sübhaneke"yi okumaz. Geri kalan rekatları
kazaya kalkınca okur. Sahih olan budur. Buna yukarıda işaret edilmişti.

325- İmam yanılarak beşinci rekata kalkınca mesbuk da ona uyarak kalksa
bakılır: Eğer imam dördüncü rekatta oturmuş ise mesbukun namazı bu kalkış ile
bozulmuş olur. Fakat imam dördüncü rekatta oturmamış ise beşinci rekatta
secdeye varmadıkça mesbukun namazı bozulmaz.
326- Bir mesbuk lâhık da
olabilir. Şöyle ki: İmama sonradan uyan kimse uyku veya abdesti bozan bir
sebeble rükünlerden veya rekatlardan bir kaçını imam ile kılamayıp kaçırsa hem
mesbuk olur hem de lâhık olmuş olur. Bu durumda önce kaçırdıklarını kıraatsız
olarak kaza eder sonra mümkün ise geri kalan namazda imama uyar. Daha sonra da
imama uymadan önceki rekatları kıraatla (Kur'an okuyarak) kaza eder. Önce
bunları kaza edip ondan sonra namaz arasında kaçırmış olduğu rükünleri veya
rekatleri kaza etmesi de caizdir. Fakat bunu yapmakla meşru sırayı gözetmemiş
olacağından günahkar olur.
Sovalye isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-05-2007, 21:08   #6 (permalink)
 
Sovalye - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Namaz ilmihali

 
Mekruh Vakitler
404- Beş vakit vardır ki onlara Mekruh Vakitler denir.
Birincisi:
Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki memleketimize göre kırk ile
elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır.

İkincisi: Güneşin yükselip de tam tepeye geldiği zeval anının bulunduğu
vakittir.
Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz
bir hale gelmesinden itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir.

Dördüncüsü: Fecr-i Sadık'ın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan
vakittir.
Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin
batmasına kadar olan vakittir.
405- Evvelki üç kerahet vaktinde ne kazaya
kalmış farz namazlar ne vitir gibi vacib olan namazlar ne de önceden
hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir ne de evvelce okunmuş bir secde ayeti
için tilavet secdesi yapılabilir. Bunlar yapılırsa iadeleri gerekir.
Bu
üç vakitte nafile namaz da kılınmaz. Ancak kılınacak olsa kerahetle caiz olur
ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerahet nafile namazların sağlıklı olmasına engel
değildir. Bununla beraber bu vakitlerden birine raslayan bir nafile namazı bozup
kerahet vaktinden sonra onu kaza etmek daha faziletlidir.
Bu üç vakit
ateşe tapanların ibadet zamanlarıdır. Onlara benzemekten kaçınmak hak dine
saygının gereğidir.
Diğer iki kerahet vaktinde ise yalnız nafile namaz
kılmak mekruhtur. Farz ve vacib namaz mekruh değildir. Cenaze namazı tilavet
secdesi de mekruh değildir. Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nafile
namazı kerahetten kurtulması için bozulmuş olursa sonradan onu kaza etmek
gerekir.
406- Güneşin batışı halinde yalnız o günün ikindi namazı
kılınabilir. Fakat diğer bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınamaz.
Çünkü kamil bir vakitte vacib olan bir ibadet nakıs olan (keraheti bulunan) bir
vakitte kaza edilemez. Kerahet vakti ise ibadetlerin noksanlığına
sebebdir.
Güneşin doğuşuna raslayan herhangi bir namaz ise bozulmuş olur.
Bunun için bir kimse daha ikindi namazını kılmakta iken güneş batsa namazı
bozulmaz. Fakat sabah namazını kılmakta iken güneş doğsa namazı bozulur. Çünkü
birinci halde yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci halde ise namaz vakti
çıkmış; fakat yeni bir namaz vakti girmemiş olur.
407- Tam zeval anına
raslayan bir namaz farz veya vacib ise bozulur. Eğer nafile ise mekruh olmuş
olur. Yalnız İmam Ebû Yusuf'dan bir rivayete göre cuma günü zeval vaktinde
nafile namaz kılınması caizdir ve kerahati yoktur. Zeval vakti son bulup da
güneş batıya doğru yönelmeye başlayınca artık ittifakla kerahet vakti çıkmış
olur. Zeval vakti için namaz vakitleri bölümüne bakılsın.
408- Kerahet
vaktinde okunan bir secde ayetinden dolayı o vakitte secde yapılabilir. Fakat
bu secdeyi kerahet vaktinden sonraya bırakmak daha faziletlidir. Yine kerahet
vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı o vakitte
kılınabilir. Öyle ki faziletli olan bu namazı geciktirmeyip hemen kılmaktır.
Çünkü cenazelerde acele etmek mendubdur.
409- Güneşin batışından sonra
daha akşam namazını kılmadan nafile namazı kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazı
geciktirilmiş olur. Oysa ki akşam namazında acele etmekte fazilet
vardır.
410- Cuma günü imam hutbeye çıktıktan sonra veya ikamet
getirildikten sonra nafile bir namaza başlamak mekruhtur.
411- İki bayram
namazından önce ve bayram hutbeleri arasında ve bu hutbelerden sonra bayram
namazı kılınan yerde nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi güneş tutulması
yağmur duası ve hac hutbeleri arasında da mekruhtur. Bu hutbeleri dinlemek
lazımdır.
412- Mekruh olmayan bir vakitle başlanmış olan nafile bir namaz
bozulmuş olsa (bunu kaza etmek vacib olduğundan) ikindi namazından sonra
güneşin batışına kadar ve fecrin doğuşundan sonra güneşin bir mızrak boyu
yükselmesine kadar kaza edilemez mekruhtur. Bununla beraber kaza edilse sahih
olur. Diğer kerahet vakitleri de böyledir. Ancak başta sıralanan ilk üç kerahet
vakti böyle değildir. Onların birinde kaza edilmesi sahih olmaz. Yeniden kazası
gerekir.
413- Güneş doğduktan sonra görünüşüne göre bir veya iki mızrak
boyu yükselmesi ile kerahet vakti çıkmış olur. Artık istenilen nafile ve kaza
namazları kılınabilir. Bu zamanı belirlemek için başka kolay bir usul de vardır.
Şöyle ki:
Çeneyi göğse dayayarak güneşe bakmalı; eğer güneş ufuktan yükselmiş
olmasından dolayı görünmezse kerahet vakti çıkmış demektir.
Sovalye isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-05-2007, 21:09   #7 (permalink)
 
Sovalye - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Namaz ilmihali

 
Mescidlere Ait Hükümler

490- Mescid İslam mabetlerine (ibadet evlerine) verilen bir isimdir. Lûgatta
"secde edilecek yer" demektir. Çoğuluna "mesacid" denir. Mescidlerin büyüğüne
"Cami" denir. Bunun çoğulu da "Cevami"dir.
Mescidler Yüce Allah'a ibadet
için yapılmıştır. Bundan dolayı her mescidin büyük bir şeref ve fazileti vardır.
Bu şerefi göstermek için her mescide Beytullah (Allah'ın evi) denmiştir. Onun
için mescidlere hürmet edilir. Mescidlerde hiç kimse istediği gibi hareket
edemez. Bir mescid kıyamete kadar mesciddir. Mescidlere saygısızlık etmek
taşkınlıkta bulunmak Yüce Allah'ın hakkına saldırmaktır. Bunun sorumluluğu pek
büyüktür.
491- Bir mescidin içi ve arsası mescid olduğu gibi semaya
kadar olan bütün üst tarafı da mescid hükmündedir. Onun için mescidlerin
içlerinde yapılması mekruh ve yasak şeyler bunların üstlerinde de
mekruhtur.
492- Mescidlerin "Fina-i Mescid" denilen çevresi mescidlere
bitişik olup aralarında yol bulunmayan yerler de namaz hususunda mescid
hükmündedir. Bu bakımdan oralardan imama uymak sahihdir. Saflar bu yerlere
ulaşmasa bile hüküm aynıdır. Fakat diğer hususlarda mescid hükmünde değillerdir.
Oralardan geçip gitmek ve oralara abdestsiz girmek caizdir.
Bayram ve
cenaze namazgahları da yalnız namaz hususunda mescid hükmündedirler. Bir
kimsenin kendi evinde kendisi için mescid edindiği yer asla mescid hükmünü
kazanmaz.
493- Mescidlerin en faziletlisi Mescid-i Haram (Kâbe) ile
çevresindeki sahasıdır. Sonra Medine-i Münevveredeki "Mescidünnebi"dir. Sonra
"Beytülmakdis"dir. Sonra "Kuba" mescididir. Bundan sonra en eski mescidler daha
sonra da en büyük olan mescidler gelir.
(Malikîlere göre mescidlerin en
faziletlisi önce "Mescid-i Nebevidir. Sonra "Mescid-i Haram" sonra "Mescid-i
Aksa'dır. Bunlardan sonra bütün mescidler eşittir.
Ancak insanın evine
yakın olan mescidde namaz kılması komşuluk hakkını gözetme bakımından daha
faziletlidir.)
494- Bir kimsenin kendi mahalle veya kabilesi mescidinde
namaz kılması diğer mescidlerde namaz kılmasından daha faziletlidir diğer
mescidlerin cemaatı ister daha çok ve ister daha az olsun. Yalnız bir mescidin
imamı daha salih ve alim olursa orada namaz kılmak daha faziletlidir. Bu konuda
Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi'de kendilerine has bir özellik ve üstünlük
vardır. Bunlarda kılınan namazların sevabları kat kat ziyadedir.
495- Bir
mescid insanlara dar gelecek olsa yanındaki yer sahibinden kıymeti ile arsa
satın alınarak mescide katılır. Arsa sahibi razı olmasa bile bu işlem yapılır
çünkü buna bütün insanların ihtiyacı vardır. Böyle bir mescid veya cami
sonradan binaların durumundan anlayan yetkili kimselerin görüşlerine göre çok
genişlemiş ise içinde cuma ve bayram namazları kılınması gibi en büyük
idareciden tekrar izin alınması gerekir.
496- Bir kimse Yüce Allah'ın
rızası için yaptırmış olduğu mescidin idaresine tamirine döşeme ve
aydınlatılmasına ehil ise müezzinliğine ve imamlığına başkalarından daha çok
hak sahibidir. Kendisinden sonra da evladı ve aşireti diğer insanlardan
evladır. Bunlar müezzinliğe ve imamlığa ehil değiller ise diledikleri uygun
kimseleri müezzin ve imam tayin edebilirler. Ancak yapılan bu tayin işinde vakıf
ile mahalle halkı arasında bir ayrılık olursa bakılır: Eğer vakıfın seçtiği
kimseler daha iyi veya halkın seçtiği şahıslara eşit ise vakıfın seçtiği
tercih edilir. Değilse halkın isteği geçerli olur.
497- Bir mescidin
duvarlarını ve kubbesini birtakım nakış ve yaldızlarla süklemekte bir beis
yoktur; fakat sade bir halde bulunması daha iyidir özellikle kıble tarafının
bakışları toplayacak şekilde ince ve zarif nakışlarla süslenmesi
namaz
kılanların dikkatini çekeceğinden ve kalblerinin huzurunu bozacağından mekruh
görülmüştür. Bununla beraber bir kimse kendi malından bir mescidi süsleyebilir.
Fakat mütevelli (mescidin bakımına memur olan kimse) bu gibi nakış ve süsleri
vakıfın malından yapamaz. Yaparsa bedelini öder. Çünkü bunlar mescidin yapısına
ve devamına ait şeyler değildir. Ancak gelir fazlasının zalimler eline geçip yok
olacağından korkulursa bu gibi harcama yapılabilir.
498- Mescidlerin
lambaları en fazla gecenin üçte birine kadar yakılabilir bundan fazla
yakılamaz. Çünkü vakfın malına tecavüz olur. Ancak vakıfın böyle bir şartı varsa
veya adet öyle ise tecavüz sayılmaz.
499- Mescid içinde kuyu kazılmaz.
Eskiden beri varsa olduğu gibi bırakılır. Abdest için hazırlanmış bir yer
yoksa mescid içinde abdest alınmaz.
500- Devamlı imam ve müezzini
bulunan bir mescidde namaz kılındıktan sonra tekrar cemaat halinde ezan ve
ikametle namaz kılınması mekruhtur. Fakat tekrar ezan ve ikamet yapılmaksızın
mescidin mihrabından başka bir tarafta bazı kimselerin tekrar cemaatla namaz
kılmaları sahih olan görüşe göre mekruh değildir.
501- Bir mescidde
ezan okunduktan sonra içinde bulunan kimsenin o mescidi bırakıp başka bir
mescide gitmesi başka bir mescidde görevli değilse mekruhtur.
502-
Namaz kılanın önünden geçmek günahtır. Fakat mescidde ileri saflarda yer varken
arka saflarda namaz kılanın önünden geçmek ve ileri gitmek caizdir. Çünkü bu
kimse kendisine hürmet hakkını kaybetmiştir.
503- İtikâfa girmeyen
kimsenin mescid içinde yemek yemesi ve uyuması mekruhtur. Fakat bir görüşe göre
memleketinden uzak kalmış kimsenin mescid içinde yemesi ve uyuması caizdir.
Ancak ihlilafdan kurtulmak için böyle bir garibin itikafa niyet etmesi daha
iyidir.
504- Mescidlere abdestli olarak girilir. Namaz maksadı olmaksızın
mescidlere çocukları ve delileri sokmak zaruret olmadıkça yol gibi geçip gitmek
caiz değildir.
505- Bir mescide girerken önce sağ ayağı ileri atarak
girmeli ve hemen Peygamber Efendimize Salat ve Selam getirmeli:
"Allahümmeftah aleyna ebvabe rahmetike = Ya Rabbi! Üzerimize rahmetinin
kapılarını aç" diye dua etmeli. Çıkarken de önce sol ayağı dışarıya atmalı:
"Allahümmeftah aleyna ebvabe fadlike = Ya Rabbi! Üzerimize lütuf ve
kereminin kapılarını aç" diye duada bulunmalıdır.
506- Mescidlere gelişi
güzel hareket ve davranışlarla girilemez. Kollar sıvalı pallo omuzlara atılmış
bir şekilde girmek uygun olmaz. Bir zaruret bulunmadıkça mescidlerde dizleri
dikmek veya ayakları uzatmak sureti ile rastgele oturulmaz. Bunlar caiz
görülemez.
Yine mescidlere serili sergiler üzerine kirli veya ıslak
ayaklarla basılamaz. Mabedlerin temizliğine zarar veren işler yapılamaz. Herkes
haline göre mabedlere en temiz ve en güzel elbiselerini giyerek gitmeli.
Cemaatı tiksindirici hallerden kaçınmalıdır. Bir ayet-i kerimede:

"Her mescide gidişinizde temiz ve güzel elbiselerinizi giyiniz"
buyurulmuştur.
507- Mescidlerde yüksek sesle konuşmak mekruhtur. Ancak
cemaata duyurmak için hatiblerin ve vaizlerin din dersi veren hocaların
seslerini yükseltmeleri caizdir. Başkalarının namazlarını karıştırmamak
şartıyla Kur'an okuyanların ve Allah'ı zikredenlerin seslerini yükseltmeleri de
caizdir.
508- Mescidlerde gürültü yapmak gereksiz yere dünya işlerini
konuşmak kaybolan eşyaları sorup araştırmak zikir ve hikmet taşımayan şiirler
okumak caiz değildir. Denilmiştir ki: "Ateşin odunu yemesi gibi mescidde
konuşulan sözler iyilikleri yer bitirir."
509- Mescidlerde suçlulara
ceza uygulamak alış-veriş yapmak caiz değildir. Yalnız itikâf halinde olanlar
kazanç sağlamak maksadı olmaksızın sadece ihtiyaçları kadar alış-verişte
bulunabilirler.
(İmam Ahmed'e göre mescidlerde nikah akdî yapılması
sünnettir İmam Şafiî Hazretlerine göre bu akid yalnız itikaf halinde bulunan
için caizdir.)
510- Mescid içinde dilencilik yapmak haramdır. Bu
dilencilere para vermek de mekruhtur. En ihtiyatlı görüş budur. Fakat hediye ve
sadaka vermek yasak değildir.
511- Mescidleri pis ve kötü kokulu
şeylerden korumak vacib olan bir görevdir. Onun için mescid lambalarında temiz
olmayan yağları kullanmak caiz değildir. Soğan ve sarımsak gibi kokuları hoş
olmayan şeyleri yemiş kimselerin cemaat arasına girmeleri de uygun değildir.
Çünkü bunların kokusu cemaata eziyet verir.
512- Mescidlerde okunan
Kur'an-ı Kerimi hutbeleri ve yapılan vaazları tam bir hürmetle dinlemek
gerekir. Mescidlerde oturup kalkma gidip gelme edeblerine gereği üzere riayet
edilmesi bir görevdir.
Bütün bunlar mübarek mabedlere ait edeblerdendir.
Bunlara aykırı hareket etmek İslâm adabına aykırıdır. Böyle hoş olmayan bir
hareket İslâm mabedinin ne kadar kutsal bir makam olduğunu güzelce anlamamaktan
ileri gelir. Kur'an-ı Kerime ve diğer saygı değer şeylere karşı yapılması
gereken hürmeti bilmemekten ileri gelir. Sosyal terbiyeye ve din kardeşlerine
karşı gösterilmesi gereken hürmet ve nezakete aykırı bulunur. Artık bu gibi
yolsuz hareketlerden kaçınmalı İslâm adabına yaraşır şekilde hareket
etmelidir.
513- Mescid kapılarını namaz vakitlerinden sonra kapamak
mekruhtur. Ancak içindeki eşyanın çalınmasından korkuluyorsa
kilitlenebilir.



Ek

514- Mescid ve cami inşa etmenin fazileti ve sevabı pek çoktur. Bunları yapmak
bunların inşaatına yardım etmek bir iman ve hayırseverlik nişanıdır. Çünkü
Kur'an-ı Kerimde: "Yüce Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe
iman eden kimse bina ve imar eder" diye buyurulmuştur.
515-
Mescidleri bina ve imar eden müminler hakkında büyük müjdeler vardır. Bir
hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur: "Her kim Yüce Allah'ın rızasını
dileyerek bir mescid bina ederse Allah da ona cennette bir ev bina
eder.
Diğer bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur: "Her kim
helal malından içinde Yüce Allah'a ibadet edilecek bir bina yaparsa Allah da
onun için Cennetde inci ve yakuttan bir bina yapar".
İşte helal
maldan görsünler ve işitsinler için değil de yalnız Allah rızası için yapılan
bir mabedin sevabı çok fazladır. Ne mutlu böyle hayırlı işler
başaranlara!..
516- İnsanlar ölünce amelleri biter amel defterleri
kapanır. Artık bu defterlere sevab yazılmaz. Ancak mescid yapmış olmak gibi
devamlı hayırları bulunan müminlerin amel defterleri kapanmaz. Onlara daima
sevablar yazılır durur. Çünkü bir hadis-i şerifde buyurulmuşlur: "Bir mümine
öldükten sonra amelinden ve iyiliklerinden ulaşacak şeylerden biri öğrenip
yaydığı ilim yahut geriye bırakmış olduğu salih evladı yahut miras bırakmış
olduğu Mushaf yahut yapmış olduğu mescid yahut yolcular için yapmış olduğu ev
yahut akıtmış olduğu ırmak yahut sağlık halinde hayatta iken malından çıkarıp
verdiği sadakadır. Bunlar vefatından sonra kendisine (sevab olarak)
ulaşır".
İşte bu hadis-i şerifin beyanına göre de mescidleri yapan
medreseleri kuran çeşmeleri akıtan ve benzeri hayırlı vakıfları yapan kimseler
hakkında ne büyük bir müjdeyi kapsıyor.
517- Yüce Allah'ın rızası için
yapılmış vakıflar birer sadaka-i cariyedir (devam edip giden hayırlardır). Şöyle
ki: Mükellef olan bir müslüman bir malının mülkiyet ve menfaatini insanların
tasarrufundan engellerde Allah yolunda bir hayır işine bağlarsa onu vakfetmiş
olur. Artık o mal ancak Yüce Allah'ın mülkü hükmüne geçer. Onda hiç kimsenin
mülkiyet hakkı kalmaz.
Herhangi bir vakfın geçerli hale gelebilmesi için
usulüne göre mahkemede tescil edilmesi gerekir. Ancak bundan vakıf olan
mescidler mezarlıklar ve vasiyet suretiyle olan vakıflar müstesnadır. Şöyle
ki:
Bir müslüman bir mescid yapar da onu yoluyla beraber mülkiyetinden
çıkararak içinde namaz kılınması için insanlara izin verirse insanlarda orada
cemaatla namaz kılarsa o mescidin vakıflığı tescile muhtaç olmadan tamamlanmış
olur.
Yine bir kimse bir malını bir hayır yoluna vakıf olmak üzere
vasiyet edip sonra o vasiyet üzerine vefat etse bakılır: Eğer malının üçte biri
bunu karşılıyorsa veya varisi yoksa veya varisleri olur da vasiyetin tümünü
geçerli kabul ediyorsa o mal o hayır yoluna tamamen vakfedilmiş olur. Eğer
geriye bırakmış olduğu malın üçte biri yetmeyip varisler de muvafakat etmiyorsa
terekesinin üçte biri kadar olan mikdar ancak o hayır işine konulan şartlarla
vakfedilmiş bulunur. Bunun geçerliliği tescile bağlı değildir. Vakıflarla ilgili
bilgi "Hukuku İslâmiye ve Istılâhatı Fıkhiye" adındaki eserimizin dördüncü
cildinde vardır.
518- Mescidlere ibadet yapmak ve cemaatla namaz kılmak
için devam etmek de mescidleri sağlığa kavuşturmak ve imar etmek sayıldığından
fazileti pek ziyadedir. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: "Bir kimse içinde
cemaatla namaz kılınan bir mescide gidecek olsa gidiş ve gelişlerinden atacağı
adımlarından her biri ile bir günahı silinir. Diğer biri ile de kendisi için bir
sevab yazılır.
Diğer bir hadis-i şerifde de: "Her kim evinde güzelce
abdest alır da sonra mescide giderse o kimse Allah'ın ziyaretçisi olur.
Ziyarette bulunana ikram ise her ziyaret edilen zat üzerine bir haktır" diye
buyurulmuştur.
Diğer bir hadis-i şerifde de şöyle buyurulmuştur: "Gecenin
karanlığında mescide yürüyen kimse kıyamet gününde Yüce Allah'a nurlar içinde
kavuşacaktır".
Ne büyük müjdeler!... Artık mescidlere devamlı bir ganimet
bilmeli cemaatla namaz kılmanın sevabını kaçırmamaya çalışmalıdır. Bu hususta
muvaffak olmamazı Yüce Allah'tan niyaz ederiz.
Sovalye isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-05-2007, 21:10   #8 (permalink)
 
Sovalye - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Namaz ilmihali

 
Namazın Önemi ve Fazileti

1- Bilindiği gibi Yüce Allah'ı tevhid (bir kabul etmek) Onun eşsiz varlığını
bilip tasdik etmek farz olan en büyük bir görevdir. Bundan sonra farzların en
büyüğü ve en önemlisi namazdır. Namaz imanın alametidir kalbin nurudur ruhun
kuvvetidir mü'minin miracıdır. Mü'min bu namaz sayesinde Yüce Allah'ın manevî
huzuruna yükselir. Yüce Allah'a yalvararak manevî yakınlığa erer. Mü'min için ne
yüksek bir şeref!..
Bütün hak dinler insanlara namaz kılmalarını
emretmişlerdir. Bizim sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem)
Efendimiz de peygamber olarak gönderilişlerinden itibaren namaz kılmakla
yükümlü olmuştur. Ancak o zaman güneşin doğuşundan ve batışından sonra olmak