Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Yaşam ve Eğlence > Zeka Fırtınası > Felsefeci
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Felsefeci Felsefe Bilgilerini Paylaşabileceğiniz Alan.


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 12-11-2007, 13:34   #1 (permalink)
 
! Қ Â ĺ Π ! - ait Avatar
! Қ Â ĺ Π ! - MSN üzerinden Mesaj gönder
Cool Akil üzerine Bir Yazi

 
AKIL ÜZERİNE BİR YAZI


Mahmut Kaya


Bilgi problemi antikçağdan itibaren düşünce tarihi boyunca üzerinde en
çok tartışılan ve çeşitli felsefe akımlarının ortaya çıkmasına neden
olan problemlerden biridir. Bilginin nasıl oluştuğu ve akıl denen
mekanizmanın nasıl işlediği konusu peripatetik felsefede de önemli
spekülasyonlara yol açmış başta Aristoteles olmak üzere
Theofrastos'tan İbn Rüşd`e kadar devam eden tarihi gelişim içinde hemen
hemen bütün filozoflar nefsin pasif bir fonksiyonu olarak gördükleri
insan aklının kendiliğinden bilgi üretmede yetersiz" kaldığını ileri
sürerek onun dışında ontik niteliğe sahip olan bir de aktif aklın
varlığından söz. etmişlerdir. Problem Aristo felsefesinde_önemli bir
konu olan güç ve fiil kavramından kaynaklanmaktadır:


Aristoteles



Şöyle ki filozofa göre güç halinde olan bir şeyin
fiil..alanına çıkabilmesi. için ona fiil halinde (aktif) bulunan..bir
şeyin etki etmesi gerekir. İşte bu bağlamda insanda doğuştan varolan
aklın fiil alanına çıkıp yani aktif hale geçip bilgi üretebilmesi için
sürekli aktif olan bir aklın ona etki etmesi icap eder. İşte bizim
dışımızda daima aktif olan evrensel bir akıl vardır ve bizim aklımıza
etki ederek onun soyutlama yapmasını ve bilgi üretmesini sağlamaktadır.
İlk kez Aristoteles De Anima adli eserinde bilgi problemiyle ilgili
olarak özne-nesne ilişkisini irdelerken aklı pasif (el-aklu'1-
munfa`il) ve aktif (el-aklu'1-fa`âI) olmak üzere ikiye ayırmış her
birinin mahiyet ve fonksiyonlarını şu şekilde açıklamıştır: Pasif âkıl
insanın doğuştan sahip olduğu bir güç ve bir yetenektir. Varlığa"ait
formları maddeden soyutlayarak kavramhaline .getirme gücüne sahip olan
akıl henüz üzerine birşey yazılmamış levha.gibidir. Güç halinden fiil
alanına çıktığı an soyutlama yapmaya yani bilgi üretmeye başlar. Fakat
o soyut bir cevher olmasına rağmen kendiliğinden hiçbir şey yapamaz Ona
bu aktiviteyi veren aktif akıldır.Aristoteles'e göre pasif akıl şekil
alır bedene bağımlı ve onun gibi ölümlüdür.



Aktif akıl ise kavranabilirlerin (el- ma`kûlât) fiil halinde
kendisinde bulunduğu akıldır. İnsan aklının psikolojik fonksiyonlarını
belirleyen bu akıl bedenden önce vardır ve bedenden sonra da varlığını
sürdürecektir. Tıpkı ışığın renk ve şekilleri ortaya çıkarması gibi bu
akıl da insanın doğuştan sahip olduğu idrâk gücüne yani pasif akla etki
ederek bilginin meydana gelmesini sağlar. Ontik bir niteliğe sahip olan
aktif akıl olmadan biz hiçbir şeyi bilemeyiz. Aristotelesin yaptığı bu
akıl tasnifi ve bilgi problemine bu tarz bir yaklaşımı kendisinden
sonra gelen Ortaçağ Hristiyan ve Müslüman yorumcuları hayli
uğraştırmış; özellikle de fa`âl akıldan söz ederken "... hiç kimse bu
aklın bazan düşünür bazan düşünmez olduğunu iddia edemez. İşte tek
başına ölümsüz ve ebedî olan bu akıldır." Aristoteles (De Anima 430a
20-25.) şeklindeki ifadesi çeşitli spekülasyonlara yolaçmıştır.
Nitekim İskender Afrodisî ve Themistius gibi hristiyan yorumcular;
el-Kindî Fârâbî İbn Sînâ İbn Bâcce ve İbn Rüşd gibi İslâm
meşşâîleri akıl hakkında kaleme aldıkları risâlelerde ve başka
eserlerinde genellikle aklın mertebelerini mahiyet ve fonksiyonlarını
ve bilgi’nin kaynağı konusunda insan aklının fa`âl akılla olan
ilişkisini oldukça farklı bir biçimde yorumlamışlardır. Biz bu
bildirimizde akıl kavramının yorumuna dayanan bilgi probleminin
İskender Afrodisî'den itibaren İbn Rüşd'e kadar nasıl bir gelişim
gösterdiğini ve İbn Rüşd'ün konuya nasıl farklı bir yorum getirdiğini
ortaya koymaya çalışacağız.

İskender Afrodisi


Aristoteles'in ünlü yorumcularından olan İskender Afrodisî akıl
hakkında bir eser yazmış ve bu eser IX. yüzyılda İshak İbn Huneyn
tarafindan Arapçaya çevrilmiştir. Bu eserin gerek İslâm meşşâîleri
gerekse Batı skolastik düşünürleri üzerinde önemli etkiler yaptığı
bilinmektedir. Aristoteles'in ikili tasnifine mukabil İskender aklı
heyûlânî akıl (intellectus materialis) meleke halindeki akıl
(intellectus qui habet habituın) ve fa`âl akıl (intellectus agens)
olmak üzere üç kategoride inceler. Ona göre potansiyel bir güç olan
heyulanî akıl maddenin çeşitli formları kabul edişi gibi dış dünyadan
gelen izlenimleri algılayarak kavram haline dönüştürebilir. Aktivite
başladığı an kavramla birleşip özdeşleşir. Salt bir form olmakla
beraber bu akıl bedene bağımlı ve onun gibi ölümlüdür. İskender
Afrodisî heyûlânî aklın fiil alanına çıkmış haline meleke halindeki
akıl adını vermekte ve ikisi arasındaki farkı sanat öğrenme yeteneğine
sahip biri ile sanatkâr arasındaki farka benzetmektedir. Yani birincisi
sadece yeteneğe sahip olduğu halde ikincisi istediği her an sanatını
icra edebilmektedir. Bu ilişkide heyûlânî aklı aydınlatarak onun fiil
alanına geçmesini ve böylece bilginin meydana gelmesini sağlayan fa`âl
akıldır. Ona göre fa`âl akıl nefsin bir cüz'ü veya fonksiyonu değil o
insan nefsinde temessül etmiş ilâhî bir cevherdir ve bu özelliğinden
dolayı da ölümsüzdür. Aristoteles'in Yeni-Platoncu şârihlerinden olan..
Themistius bu görüşlerinden ötürü İskenderi peripatetik çizgiden
uzaklaşmakla suçlar. Ona göre her iki akıl da insanlarda mevcut birer
mânevî cevherdir. ve ikisi de ölümsüzdür. Şu var ki bu akıllar arasında
bir mertebe farkı söz konusudur yani bir önceki bir sonrakinin maddesi
o da onun formu pozisyonundadır; ama fa`âl akıl daha salt bir formu
temsil etmektedir. Dolayısıyla bu aklın insan nefsinde temessül eden
ilâhî bir şey olduğu yolundaki görüş temelden yoksundur. Gerçekte fa`âl
akıl nefsin bir fonksiyonu ve bizi biz yapan şeydir.

El Kindi

Aklın mahiyet ve
fonksiyonlarını müstakil bir risâlede ele alarak yorumlayan ilk İslâm
filozofu Kindi’dir . Onun Risale fi'l- akl isimli eserinde uyguladığı
sistem ve kullandığı terminoloji daha önce gördüğümüz
filozoflarınkinden farklı ise de mahiyet ve muhteva olarak aynıdır.
Ancak Kindî aklı dört kategoriye ayırır.
Önce bütün akledülirlerin ve beşeri akılların ilkesi sayılan ve daima
aktif olan bir akıl (fa`âl akıl) vardır. Madde ile hiçbir ilişkisi
bulunmayan bu aklın işlevi insanda doğuştan var olan akla etki ederek
onu aktif hale getirmektir. Bu yukardan beri sözünü ettiğimiz fa`âl
akıl'dan başkası değildir.
İkinci aşamada güç halindeki akıl gelir. İnsan nefsinde pasif bir
melekeden ibaret olan bu akıl aktif âklın etkisi olmadan bilgi
üretemez.
Kindi üçüncü mertebedeki akla fiil halindeki akıl veya müstefâd akıl
adını vermekte ve bunu aktif aklin güç halindeki akla etki etmesi
sonucu varlığa ait form veya kavramların bağımsız birer bilgi haline
gelmesi olarak nitelemektedir. Bu aşamada akıl ile kavram
özdeşleşmiştir. Çünkü insan nefsi bölünme kabul etmeyen bir bütündür.
İstediği her an bilgi üretebilen bu aklın en belirgin özelliği
varlığın türlerini yani küllîleri idrâk etmesidir.
Dördüncü olarak Kindî beyânî ve zâhir akıl'dan söz eder ki bu da
müstefâd aklın aktif halidir. Yani akılda bilgi oluştuktan sonra
düşünsün veya düşünmesin o yine aktif sayılır. Ama düşünce ürettiği
sürece bu akıl beyâinî veya zâhir akıl adını alır. Görüldüğü gibi
Kindî'nin kullandığı terminoloji ve yaptığı bu tasnif Aristoteles ve
İskender Afrodisî'de mevcut değildir.

Farabi


İslâm filozofları arasında akıl kavramını muhtelif eserlerinde bütün
boyutlarıyla inceleyen Fârâbî'dir. Özellikle Me âni'l- akıl (aklın
anlamları) isimli risâlesinde bu terimin halk dilinde kelâm
terminolojisinde Aristoteles'in II Analilitikler' inde Nikomakhos
Ahlâkı nın altıncı kitabında De Anima ve Metafizika gibi çeşitli
eserlerinde ne gibi anlamlara geldiğini araştırmıştır. Biz burada
sadece De Anima ve Metafızika'da sözü edilen akıl kavramına onun
getirdiği yorum üzerinde duracağız. Kindî gibi Fârâbî de özne-nesne
ilişkisinde bilginin dört aşamada meydana geldiğini ve her aşamadaki
bilgiye akıl adının verildiğini ayrıntılı olarak anlatır. Şu var ki
Fârâbî'ye göre güç halindaki akıl bir bakıma nefs veya nefsin bir cüz'ü
ya da nefsin herhangi bir gücü ve fonksiyonudur. Şu halde ferdî nefs
ile bu akıl arasında bir fark yok demektir; durum böyle olunca ferdî
nefs gibi güç halindeki akıl da bedenle birlikte ölecektir. Ölümsüz
faâl akıl'la ittisal edecek olan küllî nefstir. Güç halindeki aklın
aktif hale geçmesine Fârâbi fiil halindeki akıl adını vermekte ve bu
safhada kavramla aklın özdeşleştiğini mum üzerine basılan damganın
bütün özelliklerinin muma geçmesi ve mumun da artık bir damgaya
dönüşmesi örneğiyle açıklamaktadır. Varlığa ait formların maddeden
soyutlanarak akılla özdeşleşip tam bağımsız hale gelişi müstefid akıl
adını alır. Themistius gibi Farabi de beşeri akıllar arasındaki
ilişkide hiyerarşik bir düzenin mevcut olduğunu söyler. Yani bir önceki
akıl bir sonrakinin maddesi o da onun formu durumundadır. Bu şu
demektir: İnsan aklı somuttan soyuta yükseldiği gibi soyuttan da
somuta inerek hem ulvî hem de süflî varlıkların bilgisini
edinebilmektedir. Fârâbî insan aklı ile fa`âl akıl arasındaki ilişkiyi
de güneşle göz arasındaki ilişkiye benzeterek der ki: Güneş ışığını
gönderip çevreyi aydınlatmadıkça göz varlığa ait renk ve şekilleri
algılayamadığı gibi fa`âl akıl da feyzini göndermedikçe insanda hiçbir
bilgi meydana gelmez. Ona göre fa`âl akıl bizim dünyamıza en yakın
olan ay feleğinin aklıdır. Dolayısıyla ay-altı âlemde meydana gelen
fizikî kimyevî ve biyolojik her türlü olayı bu akıl tayin etmektedir.
Görüldüğü gibi Fârâbî psikolojik aklın faaliyetini yani bilginin
kaynağını kozmolojik akıllar teorisiyle açıklamaktadır ki bu
anlayışıyla o Aristoteles'ten çok Plotinus'a yakındır.

İbni Sina


Bu konuda İbni Sînâ'nın görüşü Fârâbî'ninkine benzemekle beraber yine
de önemli farklar mevcuttur. Nitekim Fârâbi gibi o da akıllar arasında
bir mertebe farkının bulunduğunu söyler; fakat beşerî plandaki akılları
üç değil dört kategoriye ayırır bilginin meydana gelişini: kendinden
önceki filozoflardan farklı olarak şöyle açıklar: İnsan aklı hayalde
bulunan tikellere (cüz'iyyât) yönelerek onlan fa`âl akl'ın etkisini
kabul edecek bir kıvama getirir. Fa`âl akıl etki eder etmez bunlar
derhal birer soyut kavram haline dönüşürler. Şu halde İbn Sînâ'ya göre
düşünmek beşerî aklı fa`âl aklın etkisine hazırlamaktan başka bir şey
değildir Öğrenimin amacı da insan aklının fa`âl akılla olan ittisâl
yeteneğini daha da geliştirmekten ibarettir. Ne var ki bazı kimselerde
bu yetenek çok daha güçlü olduğu için onlar öğrenim görmeden de fa`âl
akılla ilişki kurma ve varlığın hakikatını doğrudan öğrenme imkânına
sahiptirler. Böyle bir yeteneğe sahip olan heyulani akla kutsal akıl
adı verilmektedir. İşte İbn Sina Peygamberlerin mazhar olduğu vahiy
bilgisini bu bağlamda söz konusu etmektedir. Görülüyor ki İbn Sînâ
bilginin kaynağı probleminde Peripatetik düşünce i1e Yeni- Platoncu
doktrini uzlaştırma çabasındadır. Ona göre insan nefsi iki ayrı
fonksiyona sahiptir; bir yönüyle o nesneler dünyasına ve duyulur
âleme diğer yönüyle de emr âlemine yani ilâhî âleme yönelme güç ve
özelliğine sahiptir. Nefs fiil halindeki akıl sayesinde varlığa ait
bilgileri edindiği gibi müstefâd akıl sayesinde de fa`âl akılla
ittisâl edebilmektedir. Fa`âl ' akılla itisâl sonucunda elde edilen
bilgi İbn Sîna ya.göre hakîkat bilgisidir . Ârif i mütenezzeh ' in
bilgisi de işte bu tür bir bilgidir. görüldüğü üzere İbni Sinâ; işrâkî
eğiliminden..dolayı hakîkat bilgisinin rasyonal sezgi.ile..mümkün
olacağını savunmaktadır.
İbn Bacce


Endülüslü fılozof İbn Bâcce de özne- nesne ilişkisinde soyutlamanın
olabilmesi için aklın dört ayrı mertebesinden söz etmektedir. O
heyulânî akıl'dan başlayarak fiil halindeki akl'a yükselen ve müsiefâd
akıl'da yetkinliğe ulaşan beşerî akıllar arasında bir fonksiyon
farkının bulunduğunu söyler. Fakat bilginin sadece gözlem ve
deneylerden veya sadece mantıkî ibaret olmayıp bu konuda rasyonel
sezginin de önemli rolü bulunduğunu savunur.
! Қ Â ĺ Π ! isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konu Seçenekleri
Modları Göster

Yetkileriniz
You may not post new threads
You may not post replies
You may not post attachments
You may not edit your posts

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodları Kapalı
Trackbacks are Açık
Pingbacks are Kapalı
Refbacks are Açık
Gitmek istediğiniz klasörü seçiniz

Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
Konu Konuyu Açan Forum Cevaplar Son Mesaj
Bilgisayarla ilgili 180 soru - 180 cevap (Çözümü önce burda arayın) $ey)-( KaRTaL Windows İşletim Sistemi 5 22-02-2008 21:38
Peygamberler Tarihi WİTALİ İslam ve Din Bölümü 22 26-01-2008 00:09
Mayalılar Dj_H@Y@L Yemek ve Yemek Tarifleri 0 25-01-2008 23:07
Danismendliler BlooDyg®ävê Tarihimiz 2 26-05-2007 08:07
Yildirim beyazid dönemi BlooDyg®ävê Çöp Forum 1 24-04-2007 00:11


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 12:07 .


Powered by vBulletin 3.7.3
Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd.
Search Engine Friendly URLs by vBSEO 3.2.0

TRplatform.Org
Yazılı Avatarlar UslanmaM bilgi MaxiCep MeleklerMekanı izafet Web Hattı bebek tedavin ilginç Resimler SMF İndir Aşk Resimleri Rüya Tabirleri Güzel Sözler