![]() |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Rüzgarın Getirdiği Türkü
(YINE BIRCOK YAZARIMIZIN KELİMELERİ İÇİNDE BARINMIŞ BİR MRKTUP.PAYLAŞMAK İSTEDIM. Biliyorum adresim ve telefonumu çoktan unuttun ama;ben yine de yazıyorum bu mektubu.Kayalıklardaki karanlık kapının önünde ne gidenlerden haber var ne de mektup gelen.O yolculuğa hazır onurlu bir yazar gibi seçmeliyim sözcüklerimi.Sadece uzaktn bana bir acı gibi gelen bir ucu bana değen türküyü mırıldanmak istedim sana.Umut doluydum yazarken.Çünkü;bir zamanlar bana "Her şey düzelirkıştan sonra bahar gelir"diyen dostuma sevgilime ve arkadaşıma seslenecektim bu mısralarla.Telefon edemezdim.O kdar cesur değildim henüz.Çünkü yine eski "Deli Kız"geri gelmiş ve kitaplara sarılmıştı bile.Aylar geçmişti üstelik seni ve sizleri görmeyeli ne diyebilirdi ki? Ve ilerledikce günler karlar yağdı zamanlarıma tam geçmeye kalktım ki ağırlaşıverdi;kollarım ellerim ve ayaklarım diz boyu karda.Gözlerimi kamaştırı verdi bu kar.Baktığımda ne arkadaşlarımne dostlarım kalmıştı yanımda iyi yürekli kelimelerimden başka.Sizin için ayaklarımla yol açtım karda.Birden duyumsadım arkamdaki boşluğu.Dönüp baktım ki arkamda yoksunuz.Sizi görme isteği sardı beni ve oturdum bu mektubun başına...Ama! kar gittikce yükseldi karların arasında.Ortaya çıktığınızda erkenci kuşlar gibi el sallayıp sadece haykırdınız bana"Kaç kurtar kendini git buradan ve unut bizi"diye.Ne yapalım öylece unutulduk işte karların arasında.Bari anılarımızı unutmasınlar dedim ve mırıldanıverdim bir türkü eşliğinde.Ve bu defa ben diyorum " Her şey yoluna girer sonunda mutsuzluk ahmaklıktır.Bir günde geçilir kardan güneşe."Erimemeli dostlar tükenmemeli arkadaşlıklar öyle değil mi? benim ilk ve eski türküm.Ne yaptıysam senin için yanıldım ne yaptıysam hatalıydım.Seni mutlu edemedim hiç bir zman.Sen! hiç gelmedin hiç yoktun zaten.Eski bir kasetteki bizim şarkımız alıp götürdü beni senden.Ümitlerim ve seni bekleyişlerim geçmişte bile yoktu kibugün olsun.Sürekli bir nöbetçi vardı aramızda ikimizden birini vuruyordu hatalarında ve ikimizden biri ölüyordu defalarca ama bilmiyorum kim?Mevsimlerden hep hüzün aylardan hep karanlık.Ve artık gelmeyeceğini bile bile beklemiyorum benim hazin öyküm yalnışım.Amacım seni üzmek değil hiç seni üzermiyim?Bu mektubu defalarca yazmış defalarca yakmışım ama eski günlerim bir türküye sığındı bugünde ondan dayanamadı bu kelimeler.Hatırlıyor musun bir gün? Hatta her gün desek daha doğru olur.Sorumsuzluğumdan sürekli sorumsuz kalmıştık ama yine de yenilmemiştik hayata.Zamana karlara inat bir de fotoğraf çektirmiştik o günlerde.Alıp cantamıza mutluluğu tatlı yemeğe bile giderdik Tokat'ın o küçük dükkanlarına.Oysa şimdi; ŞİMDİ! Bir İstanbul akşamı yorgun penceresinde maziye dalıp dalıp gitmelerimsin artık.Ne o küçük tatlıcılar ne o eski şarkılar ve fotoğraflar ne mutluluklar ne de SEN varsın ne de BEN artık.Daha bir mutluyduk o günlerde daha bir heyacanlı.Ne kadar çok isterdim şimdi bu kocaman tatlıcı dükkanlarından mırıldandığım şarkıyı duymanı.Artık kanayan bir gül misali saçlarıma taktığım suskun çığlıklarıyla inleyen şu kemanın hayatla yüzleşen yanları içindeyim.Biliyorum hiç hoşuna gitmeyecek benden sana gelen bu mektup yanılışım yenilişim.Çünkü hep ezdin sen benden sana gelicek kelimeleri.Onun için bu defa"bir şiirin şişesine "koydum bu mektubu.Ve sulara bıraktım belki ezemezsin ümidiyle.Sonra da yönünü değiştiremediğim rüzgarı salıverdim arkasından.İkimizde biliyoruz ki isyana yönelicek olsak ta evrenin ve rüzgarın yönünü değiştirmek mümkün değil...Sonra o günlerdeki fotoğraflar geçti elime.Gözlerine baktım ellerine baktım.Parlamaktaydı gözlerin.Ellerinde ise geçmişi silen bir kararlılık vardı...Öyle çok umut verdin ki bana kendinden bu yenilenmiş benliğinden.Mutluluk duydum hep geçmişe baktıkca.Mektup yazmak istedim işte o an.YAZMA!Diyecek oldum kendime dayanacak güç ister savaş.BAK! ben nasıl ayakta kaldım hep boğuşmama karşın gör istedim.Bakmadın ama arayıp sormadın bile.Baktın mı? Sordun mu? yosa. Hiç sormadın sana en çok söylemek istediğimi.Adını bile anmadın hiç bir zaman o eski öykümüzün bir şey söylemedin yaşadıklarımızın üstüne.....Bense öyle kaptırmıştım ki kendimi yeni öyküne zedelenmedi bundan seni dinlemenin tadı da ondan biz burdayız diyordu ellerin gözlerin dudakların bize özgü o eski dilde."Dediler yalnız mısınız birbirlerine" "Evet dedik.yalnızız birlikte"Kaç kişi olursak olalım yalnızız yine o eski günlerle... Ama diyorum ya!hiç bir zaman zedelenmedi bugünlerim ne de yarınlarım seni andıkça.Hiç üzülmedim geçmişi bu güne getirirken mutluydum hatta o eski şarkıları mırıldanırken.Paylaşmak istedim sadece senle.Ve yine o eski günlere gönderdim gelen rüzgarla.Çünkü onlar dünde mutluydu.Bugün ve yarınlar onlara göre değildi.Anılardı bugünlerde yaşayan.İşte bana verdiğin sevgi ve dostluk içinde büyüyüp sonsuzluğa inandığım gökyüzü gibi olunca seni içime sığdıramayacığı anladım.Ve geçirdiğimiz güzel günleri bir mektuba sığdırdım.Sonra da martıların kanadına yükledim.Çünkü gökyüzü martılarındır gökyüzü senindir.Tabi ki yeni dostların yeni sevgililerin olucak.Vardır belkide.Eğer başka bir şehirlerin başka bulutlarında diğer martı dostların ve sevgilinle süzülürken BİR SABAH BENİDE UYANDIRMAYI UNUTMA!Unutma ki;kelimelerim türkülerden ve şişelerden kurtulup size ve sana hep mutluluk dilesin ve hep inatla kürüsün sizi eriten karları....Nöbetçileri o vursun bu defa.Kardan bir ev yapsın dostları için.Sessiz bir sesle bağırsın bir yere sığınalım diye VE BIRAKTA NÖBETÇİLER GİRMESİN DOSTLUKLARIN ARASINA.. Neyse!artık kaçıyorum ben;düşüyorum belkideçatıdan duvardan içeri vuran düşler gibi.Ve ikimizden birini öldürüyorlar...Ama SEN! kendine iyi bak deplasman yakışıklısı.Aman beyefendinin yarın maçı var misali hiç üzülme.Ve toplara hızlı vurma o omzunu hep koru... Belki yarınlarda ona değer veren biri daha olur.Mutlu ol emi... Sığındığım en kuytularda adını bilmek sana ulaşabilmek çok güzeldi.Masmavi göklerin sonsuzluğunda umuda kanat çırpman dileğiyle.Hoşçakal"Sevgilim dostum ve illede arkadaşım"Düşünüyorum da şimdi sanat mı yazılanlar yoksa yoğunluk mu? ya da niye yazıldı bu mektup niye selam ettim tüm dostlara.Sitemdi aslında yazacaklarım nöbetçiler olacaktı her kelimemde ama ben;yine barınakları seçtim bir kış gününde.Ve herkeze selam KARDAN BARINAKLARDAN gardaşıma dostlara bilmiyorum kimler var orada ama onlarada selam.Hatta ordaysa aile doktorumuza ve derede beslediği balıklara da selam söyle benden......NOT;Acı olan aslında bu mektupta mektubun ait olduğu kişi tarafından hiç okunmamış olması --------------------------------------------------------------------- Yosun Gözlümden Bana Seni sevmek bana hayatın ne kadar anlamlı nefes alıp verişimin bana verilmiş kocaman bir hediye olduğunu gösterdi. Sabahları yeni güne kocaman bir gülümsemeyle başlamanın tadına vardım. Hiç bir zaman bir anlam yüklemeyi başaramadığım yıldızların hepsinin artık başka başka bir sürü anlamı var. Onlara her baktığımda; birsinde gözlerini birisinde gülüşünü bir diğerinde ise senin bana hediye ettiğin yaşama sevincimi görüyorum. Ve onlara her baktığımda Allah'ıma binlerce defa şükrediyorum. Beni senin gibi bir hediyeyle mükâfatlandırdığı ve seni hayatıma soktuğu için... İnsanın hayatta kendini şanslı hissetmesi kadar güzel bir şey olamaz herhalde! Benim de kendimi şanslı hissetmemi sağlayan sensin. Senin sevgin... Sen doğan yeni günüme en büyük sebepsin.Seni sevmek sanki bütün dünyaya kafa tutmak bütün kötü şeyleri pembe görmek... Hoş sen yanımda olduktan sonra gerekirse dünyaya da kafa tutarım. Bilirim ki sevgin aşkın yanımda. Bilirim ki düşsem de yenilsem de beni kaldıracak olan eller senin ellerin... Korkmam bu yüzden. Çünkü sevmenin ne kadar güçlü ne kadar yüce bir duygu olduğunu sen öğretin bana... Seninle birlikte yeniden doğdum ben seninle emekledim seninle yürüdüm ilk sözcüklerimi senin yanında söyledim. ilk göz yaşlarımı senin için döktüm. Anlayacağın hayatımı seninle en baştan yaşadım her şeyi sende temize çektim ben. Hatalarımı günahlarımı aşklarımı...Tek korkum seni kaybetmek... Senin beni sadece ikimiz için kurduğum dünyamda dünyamızda tek başıma koyup gitmen... Tek korkum her yeri seninle kokunla dolu olan bu yerde beni senden senin o güzel gözlerinden mahrum bırakıp gitmen. Ben senin gözlerinin içinde boğulmaya razıyım. Yeter ki bana olan sevgin aşkın eksilmesin dilinden...--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- Mektup-4 Uzun zaman oldu sana yazmayalı. Çok fazla şey yazamıyorum son zamanlar. Aslına bakarsan sana tekrar yazmak için iyice düşündüm. Bu düşünce birkaç ay sürdü ama değdi. Çünkü sen artık düşüncelerimde kalmadığını gösterdin. Beni unutmadığını gösterdin. Sana bir şey hakkında itirafta bulunmak istiyorum. Bir buçuk ay önceydi. Bir çağrı geldi telefonuma ardından bir mesaj. Kim olduğunu anlamaya çalışıyordum. Sonra sorduğumda sen olduğunu öğrendim. Bütün numaralarını silmiştim. Gerçi numaralarını ezbere biliyordum ama yeni bir numara almıştın kendine. Doğal olarak tanıyamadım. Ama şunu bilmelisin ki; sen olduğunu öğrenince o an neler hissettim bilemezsin. Herşeyden önemlisi beni hala hatırlıyorsun. Son mektubumda beni unutmadığına dair bir işaret göndermeni istemiştim. O işaret geldi işte. Bu son zamanlarda da çok mutluyum aslında. Çünkü daha sık haberleşmeye başladık. Gerçi sesini hala duyamadım ama olsun. Mesajlaşarak anlaşmadık mı zaten. Bana kendi sorunundan bile bahsettin bunca zaman sonra. Ama artık daha fazlasını istiyorum senden. Sesini duymak yüzünü görmek... O eylül saçlarını yeniden seyretmek istiyorum. Çok sigara içtiğime kızmanı bile istiyorum senden. " Kıvırcık saçlarına bakan edalı gözler şimdi yorgun ve yalnız " demiştim sana. Hatırlarsan bana; " O gözler hiç yalnız kalmasın hep parlasın " demiştin. Ama şimdi yalnız be güzelim. Yalnız bırakmamak senin elinde. O gözlerin sana bakarken parladığını görmek senin elinde ve bunu da istediğini çok iyi hissediyorum. Çünkü senin bana çok değer verdiğin günleri hatırlıyorum. Aslında bana hala değer verdiğini düşünüyorum. Çünkü bunu hissettirmeye başladın.Sana yazacak çok şey var. Ama bazen ne yazacağımı ne anlatacağımı bilmiyorum. Seni çok güzel çok özel şeylere benzetmek istiyorum. Ama biliyorum ki sen herşeyden daha güzel daha özelsin. O yüzden seni benzetecek bişey bulamıyorum. Sade seni anlatsam onu da beceremem. Çünkü sen anlatılmıyorsun ki. Ancak ve ancak seni görüp senle birlikte bazı şeyleri yaşamak paylaşmak gerekli. Hani diyorum ya seni anlatıyorum herkese diye. Aslında seni değil yaşadıklarımızı anlatıyorum. Senin için düşündüğüm şeyleri senin için yaptığım şeyleri anlatıyorum. Dedim ya sen anlatılamazsın.Anlatmak seni; iki duble rakıyı fondip yapar gibi ateşli yakıcı ve bir o kadar da baş döndürücü. Hangi güzelliğini anlatmaya kalksam mümkün olmuyor. O an başka bir güzellik keşfediyorum. Ellerimi dizlerine koyup resimlere bakmak; ayrı bir keşif. Sayende kaşif bile oldum. Güzelliğinde güzellik keşfeden yüreğine yarısı boş bir yüreği nakşeden neresinde aralık varsa hayatının arasına yerleşen bir kaşif. Şimdi neyi keşfettin diye sorsan sade sensizliği. Gündüz Çok yaşanmıyor bizde burda; sade geceler. Gündüzleri yürüdüğüm yolları seninle yürüdüğüm yollara benzetmek dururken sadece geceleri seni düşlemek... Gözleri İzmirli bir güzele dayatmak varken sadece sana bağlı kalmak... Hem İstanbul'u hem de Denizli'yi sevmeye çalışarak... Sayfalarda sana bu kadar yakın ve bir o kadar uzak olmaya alışmayı başararak... Çok zor sensizlik dışında yeni bir şey keşfedememek. Anlarım dünden bügüne geçen zamanı ama anlatamam.----------------------------------------------------------------------- Mektup-3 Dün gece biraz erken girdim yatağıma. Yine seni düşünmeye başladım. Tutamıyorum kendimi her anı seni düşünerek geçirmeye engel olamıyorum. Aslına bakarsan engel de olmak istemiyorum.Dün gece o kadar şey düşündüm ki hepsini anlatmak istedim sana. O yüzden aldım kalemi kağıdı elime.Eski günleri düşündükçe benim için söylediklerin geldi aklıma. Arkadaşların sorduklarında bana çok değer verdiğini söylerdin. " Birbirimizden hiç kopmayalım" derdin. Ben de düşündüm ki; insanın kendisine değer verdiğini sandığı birisi tarafından doğduğu günde bile unutulması köti bir hismiş. İki gün önce yani doğduğum günde - en azından benim için önemli olan bu günde - hatırlanmak isterdim senin tarafından.Yarın Kurban Bayramı'nın ilk günü. Sabah belki de ilk sana mesaj atıp bayramını kutlayacağım. Aramayacağım çünkü sesini duymaya dayanamam. Zaten konuşamam da. Belki sen de konuşamazsın. Bu belli kopukluktan sonra konuşmak biraz zor geliyor zaten. O yüzden en iyisi mesajla halletmek bu işi. Belki de sen bu mektubu okuduğunda çoktan bayramlaşıp kovuğumuza çekilmiş olacağız. Belki de kapının önüne gizliden bırakacağım bu mektubu beyaz bir zarf içinde ismimi belirtmeden. Belki de göndermemiş olacağım öncekiler gibi.İstanbul bazen dar geliyor bana. Sırf sen artık yanımda yoksun diye. Kimi zaman sadece bu yüzden gitmek istiyorum bu şehirden. Hüzünlerimi sevinçlerimi haykırışlarımı anılarımı... Herşeyi burada bırakıp gitmek geliyor içimden. Ama bazen de burada kalıp savaşmak geliyor içimden. İlk mektubumda bahsetmiştim bu savaşma duygumdan. Ara sıra debreşiyor işte. Tutamıyorum ininde. Savaşıyor zamanla. Sensiz geçen her saate her haftaya her aya haykırıyor delice.Tıpkı yavrusunu kaybetmiş ana gibi. Nedendir bilmem böyle karmaşığım işte. Düşüncelerimden tut da dinlediğim müziğe kadar. Bir insan türkü söylerken rap dinler mi söylesene. Böyleyim işte ne yapayım. Ne dinleyip ne söyleyeceğimi bile şaşırmışken senin için ne yapmalı ne düşünmeli sana nasıl varmalı bilmiyorum.Dün gece ne düşündümse anlatmak istiyorum ama efkarlanıyorum yazdıkça. Her paragrafta bir sigara daha yakıyorum eski günlere nazire yaparcasına. Biliyorum kızardın sigara içtğime. Ne yapayım işte tutamıyorum kendimi. Gerçi artık sigara içmem umrunda mı onu da bilmiyorum. Her neyse dediğim gibi yazdıkça efkarlanıyorum. Bir hüzün kaplıyor yüreğimi. Bazen sırf bu yüzden hiçbir şey yazmamaya karar veriyorum. Ama hemen sonra vazgeçiyorum. Çünkü yazmak benim için bir yaşama biçimidir. Ayrıca yazdıkça seni ne kadar sevdiğimi anlıyor ve senin beni unutmana engel oluyorum. Sen bu yazılanları okudukça düşüncelerinde olacağımı biliyorum.Hep eski günler diyorum. Eski günler güzeldi de ondan. Artık hatırlamaya değer bişey yok. Tüm hatırlananlar eskide. Şimdi anlatacak bişey de yok. İzmirli güzellerle geçen günleri anlatacak değilim sana. Ya da yazın hangi Almanla gözgöze geldiğimi yazacak değilim. Hangi Rusla öpüştüğümden bahsedecek değilim. Ben sadece içinde senin de olduğun o eski günlerden bahsedeceğim hep. Her şey orada. Resimlerine bakmak isterdim her gece ama olmuyor. Bakamıyorum çünkü hiç resmin yok elimde. Daha önce söyledim mi bilmiyorum ama bütün resimlerini yaktım. Hatırlarsan bir keresinde deli gibi kavga etmiştik. Küfürleşmiştik. Neden sonra yaktım bütün resimlerini. Ama sen yine de benim bakışlarımdasın. Nereye baksam seni görüyor ne yana kulağımı çevirsem sesini duyuyorum. Resimlerini yaktığım için kusura bakma. Aslında bundan sonra sana daha da fazla bağlandığımı anladım. Seni göremediğim saçlarına dokunamadığım gün sayısı arttıkça ben bağlandım. Seni ancak hayalimde görüyor konuşanların sesini ancak senin sesine benzetmeye çalışıyordum. Ne yana baksam sen. Ama bazen başkalarının yüzünü sana benzetmek zor geliyordu. Çünkü sen kimseye benzemiyordun. Seni onlara benzettiğim için kızıyorum kendime bazen. İki yüz kır bir gün oldu seni görmeyeli. İki yüz yirmi beş gün oldu sesini duymayalı. Ben seni unutmadım. Sesin hala kulaklarımda. Acaba sen beni görsen tanır mısın? Biraz değiştim çünkü. Görüp de tanıyamayanlar oldu ondan diyorum. Ama ben senin beni unutmadığını biliyorum. Resimlerimi sakladığını biliyorum. onları dolabına koydun. Arada bir bakıyorsun. Bunu biliyorum çünkü böyle yaptığını söylemiştin bir keresinde. Çok duygulandım o zaman. Ben yapamadım. Bir anlık sinirime yenik düşüp de yaktım bütün resimlerini. Çok pişmanım biliyorum ama ne yapayım geriye dönemiyorum. Hatırlar mısın bana bere örmüştün? Maviydi rengi. onu senden ilk aldığımda çok güzel kokuyordu. Ellerin kokuyordu belki de. Hep koklardım yatmadan önce. Ama ona da ateş bulaştı. onu da kararttım. Bana ördüğün o bereyi yaktığım için de çok çok üzgünüm. Şimdi üzgün olmam senin için bir şey ifade eder mi bilmem ama ben tüm olanlar için çok üzgünüm.Aynı hayatı tekrar yaşamayı tüm paylaşılan şeylerin tekrar paylaşılmasını o kadar çok istiyorum ki gel tekrar yapalım desem yapmazsın biliyorum. En azından beni unutmadığını gösteren bir işaret bekliyorum senden. Beni unutmadığını bilmek istiyor fakat şimde nerede kiminle olduğunu bilmek istemiyorum. Sen yanımda olmadıkça nerede olduğunun hiçbir değeri yok. Senden tek bir şey istiyorum. Beni unutma!!! ---------------------------------------------------------------------- Mektup-2 Güneşin yavaş yavaş yittiği sarışın bir kış akşamıydı. Hüznün pençeleri arasında düşüncelere dalıp yalnızlığı ay ışığı ile paylaşmak için mükemmel bir geceye doğru ilerliyordum.Geceye dem vuran ayın parlak ışığı altında - ya da bana öyle geliyordu - aklıma bir düşünce geldi. Aslında beynime bir bıçak gibi saplandı desem daha doğru olur sanırım. Çünkü bu düşünceden ziyade beni uzaklara ya da özlemin dünyasına götürecek üzüntülü kaygıydı. Kendimi bu gece denizin seyrine bıraktım. Soğuk kayaların boşluğunda vuruşan pervasız suların can alıcı musikisi içinde kederlerime bir keder daha ekliyordum. İster istemez gelecek kaygısına düşüyordum. Belki de bana öyle geliyordu.Kimin aklına ben gelsem bir şifre sözcüğü dudaklarında. Kuytu düşüncelerimin yalnızlığında en önemli arkadaşlarım oluyor bu şifreli sözcükler. onları çözmeye çalışıyor ya da onlara bir anlam uydurmaya uğraşıyorken zaman akıp gidiyor. Beni derin düşüncelere daldıran ya da kederi aklıma acı bir bıçak sancısı gibi düşüren buydu belki de. Şunu da düşünebilirim : " yalnızlığıma bir arkadaş arıyorum. " Bu karmaşık düşüncelerimin içinde bu birbirine uymayan cümlelerin arasında sana ne anlatmaya çalışıyorum bilmiyorum.İnsanın gün içinde yaşadığı bir çok şey benzerdir. Biliyorum hiç kimse her gün aynı şeyleri yaşayamaz. Bu zaten imkansızdır. Ama ben de aynı şeylerden ziyade benzer şeylerden bahsediyorum. Hep aynı düşünceler aynı bakışlar aynı selamlaşmalar ya da aynı istekler oluyor yeri geldiği zaman. Hiçbiri değişmiyor değişemiyor. Beynimin kuytu yerlerine yerleşen bir kuruntu oluyor. Hatta öyle bir an geliyor ki insana konuşmayı unutturuyor. Heyecanlanıyorsun karşındaki ile konuşurken. Aslında heyecanlanacak birşey yoktur. Ama oluyor işte. Cümleler devrik sallamıyor kimse düzenli olanları. İşte böyle geçti ay ışığında deniz seyrim. Bu düşüncelerin ışığında bu düşüncelerin beni alıp götürdüğü yerin kıyısında geçti deniz seyrim.Saat geç oldu sayılır. Odamdayım artık. Düşüncelerime burada kaldığı yerden devam edeceğim. Zayıf bir ışığın loşluğunda tekrar yazmaya karar verdim. Kulaklarımda sevgi dolu bakışları hatırlatan öldürücü musiki ve aklımda yine sen. Bana neden bu kadar yazma ihtiyacı getiriyorsun bilmiyorum. Senin hayalin mi beni yazmaya zorluyor yoksa ben yazarken seni mi hayal ediyorum? Aslında bunu hiç düşünmedim. Çünkü yazarken aklımda şiirsel bir hayat parçası ve bu hayatın eşiğinde anlam kazanmış hikayemin özgeçmişi vardı. Belki bu cümle biraz kafanı karıştırdı. Acaba ne anlatıyordu? Belki de sadece bana anlamlı geliyordu. Ama anlayan ya da anlamaya çalışan kaç kişi vardı? Ya da şöyle basma kalıp okuyup da geçenler kimlerdi? Sen anlıyor muydun?İnsan beyninin kuytu yerlerinde tur attığında aklına çok şey geliyor. Aslında yazacak o kadar çok şey var ki ama buna ne sayfa ne de mürekkep yeter. Ama ben sayfam ve mürekkebim bitene kadar yazacağım. Acaba ben gerçekten de yalnız mıydım? Peki neyin yalnızlığıydı bu? Yalnızlık neydi? Belki de " nerede ne zaman olursa olsun bir dost bulabilirsek kardır " düşüncesiydi. Belki de yalnızlık sönmeyen bir tutku gibi senş arzulayıp kaçamak düşlerde ellerini tutabilmekti. Yalnızlık acı bir kederdi sadece. Dolmayan saatlerin yaban sevişmelerinde. Artık yalnız olmayı bile beceremiyorum. Ne zaman tek başıma kalsam odamda sen giriyorsun düşüncelerime. Anlatmak istiyorum delice seni herkese. Anlatmak istiyorum seni kağıtlara. Ben seni anlattıkça saatler doluyordu. Ben seni yazdıça düşlerimde tutuyordum ellerini.Burdayım senin şehrindeyim. Bedenim varsa da İstanbul'a varmaz gözlerim gözlerine. Tutamaz ellerim ellerini. Bulamaz bu kalabalık şehirde seni. Ben seni bulamadıkça gözlerim gözlerine varamadıkça ellerim ellerini tutamadıkça ben sana yazıyorum. Yazıyorum çünkü seni seviyorum. Yazıyorum çünkü yazdıkça kalbimde daha bir artıyor güzelliğin. Güzelliğin büyüdükçe ben küçülüyordum. Bazen dayanamıyordum geceleri ağlamaya. Zor geliyordu. Sen hayatından mutlu ben bu şehirde seni arıyorum. Sıcak köşelerden geldim bu kalabalık soğuk şehre. Senin sıcaklığını arıyorum. Ama bilmiyordum ki unutulanlar bu şehirde hep üşüyecekti. Unutulduğumu bildikçe yazıyorum sana. Neden bu kadar çok yazıyorum sana bilmiyorum. Amacım ne bilmiyorum. Sen beni unutmuş da olabilirsin ama ben şunu biliyorum : ben sana yazdıkça sen beni unutamayacaksın. Belki de amacım budur------------------------------------------------------------------------Yosun Gözlüm Sevgilim hayatımın tek ve son aşkı; Sana bu mektubu 26 Aralık 2006 da yazıyorum. Bugün itibarıyla tanışalı 16 gün oldu hayatım. Ne mutlu o ilk tanıştığımız güne ne mutlu bu güzel günlere. Bu mektubu aldığın gün belki evli olacağız belki '''Ƌ'''' tane çocuğumuz olmuş olacak Allah bilir canım. Kim bilir nerede olacağız? Seni o kadar çok seviyorum ki... Yosun gözlüm benim... Uzatmış ayaklarını bilmem hangi filmi izlerken televizyonda düşünmüyorsan eğer beni kulakların çınlasın. Aklındaysam şayet düşsün ateşim yüreğine ve hisset! Nasıl da seninleyim ben.Sabaha başka bir iklime varmış olacağım sevgili. Güneş önce gözlerine değip parladıktan sonra saçlarında günüme doğacak ve aralanıverecek gözlerim seni saklayarak ve özleyeceğim deniz yeşiline çalan gözlerini daha o zamandan. Seni çok seviyorum aşkım... Yosun gözlüm... Salih acar ''''samir'''' ----------------------------------------------------------------------- Senin Benim Olmanı Cok İstemistim... Dünyaları etrafında döndürmek isteyen bir kalbi bilerek isteyemezdim. Kendimden ve senden habersiz "bir tane" olmuştun sen... Öyle ya; Sen bir taneydin; Eşin benzerin yoktu yeryüzünde Yoktu Sen Kadar Güzel Güleni Sen Aşk'ımdın! Yaşanmamış ve yaşamamış olsam bile Sen Özel'din... Aşk Özel'di.... Geceleri Aşk Başkadır diyenlere gülüyordum ama bende içimi ısıtan bakışlarını severek başladım seni sevmeye... Aralık'tı... Alsancak'ta hiç o kadar güzel yıldız kaymazdı... Önce aldırmadım seninle güzelleşen her şeye... Sonra tüm parfümeri dükkanlarını aşındırıp kokunu ararken anladım seni deliler gibi özlediğimi... Ne kadar gerçeksen o kadar yalandın... Ve ben her seferinde en baştan başladım... Yeniden bir sondayım ama bu kez yeniden başlayacak gücüm yok... Ben senden vazgeçmek istiyorum!!!! Herkes gibi biri olmanı yada hiç kimse olmanı istiyorum... Sesini duymak için telefonlara sarılmaktan vazgeçmek ismini duyduğumda içimin titreyip gözlerimin dolmasından kurtulmak istiyorum... Senin benim için herhangi biri olman ne kadar zor bir bilsen... Zaten kolay olan ne vardı ki benim için; Sanki seni öldürmemle sevmem ararsında hiçbir fark yoktu... Ve ben hep sevgim yüzünden cezalıydım... Hiç sonu olmayan bir yolda seninle yürümek yeni çıkan filmleri birlikte izlemek saatlerce sana sarılı kalmak sadece ama sadece bir kez olsun sana sarılıp uyumak bir sabah gözlerimi açtığımda yanımda seni bulmak isterken sen sevgimle utanmamı sağladığın için galiba gerçekten "bir taneydin"! İşte bu yüzden imkansızlığına hep inandım! Ben yalnız kalıp seni düşünmeyi deli gibi sever olduğumda sen benim her şeyim olduğunda ben senin için hiç yoktum... Bu yüzden yalnızlıklarım ağlamalarım özlemlerim canını hiç acıtmadı. Benim tarafımdan sevilmek belki de hayatında önemseyeceğin en son şeydi... Sen beni hiç sevmedin! Ben Seni Seviyorum dediğimde Seni Seviyordum! Ben Seni Özlüyorum dediğimde Seni Özlüyordum. Ben Senin İçin Ölürüm Dediğimde ben senin özleminden zaten ölüyordum... Ve Ben Şimdi Senin Hayatından Gidiyorum! Ne zaman Alsancak'ta bir yıldız yağsa ben Alsancak'ta ıslanıyor olacağım Ne zaman bir parfümeriye girsem hala kokunu arıyor olacağım Ne zaman bir seni görsem kenarında oturup seni bekliyor olacağım demiştim... Başaramadım... Ben Kaybettim... Sen Kazandın! Artık sesimi duymayacaksın... Sana sımsıkı sarılmak istiyordum kokunu içime yıllarca bana yetecek kadar çekerek sana sımsıkı sarılmak istiyordum.... Gelmedin! Gelsen yapabilir miydim bilmiyorum... Ben artık gidiyorum aşk'ım... Eğer hayatından çekildiğimi hissedersen bana sana geri dönmemem ve seni yeniden deliler gibi sevmemem için şans dile... Ve Lütfen Aralık'ta gece gökten resmen yıldız yağdığında 18:30da Alsancak'a gelme...-************************************************** **** Kızıma Mektuplar - 1 Canımdan aziz saydığım sevgili kızım...Tanrı'nın bana bağışladığı en büyük lütuf sensin... Bu güne kadar benden duyduğun ve bundan sonra da hep duyacağın şu cümleyi bir kez daha tekrarlamak istiyorum: "Seni çok seviyorum kızım!.." Çok iyi sana karşı bütün sorumluluklarını eksiksiz yerine getirebilen mükemmel bir baba olduğumu iddia etmeyi çok isterdim. Ama böyle olmadığımı biliyorum... Ancak; kızını en çok seven baba benim... İşte bunda çok iddialıyım... "Lütfen sen de beni sev... Eksiklerimle yanlışlarımla sev beni!.."Ben senin arkadaşın ya da dostun değilim. Hiç bir zaman da olmaya çalışmadım. Çok daha önemli birisiyim; babanım!... Ben senin gibi bir kızım olduğu için çok gururluyum ve mutluyum... İnsanlar arkadaşlarını hatta eşlerini bile değiştirebilirler ama annelerini babalarını ve çocuklarını değiştiremezler. Yani; anne baba ve çocuklar birbirlerinin vazgeçilemezleridir... Olmazsa olmazlarıdır... Demek istediğim biz birbirimize kendi isteğimizle değil Tanrı'nın isteğiyle bağlıyız... Sevgili kızım ![]() Bugün çok önemli bir yaş dönümündesin... Sana doğum günü hediyesi olarak rakamlarla ifade edilebilecek bir hediye alabilirdim... Fakat ben böyle bir mektup yazmayı tercih ettim... İnşaallah bu da yanlışlarımdan biri olmamıştır... Şu an sana miras olarak bırakabileceğim pek bir şey yok gibi görünüyor... Kitaplarım yazdıklarım pek para edecek şeyler değil... Ancak hiç tükenmeyecek bir şeylerim var ki; lütfen onlara çok sıkı sarıl olur mu canım...İşte sana mirasım: İnançlarım yurdum ve milletim adına mücadelesini verdiğim ideallerim ve yumruk kadar yüreğime sıkıştırdığım kâinat büyüklüğünce bir sevgi!..Baban -------------------------------------------------------------------- Hüzün Sokağı Cancağızım; Dün yine hüzün sokağındaydım… Yabancısı değilim ben bu sokağın… Herkes tanır beni bu sokakta… Yılda bir kez açan bir çiçekçi dükkanı var burada… Yalnız lâle ve gül satar. Her rengi bulunur gülün ve lâlenin. Kırmızısı beyazı pembesi sarısı. Hatta yeşili ve mavisi bile var. Bir de siyahı… Dükkân sahibi siyah olanı ayrı bir köşede tutar. Kimsesizler içindir o. Onu alan kendine alır ücretsizdir…Çiçeklerin arasında dolandım hiç birine uzanmadı elim. Çıkarken bir siyah lâle uzattı dükkân sahibi almadım: - Hayır dedim istemem ben kimsesiz değilim.Dudağının bir yanı kıvrıldı; gülümsedi mi ne ardımdan dükkân sahibi?!! Sonra telefondaki “telesekreter” kızla kırıştırdım bir müddet. - Şu an aradığınız numaraya ulaşılamıyor daha sonra tekrar arayınız.Ben de öyle yaptım… Tekrar tekrar tekrar aradım… Hep aynı kız çıktı karşıma ve hep aynı şeyleri söyledi:- Şu an aradığınız numaraya ulaşılamıyor daha sonra tekrar arayınız…Her zamanki gibi bütün şarkılar hüzzam makamındaydı. Çünkü burası hüzün sokağıydı ve bu sokakta başka makam çalınmazdı… Şarkılardan biri kaçtı gözüme… Yanaklarım ıslandı… Dışarıda yağmur çiseliyordu… Göz yaşlarımı yağmur suyuyla yıkadım… Bir saçağın altına sinmiş birini gördüm… Ben bu sokağın eskisiyim müdavimiyim. Bu sokakta herkes beni ben herkesi tanırım. Ama bu yeniydi. İlk defa görüyordum onu hüzün sokağında. Önünde küçücük bir masa vardı. Masanın üzerinde Nuh u Nebi’den kalma bir daktilo. Yanında da boş bir tabure; kendisinin oturduğu tabureden biraz daha yüksekçe. Ceketinin yakasını kaldırmış boynunu içine çekmiş kafasını adeta omuzlarının arasına gömmüş. Yanına yanaştım selamlaştım tanıştım.- Sen yenisin galiba dedim. Bir reklam filmindeki gibi sormuştum bu soruyu. Adam yüzüme baktı. Gözlerinde; içinin derinliklerine kök salmış bir hüzün vardı. Bunu gözlerinin etrafındaki çizgilerden anladım. Bir de; şakaklarına düşmüş ak saçların kıvrımlarından. - Sen eski misin dedi…Reklam filmindeki delikanlı gibi soruyu yanlış adama sorduğumu anladım. Sustum. Öyle ya burası hüzün sokağıydı. Burada kemiyet hesapları pek kaale alınmazdı. Burada bazen saniyelerle asırlar yer değiştirir bir an bütün zamanlara hükmedebilir ya da bütün zamanlar bir anın içinde yok olabilirdi. Önündeki masayı işaret ederek:- Ne yapıyorsun burada dedim.- Ben arzuhalciyim hali arz ederim dedi.- Yani? - Derdi olanın derdini. İlgili makama arz edilmek üzere yazarım dedi.- Benimkini de yazar mısın dedim.Tekrar yüzüme baktı… Hayır bu defa yüzüme değil içime baktı ve hafifçe başını salladı. - Olur dedi yazarım…Nuh u Nebi’den kalma daktilosunu itti bi kenara önüne bir kâğıt aldı. Sonra elini ceketinin sol içine soktu ve bir kalem çıkardı. Kalemi yüreğine batırdı. Ve ben söyledim o kan kırmızısıyla yazdı:“- Ne kadar isterdim bu gün sana gözlerimi hediye edebilmeyi benim sende gördüklerimi sen de göresin görüp de bilesin bilip de anlayasın diye” dedim… Aynen yazdı… Bir müşterisi daha geldi arzuhalcinin. Gözleri kan çanağı bir genç kız… Aldım kan kırmızısı mektubumu uzaklaştım yanlarından. Bütün gün dolandım durdum hüzün sokağında. Bir ara “telesekreter” kıza evlenme teklif ettim. Ama o hep aynı cevabı verdi bana: - Şu an aradığınız numaraya ulaşılamıyor daha sonra tekrar arayınız.Gün tükendi… Hava karardı… Akşam oldu… Gece oldu… Yağmur yağmıyor artık… Telefonum çaldı… Bir hilâl doğdu gecemin karanlığında… Bir kolye ile bir kalem almış sevdiceği. Kolyenin bir yüzünde kendi adı diğer yüzünde “o”nun adı yazılıymış. Hem de iki tane yaptırmış. Diğeri de “o”nun boynundaymış. Yemyeşil bir vadide akan berrak bir su akışını andırıyordu sesi. Öyle coşkulu öyle sevinçli ve öylesine mutluydu ki… Aşkın marazi bir hastalık olduğunu söyleyenlere inat öylesine hayat doluydu ki… O konuşurken de hep sen vardın aklımda… O konuşuyordu ama ben seni dinliyordum.- Aloo baba dedi orada mısın?- Evet kızım seni dinliyorum dedim.- İyi tamam hadi sonra yine ararım seni dedi. - Tamam ben de ararım… Seni seviyorum kızım dedim.Telefonu kapatıp yürüdüm. Hüzün sokağının sonundaki emanetçi dükkânına uğradım. Kan kırmızısıyla yazılı mektubu emanete bıraktım. - Gelecek yıl gelir alırım dedim ve çıktım hüzün sokağından… ………. Evet bugün 15 Şubat cancağızım… Dün bitti… Geride kaldı… Dünden bugüne ne kaldığının ya da dünden bugüne ne getirebildiğimin ayrımına varabilmiş değilim henüz… Hayatın karmaşasının tam ortasındayım; yalnız ve sensiz… Ya Hilâl’im de olmasaydı?.. Ben ne yapardım kimsesiz… ---------------------------------------------------------------- Azab-ı Mukaddes Sevgili cancağızım; Sen azab - ı mukaddes nedir bilir misin? Bak anlatayım sana… İki çeşme düşün. Yan yana duran iki çeşme. O iki çeşme -ki onların adı ayrılık çeşmesidir- hep yan yana dururlar birliktedirler ama bir değildirler. Asla olamayacaklardır da… Onlar kendileri için tespit edilen ve tayin olundukları yerde durmak ve oradan akıtmak durumundadırlar. Buna mecburdurlar buna mahkumdurlar… Oysa su bu durumdan bîzardır. Suyun şikayeti bu mahkumlara mahkum olmaktır. Çeşmeler onu kısımlara parçalara ayırmaktadır. Bu bir canın parçalanması gibidir. Acı verir. Bu acıyla tadı değişir suyun harareti değişir saflığını yitirir. Acısı azaba dönüşür. Onun için tek kurtuluş çeşmenin ağzından akmaktır. İşte çeşmelerden akarken ki telaşı bundandır. Akar ve hızla yeniden bir olmak için koşturur. Bizim çeşmemizden -yani ayrılık çeşmesinden- akan su diğer çeşmelerden akanlara nispetle şanslıdır. Bu kavuşmayı kolaylaştıracak çabuklaştıracak bir tekne vardır. Su bu tekneye minnettardır. İhtiyaç sahipleri gelip kendisinden bir miktar alıp götürseler de o buna çoktan razıdır. Çünkü o sonsuz bir kaynaktan gelmektedir hiç tükenmez usanmaz ve iştiyakla hasretle akar teknenin içine… İşte aynı kaynaktan gelip ayrı ayrı çeşmeden akmanın adıdır azab - ı mukaddes… Bir mahkuma mahkum olmanın adıdır azab - ı mukaddes… Şartların dayatmasıyla saflığını zorunlu yitirmenin adıdır azab - ı mukaddes…Ve ayrılmanın ve yeniden kavuşmanın adıdır azab - ı mukaddes… Evet sevgili cancağızım; sevginin kaynağı tektir. Aşk ehli değişik yerlerdeki çeşmelerden değişik zamanlarda akan su gibidir. i şt e bi z de s en ve ben yan yana du ran iki çeşme den akan su gibiyiz. Tek kaynaktan gelen aynı tekneye ayrı ayrı akansu gibi vesselâm. Bir teknede yeniden yeniden yeniden kavuşmak dileğiyle. ---------------------------------------------------------------- Ölümsüz Aşk Bu mektup tamamen yanmış bir evde itfayeciler tarafından en ufak ufak bir zarar görmemiş şekilde bulunmuştur..... Gözüm duvarda duran saate ilişti yavaşça akıp giden zamana esir bir ben varım sanki koca evrende.Eski kurmalı saatlerden di duvardaki.Ufakken babam divanın tepesine çıkar itinayla raf ta saklı duran kurma kolunu çıkarır saati kurmaya başlardı roma savaş gemisinde forsalık yapanlar kadar kolu çevirdiği söylenmesede gene bayağı uğraşırdı o saati kurmak için. Bayağı da gürültü yapardı hani.Çocukluğumun en güzel anılarının bir köşesine mutlaka o saatin sesi de işlenmişti.Ali ile kavga edip eve gelip anneanemin eski kuranını dolaptan çıkarıp -seninle bir daha konuşmayacağım kurana el basıyom ben ...dediğim daha sonrada Ali ile kan kardeş olduğum zamanda o saatin sesi vardı evde İlk kez aşık olmuştum.Uyuyamıyordum geceleri yatağımda o saatin sesi vardı kulağımda .Gidip gelen tik tak lar arasında hayatın sesini dinliyordum belkide En son ne zaman oturup hiç bir iş yapmadan boş boş saate baktık hatırlayan varmı Veya ne zaman akreple yelkovan farkını sadece zamanı anlamak için değil hayata bakmak için baktık. Gene o saatte takılı kaldı gözüm.Mahpus sanki gözlerim akan zamana bakmaya.Ne kadar sevdiğimi onu kaybedince anlamak çok kötü yapıyor insanı.Son kez elini tuttuğum anın hazzını her an duyabilmek kadar ızdırap veren bir durum yok bana şu faniyatta.Elini bir daha tutamayacağını bilmek. Oysa ne güzel düşlerimiz vardı Nikah memuru bana sen mehmet oğlu hakan şahin kazım kızı ayşe sılaseverle evlenmeyi kabul ediyormusun diyecek ben biraz düşünecek sonra espriyi patlacaktım -Hayır diyebilmeyi çok isterdim ama felaket aşığım memur bey Hayalimizdeki gibi güzel bir evimiz olacaktı dışı kırmızı ya boyalı mavi pancurlu camları olan bir ev. Bahçesine güller dikecektik bide kenarı bi kümes yapıp tavuk besliyecektik hani şu iri olanlardan her gün iki yumurta veren cinsten.Bir salıncağımız olacaktı liseli aşıklar gibi orada sallanacaktık beraberce gözlerimizin içine baka baka Beş çaylarımız meşhur olacaktı bütün arkadaşlar toplanacak sokak başındaki eski atölyede çalışan sami ustaya yaptıracağımız çardağın altında oturacaktık beraberce çaylar bahane sohbet şahane diyecek ama gene çatlayana kadar çay içecektik hani.Hani kızımız olursa aslıhan oğlumuz olursada batuhan koyacaktık.Batuhan ben kendi zevkime göre giydirecek Aslı hanıda sen giydirecektin.Sonra bir gramofon alacaktık eve birde 35 lik plak akşamları onu dinliyecektik yaşlanınca ağır ağır çalsın bırak diyerek kızacaktık çocuklara Hani elele beraber ölecektik yan yana gömülecektik Dün gibi aklımda herşey İçim içime sığmıyordu adeta.Arnavut kaldırımlı dar sokaktan kedileri kovalayarak geçtim gene.Fuat abinin çiçekçi dükkanından en sevdiğin çiçeklerden yaptırmıştım güzel ce hediye paketi olsun deyip beşiktaş muhabbetine dalmıştım yine Adımlarımı daha da sıklaştırdım heyecandan kalbim duracaktı adeta her buluşmamda yaşadığım heyecan hissiyatını tekrar yaşıyordum.Güzelimi düşünmekten yolu göremiyordum adeta boş boş bakan bir kör gibi buluşma yerimize gidiyorum Her zaman olduğu gibi gene kağıt helva alır yine boğaza bakan bankımıza oturur konuşmadan saatlerce dururduk öylece.Kelimelerin kifayete gelmediği yer de susardık sadece aşkın cümle kalıbına girmediği yerde.Sonra durup dururken sana yazdığım şiiri okurdum gözlerimin içine bakar her şeyi anlatırdın bana konuşmadan.Elini tutmaya bile kıyamazdım senin saçlarını okşamaya aslında sana bakmaya bile kıyamazdım eskir o yeşil bakışların diye Sonra belki yine o ağacın dibine giderdik.Aşkımızın 3.gününde ölene kadar yazdığım seninde gözlerimin içine bakıp o kadarcıkmı deyip gözlerin mezarım olsun yazdığın ağacın altına.Gece olurdu belki orada senle otururken.Farkına varmazdık biz zamanın nasıl geçtiğinin güneş aya ve yıldızlara bırakmış olur du yerini.Ilık ılık eserdi meltem yavaşça yüzümüze vururdu.Saçların savrulurdu havada serbest çe Derin bir iç çekerdim ben en sonunda ayrılık vakti gelince Seni ne zaman görürüm acaba deyip rüyalarımda başlardım yüzüne bakmaya doyamamalara Saat tam 12 de aya bakardık ikimizde hatırlarmısın.Aynı anda birbirimizi görüdük ayın üstünde.Şarkımızı orada söylerdik beraberce sanki duyar gibi olurdum sesini Yavaşça geliyordum buluşma yerimize.Uzakta göründü işte parkımız Karşı kaldırıma geçerken bir kaza farkettim iki dolmuş çarpışmıştı birbiri ile etraf bayağı kalabalıktı parka oturdum ve ayşeyi beklemeye başladım bir taraftanda kaza yerine bakıyordum.Yanımdan geçen iki çocuğun konuşmasına şahit oldum -nasıl sıkışmış oraya öyle ya ne oldu ki ...dedim -abi şuradaki kazada bir kız arabada sıkışmış çıkartamıyorlar çok kan kaybetmiş ölecek diyorlar dedi gidip bakacaktım ama ayşe gelir beni bulamaz diye gidemiyordum bir türlü aradan 2 saat geçti cep telefonu çalıyor ama cevap vermiyordu merak daha ağır bastı ve kazaya bakmak için doğruldum yerimden bayağı kalabalıktı arabaların etrafı güç bela kalabalığı aşıp şıkışan kızın yanına doğru ilerledim yüzü bana dönük değildi yanında bir doktor vardı kalktı ve söylenerek geçti yanımdan -gitti çok kan kaybı var gitti kurtarma ekipleri kızı kurtarmaya uğraşıyorlardı ama nafile çok fena şıkışmıştı acıdım onun bu haline tam arkamı dönüp gidecektim hayatımda duyduğum yüreğimi yaralamaya yetecek bir söz işittim sıkışıp kalan kızın ağzımdan -mehmet mehmet kalbimden vuruldum hemen kıza doğru yönelip yüzünü bana çevirdim ekipler beni uzaklaştırmaya çalışıyordu dizleriminn üstüne çöktüm kaldım AYŞEYDİ O KIZ AYŞE Ellerini tuttum ilk gün ki gibi sıcaktı hala başından akan kanlar kaşlarını kırmızıya boyamıştı hıçkıra hıçkıra ağlıyordum -o yazıyı hatırlıyormusun dedi ayşe -evet aşkım ama konuşma yorma kendini dedim -ben ölüyorum sen ölene kadar yazmıştın sevmeye devam edecekmisin beni ..dedi ağlamaya taakatim kalmamıştı kırrmızıya bulanmış yüzünü öpüp sonsuza kadar dedim güldü derin bir iç çekti - seni bekliyordum gözlerime dikkatlice bak şimdi.... dedi baktım baktım derin derin baktım -artık ölebilirim gözlerin mezar dedi son kez ellerimi sıkıca sıktı ve boşaldı elleri bir anda..... ölmüştü çiçekler elimde yetim öylecene kala kalmıştı yüzünü örttüm çiçeklerle son kez baktım gözlerine hala gülüyor gibiydi elimle kapadım yavaşça kulağına eğildim bekle beni bekle diyerek kalktım ayağa hızlıca koşmaya başladım trafiğin yoğun olduğu yere tam kendimi bir kamyonun altına atacakken onun sesi geldi kulağıma -henüz değil bekle henüz değil aşkım aradan 1 yıl geçti saate bakıyorum hala saat yamuldu yavaşça yere düştü alevler yalamaya başladı topuklarımı artık.Alt kattaki komşunun evinde çıkmış meğerse yangın o gün duyduğum sesi tekrar duydum daha kuvvetli söylüyordu sanki haykırıyordu adeta... -işte şimdi aşkım işte şimdi artık vaktiydi hayatta aşkıyla yanmıştım şimdi yanarak ona kavuşacaktım -bekle beni kar tanem geliyorum ----------------------------------------------------------------------- Gurbet Kırılmaları 2 Biliyor musun en çok mektuba başlamam gereken hitap şeklinde zorlandım. Bir başlasam sonu gelecekti eminim! Ama sıradan sözcükleri hiç yakıştıramadım sana yapmacık sözlere konduramadım seni... Sonra sana hiç mektup yazmadığım aklıma geldi içim burkuldu canım acıdı... Bu mektubu sana gurbetten yazıyorum; sesine sözüne hasret yüzüne hasret sıcağına hasret gönlümle başlıyorum mektubuma. Seni o kadar çok özledim ki; Meğer hiç bir kucak seninki kadar sıcak değilmiş hiçbir acı senin yokluğuna bedel değilmiş. Hiç ama hiçbir hasret senin özlemin kadar yakmazmış içimi. En acısı dost bildiklerim yâr seçtiklerim toplanıp bir araya gelseler senin çeyreğin bile edemezmiş. Bilsen ne zor bunları itiraf etmek kendime ve sana... Gurbet bile gururumu söndüremedi. Hâlâ gururlu şımarık kucuk oglunum Hayır hayır yavrunum. 'Ben artık bir genç delikanlıyım başkalarının yanında bana yavrum deme.' derken bile böyle düşünüyordum inan. Şimdi içten bir seslenişine Yavrum! hitabına öyle ihtiyacım var ki... Hatırlıyor musun? İlk yürümeye başladığım anları anlatırken ellerimi bırakmadığın için sana kızdığımı hırslandığımı ve bir an önce yürümek istediğimi söylerdin. Şimdi sakın bırakma ellerimi anneciğim. Evimizin yumuşak halıları değil yürüdüğüm yollar bir düşersem halim yaman. Ellerini sevgini duanı desteğini ve sıcağını hiç esirgeme benden. Hani küçükken en çok kimi seviyorsun diye sıkıştırıp dururdum seni. Ağzından "Seni!" cevabını alana kadar bırakmazdım eteklerini... Seni abimden babamdan ve ablalarımdan kıskanırdım. Hâlâ büyüyemedim hem şimdi daha çok kıskanıyorum. İçindeki sevgiyi ve gözlerindeki derin şefkati yalnız benim için sakla... Ama yapamazsın degil mi? Ana yüreği dayanmaz... Senin sevgin hepimize yeter ana olunca ben de anlarım değil mi? Aslında en çok bu huyunu seviyorum. Adaletini ve yufka yürekliliğini anne şefkatini... Fakat hâlâ babam işe giderken boşalan yatağını en çok benim hak ettiğimi düşünüyorum. Seni öyle özledim ki!.. Şu bilmem kim tarafından icat edilen telefon bile dindirmiyor içimdeki hasreti. Gurbetin yağmurları söndürmeye yetmiyor içimde büyüyen ateşi... Beni buralara yollarken "Daha güçlü ol!" diyordun ya sana kavuşunca öyle bir sarılacağım ki gücüme şaşacaksın. Sevgimin gücünü sen de anlayacaksın. Yılların yükünü çekmiş yorgun ama dimdik omuzlarını özledim. Dolaplarımı düzenlerken eşyalarıma bakıp bakıp ağladığın duyuyorum. Yahut arkadaşlarımla konuşurken gözlerinin dolduğunu... İçim acıyor ama bilsen nasıl seviniyorum. Yokluğuma alışamamış olman mest ediyor beni... Puslu gözlüm dert ortağım! İnan içim içimi yiyiyor ya bitmezse gurbet geceleri ya geçmezse hasret saatleri ya vuslat ateşiyle bindiğim mavi tren getirmezse beni... Uzar da yollar kavuşamazsam sana ya özlem alışkanlık olur da unutursan beni. Ama beni unutmaman için hep dağınık bırakacağım odamı. Söylene söylene toplarken yine gözyaşların ıslatacak eşyalarımı. Babam yine dalga geçecek anlatacak bir bir ağladığını. Ya ben... Arkadaşlarım çınlatacak odamın duvarlarını hep anne kokan ilâhilerle... Güçlü ol demiştin ya ben de yorganı çekmeden başıma hiç ama hiç ağlamayacağım. Ama sonra Allah ne verdiyse... Anneciğim! Gözyaşlarım söndüremez içimde yanan ateşi... Çünkü yokluğun bilmem kaç nüfuslu şu kocaman şehirde kendini yapayalnız hissetmek gibi imkânsız bir şeyi diz çöküp de Yaradan'dan dilemek gibi.. En azaplı günahlardan sonra sızlayan vicdanım gibi... Gül kokulum puslu gözlüm! Sakin sensiz sevgisiz ve duasız bırakma beni... Sevgilerle... Beş parmaktan biri --------------------------------------------------------------------- Haydi Git ! Bitti mi şimdi yaşadığımız once ana ve güzelliğe rağmen bu yasak aşk? Eyvah ki ne eyvah ! Biliyorum bende de var hata..Çok sevdim çok aradım çok bekledim..Sevmeyecek miydim ? Aramayacak mıydım ? Beklemeyecek miydim ? Söyle bana gözlerinin rengini Marmara'nın maviliğinden almış kadın;söyle bana bitti mi şimdi ''bitmezzzz ''dediğimiz bu aşk? Biten sadece aşk mı sanıyorsun ? Hayallerimi de bitirdin ümitlerimi de..Bıkıp usanmış bir adam olduğumu biliyordun her umutsuz sokağın köşesinde kendime rastlamaktan..Nice acılar yaşadık nice mutluluklar...Ne oldu da sustun ? Ne oldu da kapandı telefonların ? Ne oldu da çekip gittin yüreğimden binlerce yara açarak ?Yapma be denizmavisi gözlü sevdiğim.! Yapma ! Öksüz mü kalacak şimdi İstanbul'un her köşesinde bıraktığımız anılarımız ? Yetim mi kalacak o vapurların sefasını yaşattığı aşkım ?Madem öyle git! Haydi git ! Koşa koşa git ! Git.. Git.. ------------------------------------------------------------------ son |
|
|
|