![]() |
|
|||||||
| İslam ve Din Bölümü Dinimiz ve Diğer Dinler Hakkındaki Bilgiler... |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Kerahet vakitleri ve mükellefiyet yaşı Süleyman KÖSMENE
Kerahet vakitleri ve mükellefiyet yaşı ![]() Manisa�dan okuyucumuz: �1- Kerahet vakitleri hangi vakitlerdir? Akşam namazına 45 dakika varken ikindi namazı kılınır mı? 2- İnsan kaç yaşında mükellef sayılır? Erkeklerde 12-15 kadınlarda 9-12 diyorlar. Bu doğru mudur?� Ukbe ibn-i Âmir el-Cuhenî anlatıyor: �Üç saat vardır ki Resûlullah Efendimiz (asm) bizleri o saatlerde namaz kılmaktan ve ölülerimizi kabre koymaktan nehiy buyurdu: 1- Güneş doğmaya başladığından (bir mızrak boyu) yükselinceye kadar geçen zaman. (40�50 dakikalık bir zaman dilimi) 2- Güneş tam ortada iken ayakta duranın ne doğusunda ne batısında hiçbir gölgenin kalmadığı vakitten itibaren güneş biraz meyledinceye kadar geçen zaman. 3- Güneş batmaya meylettiği vakitten itibaren tamamen batıncaya kadar geçen zaman.�1 Kerahet vakitlerinde nafile namaz kılınmaz ve ölü kabre konulmaz. Fakat Kur�ân okunabilir duâ yapılabilir tesbihât yapılabilir dinî kitap okunabilir. Şafiîlere göre kaza namazı kılınabilir. Sabah ve ikindi namazlarını bilerek kerahet vakitlerine kadar geciktirmek mekruhtur. Bununla beraber her ne sebeple olursa olsun geciktirilmişse namaz tamamlanır. Ebû Hüreyre (ra) ve İbn-i Abbas (ra) Peygamber Efendimiz�in (asm) şöyle buyurduğunu bildirmişlerdir: �Her kim sabah namazında bir rekâti güneş doğmadan evvel yetiştirirse sabah namazına yetişmiştir. Her kim de ikindi namazında bir rek�ati güneş batmadan evvel yetiştirirse ikindi namazına yetişmiştir.�2 Hazret-i Âişe�nin (ra) rivâyeti de şöyledir: Resûlullah Efendimiz (asm) �Her kim ikindi namazının bir secdesini güneş batmadan evvel yetiştirirse yahut sabah namazının bir secdesini güneş doğmadan evvel yetiştirirse bu iki namazı kılmış olur�3 buyurmuştur. Sabah namazını kılarken güneş doğmuş olsa yeni bir vakit girmediğinden Hanefîler yukarıya aldığımız birinci hadisteki nehiyden hareketle namazın bozulacağına hükmetmişler; fakat ikindi namazını kılarken güneşin batması halinde namazın bozulmadığını bildirmişlerdir. Çünkü ikindi vaktinde güneş battıktan hemen sonra yeni bir namaz vakti girmektedir. Netice olarak denilebilir ki ikindi namazı eğer kılınmamışsa güneş batarken de kılınabilir. Teklif yaşına gelince: Teklif yaşı kişinin akıl-baliğ olduğu yaştır. Büluğ biyolojik ergenlik demektir ve kişinin çocukluk döneminden çıkıp yetişkinler grubuna katıldığı dönemin başlangıcıdır. Bu yaş iklim şartlarına ve çocuğun biyolojik ve psikolojik yapısına ve yaratılışına göre değişebilir. Ergenlik çağı net olarak erkek çocuklar için ilk ihtilâm olduğu yaşta; kız çocuklar için ise ilk âdet görmeye başladığı yaşta başlamış olmaktadır. Bunu yaş olarak rakamlara da döken İslâm Hukukçuları bu konuda bir alt sınır bir de üst sınır belirlemişler; alt sınırın altındakileri ergen saymamışlar; üst sınırı geçenleri ise her ne kadar ergen olmadıklarını iddia etseler de ergen saymışlardır. Alt sınır kızlarda dokuz erkek çocuklarda on ikidir. Üst sınır ise İmam-ı Azam Ebû Hanife�ye göre kızlarda on yedi erkeklerde on sekiz; İmam-ı Malik�e göre her iki cins için on sekiz; Hanefî Fukahasından İmam-ı Ebû Yusuf ile İmam-ı Muhammed�e göre ise her iki cins için de on beş yaştır.4 Büluğ çağı konusunda Bedîüzzaman�ın içtihadı da ortalama on beş yaştır.5 Bu durumda ergenlik dönemi de denilen büluğ çağı için öncelikle kendi biyolojik yapımızı esas almamız ve yukarıdaki temel ölçüler çerçevesinde kendi yaşımızı kendi kendimize tesbit etmemiz daha sağlıklı olacaktır. Eğer tereddüt içinde kalır isek galip kanaatimizle belirlediğimiz yaşı; bu da olmaz ve tereddüt halimiz devam ederse on beş yaşını kendimiz için büluğ çağı yani teklif yaşı yani mükellefiyet yaşı olarak kabul etmemiz daha sağlıklı olacaktır. Dipnotlar: 1- Müslim Salâti�l-Misâfirîn 293 2- Müslim 608 3- Müslim 609 4- F. Hindiyye 10/345 5- Sözler 591 |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
İbÂdet Namaz bahsune girmeden önce "ibadet"in namazın ruhu olması nedeniyle kısaca ibadet ve Allah'a kulluktan biraz bahsedecek ve onun manası felsefesi ve diğer çeşitli boyutları hakkında bazı açıklamalarda bulunmaya çalışacağız.Nİçİn İbadet İbadetin anlamı Allah'ın önünde azami tevazu göstermek tevazunun doruk noktasına varmak ve saygıyla eğilmektir. Peygamberlerin varlığı ve bi'setleri (tekvin ve teşri alemi) duanın önemini vurgulamak için yeterli bir delildir."Ben cinleri de insanları da yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım"[1] Bütün peygamberlerin davası ve risaletleri halkı Allah'a tapınmaya davet etmek oluşmuştur:"Andolsun biz her ümmete" Allah'a kulluk edin ve tağuttan kaçının "(diye tebliğ etmesi için) bir peygamber gönderdik."[2] Öyleyse kâinatın yaratılışı ve peygamberlerin bi'setinden amaç Allah'a ibadettir. Allah Teala'nın bizim ibadetimize ihtiyacı olmadığı ise açıktır."Eğer küfre sapacak olursanız artık şüphesiz Allah size karşı hiç bir ihtiyacı olmayandır ve o kulları için küfre rıza göstermez"[3] İbadetin faydası yine ibadet eden şahsa döner; öğretmenden ders alan bir öğrencinin kendisine fayda sağlaması gibidir bu. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() |
kutuplarda namaz nasıl kılınır ? Bu soruya çeşitli cevaplar verilmiştir. Bu cevapların özetini kısaca arz edelim: —Kutuplara doğru yaklaşıldıkça iyice uzayan gün ve gecelerde namaz vakitleri (takdir edilir). İşte bu (Takdir) meseleyi karışıklıktan çıkarır sıhhate kavuşturur. — Takdir hadîsten geliyor. Peygamberimizin ifadesidir bu. Resûlüllah Aleyhisselam günleri iyice uzun olmayan yerden çıkacak olan Deccalı haber verirken Deccalın bir günü sizin bir seneniz kadar uzun olacaktır. Sonraki günleri de beri geldikçe kısalacaktır buyurduğunda sormuşlar: — Ya Resûlâllah bir günü bizim bir senemiz kadar uzun olacağını bildirdiğiniz o günde namazlar nasıl kılınacaktır? Şöyle cevap vermiştir: — Takdir olunarak! Yani uzun günün saatleri takdir edilerek hesaplanarak. — Nasıl takdir edilip nasıl hesaplanacak? — En yakın normal vakitli ülkenin takvimi ve saatiyle takdir olunup hesap edilerek. Demek ki Resûlüllah' ın haber verdiği (takdir olunarak) ifadesi meseleyi halletmektedir. Böylece beş vakit namazını en yakın normal vakitli ülkenin saatine ayarlayarak kılan kimse huzura kavuşur yanılmaktan kurtulmuş olur. Burada cevabı gerekecek bir diğer sualde şudur: — Bazı mevsimlerde gecenin başlamasıyla hemen arkasından şafak söker yatsının vakti hiç olmaz. Böylesine kısa gecelerde namazlarımızı nasıl kılacağız? Cevabı şöyledir: — Öyle kısa gecelerin başlangıcında önce akşam namazına durulur kılınınca vakit bulunursa hemen yatsıya başlanır bitirilince de hemen sabah namazına girişilir. Böylece kısa gecenin namazları arka arkaya eklenerek kılınır. Bundan sonrası yine takdir olunarak edâ edilir. Bu mevzuda Prof. Dr. Hamidullah "İslâma Giriş" kitabında şöyle diyor: — İslâm din ve hukuk âlimleri umumiyetle (45) arz dâiresindeki saatlerin (vakitlerin) (90) derecede yâni kutuplarda muteber olduğunu açıklar. (45) derece ile (90) derece arasındaki bölgelerde güneşe değil saate göre hareket edilir. Namaz için böyle olduğu gibi oruç v.s. için de böyledir." Bu mevzuu etraflıca inceleyen "Kaynaklarıyla İslâm Hukuku"nda ise nihaî hüküm şöyle verilmektedir: — Altı ay gece altı ay gündüzün devam ettiği ülkelerde normal vakitleri (yâni gece ile gündüzü) bulunan en yakın -45 enlemdeki- ülkelerin saatleri uygulanarak namaz ve oruç ibadeti yerine getirilir." |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
![]() |
Müdrik Hakkında Meseleler 300- Müdrik namazın başından sonuna kadar fasılasız olarak imama uyan ve bütün rekatleri imamla beraber kılan kimsedir. İmama ilk rekatın rükûunda yetişen o rekata yetişmiş ve müdrik adını almış olur. Namaza imam ile beraber başlamanın fazileti pek büyüktür. Bu hususta aşağıdaki meseleler ortaya çıkar: 301- Bir kimse tek başına bir farz namaza başladıktan sonra bulunduğu yerde cemaatla o farz namaz kılınmaya başlansa bakılır: Eğer tek başına namaz kılmakta olan henüz secdeye varmamış ise namazı bırakıp imama uyar. Böylece cemaat sevabını kazanmaya koşar. Bu müstahabdır. Eğer bir kez secdeye varmış ise bakılır: Kıldığı namaz sabah veya akşam namazı ise yine namazını bırakır ve imama uyar. Fakat bunların ikinci rekatı için secdeye varmışsa artık namazı bırakmayıp tamamlar imama uyamaz. Çünkü sabah namazından sonra nafile kılınamayacağı gibi üç rekatlı bir namaz da nafile kılınamaz. Öğle namazı gibi dört rekatlı bir farz ise kıldığı bir rekata bir rekat daha ilave eder teşehhüdde bulunur ve selam vererek imama uyar. Evvelce kıldığı o iki rekat namaz nafile olmuş olur. Böyle bir namazın üçüncü rekatında bulunup da henüz secdesine varmamış ise hemen ayakta veya oturarak selam verip namazdan çıkar ve imama uyar. Yalnız başına kıldığı iki rekat yine bir nafile olmuş olur. Fakat bu namazın üçüncü rekatını secde ile bağlasa artık bunu tamamlar farzını kılmış olur. Bu namaz öğle veya yatsı olduğuna göre de kendi farzını kıldıktan sonra imama uyabilir. İmam ile kılacağı bu namaz bir nafile olmuş olur. Fakat ikindi namazında ise imama uyamaz; çünkü ikindi namazından sonra nafile kılınması mekruhtur. 302- Nafile bir namaza başlamış olan bir kimse yanında cemaatla namaza başlanınca bu nafileyi iki rekat olmak üzere tamamlar. Ondan sonra selam verip cemaata katılır. Üçüncü rekata kalkmış ise onu da dörde tamamladıktan sonra cemaata katılır.Bundan cenaze namazı müstesnadır. Şöyle ki: Böyle nafileye başlamış olan kimse kılınmaya başlanan bir cenaze namazının kaçırılacağından korkarsa kılmakta olduğu namazı hemen bırakıp cenaze namazı için imama uyar. Sonra nafileyi kaza eder. Çünkü cenaze namazının kazası yoktur. 303- Cemaatle sabah namazına başlanmış olduğunu gören kimse cemaate yetişebileceğini zannederse hemen sabah namazının sünnetini kılar. Gerek görürse "Sübhaneke" ile "Eûzü"yü ve sure ilavesini bırakıp yalnız Fatiha suresi ile rükû ve sücudda birer tesbih ile yetinebilir. Ondan sonra imama uyar. Fakat cemaate yetişeceğini hiç zannetmiyorsa sünnete başlamayıp imama uyar; artık bu sünneti kaza edemez. Eğer sünnete başlamış ise onu tamamlar bırakmaz.Fakat öğle ikindi ve yatsı namazları böyle değildir. Bunların cemaatla kılınmaya başlanmış olduğunu gören kimse bunların sünnetini kılmadan imama uyar. Sonra öğlenin dört rekat sünnetini kaza eder. İkindinin sünnetini vaktin kerahetinden dolayı kaza edemez. Yatsı namazının dört rekat sünnetini bir gayri müekked sünnet olduğu için dilerse kaza eder dilerse kaza etmez.304- Vaktin çıkacağını veya cemaatin tamamen kaçırılacağını kesinlikle anlayan kimse sünnetleri kılmayacağı gibi kendisinde bulunan az bir pisliği gidermekle uğraşamaz. Fakat başka bir cemaat bulabileceğinden emin olan kimse az necaseti gidermeden namaza başlamaz; bu daha faziletlidir. Böylece namazı ittifakla sahih duruma geçer. (Şafiî'lere göre namaz az pislik ile de bozulur. Necasetler (pislikler) bölümüne bakılsın!..) |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
![]() |
Mesbuk Hakkındaki Meseleler 310- Mesbuk bir rekat kılındıktan sonra imama uyan kimsedir ki son oturuşta dahi imama uymuş olsa yine mesbuk sayılır. Mesbuk hakkında aşağıdaki meseleler ortaya çıkar: 311- Mesbuk kaza edeceği rekatlarda tek başına namaz kılan gibidir. Örnek: Bir kimse sabah namazıın ikinci rekatında imama uyacak olsa mesbuk olmuş olur. Aldığı tekbirden sonra sükut eder. İmamla beraber son oturuşta yalnız "Tahiyyat"ı okur. İmam selam verince kendisi ayağa kalkar ve imam ile kılmamış olduğu ilk rekatı kılmaya başlar. "Sübhaneke ve Eüzü Besmele'den" sonra Fatiha suresi ile bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okur. Bilindiği şekilde rükû ve secdelere gider. Ondan sonra oturup "Tahiyyatı salavatları ve Rabbenâ âtinâ'yı" okuyarak selam verir. Akşam namazının ikinci rekatında imama uyan kimse de birinci rekat hakkında bu şekilde hareket eder. 312- Mesbuk akşam namazının son rekatinde imama uysa "Sübhaneke'yi" okur ve imamla beraber o rekatı kılarak teşehhüde oturur. İmam selam verdikten sonra kalkar Sübhaneke Eüzü Besmele Fatiha ve bir mikdar daha Kur'an-ı Kerîm okur. Rükû ve secdelerden sonra oturur ve yalnız "Tahiyyat'ı" okur. Sonra "Allahü Ekber" diyerek ayağa kalkar yalnız Besmele ile Fatiha ve bir miktar daha Kur'an-ı Kerîm okuyarak rükû ve secdeleri yapar. Sonra son oturuş yaparak selam ile namazdan çıkar. Bu halde üç defa Teşehhüde oturmuş olur. Bununla beraber mesbuk ikinci rekatın sonunda yanılarak teşehhüde oturmayacak olsa sehiv secdesi yapması gerekmez. Çünkü bu rekat bir yönden birinci rekat yerindedir. 313- Mesbuk dört rekatlı namazlardan birinin dördüncü rekatinde imama uysa imam ile teşehhüde oturduktan sonra kalkar Sübhaneke Eûzü Besmele Fatiha ve bir mikdar Kur'an okur. Rükû ve secdelerden sonra oturur. Yalnız "Tahiyyat'ı" okur. Ondan sonra kalkar. Besmele ile Fatiha'yi ve bir mikdar daha Kur'an ayetlerini okur. Sonra rükû ve secdelere varır oturmaksızın kalkar. Yalnız Besmele ve Fatiha ile bir rekat daha kılarak son oturuşu yapar. Tahiyyat'ı Salavatları ve Rabbenâ âtinâ'yı okuyup selam vererek namazını tamamlar. 314- Mesbuk dört rekatlı namazların üçüncü rekatinden başlayarak imama uysa imamla beraber son oturuşta yalnız "Tahiyyat'ı" okur. İmam selam verdikten sonra kalkar Sübhaneke Eûzü Besmele Fatiha ve bir mikdar daha Kur'an okur. Rükû ve secdelere varır sonra kalkar yalnız Besmele ile Fatiha'yı okur. Biraz daha Kur'an-ı Kerîm okur. Yine rükû ve secdelere gider. Teşehhüde oturur. Tahiyyat'ı Salavatları ve Rabbena atina'yı okuyarak selamla namazını tamamlar. 315- Mesbuk dört rekatlı namazların ikinci rekatinde imama uyacak olsa üç rekatı imamla kılmış olur. Teşehhüdden sonra imam selam verince ayağa kalkar. Sübhaneke'yi Eûzü Besmele'yi Fatiha'yı ve ekleyeceği ayetleri okur. Rükû ve secdelere varıp son oturuşu yapar. Selam verip namazını tamamlar. 316- İmam rükûda iken imama uyan kimse o rükûa ait olan rekata yetişmiş olur. Fakat imamı secde halinde bulan kimse hemen secdeye varırsa da o secdenin rekatına yetişmiş olmaz. Bunun için o rekatı yukarda anlatıldığı şekilde kaza etmesi gerekir. 317- Mesbuk imam selam verdikten sonra "Allahü Ekber" diyerek ayağa kalkar ve noksan kalmış olan rekatları tamamlar. İmam selam vermeden mesbukun kalkıp noksan kalan rekatları kılmaya başması uygun değildir Ancak namaz vaktinin çıkmak üzere olması ve insanların önünden geçme durumu olması gibi özürler sebebiyle selamından önce kalkar. Bununla beraber imam henüz selam ile namazdan çıkmamış olunca mesbukun Teşehhüd mikdarı oturması lazımdır. Bundan önce kalkması caiz değildir. 318- İmam teşehhüdü tamamlamadan mesbukun kalkıp Kur'an okuması muteber değildir. Onun için mesbuk birinci veya ikinci rekatı kaza için ayağa kalkar da imamın teşehhüdü bitirişinden sonra namaz caiz olacak kadar Kur'an okursa namazı caiz olur. Fakat namaz caiz olmayacak kadar az okumuş olursa namazı sahih olmaz. 319- Mesbukun kaza edeceği rekatlarda başkasına uyması ve başkasının da bu halde mesbuka uyması caiz değildir. Mesbuk burada yalnız başına sayılmaz. Fakat bir mesbuk ne kadar rekat kaza edeceğini unutup da kendisi ile beraber mesbuk bulunan kimsenin ne kadar rekat kaza edeceğini yalnız göz önünde bulundursa bununla namazı bozulmaz.320- Mesbuk namazını yeniden kılmak niyeti ile tekbir alacak olsa önceki tekbiri ile başlamış olduğu namazı bozulmuş olur. Tek başına namaz kılan kimse böyle değildir; başka bir namaz kılmaya niyet etmedikçe aynı namaza yeniden başlamak niyeti ile alacağı tekbir bu namazı bozmaz. Çünkü her iki namaz tek başına namaz kılan için birbirinin aynıdır. Mesbuk ise bir yönden tek başına namaz kılan gibidir bir yönden de imama uyduğundan onun için aynı namaz değildir. 321- Mesbuk İmam Azam'a göre Kurban Bayramı'nda Teşrîk tekbirlerini imamla beraber alır sonra ayağa kalkıp geri kalan rekatleri tamamlar. Halbuki İmam Azam'a göre tek başına namaz kılan kimse bu tekbirleri getirmek zorunda değildir. Bunun için mesbuk burada tek başına namaz kılan gibi değil muktedi (imama uyan) yerindedir. 322- Mesbuk ayağa kalkması sahih olacak bir zamanda ayağa kalkıp da imam henüz selam vermeden mesbuk namazını bitirerek selamda imama uysa namazı bozulmuş olur.323- İmam daha selam vermeden mesbuk Tahiyyat'ı okuyup bitirmiş olsa bir görüşe göre Şehadet sözünü tekrarlar bir görüşe göre de susar. Burada sahih olan mesbukun Tahiyyat'ı yavaş yavaş okumasıdır. Birinci oturuşta imamdan önce Teşehhüd'ü bitirmiş olan bir muktedi de susar Teşehhüd'de bulunmaz.324- Mesbuk cehren (aşikare) okunan namazlarda imama uyunca "Sübhaneke"yi okumaz. Geri kalan rekatları kazaya kalkınca okur. Sahih olan budur. Buna yukarıda işaret edilmişti. 325- İmam yanılarak beşinci rekata kalkınca mesbuk da ona uyarak kalksa bakılır: Eğer imam dördüncü rekatta oturmuş ise mesbukun namazı bu kalkış ile bozulmuş olur. Fakat imam dördüncü rekatta oturmamış ise beşinci rekatta secdeye varmadıkça mesbukun namazı bozulmaz.326- Bir mesbuk lâhık da olabilir. Şöyle ki: İmama sonradan uyan kimse uyku veya abdesti bozan bir sebeble rükünlerden veya rekatlardan bir kaçını imam ile kılamayıp kaçırsa hem mesbuk olur hem de lâhık olmuş olur. Bu durumda önce kaçırdıklarını kıraatsız olarak kaza eder sonra mümkün ise geri kalan namazda imama uyar. Daha sonra da imama uymadan önceki rekatları kıraatla (Kur'an okuyarak) kaza eder. Önce bunları kaza edip ondan sonra namaz arasında kaçırmış olduğu rükünleri veya rekatleri kaza etmesi de caizdir. Fakat bunu yapmakla meşru sırayı gözetmemiş olacağından günahkar olur. |
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
![]() |
Mekruh Vakitler 404- Beş vakit vardır ki onlara Mekruh Vakitler denir.Birincisi: Güneşin doğmasından bir mızrak boyu (beş derece) ki memleketimize göre kırk ile elli dakika arasında bir zamanla yükselişine kadar olan zamandır. İkincisi: Güneşin yükselip de tam tepeye geldiği zeval anının bulunduğu vakittir. Üçüncüsü: Güneşin sararmasından ve gözleri kamaştırmaz bir hale gelmesinden itibaren batışı zamanına kadar olan vakittir. Dördüncüsü: Fecr-i Sadık'ın doğmasından güneşin doğacağı zamana kadar olan vakittir. Beşincisi: İkindi namazı kılındıktan sonra güneşin batmasına kadar olan vakittir. 405- Evvelki üç kerahet vaktinde ne kazaya kalmış farz namazlar ne vitir gibi vacib olan namazlar ne de önceden hazırlanmış bir cenaze namazı kılınabilir ne de evvelce okunmuş bir secde ayeti için tilavet secdesi yapılabilir. Bunlar yapılırsa iadeleri gerekir.Bu üç vakitte nafile namaz da kılınmaz. Ancak kılınacak olsa kerahetle caiz olur ve iadesi gerekmez. Çünkü bu kerahet nafile namazların sağlıklı olmasına engel değildir. Bununla beraber bu vakitlerden birine raslayan bir nafile namazı bozup kerahet vaktinden sonra onu kaza etmek daha faziletlidir. Bu üç vakit ateşe tapanların ibadet zamanlarıdır. Onlara benzemekten kaçınmak hak dine saygının gereğidir. Diğer iki kerahet vaktinde ise yalnız nafile namaz kılmak mekruhtur. Farz ve vacib namaz mekruh değildir. Cenaze namazı tilavet secdesi de mekruh değildir. Bu iki vakitten birinde başlanmış olan bir nafile namazı kerahetten kurtulması için bozulmuş olursa sonradan onu kaza etmek gerekir. 406- Güneşin batışı halinde yalnız o günün ikindi namazı kılınabilir. Fakat diğer bir günün kazaya kalmış olan ikindi namazı kılınamaz. Çünkü kamil bir vakitte vacib olan bir ibadet nakıs olan (keraheti bulunan) bir vakitte kaza edilemez. Kerahet vakti ise ibadetlerin noksanlığına sebebdir. Güneşin doğuşuna raslayan herhangi bir namaz ise bozulmuş olur. Bunun için bir kimse daha ikindi namazını kılmakta iken güneş batsa namazı bozulmaz. Fakat sabah namazını kılmakta iken güneş doğsa namazı bozulur. Çünkü birinci halde yeni bir namaz vakti girmiş olur. İkinci halde ise namaz vakti çıkmış; fakat yeni bir namaz vakti girmemiş olur. 407- Tam zeval anına raslayan bir namaz farz veya vacib ise bozulur. Eğer nafile ise mekruh olmuş olur. Yalnız İmam Ebû Yusuf'dan bir rivayete göre cuma günü zeval vaktinde nafile namaz kılınması caizdir ve kerahati yoktur. Zeval vakti son bulup da güneş batıya doğru yönelmeye başlayınca artık ittifakla kerahet vakti çıkmış olur. Zeval vakti için namaz vakitleri bölümüne bakılsın. 408- Kerahet vaktinde okunan bir secde ayetinden dolayı o vakitte secde yapılabilir. Fakat bu secdeyi kerahet vaktinden sonraya bırakmak daha faziletlidir. Yine kerahet vakitlerinden birinde hazırlanmış olan bir cenazenin namazı o vakitte kılınabilir. Öyle ki faziletli olan bu namazı geciktirmeyip hemen kılmaktır. Çünkü cenazelerde acele etmek mendubdur. 409- Güneşin batışından sonra daha akşam namazını kılmadan nafile namazı kılmak mekruhtur. Çünkü akşam namazı geciktirilmiş olur. Oysa ki akşam namazında acele etmekte fazilet vardır. 410- Cuma günü imam hutbeye çıktıktan sonra veya ikamet getirildikten sonra nafile bir namaza başlamak mekruhtur. 411- İki bayram namazından önce ve bayram hutbeleri arasında ve bu hutbelerden sonra bayram namazı kılınan yerde nafile namaz kılmak mekruh olduğu gibi güneş tutulması yağmur duası ve hac hutbeleri arasında da mekruhtur. Bu hutbeleri dinlemek lazımdır. 412- Mekruh olmayan bir vakitle başlanmış olan nafile bir namaz bozulmuş olsa (bunu kaza etmek vacib olduğundan) ikindi namazından sonra güneşin batışına kadar ve fecrin doğuşundan sonra güneşin bir mızrak boyu yükselmesine kadar kaza edilemez mekruhtur. Bununla beraber kaza edilse sahih olur. Diğer kerahet vakitleri de böyledir. Ancak başta sıralanan ilk üç kerahet vakti böyle değildir. Onların birinde kaza edilmesi sahih olmaz. Yeniden kazası gerekir. 413- Güneş doğduktan sonra görünüşüne göre bir veya iki mızrak boyu yükselmesi ile kerahet vakti çıkmış olur. Artık istenilen nafile ve kaza namazları kılınabilir. Bu zamanı belirlemek için başka kolay bir usul de vardır. Şöyle ki: Çeneyi göğse dayayarak güneşe bakmalı; eğer güneş ufuktan yükselmiş olmasından dolayı görünmezse kerahet vakti çıkmış demektir. |
|
|
|
|
|
#7 (permalink) |
![]() |
Mescidlere Ait Hükümler 490- Mescid İslam mabetlerine (ibadet evlerine) verilen bir isimdir. Lûgatta "secde edilecek yer" demektir. Çoğuluna "mesacid" denir. Mescidlerin büyüğüne "Cami" denir. Bunun çoğulu da "Cevami"dir. Mescidler Yüce Allah'a ibadet için yapılmıştır. Bundan dolayı her mescidin büyük bir şeref ve fazileti vardır. Bu şerefi göstermek için her mescide Beytullah (Allah'ın evi) denmiştir. Onun için mescidlere hürmet edilir. Mescidlerde hiç kimse istediği gibi hareket edemez. Bir mescid kıyamete kadar mesciddir. Mescidlere saygısızlık etmek taşkınlıkta bulunmak Yüce Allah'ın hakkına saldırmaktır. Bunun sorumluluğu pek büyüktür. 491- Bir mescidin içi ve arsası mescid olduğu gibi semaya kadar olan bütün üst tarafı da mescid hükmündedir. Onun için mescidlerin içlerinde yapılması mekruh ve yasak şeyler bunların üstlerinde de mekruhtur. 492- Mescidlerin "Fina-i Mescid" denilen çevresi mescidlere bitişik olup aralarında yol bulunmayan yerler de namaz hususunda mescid hükmündedir. Bu bakımdan oralardan imama uymak sahihdir. Saflar bu yerlere ulaşmasa bile hüküm aynıdır. Fakat diğer hususlarda mescid hükmünde değillerdir. Oralardan geçip gitmek ve oralara abdestsiz girmek caizdir. Bayram ve cenaze namazgahları da yalnız namaz hususunda mescid hükmündedirler. Bir kimsenin kendi evinde kendisi için mescid edindiği yer asla mescid hükmünü kazanmaz. 493- Mescidlerin en faziletlisi Mescid-i Haram (Kâbe) ile çevresindeki sahasıdır. Sonra Medine-i Münevveredeki "Mescidünnebi"dir. Sonra "Beytülmakdis"dir. Sonra "Kuba" mescididir. Bundan sonra en eski mescidler daha sonra da en büyük olan mescidler gelir. (Malikîlere göre mescidlerin en faziletlisi önce "Mescid-i Nebevidir. Sonra "Mescid-i Haram" sonra "Mescid-i Aksa'dır. Bunlardan sonra bütün mescidler eşittir. Ancak insanın evine yakın olan mescidde namaz kılması komşuluk hakkını gözetme bakımından daha faziletlidir.) 494- Bir kimsenin kendi mahalle veya kabilesi mescidinde namaz kılması diğer mescidlerde namaz kılmasından daha faziletlidir diğer mescidlerin cemaatı ister daha çok ve ister daha az olsun. Yalnız bir mescidin imamı daha salih ve alim olursa orada namaz kılmak daha faziletlidir. Bu konuda Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi'de kendilerine has bir özellik ve üstünlük vardır. Bunlarda kılınan namazların sevabları kat kat ziyadedir. 495- Bir mescid insanlara dar gelecek olsa yanındaki yer sahibinden kıymeti ile arsa satın alınarak mescide katılır. Arsa sahibi razı olmasa bile bu işlem yapılır çünkü buna bütün insanların ihtiyacı vardır. Böyle bir mescid veya cami sonradan binaların durumundan anlayan yetkili kimselerin görüşlerine göre çok genişlemiş ise içinde cuma ve bayram namazları kılınması gibi en büyük idareciden tekrar izin alınması gerekir. 496- Bir kimse Yüce Allah'ın rızası için yaptırmış olduğu mescidin idaresine tamirine döşeme ve aydınlatılmasına ehil ise müezzinliğine ve imamlığına başkalarından daha çok hak sahibidir. Kendisinden sonra da evladı ve aşireti diğer insanlardan evladır. Bunlar müezzinliğe ve imamlığa ehil değiller ise diledikleri uygun kimseleri müezzin ve imam tayin edebilirler. Ancak yapılan bu tayin işinde vakıf ile mahalle halkı arasında bir ayrılık olursa bakılır: Eğer vakıfın seçtiği kimseler daha iyi veya halkın seçtiği şahıslara eşit ise vakıfın seçtiği tercih edilir. Değilse halkın isteği geçerli olur.497- Bir mescidin duvarlarını ve kubbesini birtakım nakış ve yaldızlarla süklemekte bir beis yoktur; fakat sade bir halde bulunması daha iyidir özellikle kıble tarafının bakışları toplayacak şekilde ince ve zarif nakışlarla süslenmesi ![]() namaz kılanların dikkatini çekeceğinden ve kalblerinin huzurunu bozacağından mekruh görülmüştür. Bununla beraber bir kimse kendi malından bir mescidi süsleyebilir. Fakat mütevelli (mescidin bakımına memur olan kimse) bu gibi nakış ve süsleri vakıfın malından yapamaz. Yaparsa bedelini öder. Çünkü bunlar mescidin yapısına ve devamına ait şeyler değildir. Ancak gelir fazlasının zalimler eline geçip yok olacağından korkulursa bu gibi harcama yapılabilir. 498- Mescidlerin lambaları en fazla gecenin üçte birine kadar yakılabilir bundan fazla yakılamaz. Çünkü vakfın malına tecavüz olur. Ancak vakıfın böyle bir şartı varsa veya adet öyle ise tecavüz sayılmaz.499- Mescid içinde kuyu kazılmaz. Eskiden beri varsa olduğu gibi bırakılır. Abdest için hazırlanmış bir yer yoksa mescid içinde abdest alınmaz.500- Devamlı imam ve müezzini bulunan bir mescidde namaz kılındıktan sonra tekrar cemaat halinde ezan ve ikametle namaz kılınması mekruhtur. Fakat tekrar ezan ve ikamet yapılmaksızın mescidin mihrabından başka bir tarafta bazı kimselerin tekrar cemaatla namaz kılmaları sahih olan görüşe göre mekruh değildir.501- Bir mescidde ezan okunduktan sonra içinde bulunan kimsenin o mescidi bırakıp başka bir mescide gitmesi başka bir mescidde görevli değilse mekruhtur.502- Namaz kılanın önünden geçmek günahtır. Fakat mescidde ileri saflarda yer varken arka saflarda namaz kılanın önünden geçmek ve ileri gitmek caizdir. Çünkü bu kimse kendisine hürmet hakkını kaybetmiştir.503- İtikâfa girmeyen kimsenin mescid içinde yemek yemesi ve uyuması mekruhtur. Fakat bir görüşe göre memleketinden uzak kalmış kimsenin mescid içinde yemesi ve uyuması caizdir. Ancak ihlilafdan kurtulmak için böyle bir garibin itikafa niyet etmesi daha iyidir. 504- Mescidlere abdestli olarak girilir. Namaz maksadı olmaksızın mescidlere çocukları ve delileri sokmak zaruret olmadıkça yol gibi geçip gitmek caiz değildir. 505- Bir mescide girerken önce sağ ayağı ileri atarak girmeli ve hemen Peygamber Efendimize Salat ve Selam getirmeli: "Allahümmeftah aleyna ebvabe rahmetike = Ya Rabbi! Üzerimize rahmetinin kapılarını aç " diye dua etmeli. Çıkarken de önce sol ayağı dışarıya atmalı: "Allahümmeftah aleyna ebvabe fadlike = Ya Rabbi! Üzerimize lütuf ve kereminin kapılarını aç " diye duada bulunmalıdır.506- Mescidlere gelişi güzel hareket ve davranışlarla girilemez. Kollar sıvalı pallo omuzlara atılmış bir şekilde girmek uygun olmaz. Bir zaruret bulunmadıkça mescidlerde dizleri dikmek veya ayakları uzatmak sureti ile rastgele oturulmaz. Bunlar caiz görülemez. Yine mescidlere serili sergiler üzerine kirli veya ıslak ayaklarla basılamaz. Mabedlerin temizliğine zarar veren işler yapılamaz. Herkes haline göre mabedlere en temiz ve en güzel elbiselerini giyerek gitmeli. Cemaatı tiksindirici hallerden kaçınmalıdır. Bir ayet-i kerimede: "Her mescide gidişinizde temiz ve güzel elbiselerinizi giyiniz " buyurulmuştur. 507- Mescidlerde yüksek sesle konuşmak mekruhtur. Ancak cemaata duyurmak için hatiblerin ve vaizlerin din dersi veren hocaların seslerini yükseltmeleri caizdir. Başkalarının namazlarını karıştırmamak şartıyla Kur'an okuyanların ve Allah'ı zikredenlerin seslerini yükseltmeleri de caizdir. 508- Mescidlerde gürültü yapmak gereksiz yere dünya işlerini konuşmak kaybolan eşyaları sorup araştırmak zikir ve hikmet taşımayan şiirler okumak caiz değildir. Denilmiştir ki: "Ateşin odunu yemesi gibi mescidde konuşulan sözler iyilikleri yer bitirir."509- Mescidlerde suçlulara ceza uygulamak alış-veriş yapmak caiz değildir. Yalnız itikâf halinde olanlar kazanç sağlamak maksadı olmaksızın sadece ihtiyaçları kadar alış-verişte bulunabilirler. (İmam Ahmed'e göre mescidlerde nikah akdî yapılması sünnettir İmam Şafiî Hazretlerine göre bu akid yalnız itikaf halinde bulunan için caizdir.) 510- Mescid içinde dilencilik yapmak haramdır. Bu dilencilere para vermek de mekruhtur. En ihtiyatlı görüş budur. Fakat hediye ve sadaka vermek yasak değildir. 511- Mescidleri pis ve kötü kokulu şeylerden korumak vacib olan bir görevdir. Onun için mescid lambalarında temiz olmayan yağları kullanmak caiz değildir. Soğan ve sarımsak gibi kokuları hoş olmayan şeyleri yemiş kimselerin cemaat arasına girmeleri de uygun değildir. Çünkü bunların kokusu cemaata eziyet verir. 512- Mescidlerde okunan Kur'an-ı Kerimi hutbeleri ve yapılan vaazları tam bir hürmetle dinlemek gerekir. Mescidlerde oturup kalkma gidip gelme edeblerine gereği üzere riayet edilmesi bir görevdir. Bütün bunlar mübarek mabedlere ait edeblerdendir. Bunlara aykırı hareket etmek İslâm adabına aykırıdır. Böyle hoş olmayan bir hareket İslâm mabedinin ne kadar kutsal bir makam olduğunu güzelce anlamamaktan ileri gelir. Kur'an-ı Kerime ve diğer saygı değer şeylere karşı yapılması gereken hürmeti bilmemekten ileri gelir. Sosyal terbiyeye ve din kardeşlerine karşı gösterilmesi gereken hürmet ve nezakete aykırı bulunur. Artık bu gibi yolsuz hareketlerden kaçınmalı İslâm adabına yaraşır şekilde hareket etmelidir. 513- Mescid kapılarını namaz vakitlerinden sonra kapamak mekruhtur. Ancak içindeki eşyanın çalınmasından korkuluyorsa kilitlenebilir. Ek 514- Mescid ve cami inşa etmenin fazileti ve sevabı pek çoktur. Bunları yapmak bunların inşaatına yardım etmek bir iman ve hayırseverlik nişanıdır. Çünkü Kur'an-ı Kerimde: "Yüce Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse bina ve imar eder " diye buyurulmuştur.515- Mescidleri bina ve imar eden müminler hakkında büyük müjdeler vardır. Bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur: "Her kim Yüce Allah'ın rızasını dileyerek bir mescid bina ederse Allah da ona cennette bir ev bina eder. Diğer bir hadis-i şerifde şöyle buyurulmuştur: "Her kim helal malından içinde Yüce Allah'a ibadet edilecek bir bina yaparsa Allah da onun için Cennetde inci ve yakuttan bir bina yapar". İşte helal maldan görsünler ve işitsinler için değil de yalnız Allah rızası için yapılan bir mabedin sevabı çok fazladır. Ne mutlu böyle hayırlı işler başaranlara!.. 516- İnsanlar ölünce amelleri biter amel defterleri kapanır. Artık bu defterlere sevab yazılmaz. Ancak mescid yapmış olmak gibi devamlı hayırları bulunan müminlerin amel defterleri kapanmaz. Onlara daima sevablar yazılır durur. Çünkü bir hadis-i şerifde buyurulmuşlur: "Bir mümine öldükten sonra amelinden ve iyiliklerinden ulaşacak şeylerden biri öğrenip yaydığı ilim yahut geriye bırakmış olduğu salih evladı yahut miras bırakmış olduğu Mushaf yahut yapmış olduğu mescid yahut yolcular için yapmış olduğu ev yahut akıtmış olduğu ırmak yahut sağlık halinde hayatta iken malından çıkarıp verdiği sadakadır. Bunlar vefatından sonra kendisine (sevab olarak) ulaşır". İşte bu hadis-i şerifin beyanına göre de mescidleri yapan medreseleri kuran çeşmeleri akıtan ve benzeri hayırlı vakıfları yapan kimseler hakkında ne büyük bir müjdeyi kapsıyor. 517- Yüce Allah'ın rızası için yapılmış vakıflar birer sadaka-i cariyedir (devam edip giden hayırlardır). Şöyle ki: Mükellef olan bir müslüman bir malının mülkiyet ve menfaatini insanların tasarrufundan engellerde Allah yolunda bir hayır işine bağlarsa onu vakfetmiş olur. Artık o mal ancak Yüce Allah'ın mülkü hükmüne geçer. Onda hiç kimsenin mülkiyet hakkı kalmaz. Herhangi bir vakfın geçerli hale gelebilmesi için usulüne göre mahkemede tescil edilmesi gerekir. Ancak bundan vakıf olan mescidler mezarlıklar ve vasiyet suretiyle olan vakıflar müstesnadır. Şöyle ki: Bir müslüman bir mescid yapar da onu yoluyla beraber mülkiyetinden çıkararak içinde namaz kılınması için insanlara izin verirse insanlarda orada cemaatla namaz kılarsa o mescidin vakıflığı tescile muhtaç olmadan tamamlanmış olur. Yine bir kimse bir malını bir hayır yoluna vakıf olmak üzere vasiyet edip sonra o vasiyet üzerine vefat etse bakılır: Eğer malının üçte biri bunu karşılıyorsa veya varisi yoksa veya varisleri olur da vasiyetin tümünü geçerli kabul ediyorsa o mal o hayır yoluna tamamen vakfedilmiş olur. Eğer geriye bırakmış olduğu malın üçte biri yetmeyip varisler de muvafakat etmiyorsa terekesinin üçte biri kadar olan mikdar ancak o hayır işine konulan şartlarla vakfedilmiş bulunur. Bunun geçerliliği tescile bağlı değildir. Vakıflarla ilgili bilgi "Hukuku İslâmiye ve Istılâhatı Fıkhiye" adındaki eserimizin dördüncü cildinde vardır. 518- Mescidlere ibadet yapmak ve cemaatla namaz kılmak için devam etmek de mescidleri sağlığa kavuşturmak ve imar etmek sayıldığından fazileti pek ziyadedir. Bir hadis-i şerifde buyurulmuştur: "Bir kimse içinde cemaatla namaz kılınan bir mescide gidecek olsa gidiş ve gelişlerinden atacağı adımlarından her biri ile bir günahı silinir. Diğer biri ile de kendisi için bir sevab yazılır. Diğer bir hadis-i şerifde de: "Her kim evinde güzelce abdest alır da sonra mescide giderse o kimse Allah'ın ziyaretçisi olur. Ziyarette bulunana ikram ise her ziyaret edilen zat üzerine bir haktır" diye buyurulmuştur. Diğer bir hadis-i şerifde de şöyle buyurulmuştur: "Gecenin karanlığında mescide yürüyen kimse kıyamet gününde Yüce Allah'a nurlar içinde kavuşacaktır". Ne büyük müjdeler!... Artık mescidlere devamlı bir ganimet bilmeli cemaatla namaz kılmanın sevabını kaçırmamaya çalışmalıdır. Bu hususta muvaffak olmamazı Yüce Allah'tan niyaz ederiz. |
|
|
|
|
|
#8 (permalink) |
![]() |
Namazın Önemi ve Fazileti 1- Bilindiği gibi Yüce Allah'ı tevhid (bir kabul etmek) Onun eşsiz varlığını bilip tasdik etmek farz olan en büyük bir görevdir. Bundan sonra farzların en büyüğü ve en önemlisi namazdır. Namaz imanın alametidir kalbin nurudur ruhun kuvvetidir mü'minin miracıdır. Mü'min bu namaz sayesinde Yüce Allah'ın manevî huzuruna yükselir. Yüce Allah'a yalvararak manevî yakınlığa erer. Mü'min için ne yüksek bir şeref!.. Bütün hak dinler insanlara namaz kılmalarını emretmişlerdir. Bizim sevgili Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz de peygamber olarak gönderilişlerinden itibaren namaz kılmakla yükümlü olmuştur. Ancak o zaman güneşin doğuşundan ve batışından sonra olmak |