![]() |
|
|||||||
| Felsefeci Felsefe Bilgilerini Paylaşabileceğiniz Alan. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
AKIL ÜZERİNE BİR YAZI
Mahmut Kaya Bilgi problemi antikçağdan itibaren düşünce tarihi boyunca üzerinde ençok tartışılan ve çeşitli felsefe akımlarının ortaya çıkmasına neden olan problemlerden biridir. Bilginin nasıl oluştuğu ve akıl denen mekanizmanın nasıl işlediği konusu peripatetik felsefede de önemli spekülasyonlara yol açmış başta Aristoteles olmak üzere![]() Theofrastos'tan İbn Rüşd`e kadar devam eden tarihi gelişim içinde hemen hemen bütün filozoflar nefsin pasif bir fonksiyonu olarak gördükleriinsan aklının kendiliğinden bilgi üretmede yetersiz" kaldığını ilerisürerek onun dışında ontik niteliğe sahip olan bir de aktif aklınvarlığından söz. etmişlerdir. Problem Aristo felsefesinde_önemli bir konu olan güç ve fiil kavramından kaynaklanmaktadır: Aristoteles Şöyle ki filozofa göre güç halinde olan bir şeyinfiil..alanına çıkabilmesi. için ona fiil halinde (aktif) bulunan..bir şeyin etki etmesi gerekir. İşte bu bağlamda insanda doğuştan varolan aklın fiil alanına çıkıp yani aktif hale geçip bilgi üretebilmesi için sürekli aktif olan bir aklın ona etki etmesi icap eder. İşte bizim dışımızda daima aktif olan evrensel bir akıl vardır ve bizim aklımızaetki ederek onun soyutlama yapmasını ve bilgi üretmesini sağlamaktadır. İlk kez Aristoteles De Anima adli eserinde bilgi problemiyle ilgili olarak özne-nesne ilişkisini irdelerken aklı pasif (el-aklu'1- munfa`il) ve aktif (el-aklu'1-fa`âI) olmak üzere ikiye ayırmış herbirinin mahiyet ve fonksiyonlarını şu şekilde açıklamıştır: Pasif âkıl ![]() insanın doğuştan sahip olduğu bir güç ve bir yetenektir. Varlığa"ait formları maddeden soyutlayarak kavram haline .getirme gücüne sahip olanakıl henüz üzerine birşey yazılmamış levha.gibidir. Güç halinden fiil alanına çıktığı an soyutlama yapmaya yani bilgi üretmeye başlar. Fakato soyut bir cevher olmasına rağmen kendiliğinden hiçbir şey yapamaz Ona bu aktiviteyi veren aktif akıldır.Aristoteles'e göre pasif akıl şekilalır bedene bağımlı ve onun gibi ölümlüdür.Aktif akıl ise kavranabilirlerin (el- ma`kûlât) fiil halindekendisinde bulunduğu akıldır. İnsan aklının psikolojik fonksiyonlarını belirleyen bu akıl bedenden önce vardır ve bedenden sonra da varlığınısürdürecektir. Tıpkı ışığın renk ve şekilleri ortaya çıkarması gibi bu akıl da insanın doğuştan sahip olduğu idrâk gücüne yani pasif akla etki ederek bilginin meydana gelmesini sağlar. Ontik bir niteliğe sahip olan aktif akıl olmadan biz hiçbir şeyi bilemeyiz. Aristotelesin yaptığı bu akıl tasnifi ve bilgi problemine bu tarz bir yaklaşımı kendisindensonra gelen Ortaçağ Hristiyan ve Müslüman yorumcuları hayli uğraştırmış; özellikle de fa`âl akıldan söz ederken "... hiç kimse bu aklın bazan düşünür bazan düşünmez olduğunu iddia edemez. İşte tek başına ölümsüz ve ebedî olan bu akıldır." Aristoteles (De Anima 430a20-25.) şeklindeki ifadesi çeşitli spekülasyonlara yolaçmıştır.Nitekim İskender Afrodisî ve Themistius gibi hristiyan yorumcular; el-Kindî Fârâbî İbn Sînâ İbn Bâcce ve İbn Rüşd gibi İslâmmeşşâîleri akıl hakkında kaleme aldıkları risâlelerde ve başkaeserlerinde genellikle aklın mertebelerini mahiyet ve fonksiyonlarınıve bilgi’nin kaynağı konusunda insan aklının fa`âl akılla olan ilişkisini oldukça farklı bir biçimde yorumlamışlardır. Biz bu bildirimizde akıl kavramının yorumuna dayanan bilgi probleminin![]() İskender Afrodisî'den itibaren İbn Rüşd'e kadar nasıl bir gelişim gösterdiğini ve İbn Rüşd'ün konuya nasıl farklı bir yorum getirdiğini ortaya koymaya çalışacağız. İskender Afrodisi Aristoteles'in ünlü yorumcularından olan İskender Afrodisî akıl hakkında bir eser yazmış ve bu eser IX. yüzyılda İshak İbn Huneyn tarafindan Arapçaya çevrilmiştir. Bu eserin gerek İslâm meşşâîleri gerekse Batı skolastik düşünürleri üzerinde önemli etkiler yaptığı bilinmektedir. Aristoteles'in ikili tasnifine mukabil İskender aklı ![]() heyûlânî akıl (intellectus materialis) meleke halindeki akıl(intellectus qui habet habituın) ve fa`âl akıl (intellectus agens) olmak üzere üç kategoride inceler. Ona göre potansiyel bir güç olan heyulanî akıl maddenin çeşitli formları kabul edişi gibi dış dünyadangelen izlenimleri algılayarak kavram haline dönüştürebilir. Aktivite başladığı an kavramla birleşip özdeşleşir. Salt bir form olmakla beraber bu akıl bedene bağımlı ve onun gibi ölümlüdür. İskender Afrodisî heyûlânî aklın fiil alanına çıkmış haline meleke halindekiakıl adını vermekte ve ikisi arasındaki farkı sanat öğrenme yeteneğinesahip biri ile sanatkâr arasındaki farka benzetmektedir. Yani birincisi sadece yeteneğe sahip olduğu halde ikincisi istediği her an sanatınıicra edebilmektedir. Bu ilişkide heyûlânî aklı aydınlatarak onun fiil alanına geçmesini ve böylece bilginin meydana gelmesini sağlayan fa`âl akıldır. Ona göre fa`âl akıl nefsin bir cüz'ü veya fonksiyonu değil oinsan nefsinde temessül etmiş ilâhî bir cevherdir ve bu özelliğinden dolayı da ölümsüzdür. Aristoteles'in Yeni-Platoncu şârihlerinden olan.. Themistius bu görüşlerinden ötürü İskenderi peripatetik çizgiden uzaklaşmakla suçlar. Ona göre her iki akıl da insanlarda mevcut birer mânevî cevherdir. ve ikisi de ölümsüzdür. Şu var ki bu akıllar arasında bir mertebe farkı söz konusudur yani bir önceki bir sonrakinin maddesi o da onun formu pozisyonundadır; ama fa`âl akıl daha salt bir formu temsil etmektedir. Dolayısıyla bu aklın insan nefsinde temessül edenilâhî bir şey olduğu yolundaki görüş temelden yoksundur. Gerçekte fa`âl akıl nefsin bir fonksiyonu ve bizi biz yapan şeydir. El Kindi Aklın mahiyet ve fonksiyonlarını müstakil bir risâlede ele alarak yorumlayan ilk İslâmfilozofu Kindi’dir . Onun Risale fi'l- akl isimli eserinde uyguladığı sistem ve kullandığı terminoloji daha önce gördüğümüzfilozoflarınkinden farklı ise de mahiyet ve muhteva olarak aynıdır.Ancak Kindî aklı dört kategoriye ayırır. Önce bütün akledülirlerin ve beşeri akılların ilkesi sayılan ve daima aktif olan bir akıl (fa`âl akıl) vardır. Madde ile hiçbir ilişkisi bulunmayan bu aklın işlevi insanda doğuştan var olan akla etki ederekonu aktif hale getirmektir. Bu yukardan beri sözünü ettiğimiz fa`âl akıl'dan başkası değildir. İkinci aşamada güç halindeki akıl gelir. İnsan nefsinde pasif bir melekeden ibaret olan bu akıl aktif âklın etkisi olmadan bilgiüretemez. Kindi üçüncü mertebedeki akla fiil halindeki akıl veya müstefâd akıl adını vermekte ve bunu aktif aklin güç halindeki akla etki etmesi sonucu varlığa ait form veya kavramların bağımsız birer bilgi halinegelmesi olarak nitelemektedir. Bu aşamada akıl ile kavram özdeşleşmiştir. Çünkü insan nefsi bölünme kabul etmeyen bir bütündür. İstediği her an bilgi üretebilen bu aklın en belirgin özelliği ![]() varlığın türlerini yani küllîleri idrâk etmesidir. Dördüncü olarak Kindî beyânî ve zâhir akıl'dan söz eder ki bu damüstefâd aklın aktif halidir. Yani akılda bilgi oluştuktan sonra düşünsün veya düşünmesin o yine aktif sayılır. Ama düşünce ürettiği sürece bu akıl beyâinî veya zâhir akıl adını alır. Görüldüğü gibi Kindî'nin kullandığı terminoloji ve yaptığı bu tasnif Aristoteles ve İskender Afrodisî'de mevcut değildir. Farabi İslâm filozofları arasında akıl kavramını muhtelif eserlerinde bütün boyutlarıyla inceleyen Fârâbî'dir. Özellikle Me âni'l- akıl (aklın anlamları) isimli risâlesinde bu terimin halk dilinde kelâmterminolojisinde Aristoteles'in II Analilitikler' inde NikomakhosAhlâkı nın altıncı kitabında De Anima ve Metafizika gibi çeşitlieserlerinde ne gibi anlamlara geldiğini araştırmıştır. Biz burada sadece De Anima ve Metafızika'da sözü edilen akıl kavramına onun getirdiği yorum üzerinde duracağız. Kindî gibi Fârâbî de özne-nesne ilişkisinde bilginin dört aşamada meydana geldiğini ve her aşamadaki bilgiye akıl adının verildiğini ayrıntılı olarak anlatır. Şu var ki Fârâbî'ye göre güç halindaki akıl bir bakıma nefs veya nefsin bir cüz'ü ya da nefsin herhangi bir gücü ve fonksiyonudur. Şu halde ferdî nefs ile bu akıl arasında bir fark yok demektir; durum böyle olunca ferdî nefs gibi güç halindeki akıl da bedenle birlikte ölecektir. Ölümsüz faâl akıl'la ittisal edecek olan küllî nefstir. Güç halindeki aklın aktif hale geçmesine Fârâbi fiil halindeki akıl adını vermekte ve bu safhada kavramla aklın özdeşleştiğini mum üzerine basılan damganınbütün özelliklerinin muma geçmesi ve mumun da artık bir damgaya dönüşmesi örneğiyle açıklamaktadır. Varlığa ait formların maddeden soyutlanarak akılla özdeşleşip tam bağımsız hale gelişi müstefid akıl adını alır. Themistius gibi Farabi de beşeri akıllar arasındaki ilişkide hiyerarşik bir düzenin mevcut olduğunu söyler. Yani bir önceki akıl bir sonrakinin maddesi o da onun formu durumundadır. Bu şu demektir: İnsan aklı somuttan soyuta yükseldiği gibi soyuttan dasomuta inerek hem ulvî hem de süflî varlıkların bilgisini edinebilmektedir. Fârâbî insan aklı ile fa`âl akıl arasındaki ilişkiyide güneşle göz arasındaki ilişkiye benzeterek der ki: Güneş ışığınıgönderip çevreyi aydınlatmadıkça göz varlığa ait renk ve şekillerialgılayamadığı gibi fa`âl akıl da feyzini göndermedikçe insanda hiçbir bilgi meydana gelmez. Ona göre fa`âl akıl bizim dünyamıza en yakınolan ay feleğinin aklıdır. Dolayısıyla ay-altı âlemde meydana gelen fizikî kimyevî ve biyolojik her türlü olayı bu akıl tayin etmektedir.Görüldüğü gibi Fârâbî psikolojik aklın faaliyetini yani bilgininkaynağını kozmolojik akıllar teorisiyle açıklamaktadır ki buanlayışıyla o Aristoteles'ten çok Plotinus'a yakındır.İbni Sina Bu konuda İbni Sînâ'nın görüşü Fârâbî'ninkine benzemekle beraber yine de önemli farklar mevcuttur. Nitekim Fârâbi gibi o da akıllar arasındabir mertebe farkının bulunduğunu söyler; fakat beşerî plandaki akılları üç değil dört kategoriye ayırır bilginin meydana gelişini: kendinden önceki filozoflardan farklı olarak şöyle açıklar: İnsan aklı hayalde bulunan tikellere (cüz'iyyât) yönelerek onlan fa`âl akl'ın etkisini kabul edecek bir kıvama getirir. Fa`âl akıl etki eder etmez bunlar derhal birer soyut kavram haline dönüşürler. Şu halde İbn Sînâ'ya göre düşünmek beşerî aklı fa`âl aklın etkisine hazırlamaktan başka bir şeydeğildir Öğrenimin amacı da insan aklının fa`âl akılla olan ittisâlyeteneğini daha da geliştirmekten ibarettir. Ne var ki bazı kimselerde bu yetenek çok daha güçlü olduğu için onlar öğrenim görmeden de fa`âlakılla ilişki kurma ve varlığın hakikatını doğrudan öğrenme imkânına sahiptirler. Böyle bir yeteneğe sahip olan heyulani akla kutsal akıl adı verilmektedir. İşte İbn Sina Peygamberlerin mazhar olduğu vahiybilgisini bu bağlamda söz konusu etmektedir. Görülüyor ki İbn Sînâ ![]() bilginin kaynağı probleminde Peripatetik düşünce i1e Yeni- Platoncu doktrini uzlaştırma çabasındadır. Ona göre insan nefsi iki ayrı fonksiyona sahiptir; bir yönüyle o nesneler dünyasına ve duyulurâleme diğer yönüyle de emr âlemine yani ilâhî âleme yönelme güç veözelliğine sahiptir. Nefs fiil halindeki akıl sayesinde varlığa aitbilgileri edindiği gibi müstefâd akıl sayesinde de fa`âl akıllaittisâl edebilmektedir. Fa`âl ' akılla itisâl sonucunda elde edilen bilgi İbn Sîna ya.göre hakîkat bilgisidir . Ârif i mütenezzeh ' in bilgisi de işte bu tür bir bilgidir. görüldüğü üzere İbni Sinâ; işrâkî eğiliminden..dolayı hakîkat bilgisinin rasyonal sezgi.ile..mümkünolacağını savunmaktadır. İbn Bacce Endülüslü fılozof İbn Bâcce de özne- nesne ilişkisinde soyutlamanınolabilmesi için aklın dört ayrı mertebesinden söz etmektedir. O ![]() heyulânî akıl'dan başlayarak fiil halindeki akl'a yükselen ve müsiefâd akıl'da yetkinliğe ulaşan beşerî akıllar arasında bir fonksiyonfarkının bulunduğunu söyler. Fakat bilginin sadece gözlem ve deneylerden veya sadece mantıkî ibaret olmayıp bu konuda rasyonelsezginin de önemli rolü bulunduğunu savunur. |
|
|
|
![]() |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Bilgisayarla ilgili 180 soru - 180 cevap (Çözümü önce burda arayın) | $ey)-( KaRTaL | Windows İşletim Sistemi | 5 | 22-02-2008 21:38 |
| Peygamberler Tarihi | WİTALİ | İslam ve Din Bölümü | 22 | 26-01-2008 00:09 |
| Mayalılar | Dj_H@Y@L | Yemek ve Yemek Tarifleri | 0 | 25-01-2008 23:07 |
| Danismendliler | BlooDyg®ävê | Tarihimiz | 2 | 26-05-2007 08:07 |
| Yildirim beyazid dönemi | BlooDyg®ävê | Çöp Forum | 1 | 24-04-2007 00:11 |