Doğuş Otomotiv, F1, Galatasaray...
Geçtiğimiz hafta, 14 marka ithal ederek, dünyanın büyük ithalat şirketlerinden biri olan Doğuş Otomotiv'in basın toplantısı vardı. 2007 yılında 72 bin yeni, 13 bin ikinci el araç satmışlar. Küçülen pazarda, kârını üçe katlamış. Bütün bunlar herhangi bir ülkenin otomobil İthalatı şirketi için yüz ağartıcı rakamlar. Ama bu şirket bir 'Doğuş Holding' şirketi olunca iş değişiyor. Yanlış bilmiyorsam, Türkiye'nin parasal olarak üçüncü holdingi.
Zaman zaman, patronları Sn. Şahenk'in ülke ekonomisi hakkında fikirlerini dinleriz. İnce ve haklı bir şekilde kritik eder, daha iyi bir Türkiye için fikirler söyler. Hal böyle iken, gönül yılda 40,50 milyar ABD doları dış ticaret açığı veren bir ülkenin büyük şirketleri üretime girsin istiyor. Kimse umursar mı bilemem; ancak ben üretime yönelik yatırımların sosyal sorumluluk gereği olduğunu düşünüyor ve yazıyorum.
Doğuş Otomotiv'e binek mi, ticari mi olur, yan sanayi/komponent üretimi mi olur bilemem ama teknoloji üretecek, iş yaratacak ihracata yönelik, en azından ithalatının bir kısmını karşılayacak dövizi getirecek bir yatırım yakışacak. Bültende sözü edilen, ithal maliyetini düşürmek için yapıldığı anlaşılan Krone marka treyler imalatı sayılmaz. Her türlü treyler ve parçası yıllardır yerli olarak planlanıyor, yapılıyor ve ihraç ediliyor zaten. Öte yandan, zamanı gelince, VW kendisi ithalat yapmaya başlayacak, çünkü global rekabet ithalatçı kar marjına izin vermeyecek.
Endüstrileşmenin safhaları tamamlanmadan, hem AB gümrük anlaşması imzalandı, hem de serbest pazar ekonomisine geçildi. Bu iş hükümetlerin işine geldi.
Öyle ya planlama yok, çalışma yok! Yatırımcı(!) kaynamış mısırdan havyara, Don'dan Ferrari'ye kadar her şeyi ithal etsin, sen topla vergiyi, uğraşacağın sadece ihale komisyonu filan geçin git. Türkiye hep var olacak; iktidarlar bugün var yarın yok. Doğuş gurubu ise 58 yılda bu milletin desteği ile bugüne gelmiş... Ona daha büyük hedefler yakışır!.
Dün yapılan Formula bir (F1) yarışı, düşünülenin tersine 2008 sezonunun heyecanlı geçeceğini gösterdi. TC (Traction Control/elektronik patinaj önleyici) yasaklanmış ve gaz pedalı açma-kapama düğmesi olmaktan çıkıp, yine pedal olmuş.
Yarışı Lewis Hamilton McLaren Mercedes ile kazandı. Geçen yıl Renault kullanan Kovalainen ve Mercedes Kullanan Alonso; bu yıl otomobilleri değiştiler. Ancak bu yılda Mercedes kullanan daha süratli. Anlaşılan Renault yeterli Ar-Ge yapmamış. BMW, satın aldığı İsviçreli pist ekürisi Sauber ile gelişerek devam ediyor. Bu yarışı Heidfeld ile ikinci bitirdiler. Babası Keke gibi Williams ile yarışan Nico Rosberg de podyumdaydı. Ferrari'ler gerek teknik, gerekse takım kararları olarak döküldüler. Ferrari'den transfer ettiği mühendis Ross Brown ile Honda'lar klas atlamışlar. Toyota hâlâ istenen kıvamda değil.
Bu yarışta bizi ilgilendiren, eski F1 ekürisi Spyker'ın, içinde Hint otomotiv şirketlerinin de bulunduğu bir konsorsiyum tarafından satın alınmış olması. Takımın adı Force India/Hint gücü. Hindistan 2009 yılında F1 yarışı yapmaya aday. Pist bizimki gibi- Herman Tilke tarafından Delhi civarında planlanacak. Hint Olimpiyat komitesi tarafından finanse edilecek.
Hindistanda motor spor FIA kaidelerine uygun organize edilen 1972 India Highwal Motor Rally ile başlamış. Aynı yıl klüpler birleşip Federe olmuşlar. 1988'de Hint devleti resmen tanımış. 1990'da Hindistan'ın çeşitli yerlerinde go-kart ve otomobil pistleri yapılmış. Federasyon, devlet ve olimpiyat komitesi desteği ile önce sporcu yetiştirmeye başlamış. Yüzlerce pilot arasından Karun Chandhok ve Narain Karthikeyan gibi pilotlar uluslarası başarı kazanmışlar. Karun 2007 GP2'de Spa'daki Belçika yarışını, Narain ise 2007 Çin A1 yarışını kazanmış. Aynı bizim Federasyon'un uygulamaları gibi değil mi? Biz deyince; Galatasaray, Futbol Klüpleri Formula yarışına -Super League Formula- 'davet' edilmiş. Pilot nasıl seçildi acaba? Gelecek yazı, F1'de hem bizim gayretlerimizi hem de GS'ı araştırıp yazacağım!
|