![]() |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
arkadaşlar aşk hikayelerini bir başlık altında topluyoruz daha lutfen ayrı bi konu acmayın elinizde olan aşk hikayelerini burada bizimle paylaşın ben başlıyorum Aşk Kapıyı Çaldığında Hep özlediğim beklediğim aşkın böyle aniden kapımı çalıvereceğini izin almadan yüreğimde bir köşeye yerleşeceğini hiç düşünmememiştim. Göz göze geldiğimiz anda. Başımdan aşağıya buzlu su dökülmüş gibi hissettim. Bakışları içimi titretti bilmediğim tanımadığım bir dünyanın kapıları açılıverdi önümde... Kimde neydi hangi sınıfta öğrenciydi daha önce onu görmemiştim. Bütün gün bu sorularla boğuştum. İlk şoku atlatıp kendime geldiğimde okulda onu aramaya başladım. Gerçeği öğrenmem hiç zor olmadı tabii ki! Suratıma tokat gibi çarpan gerçeği...O okulumuzda yeni görev yapmaya başlamış bir öğretmendi çok genç olduğu için öğrencilerden ayırt etmek mümkün değildi. Böyle şeyler yalnız filmler de olur sanırdım. Oysa ben sırılsıklam aşık olmuştum. Gözleri başımı döndürecek kadar güzel olan yalnızca adını ve öğretmen olduğunu bildiğim biri kısacık bir zamanda hayatımı değiştirivermişti. Ona aşık olmam benim suçum muydu? İnsan hesap kitap yaparak aşık olmazdı ki? Tamam itiraf etmeliyim ben pek normal biri değilim. Başkalarına göre farklı yanlarım çok. özellikle de aşk söz konusuysa hiçbir zaman sıradan biri olmadım ama bu kez tamamen kaderdi. Sonunda ona söylemeye karar verdim. Madem aşık olacak kadar cesaretliydim söyleyecek kadar da cesaretli olmalıydım. Söyledim. Şaşkınlığımı ifade edecek sözleri şu an ben bulamıyorum. Düşün bir kez çat kapı bir öğrenci geliyor ve ‘’ ben sizi gördüğüm ilk andan beri seviyorum’’ diyor. Ne hissedersiniz bilemem ancak o bana karşı çok olgun anlayışlı davrandı. Yaptığım çocukluklarla hayatını cehenneme çevirdiğim halde sevgiyle yaklaştı.. incitmemek için çok uğraş verdiğini şimdi anlıyorum oysa o zamanlar çok incitmiştim. Bir gün bana hak vereceksin demişti evet onu anlıyorum ve hak veriyorum. En doğrusunu yaptı. Zaman belki çılgın aşkımı bitirdi. Ama ona olan saygım ve sevgim sonsuza kadar sürecek.Romantik Sevgili Günlerce gecelerce hep onu düşünmüştüm. O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu. Hatta bir seferinde kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak onu aramamı ve ikna etmemi rica etti. Göz yaşlarımı içime akıtarak kıza telefon açıp barğıması için ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde barışmaya yanaşmıyordu. Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım.Aradan birkaç hafta geçmişti. Haldun olanları unutup eski neşesine kavuşmuştu. Bir akşam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Haldun’du. Mesaj şöyleydi.-Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aşkını buldum. Ne olur benimle evlenmesi için onu ikna et. Bu mesaj beni beynimden vurmuştu. Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen yaşlar yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı. İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor yol bitmesin diye sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuştum ve bu aşkı ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri girer girmez Haldun bu günün hayatındaki en mutlu gün olduğunu ispatlar gibi neşeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise yenilgiyi çoktan kabullenmiştim. Ama sevdiğimin mutluluğu beni teselli ediyordu. Haldun iyi günler dedikten sonra hemen konuya girdi.-Yeşim senin hakkını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir olaya vesile oluyorsun.Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp karşı tarafa;-Haldun seni hayatını paylaşacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve evlilik teklifini kabul et. İnan seni şimdiye kadar kimseyi sevmediği kadar çok seviyor. Dememi istedi. Masama; -Bu emeğinin karşılığı değil ama ![]() diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Elimdeki telefon numarasını çevirmeye başladığımda parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok endişelendim. Telefon çalmaya başlamıştı. Birden masamdaki kutudan love story müziğini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iş telefonunu kulağımdan aldı. Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun şimdiye kadar duymayı her şeyden çok istediğim bir kerecik duyduğumda ölmeyi bile kabul edeceğim o cümleleri söylemeye başladı. Ben ise göz yaşlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.adın yirmi yedi yaşında... Yüreği kar beyaz soğuklara terkedilmiş ama inat bu ya hala sımsıcak. Düşünceleri kah hayatın gitgide ağırlaşan gerçeklerinde kah aydınlık hayallerde dolaşıyor nefes nefese.. Elinde samur fırçası geçmişi karalayıp bugünü renklendiriyor hiç durmadan. Renkler kıpır kıpır içindeki çocuk haşarı mı haşarı... Gözleri ise buğulu bakmakta hüzünlere yenik... Hayatı sorgulamaktan çoktan caymış. Omuzları bir küçük kız çocuğun şımarıklığını sergilercesine “Bana ne” ifadesinde. Kıpır kıpır ya içi.. Arayışları var kendisinden bile sakladığı. Bela da geliyorum demez ya... İşte böyle bir anda; ruhu sanal dünyanın kapısından sızıverir içeri sessiz habersiz.. Hani şu chat canavarı var ya bu günlerin belalısı. Orada kendisi gibi şaşkın yüreklerin arasında buluverir kendini. Ve... olanlar olur o zaman. Hiç beklenmeyen anda buzda kayar gibi “Hooop” havada bulur duygularını darmadağınık. Sanki başında deli rüzgarlar hiç esmiyormuş esenler de yetmiyormuş gibi. Erkeğin yaşı otuz. Hırslı kendinden emin. Kendisiyle barışık ve yaşadığına memnun. Kahkahası ekrandan yüreklere taşan mutlu ve duygu dolu bir bulut adam. Eşi ve çocuğu için yaşamakta olduğunu saklamadan kadını davet eder sanal dünyanın sanal aşk oyununa. Acemidir kadın. Belki genç adam da öyle. Oynadıkları oyunun tehlikesinden habersiz bir masalı yaşamaya başlarlar. Ekranın karşısında nefeslerini tutup beklerler sevdalının gelmesini. Karşılaşmaları her defasında kahkahaları hatırlatırcasına şen olur. Zamanın koordinatları buluşamadığında birbirlerine teğet geçtiklerinde hüzün yayılır gecelere.Uyku tutmaz bekleyişlerde ikisini de. Sabah yeni umutlara gebe başlar. Ve ekranda doğarlar her buluşmayla yeniden.. Duyguların en fırtınalısına yakalanırlar. Birbirlerini gerçekten merak ederler. Bulut adam kadının açlığından üşümesinden bile sorumlu tutmaya başlar kendini. Kadınsa adamın yorgun hallerine dayanamaz. Elleri dokunmasa da ellerindedir artık. Birbirlerini el üstünde tutarlar anlayacağınız. Günler aylar geçer... Hayaller ekranlara sığmaz olur. Artık görmek isterler birbirlerini. Dokunmak sarılmak isterler. Hatta çılgıncasına sevişmek... Kadın kıvranır onsuzluğun acılarında.. Özlem şiddete dönüşür. Acıtır... İşkencelere yatırır kadını. Oyun değildir artık bu. AŞK ekranda değil hayatın ta içinde yaşamaktadır. Bulut adam sorar durmadan ; -N’olacak şimdi... Kadın adam kadar cevapsız... “Bilmiyorum” der.”Bilmiyorum” Artık sorgulamalar başlar duyguları ... ”Bu nedir?...Bunun adı ne..?” Kadın aşkı tanımlar ama çare değildir tanımlamak.. Yaşananlardır gerçek olan. Hissedilenlerdir. Her sevdanın başını bir karabasan bekler ya...Beklemese sevda denen şey olmaz zaten. İşte bu bir sevdadır ve başında karabasanlar. Kadın unuttuğu aşk gözyaşlarını hüzünlere sancılara onulmaz ağrılara boyar alaca bulaca. Artık her şeye gözlerindeki buğuların ardından bakmaktadır. Ve ekrana şunları; buzların arasından aldığı yüreğinin kalemiyle yazar. Yüreğini buzlara iade etmek üzere... “Beni ignore et*.Ne olur bunu yap.” Bulut adam şaşkındır belki ama adı gibi bilir. Doğru olan budur. Düşünür bir süre.Susar ekran. Susar kadının yüreği...Ölüm anıdır bu.Verilen son nefestir sanki.. “Sevdam HAYIR dese” “ Sensiz yapamam dese” diye bekler nefes almak için. Bulut adamın suskunluğu bozduğu yerde ölecektir kadın.. Bunu ikisi de bilirler. Bir yazı belirir ekranda çaresizce okunan “Netten çıkıyorum o zaman” “Hoşçakal” Mavi üzerine siyah yazılmış sözcükler kararlı ve kesindir... Titreyen ve cansızlaşan parmakları son bir kez tuşları gezinir kadının “Hoşçakal” Düşer Bulut adamın gülen yüzü ekrandan. Ve KADIN ÖLÜR... Bir zamanlar birbirlerine asik iki genc vardI.Kizin adi Tispe delikanlininki ise Piremus idi. Bunlar yanyana evlerde otururlardi.Birlikte büyüdüler ve çocukluklarindan beri birbirlerine karsi ask beslerlerdi. Fakat aileleri görüsmelerini istemezlerbirbirlerine uygun olmadiklarini düsünürlerdi. Oysa onlar birbirlerini ölesiye seviyorlardi. İki evin arasinda gizli bir catlak vardi aileleri bunu bilmezler onlarda geceleri burda bulusur o aradan birbirlerine seslerini duyurur asklarini dile getirirlerdi. Bir gece ormandaki agacin altinda bulusmaya karar verdiler. Tispe agaca Piremus dan önce varmisti.Gittiginde avini yeni yemis agzindan kanlar akan kocaman bir aslanlA karsi karsiya geldi. Korkarak bi magaraya dogru koşmaya basladi.Farkında olmadan yolda boynundaki esarpini düşürmüştü. O sirada Piremus geldi.Gördükleri karsisinda donup kalmisti.Kocaman aslan agzinda kanlarla birlikte biricik sevgilisi Tispe nin esarpini parcaliyordu..O an aklina gelen ilk ve tek sey aslani Tispe yi oldurerek yedigiydi.Tispesiz yasayamazdi. Aklindan gecen sadece aski ugruna canina kiymakti.Belinden hançerini çikardi ve gögsüne sAPLadı.Kanlar icinde cansiz bedeni yere dustu. Tispe ise korkusunu bi kenara atip bir an once askini gormek icin magaradan cikmaya karar vermisti. Agacin altina geldiginde o korkunc sahneyle yuzlesti. Piremus un cansiz vucudu yerdeydi ve elinde Tispenin dusurdugu esarpini tutuyordu. Ilk once genc kiz olanlar karsisinda aglamaktan hicbir seyi anlayamamisti. Ama esarpi ve uzaklasan aslani gorunce anladi. Bi an magarada dusundugu o korkunc sey basina gelmisti. Ve oun öldügünü dusunen Piremus aski ugruna canina kiymisti. Tispe bir an bile dusunnmeden hanceri aldi ve gogsune götürdü.. Onlarin aski ölesiye bir askti ve ölüm bile onlari ayiramazdi. Eger Piremus aski ugruna ölümü göze aldiysa o da hic cekinmeden canina kiyabilirdi ve hanceri sapladi. Birden vucudu Piremusun bendeninin ustune yigildi.O anda tanrilar bu yuce aski ölümsüzlestirmek istediler ve bu çiftin üstünde duran agaci onlarin aşkına adadilar. Piremusun kanini bu agacin meyvelerine Tispenin gözyaslarini ise agacin yapraklarina verdiler. O günden beri kara dut agacinin meyvesinin cıkmayan lekesini (Piremusun kan lekesini) dut agacinin yapraklari (Tispenin gözyaslari) temizler.. Bilirmisiniz; dut agacinin meyvesinin lekesi cikmaz ama elinize agacin yapragini alir avusturursaniz lekenin gittigini goreceksiniz ! Liseli bir gençti.Gençti çünkü küçük aşkları vardı tıpkı diğer geçlerinki gibi.Ama bu genç hepsinden farklıydı.O küçük aşklarını küçük olarak görmez her zaman büyük aşklar kabul ederdi.Eğer bu aşklar herhangi bir nedenle son bulursa bunu içine sindiremez oldukça üzülürdü.Aslında o kadar fazla da aşkı olmamıştı.Sadece iki kızı sevmişti o güne kadar.Sadece iki küçük yüreğe bağlanmıştı.Onlarla da ayrılık yaşamış ve çok üzülmüştü.Zamanla kendini toparlamayı başardı.Tekrar hayatından memnundu.Küçücük olayları kendice büyütüp moralinin bozulduğu anlarda bile mutlu oluyordu.Ta ki lise ikinci sınıfa geçinceye kadar… O ilk okul gününde liseli genç okulun bahçesinde gördüğü bir kıza aşık olmuştu.Kendine göre hayatı boyunca hiç görmediği bir güzellikle karşı karşıyaydı.Sonrasında aynı sınıfta okuyacaklarını da öğrenince mutluluğu ikiye katlanmıştı.Zamanla o kızın da kendisine karşı ilgisi olduğunu öğrendi.Yanından ayrılmıyor o her tenefüsü belirten zil çaldığında hemen liseli gencin yanına gidiyordu.Neredeyse koluna girecekmiş gibi yakın yürüyordu ona.Liseli genç çok mutlu oluyordu hoşlandığı kız ona ilgi gösterdiği zaman.Ona onu sevdiğini söylemek istiyordu ama tersleneceğini düşünerek bunu yapamıyordu.Üstelik terslendiği zaman bir arkadaşını da kaybetmiş olacaktı.Üçüncü sınıfı birlikte okuyacak olmaları da etkiliydi bu kararda. Vazgeçti…Artık ona karşı bir sevgi beslemek istemiyordu içinde.Onu unutmalıydı.Onunla sadece arkadaş olmalıydı.Böyle düşünüyordu artık.Ama yapamıyordu.Olmuyordu beceremiyordu işte!Unutamıyordu!...Onu her gördüğünde aklına geliyordu ona karşı olan büyük aşkı.Kendine bir tokat atarcasına bastırmaya çalışıyordu bu duyguyu.Beceremiyor yapamıyordu.Yapamazdı da zaten.Çünkü kendi düşüncelerini kontrol edebilme kabiliyetini kaybetmişti bile… Yine güzel bir okul gününde okuldan çıkmıştı.Evine doğru ilerlemeye başladı.Adımları sakin yüreği kıpır kıpır yürüyordu.Çünkü hemen arkasında o kız vardı.Bir yol ayrımına geldiklerinde kız ona iyi akşamlar dilemiş ve yoluna devam etmişti.Ama ona son kez iyi akşamlar dilediğinin farkında değildi.Liseli genç derin düşüncelere daldı.O kıza ertesi gün onu sevdiğini söyleyecekti her şeyi göze alarak… Tam karşıdan karşıya geçerken sarhoş birkaç genç otomobilleriyle hızla yolun ötesinden geliyorlardı.Liseli genç dalgındı.Ona doğru hızla yaklaşan otomobilleri çok geç fark etmişti… Ertesi gün cenazesi kaldırılacaktı.Bütün arkadaşlarının ve öğretmenlerinin haberi vardı.Caminin avlusu tıka basa insanlarla doluydu.Kalabalığı yırtarcasına gelen kız tabutun içindekinin liseli genç olduğuna inanmak istemiyordu.Yüzündeki alaycı bir gülümseme ve gözlerinden akan yaşlarla tabutun kapağını açtı.Liseli genç tabutun içindeydi.Onun buz gibi olan bedenine sarılıp ağladı ve ona seni çok seviyorum dedi.O anda kız bir fısıltı duydu; ‘’Bende seni çok seviyorum’’SÜPER BİR HİKAYE OKUMADAN GEÇERSENİZ KAYBEDERSİNİZ!! Bir hikaye belki gerçek belki hayal. Sadece bir hikaye. Sevgi ve aşk üzerine bir hikaye. Bir zamanlar bir genç varmış. Bu gencin sevdiği ve aşık olduğu dünyalar güzeli bir kız varmış. Onunla ilk bir radyoda duyduğu kan aranıyor ilanı için gittiği hastane de karşılaşmıştı. Kan verdiği kişi kızın amcasıydı. Kız ona teşekkür etmek için gittiğinde daha yeni yataktan kalkmış ve gitmek için hazırlanıyordu. Birden bulunduğu odanın kapısı açıldı ve kız içeri girdi. Çocuk ağır ağır kapıya baktı “Yine hemşirelerden biri geldi herhalde” diye düşündü ama gelen hemşire değildi. Kız ona doğru yaklaştı “çok teşekkür ederim sayenizde amcam yaşayacak” dedi. Genç mağrur bir şekilde “ben olmasaydım bir başkası da gelir yardım ederdi. Hiç önemi değil.” Fakat kız onu dinlemedi. “Size bir yemek ısmarlayabilir miyim” dedi. Çocuk reddetmedi içinden “bu kadar güzel bir kız reddedilebilirmi” diye geçirdi. “Tabi ne zaman isterseniz.” “Hemen şimdiye ne dersiniz.” “Şimdimi ?” “Tabiki hem bende beklerken acıkmıştım” ikisi birlikte yemeğe gittiler. Yemekte muhabbetleri devam etti. Hep birbirleri hakkında konuştular. Oğlan kızdan ilk gördüğü anda hoşlanmıştı. Kız ise sadece teşekkür etmek istediği bir yabancıdan bu kadar çok hoşlanacağını düşünmemişti bile. Konuşmaları sırasında aynı şeylerden hoşlandıklarını fark ettiler ikisi de aynı tür filmlerden hoşlanıyor aynı tür müziği dinliyor hatta son zamanlarda aynı kitapları okumuşlardı. Kız bir erkeğin kendisinin sevdiği şeyleri sevebileceğini daha önceden hiç düşünememişti ve karşısında böyle biri vardı. Yemekten sonra kız telefonunu verdi. “Daha sonra ararsan konuşuruz” dedi. Bu oğlanın çok hoşuna gitmişti. Akşam olduğunda kız telefonunda bir mesaj gördü “Dünyanın en güzel bayanına. İyi akşamlar” yazıyordu. Kız birden şaşırdı. Bu kadar erken bir cevap. Demek ki oğlanda ondan hoşlanmıştı. Buna çok sevindi ve hemen o da cevap gönderdi. Bu mesajlaşmaları birkaç gün böyle sürdü. Sonunda oğlan ona çıkma teklif etti. Kız hemen kabul etti. Hayatlarının en güzel günlerini yaşıyorlardı. İki sevgili iki aşık. Aşkları o kadar büyüktü ki sevgileri o kadar içtendi ki bu sevgileri çevresindeki insanlara da yansıyordu. Fakat oğlanın ailesinin bu aşktan hiç haberi olmamıştı. Hep onunla sevilisi olmadığı için dalga geçiyorlardı şimdi de sevgilisi olduğu için dalga geçecekleri ve bunu hiç istemiyordu. Ama kız ailesi ile tanışmayı çok istiyordu oysa her seferinde bir bahane uydurup erteliyordu.oğlan kızın ailesini bir kere görmüştü. Ama hiç tanışmamıştı. Kızın ailesi İzmir de oturuyorlardı kendisi ise İstanbul da amcasını yanında oturuyor ve okuluna gidiyordu. Sonunda oğlan kızın ısrarlarına dayanamadı ve onu ailesi ile tanıştıracağını söyledi. Kız buna çok sevinmişti fakat daha önce ailesine gitmesi gerektiğini geri döndüğünde hemen ailesi ile tanışmak istediğini söyledi. Anlaştılar ve kız İzmir e doğru yola çıktı. Aradan bir gün geçti iki gün geçti kızdan bir ses yoktu. Oysa İstanbul da birbirlerini görmedikleri anlarda hep telefonda birbirleri ile konuşurlardı. Peki şimdi ne oldu da aramamıştı.. yoksa ailesi mi izin vermemişti. Yada yanlış bir söz mü söyledi yanlış bir şey mi yaptı. Neden aramıyordu. Oğlan onu aramaya çalıştığında her seferinde telefonu kapalıydı. İki hafta üç hafta bir ay. Oğlan sonunda kızın onu bıraktığını artık onu istenmediğini düşünmeye başlamıştı ki ansınız bir akşam telefonu çaldı. Telefonu ilk kez ona bu kadar acı acı çalıyormuş gibi geldi. Telefonunun ekranına baktı arayan oydu. Telefonunu hemen açtı “alo” “alo” telefonda ki ses kızın sesi değildi. Onun ablası olduğunu söyledi. Oğlanın telefonunu kızın rehberinde bulduğunu bir arkadaşı olduğunu tahmin ettiğini söyledi. Oğlan sevgilisiydim diyemedi “evet bir arkadaşıyım ama ondan uzun zamandır haber alamıyordum” dedi. Ablası kızın yaklaşık bir ay önce İzmir e gelirken bir trafik kazası geçirdiğini üç haftadır komada olduğunu söyleyince oğlan birden dona kadı neden onu aramadığını şimdi anlamıştı fakat ablasının konuşmasından olayın bu kadar olmadığını da anlamıştı. “Kardeşimi geçen gün kaybettik” diyince oğlanın elindeki telefon bir den yere düştü. Duyduklarına inanmamıştı sevdiği aşık olduğu kız ölmüş olamazdı. Telefondaki ses “alo” diye birkaç kez seslendi fakat oğlanın cevap verecek hali kalmamıştı. Hala inanıyordu. İlk uçakla izmire gitti. Gerçekten ölmüşmüydü. Bunu öğrenmeliydi. Ailesine gittiğinde dünyası bir kere daha yıkıldı. Çünkü duyduklarını hepsi doğruydu. Bittiği gün aşkını toprağa veriyorlardı. Yüreği buna artık dayanamadı ve gözerinden birkaç damla yaş aktı. Onu son bir kez daha görmeliydi. Bunun için cenazeyi arkadan takip etti camiden mezarlığa kadar peşlerindeydi. Mezarlıkta görebileceği bir köşeden onları izledi. Onun yüzünü son bir kez daha gördü. Alçak bir sesle “hoşcakal aşkım sen bu dünyada sevdiğim tek kişiydin” dedi. Arkasını dönüp mezarlıktan çıkmaya karar verdi. Tam o sırada akrasından bir ses duydu. Bu sesi daha öncede duymuştu telefonda ölüm haberini veren sesin aynısıydı. Kızın ablası ona seslendi. Oğlan arkasını dönmeden önce gözündeki yaşları sildi. “acaba siz bu kişimisiniz” dedi ve elindeki zarfı gösterdi. Zarfın üzerinde “Biricik aşkıma” yazıyor ve yanında da oğlanın ismi vardı. Oğlan ağlamaklı bir sesle evet o benim dedi. Ablası ona “bunu ölmeden önceki gece yazmış ve size vermemi istemişti” dedi ve zarfı verip uzaklaştı. Oğlan orada mektubu titreyen elleri ile hemen açmaya çalıştı. Mektupta sadece bir iki kelime vardı. “Aşkım seni ne kadar çok sevdiğimi şimdi daha iyi anlıyorum. Herkes iyileşeceğimi söylese de ben öleceğimi biliyorum. Seni son bir kez görebilmek sana son bir kez dokunabilmeyi ne kadar çok istiyorum ama mümkün olmadığını çok iyi biliyorum. Sana sadece tek bir şey söylemek istiyorum. SENİ SEVİYORUM VE ÖLDÜKTEN SONRA BİLE SEVİCEĞİM. Senden tek bir şey istiyorum. Benim ardımdan hayata küsme. Ona sarıl benim için sarıl. Olumsuzluklara asla yenilme her zaman güçlü ol o zaman sevgim her zaman yanında olacak ve seni koruyacaktır. Kalp atışın olmak Sonra seni hissedebilmek Bir adımlık zamanda Bunları şiirinde sen söylemiştin bana bende sana söylüyorum bir adımlık zaman benim için sonsuza kadar sürecek hoşcakal aşkım. ” Oğlan bu yazıyı okurken göz yaşlarına artık hakim olamıyordu. Aradan yıllar geçti. O mektup hala oğlanın cebinde. Ne zaman bir olay olsa ne zaman üzülse mektubu açar ve yazanları okur üzülmemek için elinden geleni yapar. O zaman sevdiğinin yanında olduğunu bilir... Bir hikaye belki gerçek belki hayal. Sadece bir hikaye. Sevgi ve aşk üzerine bir hikaye .. Gercek ASK Bir zamanlar bütün duyguların üzerinde yaşadığı bir ada varmış: Mutluluk Üzüntü Bilgi ve tüm diğerleri Aşk dahil. Bir gün adanın batmakta olduğu duygulara haber verilmiş. Bunun üzerine hepsi adayı terketmek için sandallarını hazırlamışlar. Aşk adada en sona kalan duygu olmuş çünkü mümkün olan en son ana kadar beklemek istemiş. Ada neredeyse battığı zaman Aşk yardım istemeye karar vermiş. Zenginlik çok büyük bir teknenin içinde geçmekteymiş. Aşk "Zenginlik beni de yanına alırmısın ?" diye sormuş. Zenginlik "Hayır alamam. Teknemde çok fazla altın ve gümüş var senin için yer yok." demiş. Aşk çok güzel bir yelkenlinin içindeki Kibir 'den yardım istemiş. "Kibir lütfen bana yardım et !" "Sana yardım edemem Aşk. Sırılsıklamsın ve yelkenlimi mahvedebilirsin." diye cevap vermiş Kibir. Üzüntü yakınlardaymış ve Aşk yardım istemiş: "Üzüntü seninle geleyim." "Of Aşk o kadar üzgünüm ki yalnız kalmaya ihtiyacım var." Mutluluk da Aşk 'ın yanından geçmiş; ama o kadar mutluymuş ki Aşk 'ın çağrısını duymamış. Aşk birden bir ses duymuş. " Gel Aşk! Seni yanıma alacağım..." Bu Aşk'tan daha yaşlıca birisiymiş. Aşk o kadar şanslı ve mutlu hissetmiş ki onu yanına alanın kim olduğunu öğrenmeyi akıl edememiş. Yeni bir kara parçasına vardıklarında Aşk 'a yardım eden yoluna devam etmiş. Ona ne kadar borçlu olduğunu farkeden Aşk Bilgi 'ye sormuş: "Bana yardım eden kimdi?" "O Zaman 'dı" diye cevap vermiş Bilgi. "Zaman mı? Neden bana yardım etti ki?" diye sormuş Aşk. Bilgi gülümsemiş: "Çünkü sadece Zaman Aşk'ın ne kadar büyük olduğunu anlayabilir..." AŞKIN GÖZÜ KÖRDÜR Uzun zaman önce dünya yaratılmadan insanlar dünyaya ayak basmadan önce iyi huylar ve kötü huylar ne yapacaklarını bilemez vaziyette dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankinden daha sıkkın oturuyorlarken Saflık ortaya bir fikir atmış: "Neden saklambaç oynamıyoruz?" Ve hepsi bu fikri beğenmiş ve hemen çılgın Çılgınlık bağırmış: "Ben ebe olmak ve saymak istiyorum Ben ebe olmak istiyorum!" ve başka hiç kimse Çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış 1 2 3. Ve Çılgınlık saydıkça iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar. Şefkat Ay’ın boynuzuna asilmiş; ihanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir tasın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gülün dibine saklanmış; Tutku dünyanın merkezine gitmiş; Para hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış. Ve Çılgınlık saymaya devam etmiş 79 80 81 82. Askın dışında bütün iyi huylar ve kötü huylar o ana kadar zaten saklanmış Aşk kararsız olduğu gibi nereye saklanacağını da bilmiyormuş. Bu bizi şaşırmamalı çünkü hepimiz Askı saklamanın ne kadar zor olduğunu biliriz. Ve Çılgınlık 95 96 97... ye gelmiş ve 100'e vardığı anda Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış. Ve Çılgınlık bağırmış "Sağım solum sobedir geliyorum!" ve arkasını döndüğünde ilk önce Tembelliği görmüş o ayaktaymış çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkat’i ayin boynuzunda görmüş ve ihaneti çöplerin arasında Sevgiyi bulutların arasında Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde hepsini birer bulmuş sadece biri hariç. Ve Çılgınlık umutsuzluğa kapılmış en son saklı kişiyi bulamamış derken Haset aşk bulunamadığı için haset ahaha Çılgınlığın kulağına fısıldamış:"Askı bulamıyorsun O güllerin arasında saklanıyor." Ve Çılgınlık çatal seklinde tahta bir sopa almış ve güllerin arasına çılgınca saplamış saplamış saplamış ta ki yürek burkan bir haykırma onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra Aşk elleriyle yüzünü ahaha ortaya çıkmış ve parmaklarının arasından iki sicim gibi kan akıyormuş gözlerinden. Çılgınlık Askı bulmak için heyecandan Askın gözlerini çatal sopa ile kör etmiş. "Ne yaptım ben? Ne yaptım ben? Diye bağırmış."Seni kör ettim. Nasıl onarabilirim?" Ve Aşk cevap vermiş "Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen benim kılavuzum olabilirsin."Ve o günden beri Askın gözü kördür ve her zaman Çılgınlık yanındadır..."Mavisi yesiline karismis uzun uzun agaclaringölgelerini cömertce sundugu türlü türlü böceklerin![]() ciceklerin yasadigi insanoglunun pek az ugradigiormanlardan birinde güzel bir göl vardi. Suyu berrak mi berrak serin mi serin... Gölün kiyisindahayat bulmus boynu bükük papatya yanibasindao essiz büyülü suyun icinde acmis olan en az kendikadar yalniz görünen nilüfer cicegine sevdalanmisti. Onun görkemli görüntüsünü saf masum![]() asaletli halini hayranlikla seyrediyordu her gün. Nilüfer cicegi de kayitsiz degildi sevgili papatyasina karsi. Birbirlerine sevgiyle bakiyorlar ![]() sarkilar söylüyorlardi birlikte. Yalnizliklarini unutuyorlardi su koskoca orman icinde... Tanrim diyordu papatya icinden kimi kez.Bu güzelligin yaninda benim yerim nedir ki? O suyun icinde yasar bense toprakta... Elimi uzatsam tutamam bile onu... Oysa öylesine istiyorum ki onun yaninda olmayi... - Ey güzel cicegim ey benim nilüferimseviyorum seni... Lakin öylesine caresizim ki... Sana nasil ulasacagimi bile bilmiyorum... Evet orada oldugunu bilmek sesini duymak![]() güzelligini görmek bile yetiyor bana ama istiyorum ki elini tutayim güzelligine dokunayim.Gel gör ki ben bir papatyayim sen ise bir nilüfer...Ayri dünyalarda yasayan iki ayri cicek... Nilüfer karsiliksiz birakmadi papatyanin sözlerini:- Papatyalarin en tatlisi kemandan cikan müzik ayniama nagmeleri cikaran teller ayridir. Sen baskasin ![]() ben baskayim sen ordasin ben buradayim diye yerinme.Gönül sesine kulak ver yalniz... Bir seyi istiyorsan yürekten iste....Sevgi ask ne büründügün kiyafeti![]() ne makami ne mesafeleri ne de baska bir seyi dinler...Onun fermani okunmaya basladimi her sey susar. Her sey caresiz kalir... Sevgi söz konusu oldugunda kisi kendi disindaki güclerin insafina kalmaz. Cünkü; kendisi de güclü bir varlik haline gelir. Ruhunun derinliklerinden gelen bu ezgi güvlenmeye basladikca kayitsiz kalamaz buna tüm evren... Sen ki benim güzelligime askinla güzellik katmakta![]() yalnizligimi örtbas etmektesin. Benim ve kendinin varoldugumu ispatlamaktasin dünyaya. simdi kapat gözlerini simsiki... Siyril tüm düsüncelerinden... Yalnizca ama yalnizca beni düsle... Yanimda oldugunu gölün sularindaelimi tuttugunu hayal et... Iste beni... Göreceksin ki sevginin asamayacagi engel yoktur! Papatya nilüferin dedigini yapti. Yalnizca amayalnizca onun hayalini doldurdu tüm benligine. Kendini güzeller güzeli ciceginin yaninda farzetti. Istedi... Istedi... - Ac gözlerini! dedi nilüfer.Papatya saskinlik icindeydi gözlerini actiginda. Sevgili ciceginin yaninda ![]() gölün sulari icinde bir nilüfer cicegiydi artik o da... Sevmek... Istemek... Hayal etmek... Inanmak... Olmayacak sey yoktur! Eger ki; bu duygulara sahipseniz... Yeni evli bir çift vardı. Evliliklerinin daha ilk aylarında ![]() bu işin hiç de hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi. Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi. Son zamanlarda o kadar sık olmasa da ![]() evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüşlerdi. Ama şimdilerde küçük bir söz![]() ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkasına yetiyordu. Bir akşam oturup ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler. Her ikisi de boşanmayıistememekle beraber işlerin böylegitmeyeceğinin farkındaydılar. Erkek "Aklıma bir fikir geldi" dedi."Bahçeye bir ağaç dikelim ve eğer bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım. Kurumaz da büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim. Bu süre içinde de ayrı ayrı odalarda kalalım." Bu ilginç fikir hanımının da hoşuna gitti. Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve birlikte bahçeye diktiler. Aradan bir ay geçti. Bir gece bahçede karşılatılar. Her ikisinin de elinde içi su dolu birer bidon vardı. Genç kız feci bir hastalığın pençesinde kıvranıyordu. Yaralı kalbi artık bu dünyaya daha fazla dayanamamaya başlamıştı. Çok zengin olan ailesi tüm gazetelere ![]() kalp nakli için ilân vermişlerdi... Canını feda edecek birini arıyorlardı... Genç kız ise her gün hastane odasında biraz daha solmaktaydı. Yine yalnızdı odasında gözü yaşlı boynu bükük ölümü bekliyordu...Gözlerini kapadı bu küçük odada gözyaşı dökmekten bıkmıştı... Yine deengel olamadı pınar gibi çağlayan gözyaşlarına. Sevdiği geldi aklına ![]() fakir ama onu seven sevgilisi... Her gün aynı şeyleri düşünüyor ![]() anıları bir film şeridi gibi gözünün önünden geçiyordu... "Param yok ama sana verebileceğim sevgi dolu bir kalbim var" demişti delikanlı... Genç kızda zaten başka birşey istemiyordu...Sevgiye muhtaç biri ![]() sevdiğinin sevgisinden başka ne isteyebilirdi ki... Ama olmamıştı işte dünyalar kadar olan sevgilerinin arasına o lanet olasıca para girmeyi bilmiş![]() onları ayırmıştı... İşte paranın geçmediği zamanlara gelmişlerdi... Ne önemi vardı artık? Şu son günlerinde sevdiği yanında olsa yeterdi...Ayrılıklarından bu yana beş bitmeyen çile dolu yıl geçmişti...Her günü zehir![]() her günü hüsran... Ama genç kız hep sevgisini yüreğinde taşımış kalbinikimseyle paylaşmamıştı. Sevdiğini düşündü işte o an.. Acaba o neler yapmıştı bu kadar sene boyunca.. Kimbilir kiminle evlenmiş çoluk çocuğa karışmıştı...Gözlerinden bir damla yaş daha damladı kurumuş bitmiş ellerine. Ellerine baktı![]() bir zamanlar ellerinin elerini tuttuğunu hayal edip her gün saatlerce elleriniseyrederdi... En çok da saçlarının dökülmesine üzülüyordu. Çünkü sevdiği öpmüş ![]() koklamıştı onları. Her bir tanesi koptuğunda kalbine bir ok daha saplanıyordu.Kalbi yine sızlamaya başlamıştı. Belki sevdiği yanında olsa ![]() kalbi bu kadar yorulup veda etmezdi yaşama... Zaten artık ölüm umrundadeğildi genç kızın. Sevdiğinden ayrı yaşamanın ölümden ne farkı vardı ki... Tekrar o geldi aklına... Keşke keşke yanımda olsa dedi. Son bir kez elini tutsa yeterdi. Gözlerini son bir kez öpse rahatça ebediyen gözlerini kapatabilirdi artık...Gözleri pınar gibi çağlamaya başladı. Sevdiğini son bir kez göremeden ölmek istemiyordu.. Ufak da olsa ondan bi hatırasını almadan bu dünyadan göçmek istemiyordu... Sevdiği kimbilir kiminle beraberdi? Kendi sevgi dolu kalbini kimseylepaylaşmayı düşünmemişti bile ama acaba o paylaşmış mıydı? Onun sevgisini silmiş atmış mıydı acaba kalbinden? İçi birden nefretle doldu. Üstüne büyük bir ağırlık çöktü. Onu düşündükçe her dakikasının zehir olması artık çok daha ağır geliyordu genç kıza... Ölmek istedi artık yaşamak istemiyordu bu dünyada...Ama sevdiğinden bir hatıra almadan ölmeyeceğine and içmişti. Tekrar gözlerini açtı. Kimbilir belki de sevdiği onu unutmuştu.. Bu düşünceler içinde daldı... Birden babası girdi odaya kızına kalp nakli için bir gönüllübulduklarını müjdeleyecekti. Fakat genç kız çoktan uykuya dalmıştı... Bir meleği andıran masum yüzü sevdiğinin özleminden sırılsıklamdı...O gece biri gözlerini dünyaya kapadı genç kız ameliyata alındı. Tekleyen vegörevini yerine getirmeyen kalbi değiştirilmişti. Bir hafta sonra tekrar gözlerini açtı dünyaya genç kız. Ama dünya daha farklı geldi ona. Sanki bir şeyler eksikti... Aradan aylar geçmiş genç kız artık iyice iyileşmişti. Ama içindeki burukluğu bir türlü atamıyordu. Sevdiği aklına gelince kalbi eskisinden daha çok sızlıyordu... Bir kere bir kere görebilsem diye mırıldandı... Kalbi yine sızlamaya başlamıştı.Yeni kalbi onu iyileştirmişti ama nedense her gece aniden hızlanıyor onuuykusundan uyandırıyor ve sanki yerinden çıkacakmış gibi atmaya başlıyordu... Genç kız bir anlam veremediği bu durumu doktora anlatmıştı ama ameliyatı kolay değildi bir aya kalmadan geçer demişti doktor.Aylar geçmişti ama hâlâ aynıydı durum. Çiçeklerinin yanına gitti. Her gün onlarla saatlerce dertleşiyor zaman zaman ağlıyordu onlara.. En çok kankırmızısı gülünü seviyordu. Çünkü kırmızı gülün onun için yeri apayrı idi. O da genç kızla beraber gülüyor onunla beraber ağlıyordu. Onu sevdiği gibigörüyordu genç kız. Ve gülünü sevdiğini ilk gördüğünde ona hediye edeceğine dair yemin etmişti. Başka türlü paylaşamazdı gülünü kimseyle... Kapı çaldı aniden. Kapıyı açtı ama kimse yoktu. Gözü yerdeki beyaz zarfa ilişti. Yavaşça eğilip zarfı yerden aldı. Birden kalbi deli gibi atmaya başladı. Ne olduğunu anlayamıyordu. Zarfın üzerinde ne bir isim ne bir adres vardı.Zarfı açtı içinden beyaz bir kağıda yazılmış bir mektup çıktı. Kalbi daha hızlıatmaya başladı. Onun kokusu vardı kağıtta. Evet onun kokusu vardı.Yıllar yılı özlemini çektiği yanında olabilmek için canını bile verebileceğisevdiğinin kokusu vardı mektupta... Başı dönmeye başladı. Koltuğuna geçip oturdu yavaşça... Kağıdı açtı ve elleri titreyerek okumaya başladı. "Sevgilim senden ayrıldıktan sonra bir kalbe iki sevginin sığmayacağınıbildiğimden dolayı ne bir kimseyi sevebildim nede kimseye bakabildim... Hergünüm diğerinden daha zor geçti çünkü her gün özlemin daha da artıyordu...Sana kitapları dolduracak kadar şiirler yazdım. Her biri diğerinden daha da hüzünlüydü. Yazdım okudum ağladım... Her gün yazdım her gün okudum senelerceağladım... Her gece seni düşündüm sabahlara kadar her gece senin yanındaolmayı istedim. Ve her gece sensizliğe lanet ettim uykuları haram ettim kendime![]() sensiz olmanın acısını gözlerimden çıkardım... Ve bir gün her şeyi değiştirecek bir fırsat çıktı önüme. Bunu fırsatı değerlendirmeyip kendime haksızlık edemezdim.Ve değerlendirdim... Senden çok uzaklara gittim belki seni unuturum diye...Ama tam tersi oldu. Seni daha çok özlüyorum artık... Senden çok uzaklardayım belki ama yine de seni görmek için uzaklardan gelebiliyorum. Hem de her gece...Seni seviyor seyrediyor ve eğilip sen uyurkenyanağına bir öpücük konduruyorum.. Bazen gözlerini açıp bakıyorsun geldiğimi bildiğini sanıyorum ama yine o tatlı uykuna geri dönüyorsun. Yarın birbirimizi sevmemizin altıncı senesi... Hep ben geldim şimdiye kadar senin yanına yarın dasen gel olur mu sevgilim.. Ha unutmadan sana hep sözünü ettiğim kalbime iyi bakolur mu? Çünkü göz yaşlarımla adını yazdım ona... Seni senden bile çok seven bir sevgi var kalbinin içinde unutma. Kırmızı gülü de unutma olur mu? Seni Seviyorum Yanıma Gelinceye Kadar da Seveceğim...SEVGİLİN Çirkin Postacı Dünyanın bana zindan olduğu günlerdi. Sanırım birkaç defasında da evden ağlayarak dışarı çıkmıştım... Hayatım kararmıştı da bir ışık bekliyordum sanki ama yoktu. İşte böyle düşündüğüm günlerde daire kapıma sıkıştırılmış bir Mektup buldum. Hayretle baktım üzerinde göndericisi yazmayan zarfa. Sonra odama girip açtım... "Acıları paylaşmak insanların vazifesidir" diyordu. "Senin geçtiğin sokakta ben de vardım. Ama bir sokakta ya ben olmamalıydım veya paylaşılmamış acılarını içinde gezdiren bir insan!..." Mektubun sonunda da isim yazmıyordu. Peki kimdi bu? Kimdi neden yazmıştı bu notu ve neden bana yazmıştı?Aslında hoş sözlerdi...Ve aslında bir mektuba da deliler gibi ihtiyacım vardı. Acaba dediğini yapacak mıydı yazacak mıydıher gün?.. Bunu zaman gösterecekti. İlk gün kafam karıştı. Hem kendi problemlerimi hem dün gelen mektubu hem de yeni mektupların gelip gelmeyeceğini düşünüyordum. Sonraki gün posta kutumda beyaz bir zarf buldum. Kalbimin çarptığını hissettim... Yazı aynıydı odama girip okumaya başladım mektubu.Bu inanılmazdı.. Bir bardak su içercesine bitiverdi mektup. Doymadım! Bir bardak su daha almış gibi kendime ve susuzluğumu kandırır gibi yeniden okudum altı sayfayı... Sanki tanıyordu beni sanki yıllardır dertleşiyordum onunla...Altıncı sayfanın sonunda diyordu ki; "Yarın yine yazacağım..." Yarın yine yazdı öbür gün yine..Ve sonraki günler yine yazdı... Her mektubunun sonunda yarın yine yazacağına ait not vardıve her gün de dediğini yapıyordu. Her gün işyerinden dönerken kalbim çarpıyordu heyecanla... Her gün görüyordum posta kutumun bugün de boş olmadığını ve gariptir; artık yapayalnız olmadığımı ![]() kalbimin boş olmadığını hissediyordum. Bu mektuplar yüreğime giriyor sıkıntılarımı eritiyor ve beni yarınlara doğru itiyordu. Zannediyordum ki; bunlar olmadan yaşayamayacağım. Öylesine alışmıştım ki onlara olmasalar sanki nefes alamayacağım!...Vakit buldukça oturup eski mektupları bile yeniden okuyordum. Zaman geçti ve zamanla beraber sıkıntılarımda geçti. O günlerden geriye sadece eski mektuplar kaldı. Bir gün içimde karşı koyamadığım bir merak peydahlandı; kimdi bu? Nasıl biriydi? Onunla ilgili her şeyi merak etmeye başladım. O her gün yazıyordu ve nasılsa her gün yazmaya devam edecekti. Bundan emin olduğum için de yazılarında anlattıklarından çoknasıl bir kalemle yazdığına neden bu kağıdı seçtiğine yazı stilineaklımı takmaya başladım... Yazıları öylesine deva olmuştu ki bana ![]() onunla ilgili her şey de mükemmel olmalıydı. Ama her şey... O gün evde kalmıştım. Kahvaltı yapmış ve bu harika mektupların en azından nasıl birisi tarafından getirildiğini görmeyi koymuştum kafama... Öğle vaktine doğru sokağa giren postacıyı gördüm. Koşarak aşağı indim. Mektubumu kutuya bırakmıştı eli henüz havadaydı...Göz göze geldik. Aman Allahım... Aman Allahım ![]() bu ne kadar çirkin bir adamdı böyle! Dondum kaldım... O da başını eğdi döndü ve gitti. Orda öylesine bekliyordum şimdi... Kutuyu açıp mektubu bile alamıyordum. Bunca zaman buncagüzel bir mektubu bu kadar çirkin biri mi taşımıştı? O öptüğüm![]() kokladığım göğsüme bastırdığım yastığımın üzerine koyduğummektuplarıma benden önce bu adamın mı eli değmişti? Saçmaladığımı biliyordum ama böylesine güzel duygularıma bu çirkin yaratık karıştı diye az önce getirdiği zarfı alamıyordum. Kapıyı açtım dışarı çıkıp bir adım attım. Çoktan gitmişti. Neye olduğunu bilmiyordum ama çok kızgındım. Zarfa dokunmadan çıktım yukarıya.Odama girdim eski mektuplarıma baktım. Biliyordum onlar benimen zor günlerimle bugünüm arasında köprü olmuşlardı ama onlara da dokunamadım. Bu güzelliğe bu çirkinliği yakıştıramıyordum!Ertesi gün iş dönüşü baktım ki kutuda hâlâ o aynı kirli mektup var! Almadım. Sonraki gün baktım; aynı mektup yine yapayalnız beklemekte. Bir kaç gün sonra ise kutuya bile dönüp bakmamaya başladım... Altı yedi hafta sonra dünya yine karanlık gelmeye başladı bana. Bir dosta bir morale ölürcesine ihtiyaç duymaya başladım...Her şey çok ağırlaşmıştı yeniden. Uyku bile uyuyamıyordum. Mektup aklıma geldiğinde gece yarısını geçiyordu. Tereddüt bile etmeden aşağı indim kutumu açtım ve mektubu aldım.Bir saat içinde üç defa okumuş özlemiş olarak göğsüme bastırmışve uzun zamandır ilk defa böylesine huzur içinde uyuyabilmiştim. Bunlar benim ilacımdı biliyordum. En çok o gün merak etmiştim ![]() bir daha ne zaman yeni bir mektup geleceğini... Ve o akşam gözlerime inanamadım; kutumda mektup vardı. Yazı aynıydı zarfta yine isimyoktu. Üstelik bunda postanenin damgası da yoktu... Açtım zarfı;içindeki kısacık mektupta şunlar yazıyordu; "Sana gelmiş bir mektubu kırk sekiz gün okumamakla ne kazandığını bilmiyorum... Ama artık benim sana yazmaya vaktim olmayacak. Çünkü tayinim çıktı ve bugün başka bir şehre gidiyorum. Hoşçakal! Çirkin Postacı..." Donmuş kalmıştım şimdi... Derin bir pişmanlık düğümlendi boğazıma ![]() hıçkırarak eve girdim. Çantamı açtım; tarakların rujların ve diğerkarışıklığın arasında bulduğum mavi göz kalemiyle bir kağıda; "Lütfen bana tekrar yaz" yazıp posta kutuma koydum. Bir daha hiç kilitlemediğim kutuda aynı notum iki yıldır yapayalnız bekliyor... Bir Aşk Hikayesi... Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz minik bir salon.. Seyircilerle oyuncular arasında sahanın çizgisi vardı sadece..O kadar yakındılar.. Delikanlı bu tatlı bu güzel bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip takım karşıya gidince delikanlı da yerini değiştirdi o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine döndü.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.."anladım" der gibi bir gülümseyişti bu... Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü sabahın köründe kalktı erkenden oynanacak maçı ne maçı canım o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji'nin her dağılış saatinde okul civarında oluyordu onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında hafif çok hafif bir gülümseme çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi okul dağılışı kızın karşısına çıkmış gülümseyerek selamlamış sonra arka sokaklara dalıp yıldırım gibi koşarak bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı. Kız bu defa iyice gülmüştü.. Karşısında sözüm ona ağır ağır yürüyen ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan "tabi" dedi.. "bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sen de gel. Hem konseri birlikte izleriz hem de tanışırsınız.." "Mutluluk işte bu olmalı" diye düşündü delikanlı.. "Mutluluk işte bu!.." Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan salona girdiklerinde ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yanyana düştüler.İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yanyana oturduğuna onun sıcaklığını hissettiğine onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el bir karış ötesinde öylesine duruyor delikanlı sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken –o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydı ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken yanlış bir hareketle onu ürkütebileceğinden incitebileceğinden öylesine korkuyordu ki.. Sonunda dayanamadı sanki kolu uyuşmuş gibi uzandı..Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç saç teli delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken kız şakalaştı.. "Sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana'da da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak.." Hayır aramayacaktı. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana'ya götürüp getirecek hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana'ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde ügüncü sette kız fark etti delikanlıyı..Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade biraz mutluluk biraz da gurur vardı sanki.. Ankara'nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu.. Maç bitti. Kız soyunma odasına delikanlı garaja gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız "keşke orada olsaydın" demişti. O da olmuştu işte.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. "Bu sana" diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan.. Kız Necip Fazıl'ın dört satırını okurken.. "Ne hasta bekler sabahı Ne taze ölüyü mezar... Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar!.." Ertesi gün öğleden sonra tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. "Sana bir şeyler söylemek istiyorum" dedi kız.. O da heyecanlıydı belli.. "Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin ben de senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de şu anda onu terk etmem için bir sebep yok.." "O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam hayatında başka kimse olmazsa ara beni!" dedi delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent Yüksel'in söyleyeceği şarkıdaki Sezen Aksu'nun sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk "onurlu" olmalıydı.. Günlerce haftalarca aylarca bekledi.. Tıpkı kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı şeytanın günahı beklediği gibi bekledi.. Heyecanla bekledi. Hırsla arzuyla bekledi. Umutla umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiğiydi.. Bir ikinci dörtlük daha vardı orada.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu.. Bekleyiş sürüyor sürüyordu.. Okullar kapandı açıldı.. Aylar aylar geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. "Günlerdir seni arıyorum" dedi kız. "Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!.." "Yaa" dedi delikanlı.. "Yaa" dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken ağzından sadece bu ses çıkmıştı: "Yaaa!.." Cebindeki artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. "Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün.." dedi. "Bu da sonu onun..." Sonra yürüdü gitti arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken.. "Geçti istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni. Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar!.." Aradan yıllar çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını? Ya da beklerken ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki artık yaşayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. Hayalindekini canlı tutmak için mi canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış bir delikanlılık jesti uğruna mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp mü gitmişti acaba? Delikanlı bu soruların cevabını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü o delikanlı bendim!...Kızın gözleri onu aradı vapur çıkışında .Zaten internet sayesinde tanışmışlardı pek de önemli değildi ama genede heycanlanıyordu ve telefonu çaldı arayan oydu 5dk 'ya kadar geliceğini söledi ve kızın içinden bari 5dk kadar bir tur atiyim demeye kalmadan bir adım attıki arkadan Derya diye bir ses geldi kulağına doğru . Kafasını döndürdüğünde gözgöze geldiler genç delikanlıyla .İLk görüşte aşk böyle birşeydi heralde kendisini onun yanında hiç emanetten saymıyordu onun gibiydi sanki uzun zamanlardan beri çıkıyor gibilerdi eleleydiler gözgözelerdi birbirlerini çok seviyordular.Arkadaşlarına iyi davranıyordu en önemlisi kıza iyi davranıyordu ve kızın kalbini kazanıyordu böyleceOldukça birbirleriyle iyi anlaşıyorlardı her ilişkide olduğu gibi arada kavga ediyorlardı tabi kıskançlık kapris olsun v.s ama gene barışıyorlardı her hafta sonu buluşuyorlardı çünkü ikiside okuyorlardı arada bir hafta içide buluşma oluyrodu ama zordu Çocuk kızın okul çıkışna giderdi ve akşama kadar takılırlardı aylar böyle geçiyordu birbirlerini severek ama nereden bilebilirdiki çocuk bir gün ondan nefret etsin Kaprisleri kıskançlıkları çocuğu bunaltsın .. kız 2005 yılından nefret eder oldu Çünkü bu yıl ikisi içinde bir dönüm çöküşüdür Ayrıldıkları gün 4 Ocak 2004 Günü bir kız için kavga etmişlerdi aslında kız değildi arkadaşı yüzünden bir şakaya kurban gittiler Bir daha barışmamak üzere ayrıldılar Ne mi oldu ??... Oğlan 1 2 ay sonra unuttu kızı ama kızın hala kalbi yaralı izleri duruyor ne kadar silsede derinlerde biryerlerde saklıBu kadar sevmek doğrumu diye düşünüyor kendince şimdi ayrılalı 11 ay olucak hala unutamadı hala seviyor hala ağlıyorummm !!!! Seni çok seviyorum Ne olur geri dön Senden başkasıyla olamadım ya içimi dökmen çok güzel bir duygu ama artık herkes çok sıkıldı unut unut diye yalvarıyorlar Sanki elimde unutmamak 2005 'ten nefret ediyorum ..! uTaNgAçLıK ÇoK KoTu BıSeY Ya Daha 18 yasındaydı ama hayatının sonundaydı.Tedavisi mümkün olmayan ölümcül kansere yakalanmıştı. Kahır içinde eve kapamıştı kendisini. Sokağa çıkmıyordu. Annesi...Birde kendisi... O kadar dı bütün hayatı... Bir gün fena halde sıkıldı dayanamadı attı kendini sokağa...Bir yığın vitrinin önünden geçti. Tam cd satan bi dükkanı da geride bırakmıştı ki bir an durdu.Geri döndü kapıdan içeri gözüne hayal meyal takılan genc kıza bidaha baktı.Kendi yaşlarında harika bir genc kızdı tezgahtar. Hani ilk bakışta aşk derler ya öyle takılıp kalmıştı işte.. İçeri girdi Kız gülümseyerek koştu ona ->Size nası yardım edebilirim? diye Nasıl bir gülümsemeydi o. Hemen oracıkta sarılıp öpmek istedi kızı Kekeledi geveledi sonra->evet su cd yi bana sararmısınız? Kız cd yi aldı içeri gittiAz sonra elinde paket edilmiş geldi. Aldı pakedi çıktı dükkandan evine döndü açmadan dolaba attı...Ertesi sabah gene gitti aynı dükkana Gene bir cd gösterdi kıza sardırdı aldı eve getirdi attı paketi dolaba gene açmadan...Günler hep alınan sarılan cd lerle geçti. Kıza açılmaya bi türlü cesaret edemiyordu. Annesine açıldı sonunda Annesi ->Git konuş oğlum ne var bunda? dedi...Ertesi sabah bütün cesaretini topladı ve erkenden dükkana gitti. Bir cd secti . Kız gülerek aldı plağı arkaya gitti paketlemeye. Kız içerdeyken bir kağıda Sizinle bir gece çıkabilirmiyiz diye yazdı altına telefon numarasını ekledi notu kasanın yanına koydu gizlice.. Sonra pakedini alıp kaçtı gine dükkandan.. 2 gün sonra evin telefonu çaldı Anne açtı telefonu Cd dükkanındaki tezgahtar kızdı arayan Delikanlıyı istedi. Notunu daha yeni bulmuştu Anne ağlıyordu.. Duymadınız mı? dedi Dün kaybettik oğlumu.. Cenazeden bikaç gün sonra anne oğlunun odasına girebildi sonunda..Ortalığa çeki düzen vermeliydi. Dolabı açtı... Oraya atılmış bir yığın açılmamış paket gördü Paketleri aldı oğlunun yatagına oturdu ve birtanesini açtı..İçinde bir cd vardı birde minik not ''merhaba sizi öyle tatlı buldum ki daha yakından tanımak istiyorum bir akşam birlikte cıkalım sevgiler '' Anne bir paketi daha açtı.. Ondada bir cd ve bir not vardı ''Siz gerçekten çok tatlı birisiniz hadi beni bu gece davet edin artık. sevgiler'' Bir otobüs durağında karşılaşmışlardı ilk kez.... Biri tıpta okuyordu öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra bir kere bir kere bir kere daha karşılaşabilmek için hep aynı saatte aynı duraktan aynıotobüse bindiler. Gençtiler çok genç... Birbirileriyle konuşacakcesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda başrdılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında kaldığı için o duraktan binmişti otobüse kız ise ablasında.... Sırf birbirilerini görebilmek için her sabah erkenden evlerinden çıkıp şehrin öbür ucundaki o durağa onların durağına geldiklerini gülerek itiraf ettiler bir süre sonra... Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu... Bazen işsiz bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmişti ki yürekleri ve elleri hiçbir şeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uğrayan alışkanlıklara yenik düşen banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uğuruna bitip-tükeniveren sevgilerden değildi onlarınki... Günler günleri yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü büyüdü... Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine rağman çocuk sahibi olmayınca “bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek bencillik olur” diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine sevgilerini büyüttüler... “Senin için ölürüm” derdi kadın sımsıkı sarılıp adama ve adma “Hayır ben senin için ölürüm” diye yanıt verirdi hep... Bazen eve geldiğinde aynanın üzerinde bir not görürdü kadın “Bir tanem kütüphanenin ikinci rafına bak....” Kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu “Mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiğimi sakın unutma” Mutfaktaki masadan salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koşturan kadın sonunda kimi zaman bir demet çiçek |