Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > TeknolojininAdresi Forum > Çöp Forum
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Çöp Forum Forum Başıklarına Uymayan ve Kırık Linkli Konular...


Yeni Konu aç  Kapalı konu
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 17-07-2008, 09:35   #21 (permalink)
 
aytug94 - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Türkçe'yi düzgün Kullanma Kulübü

 
Cepten msjlaşmak edebiyatı bozuyor



Özellikle gençler için giderek yaygınlaşan iletişim araçlarından internet ve cep telefonları kişinin yazma becerilerini köreltiyor. Yazımı kolaylaştırmak için kullanılan slm‚ bye‚ msj gibi birçok kelime aslını unutturuyor

İrlanda’da öğrencilerin sınav performanslarındaki düşüşün nedenlerini araştıran hükümet‚ kısa mesaja alışan gençlerin yazma becerilerinin gelişmediğini ortaya çıkardı. Devlet Sınav Komisyonu’nun 15 yaşındaki öğrencilerin sınav performanslarını değerlendirdiği raporda‚ dil bilgisi ve noktalamada yapılan yanlışların endişe verici olduğu vurgulandı. Raporda‚ cep telefonuyla kısa mesaj gönderen gençlerin yazarken konuşma dilini kullandıkları ve noktalama işaretlerine de çok az yer verdikleri ifade edildi. Rapora göre‚ sınırlı kelime hazinesine sahip gençler‚ yazılı ifadede kısa ve geniş zamanlı cümlelerle yetiniyor. ABD’de geçtiğimiz hafta düzenlenen 25 bin dolar ödüllü “Cep telefonunda hızlı mesaj yazabilme” şampiyonasını 13 yaşındaki bir kız öğrenci kazanmıştı.



SEMBOLLERLE ANLATIM


Gençlerin kendi aralarında pratik olması açısından yarattıkları jargon‚ bireylerin isteklerini‚ duygularını‚ düşüncelerini karşı tarafa ifade etme tarzlarında bozuklukları da beraberinde getiriyor. Kelimelerin kısaltılması‚ telefon tuşları üzerinde yer alan çeşitli işaret ve sembollerin kullanılması ve Türkçe’de yer almayan bambaşka kelimelerin üretilmesi {slm‚ mrb‚ nslsn?‚:}}}‚ : {{vb.} dilin bozulmasına neden oluyor.
aytug94 isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Eski 17-07-2008, 09:36   #22 (permalink)
 
aytug94 - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Türkçe'yi düzgün Kullanma Kulübü

 
TÜRKÇE YASASI'NA DESTEK (BİR İMZA DA SEN AT..)

Tasarının adı:
Türkçe Yasası'na Destek

Tasarının amacı:

Mecliste bekletilmekte olan Türkçe Yasası'nın çıkartılmasına yönelik milletvekillerimize destek amacı ile kamuoyu oluşturmak.
Yasanın çıkması ile birlikte; yabancı dille eğitim tabelalarda yabancı sözcük kullanımı ticarî ürünlere yabancı ad verme gibi Türkçemizi bozan eylemleri engelleyecek yasal güvenceyi sağlamak.

Tasarının söylemi:
Türkçe Yasası'na evet diyen milletinin geleceğini garanti altına alır.

Hedefler:
Türkçe Yasası'na destek amacıyla kamuoyu oluşturma adına e-imza çalışmasını başlatmak
Mecliste konu ile ilgili lobi faaliyeti yürütmek
Türkçe Yasası'na destek amacıyla halktan imza toplamak
Çalışmalarımız sonrasında mecliste kurulacak olası bir komisyona ziyaret düzenleyip destekte bulunmak

Ayrıntılar:

Türkçe yasasının kabulünden sonra:
Levha tabela ve ürünlerde öncelikle Türkçe kullanılacak.
Türkçe dışı dil kullananlar reklâm vergisini 4 kat daha fazla ödeyecek.
İlan reklâm ve tanıtım öncelikle Türkçe yapılacak.
Türkçe adlarımızla dünya pazarlarına açılacağız.
Ticarî kuruluşların ad ve unvanları mal ürün ve hizmet adlarıyla kısaltmaları Türkçe olacak.
Toplu iş sözleşmelerinde yabancı kelimelere yer verilmeyecek.
Radyo ve televizyonda sunuculuk yapanlar Sunuculuk Belgesi Kurulu'ndan belge almak zorunda kalacak.

Bizler bu yasa tekliflerini desteklemekle birlikte bu yasaların Türkçemizin iç ve dış etkilerden korunmasını bir bilim dili olarak dünya dilleri arasında ilk sırayı almasını ve Türk Dünyası'nda kültürel birlikteliğin sağlanmasında temel unsur olan dil birliğini sağlaması için yeterli içeriğe sahip olmadığına inanıyoruz. Bu yüzden bu yasa tekliflerinin çok daha kapsamlı bir Türkçe Yasası'nın sadece bir kaç bölümünü oluşturabileceği görüşündeyiz. İçeriğin genişletilmesi konusunda milletvekillerimizi TDK'yi sadece Türkçe üzerine faaliyet gösteren Türkcan Dil Derneği gibi sivil toplum kuruluşlarını ve lise - üniversitelerdeki Türkçe topluluklarını duyarlılığa çağırıyoruz.
aytug94 isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Eski 17-07-2008, 09:36   #23 (permalink)
 
aytug94 - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Türkçe'yi düzgün Kullanma Kulübü

 
Dilin parçalanmışlıktan kurtarılıp dil birliğinin sağlanması lazım. Dilde birlikten maksadım Gaspıralı'nın kastettiği dil birliğinden önce yapılması gerektiğine inandığım bir şey. Beden dili ile konuşulan dilin parçalanmışlıktan kurtarılarak birleştirilmesi. Yani sıdkın sağlanması. Düşünceler niyetler hayaller… ile konuşulan cümleler arasında tam bir uyum olması.

Salı gününü Çarşambaya bağlayan gece Kızılcahamam sanki semavîleşmişti. Lisan dağarcımız bu güzelliği hakkıyla ifade edebilecek cümleleri kurmaya yetmiyor. Adeta herkes "hayret"e varmıştı. Bu yüzden olsa gerek kürsüye davet edilen Zekai Tunca Bey'in "Ne diyeceğimi bilemiyorum. Düğümlendim…" sözü dilden dile dolaşmaya başladı. Düşüncelerini almak istediğim kişiler tek kelime söylüyordu artık: "Düğümlendim."


Evet Dördüncü Uluslararası Türkçe Olimpiyadı'nın yarı final gecesinde herkes düğümlenmişti…

Ve orada en zor şey jüri üyesi olmaktı. Bu çocukların birini diğerine nasıl tercih edebilecekler diye uzun uzun düşündüm. Çünkü ekiplerin her birinde kendine has öyle hususiyetler vardı ki…

Siz bu yazıyı okurken olimpiyadın finali yapılmış ödüller sahiplerini bulmuş olacak; ama yarı final gecesinde seyredenleri büyüleyen enstantanelerden bir çoğu final gecesini seyredenler tarafından görülemeyecek.

BİR "BEN" VAR BURADA BENİ DE KAPSAYAN

Yabancı bir dili iyi derecede bilmek kişiye ayrıcalık kazandıran özellikler arasında yer alıyor. Lisanın önemini anlatmak için "Bir lisan bir insan" deniliyor dilimizde. Bu sözün duygu birliğine bakan tarafını Kızılcaham'da yaşayarak görme fırsatı buldum. Türkçe konuşan bir zenci ya da Uzakdoğu’dan bir çekik gözlü veya bir Belarus'lu yabancı olmaktan çıkıyor. Zenciden çekik gözlüden ve Belarus'ludan oluşan müşterek bir "ben" doğuyor. Bu rengarenk benliği yaşamak apayrı bir duygu.

Bu duyguyu yaşamadan evvel "Amerikalılar İngilizce bilmeyenleri pek ciddiye almaz" diyen dostlarımı içten içe yadırgar ve bu tavrı Amerikalıların tekebbürüne verirdim. Şimdi anlıyorum ki dille başlayan ve duygu birliğine ulaşan apayrı bir derinlik var. Bu derinlik renklerden ırklardan ve ülkelerden doğan farklılıkları aşarak apayrı bir birliğin kapılarını aralıyor. Beni de içine alan daha kapsamlı daha engin bir "ben"in farkına vardırıyor. Zenciyi de çekik gözlüyü de insan kendisinden bir parça gibi görmeye başlıyor o zaman.

"AKIL OLMAZLARIN ZORU İÇİNDE"

Akıl bu yerinde durmuyor. Gecenin tatlı atmosferini çağrışımların açtığı pencerelerle yırtmaya başlıyor. Ana dili Türkçe olanların kendi içinde yaşadığı ayrılıkları hatta hıyanetle suçlayacak kadar ileri giden düşmanca tavırları gerip önüme koyuyor.

Dile bu kadar da fazla önem atfetme. Aynı dili konuştukları halde bir türlü anlaşamayanları düşün diyor.

Çağrışımlar birbirini takip etmeye başlıyor. Gaspıralı İsmail Bey'in "Dilde birlik fikirde birlik işte birlik" düşünceleri geçiyor aklımdan. Gaspıralı İsmail vefat edeli 92 sene olmuş. Geçen bunca yıl boyunca bizler hangi ortak işleri yapmışız? Hangi fikirlerde ittifak sağlamışız?

Gaspıralı'yı Avrasya Birliği fikrinin düşünce babası görenlere bakıyorum. Söylemlerini ve olaylar karşısında takındıkları tavırları incelemeye çalışıyorum. Sorular akmaya devam ediyor: Birlik çabası mı yoksa küresel dalganın mikro-milliyetçiliği harekete geçirerek Türkiye'yi parçalayacağı endişesi mi daha hakim?

Bizi birbirimizden kuşku duyar hale getiren nedir? Ya da ana dilimiz neden fikirde ve işte birlik yollarını açmaya yetmiyor?

İngilizce konuşanlar bizim ülkemizde bizim dilimizi konuşanlarla anlaşma yolları bulup bizi endişeye sevk edebilirken biz birbirimizi düşman görür hale geliyorsak burada eksik olan nedir? Her olayın üzerine bastığımız "Dış güçler" etiketi aslında neyin itirafı oluyor?

İŞTE O DİL

Madagaskarlı ya da Ganalı bir zenci çocuğu benimle aynı "ben"in parçaları haline getiren şey neden ana dili Türkçe olanların ayrı ayrı benliklere bölünmekten kurtularak bir millî birlik "ben"inde yani tam anlamıyla "millet" olma şuurunda bir araya gelmesine yetmiyor?

Aslında Ahmet Selim Bey bu soruların cevabını kılı kırk yarma titizliğiyle "Keyfiyet" köşesinde veriyor. İşin keyfiyet tarafını Ahmet Selim Bey'e arz ederek kendi açımdan görebildiklerimi terennüme başlıyorum:

Anlaşmayı engelleyen şey dilin parçalanmış olması. Parçalanmış dil duyguda fikirde ve işte birlik sağlamaya yetmiyor.

O zaman önce dilin parçalanmışlıktan kurtarılıp dil birliğinin sağlanması lazım. Dilde birlikten maksadım Gaspıralı'nın kastettiği dil birliğinden önce yapılması gerektiğine inandığım bir şey. Beden dili ile konuşulan dilin parçalanmışlıktan kurtarılarak birleştirilmesi. Yani sıdkın sağlanması. Düşünceler niyetler hayaller… ile konuşulan cümleler arasında tam bir uyum olması.

İşte çocukların konuştuğu dilde bu var ve çok etkili oluyor. Onlar sadece ve sadece yarışmaya katılacakları şiir ya da şarkıyı en güzel bir Türkçeyle hissederek okumaya kilitleniyorlar. Bedenleri kalpleri kafaları ve dilleri aynı şeyi söylüyor.

HAYALLERLE GERÇEKLER ARASINDAKİ FARK

Düşünülen ile söylenen aynı ise mesele yok. Ama dil düşünüleni olduğundan farklı takdim için kullanılıyorsa gerçek niyetler ustalıkla gizleniyorsa sıdk kayboluyor. İki ayrı dil ortaya çıkıyor. Birisi söylenen diğeri ise söyleyenin niyetini okuma imkanı bulabilirsek anlayabileceğimiz bir dil. İşte böyle bir dilin kullanıldığı yerde fikir birliğine de iş birliğine de ulaşmak imkansız hale geliyor. Her şeye rağmen ortak işlere başlansa bile bu devam etmiyor. Çünkü elde edilmek istenen ile söylenen arasında fark var.

Bu durumda eğer birlik istiyorsak herkesin intikam haset çıkar aldatma iktidar vb. duygulardan sıyrılıp doğruları ister hale gelmesi lazım. Ya da bizim beden dilini ve söylenen cümlelerin satır aralarından asıl niyetleri okuyacak hale gelmemiz lazım. Kısaca söylenecek olursa buna firaset sahibi olmak deniliyor. Firaset sahibi olmak aldatılmaktan korunabilmek için önemli. Birlik ise bundan çok daha fazlasını istiyor.

Hayallerle gerçekler arasındaki mesafe ne kadar büyükse yapılacak şey de o kadar çok oluyor. Birlik gerçekler üzerine bina ediliyor.

Hayaller ve gerçekler derken BTP Genel Başkanı Sayın Haydar Baş'ın ekonomi tarifi aklıma geldi. İktisadın tarifine itiraz edip kökten değiştirmek ilk anda çarpıcı gelebilir. İnsanların ihtiyaçları sınırlı imkanlar sınırsızdır demek çarpıcı olabilir. Ama gerçekler böyle mi? İnsanların duygularının gerçekten bir sınırı var mı? Ya da eğitimden geçirilerek insanların en azından çoğunluğunu kanaatkar hale getirmek mümkün mü? Böyle olsaydı "Kullarımdan şükredenler ne kadar da az" (34/13; 67/23) ayetiyle insanların hırsına dikkat çekilir miydi?

Spot cümlelerle gerçek ihtiyaçları karşılamak mümkün değil. Eğer gerçekten büyük işler başarmak istiyorsak önce sıdka özde ve sözde bir olmaya ihtiyaç var.


19 Haziran 2006
Hamdi Yılmazer
Aksiyon


Türkingliş konuşur musunuz?

Bundan eğer belleğim beni yanıltmıyorsa aşağı yukarı kırk yıl kadar önce Fransa’da Sorbonne Üniversitesi’nin anlı şanlı hocalarından Prof. Etiemble ‘Parlez-Vous Franglais?’ adıyla bir kitap yayımlamış ortalık birbirine girmişti.

(Kitabın adını Türkçeye çevirmek zor: ‘Frangilizce Konuşur musunuz?’ diye çevrilebilir belki.). Prof. Etiemble bu kitabında Fransız dilinin İngilizcenin kuşatması altında giderek ayrı bir dile ‘Frangilizce’ diye ne idüğü belirsiz hünsa bir dile dönüşmekte olduğundan yakınıyor aydınları eyleme geçmeye ve Fransız diline sahip çıkmaya çağırıyordu.

Etiemble ve ‘Frangilizce’den söz açmam boşuna değil! Birkaç gün önce İstanbul’dan Ankara’ya yaptığım bir uçak yolculuğu sırasında uzun bir süreden beri göz önünde duran ama farkına varmadığım bir durum dolayısıyla hemen arkamdaki koltukta oturan biri kadın öteki erkek iki kişinin (yaşları 35-40 civarında olmalıydı) biraz değil bir hayli yüksek sayılabilecek bir sesle konuşmalarına tanık olmakla ilgili bir çağrışımla hatırladım Etiemble ve ‘Frangilizce’yi... Bu konuşma aşağı yukarı şöyleydi:

Erkek: O problemi solve ettin mi?

Kadın: Hayır ama postpone ettim...

Erkek: Ama equilibrium’u da tilt etmemek lazım.

Kadın: Yeah I am aware of it!

Erkek: ‘Awareness’ yetmiyor kızım action is needed... Action!

Kadın: If worst comes to the worst ben yapacağımı bilirim...

Bu konuşma böylece sürüp gitti. Çevreme baktım oldukça yüksek sesle konuştukları için uçaktakilerden birçoğu tarafından işitiliyor olmasına rağmen hiç kimsenin umurunda değil...

Türkçe de tıpkı bundan 40 yıl önce Fransızcanın başına geleni mi yaşıyor? Galiba öyle! Pek iyi de Osmanlıcayı Arapça ve Farsça ile Türkçeden oluşan bir dil olduğu için entelektüel hayatımızdan olduğu kadar gündelik hayatımızdan da tasfiye edenler şimdi hem entelektüel hayatımıza hem de gündelik konuşma dilimize nüfuz eden bu acaib dili nasıl karşılıyorlar acaba- doğrusu merak ediyorum. Rahmetli Peyami Safa’nın sıklıkla kullandığı bir kavram vardı: ‘Devrimbaz’! Bizim bugünkü devrimbazlarımız için sözdağarını Arapça ve Farsçadan aldığından dolayı Osmanlıca ‘gerici’ bir dil idiyse bu ne idüğü belirsiz Türkingliş de sözdağarını İngilizceden aldığı için herhalde ‘ilerici’ bir dil sayılmak gerekecek!!!

Bilineni tekrarlayayım: Osmanlıca büyük bir kültür diliydi; -Osmanlı kültürünün dili! Bu dilin tasfiyesi o kültürün de tasfiyesi demekti. Osmanlı kültürünün tasfiyesiyle kimlik referanslarını kaybeden bir toplumun dil bilinci de elbette yıkıma uğrayacaktı. Apaçık görülüyor;- uğramıştır da!

Uluslararası Dil Öğretimi Derneği’nin düzenlediği ‘4. Uluslararası Türkçe Olimpiyadı’ ABD’den Senegal’e Hollanda’dan Yemen’e kadar 70 ülkeden 300 öğrencinin katılımıyla bu yıl da haziran ayında yapılacak ve yabancı öğrencilerin Türkçeyi nasıl konuşup yazdıklarını göreceğiz. İster misiniz bundan çok değil on ya da yirmi yıl sonra yabancılar bizim anadilimizi Türkçemizi bizden daha iyi konuşup yazsınlar? Bu gidişle olacak olan budur;- sakın şaşırmayın!

Farkında mısınız nerden nereye geldik? Arapça ve Farsçadır diye Osmanlıcayı bıraktık ama yerine koya koya İngilizce (ve biraz da Fransızca) bir Türkingliş koyduk. Bu bizim modernleşmemizin de ne menem bir modernleşme olduğunun da ibretamiz göstergesidir. Mübarek olsun!


14 Mayıs 2006
Hilmi Yavuz
Zaman

[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.] [Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]
aytug94 isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Eski 17-07-2008, 09:36   #24 (permalink)
 
aytug94 - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Türkçe'yi düzgün Kullanma Kulübü

 
Hangi dilde kaç Türkçe sözcük var?

Hangi dilde kaç Türkçe sözcük var?
Türk Dil Kurumu (TDK) yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu Türkçe'den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirledi.

TDK Başkanı Şükrü Haluk Akalın kurul üyesi Prof. Dr. Günay Karaağaç'ın yürüttüğü çalışmada bir kültür ve uygarlık dili olarak Türkçe'nin pek çok dile sözcük verdiğinin örnekleriyle ve kanıtlarıyla ortaya konulduğunu belirtti. Akalın yabancı dillerde 10 binin üzerinde Türkçe sözcük olduğunu Türkçe'den en fazla sözcüğün ise Ermeniler ile Sırpların aldığını belirlediklerini vurguladı.

Türkçe'den Ermenice'ye verilen bu sözcüklerin yanı sıra Türkoloji'de Ermeni Kıpçakça'sı diye adlandırılan ve 13. yüzyıldan 17. yüzyıla kadar Karadeniz'in kuzeyinde kullanılan bu dilin tamamen Türkçe'ye dayandığını ifade eden Akalın şunları kaydetti: ''Bugün Ermenice'de gerek Türkiye Türkçesi'nden gerek Azerbaycan Türkçesi'nden alınma Türk dili kökenli yaklaşık 5 bin sözcük kullanılıyor. Elbette diller arasındaki bu etkileşim karşılıklıdır. Türkiye Türkçesi yazı dilinde de Ermenice kökenli bazı sözler var. Ama bunların sayısı yalnızca 16'dır.'' HANGİ DİLDE NE KADAR TÜRKÇE SÖZCÜK VAR Akalın yazı dilimizdeki yaklaşık 400 alıntıya karşılık Yunanca'ya yaklaşık 3 bin Türkçe kökenli söz verildiğini vurgulayarak ''Macarca'dan aldığımız 18 söze karşılık bu dilde yaklaşık 2 bin Türkçe alıntı var. Türkiye Türkçesi'nde Rusça alıntı 38 iken Rusça'daki Türkçe alıntılar yaklaşık 2500'dür. Bütün bunlar Türkçe'nin komşu ulusları ve kültürleri büyük ölçüde etkilediğini gösteriyor'' diye konuştu.

Akalın Çince'de 307 Farsça'da yaklaşık 3 bin Urduca'da 227 Arapça'da yaklaşık 2 bin Ukraynaca'da 747 Ermenice'de 4 bin 262 Fince'de 118 Rumence'de yaklaşık 3 bin Bulgarca'da yaklaşık 3 bin 500 Sırpça'da 8 bin 742 Çekçe'de 248 İtalyanca'da 146 Arnavutça'da yaklaşık 3 bin İngilizce'de 470 Almanca'da 166 Türkçe kökenli sözcük olduğu ortaya konulduğunu anlattı. Akanın ''Listeden anlaşılacağı gibi bir sözcüğümüzün birkaç dile geçtiğini göz önüne aldığımızda dünya dillerindeki Türkçe kökenli sözcüklerin sayısının 35-40 bin civarında olduğu görülür'' dedi.

TÜRKÇE'NİN ÇEKİM GÜCÜ
Dillerin başka dillere sözcükler vermesi ve başka dilleri etkileri altına almasının ancak bir çekim gücü haline gelmesiyle mümkün olduğunu ifade eden Akalın ''Bunun için de bilimde teknolojide kaydedeceğimiz gelişme ve ilerlemenin yanı sıra kültür değerlerimizi sanatımızı edebiyatımızı dünyaya tanıttığımız ölçüde Türkçe'nin çekim gücü olma özelliğini sürdürmesi sağlanacaktır'' dedi. Akalın Türkçe'nin çeşitli dillere verdiği 10 binin üzerindeki sözcüğün hangi dillerde nasıl ve hangi anlamlarda kullanıldığının ''Türkçe Verintiler Sözlüğü'' adlı eserde yayımlanacağını kaydetti. ÖRNEKLER Akalın Türkçe'nin ad türünden kelimelerin yanı sıra diğer dillere fiil türünden kelimeler de verdiğini vurgulayarak şunları söyledi: ''Türkçe başka dillerden sözcükler aldı ama alıntılarımız içerisinde kök fiiller son derece azdır. Oysa (çakmak çatmak kapamak) gibi pek çok kök fiil Türkçe'den diğer dillere geçmiştir. Fiillerin yanı sıra ünlemlerin hatta deyimlerin ve atasözlerinin de Türkçe'den diğer dillere geçen söz varlıkları arasında olduğunu biliyoruz.'' Akalın ''Açık ada bacanak bağlama çakal çanak damga dolma düğme gemi kapak kayık kazan ocak sağrı sayı sarma toka'' gibi kelimelerin Türkçe'nin bu dillere verdiği binlerce kelimeden yalnızca birkaçı olduğuna dikkati çekti. Akalın Türkçe'deki ''açık'' sözünün Farsça'da ''açig'' (ağaçsız ve açık yer alan) Ermenice'de ''açik açiklik'' (kır ova açıklık yer) Macarca'da ''açsik'' (üzeri açık deniz taşıtı sandal) Rumence'de ''acic'' ve ''ustuacic'' (açık üstü örtülü olmayan) Bulgarca'da ''açik'' (açık) olarak kullanıldığını bildirdi. Akalın ''Bacanak'' kelimesinin Türkçe'deki (karıları kardeş olan erkeklerden her biri) anlamıyla Yunanca'da ''bacanakis'' Sırpça'da ''bazanak'' Arnavutça'da ''baxhanak'' biçimlerinde kullanıldığını belirtti. Akalın Türkçe'deki ''Bilene bir bilmeyene bin'' deyiminin Ermenice'de ''Bilana bir bilmiyana bin'' ''Düşmanın gözü kör olsun'' deyiminin ise ''Dyuşmanı gyozi gyor olsun'' şeklinde geçtiğini ve bunun gibi çok sayıda örnek bulunduğunu belirtti.

Batı diyor'ki bizim kökenimiz Heritic; yani Heritic'in manası"bizim mirasımız Sümere dayanır" diyor. Sümer yazısı bir çivi yazısı şeklindeydi ve bu yazıyı batılılar söktüler. Bunu ilk söken Henry Ceswicke Rawinson "bu bir turani dildir" dedi. O zaman daha Sümerlilerin medeniyeti uygarlığı ortaya çıkmıştı. Bunlar bir barbar medeniyet dediler. Fakat onun talebeleri zamanında Ur kazıldı ve Ur şehri ortaya çıkarıldı. Burada büyük tabletler muazzam kütüphaneler çıktı. Baktılar ki Sami Medeniyeti'nin kökeni Sümerlere gidiyor ve birdenbire Sümerler kaybolmuş bir ırk kaybolmuş bir dil ortaya çıktı. Yani "medeniyetle Türkler bir arada olamaz bu turan dili değildir" diye kesip attılar. Batılılar ondan sonra dedi ki "Sümerliler Türk değildir."
Bizim bazi tarihçilerimiz de sağ olmasınlar hemen dediler ki "Sümerliler Türk değillerdi"
İşin ilginç yanı 1000 kadar Türkçe kelime bulmaları. Bundan yola çıkarak diyorum ki "Sümerliler Türk'tür."
Avrupa baktı'ki kendi dilleri Türkler'e dayanıyor. Türkler'i tarihsiz bırakmak için ellerinden geleni yapıyorlar şimdi.
Unutmayalım.Atatürk'ün zamanında Sümerbank kuruldu
aytug94 isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Eski 17-07-2008, 09:37   #25 (permalink)
 
aytug94 - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Türkçe'yi düzgün Kullanma Kulübü

 
Dil kültürdür. Bir milletinin sözlü kanıtıdır.
Düşünce ve duyguları nesilden nesile aktaran dil her türlü kültür
faaliyetlerinin temelini teşkil eder. İnsan dil aracılığıyla bilgi
edinir. Milli ve içtimai yükseliş dil ile olur. Bir milletin dilini
bozarsanız o milletin bütün faaliyetlerini aksatmış olursunuz.
Geçmişle olan bağını kesmek yanlışlığına düşmüş olursunuz.
Dil; Vatandır Bayraktır Kutsaldır.
Dil yok olmuşsa kültür yok olmuş demektir. Bir milletin kültürü yok
olmuşsa vatanı da bayrağı da olmaz. Varsa da baki kalamaz...
Türkçe yerine İngilizce konuşanlar;
İngilizcenin yüzde yetmişi Fransızcadan gelmedir. Voltaire der ki;
İngilizce kötü konuşulan bir Fransızcadır...
Fransızcanın yarısından fazlasının Latince ve Yunancadan oluştuğunu
biliyor muydunuz?
Türkçe'mize sahip çıkalım!
Kime ait olduğunu bilmiyorum ama sizinle paylaşmak istiyorum;
Karaman oğlu Mehmet Beyi arıyorum.
Göreniniz bileniniz duyanınız var mı?
Bir ferman yayımlamıştı;
Bu günden sonra divanda dergâhta bergahta mecliste meydanda
Türkçe'den başka dil konuşulmaya diye
Hatırlayanınız var mı?
Dolanın yurdun dört bir yanını
Çarşıyı pazarı köyü şehri
Fermana uyanınız var mı?
Nutkum tutuldu şaşırdım merak ettim
Dolandığınız yerlerdeki Türkçe olmayan isimlere
Gördüklerine duyduklarına üzüleniniz var mı?
Tanıtımın demo sunucunun spiker
Gösteri adamının showman radyo sunucusunun discjokey
Hanım ağanın first lady olduğuna şaşıranınız var mı?
Dükkanın store bakkalın market torbasının poşet
Mağazanın süper hiper gros market
Ucuzluğun-düşürümün damping olduğuna kârınız var mı?
İlan tahtasının billboard sayı tabelasının skorboard
Bilgi akışının brifing bildirgenin deklarasyon
Merakın-uğraşın hobby olduğuna güleniniz var mı?
Bırakın eli özün bile seyrek uğradığı
Beldelerin girişinde wellcome
Çıkışında good-bye okuyanınız var mı?
Korumanın-muhafızın body-guard
Sanat ve meslek pirlerinin duayen
İtibarın-saygınlığın prestij olduğunu bileniniz var mı?
Seki'nin-alanın platform-merkezin center
Büyüğün mega küçüğün mikro sonun final
Özlemin-hasretin nostalji olduğunu öğreneniniz var mı?
İş hanımızı plaza bedestenimizi galleria
Sergi yerlerimizi center room-show room
Büyük şehirlerimizi mega kent diye gezeniniz var mı?
Yol üstü lokantamızın fast-food
Yemek çeşitlerimizin mönü olduğu yerlerde
Hesabını adisyon diye ödeyeniniz var mı?
İki katlı evinizi dubleks üç katlı komşu evini tripleks
Köşklerimizi villa eşiğimizi antre
Bahçe çiçeklerini flora diye koklayanınız var mı?
Sevimlinin sempatik sevimsizin antipatik
Vurguncunun spekülatör eşkiyanın mafya
Desteğe sponsorluk diyeniniz var mı?
Mesireyi-kır gezintisini picnic
Bilgisayarı computer hava yastığını air-bag
Pekâlâyı-olur'u okey diye söyleyeniniz var mı?
Çarpıcı-önemli haberler flash haber
Yaşa-var ol sevinçleri oley oley
Yıldızları star diye seyredeniniz var mı?
Vırvırık dağının tepesindeki köyde
Cafe-show levhasının altında
Acının da acısı nescafe içeniniz var mı?
Toprağımızı bayrağımızı inancımızı çaldırmayalım derken
Dilimizin çalındığını talan edildiğini
Özün el diline özendiğine içi yanan var mı?
Masallarımızı tekerlemelerimizi
Şarkılarımızı türkülerimizi ninnilerimizi kaybettik.
Türkçe'miz elden gidiyor dizini döveniniz var mı?
Karaman oğlu Mehmet Bey'i arıyorum
Göreniniz bileniniz duyanınız var mı?
Bir ferman yayınlamıştı...
Hayal meyal hatırlayıp da sahip çıkanınız var mı?
Sizde arıyor musunuz Karaman oğlu Mehmet Bey'i?
Türkçe karşılığı olduğu halde yabancı kelimler kullanmak çağdaşlık
değildir!
Türkçemizi sadece biz yüceltiriz bir koruyabiliriz kendini Türk
hissedebilen kişiler...
Gün geçtikçe kirlenen dilimizi korumalıyız. Yabancı dillerin
boyunduruğuna sokmamalıyız. Ona sahip çıkmalıyız. "Türkçemiz
Sevdamızdır!"
Bağımsız bir milletin; vatanı devleti bayrağı ve dili vardır.
Türkçe'mize sahip çıkalım!
Ey Türk Gençliği Dilinle Gurur Duy!
Türkçe bugün Dünya'da... Balkanlardan Sibirya'ya kadar yayılan geniş bir coğrafyada konuşulan bir dildir...
Dünya'da en çok konuşulan dördüncü dildir...
Türkçe düşün Türkçe konuş Türkçe yaşa...
Yani ya İstiklal ya ölüm...
Yani ya Türkçe ya hiç...
Farkında değil misin?
Vatanını bölmeye dilini öldürmeye çalışıyorlar.
Yalnızlıktan ve etrafını saran yabancılaşma yüzünden Türkçe eriyor!
Dilimizi "Turkche"leştirmeylim!
Türkçe'mize sahip çıkalım...
aytug94 isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Eski 17-07-2008, 09:38   #26 (permalink)
 
aytug94 - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Türkçe'yi düzgün Kullanma Kulübü

 



Gazi Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'u yazmadan önce Orhun Yazıtlarının Necip Asım Yazıksız tarafından yayımlanan metnini en ince ayrıntısına kadar kouyup incelemiştir.
Türk tarihinin sayfalarına göz atıldığında Türk Milleti'nin en zor anlarda bile başsız ve devletsiz kalmadığı kendi kendini idare etme gücüne ve yeteneğine sahip olduğu görülür. Nitekim Türk Milleti en zor dönemlerinden birini yaşarken Büyük Önder Mustafa Kemal tarih sahnesine çıkar ve Türk Milleti'nin çaresizliğine ve tükenmişliğine son verir. ATATÜRK bu durumu çeşitli vesilelerle yapmış olduğu konuşmalarında şöyle dile getirir:
"....Ne vakit başladığı bilinmeyen zamanlardan beri bağımsızlığın şerefi ile yaşayan milletimiz en feci bir çökmeyle nihayet buluyor gibi görünmüşken esaret kaydına karşı evladını ayaklanmaya davet eden ecdat sesi kalplerimiz içinde yükseldi ve bizi son kurtuluş mücadelesine davet etti".
"... Ben 1919 Mayısı içinde Samsun'a çıktığım gün elimde hiç bir kuvvet yoktu. Yalnız Büyük Türk Milleti'nin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete bu Türk Milleti'ne güvenerek işe başladım. Ben Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki bunu adeta gözlerimle görüyordum".
"... Tarih-i cihanda bir Cengiz bir Selçuk bir Osman devleti tesis eden ve bunların hepsini hâdisat ile tecrübe eyleyen Türk Milleti bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında meftur olduğu kabiliyet ve kudretle ahz-i mevki etti".
Atalarının tarihte yaptıklarından ve Türk Milleti'nin kahramanca mücadelesinden güç alıp Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Atatürk daha sonra temeli Türk yaşayış ve inanışına Türk kültür ve medeniyetine Türk tarihine dayanan devrimlere birer birer imza atar ve onları uygulamaya koyar. Yaşananları çekilen sıkıntıları emperyalizme karşı verilen mücadeleleri unutturmamak için de bunları belgelendirir ve Nutuk adlı ölümsüz eserini vücuda getirir.
Belgeleriyle birlikte Nutuk bu anlamda yakın dönemin en ciddî tarihî kaynağıdır. Ancak bunun yanısıra eser dili ve üslûbu bakımından da son derece ilgi çekici özelliklere sahiptir.
Nutuk'un dil ve üslup özelliklerini bir hususa dikkat çekerek belirtmek faydalı olacaktır: Atatürk Nutuk'u yazmadan önce Orhun yazıtlarının Necip Asım YAZIKSIZ tarafından yayımlanan metnini en ince ayrıntısına kadar okuyup inceler.
Sonra Nutuk'u Orhun yazıtlarının plânı üzerine inşa eder. Bu sebeple Orhun yazıtlarının üslûbuyla Nutuk'un üslûbu arasında büyük benzerlikler ve paralellikler vardır.
Bu durum Büyük Dâhî'nin hem köklerine ne kadar bağlı olduğunu hem de ondaki dil ve tarih şuurunun ana kaynağını göstermesi bakımından son derece önemlidir. Nutuk'un sonuç bölümünü oluşturan "Gençliğe Hitabe" ise başlı başına Türk dilinin Türk hitabet sanatının eşsiz eserlerinden biri olma özelliğine sahiptir.
ATATÜRK çeşitli vesilelerle söylemiş olduğu "... Benim yaradılışımda fevkalâde bir şey varsa Türk olarak dünyaya gelmemdir..." "... Benim hayatta yegâne fahrım servetim Türklük'ten başka bir şey değildir." gibi vecizelerle Türklük gurur ve şuuruna bağlılılığını ifade eder.
Türklük gurur ve şuurundan gücünü alan ATATÜRK Türk Milleti'nin geçmişte olduğu gibi gelecekte de en vaz geçilmez değerlerinden birinin bütün lehçe ve şiveleriyle birlikte Türk dili olduğunu kaydeder. Onun şu sözleri bu bağlamda son derece kıymetlidir:
"Büyük Türk tarihine Türk dilinin kaynaklarına zengin lehçelerine eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesinde Yakut Türkleri'nin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz".
Yine onun:
"Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması millî hissin gelişmesinde başlıca etkendir. Türk dili dillerin en zenginlerindendir. Yeter ki bu dil şuurla işlensin. Ülkesini yüksek istiklâlini korumasını bilen Türk milleti dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır."
ATATÜRK 28 Ağustos 1928'de çağdaş dünyaya uyum sağlamak amacıyla harf devrimini gerçekleştirir. Bunu Türk dilinin dünya dilleri arasındaki yerinin belirlenmesi köklerinin araştırılması Türk lehçe şive ve ağızlarının bilimsel yöntemlerle incelenmesi ile ilgili çalışmalar takip eder. ATATÜRK bu amaçlarla 12 Temmuz 1932 tarihinde Türk Dili Tetkik Cemiyeti'ni (bugünkü adıyla Türk Dil Kurumu'nu) kurdurur. Sonradan mirasının bir bölümünü bağışladığı bu kurumun tüzüğünün taslağı da bizzat ATATÜRK'ün kendisi tarafından hazırlanır. Türk Dili Tetkik Cemiyeti 26 Eylül 1932 tarihinde İstanbul'da Dolmabahçe Sarayı'nda ATATÜRK'ün huzurunda Birinci Türk Dili Kurultayı'nı toplar ve Türk diliyle ilgili ciddî kararlar alır.
Güneş-Dil Teorisi Türk dilinin eskiliğinin köklülüğünün ve zenginliğinin kanıtlanmasına yönelik bir faaliyetin ürünü olarak o yıllarda ortaya atılır. Yurt içinde ve yurt dışında büyük yankı uyandıran teori hem Türkçe konuşma yazma bilincinin gelişmesine katkı sağlar; hem de Türkçenin tarihi ve etimolojisi (kökenbilimi) ile ilgili birçok eserin hazırlanmasına vesile olur.
ATATÜRK Türk diliyle ilgili çalışmaların akademik seviyede yapılabilmesi ve bilim adamlarının yetişmesi için de 1936 yılında Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'ni açtırır.
Onun Türk diliyle ilgili toplantılara başkanlık etmesi yazmış olduğu eserlerde Türkçe kelimelere ve terimlere yer vermesi bazı terimleri bizzat kendisinin türetmesi önemlidir. Nitekim ATATÜRK'ün Geometri kitabında geçen ve bizzat ATATÜRK tarafından türetilen üçgen dörtgen açı … gibi terimler bugün hâlâ kullanılmaktadır.

aytug94 isimli üye çevrimiçidir (Online)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Eski 17-07-2008, 09:39   #27 (permalink)
 
aytug94 - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Türkçe'yi düzgün Kullanma Kulübü

 
Türkçe'den Kaçanlar ve Türkçe'yi Arayanlar

Londra Üniversitesi'nde Türkçe okutan bir kadın doçent Miss Margaret Bainbridge kaybettiğimiz Türkçeyi arayıp bulmak ve kurtarmaya çalışmak için İstanbul'a gelmiş hakiki Türkçeyi bulabileceği çevrelerde araştırmalar yapmıştır. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi profesörlerinden ve Türk Ev Kadınları Derneği'nin yardımlarından faydalanmıştır. Bu arada İstanbul konuşmasını henüz kaybetmemiş bazı İstanbulluların konuşmalarını teybe almıştır.

Nihad Sami meseleyi şöyle değerlendiriyor: Yaptığı ve yapacağı işin ciddiyeti içinde gayretli ve sağlam bilgili Miss Margaret Bainbridge'le biz de uzun uzun konuştuk. Türkçenin hazin kaderi üzerinde bilgi alışverişlerinde bulunduk; Türkçenin en güzel eserlerinden seçmeler yaptı k. bandlar doldurduk.

Türkçenin bugünkü çılgın gidişi karşısında İngiliz doçenti en az bizim kadar üzgün ve me'yus buldum.

"Bu gidişin sonu ne olacak?. Sizin büyük tarih eseri olan güzel diliniz böylece ziyan olup gidecek mi?" diyor başka bir-şey söylemek istemiyordu. İngiltere'de Türkçe öğrenmek isteyen fakülte talebesine hangi Türkçeyi öğreteceğini şaşırmıştı. Hakiki Türkçeye ihânet etmek istemeyen bir gönülle ve böyle bir ilmî zihniyetle bizim dilimizin ulaştığı en üstün seviyeyi tesbite çalışıyordu.

"Sizin Divan şiirinizin güzelliğini ve Türkçenin eski ve büyük şâirlerinizin elinde neler söylemeğe muktedir bir lisan olduğunu biliyorum. Sinan Paşa gibi Evliya Çelebi gibi eski nesrinizin şaheserlerini meydana getirenler de beni kendilerine bağlamışlardır. Bununla beraber sizin hakiki Türkçe'niz bundan 40–50 sene evvel konuşulan Türkçe ile yazan muharrirlerinizin dilidir. Ondan evvelki lisânınızın her külfeti bu sonuncuların dilinde yumuşamış kaybolmuş. Ortaya çok güzel bir yazı dili bir şiir ve nesir çıkmıştır. Bugünkü diliniz ise artık tamamiyle uydurma ve güzel olmayan bir dil ne sesi ne üslûbu kalmış ziyan olmuş bir lisan... Kemâlini bulmuş Türkçeye nasıl kıyıyorsunuz? Bu güzel dili kısa zamanda nasıl bu kadar mahvü perişan ettiniz? Bu akıl alacak şey değildir!" diyordu.

Bizim bazı dilcilerimizin her zamanki gibi yanlış olan bir iddialarına gülüyor: "İngilizceyi öz İngilizce yapmak için cemiyet kurulduğu iddiasına..!"

"—Böyle bir düşünüş. Lord Byron'ın romantizmi devrinde bir ân için çakıp geçmişti. Sonra İngilizce'nin teşekkülü öğrenilince bu romantik düşünce de tabiatıyla câzibesini kaybetti." diyor. Ve pek tabii olarak İngilizcenin bir imparatorluk dili oluşundan gurur duyuyor.

Sözün kısası şu ki Türkçeyi kendi inceliği ve güzelliği içinde öğrenmek isteyen âlim şimdi Türkiye'de Türkçeyi bulmakta güçlük çekiyor. Vakit kaybetmeden ve henüz Türkiye'de dil bilir üç-beş kişi varken bizim hakiki lisânımızın sesini şivesini tesbite çalışıyor ölmezleştirmek istiyor.

Dilimizi mahvetmeye memur insanlar ise bunun aksini yapıyorlar. Onu yıkmak ve unutturmak için ne lâzımsa hem de vakit geçirmeksizin yapmaya çalışıyorlar.

Bizi ve dilimizi sevenlerden birisi de İtalyan Prof. Anna Masala... Vehbi Vakkasoğlu'nun sorularına cevap verirken şöyle diyor:
—Gerçi bir lisan olarak Türkçe var kendine has bir medeniyetiniz de var.Fakat bu yeni medeniyetten önceki tarihinizi bilmek lâzım. Tam modern bir Türk olmak için eski kültürünüzü bilmeniz gerekir.

Arabça bilmeyen bir adam nasıl Türkolog olabilir?

Türk edebiyatına Divan edebiyatı ile başladım. Bence ileri; eski demektir yani zaman mevzubahis değil. İleri için yarın da diyebilirim dün de diyebilirim farketmez.

Bu sebeple Orta Asya edebiyatınızı okumak istedim. Meselâ destan edebiyatı çok mühim. Divân-ı Lügat'it Türk vs... Sonra gördüm ki iki par