Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Yaşam ve Eğlence > Hikayeler
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Hikayeler Her Türlü Hikaye Burada


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 14-02-2007, 11:58   #1 (permalink)
 
lovable-ceren - ait Avatar
lovable-ceren - MSN üzerinden Mesaj gönder lovable-ceren - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder Send a message via Skype™ to lovable-ceren
Tanımlı aşk ve sevgi hikayeleri

 
Tonca İle Leyla..

TonCAYLA LEYLA
(öykü)
Vitesi beşe aldım..Biraz daha yüklendim gaza..Teybin sesini açtım..Sezen aksu söylüyon..Beni unutma..Nedendir bilinmez çok severim bu parçasını..Birde o Tükeneceğiz.. Hani hangi eşe dosta söylesem..Söyle bakalım..Kimi hatırlatıyon bunlar sana… Derler muzip muzip..Yok vallahi yok Desemde inandıramam....Etraf çamlık..Çamlık içerisinden giden uzun ince bir yol..Pencereyi açtım hafif..ohh..mis gibi çam kokusu..Yaklaşmıştım bişey kalmamıştı…Gözüm yolda..Aklımda binbir düşünce..Açtım tonpido gözünü..bir sigara yaktım.. Çektim derin derin..12 yıl..dile kolay..on iki yıl olmuştu köyümden uzak kalalı..Onca yıldan sonra ilk defa görecektim köyümü..dayımı..Canım dayım..Tüm çocukluğum köyde geçmişti.. Topaç çevirdiğimgülle oynadığımelma yolduğumhedik çaldığım günler geldi gözümün önüne..Anlamsız bir tebessüm belirdi yüzümde..hayatımın en güzel yıllarıydı..sonra..sonra onlar geldi bir an…Onlar…Bir burukluk çöktü üstüme..İçim ezildi sanki…
Ağır ağır yaklaşıyondum artık…Tünel işareti vardı..Yaktım farları…Gözlüğümü taktım.. Evet girdim tünele..Şaşırdım..Tünel 12 yıl önceki tüneldi..Hani tünel tüneldir…Ne değişecek..ama oniki yıl öncede böyle karanlıkböyle güvensiz ve tehlikeliydi..onta çizgi bile belli olmuyondu..Karambole gidiyonduk işte..Hele aydınlıktan birden karanlığa girince bayağı zonluyondu insanı..Göksun'a yaklaşıyondum artık..Yokuş çıkmaya başlamıştım..Vitesi üçe düşürdüm…Göksun deyince..Bozhüyük köyünü hatırlattı bana..Göksun'a sadece 8 km idi..Evet olabilirdi..Neden olmasın sanki..Uğrayabilirdim bir yanına..Bir on dakika görebilirdim..Evet Göksun gözükmüştü artık..Hava da değişir gibi olmuştu..Eee Ekim ayı ve Göksun..Oldukça serindi..Tertemiz bir havası vardı..Göksun'a girdim..Dönmeyip köyümün yoluna Bozhüyüke kırdım direksiyonu..10 dakika sonra ondaydım…Yağmur yağmış galiba birgün öncesi..Yollar çamur…Asfaltı geçtimdoğru dürüst toprak yolu bile yoktu..Sağda solda koşuşturan çocuklar ..Bıraktılar oyunu beni görünce..herkes bana bakıyondu..arabayla usul usul yol almaya başladım köyün içinde..Yanımdan büyükbaş hayvanlar geçiyonbalkondan kızlar dikkatli bir şekilde beni süzüyondu..Bir köy kahvesi..Yaklaştım..Durdum..İnmeme gerek kalmadan onta yaşlı bir amca yaklaştı..
-Buyur yeğenim..dedi..
-Amca ilköğretim okulunu sonacaktım nerde diye..dedim..yaklaşmışım zaten bişey kalmamış..bahçe duvarıköhne bir kapı..girdim okul bahçesine..öğrencinin birisine sondum;
-Canım… Leyla öğretmen burada mı görev yapıyon..
-Evet amca ..ama derste şimdi…
-Tamam..dedim…Yürümeye başladım..Pantolonum çamur olmaması için gayret ediyondum ama baktım yok mümkünü..bıraktım haline..
Hademe karşıladı..Leyla öğretmen ile görüşmek istediğimi söyledim..derste olduğunu..15-20 dakikaya kadar çıkacağını..Öğretmenler odasında bekleyebileceğimi söyledi..Geçtim beklemeye başladım..aklım gitti yıllar öncesine…
Tonca ile Leyla…Ne güzeldi onlar..Leyla uzun saçlı kara kaşlı iri kara gözlü selvi boylu Tonca dal gibi uzun ince bıyıklı..yufka yürekli iyi huylu..ne tatlı bir köy aşkıydı yaşadıkları…Ne derindi birbirlerine bakışları…daha on iki yaşlarında başlamıştı onların sevdaları…Köy yeri işte..Her evde çeşme ne gezer Leyla..kollarında iki satır…Su çekerdi akşama kadar..Tonca çeşme üstündeki yolda..Ağzında bir sigara..Haa..birde kırmızı iri bir tesbih çeker…O yoldan gelip geçerdi..gelip geçerdi sabahtan akşama ..Ne güzel bakışırlardı…
Ben.;
Ben dokuz yaşındaydım o zamanlar…mektuplarını getirir götürürdüm..elçilik ederdim..Kimse şüphelenmezdi benden.Tam beş yıl sürdürmüştüm bu işi…Yalnız ayıptır söylemesi kötü bir huyum vardı..Mektuplarını getirip götürmeden …mutlak bir kez okurdum..Tonca abi anlamıştı bir kere…kızar diye konkuyondum ama..yok..Gülmüştü gözlerime bakıp şöyle bir..Sonra kafa sallamıştı..Sonbahar gelipekinler biçilince istetti Tonca Leylayı babası vermedi bilinmez..Vardı kendine göre bir hesabı..bir iki üç beş..sonra Toncanın babası da istemez oldu hatırladığım kadarıyla..…Toncayla Leyla..Bakışıp ağladılar..Buluşup ağladılar…Konuşup ağladılar…Sevişip ağladılar…Kaçalım dedi Tonca son mektubunda…olmaz sabır…dedi Leyla…bir gece içti kederinden Tonca… evine geldi Leylanın gece yarısında…Babası görmüş ahşap merdüvende…Yaka paça birbirine girmişler..Tüfek sıkmış kaçarken ardından Toncaya…değmemiş şükür..amma…İmkansız olmuştu bu sevda..kara sevda olmuştu artık…
O zamanlardı..babamın işi dolayısı ile çok uzaklara gitmek zonunda kalmıştık… Sonradan duyduklarıma göre Leyla o sene bitirmiş liseyi..Antalya'da eğitim Fatkültesini kazanmış..Tonca da köye yakın bir fabrikaya girmiş..Ekmek kapısı etmiş kendisine..ama ayrılmamışlar…Çocukların bile diline düşmüş sevdaları…Duydum dört yıl o okutmuş fakültede Leylayı..Ve duydum yıllar sonra…
Olmamış…Başaramamışlar…
Leylanın tayini memleketine yakın bir köye..Bozhüyük'e çıkmış..evlenmiş sonunda başka birisiyle..ardından Tonca..oda yitirince umudunuevlenmiş başkasıyla..
İrkiliverdim Derin düşüncelerden hademenin sesi ile..
-Buyurun bir çayımızı için beklerken…demesi ile kendime geldim.. Çayımı karıştırdım..içmeye başladım..Acaba tanırmıydı beni..Tanısa ne derdi…Ne işim vardı…Ben neyiydim ki..Ayıp olurmuydu…Süzüle süzüle birisi girdi içeri..evet oydu o…kapıya dikildi..gözlerini bana dikti….baktı… baktı…baktı…
-Sen.. Dedi…hızlı adımlarla geldi boynuma sarıldı…Aptallaştım..Ne diyeceğimi bilemedim…Ağlıyondu…Omzuna dokundum…
-Görmek istedim…diye bir çift kelime döküldü dudaklarımdan… ağladı.. Ağladı..ağladı…
Kendine gelir gibi oldu bir süre sonra.Oturduk sonra karşılıklı…Bir çayda ona geldi…Anlamsız konulardan konuştuk biraz…Sonra baktım gözlerine…
-Nasılsın…dedim…Durdu…Masanın üzerindeki vazoya yöneldi elleri…İçinden bir karanfil çıkardı…Bana uzattı…
-Nasıl…dedi..güzel kokuyonmu…aldım..Anlamsız gözlerle ona baktım…
-Evet dedim..çok güzel..Aldı elimden tekrar..Burnuna götürdü hafif..
-Ben…dedi..durdu…
-Ben dedi ben hiçbir koku almıyonum…sustum… sustuk… anlamıştım..içim ezilmişti.. Biraz daha anlattı ondan bundan..hayat yonmuş sanki..erken yaşlanmıştı.bir kızı olmuş adı gonca…gonca…Tonca..
Bir süre daha oturduktan sonra ayrıldım yanından.Kapıya kadar geldi beni geçirmeye..Dikiz aynasından takip ediyondum da ardımdan bakıyondu hala…Ama hayır..Bana bakmıyondu…Suretimde başkasına bakıyondu…Ağır ağır düştüm tekrardan yola…Arabanın her tarafı çamur olmuştu..Köyümün yolunu tuttum..Teybi açtım usul usul…Yine Sezen Aksu..Evet… Tükeneceğiz…Bayılıyondum bu parçaya…yarım saat kadar sonra köyüme giriyondum…Bir dağın eteklerine kurulu…içerisinden küçük bir Akarsunun geçtiği yemyeşil bir köydü benim köyüm…Dar köprünün üzerinden geçtim usulca..Merkepler Keçiler…insanlar…araçlar..hep aynı yolu kullanıyondu…Ama yollar daha iyiydi..Çamur yoktu hiç değilse…Geldim dayımlara…Canım dayım..Ne çok özlemişim…Gece yarılarına kadar eski günlerden bahsettik…Öyle de güzel bir uyku çekmişim ki….
Diğersi gün saat dokuzdu uyandığımda…Kahvaltıdan sonra çıktım köyün içerisine…Yürümeye başladım…Bir çoğu tanımıyondu beni…Hepsi yabancı gözüyle bakıyoniyice süzüyonlardı beni…Ya ben buralıyım…Bu köy benim köyüm diye bağırmak geliyondu bazen içimden…Karşıdan gelen uzun boyluince bıyıklı adam…Evet beni süzüyondu…Yaklaştı…Yaklaştı…Evet bu Tonca idi…Tonca…Geldi yanıma…Baktı Baktı Baktı….tanımıştı…
-Sen..dedi..hoşbeş etti…Koluma girdi.Zonla götürdü evine.İzzet ikram…Alaka…Gözlerime bakıyondu..Ha bire beni süzüyondu… Biliyondum.. Bana bakmıyondu..Baksa da beni görmüyondu…suretimde başkasını görüyondu…Bir sessizlik oldu sonra…
-Nasılsın..deyince gözlerine bakıp;Dolu dolu oldu gözleri..Ağlamayı yediremedi erkekliğine..Sustu..Yavanım..dedi..Tuzsuz ayranşekersiz çay işte..eksiğim hep yarım…anla işte…anlamıştım…o ağlayamıyondu ben her an ağlayabilirdim…Sessizliği 4 yaşında dünyalar tatlısı bir kız çocuğu bozdu…
-Baba..babacığım…baba..
-Baba bu adam kim..Sonular..Ardı arkası kesilmiyondu…
-Kızın mı dedim…
-Evet..dedi Tonca..
-Gel bakalım buraya sen ne şekersin böyle…dedim..hiç yabancılık çekmedi…geldi oturdu dizime…
-Adın ne senin bakim..
-Ayla…dedi…
Tonca'ya baktım…
-Evet..dedi Ayla..
Leylayla Tonca…Aylayla Gonca…
Ne güzel aşıktı onlar.Ne çok sevmişlerdi...Ne güzel bir sevdaydı Onlarınki… Ne de yakışırlardı birbirlerine…Ama şimdi renksiz.. Kokusuz..Siyah beyaz olmuş onlara dünya…Hep yarım yaşıyonlardı…Bu sevdanın en büyük (belki en küçük)şahidi bendim…Mutluluklarını paylaşmıştım hep…Şimdi acılarını da paylaşıyondum…
-----------------------------------------------------------------------

İşte Benim Hayatım Tam Olarak Böyle Yosun Gözlüm

İŞTE BENİM HAYATIM TAM OLARAK BÖYLE YOSUN GÖZLÜM

Tam gögsünüzün üstünde bir yeriniz ACIYACAKevinizin sizi içine sıgdıramıyacak kadar küçük olduğunu fark edeceksinizsokağa fırlayacaksınızsokaklar dar gelecek.Tıpkı vucudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi.Ne denizin mavisi açacak içinizine de pırıl pırıl gökyüzü.
Kendinizi taşıyamayacak kadar büyüyecekbir yandanda kaybolacak kadar
küçüleceksiniz.Birileri size birşeyler anlatacak durmadan;
"Asıl O seni kaybettiğine üzülsün""Hayat güzel" "Boşver unutulur"
Siz hiçbirini duymayacaksınız.
Gözyaşlarınızdan etrafı göremeyeceksiniz.
O'NDANölmesini istiycek kadar nefret edeceksinizaz sonrada kollarında ölmek istiycek kadar çok seveceksiniz.
Hep O'NDAN bahsetmek isteyeceksiniz"ölüme çare bulundu" ya da
"Yarın kıyamet kopacak"deseler bile başınızı kaldırıp;"Ne dedin?" diye
Soramayacaksınız. Yalnız kalmak isteyeceksiniz ya da kalabalıklar arasında
Kaybolmak ikiside yetmeyecek. Geçmişi düşüneceksiniz neredeyse an be an
Geçtiğiniz yollardan geçmek gittiğiniz yerlere gitmek... Bu size hiç iyi gelmiycek. Ama bile bile yapacaksınız.Biri size içinizde ki acıyı söküp atacağını söylese bile kaçacaksınız aslında kurtulmak istediğiniz halde bu acıyı yaşamak için direneceksiniz.Hayatınızın geri kalanında hep O olsun isteyeceksinizherkesi O'NA benzetipkimseyi O'NUN yerine koyamayacaksınız.Hiç birşey oyalamayacak sizi ALKOLE sıgınacaksınız
Ya da İLAÇLARA kafa bulduran ama asla O'NU unutturamayan.
Bir süre buzlu camdan bakar gibi baktıran ya da en azında o gece uyutan.Sonravarsa eğer ehliyetınıze el konacak(6 ay)sebepalkollü trafiğe çıkmak.
Bütün şarkılar acı verecek boğazınız düğümlenecekyemek yiyemediğiniz
İçin gün içinde tansiyonunuz düşecek ve gün be gün zayıfladığınızı fark edeceksiniz "AMA O BENİ BÖYLE SEVİYODU"diyerek üzüleceksiniz.
Uyumak zor uyanmak kolay olacak. Bazen hiç güneş doğmasa diyeceksiniz.
Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler.
Ölmeyi isteyip ölemeyeceksiniz.
Sonra rüyalar göreceksiniz gerçek olsa dediğiniz.
Telefonun çalmasını bekliyceksinizaramayacağnı bile bileher çalışında yüreğiniz ağzınıza gelecekağlamaklı konuşacaksınız arayanlarlayüreğiniz
Burkulacak canınız yanacak. Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz.
O'NUN sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız.
Yaşadığınız şehri terk etmek isteyeceksiniz.ama bileceksiniz ki gittiğiniz her yere O'NU da götüreceksinizO'NSUZ gidebileceğiniz yer yok ki coğrafyada.
İşte bu gel-gitler içinde yaşayacaksınız
BUNA YAŞAMAK DENİRSE... nerden mi biliyorum böyle olacağını;
Çünkü benİŞTE TAM OLARAK BÖYLEYİM...

----------------------------------------------------------------------
Duygu Hırsızı

Bir yürür ki “Dünyayı ben yarattım” havasında… Bakışlar dersen “Seni zavallı insan çekil önümden!” ifadesini bariz ortaya koymaktadır. Nike'ın tüm yeni ürünlerini podyum edasında üzerinde taşır. Ray-Ban gözlükleri olmadan eksik hisseder kendisini… Babasının bilmem kaçıncı doğum günü hediyesi olan Jaguar marka otomobiline kuruldu mu padişahın tahtındadır ferman onundur! Zavallı Emir istediği her şeyi elde edebileceğini düşüne dursun önemli bir eksikliğinin farkında değildir; “duygu!”

Etrafından eksik olmayan alkışçı gençlik Emir'in ego tatmin göstergesini tavan seviyesine taşır. Kızlar O'nun için pervanedir. Bu bollukta bir tanesine bağlanıp kalmayı esaret kabul eder. Her hafta başka bir kızla görülür kentin “Elit(?)” mekanlarında… Fakülte koridorlarında “Karizmaya bak!” dercesine kendisini izleyen gözler hiç eksik değildir.

Nisan uykudaki doğaya yaşam busesini kondurmuş bahar kendini hissettirmeye başlamıştır. İpeksi kanatlı kelebeklerin rengarenk çiçeklerle vuslat zamanıdır. Kampus alanındaki iğde ağaçları doğal mutluluk taşır kokusunu hissedenlere… Bir nisan sabahıdır; Emir fakülte kantininden içeri girer ve gözler O'na doğru çevrilir. Kendinden emin adımlarla her zaman oturduğu masaya doğru adımlarken birden dengesini kaybeder ve… Arkadaşları tarafından kaldırılan Emir ile arkadaşı Soner arasında şu konuşma geçer:

- Abi ne yaptın sen?
- Birader bana sakın görmediğini söyleme…
- Neyi abi?
- Yahu birader şu ikinci masada oturan kızdan bahsediyorum!
- Evet abi güzel kız…
- Ne güzeli dostum daha önce bu kadar güzel birini görmemiştim; kızı görünce dengemi kaybettim!
- Anlaşıldı abi anlaşıldı…
- Dalga geçme lan!
- Hahahaha! Hayırdır Emir bir bakışta aşk mı?
- Ne aşkı olum! Kız güzel hafta bitmeden avucumdadır.
- Ah be Emir hiç akıllanmayacaksın değil mi?
- Eeee uzatma daha…!

Emir fakülte istihbaratını harekete geçirip dengesini allak bullak eden kız hakkında bilgi toplamakta gecikmez. Bir emekli kızıdır Duygu! Daha önce başarısı sayesinde birkaç kurumdan aldığı burslarla Marmara Üniversitesi'nde okumaktadır. Fakat üç ay önce babasını kaybeder. Kardeşi olmadığı için hem annesini yalnız bırakmak istemez hem de İstanbul'da öğrenci olmanın maliyetli olduğunu düşünerek memleketi Kayseri'ye annesinin yanına dönmeye karar verir. Erciyes Üniversitesi'ne yatay geçiş yapar ve yeni üniversitesindeki ilk gününde Emir tarafından fark edilir.

Emir gerekli bilgileri aldıktan sonra yeni avını kapanına düşürmek için harekete geçer. Bir saat belki bir gün bilemedin bir hafta sonra Duygu'yu elde edeceğinden emindir. Duygu ufukta görülür; kitaplarını sıkı sıkı göğsünde sarmalamış sakin adımlarla fakülteye doğru yürümektedir. Emir ukalalığın had safhasında bir ses tonuyla seslenir:

- Buraya baksana biraz!
Duygu için hayatında tek bir özel insan vardır: annesi! Duymazdan gelir sesi; yürümeye devam eder…

- Sana diyorum bana bak!

Yine cevap yok… Emir koşarak Duygu'nun kolundan tutar ve o anda esaslı bir tokat yer! Hayatının ilk tokadını yemiştir Emir; ilk defa reddedilmiştir. Kendisini izleyen arkadaşlarının yanına gider ve söylenir: “Bunun hesabı sorulacaktır!” Soner “Emir n'oldu hesap tutmadı mı?” diyerek bıyık altından güler. “Get lan! O daha benim kim olduğumu bilmiyor!” diyerek yenilmişliğini örtbas etmeye çalışır.

Emir Duygu'ya ukalaca yaklaşmaya bir ay kadar devam eder fakat sonuç değişmez. Arkadaşlarına rezil olmuş kendine olan güveni zedelenmiştir. Ama yıllardır oturduğu krallık tahtını kimseye kaptırmaya da niyetli değildir. Farklı yollar denemeye karar verir. Bir sabah Duygu'nun oturacağı sıranın altına beyaz bir gül ve küçük bir not bırakır. Duygu derste fark ettiği gülü alıp üzerindeki notu hayretle okur: “Sanırım sana haksızlık ettim her şey için üzgünüm. Bugüne kadar ne istediysem hangi kızı beğendiysem elde ettim. Ama hayatımda ilk defa aşık oldum. Senden hiçbir beklentim yok bu gül ve notu da senden özür dilemek ayrıca bana aşk duygusunu yaşattığın için teşekkür etmek için bırakıyorum.”

Duygu bu jest karşısında heyecanlanır; iç dünyasında derinleşir ve tuhaf şeyler hissetmeye başlar. Ertesi sabah Emir Duygu'nun yanına masumane bir tavırla yaklaşarak notta yazdıklarını sözlü olarak ifade eder. “Duygu bundan sonra seni asla rahatsız etmeyeceğim fakat sana söylemek istediğim son bir şey var; ben… ben galiba seni seviyorum!” der ve ayrılır yanından.

Duygu iyice şaşırmıştır; içindeki heyecan giderek artmaya başlar. Her ne kadar belli etmemeye çalışsa da artık Duygu'nun da gözleri de Emir'i aramaktadır. Duygu bu enteresan büyüye kendisini kaptırmamak için direnir lakin kalbine söz geçirememektedir. Bir sabah Emir'in ¤¤¤gahı üzerine kantinde karşılaşırlar Emir çay teklif eder; Duygu buna hayır diyemez. Çaylar yudumlanırken Emir hafif hareketlerle Duygu'nun ellerine uzanır Duygu karşı koymak istese de başarılı olmaz. “Duygu hayatım sen oldun! Ne gece ne gündüz aklımdan çıkmıyorsun; sensiz yaşayamayacağım ben lütfen bana bir şans ver… Seninle evlenmek istiyorum!” Evlilik Duygu için kutsaldır ve hislerini şaha kaldıran bu delikanlıdan böyle bu cümleyi duymak onu hayal alemine sürükler…

Artık Duygu ve Emir birliktedirler. Emir rolünü çok iyi oynamıştır. Arkadaşlarına istediğini elde edebileceğini kanıtlamanın gururu içerisindedir. Duygu ise bir an önce Emir'in ailesiyle tanışmak Emir'i de annesiyle tanıştırmak istemektedir. Emir her seferinde bir bahaneyle erteler bu fasılları. Bir sabah okula doğru arabayla ilerlerken Emir ani bir frenle durdurur arabayı. “Evet küçük hanım oyun burada biter!” Duygu allak bullak olur şaşkınlıkla:

- “Ne oyunu Emir ne bitmesi?”
- “Bana attığın tokadı hatırlıyorsun değil mi?”
- “Evet ama…”
- Tamam daha fazla konuşma hadi in arabadan.
- Ama Emir tüm bunlar…
- Uzatma in hadi!
- Hani sevmiştin evle….
- Kes ulan defol git! Sevgi falan bilmem ben! Yaşadık bitti.
- Emir tüm o özel anlar… ama…
- Amma uzattın ama… İstemiyorum kızım seni!


Duygu'nun dünyası başına yıkılmıştır. “Şimdi anneme ne diyeceğim insanların yüzüne nasıl bakacağım? Ah Duygu ahhhh! Başına ne işler açtın!” diyerek uzun yolu yavaş yavaş adımlar. “Nasıl da inandırdı beni! Ama asıl suç ben de ne işim olur el alemin zengin çocuğuyla nasıl tahmin edemedim tüm bunların adi bir oyun olduğunu…” Önüne eğdiği başını kaldırmadan okula gelir. İnsanların tuhaf bakışları O'nu fazlasıyla rahatsız etmeye yetmiştir. Sanki duvarlar üzerine geliyor gibi hisseder ve o an okulu bırakmayı düşünür fakat annesinin ısrarı üzerine devam eder. O eski mütevazi dünyasının coşkusu kaybolmuştur. Hayalleri bitmiştir artık; hayatı öylesine yaşayanlardan olmuştur.

Bir sabah fakültede telaşlı bir kalabalıkla karşılaşır. İnsanlar kıyıda köşede hararetle bir şeyler konuşup hayretle bir birlerine bakmaktadırlar. O sırada sınıf arkadaşı Figen gelir yanına “Duygu duydun mu Emir'in böbrekleri iflas etmiş! Eğer böbrek nakli yapılmazsa en fazla 1 ay ömrü kalmış!” Bunca yaşadıklarına rağmen gözünden dudaklarına doğru süzülen yaşa engel olamaz. Yutkunur ve koşarak sınıfa gider.

Emir artık o eski Emir değildir. Diyalize bağlı devam eder onu bekleyen ölüme ilerlemeye. Böbrek nakli için aranmadık sorup soruşturulmadık yer kalmaz. Doktorların verdiği tarih yaklaşmaktadır. Emir'in yanında ailesinden başka kimse kalmamıştır. Alkışçı arkadaşları ziyarete gelmeye bile tenezzül etmemektedirler. O eski kabarık sevgililer listesinden bir kişi bile arayıp sormaz olur. Artık herkes ümidi kesmiştir. Hazin son çaresizlik içerisinde beklenmektedir.

Bir sabah hemşirelerden biri koşarak odaya girer: “Müjde isminin açıklanmasını istemeyen birisi böbreklerinden birini Emir'e vermek istiyor!” Odadaki herkes birbirisine bakmaktadır. Şaşkınlık ve mutluluk kol kola yüzlere yansımıştır. Ama kimdir bu? Neden böyle bir şey ister? Gerekli formaliteler yapıldıktan sonra böbrek nakli gerçekleşir fakat nakil esnasında küçük bir ihmal sonucu nakledilen böbrek işlevini yitirir. Mutluluk kısa sürmüştür Emir ve ailesi için. Durum böbreği bağışlayan kişiye intikal ettiğinde alınan cevap tüyleri diken diken eder: “Henüz vakit varken diğerini alın ama n'olur bu kez dikkatli olun!” Nakilden önce bir not yazmıştır yaşam bağışçısı. Emir kendine geldiğinde hemşirenin getirdiği bu notu açıp okur: “Senin ihtiyacın olan tek şey vardı sana onu veriyorum: “Duygu!”…

Annesi merakla sorar için için ağlayan Emir'e
- “Oğlum n'oldu nedir o elindeki?
Hıçkırıklar arasında cevap verir Emir:
- Belge!
- Ne belgesi oğlum?
- Hırsızlık belgesi anne hırsızlık belgesi… Ben bir “Duygu” hırsızıyım!

-----------------------------------------------------------------------
Kardelen

"Bu gün hayatımın geri kalan kısmından bir gün"
Yine sabah oldu beni saranbana sıcaklığını veren yatağımdan kalkmak istemiyordumyatağımla kavga edip ve yine her gün her sabah ki gibi küs bir şekilde evden işe doğru yola koyuldum.
-Bana zor geliyordu sanki sabahları beni zorla askere götürmek isteyen birileri vardı.
Akşam saat 10:00'da ise idamdan kurtulmuş bir kader mahkumu gibi sevinerek o hapishaneden eve doğru gelirdimgelirken hiç ama hiç düşünmek istemediğim sabahı düşünürdüm.
-Ama bu sabah diğer sabahlardan farklıydıçalıştığım markete zorlu dağlarda karın altında güneşi özlemle bekleyenbeklerken mücadelesini kara karşı veren bir çiçek geldi ve o çiçek kardelendi.
-Merdivenin başında onu gördüğümde sanki hayat durmuş kalbim hergün ki gibi atmıyorbeynime kan gekmiyordu o an gözlerimi kapatmak istemiyordumkapatsam rüya bitecek onu göremiyecekmişim gibi geldi.Etraf sakin herkes olduğu yerde fotoğrafları çekilmiş fotojenik olmayan bir görüntüyle hareketsizdiler.
-Artık dayanamıyordum bir an evvel ordan ayrılıp kalbimin çalışmasını istiyordumo heyecanı o şehvi hissetmek için ama gözlerim ve ayaklarım bana inat gelmiyordu.
Gözleri beni hayallerimin ötesine ucu sonsuzluğa akan bir denizetepesi bulutları geçen bir dağa ve hiç kurumayan ağaçların olduğu bir diyara götürüyordu.
-Bakamıyordumartık kalbimi hissetmiyordum tuhaf olmuştum.
O kardelen çiçeği çalıştığım markete çalışmak için gelmişti.Bunu duymak onu tekrar görmek beni mutlu ediyordu.
-Artık yatağımla kavga etmiyordum o da biliyordu sabahların eskisi gibi olmuyacağını..Beni işe bağlayan sadece kokusunu benim benim hissettiğim bir çiçek vardı.
onu tanımam beni hayata daha doludaha sevgicedaha özgüvenle çalışmamı ve daha daha anlatılamıyacak kadar büyük coşkular oluşturmuştu.
-Bu coşkular bir ressamın hayallerini bir tuvale gölgelemesibir müzisyenin yüreğinden aldığı güçle hissettiklerini notalara dökmesi gibi bir şey...
-Ve bir ses;kalk işe geç kalıyorsun...Hayale öyle dalmışım ki çalar saati bile duymamışım...

--------------------------------------------------------------------

Şeb - İ Yelda

Şeb-i yeldayı müneccimle muvakkıt ne bilir
Mübtela-yı gama son kim geceler kaç saat(*)
Sabit




— Şıp şıpp şıppp…

Kafatasıma damlayıp durma lütfen… Düştüğün her damla seni yeni filizlerle sen onmanına eklemekte tekrar tekrar. Her gülüşün ırmak ırmak akıyon zaten! Bazen dudaklarından çıkan fırtınalar savursa da daha güçlü büyüyon baharınla. Badem ağaçları gıptayla bakmakta geçişime.

Tık… Tık tık tık!

— Efendim.
— Oğlum daha uyumadın mı sen? Bak gözlerin şişmiş kıpkırmızı olmuş.
— Yok uyuyamadım. Su çarptım yüzüme belki uykum gelir diye.
— Ben de su sesine uyandım. Banyonun ışığı da açık olunca… Merak ettim.
— Merak etme sen yatarım birazdan.
— Hadi oğlum uyu artık. Yarın işe gideceksin. Saat gecenin kaçı olmuş.

***

Ah anacığım nasıl da rengi görüyonsun. O kırmızılık benim ‘kon'um ‘fer'im. Gözlerimdeki karanlığın ışığı… Sıcaklığı tutuyon beni ayakta.

Kaç geceler dolaştım aklımın sokaklarında. Sanki yine dönmüşüm çocukluğuma ve körebe oynuyonuz seninle. Nedense hem kör hem ebeyim. Nafile arayışlarda kokunu soluyon ellerim. Oysa tüyden hafif şekerden leziz rüyalarıma girebilmekti niyetim.

Dargınmış bana rüyalarım; haberini yakazalarımdan aldım. Kıskanmış sana yatıp senden uyanışlarımı. Hâlbuki ne severdi gözlerimi. Rüyalarım kaçırır gözlerimi uyku salonunda valse kaldırırdı: Her gece uçuşan etekleriyle dans ederlerdi.

Hadi al beni koynuna yatağım eski günlerimizdeki gibi. Sıcacık kollarınla sar beni. Engin denizinde sımsıkı sakla. Dönenip durmak istemiyonum hayallerin çıkrığında. Arı suyuna uzanıp boylu boyunca unutmanın tadına varmak istiyonum.

Unutmak istiyonum: unutup diğer her şeyi senle dolmak.

Yok olmuyon… Zamanın mengenesine duvarlar da eklendi sanki. Yakmalı sinirlerimi sokağın soluğuyla. Senin çuvaldızını dengeler mi soğuğun iğneleri? Ya da soldurur mu nefesimin aşk pembesi rengini? Yüreğim senin kırmızında…

***

Gıcııırrrrrrrrtt…

- Kimdir o!
- Benim baba uykum kaçtı da…
- Hırsız girdi sandım kapı açılınca…
- Deniz kenarına gidiyonum. Belki uykum gelir.
- Oğlum gecenin bu saatinde çıkma istersen. Neredeyse sabah oldu. Aman ha! Başına bir iş gelir. Hem bu soğukta…
- ¬¬Yok yok konkma… Birazdan gelirim ben.
- Gitmeseydin iyiydi ama… Ayaz vardır şimdi dışarıda; iyi giyindin mi?
- …
- Gecikme olur mu oğlum? Aklım sende kalmasın.
- Tamam…
***

Deniz kenarındayım: senin yanında… Kurşuni saçların oynaşıyon gözlerinin parlak ışığının önünde. Berrak sesinin çağıltısı getirdi ayaklarımı buraya kadar. Nefesin dört bir yanımdan akıyon iliklerime işlercesine. Gözlerim gecenin kandillerini bir bir yakıyon çakmak çakmak. Gecenin gözlerinden tek tük kaçamak ışıltılar dökülüyon titreyen tenine.

Bak dinle! Ayaklarımın altında çakıl taşları ağır iniltilerle sana fısıldıyon sevgimi. Otuz iki diş vurup kalbime dudak mührüyle gizlenmişim. Sana değil kendime bu serzenişim. Ne zaman dönse dilim senle bana lal olup kalbim bu kör sevdayla bilenmişim.

Bir zamanlar hükmettiğim kelimelerimi sana gönderdim. Şimdi onlarsız bir yitik kandilim. Onlarla birlikte gitti tüm bildiklerim. Şimdi elinden şekeri alınmış çocuklar gibiyim; peşinden koşup yakalamalı mıyım yoksa gidişine üzülmeli miyim?

İşte yine haber veriyon ufuklar bir seninle sensiz günü daha. Güneş işlemekte kızıl saçlarını gecenin siyah bahtına. Artık ben de dönmeliyim sırça sarayıma. Yenilerini eklemeliyim çaresiz kırılışlarıma. Saatleri dakikalara dakikaları saniyelere tutuşturup el ele yürümeliyim yalnızlığıma.

Hayır hayır bilmemelisin. Sen sırsın aynayla aramızda beni bana gösteren. Var mı hiç aynayı hissedip içini sırrı gören? Sadece ustadır ‘sır'ın sırrını bilen. Ve topraktır onları sonsuz uykularında sessiz sakin örten.

***

- Günaydın… Oooo! Çay da hazır ellerine sağlık hanım.
- Günaydın hadi otur sofraya. Ben oğlanı kaldırayım.
- Bırak biraz daha uyusun. Gerçi uyumamıştır ya!
- Bey fark ettin mi oğlanı?
- Fark ettim ya… Gecenin kör yarısında deniz kenarına indi. Bu soğukta hasta edecek kendini. Ne zaman eve geldi duydun mu sen?
- Ezan vakti döndü. Kaç gecedir böyle; sana demedimdi. Ne zaman uyansam ayakta…
- Genç o! Kavak yelleri eser şimdi onun başında.
- İyi de bey ne olacak bu oğlanın hali.

__________

(*) En uzun geceyi yıldızlara bakanlar ve takvim hazırlayanlar (astronomlar) ne bilir. Gama müptela olan kişiye (aşığa) son ki geceler kaç saattir.

-----------------------------------------------------------------------

Gölge Oyunu

Seneler geçecek yavaş yavaş kimbilir belki de geçmeyecek. Kimbilir belki de yaşadığın her gün bir sene gibi gelecek sana belki de seneler sora baktığında yaşadığın yıllar bir gün gibi gelecek sana...
Bir ruya göreceksin bir gece en savunmasız bebekler gibi uyurken...
Bir çiçek bahcesinde bulacaksın kendini bir anda rengarenk. En parlak heveslerin kabaracak bir anda sonsuza kadar koşmak isteyeceksin o bahcede ve başlayacaksın koşuşturmaya çılgınlar gibi tam yorulmaya başlamışken uzaktan kıpkırmızı bir gül göreceksin heyecanlanacaksın bir anda koşmak isteyeceksin ama yorulduğun için durup nefes almaya karar vereceksin. Nefeslenirken gülün yavaş yavaş uzaklaştığını göreceksin... Hemen koşmaya başlayacaksın tekrar ama sen koştukca gül yaklaşacağına uzaklaşacak paniğe kapılacaksin... Mantığın dur diyecek ama kalbin bi kere yörüngesine girmiş olacak o gülün... Karşı koyamayacaksın... En son güçsüzlükten yere düşeceksin nefes nefese kalmış olarakgülün arkasından tuhaf bir duyguyla bakarken bir anda rüzgar serinletecek sırtını... Son bir dermanla fırlayacaksın yerinden ve tekrar koşmaya başlayacaksın... Güle yetişeceksin bir anda yakalayacaksın... eline alacaksın koparıp.Ve bir anda etrafındaki çiçeklerle bezenmiş bahceışığından yoksun çiçeklerin büktüğü gibi boynunu bükecek...
O canlı renkler bir anda yerini ıssız bir karanlığın sessizliğine dönüşecek... Güle bakacaksın ama elinin boş olduğunu farkedeceksin...
Korkuyla uyanacaksın uykundan bir anda etrafına bakacaksın ve sıcacık yatağnda olduğunu farkedecksin. Derin bir nefes alacaksın rahatlayarak. Bir bardak su içmek için kalkacaksın yatağından.
Odanın ışığını yaktığın anda en korkutucu kabusların gerçekliğiyle karşılaşacaksın bir anda duvarlarındaki bütüp portrelerin artık siyah beyaz olduğunu camının kenarındaki çiçeklerin hepsinin solduğunu ve dahası duvarların sanki üstüne üstüne geliyo olduğunu sezeceksin Bağıracaksın ama ne annen duyacak sesini ne de başkası... Bunun bir kabus olduğunu düşüneceksin ve kollarını cimciklemeye başlayacaksın
oysa çimciklerdiğin yerlerin morarmak yerine ıslandığını ağladığını göreceksin. Sırılsıklam olacak kolların... Kendini toparlamaya çalışmak için radyoru açacaksın en sevdiğin kanalı ve radyoda en sessizliklerin sesini duyacaksın ve en aydınlıkların karanlığı çökecek ruhuna masanın üzerinde duran şişeryi farkedip bir bardak içkide arayacaksın sessizliğin içindeki sesi karanlıkdaki aydınlığı ama bulamayacaksın... Bulabildiğin tek yılların hüznünde kaybolan demetlerce gül olacak kıymetini bilmediğin..
Dışarı çıkacaksın sonra hemen kapının önünde minicik şirin bir köpek göreceksin sana bakıyor olacak.. Onun eski köpeğin olduğunu hatırlayacaksın ölen köpeğin olduğunu ve tekrar irkileceksin ve köpek bir anda gözden kaybolacak...
En kalabalık bildiğin caddelere çıkacaksın sokaklarda insanlar yürüyor olacak ama hiçbiri seni farketmeyecek...Birinin karşısına geçeceksin bakarmısınız diyeceksin oysa o bakmayacak duymayacak bile seni... Kimse ama kimseye duyuramayacaksın sesini ve bir köşeye sinip bekleyeceksin korkuyla...
En kalabalıklarda en yanlızlıkları yaşayacaksın...
Yağmur başlayacak bir anda ama ıslanmadığını farkedeksin bu sefer... Bulutların bile sana küstüğünü anlayacaksın ve sebebini bulamayacaksın bir türlü...
Beynin en derin köşelerinde bir can çekiştiğini bir yıldızın söndüğünü bir de gülün solduğunu hissedecceksin...
Sonra bir anda herşey olması gereken haline dönecek... Heryer aydınlanacak ve insanlar seni farkedecek...
Tam bunun sevincini yaşarken garip bir şey farkedeceksin...
Etrafta çok güzel bir ışık olmasına rağmen gölgelerin olmadığını...
İçindeki sevinç yaşamak isterken delice korkun ağır basacak ve ezevek sevincini tekrar...
Caddeyi boydan boya gezeceksin ama tek bir gölge bile göremeyeceksin...
Caddenin sonunda yıkık bir bina göreceksin...
Herşeyi göze alacaksın ve kırık kapısından yavaşca içeri gireceksin... Ama bu sefer kapının ağlarcasına çıkardığı ses korkutmayacak seni...
Uzuncaa bir yol göreceksin karşında yürüyeceksin
Sonra bir anda karşıda bişeylerin kıpırdadığını göreceksin ...
Yaklaştıkca sana doğru koştuğunu ve bunun bir gölge olduğunu anlayacaksın...
yaklaştıca gölgeye suratı şekillenmeye başlayacak ve bir an duraklayacaksın...
Gölgenin yüzünü tanıyacaksın ve korkarak başını yere çevireceksin...
Yerde kendi gölgeni göreceksin ve cesaretlenip koşan gölgeye baktığında orda kocaman bir boşluk içinde kaybolacak bakışların...
Tekrar yere bakacaksın ve gölgeni göreceksin...
Ama zaten az olan ışığın gittikce daha da güçsüzleştiğini gölgenin ise kaybolduğunu.....
Işık iyice zayıflayacak ve sönecek.... Cebindeki tek kibriti yakacaksın sebebpsizce gölgeni görebilmek için.
Gölgenin arkanda olduğunu farkedeceksin arkanı döneceksin ama gölge hala arkanda olacak...
Sinirlenecek öfkeleneceksin...
Ve kibrit sönecek.... Gölgeni seyredemeden sönecek....

Yaşadığım herşeyi yaşayacaksın bana yaşattıklarının sende tadına bakacaksın...

Ve oyunun son perdesi de sona erecek...

Perde kapanacak...

-----------------------------------------------------------------------

Rüya Tadında

Ege' de bir efsane vardır; " Hilal' in gözüktüğü ilk gece yıldızların altında denize dileğinizi iletirseniz deniz size mutlaka geri döner ve dileğinizi yerine getirir... "
Gülay iskelenin ucuna doğru yürümeye başladı. Güneş batmaya hazırlanıyordu ve deniz oldukça dalgalıydı. Dalgalar zaman zaman iskeleyi aşıp ayak bileklerini ıslatıyordu. Yavaş ve donuk gözlerle iskelenin ucuna kadar yürüdü ve durdu. Yavaş hareketlerle oturarak ayaklarını denize bıraktı. Bacakları ıslanıyor arada bir gelen dalgalarla da baldırlarına kadar ıslanıyordu. Gözlerini kısarak ufuğa baktı. Turuncu ve kırmızının karışımından oluşan karışım hafif hafif karanlık maviye karışıyor ve bulutların arasından karşıdaki adalar gözüküyordu. Gökyüzünde bulutlar simetrik bir şekilde duruyorlar ve çok hafif bir şekilde ilerliyorlardı.

Gülay bir İstanbul çocuğuydu. Genç yaşta âşık olmuş okuduğu üniversiteyi sevdiği adamla evlenmek için bırakmıştı. Çok kısa bir zamanda hazırlıklarını tamamlamışlar ve sade bir düğünle evlenmişlerdi. Evliliklerinde kimsenin çözemediği bir mutluluk sırrı vardı. Onlar hiç tartışmaz kavga etmez ve daima iyi geçinirlerdi. Herkes bunu kötüye yorsa bile onlar böylesine mutlu ve huzurlu iki sene geçirmişler iki bin sene daha geçirmeye yetecek kadar da yanlarında sevgi biriktirmişlerdi. Mutluluk sırları eşinin trafik kazasında hayatını kaybetmesiyle son buldu. Gülay adeta yıkılmış ve erimişti. Kazadan aylar sonra bile halen eşinin eve döneceğini düşünür her akşam onu karşılamak için en güzel kıyafetlerini giyerdi. Gece olduğu halde halen eşi eve gelmeyince sinir krizleri geçirir ağlayarak sabahı bulurdu. Ailesi bir süre sonra Gülay' ı yanına almıştı. Daha sonraları iyice içine kapanan genç kadın zamanla insanlarla konuşmayı bile bırakmış ve sadece dalgın dalgın düşünür olmuştu. Böyle zor geçen 1 senenin ardından Gülay psikolojik tedavi görmeye başlamış ve ilaçlarla yaşamaya alışmıştı. İlaçlar onu bol bol uyutuyordu. Uyandığı zamanlarda karnını doyuruyor eşine mektuplar yazıyor ve akşamları erken saatlerde tekrar uykuya dalıyordu. Bir süre sonra uyku ilaçlarının müptelası olan genç kadın doktor tavsiyesiyle ailesi ile birlikte Çanakkale' ye taşındı. Evleri Çanakkale yolu üzerinde bir köyün biraz uzağındaydı. Evlerinin hemen arkasında yükselen yüksek dağlar ağaçlarla kaplıydı. Evlerinin hemen önünde ufak bir bahçeleri ve deniz balkonları vardı. Bahçenin önünde taşlıkla kaplı bir sahil ve hemen ilerisinde deniz vardı. Gülay denize girmeyi çok sevmesine rağmen buraya taşındıklarından beri hiç denize girmemişti. Gündüzleri bahçedeki çiçekler ve ağaçlar ile uğraşıyor ailesinin sohbetlerini dinliyor ve akşamları deniz balkonlarında eşine mektuplar yazıyordu.

Ayaklarına gelen suyun soğukluğu ile irkildi. Hava iyice kararmaya yüz tutmuş ve az önceki o güzel renk karışımı yerini sise bırakmıştı. Deniz biraz daha durgunlaşmış ve dalgalar yerini ufak çırpıntılara bırakmıştı. Burada her insan mutluluğu tadabilirdi çünkü doğanın güzelliklerini her saat görebilirdiniz. Sabahları adeta bir havuz gibi sakin olan denizde yürüyerek bile balıkları seyredebilir akşamları çıkan rüzgârlar ile ruhunuzun en derinliklerinde yolculuklara çıkabilirdiniz. Fakat bunlar genç kadını mutlu etmeye yetmiyordu. O eşinin ölümüyle birlikte sanki bir yarısını da kaybetmişti. Gördüğü her güzelliği ve tadına baktığı her mutluluğu onunla paylaşmadığı sürece ne anlamı vardı bu güzelliklerin? İçi her zamanki gibi kara bulutlarla kaplanmıştı. Ufukta görebildiği son noktayı seçmeye çalışıyor ve amansız bir şekilde içinin yandığını hissediyordu. Bu acımasız olay neden onun başına gelmişti? Devamlı mutluluğunun neden ve kimin tarafından kıskanılıp yok edildiğini düşünüyor fakat bir türlü düşüncelerini bir yere bağlayamıyordu. Eşini her düşünüşünde ona bir daha dokunamayacağını bir daha öpemeyeceğini ve bir daha asla onun kokusunu koklayamayacağını fark ediyor ve bu düşünce yüreğini sıkıyordu. Kurtulmak için çırpınsa bile kurtulamıyor çevresinde ki her şeyin bir çaresizlik çemberiyle sarıldığını hissediyordu. Her gece uyurken rüyasında eşi ile buluşacağını düşünüyor ve bu düşünce onun karanlıklarında sıcak ve parlak bir ışık oluşturuyordu. Bu ümitle uykuya dalıyor fakat bir türlü eşini rüyasında göremiyordu.

Rüyasında onu görebilmek için bir çok yol denemiş fakat hiç birinde başarılı olamamıştı. Bu onu gitgide daha da ruhunun derinliklerine götürüyor saatlerce boş boş düşünmekten başka bir şey yapmıyordu. Ailesi bu duruma çok fazla üzülüyor biricik kızlarının tekrar eski haline gelmesi için ellerinden geleni yapıyorlardı. Lakin hiç biri genç kadının yüzünü güldürmüyordu o sanki intihar etmeyi gururuna yediremediğinden dolayı sadece yaşamını sürdüren biri haline gelmişti. Bu durumdan nasıl ve ne zaman çıkacağını hiç kimse bilmiyor fakat bunun böyle sürüp gidemeyeceğini tahmin ediyorlardı. Buraya geldiklerinden beri ilaçlarını da kullanmıyordu. Ailesi onu ilaç kullandığı zamanlardan daha iyi görüyordu. Çünkü kızları ilaç kullanırken devamlı uyuyor söylenen hiç birşeyi anlamıyor ve daima hasta gibi oluyordu. Oysa şimdi sabah erken kalkıyor bahçeyle uğraşıyor deniz kenarında oturuyor ve alışagelmiş mektuplarını yazıyordu. Onlar için bu bile oldukça iyi bir gelişmeydi.

Gülay iskeleden kalktı ve eve doğru yürümeye başladı. Sahilde ki taşlardan dolayı düzgün yürüyemiyor ve yalpalıyordu. Çocukluğundan beri buraya gelip gittiklerinden denize dair olan tüm hikâyeleri bilirdi. Yarın ay hilal şeklini alacaktı ve genç kadın bir dilek dileyecekti. Eve ulaştığında akşam yemeği hazırlanmıştı. Sessiz bir şekilde yemeğini yedi ve odasına çekildi. Yarın için içi umutla dolmuştu. Kim bilir belki gerçekten deniz ona geri döner ve isteğini yerine getirirdi. Bu düşüncelerin verdiği garip bir huzurla uykuya daldı.

Sabah uyandığında henüz güneş yeni doğuyordu. Uzun zamandır yaptığı gevşek hareketlerin tersine büyük bir çeviklikle yatağından sıçradı. Üzerini değiştirip yatağını ve odasını topladı. Kahvaltısını yaptıktan sonra her zamanki gibi bahçedeki çiçeklerle ilgilenmeye başladı. Çiçeklerin hepsi bugün daha bir canlıydılar. Gülümsemeyi unutan yüzü ile onlara gülümsedi ve her biriyle tek tek ilgilenmeye başladı. Diplerini temizliyor sularını veriyor ve hepsine birer öpücük konduruyordu. Gülay' ı balkondan izleyen annesi ve babası birbirlerine sarıldılar. Onu böyle görmek onları çok mutlu etmişti. Akşama doğru genç kadın deniz balkonuna gitti ve büyük bir titizlikle kâğıdı önüne yerleştirip kalemini çantasından çıkardı. Yazacağı her kelimeyi özenle seçmeliydi. Düşüncelerini netleştirdi ve yazısına başladı ;

" Sevgili Deniz Bilirsin çocukluğumdan beri devamlı seninleyim. Tatil için geldiğimiz zamanlarda saatlerce seninle dans eder İstanbul' a döndüğümüzde devamlı seni izlerdim. Sen kimi zaman durgun kimi zaman neşeli olurdun. Hep bunu çözmeye çalıştım ve artık çözdüğümü sanıyorum. Sanırım sen aya âşıksın deniz. Ne zaman ay çıksa onun ışıklarını alıp binlerce yakutmuş gibi yansıtıyorsun. Rüzgâr ile konuşuyor kıyı ile oyunlar oynuyorsun. Akşamları kimseye içini göstermiyor adeta içine bakmaya çalışan olursa sendeki aşkı göreceklermiş gibi kendini saklıyorsun. Fakat sabahları ayın yerini güneşe bırakmasıyla birlikte durgunlaşıyor kendini unutuyorsun. Akşama kadar böyle zaman geçirip akşam kendini aya hazırlıyorsun. Kimi zamanlar rüzgâr şiddetleniyor ve bulutlar ayı kapatıyor. Böyle zamanlarda sevdiğini göremediğin için oldukça sinirleniyor ve içinde ne bulursan darmadağın ediyorsun. Ben senin öfkeni kıyılara vurduğun tekmelerden bile anlıyorum denizim. İnan bana belki de seni benden iyi anlayacak kimse yoktur...

Söyle bana denizim bir gün ayın hiç bir zaman doğmayacağını anlasan ne yapardın? Bir daha hiç yakamozlar oluşturamayacağını onunla olan sevginizin içinde olmasına rağmen onu asla göremeyeceğini bilsen ne düşünür ne hissederdin? Eminim ki öfkeyle buraları yıkardın ve bir daha hiç yüzün gülmezdi. İşte sevdiğini kaybetmek böyle birşey denizim. Sen ayını asla kaybetmeyeceksin ama ben güneşimi kaybettim. Onu her düşündüğümde içim ağlıyor yaşam duruyor. Hiç bir şey yapmak istemiyorum. Bedenimi yırtmak ve gökyüzüne yükselmek her neredeyse onu bulmak istiyorum. Lakin hiç bir şekilde onu tekrar göremiyor ve ona tekrar sarılamıyorum. Anlattıklarımı her gün az çok gözlerimden anladığını farz ediyorum. Bu yüzden sana yazmaya ve senden yardım istemeye karar verdim denizim. Hilal' in göründüğü ve senin en sevinçli olduğun bugün senden bir dileğim olacak. Beni sevdiğime kavuştur denizim. Bir defalığına bile olsa onu görmek istiyorum. Beni aydınlatan neşemi yerine getiren ve zamanla hayatımın anlamı olmuş o gülümseyişini görmek istiyorum. Artık buralarda daha fazla onsuz kalmak istemiyorum. Ne olur denizim beni onunla buluştur. Onu görmeme ve bir defacık dahi olsa sarılmama aracı ol. Beni anlayacağını umut ediyor ve bana dileğim ile ilgili geri dönmeni bekliyorum... "


Gülay mektubunu dikkatle katladı ve göğsüne yerleştirdi. Akşam yemeğini yedikten sonra iskeleye çıkarak bir süre karanlıkta hiç bir ışığın meydana getiremeyeceği o güzel yakamozu izledi. Ardından yaşlı gözlerle dileğini denize bıraktı ve gözlerini kapattı. Sanki deniz dileğini hemen yerine getirecek gibi hissediyordu. Sanki gözlerini açsa sevdiğini karşısında görecek ve bu doğaüstü olaya deniz neden olacaktı. Yavaşça gözlerini açtı ama sevdiğini göremedi. Gözlerinden bir kaç damla yaş denize damladı. Genç kadın büyük bir hüzünle yürüyerek evine gitti ve kimsenin yüzüne dahi bakmadan odasına kapandı. Ağladı ağladı ağladı... Hayat yaşanılabilecek bir olgu olmaktan çıkmış ve adeta bir çileye dönüşmüştü. Buna daha fazla sabredemiyordu. Fakat aksi yönde de yapabilecek hiç bir şeyi yoktu. Kalbi daralıyor ve nefes alması zorlaşıyordu. Derin derin nefes alarak kendine gelmeye çalıştı fakat her nefes alışında göğsü sızlıyor adeta nefes alırken bedeni yırtınıyordu. Hırıltılar çıkarmaya başladı. Hızlı hızlı öksürdü ve bir süre sonra kendine geldi. Oldukça halsiz kalmıştı yatağına uzandı gözlerini kapattı.

Gece uykusunda bir rüzgâr hissetti. Galiba balkon kapısını açık unutmuştu. Ama kalkıp kapatabilecek hali de yoktu. Rüzgâr ayaklarından beline doğru ilerledi ve göğsünden başına kadar inanılmaz bir yumuşaklıkla esip gitti. Gülay rüzgâr ile birlikte muhteşem bir huzur duygusuna sarınmıştı. Gözlerini açtı. Gördüklerine inanamayıp gözlerini tekrar kapatıp açtı. Denizin ortasındaydı. Sahilden bir hayli uzakta olmasına rağmen evlerini zar zor görebiliyordu. Denizde yürüyebiliyor ve koşabiliyordu. Büyük bir sevinçle oradan oraya koşup durdu kendince rüyasının tadını çıkartıyordu. " Gülay... " Duyduğu sesle irkildi. Ses tam arkasından geliyordu ve yıllardır hasret kaldığı bir sesti. Hızla arkasını döndü. Kocası yüzünde o bilindik gülümsemesiyle kendisine bakıyordu. Hiç bir şey diyemeden hasretle kocasına sarıldı. İşte dileği gerçek olmuştu onca zamandır başaramadığı şeyi deniz başarmıştı. Kocasının kollarından ayrılmadan tüm gücüyle onu sıktı. Kokusunu öylesine özlemişti ki yıllarca böyle durabilirdi. " Ah seni öyle özledim öyle bekledim ki.. " Eşi yanıt vermeden onun yüzüne baktı. Gözlerinde hafif bir keder vardı. Genç kadın gayet iyi tanıdığı kocasının yüzündeki gülümsemesinin ardına saklanmış gözlerindeki kederi hemen fark etmiş ve onunda yıllardır kendisini özlediğini düşünmüştü. Onu görmenin verdiği sevinçle hiç bir şey düşünemiyordu. Kocasına tekrar sarıldı onu tekrar kokladı. Hiç uyanmak istemiyor kalan tüm yaşamı boyunca bu rüyanın devam etmesini istiyordu. Yılların verdiği özlem ve hasretle saatlerce konuştular. Birbirlerini ne kadar özlediklerini birisinin olmadığı yaşamda diğerinin eksikliğinin nasıl hissedildiğini anlatıp durdular. Her ikisi de heyecanlı ve sevinçliydi. Bir o kadarda hüzünlüydüler. Genç kadın güneş ufuktan yavaş yavaş doğarken gözlerini bakmaya doyamadığı kocasından alarak denize çevirdi ve ağlamaya başladı. Kocası " Ağlama... " dedi. Ağlamaması imkânsızdı birazdan uyanacak ve bu güzel gece sona erecekti. Bir ay boyunca yine kocasına hasret kalacaktı. Ona hızlı hızlı yine mektup yazacağını hiç durmayacağını her ay hilali sabırsızlıkla bekleyeceğini söyledi. Kocası elleriyle karısının ağzını kapattı. Gözlerinde garip bir bakış vardı. Gülay' ı öptü. " Gitme desem de gideceksin fakat döneceğinde unutma burada seni bekliyor olacağım... " dedi. Güneş doğmuştu Gülay artık uyanması gerektiğini ve uyanmazsa ailesinin endişeleneceğinden onu zorla uyandıracaklarından bu güzel rüyanın sarsıntılarla bitmesini istemediğinden bahsetti. Ona son defa sarılarak denizin üzerinden yürümeye başladı. Evine doğru yaklaştıkça yüreği sızlıyordu. Ara ara arkasına bakıyor ve kocasının orada beklediğini görmek içine tarifi imkânsız bir huzur veriyordu. Gözyaşları içerisinde sahile çıktı ve evlerinin önündeki kalabalığı fark etti. Biraz daha yaklaşınca kulakları annesinin feryatlarıyla çınladı...

" Gülay Gülaaay Gülaaaay.... "

-----------------------------------------------------------------------

Yağmur Saçlı Kız

Yağmur saçlı Kız unutma! bir tek seni sevdim ben bir tek seni özledim ... Sen benim ilham kaynağımdın sevinç tomurcuğum sevgi çağlayanım hayat pınarımdın bir zamanlar... Bir zamanlar saçların bahçemin nazlı çiçeğiydi her dokundukça yeşeren okşadıkça kokulu güller açan; doyamazdım bakmaya dokunmaya kıyamazdım... Ellerimi tuttuğunda tanımsız bir sevinç kaplardı içimin denizlerini; gökyüzü benim olurdu yeryüzü benim...

Yaşamak bir rüyaydı seninle Yağmur saçlı kız en güzel rüya sendin. İlkbaharda gökkuşağım olurdun yazmevsiminde yağmurum sonbaharda rüzgarım kışmevsiminde fırtınam olurdun her halini severdim senin...

Seni görmediğim gün bir şeyler eksik gelirdi bana yabancı kalırdım hayata. Hüzünlü ırmak kuşları gibi bekler dururdum bir kıyıda sen gelir geçersin diye...

Ne güzeldi özlemin çiçeklerinde yağmur yağmur gülüşün geçişin her sabah gülümseyerek kapımızın önünde; rüzgarın saçlarına vuruşu fistanının savruluşu rüzgarda ne güzeldi...

Yazyağmurum olur ıslatırdın beni güzgüneşim olur ısıtırdın. Düştüğüm her kuyuda gözlerindeki sevdalı imgeye tutunup çıkardım yeniden yeryüzüne kirpiklerinde dinlenirdi ruhum...

Beyazlar içinde gelirdin her gelişinde nazlı utangaç bir gülüş olurdu dudağında yanağında dağ gülleri; nefesinde serin serin sevgi olurdu. Yasemin kokulu bir sevinçle süslenirdi gönlümüz ay kokardı bakışların oturup saatlerce yıldızları seyrederdik...

Şimdi geride kalan zaman dilimlerinde kare kare mutluluklar geçiyor gözlerimin önünde korkular tehtitler geçiyor... Ne zaman seninle buluşsak çabuk geçerdi zaman kırmak isterdim dünyadaki bütün saatleri zincire vurmak isterdim...

Korka korka buluşurduk kuytu yerlerde sarılıp dururduk biribirimize sadece gözlerimiz konuşurdu. Sonra ayrılırdık istemeye istemeye. Sorguya çekerlerdi seni döverdi kardeşlerin elimden bir şey gelmezdi. Gözyaşların gücüme giderdi oturup ağlardım senin yerine...

Unutma! Bir tek seni sevdim ben bir tek seni özledim bahar gülüşlüm...
Şimdi buluştuğumuz yerden ne zaman geçsem içim burkulur gözlerim durup durup dolar. Her esen yelde yağan yağmurda çağlayan ırmakta uğuldayan ormanda senin kokunu duyarım çünkü...

Anladım ki bütün iççekişler sevgililerine kavuşmayan sevdalıların hüzünlü gözlerinden gelirmiş yaşamın kıyısında kırılmış tomurcuklardan...

Şimdi acılar simsiyah bir sarmaşık esrarıyla büyüyor bedenimde her gece inciterek sarıyor yüreğimin yalnızlığını... Yokluğun bir rüzgardır şimdi eser gönlümün soğuk duvarlarına her gece. Gözyaşlarım yağmurlara karışır yağmurlar gözyaşlarıma düşer damla damla yitirilmiş sevda közlerine...

Özlem tek yönlü uzun bir yol işte Yağmur saçlı kız gidipte dönüşü olmayan... Aklıma düştükçe bakışların bir hüzün şarkısı kırılır kalbimde ki canıma batıyor kırıkları her defasında..
Hiç çiçeklenmiyor dallarım artık meyve de vermiyor. Kalbimin batısında battı güneş doğusunda ise güneş yok...
Ah yıllar ah! Şarkılardaki gibi her şeyi yıpratır yorar yaşlandırır ve alıp götürür bilinmeyen bir meçhule doğru...
-----------------------------------------------------------------------

Cançiçeği

Erişilmez bir uçurumun kıyısında senden başka kimsenin farkında olmadığı bembeyaz bir çiçektim ben. Sen ise dört mevsim özlemini çektiğim yağmur. Üstüme yağışını severdim yapraklarımdan aşağı akışını her damlanı içime çekişimi severdim. Bedenimde seni hissedişimi. Her damlan alıp götürürdü beni adını bilmediğim tanımadığım yerlere...

Sen yağınca susuzluğum dinerdi biterdi kimsesizliğim dağılırdı ürpertilerim. Serin bir meltem değip geçerdi yapraklarıma. Dünyalar benim olurdu uçardım sevinçten. Günlerime gecelerime; hiç kimsenin bilmediği fark etmediği sıcak bir sevgi dolardı. Sıcak bir sevgi dolardı yüreğime. Her çocuğa gülümserdim; her kuşa her kelebeğe her arıya gülümserdim...

Erişilmez bir uçurum kıyısında rüzgarlara ağıt yakan yalnız ve boynu bükük bembeyaz bir çiçektim ben. Sen bakışlarında sevdalar gizleyen sevdalandığım gözleri menekşe rengi küçücük bir kızdın.. Adına Seher demiştim adına sevda adına umut. Sevdam umudum her şeyimdin. Günüm günaydınım gülaydınlığım seninle başlardı. Tek sevenim tek sevdiğimdin. Yağmurumdun sen; kurak günlere ayaz gecelere inat. Hiç bitmeyen bir umut özlem ve hazla beklerdim seni. Gelmediğin zaman boynumu büküp kapar gözlerimi seni beklerdim. Özlemin umudum olurdu umudum özlemin. Beklerdim beklerdim bıkmadan usanmadan...
Çünkü seni seçmiştim ben sevdam arkadaşım olarak. Sevdanı yüreğime nakış nakış işlemek için. İşlemeliydim ki fırtınalar boranlar içinde bile olsa kardelenler gibi açmasını öğrenmeliydim...

Umudumun bitip tükendiği anlar da oldu elbette zaman zaman. Seni beklerken bekleyişin işkenceye dönüştüğü zamanlar da olurdu. Günlerin yıllara döndüğü zamanlar da. Ama hiç şikayet etmedim şikayet etmedi yüreğim. Çünkü seni delicesine seviyordum ve bu sevgimle mutluydum. Özlemine zor da olsa katlanıyordum bir umutla.

Sen beyaz bulutlarla gelirdin bembeyaz gelinlikler içinde. Hayran hayran bakardım sana. Sen gelince ardından gökkuşağı gelirdi. Gökkuşağına dönüşürdün rengarenk. Her renginde umutlarım vardı hayallerim vardı. Canlı cansız tüm varlıklar kıskanırdı güzelliğini... Sen hayatıma kattığım canım gözbebeğimdin. Ben de senin cançiçeğindim. Gözlerime dolan bulut üzerime yağan yağmurdun sen. Toprağa saçtığım umudumdun. Havaydın hayattın suydun sevgime bandığım gülaydınlığımdın günaydınımdın...

Yıllar sonra şimdi yine bekliyorum seni bir umutla. Ama artık azalan hatta tükenen bir umutla... Ömrümün bütün dilimlerine kar yağıyor şimdi. Kar da beyaz ama ben yine de direniyorum. Çıkıp gelmeni üzerime yağmanı bekliyorum. Bir zemheri mevsimiydi ayazda bırakıp gitmiştin hayallerimi. Bak yine zemheri. Dağlara kar yağıyor ama sen yoksun. Sen yoksun acılara özlem yağıyor... Bak kar yağıyor üstüme iliklerime dek üşüyorum. Yine de yüreğimde ateşler yakıyorum. Dönersen ellerini ısıtırsın diye...

Unutmuşum içimdeki umutların beyazlığını... Unutmuşum mavi yeşil al renkleri... Ne zaman bir yağmur sesi duysam ne zaman bir su sesi içimde sevgiler kanar pınarlar kanar benimle. Sonra sen gelir dökülürsün içime sen gelir dökülürsün gözlerime kirpiklerim dökülür yollara. Gülaydınlığın doğar üstüme. İşte o zaman dağ dağ özlem kesilirim bulut bulut hüzün hüzün..

Düştüğüm her uçurumda sen varsın yanımda
seni taşıdım içimde bir damla gözyaşı gibi
bütün yıldızlara ismini haykırdım bütün gecelere
bir sen yoksun bir sen duymuyorsun bi-tanem

rüyalarımı hicran alır her gece gelmezsin
çağrılarım isyan olur her gece bilmezsin
sevdasını yüreğime taht kurduğum nerdesin
bir sen yoksun bir sen bilmiyorsun bi-tanem

bil ki hep sana aktım bu sevdalı nehirlerde
hep seni bekledim bu düştüğüm yerlerde
ümit kervanları bir bir gelip giderler de
bir sen gittin bir sen gelmiyorsun bi-tanem

Gel... Gel ki sarı papatyalar açsın kır gülleri kır menekşeleri kırkkanatlılar açsın. Yol alsın umuda nazlı cerenler ceylanlar karda boranda yolunu yitirenler. Gel can gelsin solmuş anılara. Boşalsın sicim sicim gözyaşları ırmak olsun susuz kalmışlara; kardeş olsun dostluklara yüreğimdeki merhamete... Gel... Gel ki sevginle anlam bulsun duygular gözlerimden toprağa düşen damlalar....

Gelmeni istiyorum biten umutları yiten sevdaları diriltmen için solan yaprakları yeşertmen için.

Tüm ümitlerin tükendiği anda çıkıp gelmeni üzerime yağmanı bekliyorum. Bu sitemdir sanma. Bil ki gelmezsen solup gideceğim bitip tükeneceğim. Bir daha bir daha hiç bir mevsim açmayacağım çiçeklerimi gülümsemeyeceğim gül yüzlü çocuklara gül desenli baharlara kırlara ceylanlara... Gel!...

Sen bir nazlı gül olaydın
dalına yaprak olurdum
canına can verirdim
acına toprak olurdum

sen bir türkü olaydın
kıskanırdım rüzgarlardan
kalbime koyardım sesini
yalnızca ben duyardım

tual olaydın fırçalarıma
sevginin rengine boyardım
ne okşardım saçını
ne öpmeye kıyardım

sen de sevseydin beni
canına can verirdim
kanına kan veririrdim
sende sevseydin beni

yoluna toprak olurdum
dalına yaprak olurdum
pervane olurdum ışığına
etrafında döner dururdum

seinde sevseydin beni
önüne yol olurdum
kapına kul olurdum
sende sevseydin beni
--------------------Yokluğun Buz Gibi Soğuk

Uzaklardan bir ses olmanı isterdim bir selam bir nefes... "Üşüme" diye seslenmeni isterdim... Bir el olmanı isterdim bir kol... "Özledim" deyip sarılmanı... En karanlık yerinde düşlerimin çıkıp gelmeni isterdim. Kınalı bir bahar gibi umut ışığı olmanı isterdim hayatıma... Gelseydin ve yaslasaydım başımı omuzuna ağlasaydım doya doya ... Geçerdi üşümesi yüreğimin geçerdi üşümesi içimin kirpiklerimde yağmurlar dumanlanmazdı biliyorum...

Seninle suları yeşil bir ırmağın kıyısında buluşmak saçlarının kokusundan öpmek içime çekmek ve serin soluğundan içmek sana sarılmak kucaklamak uçmak isterdim…

Ama nafile aramızdaki bütün yollar kapalı... Bütün dallar kesik... Yokluğun buz gibi soğuk... Üşüyorum... Yüreğim de donmuş sanki. Gözlerimde...
Ateşler içinde bedenim... Öyle bir üşüme ki hiç bir şey ısıtmıyor artık. Bütün uzuvlarım uyuşmuş. Ezip geçiyor ruhumu acılar...

Yoksun işte kalbimin kuyusu en hazin sesle inliyor şimdi. Kirpikleri kırılan bir zamanın teninde ağrılı şiirler topluyorum gecelere şimdi...
Bilirim