![]() |
|
|||||||
| Dini Hikayeler Dinimiz ve Diğer Dinlerle İlgili Hikayelerin Bulunduğu Bölümümüz |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
![]() ASR-I SAADET - Peygamberimizin dönemi - ![]() CÂHILIYYE DÖNEMI Bilgisizlik gerçegi tanimama. Islâm tam bir aydinlik ve bilgi devri oldugu için Arabistan'da Islâmiyet'in yayilmasindan önceki devre daha dar anlami ile Hz. Isa'dan sonra peygamberimizin gelmesine kadar geçen zamana "cahiliyye" devri adi verilmistir.Cahiliyye insanin Allah'i geregi gibi tanimamasi ona kulluk etmekten uzaklasmasi onun ilâhî hükümlerine degil de kisinin kendi hevâ ve hevesine uymasi insanlarin koydugu emir ve yasaklara siyasî sistem ve düsüncelere inanmasidir. Kur'an-i Kerîm'de: "Onlar hâlâ Cahiliyye devri hükmünü mü istiyorlar? Gerçegi bilen bir millet için Allah'dan daha iyi hüküm veren kim var?" (el-Mâide 5/50) buyurulur. Islâm'in hakim olmadigi ortamlar Cahiliyye çaglaridir. Çünkü ilâhî bilginin kaynagindan yoksun olan ortamlardir. Islâm'in gelisinden önceki dönemde yasayan müsrikler Allah'a isyan etmis onun hükümlerine sirt çevirmis bir toplum olarak son derece ilkel ve cahil hayat sürüyorlardi. Cahiliyye Araplari'nin sürdügü hayattan ve içinde yasadiklari ortamdan bazi örnekleri söyle siralamak mümkündür:Putlara Taparlardi Cahiliyye insanlari Allah'in varligini kabul etmekle beraber putlara taparlardi. Onlar putlarinin Allah katinda kendilerine sefaatçi olacaklarina inanirlar ve: Biz onlara ancak bizi daha çok Allah'a yaklastirsinlar diye ibadet ediyoruz" (ez-Zümer 39/3) derlerdi.Icki Icerlerdi Sarap içmek adeti çok yaygindi. Sairleri her zaman içki ziyafetinden bahseder içki siirleri edebiyatlarinin büyük bir kismini teskil ederdi. Hatta Enes b. Mâlik (r.a.)'in bildirdigine göre Islâm'da içki Mâide Suresi'nin doksan ve doksanbirinci ayetleriyle kesin olarak haram kilinmis Hz. Peygamber (s.a.s) tellal bagirttirarak bunu ilân ettiginde Medine sokaklarinda sel gibi içki akmistir (Müslim Esribe 3)Kumar Oynarlardi Cahiliyye çaginda kumar da çok yaygindi. Cahiliyye Araplari kumar oynamakla övünürlerdi. Öyle ki kumar meclislerine katilmamak ayip sayilirdi. Onlarin sairlerinden biri karisina söyle vasiyette bulunur: "Ben ölürsem sen aciz ve konusma bilmeyen iki yüzlü ve kumar bilmeyen birini isteme."Tefecilik Yaparlardi Tefecilik almis yürümüstü. Para ve benzeri seyleri birbirlerine borç verirler; kat kat faiz alirlardi. Borç veren kimse borcun vadesi bitince borçluya gelir: "Borcunu ödeyecek misin yoksa onu artirayim mi?" derdi. Onun da ödeme imkâni varsa öder yoksa ikinci sene için iki katina üçüncü sene için dört kat ina çikarir ve artirma islemi böylece kat kat devam ederdi. Tefecilik ve faizin her çesidini haram kilan Allah özellikle Araplar'in bu kötü âdetlerine dikkati çekerek "-Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin." (Âli Imrân 3/130) buyurmustur.Faiz Oranlari Cok Büyüktü Faizcilik Araplar arasinda o kadar yerlesmisti ki ticaretle onun arasini ayiramiyorlar; "Faiz de tipki alis-veris gibi" diyorlardi. Bunun üzerine inen ayette: "Allah alis-verisi helâl faizi ise haram kilmistir. " (el-Bakarâ 2/275) buyrulmustur.Fuhus Cok Büyük Orandaydi Cahiliyye Araplar'i arasinda fuhus da nadir seylerden degildi. Cariyelerini zorla fuhusa sürükleyenler vardi. Kur'an-i Kerîm'de bu hususa isaretle: "Iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhsa zorlamayin. " (en-Nûr 24/33) buyurulur.Kocanin birkaç metresi oldugu gibi kadinin da baskalariyla iliskide bulunmasi bazi çevrelerce nefretle karsilanmayan bir davranisti. Fuhusla ilgili Cahiliyye Araplarinin su adetlerini zikredebiliriz:Kadin âdetinden temizlendikten sonra kocasi ona "su adama git ve ondan hamile kal" derdi. Kadin istenilen adamla beraber olduktan sonra kocasi hamileligi belli oluncaya kadar ona yaklasmazdi. Sonra yaklasabilirdi. Bu iyi bir çocuga sahip olmak için yapilirdi.Sayilari üç ila on arasinda degisen bir grup erkek kadinin evine girerek sirasiyla hepsi de onunla cinsi münasebette bulunurdu. Kadin hamile kalip da dogum yaparsa dogumdan bir kaç gün sonra bu erkekleri çagirir erkekler de zorunlu olarak bu davete istirak ederlerdi. Sonra onlara: "Olanlari biliyo rsunuz dogum yaptim" içlerinden birine isaret ederek "çocugun babasi sensin" derdi. O da bundan kaçinamazdi.Bazi fuhus yapan kadinlar da taninmalari için kapilarina bayrak asarlardi. Bu tür kadinlardan biri dogum yaptigi zaman teshis heyeti toplanip çocugun kime ait oldugunu tespit ederdi. O da çocugun babasi oldugunu kabul etmek zorunda kalirdi. (Buhârî Nikah 36)Kadina deger verilmez hak ve hukuku taninmaz adeta bir esya gibi telakki edilip miras alinirdi. Biri ölüp karisi dul kalinca ölenin varislerinden gözü açik biri hemen elbisesini kadinin üzerine atardi. Kadin daha önce kaçip bu halden kurtulamazsa artik onun olurdu. Dilerse mehirsiz olarak onunla evlenir dilerse onu bir baskasiyla evlendirerek mihrini almaya hak kazanir ve kadina bundan birs ey vermezdi. Dilerse kocasindan kendisine kalan mirasi elinden almak için onu evlenmekten menederdi. Bunun üzerine inen ayette: "Ey inananlar! Kadinlara zorla mirasci olmaya kalkmaniz size helâl degildir. " (en-Nisâ 4/19) buyurulmustur. (Sevkânî Fethu'l-Kadir I 440).Yiyeceklerin bazisi yalniz erkeklere ait olup kadinlara yasak ediliyordu. "Onlar: Bu hayvanlarin karinlarinda olan yavrular yalniz erkeklerimize mahsus olup eslerimize yasaktir. Ölü dogacak olursa hepsi ona ortak olur" dediler (En'âm 6/139)Kizlari Diri Diri Topraga Gömerlerdi Cahiliyye Araplari'nin kötü adetlerinden biri de kiz çocuklarini diri diri topraga gömmeleriydi. Onlar bunu namuslarini korumak veya ar telakki ettikleri için bazilari da sakat ve çirkin olarak dogduklarindan yapiyorlardi. Kur'an-i Kerîm'de su ayetlerde buna isaret edilir: "Onlardan birine Rahman olan Allah'a isnat ettikleri bir kiz evlâd müjdelense içi öfkeyle dolarak yüzü simsiyah kesilirdi. " (ez-Zuhruf 43/17) " Diri diri topraga gömülen kiz çocugunun hangi suç la öldürüldügü soruldugu zaman... " (Tekvir 81/8-9) "Ortak kostuklari Seyler müsriklerden çoguna çocuklarini öldürmeyi süslü gösterirdi. "(el-En'âm 6/137)Ekin ve hayvanlarini iki kisma ayiriyor bir kismini Allah'in böyle emrettigini sanarak Allah'a veriyor ve bir kismini da Allah'a es kostuklari putlarina ayiriyorlardi. Onlar bu batil inanç ve adetlerinde biraz daha ileri giderek Allah'in payina düseni aliyorlar onu es kostuklari putlarin payina ekliyorlardi. Ama putlarinin payindan alip öbürüne ilâve ettikleri görülmüyordu. "Allah'in yarattigi ekin ve hayvanlardan O'na pay ayirdilar ve kendi iddialarina göre: "Bu Allah'indir Su da ortak kostuklarimizindir" dediler. Ortaklari için ayirdiklari Allah için verilmezdi. Fakat Allah için ayirdiklari ortaklar i için verilirdi. Bu hükümleri ne kötüydü!" (el-En'âm 6/136).Bir kisim hayvanlarla ekinlerin bazisini dilediklerinden baskasina yasakliyorlardi. Ayrica bir kisim hayvanlara binerken ve keserken Allah'in adinin anilmasina engel oluyorlardi. (el-En'âm 6/138).Bunun disinda hayvanlarla ilgili su adetleri de vardi: Deve bes batin dogurup besincisinde erkek dogurursa kulagini çentip serbest birakirlardi. Artik ona binmeyi ve sütünü sagmayi haram kabul ederlerdi. Buna "Bahîra"* derlerdi. Saibe*; dilegi yerine gelen kimsenin putlara adadigi deve idi. Buna da binilmez ve sütü sagilmazdi. Vasîle*; koyun disi dogurursa kendileri için; erkek dogurursa putlari için olurdu. Sayet biri erkek biri disi olmak üzere ikiz dogurursa disinin hatiri için erkegi de kesmezler ve buna "Vasîle" derlerdi.Hâm* ; bir erkek devenin soyundan on döl alinirsa onun sirti haram sayilir su ve otlakta serbest birakilirdi. Kimse ona dokunmazdi.Bütün bunlardan baska müsrikler atalarindan devraldiklari birtakim adetleri devam ettirme konusunda direniyor ve hatta bunlarin bazilarinin kendilerini Allah (c.c.)'a daha çok yaklastirdiklarini ileri sürüyorlardi.Ibn Ishak sunlari aktariyor: "Kureys ya Fil olayindan evvel veya daha sonra meydana geldigini tahmin ettigim bir bid'at ortaya çikardi ki tarihte (Hums) diye anilip asalet-i diniye iddiasindan ibarettir." Bunlar: "Biz Ibrahim'in evladiyiz ehl-i Harem biziz Beyt'in sahibiyiz Mekke'nin de sâkini bulunuyoruz. Arap kabilelerinden hiçbir kabîle bizim sahip oldugumuz bu se ref ve itibara sahip degildir. Binaenaleyh biz bu müstesna mevkiimizin seref ve itibarini korumaliyiz. Bundan sonra Harem haricinde hiçbir seye tazim etmeyip bütün ihtiramatimizi Harem dahilinde hasretmeliyiz. Meselâ Arafat'ta halk ile bir sirada yan yana omuz omuza durup vakfe etmek sonra halk ile geri dönüp gelmek bizim kadrimizi tenzil eder" diyorlardi.Ibn Ishâk devamla: "Kureysliler bu asalet fikrini ortaya koydu ve uygulamaya da basladi. Arafat'a çikmayi Arafat'tan ifazâyi terk ettiler. Herkes Arafat'ta vakfe ederken bunlar Müzdelife'ye giderler orada dururlardi. Ve "Biz ehlullahiz Harem-i Serif'in hâdimleriyiz" diyerek digerleriyle esitligi kabul etmezlerdi. Fakat bunlar Arafat'ta vakfe etmenin Ibrahim (a.s.)'in dini muktezasi oldugunu bili yorlardi. Kinâne ile Hüzâaogulari da bu hususta Kureys'e iltihak etmislerdi.Bunlar hac için umre için gelen bedevîlere müdahaleye kadar ileri gitmislerdir. Harem hâricinden gelen herkesin Beyt'in ilk tavafi Siyab-i Hums ile tavaf etmelerini kararlastirdilar ve uyguladilar. Bu kararin neticelerinden biri: Kim ki adi bir elbise ile gelip tavaf ederse tavaftan sonra o elbiseyi çikarip atmasi zarûrî idi.Bu kararlarin ikinci neticesi ise; asilzadelere mahsus bir elbisesi olmayan bedevî erkeklerin çiplak; kadinlarin da yalniz önü yirtmaçli kisa iç gömlegi ile tavafa mecbur edilmesidir. Bu ve bunun gibi pek çok âdetler yürürlükte idi. Rasûlullah (s.a.s)'a iletilinceye kadar da bu âdetler yürürlükte kalmaya devam etti. Daha sonra da A'râf suresinin 26 27 28 31 ve 32. ayetlerinde çiplak tavaf ile birlikte diger bid'atler de yasaklanmistir.Ebû Hüreyre (r.a.)'den gelen bir rivayete göre Ebû Bekr es-Siddik (r.a.) Vedâ Hacc'indan (bir sene) evvel Hz. peygamber tarafindan Hac Emîri* olarak (Mekke'ye) gönderildiginde Ebû Bekr de Ebû Hureyre'yi Kurban Bayrami'nin ilk günü Mina'da büyük bir cemaat içinde halka (su iki maddeyi) ilâna memur kilmistir. (Ebu Hüreyre): "Ey Nas! Iyi biliniz bu yildan sonra müsriklerin haccetmeleri çiplaklarin da Kâbe'yi tavaf etmeleri yasaktir" demistir. (Sahîh-i Buhâri Tecrid-i Sarih Tercümesi VI 13) Fakat onlar bunu kabule yanasmamislar atalarini körükörüne taklide çalismislardir. "Onlara: Allah'in indirdigine ve peygambere gelin dendigi zaman: Atalarimizi üzerinde buldugumuz sey bize yeter' derler. Alalari bir sey bilmeyen ve dogru yolu da bulamayan kimseler olsalar da mi?" (el-Mâide 5/104). Islâm topluma hakim olunca bütün bu cahilî sistemin ilkel davranislarini tamamen yasaklamistir" (el-Mâide 5/103).Bütün bunlara baktigimizda Cahiliyye'nin bir inanma biçimi oldugunu görüyoruz. Cahiliyye; bir seyi gerçegi disinda bilmek anlamak ve buna göre amel etmek demektir. Bu duruma göre Cahiliyye; insanin ve toplumun Islâm öncesi ve Islâm disi bir yasayis biçimiyle yasamasi demektir.Dogru yolun ziddi ilmin aksi olan eskiyen ve degisken olan bölgelere kavimlere ve anlayislara göre kurulan her türlü Islâm disi rejimler; cahilî sistemler ve hükümlerdir.Kaynak: Islam tarihi |
|
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
![]() CAHILIYYENIN DIGER MANASI VE EBREHE Cahiliyye; insanin insan iradesinin disindaki unsurlar üzerinde toplanmasini temine çalisan insani insana ve topluma köle yapan bir sistemin; beseriyeti Allah'a ibadetten uzaklastirip herhangi bir adla anilan beserî sistem ve prensiplere itaata zorlayan yönetimin adidir. Insanlari kavimlere renklere tarihlerinin karanlik çagi efsanelerine yönlendiren ayri ayri dil farkliligi sebebiyle ümmet suurundan uzaklastirmaya çalisan her türlü despotizm cahiliyenin bir görüntüsüdür. Kisaca cahiliyye Allah'in hükmünden baska hüküm arayan ve Allah'in hükmünden baska hükme riza gösterenlerin tavri hayat biçimi ve sistemidir.EBREHENIN KULLEYS KILISESINI YAPTIRISI ve KABE'YI YIKMAYA KALKISMASI Habes Necasi nin Yemen Valisi ve Kumandani Eryat'i öldürerek yerine gecen Ebrehetülesrem Hiristiyandir. Halkin Hacc Mevsiminde Hacca gitmeye hazirlandiklarini görünce: "Halk nereye gidiyorlar?" diye sordu. "Mekke'deki Beyt-i Harami Hacc etmege gidiyorlar!" dediler.Ebrehe "O Beyt neden yapilmistir?" diye sordu."Tastan yapilmistir" dediler.Ebrehe "Onun Üzerine ne örtülmüstür?" diye sordu."Bu ülkeden giden Vasail'den (çizgili ince Yemen kumasindan) örtülmüstür. " dediler.Ebrehe "Mesih üzerine yemin ederim ki: ben size ondan daha iyisini yapacagim ! ' ' dedi.Kayser'e yazarak San'a'da bir kilise yapmak istedigini bildirdi ve bu hususta kendisine yardim edilmesini istedi.Kayser Ebrehe'ye sanatkarlarla Mermer ve mozaik gönderdi.Ebrehe meshur Me'rib Kraliçesi Belkisin metrük sarayindan da ise yarayan tas mermer gibi ne varsa hepsini San'a'ya tasittirdi.Kilisenin insasini çok siki tuttu. Iscilerden her hangi birisi günes dogmadan isinin basinda bulunmayacak olursa Ebrehe'ye götürülür o da ceza olarak o isçinin elini keserdi!EBREHE'NIN KABE'YI YIKMAYA KALKISMASI Nitekim isçilerden birisi isinin basina erkence gelmekte gecikmis günes dogmustu.Cezadan bagislanmasini Ebrehe'den rica etsin diye ihtiyar annesini de yaninda getirmisti.Kadincagiz oglunun mazeretini arz edip bagislanmasini dilemisse de Ebrehe "Ben kendimi yalanci çikaramam!" diyerek isçinin elinin kesilmesini emirtti.Bunun üzerine ihtiyar kadin. Demir baltanla vur (elleri kollari kes) bakalim dedi.Bu gün hakimiyet senin amma her zaman senin degildir. Yarin senden baskasiinin olacaktir ! ' dedi . 'Ebrehe "Onu yanima getiriniz!" dedi. Getirilince kadina "Bu Kirallik benden baskasina da geçecek midir?"diye sordu.Kadin hiç çekinmeden ` `Evet ! ' dedi.Ebrehe Kuleys kilisesinin üzerine cikinca Aden denizini göre bilecek derecede yükseltmek niyetinde idi. Fakat "Bu günümden sonra tas üstüne tas koymayacagim!" diyerek kadinin oglunun elini kesmekten vaz geçti. Halki da çalismaktan af etti Yapilan Kilisenin disindan yüksekligi alt mis zira' idi. 0çten on zira' doldurulmustu.Kiliseye mermer merdivenle çikilmakta idi.Kilise hisarla çevrilmisti Kilise ile hisar arasindaki açiklik her tarafindan iki yüz zira' idi. Kilisenin duvarlari Yemenlilerin Cerup dedikleri süslü taslarla örülmüstü. Taslarin aralarina burçlari andiran ve birbiri içine girmis müselles seklinde yesil kirmizi beyaz sari ve kara taslar konmustu.Kilisenin bütün duvarlari yuvarlak biçiminde kara aban us agaçlari ile bölünmüstüAgaçlar bir adamin kucaklayabilecegi kalinlikta idi.Örülen mermerlerin yüksekligi bir zira' idi.Mermerlerin Üzerine San'a daginin parlak kara taslarindan onlarin üzerine parlak sari taslarindan onlarin üzerine de parlak ak taslarindan örülmüstü .Kulleys kilisesinin duvarlarinin kalinligi alti zira' kapisinin yüksekligi on zira ' genisligi dört zira' idi.EBREHE' NIN KABE'YI YIKMAGA KALKISI Ebrehe kilisenin kapisinin üzerini altin levhalarla kaplatti. altin çivileri birbirlerinden mücevherlerle ayirdi.Kapiya kirmizi büyük bir yakut yerlestirdi.Kulleys kilisesinin kapisindan girilince 40x80 zira' genisliginde nakisla sac agacindan gümüs altin çivilerle tavanlanmis bir ev vardi.Buradan da sag ve sol taraflardan uzunlugu 40 zira'kadar olan bir sofaya girilmekte idi. Sofanin direkleri cini ile kaplanmisti.Sofadan 30X30zira'genisliginde bir kubbeye girilirdi.Kubbenin duvarlari cini ile kaplan mis olup içinde altin gümüs ile süslenmis çelik levhalar bulunmakta idi.Kubbede günesin dogdugu tarafta 1O X 1O zira genisliginde alaca renkte kara mermer konulmus olup Günes vurdugu zaman içeriden kubbeye bakanlarin gözlerini almakta ve günesin ayin isigini k u b b e n i n içine aks ettirmekte idi.HALKIN KULLEYS KILISESINI TAVAF VE ZIYARETE ÇAGIRILISI Ebrehe Kulleys kilisesini yaptirdiktan sonra ona kapicilar bakicilar da tayin etti.Kulleys'in içinde buhur yakilmaga baslandi Kisa zamanda isten misk bulasigindan duvarlar kararip mücevherler görünmez oldu. Ebrehe emr etti. Halk Kulleys'i tavaf ve ziyarete basladilar Ebrehe ayni zamanda bütün Yemen ülkesinde bulunanlara Kulleys'i hacc ve ziyaret etmeleri gerektigini ilan etti.Bu Araplarin çok agrina gitti.Kulleys kilisesine ve onu yaptiran Ebrehe'ye kin bagladilar Hatta bir bedevi Arap Kulleys kilisesinin içerisine pisledi.Bazi Arap kabilelerinden Arabiler Kulleys kilisesinde çalisan hademeleri sarhos ederek kilise içerisine kokmus lesler pislikler attilar.Bunu duyan Ebrehe kizarak bunu muhakkak Araplar yapmistir diyerek öfkelendi ve Kabe'yi yikmak için Necasiden yardim istedi.Necasi yardim maksadiyla elinde bulunan ogünün en iri Fili olan Mahmud`u ve askerlerini gönderdi. Ve Ebrehe Kabe'yi yikmak için yola çiktiKaynak: Islam tarihi |
|
|
|
|
|
#3 (permalink) |
![]() |
FIL VAKASI (EBABIL KUSLARI) Kâbe'yi yikmak üzere büyük bir orduyla gelen Yemen valisi Ebrehe'nin ordusuna saldiran kuslar. Ebâbil Arapça'da "bölükler sürü sürüler" demektir. Kelime Kur'ân-i Kerim'de Fil sûresinin üçüncü âyetinde geçmektedir. Fil sûresinde olay söyle anlatilmaktadir: "Görmedin mi Rabbin fil sahiplerine ne yapti? Onlarin tuzaklarini bosa çikarmadi mi? Üstlerine sürü sürü kuslar gönderdi. Onlara çamurdan sertlesmis taslar atiyorlardi. Nihâyet onlari yenilmis ekin yapragi gibi yapti." (el-Fil 1I5/1-5).Bu olay Hz. Peygamber'in dogdugu yil olmus ve orduda bulunan fil/fillerden dolayi Araplar arasinda "Fil Vak'asi" geçtigi yil ise "Fil Yili" olarak meshur olmustur. Olay kaynaklarda söyle zikredilmektedir:Habesistan Krali Necâsi Ashame'nin Yemen'e hükümdar tâyin ettigi Ebrehe b. Sabbah el-Esrem Mekke'ye giden kervan ve Kâbe ziyaretçilerini çekmek ve San'a sehrini ticaret merkezi haline getirmek üzere burada Kulleys veya Kalis denilen bir tapinak (kilise) yaptirdi. Ancak tapinaga gelen olmadigi gibi Fukaym kabilesine mensup bir Arap veya bir grup Arap kiliseye girerek pislediler. Bunu ögrenen Ebrehe çok kizdi ve Kâbe'yi yikacagina yemin etti. Büyük bir ordu ve gayet iri cüsseli "Mamud" adli fili önde oldugu halde Mekke'ye yöneldi. M.S. 57I veya 571 yilinda altmis bin asker ve on yahut dokuz fille yola çikti. (Ibnü'l-Esir el-Kâmil fi't Târih Nsr: Tornberg Beyrut 1965 I 442).Ebrehe yolda Yemen krali Zû Neferi bozguna ugratti ardindan Has'amlilari yendi ve bunlarin Nufeyl b. Nubeyb adindaki liderinin hayatini bagislayarak kendisine Mekke'ye gidiste rehber yapti. Taif'teyken Sakif'liler tanrilari Lât'i korumak ugruna Ebrehe ile isbirligine yanasip Ebû Regal'i ona rehber olarak verdiler. Ebrehe'nin fillerin destegindeki muazzam ordusunun karsisinda hiçbir ordu dayanamadi ve Kureys'liler bu gelise bakarak Kâbe'nin yikilacagina kesin olarak inanmaya basladilar.Abdülmuttalibin Ebrehe ile Görüsmesi Mekke yakininda Mugammes denilen yerde Ebrehe ordusu çadirlarini kurdu ve çevredeki Mekke'lilere âit develeri yagmaladilar. Burada Ebû Regal öldü. Develerin içinde Abdülmuttalib'in de iki yüz devesi vardi. Ebrehe'nin elçisi Hinata el-Himyeri Mekke'ye giderek Kureys'lilerin ileri gelenleriyle görüstü ve "Kâbe'yi tavaf etmeyi biraktiklari takdirde onlara saldirmayacaklarini" söyledi. Onlara sadece Kâbe'yi yikmak için geldiklerini kendileri ile savasmayacaklarini bildirdi (Ibnü'l-Esir a.g.e. s.443).Abdülmuttalib "Biz onunla savasmak istemiyoruz buna gücümüz de yetmez. Orasi Beytullah'tir eger korursa O (Allah) Harem'i korur" dedi; develerini görüsmek üzere Ebrehe'nin yanina vardi. Abdülmuttalib'e iyi davranan ve önce onu takdirle karsilayan Ebrehe Abdülmuttalib develerini isteyince söyle dedi: "Seni ilk gördügümde gözüme büyük bir sahsiyet olarak görünmüstün. Ama sen Kâbe'nin korunmasini isteyecegin yerde develerinin pesine düsünce gözümden düstün." Abdülmuttalib "Ben develerin sahibiyim. Kâbe'nin de sahibi var O onu korur" dedi.Abdülmuttalib develerini alip Kureys'lilerin yanina döndü onlara olup biteni anlatti ve hepsi muhtemel bir katliâma karsi Mekke'den ayrilip daglara çekildiler.Fillerin Yere Cökmesi Sabaha karsi Ebrehe Mekke'ye ilerledi. Mamud denilen büyük fil sehre yaklâsinca yere çöküverdi; kalkmasi için çok ugrastiklari halde kalkmadi. Öteki fillerin de Kâbe yönünde sürüldüklerinde yere çöktükleri baska bir yöne yöneltildiklerinde kosarak kaçmaya çalistiklari görüldü. Bu mucizeyi olayin sihhati Hz. Peygamber (s.a.s.)'in Kusva adli devesinin Mekke yakinlarinda çökmesi olayinda Nebi (s.a.s.)'in söyledigi sözlerle sâbit olmustur: Devesi çökünce Rasûlullah'in ashâbi "Deve çöktü" dediginde Rasûlullah; "Hayir Kusva çökmedi yalniz onu 'Fili engelleyen' engelledi" buyurmustur. Buhâri ve Müslim'de Rasûlullah (s.a.s.)'in Mekke'nin fethi günü söyle dedigi nakledilmektedir: "Yüce Allah filleri Mekke'ye girmekten alikoydu. Ama Rasûlünü ve mü'minleri oraya gönderdi. Dün oldugu gibi bugün de oranin hürmeti iâde olmustur. Dikkat edin hazir olan olmayana bildirsin. "Kuslarn Ebrehe Ordusuna Saldirmasi Ebrehe ordusu Mekke'ye girerken deniz tarafindan dahâ önce o bölgede hiç görülmemis kirlangica benzer kus sürüleri bir anda ortaya çikarak Ebrehe ordusuna saldirdilar. Gaga ve pençelerinde tasidiklari taslari ve çamurdan balçiklari askerlerin üzerine biraktiklarinda onlar kurumus paramparça olmus agaç yapraklari gibi dagildilar. Rehberleri Nufeyl kaçti askerler kus saldirisinda telef olup feci sekilde öldüler; yolda kalanlar geriye dönenler de helâk oldular. Mekke'liler bu mucizeyi daglardan seyrederken Allah'in irâdesi karsisinda hayret ve dehset içindeydiler. Ebrehe bu saldirida etleri parçalanmis çürümüs halde San'aya dönerken Hasm kabilesinin yasadigi bölgede gögsü ikiye yarilarak acikli sekilde öldü (Kadi Beydâvî Envârü't-Tenzil Fil Sûresi tefsiri).Kuslar ve attiklari taslar hakkinda çesitli rivâyetler vardir. Bu olay Rasûlullah'in dünyaya geldigi yilda vukû buldugundan Peygamberimizin ilk mucizelerinden sayilmistir. Muhammed b. Ishak ve Ikrime o yil çiçek hastaliginin Mekke'de yayginlastigini söylemislerdir. Muhammed Abduh (v. 19I5) bu rivâyetlerden hareketle Kur'ân'da geçen "Tayran Ebâbile" ifâdesiyle kastedilenin "sinekler" oldugunu ayaklarinda salgin hastalik mikrobu tasiyan sinek sürülerini Allah'in Ebrehe ordusuna musallat kildigini belirtmektedir. Yeryüzünün en ihtisamli ordusu ve hayvanlari (filleri) ile gelen Ebrehe ve ordusunu Allah bir ibret olsun diye gözle görülemeyen küçük canlilarla mikroplarla helâk etmistir. Bu görüsü yukarida zikrettigimiz gibi daha önce ilk siyercilerden Muhammed b. Ishak da kaydetmistir.Bu tefsirde önemli olan husus; Muhammed Abduh Resid Riza ve diger bazi müfessirlerin Allah'in olaganüstü fevkalâde harikulâde mucizesi ile bu Allah düsmani orduyu helâk edisini dile getirmeleridir. Tefsirlerde kuslarin mâhiyeti hakkinda degisik görüsler bulunmaktadir. Ibn Abbas ile Dahhak Ebâbil'i "birbiri arkasindan gelenler" diye yorumlamislardir. Hasan-i Basri ile Katâde "çok" mânâsina; Ibn Zeyd "çesitli sagdan soldan gelenler" mânâsina; Mücâhid "toplu halde arka arkaya gelen" mânâsina geldigini söylemislerdir. Kuslarin bölük bölük karisik türde olduklari anlasilmaktadir. Rivâyetlerde kuslar; kirlangica keklige sigirciga yarasaya hatta "zümrüdü anka"ya benzetilmektedir ."Siccil" kelimesi tas ve çamur demektir. Yahut çamurla sivanmis tas anlamina gelir. "Asf" kelimesi agaç yapragi anlamina gelir. Haserelerin agaç yapragini yiyip ufalttiklarinda yaprak yenik yenik hale gelir ki sûrede anlatilmak istenen budur.Sûrenin anlami; Allah'in Kâbe'nin müdafaasini müsriklere birakmadigini saldirganlari alisilmadik sekilde helâk ettigini bize anlatmaktadir.Olayin Gerceklestigi Yer Fil olayi Müzdelife ve Mina arasindaki Muhassab vadisi arasinda bulunan Muassib'da meydana gelmistir. Müslim ile Ebû Dâvûd Câbir'den rivâyetle onun söyle dedigini yazarlar: "Rasûlullah Müzdelife'den Mina'ya hareket ettigi zaman Muassib vadisin de hizlanmisti." Imam Nevevî bunu söyle izah etmistir: "Ashâb-i Fil olayi burada cereyan etmistir. Onun için sünnet olan hacilarin buradan hizla geçmesidir" (Mevdûdî Tefhimul Kur'an Trc: Muhammed Han Kayani ve digerleri Istanbul 1988 VII 238)Imam Mâlik de Hz. Peygamber'den "Müzdelife durma yeridir ama Muassib vadisinde durulmamalidir" hadisini nakleder.Müsrik Kureyslileri bu olay o kadar etkilemistir ki üç yüz altmistan fazla Kâbe putunu unutup yedi yahut on sene Allah'a tapmislardir. Fil sûresin de Allah Ashâb-i Fil'in aci âkibetinin fecâatine sadece ana hatlariyla deginmis ve müsriklere Hz. Muhammed (s.a.s.)'in dâvetine karsi çiktiklarinda onlarin baslarina gelebilecek acikli azabi hatirlatmistir.Kaynak: Islam tarihi |
|
|
|
|
|
#4 (permalink) |
![]() |
![]() HASIMÎLER Peygamberimizin atasi Abdülmenaf'in oglu Hâsim'in soyundan gelenlere verilen isim. Hâsim ticaretle ugrasan zengin ve cömert biriydi. Asil adi Amr'dir. Rivayete göre bir kitlik yilinda Filistin'e giderek oradan un satinalmis ve Mekke'ye getirerek ekmek yaptirmis kestirdigi hayvanlarin et suyuna ekmek dagitarak tirid ikraminda bulunmustur. Bu nedenle Arapça'da kirmak anlamina gelen (heseme) fiilinden müstak olan Hâsîm adi verIlmistir (Ebu Ca 'fer Muhammed b. Cerîr et-Taberi "Tarîhü'r-Rusül ve'l-Millûk" nsr. Anneles III 1088; Ibnu HIsam "es-Sîretil'n-Nebeviyye I 107).Taberi'ye göre; Hâsim Rûm ve Gassân hükümdarlarindan Kureys için dokunulmazlik hakki saglamis Sam'a yaz seferleri Yemen'e de kis seferlerini O ihdas etmis bilahere bu bir âdet haline gelmistir. Yine Taberî'nin rivayetine göre Hasîm bir seferinde Medine'ye ugramis Amr b. Zeyd'e misâfir olmus Amr'in kizi Selma'yi görüp onunla evlenmek Istemisti. Baba kizinin kendi yaninda dogum yapmasini sart kostu. Hasîm de bu sarti kabul edip Sam'a gitti. Dönüsünde Selma ile evlendiler. Hasîm Selma'yi alip Sam'a götürdü. Dogum yapma günü yaklasinca O'nu alip Medine'ye babasinin evine getirdi kendisi tekrar Sam'a döndü.Hâsim'in dört oglu ve bes kizi vardi. Soyu çocuklarindan Seybe (Abdulmuttalib) ile devam etmis ve bu soydan gelenlere Hâsimogullari (Benu Hâsim) denmistir. Hâsim'in Abdulmuttalib'den baska erkek çocuklarinin nesilleri devam etmemistir (Taberî a.g.e. III 1082).Hasîmîler Kureys Kabilesinin bir koludur. Peygamberimiz de bu boydandir. Hasîmîler Islâmiyetten önce de hem Mekke'nin hem de Kureys Kabilesinin yöneticisiydi. Çok onurlu bir is sayilan Kâbe bekçiligi ve hac Isleri ne bakmak da ayni ailenin elindeydi. Hasîmîler ile Kureys Kabilesi'nin bir baska kolu olan Emevîler arasinda öteden beri bir çekisme vardi. Rivayete göre Hasîm ile kardesi Abdu Sems Ikiz olarak dünyaya gelmisler bunlardan birinin parmagi digerinin alnina yapisik iken ayrIlmis bu esnada kan akmis bundan da ileride bu Iki kardes arasinda kan dökülecegi sonucu çikarIlmis (Taberî a.g.e III 1089).Islâmiyet'ten sonra bu çekisme bir süre diner gibi olur. Ancak Hasimîler'den olan Hz. Ali'nin halife seçIlmesiyle çekisme yeniden alevlenir. Emevîlerden Muaviye Sam'da güçlü bir yönetim kurmus ve Hz. Ali'ye isyan edip savas açmisti. YenIlmek üzere olan Muaviye entrika ile savasi kendi lehine çevirmeyi basarmis neticede mücadeleden galip çikmisti. Bundan sonra Emevîler Islâm Dini'nin getirdigi halifeligin sûra ile belirlenmesi usulünü kaldirdilar. Halifelik babadan ogula geçen bir saltanat kurumu haline geldi. Ancak bu durum çok sürmedi. Halk yer yer Emevîlere karsi direnise geçti. Bu arada Hz. Ali'nin oglu Hasan zehirlenerek öldürüldü. Ikinci oglu Hüseyin ise bütün aile üyeleriyle birlikte Kerbelâ'da kiliçtan geçirilerek sehid edildi. Fakat sonradan Emevîler Hâsimîlerin bir kolu olan Abbasiogullari (Peygamberimizin amcasi Abbas'in soyundan gelenler) tarafindan ortadan kaldirildilar. Son Emevî hükümdari Mervan el-Himer (esek Mervan) da öldürüldü ve iktidarlari böylelikle son buldu (132/750).'Tarihe Abbâsî saltanati adiyla geçen Hasîmogullari'nin bu seferki iktidarlari Ebu'l-Abbâs es-Saffah (kan dökücü) ile basladi. Mogol hükümdari Hülâgu'nun saldirilarina maruz kalan bu devlet de 1258 tarihinde ortadan kaldirildi.Hasîmogullari bu tarihten I. Dünya savasina kadar Mekke Serifligi gibi sembolik ve mahalli bir görevin disinda önemli bir rol oynamadilar. Mekke Serifi Hüseyin b. Ali (1852-1951) Ingilizlerle anlasarak I. Dünya savasinda Osmanlilara karsi ayaklanmis Osmanlilar yenilerek Arap topraklarindan çekilince kendisini Hicaz krali ilân etmisti (1916).Daha sonra Necid prensi (Suudi Arabistan Devleti'nin kurucusu) Abdülaziz b. Suud (1880-1953) Hüseyin'i Hicaz'dan çikartti. Ancak Hüseyin 0ngilizlerin destegini saglayarak oglu Faysal'i Irak'a Abdullah'i da Ürdün'e kral yaptirdi. Ürdün'e kral olan Abdullah Filistin'in bölünmesi konusunda 0srail ile anlastigi iddiasiyla Filistinli bir genç tarafindan öldürüldü. Hâsimî iktidari Irak'ta 1958 yilina kadar sürdü. 14 Temmuz 1958 günü basta kral II. Faysal olmak üzere ailenin birçok mensubu öldürüldü ve yapilan askerî darbe ile Hâsimîlerin bu ülkedeki iktidarlari son bulda.Ancak bugünkü Ürdün krali Hüseyin kendisinin Hasîmî soyuna mensup oldugunu iddia etmektedir.Halid ERBOGA |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) |
![]() |
![]() PEYGAMBERiMiZiN DOĞUMU Peygamberimiz Fil vakasindan 50 gün sonra Rebiullevvel ayinin on ikinci Pazartesi günü tan yeri agarirken Mekke'de dogdu.PEYGAMBERIMIZ DOGDUGUNDA BAZI HADISELER VUKU'A GELDI Peygamberimiz dogdugunda bazi hadiseler vuku a geldi bunlardan bazilarini söyle siralayabiliriz:Peygamberimiz Anadan Sünnetli ve göbegi kesik olarak dogdu. Peygamberimiz dogarken çocuklarin yere düstükleri gibi düsmeyip ellerini yere dayamis basini semaya kaldirmis olarak dogdu.Peygamberimiz dogdugu zaman bir yildiz dogmus ve bilginler bu yildizin dogdugu gece Ahmed dogmustur Dediler.Bir çok Yahudi Alimi Tevrat tan inceleme ile peygamberimizin bu gecede dogdugunu yakinlarina bildirmislerdir.Peygamberimiz dogdugu gece Kisranin sarayindan on dört serefe yikildi. Iranlilarin bin yildan beri hiç sönmeden yanan Atesgedeleri sönüverdi.Save Gölünün suyu çekildi.Sema ve Vadisini su basti.Iran Sahi Araplarin ülkesini istila edecegini rüyasinda gördü ve telasa düstü.PEYGAMBERIMIZIN BABASI HZ.ABDULLAH Peygamberimizin babasi Hz. Abdullah Kureys'in ileri gelen delikanlilarindan idi. Güzel yüzlü iki gözü arasinda peygamberlik nurunu tasiyordu.Mekkenin bütün genç kizlari onunla evlenmek için can atarlardi.Babasina o kadar itaatliydi ki babasinin izinden hiç çikmazdi.Hatta birinde babasi Abdulmuttalip Allaha dua etmis ve "Allahim eger bana on erkek evladi verirsen onlardan birini senin için kurban edecegim"demis on evladi olunca da Allaha verdigi sözü tutmak için oglu Abdullahi kurban etmek istemistir.Oglu Abdullah babasina itiraz etmemis ve boyun egmistir Etraftan yapilan elestirilerle oglunu kurban etmekten vaz geçmis onun yerine 100 Adet Deve kurban etmistir. Hz. Abdullah hz. Amine ile evlendikten Kisa bir müddet sonra gittigi ticaret kervanindan dönerken yolda hastalandi. Medine'de dayisi Beni Adiy bin. Neccarin yaninda bir ay hasta aldiktan sonra vefat etti.Hz. Abdullah vefat ettigi zaman Peygamberimiz henüz Anne karninda alti aylikti.PEYGAMBERIMIZIN SÜT ANNEYE VERILISI Yeni dogan çocuklari süt anneye vermek; Kureys ve sair Arap esrafinin adeti idi. Bu da; kadinlarin kocalari ile daha iyi mesgul olmalarini ve çocuklarinda özellikle havasinin güzelligi rutubetinin azligi ve suyunun tatliligi ile taninan yerlerde yasayan serefli kabileler arasinda saglam vücutlu siki etli cesaretli yetismelerini ve düzgün pürüzsüz konusmayi ögrenmelerini saglamak içindi.Mekke çevresinde ve Harem içinde oturan kabilelerden Süt annesi olanlar her yil iki defa yaz ve güz olmak üzere Mekke'ye gelirler çocuklari alip götürürlerdi.Peygamber efendimizi(A.S) Ben'i Sa'd b.Bekr kabilesinden Süt annesi Halime hatun götürdü. Peygamberimizin Süt kardesleri sunlardir:: Abdullah b. Haris Üneyse binti.Haris Seyma bint-i Haris.Peygamberimizi Yetim oldugu için Arap kadinlari kabul etmemis; sadece kabilesine götürecek çocuk bulamayan Halime eli bos gitmemesi için peygamberimizi kabul etmisti.Peygamberimizi aldiktan sonra Halime ve Ailesinin yasam tarzi bir anda degisti.Bunlardan bazilarini Halimenin dilinden dinleyecek olursak; Halime Hatun der ki;" 0çinde bulundugumuz kuraklik ve kitlik yilinda hiç bir seyimiz kalmamisti. Ben kir merkebimin üzerinde idim.Yanimizda yasli bir devemiz vardi bize bir damla süt vermiyordu.Üzerinde bulundugum merkebin agir yürümesi yol arkadaslarimi çileden cikartiyordu.Nihayet Mekke'ye varip emdirilecek oglan çocuklari aramaya basladk. 0çimizden hiç bir kadiin Muhammedi almak istemiyor ondan uzak duruyorduk. Çünkü bizler emdirecegimiz çoçugun babasindan bahisse kavusmayi ve ondan armaganlar almayi bekliyorduk.Bir ara Muhammed in dedesi Abdulmuttaliple karsilastim bana; Ismin nedir ?diye sordu.Halime dedim. Bana;Ey Halime! Benim yanimda bir yetim çocugum var onu emzirmek için Beni Sa'd kabilesi kadinlarina teklif ettim öksüz oldugu için kabul etmediler. Sen kabul eder misin? Ben "bana biraz müsaade ette kocama bir danisayim"dedim.Hemen kocamin yanina döndüm ona haber verdim. Kocam izin verince Muhammedi aldim.Muhammed bize gelince evimiz öyle bereketlendi ki kocam la hayretler içinde kaldik.Sütü çekilmis olan devemizde sütler fazlaca akmaya zayif olan merkebimizi yolda baska hiç bir binek hayvan geçememege davarlarimiza inen süt hiç bir davara inmemeye basladi.Peygamberin Çocuklugu daha degisikti. Daha iki Aylik iken her tarafa yuvarlanmaya çalisiyordu.Üç Aylik olunca day durmaya çalisiyordu.Dört Aylik olunca duvara tutunup yürüyordu.Bes Aylik olunca bir yere tutunmadan yürüyebiliyordu.Alti Ayi tamamlayinca yürümeyi hizlandirmisti.Yedi Aylik iken her tarafa gidebiliyor kosabiliyordu. Sekiz Aylik iken konusuyor konusulani anlayabiliyordu.On Aylik iken Ok atabiliyordu. Iki Yili doldurdugu zaman oldukça iri ve gösterisli bir çocuk olmustu.Onu Annesine götürdük Amma biz Onun yüzünden gördügümüz hayir ve bereketten dolayi Yanimizda bir müddet daha tutmaya çok istekli bulunuyorduk.HZ.AMINENIN MEDINE ZIYARETI VE VEFATI Hz. Amine Peygamberi de yanina alarak Medine'deki Neccar ogullarindan olan Dayilarini ziyarete gitti. Orada peygamberle bir ay kadar misafir oldular.Yahudi kavmi peygamberimizi orada görünce onu devamli kontrol edip hal ve hareketlerine dikkat ediyorlardi. Hz. Amine Yahudilerin Peygamberimiz hakkinda takindiklari tavirlardan korkmaya basladi Ve acilen Mekke ye dönmek için yola koyuldular. Hz. Amine Mekke'ye gelirken yolda hastalanip Evba köyünde durakladi.Basucunda duran Peygamberimizin yüzene bakti.Sonra da söyle hitap etti:"Ey çekilen dehsetli ölüm okundan Allah in lutfu ve yardimi ile yüz deve karsiliginda kurtulan zatin oglu!Allah Seni mübarek ve devamli kilsin! Eger rüyada gördüklerim dogru çikarsa Sen Celal ve bol ikram Sahibi tarafindan Adem ogullarina helal ve harami bildirmek üzere gönderileceksin! Allah Seni milletlerle birlikte devam edip gelen putlardan putperestlikten de esirgeyecek alikoyacaktir.Her canli varlik ölecektir. Bende ölecegim.Fakat temelli anilacagim Çünkü temiz bir ogul dogurmus arkamda hayirli bir ani birakmis bulunuyorum demistir.Ve hz. Amine Ebva da vefat etti.Hazret-i Amine vefat ettiginde 30 yaslarinda idi. |