İnsan için çok büyük iki tehlike vardır ki; biri umumiyetle gençlikte

diğeri de ekseriyetle yaşlılıkta kendisini gösterir: Bunların ilki

yolun başında hep nazari bilgilerle sınırlı kalmak; ikincisi ise

yolun sonunda her şeyi bir kültür şeklinde

şuursuzca ele almaktır.
Bir devrede insanı aldatan husus

işin sadece nazariyesi ile meşgul olmak ve amelîde derinleşmeyi düşünmemektir. Öyle kimseler vardır ki

sorduğunuz her meseleyi bilirler; daha siz "ihlâs" demeden onlar "İhlas Risalesi"ni ezberden okuyuverirler; "Besmele"ye dair olan Birinci Sözü ezbere bilirler; "uhuvvet" kelimesini duyar duymaz

hafızalarına nakşettikleri "Uhuvvet Risalesi"ni gözlerinin önüne getirirler. Heyhat ki

her söz

her tavır ve her davranışlarıyla sürekli kendilerini nazara vermekten bir türlü kurtulamazlar; hep "desinler"

"görsünler"

"duysunlar" mülahazalarına bağlı hareket ederler. "Birinci Söz"ü okumaya başlarken bile

dersi "Besmele"yle açmayı hatıra getirmezler. "Kardeşlik" derken dahi hiç utanmadan çok rahatlıkla dost ve arkadaşlarının gıybetini yapabilirler.
İşte

böyleleri nazarîde kalmış ve kat'iyen amelîye geçememiş zavallı insanlardır. İmanı sinesine yerleştirememiş

inancı gönlüne oturtamamış

onu -moda tabirle- içselleştirememiş zayıf karakterli kimselerdir. İlim adına da bir yönüyle disketleşmiş insanlardır bunlar. Bazı kitapları okurlar ve bir kısım fihristleri fişlerler; fakat ham malumatı kafalarına öylece doldururlar

bilgiyi marifete dönüştüremezler. Bu açıdan da

bunlar

nazarîyi amelî olanla derinleştirememiş

ilmi irfan ufkuna yükseltememiş

inancı tavırlarına mal edememiş

dahası kendisiyle yüzleşemeyen ve nefsini sorgulayamayan disketleşmiş dimağlardır.
Şayet

insan namazı ikâme etmediği zaman hayatında bir boşluk hissetmiyorsa

onu henüz karaktere tebdîl edememiş demektir. Namazı vaktinde kılmayan

cemaate yetişememesine aldırmayan

hemen her tesbihatı ciddiyetle tamamlamayan ve bunları yapmadığından dolayı içinde hiçbir burukluk duymayan bir kimse

bütün bu meselelerde nazarîde kalmış

onları tabiatının bir derinliği haline getirememiş ve benliğine mal edememiş sayılır ki; işte bu

uhrevî hayat hesabına çok büyük bir tehlikedir.
İkinci tehlike ise

nazarîden amelîye geçmek ama zamanla o ameli folklora dönüştürmektir. Bir insan

belli bir noktada İsm-i A'zamın tecellilerine mazhar olsa ve başını kaldırdığı zaman İsrafil'in azametli heykelini görecek keyfiyete erse bile

şayet bir süre sonra meseleyi sadece kültürün bir parçasıymış gibi ele almaya başlarsa

onun karbonlaşması ve yıkılıp gitmesi kaçınılmaz olur. Sadece semayla

semahla

mevlitle

gazelle ve gırtlak ağalığı yapan bazı kimselerin ilahileriyle müteselli olma

bir kültür faslına ve sönme dönemine adım atma demektir. Karbonlaşmamak

yıkılmamak

sönmemek ve dinin amelî yanını kültüre kurban etmemek için İslam'ın her meselesini şuurluca ele almak lazımdır.