Türkiye'nin fırsat sektörlerinin hangileri olduğu sorulsa aslında birçok sektörün hâlâ bakir olduğunu ifade etmek mümkün. Bunu birkaç açıdan söylüyorum. Her şeyden önce birçok sektörde verimlilik süreci yeni yeni başlıyor.
Maliyet düşürme ve taze kaynak girdisi dendiği zaman artık adres verimlilik. Bu konuda muazzam bir boşluk var.
İkinci olarak gözümüzü orta-uzun vadede kişi başına düşen gelirin 15 bin dolara çıktığı 80 milyonluk bir ülkeye çevirirsek

şimdilerde esamesi okunmayan birçok sektörün yükseleceğini tahmin edebiliriz. Bizim iktisatta Engel Eğrileri dediğimiz

tüketicinin gelire göre harcama eğilimini ölçen yaklaşım var. Bir asrı aşmış olmasına rağmen hâlâ kullanıyoruz

çünkü insan eskiden olduğu gibi yine insan ve benzer hayat güzergâhında ilerliyor. Buna göre gelir arttıkça toplam harcamalar içinde gıdanın nispî payı azalırken

giyim ve konutunki sabit kalmakta

kültür

eğlence

sağlık

ulaşım ve eğitiminki ise artmaktadır.
2000 yılını baz alan tüketici endekslerine bakıldığı zaman

2000-2005 arasında bu eğilimi açıkça görmek mümkün. Bu bağlamda ilk tespit etmemiz gereken husus

gelirin artması şartıyla gelişmiş ülkeler seviyesine ulaşma yolunda olacak bir Türkiye'de zenginliğin öncelikli olarak hizmet sektörlerinde aranması gerektiğidir. Zaten hiçbir şey yapamıyorsanız bari yabancıların ne yaptıklarına bir bakın işi kavrarsınız.
İşte görüyorsunuz

şu sıralar finans sektöründe büyük ölçüde atı alan Üsküdar'ı geçti. Artık bu sektörlerde küçük hareketlerle mesafe almak zor. Büyük bankaların neredeyse tümü burada ve aralarında kıyasıya rekabet başladı bile. Şimdi birbirlerinden pay kapma savaşı başlayacak

bu yeni yatırımları ve büyümelerini de beraberinde getirecek. Gıda sektöründe ise yolun ortasına yaklaşıyoruz. Büyük şehirlerde yoğunlaşan rekabet henüz Anadolu'ya yansımadı.
Ancak büyük şehirlerde iyi örgütlenip

ölçek

maliyet

lojistik konularını etkin bir şekilde halledenlerin Anadolu'daki rekabette de öne çıkması muhtemeldir. Gıda sektöründe ipi göğüsleyecek olan

bunun kaynağına yani üreticiye en etkin ulaşabilen

kaliteyi

maliyeti

sürekliliği ve standardı burada gerçekleştirenler olacak. İşi bilmeyen tarım kesimini elinden tutacak bu süreç

belki tarım kesiminin de ayağa kalkması için bir şans. Ancak hizmet sektöründe eğitim

sağlık

turizm

lojistik-ulaşım gibi geniş yelpazede daha yarışın başlamadığını düşünüyorum. Yabancılar piyasa araştırmalarını derinden sürdürüyor. Benzer şekilde reel sektörde ise aşırı emek yoğun sektörler hariç rekabet daha başlamadı bile. Bu bağlamda enerji

tarım

inşaat

makine ve kimya sanayi başta geliyor. Yalnız burada fırsat veya zenginlik sektörlerinden bahsederken

başarılı olmanın şartlarından da biraz bahsetmek gerekiyor. Piyasalarda rekabet küresel platforma kayıyor. Ancak aslında birçok sektörde küresel düzlemde yoğunlaşma da artıyor. Bunun anlamı rekabetin artan oranlarda dev şirketler arasında olmaya başladığıdır. Türkiye'de yabancılar satın almalarla büyüyüp bir yandan sektörün en iyisi olan muhtemel rakiplerini ele geçirirken

diğer yandan da yerel bilgiye

şebekeye

elemana ve piyasaya sahip oluyor. Zaman içinde rekabet yoğunlaştıkça yeni yatırımlara gideceklerini de düşünürsek

böyle bir ortamda küçük yerli şirketlere şans kalmıyor. Ya bazı sektörlerde yerliler birleşerek bu mücadeleyi kazanıp global şirket olacaklar ya da şu günlerde zaten birçoğunun yaptığı gibi satıp kaçma yoluna gidecekler. Yerlilerin bir diğer şansı da şu: İç piyasayı iyi biliyorlar

küçük oldukları için esneklik sahibidirler de. Yabancının henüz nüfuz edemediği

yakalayamadığı birçok alt sektörde hızlı hareket ederek

hem büyük balıklara yem olmaktan kurtulurlar

hem de kaçınılmaz olarak büyük rakipler kapıyı çaldığında bu yatırımı iyi bir kârla satıp

başka yükselen dinamik bir alanda yeni fırsatlara kayabilirler. Zaten büyük özelleştirme ve şirket satın almalar dikkat çekerken

arka sokaklarda yaşanan büyük hareketlilik gözden kaçıyor.