![]() |
|
|||||||
| Ufoya İnamıyorsanız Peki ya bunlar ne ? Garip ve Esrarengiz Olaylar icinde Ufoya İnamıyorsanız Peki ya bunlar ne ? konusu , Günümüzde war olduğu bilinen ufolar birçok yerde kendini göstermiş durumda arkadaşlar bu resimde ufoların var olup olmadını anlıyabilirsiniz bence ufolara inanın ben inanıyorum çünkü bu resimlere baktıktan sonra birinin ... |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Günümüzde war olduğu bilinen ufolar birçok yerde kendini göstermiş durumda arkadaşlar bu resimde ufoların var olup olmadını anlıyabilirsiniz bence ufolara inanın ben inanıyorum çünkü bu resimlere baktıktan sonra birinin inanmaması imkansız galiba ofu nun bir çok yerde gözükdüğünü bizde biliyoruz inanmamazın sebebi ne olabilirki ? bazı bakacağınız fotoğraflar photoshop da olabilir ama benim görüşüme göre tam bi gerçek ufo resimleri illede ufonun yalan bi yanını söylemişlerdir.
[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] İngiltere Savunma Bakanlığı Yıllardır Gizledikleri UFO Arşivlerinin Bazılarını Yayımlamaya Başladı BBC'de de yer alan habere göre; İngiltere Savunma Bakanlığı, 1970'li yıllarda uçan daireler - UFO diye bilinen 'Tanımlanamayan Uçan Cisimler' gördüğünü söyleyen kişilerin ifadelerinin yer aldığı bir dizi arşiv belgesi yayımladı. Kew Ulusal Arşivi'nde bulunan belgelerin ortaya koyduğu ve bakanlığın kendisinin de ifade ettiği üzere, savunma bakanlığı bu konuda soruşturma yapma zahmetine girmemiş. Devlet sadece ulusal güvenliğe olası bir tehdit teşkil etmesi halinde bu tür konulara ilgi gösteriyormuş(!). 30 yıl önce, İngiltere'de her ay ortalam 40 kez uçan daire ve benzeri cisimler görülüyor ya da en azından bu yönde ihbarlarda bulunuluyormuş. Bugünlerde ise, savunma bakanlığına göre her ay yaklaşık 50-60 ihbar yapılıyor. Bakanlık bu ihbarların ayrıntılarını açıklamıyor, ancak 1970'li yıllara ait arşivlerde birçok örnekler var. Bunlara göre, gümüşi diskler; puro şeklinde, bazıları pencereli ve kubbeli uzay gemileri ağır ağır gökyüzünde süzülüyor ya da müthiş bir hızla uzaklaşırken görülüyor. Bakanlık uzmanları, bunların bazılarının farklı bir açıdan görülen hava balonları, bulut ya da uçak olabileceklerini söylüyor (!) Ancak bu ihbarların tümüne bu denli basit açıklamalar getirilemiyor tabii ki.. O dönemde yapılan ihbarların arasında Kraliyet Hava Kuvvetleri'ne bağlı bir Vulcan bombardıman uçağının beş pilotunun Mayıs 1977'de verdikleri ifadeler de yer alıyor. Pilotlar gece karanlığında turuncu bir ışık gördüklerini, bu ışığın daha sonra aniden kaybolduğunu, radarda tanıdık olmayan bir görüntü görmelerinin ardından bir cismin kendilerinden hızla uzaklaştığına tanık olduklarını söylüyorlar. Vulcan'ın ses hızına eşit bir hızda uçtuğu ve yakınlarında bilinen hiçbir uçağın bulunmadığı da belirtiliyor. İngiltere Savunma Bakanlığının attığı bu önemli adımın devam etmesini ve "UFO" gerçeğini saklamaya çalışan diğer ülke hükümetlerine de örnek olmasını umut ediyoruz… [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] Brezilya Hava Kuvvetleri Gizledikleri UFO Dosyalarını Açıklıyor!! Brezilya Hava Kuvvetleri Gizledikleri UFO Dosyalarını Açıklıyor!! 20 Mayıs 2005' te Brezilya Meksika Savunma Bakanlığından sonar, dünyada UFO gizliliğine resmi olarak son veren ikinci ülke oldu. Brezilya Hava Kuvvetleri Brezilyalı araştırmacılara, içlerinde son elli yılın en büyük üç olayının raporlarının da bulunduğu UFO dosyalarını açtı. 1997 yılındaki tek bir rapor bile sadece 100 den fazla Hava Kuvvetleri fotoğrafı içeriyor. Brezilya Ufolojiyi ciddi bir aktivite olarak kabul etti. Bu yüzden askeriye UFO' ların doğasını ve uyruğunu tamamıyla anlayabilmek için büyük çaba sarf etti. Brezilya Hava Kuvvetleri İletişim Merkezi başkanı Tuğgeneral Telles Riberio "Onlarca yıldır bizim tarafımızdan saklı tutulan konu hakkındaki tüm bilgileri UFO komitesi aracılığı ile halka açıklamak istiyoruz." şeklinde konuştu. 20 Mayıs' ta Hava Savunma ve Hava Trafik Kontrol Entegre Merkezlerinde sivil UFO araştırmacıları ve ordu arasında iki toplantı düzenlendi. Cindacta' da gerçekleştirilen toplantıda araştırmacılara prosedürler ve Hava Kuvvetleri personelinin UFO' ları nasıl tespit ettikleri hakkında konferans verildi. İkinci ve en önemli toplantı ise daha hassas tertibatıyla tüm hava savunma bölgesini kontrol eden Brezilya Hava Savunma Komutanlığında gerçekleşti. Komutan, Tuğgeneral Atheneu Azambuja UFO araştırmacılarına, Brezilya ordusunun UFO fenomeni hakkında ne kadar ilgili olduğunu açıkladı. Comdabra prosedürleri hakkında bilgi de veren Azambuja, 1954' ten bu yana ülkede sistematik olarak tespit edilip kaydı bulunan ve "H Traffic" olarak adlandırılan UFO' lar olduğunu da belirtti. Tuğgeneral Atheneu Azambuja, tarihte ilk defa sivil UFO araştırmacılarının 1954, 1977 ve 1986 yıllarında yaşanan çok özel UFO olaylarının 3 farklı dosyasını detaylı şekilde araştırmalarına izin verdi. KAÇIRILMA DOSYASI İNSAN KAÇIRMALAR - GEMİLERİN İÇİNDE ![]() UFO’lar tarafından kaçırılanlar , kendilerini ilk olarak antreye benzeyen küçük , karanlık bir odada bulurlar. Fakat kısa bir süre sonra kendilerine çeşitli yöntemlerin uygulanacağı daha büyük odalara alınırlar. Bu odalar , duvarlardaki gizli aydınlatmalar ile biraz sisli fakat oldukça aydınlık bir görünümdedirler. Bazen ortam karanlık , serin ve nadiren de kötü kokulu olabilir. Duvarlar ve tavan kavisli , genellikle beyazdır. Zemin ise koyu renkli , bazen siyah renklidir. Çeşitli katlar ve girintilerden oluşan yapının duvarları bilgisayara benzeyen aletlerle çevrilidir. Eşyalar oldukça azdır ve tamamen vücudu destekleyen tarzdadır. ![]() İçerisi genellikle steril , serin , mekanik ve hastane görünümlüdür. Kaçırılan kişiler geminin içinde çeşitli işlerle meşgul haldeki uzaylı yaratıklarla karşılaşabilirler. Uzaylılar , çeşitli şekillerdedir. Uzun yada kısa olabilseler de genellikle parlak , saydam varlıklardır. Çoğunun vücudunda tamamen olmasa da saydamlıklar vardır. Sürüngene benzeyenlerin genellikle mekanik işlerle ilgilendiği görülmüştür. En çok karşılaşılan yaratık tipi , 3-4 feet uzunluğunda küçük insansılar olan “ GRİLER “dir. ![]() Bu yaratıkların armuda benzeyen büyük kafaları , 3-4 adet uzun parmaklı uzun kolları , ince gövdeleri ve uzun ince bacakları vardır. Bazı istisnalar dışında cinsel organları görülmemiştir. Vücutlarında herhangi bir tüy ve kulakları yoktur. ![]() Basit görünümlü burun delikleri vardır. Her hangi bir duygu yansıtmayan ağızları ince bir çizgi halindedir ve açıldığı nadiren görülür. En belirgin özellikleri kocaman yuvarlak ve siyah gözleridir. Bu gözlerin içinde göz akı yada göz bebeği bulunmaz. Gözlerinin insanı etkileyen bir gücü vardır. Kaçırılan kişiler bu gözlere baktıklarında, sanki içlerini görüyorlarmış gibi gelir ve de kendini kaybetme hissi yaşadıklarının belirtiyorlar. Yaratıklar birbirleriyle telepati yoluyla haberleşiyorlar. Genellikle tek parça , oldukça sade benzeri bir giysi giyiyorlar. Giysilerinin üzerine başlarını örten bir başlık oldukça yaygın. YAPILAN İŞLEMLER Gemilerde , kaçırılan kişilere uygulanan işlemler iki guruba ayrılabilir. Fiziksel işlemler ve gözleme dayalı işlemler. ![]() Kaçırılanlar genellikle çıplak bir halde saatlerce süren incelemelere maruz kalırlar. Uzaylılar öncelikle büyük siyah gözleriyle dikkatlice bakarak uzun süre insan vücudunu incelerler. Bu inceleme sırasında kişiler sanki beyinlerindeki her bir düşüncenin ayrı ayrı incelendiğini hissettiklerini söylerler. Daha sonra çeşitli aletler yardımıyla vücutlarından saç, deri ve benzer örnekler alınarak incelenir. ![]() Kullanılan aletler vücudun her parçasını incelemek için özel olarak tasarlanmıştır ve bunlarla burun , sinüsler , gözler , kulaklar , kollar , bacaklar , ayaklar , karın , jenital organlar ve bazen de göğüs bölgesi incelenir. Bazı durumlarda kaçırılan kişinin beynine ameliyat yapıldığı ve sinir sistemine müdahale edildiği belirtilir. Bunların yanında uzaylıların en çok önem verdikleri kısım insanların üreme organlarıdır. ![]() Kullandıkları aletlerle karın bölgesinden yada jenital organlardan girerek erkeklerden sperm , kadınlardan yumurta örnekleri alırlar. Bu işleme maruz kalanlar uzaylılar tarafından hamile bırakıldıklarının , daha sonra bu ceninlerin vücutlarından alındığını iddia ederler. Ayrıca bu kişiler, vücutlarından alınan ceninlerin geminin çeşitli bölümlerinde bir takım işlemlere maruz bırakıldığının ve daha sonra bunlarla uzaylı-insan karışımı melez bir ırk yaratıldığına şahit olduklarını belirtirler. Gemi içerisinde bu yöntemle büyütülmüş çocuk, genç ve yetişkin kişiler bulunur ve uzaylılar bu insanların bizim özelliklerimizi taşıdığı açıkça bellidir. ![]() ![]() Sonuç olarak , kaçırılan kişiler üzerinde uygulanan bu fiziksel ve biyolojik çalışmaların , uzaylıların genetik mühendislik yöntemleriyle insan-uzaylı karışımı melez bir ırk yaratma amaçlarıyla ilgili olduğu anlaşılmaktadır. ![]() BİLGİLENDİRME VE BİLİNÇ KAYBI Kaçırılma olayları ile ilgili diğer bir önemli teori de , uzaylıların , kaçırdıkları insanların bilinçlerini geliştirdikleridir. Uzaylılar , uyguladıkları yöntemlerle bu insanların duygusal ve ruhani yapılarını geliştirerek onların hayata bakış açılarını , düzen ve barış hakkındaki görüşlerini olumlu yönde değiştirmişler , bu insanlara , yaşadıkları dünyadaki şiddet ve yok etmeye dayalı bilinci engelleme amaçlı sorumluluklar aşılamışlardır. ![]() Bu prosedür, uzaylılarla insanların zihinsel bir bağ kurarak bilgi aktarımı ve bu görüntülerin gemideki monitör benzeri cihazlardan diğer kişilere de gösterilmesi şeklinde gerçekleştirilmiştir. Bu görüntüler arasında yer alan , dünyanın nükleer bir felaket sonucu yok olması , uçsuz bucaksız , kurak ve üzerinde yaşanılamayacak haldeki yer yüzü görüntüleri ve dev depremler , ateş fırtınaları , sel baskınları sonucu dünyanın kıyamete benzer bir durum yaşaması , hatta dünya yüzeyinin kırılarak dünyanın yarılması , İzleyen insanları , barışı sağlamazsak gelecekte karşılaşabileceğimiz tehlikeler hakkında bilinçlendirmiştir. Uzaylıların söylediğine göre insan ırkı , onların varoluşunu kabullenmeye henüz hazır değil .Eğer toplu bir temas yaşanacak olsa , normal hayatımızda tanımadığımız , anlamadığımız , bizden farklı olan herkese davrandığımız gibi onlara da düşmanca davranacak , evrensel barış için yapılan bütün çabalar sonuçsuz kalacaktır .. Uzaylı varlıkların istedikleri yaşam biçimimizi değiştirmek değil , insanlara evrensel bir bilinç hakkında bilgiler vererek onların doğru olan yaşama biçimini seçmelerine yardımcı olmaktır. Bazı kişilere dünyanın kaderi , insan zihninin kontrolü hakkında ve benzer şekilde evrimleşerek ‘iyi’ yada ‘kötü’ hallere gelmiş başka ırklar hakkında bilgiler verilmiştir. ![]() FİZİKSEL ETKİLER Kaçırılanların maruz kaldığı fiziksel müdahaleler önemlidir. Bu insanlar , vücutlarında ortaya çıkan kesik , çürük ve yara izlerinin gemide yaşadıkları işlemler sonucu ortaya çıktığından şüpheleri olmadığını söylüyorlar. Ayrıca bir çok kadın tanık , kaçırılmadan önce hamile olduklarını , gemide uygulanan işlemlerden sonra hamileliklerinin sona erdiğini belirtiyor. Bu deneyimleri yaşayan bir çok kişi , sonraki yaşamlarında elektrikli aletlere dokunduklarında bu aletlerin düzgün çalışmamaya başladığını görmüş. Kaçırılma olaylarında sıkça rastlanan bir durum da , uzaylıların bir takım izleme aygıtlarını bu insanların vücuduna yerleştirmeleri. Bu aygıtlar özellikle kafatasının içine yada burun gibi bölgelere yerleştiriliyor. Böylece temas kurdukları bu insanları 24 saat izleyebiliyorlar. Bu aygıtlar deri altına yerleştirilen küçük nodüllere benziyorlar .Bazı vakalarda bu türden izleme aygıtları bulunmuş ve elektromisroskobik ortamda analizleri yapılmıştır. KAÇIRMALARIN DEVAMI VE YERLEŞTİRİLEN CİSİMLER Kesin olan bir şey var ki , kaçırılma olayları bunu yaşayan insanların hayatlarını tamamen değiştiriyor. Bu tür karakter değişiklikleri dört şekilde gerçekleşiyor: İlk olarak , kaçırılan kişilerin maruz kaldıkları işlemler , kendi rızaları dışında kaçırılmaları , paralize edilmeleri ve tanımadıkları varlıklar tarafından kobay olarak kullanılmaları bu insanların ruhsal yapılarını sarsmaktadır. İkinci ; kaçırılan kişiler , hayatları boyunca yalnızlık ve çevresine yabancılık hissediyor. Çevrelerindeki insanlarla uyum sağlayamıyor ve onlardan dışlanmış , farklı hissediyorlar. Üçüncü olarak , bu insanlar daha önceden inandıkları bilgilerin ve fizik kurallarının inanılmaz derecelerde alt edildiğini görünce bir çeşit şok yaşıyorlar. Hayatları boyunca evrende yalnız oldukları düşüncesi ile yetişmiş olan bu kişiler , bizden daha ileri teknolojilere ve zekaya sahip uygarlıkların varlığını kabullenmekte güçlük çekiyorlar. Son olarak , Kaçırılmaları sırasında maruz kaldıkları incelemeler , yaşamları boyunca karşılaşacakları rahatsızlıklar yaratabilmekte. Bu rahatsızlıklar , vücutlarında ameliyat edilen bölgelerde oluşan ağrılar , baş ağrıları , ürolojik, jenital sorunlar , sinüslerde rahatsızlıklar , cinsel işlev bozukluklarının yanı sıra hastanelerden , iğneden korkma , kapalı yerde kalamama gibi psikolojik rahatsızlıklar olarak ta ortaya çıkabiliyorlar. ZİHİNSEL DEĞİŞİMLER İnsanlar ve uzaylılar arasında gelişen ilişkiler akıllara uzaylıların düşüncelerinin ne olduğu sorusunu getiriyor. Bu yaratıklardan insanlarla temas kuranların iyi ve barış amaçlı oldukları gibi buraya gelmeseler de savaşçı , kötü niyetli yaratıkların varlığından da bahsediliyor. Özellikle ‘griler ‘ denilen yaratıklar insana fizik ve davranış olarak benziyorlar. Sonuç olarak kaçırılan kişiler zorluklarla karşılaşsalar da edindikleri deneyimlerle , evrendeki kozmik dizayn içerisindeki yerleri ve yaşadıkları gezegenin sistemi ile barış ve uyum içerisinde yaşamak konusunda bilgiler sahibi kişiler oluyorlar. Yaşamın kendisine duyulan saygı ve doğanın gizemli yapısının bir parçası olma bilinci , dünyanın içinde bulunduğu çevresel kriz ve duyarsızlık ortamında bizlere bir umut ışığı olabilir. KAÇIRILMA DOSYASI ÖNEMLİ OLAYLAR - ALLAGASH OLAYI Allagash Suyolu, ABD’de Maine dağları arasında, birçok göl ve kanal dizisinin bulunduğu, soluk kesici bir yerdir. Bu güzel yerde vuku bulan kaçırılma olayı en çok tartışılan ve en iyi belgelenen kaçırılma olaylarından biridir ve NBC Televizyonunca hazırlanan “Çözülemeyen Gizemler-Unsolved Misteries” adlı televizyon programında da dramatize edilmiştir. Allagash olayı, çok tanıklı; Jack ve Jim Weiner adlı ikiz kardeşlerle arkadaşları Chuck Rak ve Charlie Foltz adlı 4 kişinin başından geçen bir olaydır. Henüz kariyerlerinin başında Massachusetts Sanat Koleji’nde okurken tanışmış olan bu 4 ressam, spor yapmak ve eğlenceli bir gezinti için Allagash’ın iyi bir yer olacağını düşünmüşlerdi. Yolculukları unutulmaz olmuştu, ancak umdukları nedenden değil. Ağustos 1976’da gezilerine başlayan 4 adam, kano gezintilerinin bir bölümünde Kartal Gölü’nde gece balık avlamak için ara vermişlerdi. Şansları yaver gitmeyince balık tutmayı başka bir geceye ertelemeyi kararlaştırdılar. Göl kıyısından ayrılmadan önce, bulundukları yeri bir dahaki gelişlerinde sudan belirleyebilmek amacıyla kıyıda büyük bir kamp ateşi yaktılar ve tekrar kanolarına bindiler. Bir süre sonra aniden, yıldızdan daha parlak görünen bir ışık gördüler. Parıldayan bu küre, yaklaşık yüz metre ilerideki ağaçların üzerinde havada asılı duruyordu. Cisim ileri geri hareket ettikçe kırmızı, yeşil ve beyazımsı bir sarı olmak üzere renk değiştiriyordu. Bu büyük cisim yaklaşık 24 m. çapındaydı. Cisim yavaşça ağaçların üzerinden göl kıyısına doğru ilerledi. Balık tutan 4 adama doğru yaklaşınca Charlie Foltz el feneriyle imdat çağrısında bulundu. Derken cisim yavaşca kanoya doğru yöneldi. Bu garip şey, göl kıyısına doğru olağanüstü bir hamle yaptı. Onlar hızlı hızlı kürek çekerken, cisimden üzerlerine doğru gölge şeklinde geldi ve adamları ve kanolarını içine çekti. Bundan sonra dört adam kendilerini tekrar göl kıyısında otururken buldular. Charlie lambasını yeniden cisme doğru tuttu, ancak bu defa cisim ışınını son bir kez göstererek yükseldi ve gözden kayboldu. Neler olup bittiğini merak eden dört adam, az önce cayır cayır yanmakta olan ateşin küle dönmüş olduğunu görünce şoke oldular, çünkü bunun için aradan saatlerin geçmiş olması gerekirdi. Dördü de “Bu son birkaç saat içinde neler oldu?” diye düşünüp durdular, ancak hiçbiri hatırlayamadıkları bu kayıp zaman için mantıklı bir açıklama getiremiyordu. Allagash’tan ayrılırken gördükleri garip cisimle ilgili hiçbir cevapları yoktu. 2 yıl boyunca hergün yaşadıklarına cevap getirebilecek bir ipucu aradılar. Jack Weiner, aralarında gece kabusları görmeye başlayan ilk kişi oldu. Bu rüyalarda, uzun boyunlu ve geniş kafalı varlıklar görüyordu. Jim, Chuck ve Charlie yanında hiçbir şey yapamadan yatarken kendisi bu varlıklar tarafından testten geçiriliyordu. Varlıkların, gözkapaksız geniş, metalik parlaklıkta gözleri vardı, elleri böcekimsiydi ve 4 parmaklıydı. Diğer üç adam da, göldeki o geceyle ilgili benzer rüyalar görmeye, kısa zihinsel kırıntılar hatırlamaya başlamışlardı. Jim Weiner 1988’de, o sıralarda bir UFO kongresi organize etmekte olan Raymond Fowler’la tanıştı ve ona başından geçen bu garip olayı anlattı. Araştırmacı, Jim’in hikayesinden, özellikle aynı şeyi birden fazla tanığın yaşamış olmasından çok etkilendi. Fowler, onun ve diğer 3 kişinin geriye dönüşlü hipnozdan geçmelerini tavsiye etti. Seanslardan sonra da dört adamın da uzaylılar tarafından gemiye alındığı ve deri ile kan örnekleri alınmak suretiyle fiziksel muayeneden geçirildikleri ortaya çıktı. Dört adamın dördünün de varlıklarla ilgili tarifleri birbirini tutuyordu ve ressam olduklarından dolayı varlıkların, uzay gemilerinin ve kullandıkları muayene aletlerinin ayrıntılı resimlerini de çizebilmişlerdi. Chuck Rak, varlıkların muayene yerlerinin gümüş renginde masası olan veteriner ofislerine benzediğini ekledi. Kendisine garip gelen bir şeyden daha bahsetti: dünya dışı varlıklara odaklanmakta büyük güçlük çekiyordu. Ne kadar çabalarsa çabalasın varlıkların yüzlerini tam olarak göremiyoryordu. Bunu, cızırtılı bir radyo kanalına frekans tutturmaya çalışmaya benzetmişti. Psikiyatrik incelemelerden sonra dört adamın da zihinsel olarak sağlıklı oldukları belirlendi. Dördü de yalan makinesi testinden geçirildi ve doğru söyledikleri ispatlandı. Detaylı hipnoz seanslarından ve inceleme raporlarından toparlanan tüm bilgiler bu 4 adamın 1976’da Allagash’ta “bu dünyaya ait olmayan” bir şeyle karşılaştıklarına dair güçlü birer kanıt olmuştur. NASA ve U F O' LAR AY GİZEMİ - FOTO VE BASIN ![]() ![]() ![]() ![]() ![]() |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
TİPLER Araştırmacıların çalışmaları henüz bitmemiş olmakla beraber, genel mahiyette de olsa, uzaydan gelenlerin hiç değilse dış görünüşleri hakkında genel bir sınıflama yapacak kadar elde bilgi toplamış bulunuyoruz. Bu bölümde tamamen yakın gözleme dayalı raporların istatistiklerden çıkarılmış bir sınıflamayı sizlere nakletmeye çalışacağız. Bu sınıflamadan hemen göze çarpan özelliklerden belki de en önemlisi, uzaydan gelenlerin hepsinin bizim anladığımız manada insan görünüşlü olmadığıdır. Bu yüzden uzaydan gelen arz-dışı kaynaklı varlıklar için ‘’ dış uzaydan gelenler ‘’ sözcüklerini kullanmayı uygun bulduk. Dış uzaydan gelenler insanımsı, robot, hayvan yada herhangi bir gözlem-diski olsun; olaylarda hiçbir gelişigüzellik , rasgelelik bulunmamaktadır. Tam tersine uçan daire olayları, göründüğü ve anlayabildiğimiz kadarıyla bile, büyük bir şuurluluk arz etmektedir. Dış uzaydan gelenlerin, henüz tam olarak anlayamıyor olsak bile , tüm dünya insanlarını ilgilendiren bir amaca göre hareket ettikleri, bu kısımda okuyacağınız birkaç istatistikten bile ![]() anlaşılmaktadır. Uçan daire olaylarını yöneten sistemin yada sistemlerin Dünya teknolojisinden çok ileri bir teknolojide bulundukları hususu da bu istatistiklerden anlaşılmaktadır. Bizden teknolojik olarak ileri görünüyorlar. Ama uzaydan gelenlerin yada onları gönderenlerin ruhsal olarak da hepsinin ileri olduklarını söyleyemiyoruz. Yani bir insanın yada insanımsının uzaydan geliyor diye, hemen ruhsal tekamül bakımından da dünya insanının ortalama ruhsal tekamül seviyesinin üzerinde olduğu söylenememektedir. Her canlının bulunduğu ortama uyması evrensel bir yasa. Dünyadaki canlılar dünya kurulalı beri fizik küfre olarak geçirdiği değişikliklere uymak üzere birçok farklılık göstermiştir. Bu değişimler, devamlı olarak değişmekte olan fizik ve ruhsal etkilere paralel olarak sürüp gitmektedir. Bunun tabii sonucu olarak, elbette ki bizimkinden çok daha değişik fizik ve ruhsal etkiler taşıyan maddesel ortamlarda çok değişik canlı tipleri bulunacaktır. Ama tuhaf olan şudur ki, belirli bir prototip (baş-gövde-kollar-bacaklar olmak üzere ) adeta, hiç değilse bizimkinden çok farklı olmayan maddesel ortamlarda muhafaza edilmiş. Hatta bu evrensel şekle robotlarda bile sadık kalınmıştır. Hatta uzaydan gelen robotlar o kadar gelişmiş görünmektedir ki, bunların hem dış görünüş hem de davranışlar bakımından şuurlu bir varlıktan ayırmak çok zordur. Bundan başka tamamen bizim gibi et ve kemikten yapıldığı belli olan varlıkların robot gibi hareket ettikleri de gözlemlerde geçmektedir. Şu kesindir ki, dünya insanlığının uçan daire olaylarını daha iyi anlayabilmesi için, bu günkünden daha değişik bir anlayış ve şuur düzeyinde bulunması gerekmektedir. Bazı muhafazakar sözde bilimsel çevrelerin bilimsel taassuptan kurtularak, olaylara peşin hükümlerden uzak bir gözle bakmaları gerekmektedir. Ancak o zaman bu gezegenin insanları, diğer gezegenlerdekiler arasındaki yerini, ve de şuurlu varlık olarak evrendeki yerini almaya başlayacaktır. Dünya dışı varlıklarla temas kuran şahıslardan ve yakın gözlem raporlarından elde edinilen bilgilere göre gezegenimizi en çok ziyaret eden varlık grupları şunlardır: * PLEİADESLİLER * SİRİUSLULAR * ORİONLULAR * ZETA-RETİCULİLER * ARCTURUSLULAR * ANDROMEDALILAR * SANTORLAR * VEGALAR * NORDİKLER * MAVİLER Dünya dışı varlık tipleri incelenirken anlaşılması gereken önemli noktalardan biri, tüm dünya dışı varlıkların insan görünümünde olmadığıdır. Farklı gezegen koşulları altında ve farklı atmosferik ortamlarda gelişen beden biçimleri, doğal olarak farklı görünümlerde olmaktadır. Bu nedenle evren, birbirine benzeyen ve benzemeyen sayısız yaşam formuyla doludur. Ziyaretçiler arasında bizim galaksimizden olduğu kadar uzak galaksilerden gelenler de bulunmaktadır. Temasçılardan edinilen bilgilere göre, insanlarla iletişim kuran dünya dışı varlıkların çoğu pozitif bir motivasyona sahiptirler. Bu uygarlıkların büyük çoğunluğu teknolojik ve ruhsal yapı yönünden insanlardan çok ileridedirler. Onlar, insanların özgür iradelerine saygı duyarlar ve evrimimize herhangi bir şekilde müdahale etmezler. AY-GÖZLÜLER Işığa duyarlı büyük gözler ve donuk mavi derileri ile uzun boylu barış sever bir ırktır.Onlar , john Lear ve diğerlerine göre konuşmalarına izin verilmeyen ve susturulan astronotların Ay'da karşılaştıkları canlılar olabilirler. Bazılarına göre bu insanlar kuzey ırklarıyla birleşmiş olabilirler. Tufandan bir kaç yüzyıl sonra Batıya giden Nuh'un torunları oldukları söylenir. Onlara , derin mağara sistemlerinde rastlandığı da anlatılır. ANAKİMLER Els ya da basitçe " devler" "olarak da bilinirler. Eski İbrani adı geçen bu ırk , belkide genetik bir anormallik nedeniyle devleşmiş olabilir. İnsanların arasına karışmak için moleküler genişleme ve daralma ve de yıldızlararası gezebilme yeteneğine sahip oldukları söylenir. CHUPACABRA Anormal biyolojik varlıklar (ABE) olarak adlandırdığımız yabancı varlıklar bunlardır. Özellikle Güney Amerka'daki Hayvan öldürme olayları ile ilişkili oldukları söylenir. Gözleri ve kafasının şeklinden dolayı insana benzer olarak bilinen bu yaratık aslında bir melezdir. Tanıkların çoğu onu , kuyruğu olmayan iki ayaklı dikey bir dinozor olarak tarif ederler. Kafası ovaldir ve uzun bir çeneye sahiptir. Çenesinden aşağıya ve yukarıya doğru dışarı çıkan dişleri , ince ve dar bir ağzı , burun bölgesinde küçük delikleri ve kırmızı çekik gözleri vardır. Tüm bedenini saran sık kılları olduğu söylenir ve gözlemcilerin çoğu saçlarının siyah olduğunu ama bir bukalemun gibi renklerini değiştirebildiklerini söylerler. İki güçlü ayağı ve pençeli iki küçük kolu vardır. Bu ona , ağaçların üzerinden atlama ve koşma gücünü verir. Bazı tanıklar , basit bir sıçrayışta 20 adım yükselebildiğini iddia ederler. Bazılarına göre ise keçi görünümündirler. Bu yaratık , kırmızıdan efletuna , maviden yeşile değişen kirpi dikeni gibi uzantılara sahiptir. Birkaç tanık , yaratığın uçabilmek için uzantılarını ve kuyruğunu inanılmaz bir hızda salladığını döylediler. Puerto Rico ve diğer Güney Amerika ülkelerinde sık görüldüğü söylenir. AGHARİANLAR veya AGHARTİANLAR Kaynakların belirttiğine göre , binlerce yıl önce Gobi bölgesinde ve çevresindeki alanın altındaki mağaralarda yaşayan asyalı bir gruptur. Geçmişte başarılı bir krallık kurmuşlardı. Diğer gezegenlerle ilgilidirler. Hindu hikayelerine göre Tibet'in aşağısındaki büyük mağara sistemleri , Asya'nın Agharti mitolojisini oluşturur. CETİLİLER yada TAU-CETİLİLER Yanık tenli , insan görünümlü , Güney Amerika yada Akdeniz tipi insan ırkıdır. Dünya üzerindeki kafkasyalı insanlara önemsiz farklar dışında çok benzerler. ( kısa roma tarzı saç , uzun büyük burun , iri yapılılık ve lekesiz kulaklar ) Tau Ceti ve Epsilon Eridani , Vegalar , Ummiteler ve Pleiadeslilerle işbirliği içindedirler . ULTRA-TERRANLAR Paralel evrenlerin kesişimlerinde ve ya zaman akışı içinde karşılaşılan insanlar oldukları söylenir. Aslında fiziksel bir gerçeğin dışındadırlar. Kuramsal olarak mevcut bir diğer dünya , elektro-manyetik zaman engelinin zıttında bulunabilir. Zaman girdabında , kendi dünyamıza karşı gelen yani karşıt bir dünya varsa aslında o da bir madde evrendir. Bu iki zıt evrenin dışındaki diğer iki evrenin doğası bilinmeyendir, bu bize dörtlü uzay-zaman sistemini ima eder. ( bunlar ileri ve geri zaman akış sürecine sahip madde ya da anti-madde evrenleridirler) Dört evrenin hepsi , galaksilerin merkezindeki kara deliklerden çıkan süper enerjilerin bir sonucu olarak 11 boyutlu yoğunluğu sahiptir. Bu çok boyutlu gerçek , bir çok bilinmeyeni açıklayabilir. Dünyamızdaki nesneler , diğer evrende görünmez olabilirler. Örneğin Bermuda Şeytan Üçgeninde EM girdabına geçici olarak yakalanan bir pilot , terk edilmiş bir ada görür. Oysa kendi dünyasında aynı adada oturmuştur ama bu kez ada metruktur. Bazı insanlar , bir yol sürecinde evlerde , otellerde lokantalarda ya da benzeri mekanlarda durduklarını veya oraları gördüklerini ama aynı yoldan geri döndüklerinde bu tür yerlerin varlığını bulamadıklarını söylerler. Tüm boyutlar, aynı elektromanyetik üst tayfın bölümü olan birbirlerinin içine akabilirler. Bir dünyadan diğerine insanlar yada nesneler geçici olarak geçebilirler fakat kalıcı olamazlar çünkü başka boyuttaki kendileriyle karşılaştıklarında anti-madde tepkimesine neden olabilirler. 1850 yılında Almanya , Frankfurt-am-Order yakınında bir anda ortaya çıkan ve kimsenin tanımadığı Vorin isimli insan , yazarların güç-bela anlattığı garip bir Almanca ile konuşuyordu. Sakria'da yaşadığını ve Laxaria ulusundan olduğunu söylüyordu. (Dünyamızda bu isimler yoktur ) Bazı UFO olaylarında karşılaşılan Ultra-Terranlar başka evrenlerden kaymış olabilirler. ATLANTLAR Bunlar insansıdırlar. Güney Brezilya'da mağara kentlerde yaşarlar ve yardım sever olarak tanımlanırlar . Rivayete göre Tufan'dan önceki zamandan kalmadırlar. Atlantis İmparatorluğu halkından geldikleri için bu adı alırlar. Aslında bu günkü sakinlerin , eski Atlant toplumuyla doğrudan doğruya genetik bir bağı yoktur ama yinede aynı ırktan saylırlar. Kuzey amerika ve diğer kıtalarda onların kullandıkları disklere ve yeraltı bekçileri olan cücelere rastlandı. MERİHLİLER Marstaki iki ayda yaşarlar. ( Phobos ve Deimos ) yani Mars gezegeninin hem insan , hemde insan olmayan sakinleridirler. Bu uyduların Grilerin kontrolü altında suni olarak oyulmuş küçük gezegenler olduğuna inanılır. Kaçırılma , aşılama , programlama , değiştirme , süzme ve diğer projeler için kullanılırlar. Binlerce yıl önce Ay ve Mars'ın yüzeyi yaşama elverişliydi. Mars ve Ay'daki binlerce yıllık eski harabelerin geçmişteki felaketleri gösterdiğine inanılır. ALFA-DRAKONLULAR Alfa Darkoniste koloniler halinde yaşayan sürüngen varlıklardır . Onlar da binlerce yıl önce dünya üzerinde yaratıldıklarını iddia ederler ve amaçları dünyayı tekrar ele geçirmektir. Dünyaya gizlice süzülme aşamasını sona erdirip , planlanmış bir saldırıya hazırlandıkları söylenmektedir. Nüfus artışını , kirliliği ve diğer çevresel problemleri mazeret göstererek dünyalıları ortadan kaldırabilirler , savaşçı içgüdüleri güçlüdür. Drakonlular , bizim yıldızlararası platformda yer alacak kadar gelişmemizi istemiyorlar. Bu yüzdende sömürgeci olarak dünyayı ve dünyalıları durdurmaya kararlılar . GİZAN/GİZEH CANLILARI Gizeh insanları , Pleiadeliler ( Billy Meier ilişkileri ) gibidir . Eski mısırlılar gibi giyindikleri ve mısır'ın güneyindeki labirent benzeri kentlerde yaşadıkları anlatılır. Teknoloji aracılığı ile bazı insanlarla ilişkileri vardır . iddialara göre , Mısır'ın güneyinde Amerikan hükümeti ile yakın ilşkide bulundukları gizli bir üs vardır. Gizan insanlarının amaçlarının , antik Mısır kültürünü ve egemenliğini canlandırmak olduğu söylenmektedir. BERNARDLILAR Bernard yıldız sisteminin sakinleridirler. Onlar hakkında fazla bilgi olmamasına rağmen , insan varlıklar olarak bilinirler. Bizim sistemimiz içerisinde görünmeyen bir takımyıldızda bilinmeyen bir amaçla saklanmaktadırlar. LYRALILAR Lyra insanlarının ( insanlarla aynı nesle sahip oldukları söyleniyor) bir kaç bin yıl önce sistem dışına sürüklendiğini farz edin. Lyra savaşları sürerken kitleler halinde sistemi terk ederek Pleiade, Hyade , ( Taurus Takımyıldızında , Dünyadan yaklaşık 130 ışık yılı uzaklıkta ) ve Vega Yıldızının bölgeye kaçtılar. Bizim sistemimize benzeyen bu bölgelerde hala insanlarla , timsah cinsi griler savaşmaktadırlar. TELOSLULAR Tufan'dan önceki yıllarda su altındaki kolonilerde yaşayan sarışın , uzun boylu insanlar ; Kuzey Amerikanın batı eyaletlerine yerleşmişler ve Kuzey Kaliforniyadaki Shasta Dağının çevresinde toplanmışlardı , büyük mağara kentlerinde yaşıyorlardı. Lemuria olarak adlandırılan Tufan'dan önceki zamana ait uygarlıkların bir bölümünün Telosolduğuna inanılır. ( Gerçekte Lemuria , Hint Okyanusunda kaybolmuş mitolojik bir kıtadır Pasifik okyanusundaki kıta Elam-Mu olarak adlandırılmıştı )." Telosi " sözcüğü eski yunancada "kararlı çok çalışma " anlamındadır. Bazılarına göre bu insanlar , Maya kabilelerinin atalarıydılar. Hava gemileri " Vimanas " olarak adlandırılır. Telosianlar , Ashtar toplu zekaya bağlantılı ruhani düzenin içindedirler ve diğer boyutlu varlıklar gibi Satürn , Sirius Arcturus'taki dünya-dışı varlıklarla bağlantıları vardır. ORANGE Bu varlıklar , Kuzey Meksika ve ABD Güney Nevada'da görülmüşlerdir. Sarı , kırmızı ve portakal renkli saçlarıylainsan soyuna benzerler . Bedenleri de insana benzerdir. Ama yüzleri genetik olarak sürüngen türüdür . İnsanlar gibi üreme organlarına sahiptirler . Bazılarının Bernard Yıldızı'yla bağlantıları vardır. BUKALEMUN Sürüngenler genetik olarak insan gibi görünmek amacıyla kendilerine üreme olanağı verdiler. Ayrıca insanların dış görüntüsünü oluşturmak için lazer negatifleri ve ya moleküler şekil değişimini kullandılar . Bu tesisler , Washington , Fort Lewis ; California ,Deep Springs ; Newada Groom Gölü ; Utah , Dougway ve Meksika'da yüzeyin altında kullanılmaya hazır bulunmaktadır. Kısacası , bu yaratıkların şekil değiştirmiş olarak aramızda yaşadıkları anlatılmaktadır. Sadece gözleri değişmemektedir , bunun için de ince ve dar gözbebeklerinin iris tabakasını saklamak için suni lens kullanırlar. Bazı iddialara göre ise genetik olarak insan toplumunu ele geçirmeye hazırlanan bir ırkın öncü askerleridirler. NAGAS Sürüngen türünde , büyük burunlu Griler olarak adlandırılırlar. Tibet ve Hindistan hikalerinde önemli bir rol oynarlar . Yaklaşık 2-2.5 metre uzunluğunda ve kül yeşili renktedirler . İnanca göre , Dünyada binlerce yıl önce varolan iki ayaklı kertenkele cinsi varlıklardan gelmektedirler. Bazı kaçırılanlar , bu canlıların , bir dinozor türü olan Velociraptor'a benzediğini iddia ederler . Anlatılanlara göre eski zamanlarda Antarktika'da bulunan bu ırk ve Gobi Çölü bölgesinde , İskandinav ırkı ile yapılan ünlü savaşı kaybettikten sonra yeraltına saklandılar. UMMİTELER Dünya (Güneş ) sisteminden 14 ışık yılı uzaklıktaki Kurt 44 Yıldızından geldiklerini söylüyorlar ve belki Lyran kolonileriyle eskiye dayanan bağlantıları var. Ummiteler , ( Ummo Gezegeninden ) görüntü olarak İskandinav olduğu söylenen Lyran-Pleaideliler gibidirler. Bu yüzden sarışın ya da Nordik toplumlarla bağlantıları olabilir TEMAS ELIZABETH KLARER –GÜNEY AFRİKA ![]() Güney Afrika’nın en ünlü temasçısı Elizabeth Klarer’ın çok etkileyici bir öyküsü vardır. Dragon dağları eteklerinden, Meton gezegeninden gelen Akon adlı uzaylıyla olan ilişkisi ve doğurduğu yıldız çocuğa kadar uzanan bu öykü; Zulu kültürü, uzayın itici gücüne, İngiliz istihbaratı ve Kraliyet Hava Kuvvetleri ile ilgili pek çok olayı kapsamaktadır. Klarer, olağandışı açıklamaları ve iddialarıyla, NASA ve Moskova da dahil, bilim çevrelerinin oldukça dikkatini çekmiştir. Ve Elizabeth'e Akon tarafından verilen bilimsel bilgiler ve açıklamalar, akademisyenlerce dikkate alınmış ve bilime büyük katkılar sağlamıştır.. Klarer İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nde meteoroloji eğitimi almış ve Güney Afrika Hava Kuvvetleri UFO Departmanı’nda UFO gözlemciliği görevi yapmıştır. Temaslarında elde ettiğ bilgileri paylaşmak için, bilim adamlarının uluslararası toplantılarında “ışığın sırrı” konulu konuşmalar yapan Klarer, 1983’te Lordlar Kamarası’nda da bir konuşma yapmış; çalışmalarından biri Birleşmiş Milletler’de okunmuştur. 1986 yılında ABD’ye giden Klarer, NASA’yı ve bir çok bilim adamını ziyaret etmiştir. Klarer’in en büyük amacı, elektro-magnetizmin özellikleri hakkında sahip olduğu “uzaylı bilgisi”ni insanlara iletmekti. Bu konuya 1979’da yayımlanan “Işık Duvarının Ötesinde” (Beyond the Light Barrier) adlı kitabında da yer veren Klarer, ölümünden önce Einstein’ın birleşik alan teorisini sorgulayan “Yerçekimi Dosyası” (Gravity File) isminde bir kitap yazmaktaydı. Elizabeth Klarer, çocukluğunu Dragon Dağları eteklerindeki Rosetta çiftliğinde geçirmiştir. Elizabeth ilk defa burada hayatının diğerlerinkinden farklı olacağını sezmiştir. Diğer bir çok olayda olduğu gibi, temaslar UFO gözlemleriyle başlamıştır. Küçük Elizabeth ve kızkardeşi ilk kez göklerde uçan “gümüş renginde devasa bir disk” gördüklerinde bunu hemen babalarına haber vermişler, fakat babaları olayı “belki de bir meteor”, diyerek geçiştirmiştir. 1917’de, yedi yaşındaki Elizabeth, Göklerin Tanrıları Abelungular ve onların Şimşek Kuşu ile ilk kez karşılaşmıştır. ![]() Klarer’ın dünya dışından temas kurduğu Akon’la ilk karşılaşması ise yıllar sonra, 1950’lerde gerçekleşmiştir. Dünya’dan 4.26 ışık yılı uzaklıktaki Proxima Centauri’deki bir gezegen olan Meton’dan gelen Akon Elizabeth’e kendini bilim adamı olarak tanıtmış ve onu zaman zaman ziyaret etmiştir. Klarer Akon’dan bir çocuk doğurduğunu iddia etmekteydi. ![]() İnsanımsı bir varlık grubundan olan "Akon" nun Elizabeth'in tasvirlerine dayalı çizimi Klarer, Akon ve halkının Antartika’nın aydınlık bölümünün merkezinde bir üsleri olduğunu ve bu üssün Fransız ve Rus üslerinden çok da uzakta olmadığını söylemiştir. Ayrıca Akon’dan aldığı bilgiler doğrultusunda, Güney Afrikalı bilim adamlarının Cape Town ve Güney Atlantik üzerinde bir “ölüm tuzağı” keşfettiklerini bildirmiş ve burada radyasyonu aşağı doğru iten üçüncü ve çok güçlü bir manyetik kutbun oluşabileceğini söylemiştir. Akon Klarer’a aynı zamanda güneş sistemimiz hakkındaki kozmolojik açıklamalardan da bahsetmiştir: “Ay, güneş sistemine yabancıdır; bu sisteme Jüpiter ve onu izleyen uydularıyla beraber gelmiştir. Jüpiter yeni oluşan ve yoğunlaşan bir yıldızdır, bu yüzden de büyük bir hızla dönmektedir. Bildiğimiz kadarıyla Jüpiter’in uydularından yedisi atmosfere sahiptir ve üzerlerinde yaşam vardır.” Akon Quasar’ların da “bir metagalaksinin manyetik alanıyla yörüngesinde tuttuğu galaksilerin yaşamındaki erken dönem” olduğunu söylemiştir. Klarer, Akon’la olan temaslarının bazılarında Akon’un uzay gemisinin fotoğraflarını çekmiş ve bunları kitabında yayımlamıştır. Klarer’in kitabında ayrıca Akon ve Meton’un örnek resimleri ile Akon’un gezegeninden getirdiği kristalin fotoğrafı da bulunmaktadır. Akon ve halkının Dünya, insan ve evren hakkında Klarer tarafından iletilen bazı mesajları aşağıda sunulmuştur: “Tüm yaşamın ve evrenin anahtarı ışığın harmonik etkileşiminde yatmaktadır. Gezegen sistemlerindeki, yıldızlardaki ve yıldızlararası uzayın derinliklerindeki varoluşun bütünü ışığın görünen ve görünmeyen dalgalarından oluşmaktadır. Tüm enerji, madde, sıvılar, gazlar ve tüm yaşam, oksijendeki ışık mikroatomlarının serbest bırakılmış halidir.” “Zihin gücü, manevi dayanıklılık, ruha erişme ve düşünceler, hepsi farklı hızlardaki ışık dalgalarından, ya da mikroatomlardan, oluşmaktadır. Işığın harmonik titreşimlerinin formülü bulunduğunda, mikroatomların şekli değişen düşüncelerle birlikte değişecektir.” “İnsanoğlu uzaylı bir yaratıktır; o da diğerleri gibi bir yıldızın yörüngesindeki bir gezegende yaşayan bir uzay ırkıdır. İnsanoğlu benzersiz değildir; Galakside bulunan farklı güneş sistemlerindeki gezegenlerde ışık yılları boyunca bizim tarafımızdan yaratılan ve beslenen yıldızlararası insan familyasının sadece bir parçasıdır. Irkların ve insanların medeniyet düzeyi ancak onların merhamet düzeyiyle ölçülebilir.” “Dünya insanı, artık, yaşadıkları alanın eni ve boyu arasında emekleyerek yürüyen iki boyutlu yaratıklar gibi bulunduğu gezegene bağlı kalamaz. Onlar artık üçüncü boyut olan yüksekliğe doğru süzülecek ve kendilerini oldukları gibi göreceklerdir. Tabi ki, yeni çevrelerini anlayabilmek ve kontrol edebilmek için düşünce ve yaşam biçimlerinde değişiklikler yapmaları gerekecektir.” Akon ![]() Akon ırkının Meton gezegenindeki evlerinden bir örnek çizim EKİN ÇEMBERLERİ U F O BAĞLANTISI ![]() Dünya genelindeki pek çok olayda, ekin çemberlerinin belirdikleri bölgede UFO’lar ve esrarengiz ışıklar gözlemlenmiştir. UFO’lar genellikle çemberlerin oluşumundan önce ya da o esnada ortaya çıkmaktadırlar. Ekin çemberleri olaylarında sıçrama görüldüğü tarihlerde bölgedeki UFO olayları da gözle görülür oranda artmaktadır. Ekin çemberleri olaylarının en dikkat çekicilerinden biri Aralık 1975’te, Minnesota’nın Meeker kasabasında meydana gelmiştir. 27 Aralık sabahı, bir çiftlik sahibi, otlak arazisindeki kar kaplı çimenlerin üzerinin düzleştirilerek bir çember oluştuğunu ve çemberin ortasında da bazı organları yerinden çıkarılmış ölü bir dananın yatmakta olduğunu hayretle gözlemlemiştir. Çiftçi, yaklaşık 500 metre uzakta başka çemberler daha bulmuştur. Bölge üzerinde uçuş yapan bir diğer üniversite görevlisi, burada 47 tane eşit büyüklükte, kusursuz çemberin ortaya çıktığını ve bunların birlikte bir desen oluşturduklarını görmüştür. Çemberleri inceleyen Minnesota Üniversitesi Profesörü Terrance Mitchell, bölgede çok yüksek oranda manyetizma tespit etmiştir. Ekin çemberleri araştırmacısı Linda Moulton Howe bu konuda şunları söylemektedir: “Bir çok uzman bu esrarengiz ‘hasat’ın nedeninin insan DNA’sıyla genetik deneyler yapan uzaylı varlıklar olduğuna inanmaktadır. Bu varlıklar bitkilerden, hayvanlardan ve kaçırdıkları insanlardan aldıkları kromozomları yeni, belki de farklı bir yaşam formu yaratmak için kullanmaktadırlar.” Howe, tüm bunların –ekin çemberlerinin, UFO gözlemlerinin ve kaçırılma olaylarının- arkasında, insan türünün kozmik nitelikleriyle ilgili ortak bir payda bulunduğunu söylemektedir. ![]() Ekin çemberlerinin ve UFO’ların bir arada ortaya çıktığı pek çok olay vardır. 5 Ağustos 1987’de, Warminister yakınlarındaki Upton Scudamore’da dört çemberden meydana gelen bir oluşum ortaya çıkmış; bazı tanıklar olaydan önce UFO gözlemlediklerini bildirmişlerdir. İki gün sonra, yine Warminister yakınlarındaki Bratton’da 27 metre çapında, çift halkalı bir ekin çemberi ortaya çıkmış ve bunu takiben UFOlar gözlemlenmiştir. Bu şekil türünün ilk örneğiydi; çemberlerde daha komplike tasarımlara doğru yeni bir adım atılmıştı. Bu olay aslında daha gizemli başka bir olaya yol açacaktı. ![]() Bölgede gezintiye çıkan Wingfield ailesi bu çemberi farketmişlerdi. Esrarengiz şekli daha yakından incelemek isteyen Wingfield’ler –George Wingfield ve oğulları önde, Gloria Wingfield arkada- bulundukları tepeden aşağı inerek çembere doğru yaklaştılar. Tam bu esnada Gloria Winfield onu çok korkutan bir manzarayla karşılaştı: Göz kamaştırıcı mavi bir ışık demeti dönmekte ve onları işaret etmekteydi. Ardından mısır başakları içinde mavi ışıklar yanıp sönmeye başladı; bunlar görünmez bir cismin yansıması gibiydiler. Deneyimli bir doğa bilimcisi olan George Wingfield, olayın şokunu atlattıktan sonra bölgede detaylı incelemelerde bulunmuş ve çemberlerin insan dışı bir zekanın ürünü olduğu sonucuna varmıştır. UFO’lar Almanya’daki ilk beş ekin çemberinin –Damp, Marburg, Heinzenhausen, Grasdorf ve Netze- oluşumu sırasında da ortaya çıkmışlardır. Aralık 1989’da Avustralya’nın Victoria kentinde 90 ekin çemberi ortaya çıkmış; çemberlerin belirmesinden önceki gece bölgede pek çok esrarengiz ışık görülmüştür. Benzer olaylar Kanada gibi başka ülkelerde de meydana gelmiştir. Peki çemberlerin dünya-dışı zekalar tarafından oluşturulduğuna dair başka bilimsel kanıtlar var mı? Yakın zamanlarda ortaya çıkan şekillerden biri, bu soruya iyi bir cevap teşkil etmektedir. Bu oluşum, 1974’te dünyadan uzayın derinliklerine gönderilen bir mesaja ileri zeka formları tarafından verilen bir yanıttır. İngiltere’nin Hampshire kentindeki Chilbolton Gözlemevi yakınlarında bir tarlada ortaya çıkan şekiller, ekin çemberleri ve UFO’lar arasındaki ilişkiyi anlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Bu oluşumlardan biri bir uzaylının yüzünü andırmaktadır. İkincisi ise, Kasım 1974’te Porto Rico’daki Arecibo Gözlemevi’nden M13 yıldız kümesi istikametine gönderilen mesajın değiştirilmiş bir versiyonudur. ![]() Profesör Frank Drake ve gözlemevindeki diğer araştırmacılar tarafından tasarlanan Arecibo mesajı, 73 sıra ve her sırada 23 bit’ten oluşan basit bir grafikti. Bu rakamlar özel olarak seçilmişlerdi çünkü asal sayıydılar. Asal sayılar mesajın alıcıları tarafından daha kolay farkedilebilir ve grafiği çözümlemelerini kolaylaştırabilirdi. Mesaj, sinyalin 2380 MHz bandındaki iki frekans arasında değiştirilmesi yoluyla gönderilmişti. Mesaj, herhangi bir kültürün dünya ve insan hakkında öğrenmek isteyeceği türden bilgiler vermekteydi: Güneş sisteminin neresinde bulunduğumuzu, neye benzediğimizi gösteren basit grafikler, mesajı göndermekte kullanılan teleskobun bir çizimi ve biyolojik yapımız (DNA ve insan biyokimyasının bazı yapı taşları) hakkında bilgi. Bu mesaj, 300 metre çapındaki Arecibo teleskobuna yeni ve daha düzgün bir yansıtıcı yüzey eklenmesini kutlamak ve bu yeni donanımı denemek amacıyla gönderilmişti. Hampshire’da bulunan ekin çemberi, Arecibo mesajına oldukça benzeyen bir grafikti. Fakat bazı farklılıklar vardı: Arecibo teleskobunu gösteren grafik, Hampshire’daki modelde yerini kozmik hücrelere sahip bir uzay uydusu grafiğine bırakmıştı. Diyagramda güneş sistemimiz yine 9 gezegenli bir sistemle yer değiştirilmiş ve sonuncu gezegen diğerlerinden daha büyük olarak gösterilmişti. Bu belki de Jüpiter’in uydularını temsil etmekteydi. Son olarak insan figürü, çok daha büyük bir başa sahip insanımsı bir figürle değiştirilmişti. Alman UFO dergisi Magazin 2000’in editörü Michael Hesemann kitabı “Kozmik Bağlantı” (The Cosmic Connection)’da ekin çemberleri esrarının çözümünün UFO gizeminde yattığını söylemekte ve her iki olgunun da dünyayı uzaylıların dönüşüne hazırladığına işaret etmektedir. Bize görede bu şekiller, insanları travmatik bir kültür şokuna uğratmadan ufuklarını genişletmenin nazik ve estetik bir yoludur. Dünyayı UFO’lar içinde ziyaret eden varlıklar bizi yavaş yavaş evrende yalnız olmadığımız gerçeğine alıştırmaktadırlar. UFO’lar Barbury Kalesi yakınlarındaki dört yüzlü devasa şeklin oluşumunda da ortaya çıkmışlardır. O gece, Beckhampton bölgesindeki ekin çemberlerini seyretmekte olan üç genç, geceyarısından biraz önce, üç esrarengiz ışığın sessizce gökyüzünde süzüldüğünü farketmişlerdir. Bunu takip eden bir saat içinde, pek çok beyaz ışık ve yeşil, kırmızı ve beyaz ışıklar yayan cisimler görmüşlerdir. Son olarak koyu renkte devasa bir cisim sessizce başlarının üstünden geçmiştir. Yöredeki diğer ekin çemberi araştırmacıları da o gece söz konusu ışıkları görmüşler ve ışıkların Barbury Kalesi’ne doğru yöneldiklerini bildirmişlerdir. Tanıkların polis ifadelerine göre, Satürn benzeri bir halkayla çevrelenmiş olan dolunay büyüklüğünde kırmızı bir ışık ekin çemberinin belirdiği mısır tarlasına inmiş, yere değer değmez aniden karanlığa gömülmüştür. Olayın tanıklarından emekli polis memuru Anthony Dodd bir şeyden kesinlikle emindir: “Bu şekillerin UFO’lar tarafından oluşturulduğu konusunda en ufak bir şüphem bile yok. Zaten, ekin çemberleri ortaya çıktığı zamanlarda UFO gözlemlerinde hep bir artış olmuştur. Bu, ekin çemberlerinin UFO’larla olan bağlantısını gösterir. Buna bir örnek de Bristol’de yaşanmıştır; ekin çemberi ortaya çıkmadan önce bir çok tanık bölge üzerinde UFO’lar gözlemlediklerini bildirmiştir.” ![]() Ekin çemberleriyle ilgili bir başka dikkat çekici konu da oluşumların çevresinde görülen ve pek çok kez filme alınan esrarengiz, küçük, beyaz kürelerdir. Bu cisimleri defalarca gözlemleyen George Wingfield, onları “tahılların hemen üzerinde yavaşça ve nazikçe süzülen çok küçük ve donuk esrarengiz ışıklar” olarak tanımlamaktadır. Benzeri bir gözlem, 20 Temmuz 1992’de Almanya’nın Marburg kentinde beliren ekin çemberinin ortaya çıkmasından bir gece önce Vogt ailesi tarafından rapor edilmiştir: “Futbol topu büyüklüğünde, tamamen yuvarlak olmayan ışık küreleri havada büyük bir hızla uçuşuyorlardı.” Bu tür küçük, beyaz ve parlayan bir disk, 8 Ağustos 1987’de, Pat Delgado ve Colin Andrews’la birlikte yeni oluşmuş bir çemberi incelemek için Westbury yakınlarında bulunan araştırmacı Busty Taylor tarafından da fotoğraflanmıştır. Temmuz 1990’da Steven Alexander, Alton Barnes yakınlarında böyle bir mini-UFO’yu ilk kez filme almıştır. Tüm bu olaylar, UFO’lar ile ekin çemberleri arasındaki bağlantıyı açık bir biçimde gözler önüne sermektedir. Peki daha da önemli bir soru: UFO’lar bu esrarengiz şekilleri nasıl oluşturmaktadırlar? Şu kesindir ki, ekin çemberleri yere inen UFO’ların bıraktığı izler değildir. Ekin çemberleri çok çeşitli biçimlerdedirler ve genelde UFO gözlemlerinden bağımsız olarak ortaya çıkarlar. Bu şekiller ya görünmez UFO’lar tarafından ya da enerji iletimi yoluyla –örneğin yükseklerden gönderilen enerji ışınlarıyla- oluşturulmaktadırlar. Ekin çemberi oluşumlarında havasal bir bileşen olduğu kesindir. UFO temasçıları, bazı UFO’ların çok güçlü “zemin mercekleri” olduğunu ve bunların yardımıyla ne kadar yüksekte olurlarsa olsunlar dünya üzerindeki en ufak detayları bile görebildiklerini söylemektedirler. Ekin çemberleri de bu lensler ya da benzeri donanımlar yardımıyla oluşturulmuş olabilir. Peki uzaylılar bizimle neden ekin çemberleri aracılığıyla iletişim kuruyorlar? Bizce bu insanoğlunun bilincini genişletmek ve derinleştirmek yolunda atılmış yeni bir adımdır. Filozof John Mitchell de ekin çemberleri ve UFO’lar arasındaki bağlantı konusunda benzer bir sonuca varmıştır: “Bütün araştırmacılar, gökyüzündeki esrarengiz ışıkların, tuhaf seslerin, alışılmadık efektlerin ve insanların ekin çemberleriyle bağlantılı olarak yaşadıkları deneyimlerin UFO olgusuna işaret ettiğini itiraf ederler. Ekin çemberleriyle UFO’lar arasındaki sadece bir bağlantı değildir: her ikisi de aynı olgunun farklı ifadeleridir.” Kapadokya'da "UFO " Heyecanı 07.08.2005 Nevşehir'in Sulusaray Beldesi'nde bazı vatandaşlar, gökyüzünde "UFO" olarak tabir edilen "tanımlanamayan uçan nesne" gördüklerini iddia ettiler. Beldede yaşayan Sevdiye Sağlam (57), AA muhabirine ve beldenin Belediye Başkanı İbrahim Pekşen'e; 02 Temmuz 2005 Ctesi öğleden sonra saat 17:00 civarında, Sultan Alaattin Mahallesi'ndeki evlerinin bahçesinde 3 bayan misafirleriyle oturdukları sırada, gökyüzünde metalik parlak bir cisim gördüklerini söyledi. Komşularının ve misafirlerinin de buna şahit olduğunu ifade eden Sağlam, şöyle konuştu: "Balkonda 3 kişiydik, karşı evin balkonundan komşumuz bayan "arkanızda uzaylılar var!" diye bağırdı. İşaret ettiği yöne doğru baktığımızda, Garip bir varlık gördük. Robota benziyordu ama kulakları daha büyük ve kepçe şeklindeydi. Üzerinde parlak, metal rengi bir elbise vardı sanki..Boyu yaklaşık 1 metreydi, havada yürüyerek yükseldi ve bir araca binip uzaklaştı. Gökyüzünde yükselirken 3-4 tanesi daha ona doğru yaklaştı ve hepsi birlikte iyice küçülerek, ışıklar saçarak hızla gözdenden kayboldular" Osman Bilgiç ise arkadaşları Mehmet Uz ve Nihat Yalçın ile kahvehane önünde çay içerken aynı saatte "UFO" gördüklerini savundu. Cismi ilk gördüğünde uçurtma sandığını belirten Bilgiç, "Önce ne olduğunu anlamadık. Metal renginde garip bir cisimdi. Uçurtma sandık ama ipinin olmadığını fark edince UFO olduğunu anladık ve nesne garip bir biçimde ışıklar saçarak hızla yükseldi ve kayboldu." dedi. Beldede 8-10 kişi söz konusu cismi ve varlığı gördüklerini iddia ediyor. Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi yetkilileri konuyla ilgili araştırma başlattıklarını ve Niğde-Aksaray-Kayseri ve Kırşehir bölge temsilcilerini olayı araştırmak için görevlendirdiklerini belirttiler… TÜRKİYE U F O RAPORU TÜRKİYE U F O GÖZLEMLERİ Türkiye, diğer bir deyişle Anadolu, çok eski çağlara dayanan bir tarihe sahiptir ve zaman içinde Lidyalılardan Perslere, Hititlerden Urartulara, Bizanslılardan Osmanlı İmparatorluğuna kadar sayısız medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bu kadar eski bir medeniyet tarihine sahip olan Anadolu toprakları geçmişten günümüze kadar sayısız UFO gözlemine sahne olmuştur. Ülkemizde UFO gözlemi yapmış kişilerin sayısı oldukça yüksektir. Türkiye’de Ufoloji, tarihle, arkeolojiyle ve kültürle yakın bir ilişki içindedir. Destanlarımızda dünya dışı varlıklar simgesel bir dille tasvir edilmektedir. Orta Asya Türklerinin efsanelerinde bu varlıklar “Uçan Tanrılar” veya “Uçan Cisimler” olarak nitelendirilmiştir. Eski Türk inançlarına göre, Gökyüzü Tanrısı’nın tahtı, hem Ay’dan hem de Güneş’ten çok uzaktaki yıldızlarda bulunmaktaydı. Atalarımız aynaya benzer cisimlerin gökyüzünde dolaştığına ve yaydıkları ışıkların her yeri aydınlattığına inanıyorlardı. Altay Türklerine ait bir efsane şöyle diyor: “Önceleri sadece su vardı. Yer, gök ve güneş yoktu. Tanrı Kutay ile bir adam vardı. Bunlar kara kaz biçimine girip su üzerinde uçuyorlardı.” Türklere ait bir diğer yaratılış efsanesinde yine benzer bir tasvir yapılmaktadır: “O zamanlarda Gökyüzü ve Yeryüzü yoktu. Yalnızca uçsuz bucaksız bir deniz vardı. Tanrı Ülgen denizin üzerinde uçuyor ve konacak bir yer arıyordu. Atalarımızın yaradılış efsanelerinde sürekli aynı motiflerin yer aldığını görmekteyiz: Uçan tanrılar, uçsuz bucaksız deniz, Dünyalı ve dünya dışı varlıkların birleşmesinden doğan çocuklar. Eski Türk hükümdarı Oğuz Kaan’ın Destanı’nda, gökyüzünden gelerek Oğuz Kaan’ın çadırına inen “ışık kız” ve “kurt”tan bahsedilmektedir. Burada açıkça gökten inen bir kızın tasviri yapılmakta ve bu “ışık kız”ın dünyalı Oğuz Kaan ile evlendiği anlatılmaktadır: “Bir gün Oğuz Kaan Tanrıya dua ederken, birdenbire gece çöktü ve gökyüzünden Gün kadar aydınlık, Ay’dan daha parlak bir ışık düştü. Oğuz Kaan ışığa doğru yürüdü ve ışığın içinden güzeller güzeli bir kızın çktığını gördü. Kızın başında Kutup Yıldızı gibi parıldayan, ışıklı, parlak bir ben vardı. Oğuz Kaan bu “ışık kız”a aşık oldu ve onunla evlendi. Kız, çocuklarının annesi oldu...” Oğuz Kaan Destanı’nda yalnız Oğuz Kaan’ın eşi değil, destanın kahramanlarından biri olan kurt da Gökyüzünden gelmiştir: “Ertesi gün Oğuz Kaan’ın çadırına parlak bir ışık düştü; ve ışığın arasından kocaman, erkek bir kurt çıktı...” Peki efsanede sembolik dille anlatılan bu olaylar ne anlama gelmektedir? Efsaneyi başından sonuna inceleyecek olursak, efsanenin UFO bilimi de yakından ilgilendiren bir takım özellikler taşıdığını görürüz. Efsanede sözü edilen “gökten inen ışık”, parlak ışıklarıyla yeryüzüne inen UFO’ları akla getirmektedir. Aynı şekilde “ışığın arasındaki kız”ın uzay aracından çıkan dünya-dışı bir dişi varlığı, kızın başında kutup yıldızı gibi parlayan ışığın da bu uzaylı varlığın kullandığı başlığı sembolize ettiği düşünülmektedir. “Oğuz Kaan’ın çadırına ışıkla birlikte inen Kurt” ise dünya-dışı varlıkların belirli bir amaç doğrultusunda ışınlama yoluyla dünyaya gönderdikleri bir varlık olarak yorumlanmaktadır. Uygur Türklerinin destanı “Varoluş”ta yine "Gökyüzünden gelen ve dünyalı kızları kendilerine eş olarak alan Tanrılardan söz edilmektedir". Destanda, bu ilişki sonucu toplam 19 Türk kaviminin doğduğu anlatılmaktadır. Son araştırmalar, ünlü Gılgamış Destanı’nın orjinal metninin Türklerin eski atalarından Sümerler tarafından yazıldığını ve destanın Dünyanın oluşumunu tam bir jeolojik doğrulukla anlatan Tevrat’ın “Yaratılış” bölümüne oldukça benzediğini ortaya koymuştur. Destanın kahramanı, “Gökyüzü Tanrısı” Gılgamış hem tanrısal hem de insani özelliklere sahip bir varlıktır. Destanda, Gılgamış’ın Tanrıların parlayan kulesini ziyareti, Gılgamış’ın arkadaşı Enkidu’nun yaptığı uzay seyahati gibi ilginç ve ileri düzeyde bilgi gerektiren olaylar anlatılmaktadır. Tüm bunlar uzak geçmişte Dünyamıza yapılan uzaylı ziyaretlerinin yazılı birer kaydı olarak kabul edilmektedir. TÜRKİYE U F O OLAYLARI KRONOLOJİK SIRALAMASI ( 422- 1998 arası ) Türkiye’de meydana gelen belli başlı UFO olaylarının kronolojik sıralaması aşağıda sunulmaktadır: -Eski Çağlar: Çanakkale Bölgesinin gizemi herkes tarafından bilinir. Eski Troya kentinin bulunduğu Çanakkale ili, Gelibolu yarımadası ve Antik Misya bölgesi ülkemizin en esrarlı bölgelerindendir. Bazı araştırmacılara göre, Yunan Mitolojisinde de sıkça adı geçen bu bölgede, Yeraltı Işık Ülkesi Agarta’nın girişlerinden biri bulunmaktadır. Bazı Ufologlar, UFO’ların yeraltı kenti Agarta’da bulunan uçan daire üslerinden çıkarak dünyayı ziyaret ettiklerini ileri sürmektedirler. Agarta-Troya savaşında insanlarla bir arada bulunduğu söylenen üstün varlıkların Agarta’dan gelen dünya dışı varlıklar olmaları ihtimali üzerinde durulmaktadır. |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() |
-422 yılının Şubat ayında Batı Anadolu semalarında kimliği belirlenemeyen uçan cisimler görüldü. Belirtilenlere göre, uzunca bir süre gözlemlenmeye devam eden bu cisimler, özellikle İstanbul’da sıklıkls gözlemlendiler -467 yılının Ocak ayında yine aynı bölgede bir başka uçan cisim ortaya çıktı. Bu yıldıza benzeyen ve sürekli ışıklar saçan gizemli cisim tam 40 gece boyunca gökyüzünde kaldı. -566 yılının Kasım ayında gökyüzünde doğudan batıya doğru mızrak şeklinde yol alan büyük, yıldıza benzer bir cisim gözlemlendi. -764 yılının Nisan ayında bir ay boyunca süren gizemli ve ürkütücü bir yıldız yağmuru meydana geldi. -1402: Mart ayında İstanbul göklerinde beliren 4 metre uzunluğundaki ve mızrak şeklindeki cisim, 6 ay boyunca sürekli olarak doğudan batıya doğru hareket etti. -1453: İstanbul’un Fatih Sultan Mehmet tarafından kuşatıldığı 26 Mayıs 1453 tarihinde, kent gün boyu kalın bir sis tabakasına bürünmüştü. Gece sis kalktığında, hem Bizanslılar hem de Türkler Ayasofya’nın üzerinde garip bir ışık gözlemlediler. Bu ışıkların kaynağı belirlenemedi. -1885: Fransız Ufolog Dr.Jacques Valee’nin araştırmalarına göre, 2 Kasım 1885 günü şafak sökerken, önce mavimsi ve sonra yeşilimsi bir renk alan ve 5-6 metrelik bir yükseklikte seyreden son derece parlak bir alev, Üsküdar vapur iskelesi çevresinde bir dizi dönüş yaptı. Bir buçuk dakika süreyle izlenen UFO daha sonra denize daldı. -1890: 1967 yılında ölen Atifet Tamer Mayıs 1890’da tanık olduğu bir olayı şöyle anlatmaktadır: “İstanbul Göztepe çayırına gökyüzünden alevler saçan, parlak bir cismin indiğini, bir zaman burada kaldığını, Erenköy’den ve diğer semtlerden pek çok kişinin olayı izlemek için oraya gittiğini hatırlıyorum.” -1915: Çanakkale Savaşı sırasında meydana gelen ve esrarı hala çözülemeyen bir başka olay da şöyle gerçekleşmiştir: 28 Ağustos 1915 sabahı bir İngiliz alayı, Anafartalar’daki Suvia Koyunda, 60 nolu Kayacıkağlı Tepesi yakınlarında, yerdeki garip bir bulutun içine girdi ve bir daha asla görülemedi. Ardından bu alayın kaybolduğu raporu verildi. Raporu imzalayan Sappers F. Reichart, R. Newness ve J.L. Newman tanık oldukları olayı şöyle rapor etmişlerdi: “Güneş doğduğunda hava gayet açıktı, görünürde tek bir bulut yoktu. Ancak 60 nolu tepe üzerinde ekmek biçimindeki bulutlar, 6 ya da 8 km.lik bir hızla güneyden esen rüzgara rağmen pozisyonlarını hiçbir şekilde değiştirmedikleri gibi, rüzgarın etkisi altında da sürüklenmediler. Yerden 150 m. yukarıda yer alan gözlem noktalarımızdan görüldüğü kadarıyla, yaklaşık 60 derecelik bir yükseklikte öylece asılı duruyorlardı. Bu bulut grubunun tam altına rastlayan yerde, arazi üzerinde aynı biçimde olan ve sabit duran, yaklaşık 250 m. uzunluğunda, 60 m. yüksekliğinde ve 60 m. genişliğinde bir bulut bulunuyordu. Bu bulut tamamen yoğundu ve hemen hemen katı bir madde yapısında görünüyordu. Tüm bunlar yerdeki bulutun 2500 m. kadar güney batısında, Rododendron Dağı Burnu üzerindeki siperlerimizde yerleşmiş bulunan NZE 1’inci Sahra Bölüğünün 3’üncü Takımının 22 askeri tarafından gözlemlenmişti. Gözlem noktamız 60 nolu tepeye 90 metre kadar yukarıdan bakıyordu. Sonradan anlaşıldığına göre, bu tuhaf bulut kuru bir dere yatağının ya da çökmüş bir yolun üzerinde bulunuyordu ve arazi üzerinde böylece dururken, yanları ile uçlarını mükemmel bir şekilde görebiliyorduk. Öteki bulutlar gibi açık gri renkteydi. Daha sonra birkaç yüz kişiden oluşan bir İngiliz alayının bu tepeye doğru ilerlediğini fark ettik. Erler oradaki tepenin üstündeki bulutun içinde kayboldular. Daha sonra bu bulut yükselerek Trakya’ya doğru ilerlemeye başladı.” Söz konusu alay kayıp olarak bildirildi. İngiltere Türkiye’den bu alayı geri istediğinde, Türkiye böyle bir alaydan haberi olmadığını, esir almadığını bildirdi. -2 Ekim 1954: İzmir’den İstanbul’a giden bir yolcu vapurundaki yolcular topluluk halinde bir UFO gözlemi yaptılar. UFO Midilli adası üzerinden geçmekteydi. Yolcular arasında bulunan Prof. Kazım İsmail Gürkan olay hakkında şunları söyledi: “Gök bulutsuz ve pırıl pırıldı. Ben de tesadüfen Midilli’yi seyrediyordum. Oldukça parlak bir cisim gördüm. Cisim daire değil, kenarları yuvarlak bir dikdörtgen şeklindeydi ve yıldızlara benzer ışıklar saçıyordu. 15-20 dakika sonra hızlanarak kayboldu.” -9 Kasım 1954: Saat 14.20 civarında İstanbul semalarında uzun, parlak, gümüş renginde bir obje belirdi. Kuzey yönünden şehre yaklaştığı görülen cismin bir Ana gemi olduğu söyleniyordu. Ertesi gün Marmara üzerinden geçerek bir eğri çizen, gümüş renginde iki parlak cisim gözlemlendi. Cisimler yaklaşık 10,000m. yükseklikte uçuyor ve arkalarında koyu bir iz bırakıyorlardı. -20 Nisan 1959: Saat 19.57’de İstanbul göklerinde, kuzeydoğu-batı yönünde giden ve kentin sokaklarını kör edici mavi-yeşil bir ışıkla aydınlatan çok büyük bir nesne gözlemlendi. Yeşilköy meteoroloji istasyonundaki uzmanlar gözlemlerini şöyle açıkladılar. “İki arkadaş grup incelemesi yapıyorduk. Birden gökyüzünde kuzeyden batıya giden parlak mavi bir cisim belirdi. 10 sn. süreyle kuvvetli bir ışık saçan bu cismin ne olduğunu bilemiyoruz.” İstanbul Üniversitesi Profesörlerinden Hamit Nafiz Pamir “Bu bir göktaşı olayı değildir. Çünkü anlatıldığına göre nesne gökyüzünde yatay bir yörünge izlemiştir. Bilimsel olarak, bir göktaşının havada düz bir çizgi çizmesi imkansızdır. Eğer bir göktaşı olmuş olsaydı o zaman dikey düşmesi gerekirdi.” Aynı akşam Beyazıt Kulesi bekçisi de olaya tanık olmuştu ve gördüklerini şöyle anlattı. “Saat 20.00’ye geliyordu. Her yana dikkatle bakıyordum. Bir anda bütün şehir aydınlanıverdi. İstanbul gündüz gibi oldu.” -14 Mayıs 1959: Muğla Yerkesik’te çok sayıda kişinin gözlemleme fırsatı bulduğu bir başka olay yaşandı. Saat 15.05 sularında parlak bir cismin yaklaşık 2000-3000 m. yükseklikte seyretmekte olduğu görüldü. Halk bu uçan gizemli cismi hayretler içinde izlerken, birdenbire bir patlama sesi duyuldu ve cisim 3 parçaya ayrıldı. Bu 3 parça bir süre ayrı yönlerde uçtuktan sonra tekrar birleşip küre biçimini aldı ve uzaklaşarak kayboldu. -23 Ağustos 1965: Ankara’dan yapılan bir gözlem sivil ve askeri havaalanlarında görevli yetkililer tarafından da doğrulanm |