![]() |
|
|||||||
| Din Kültürü Din Kültürü Ders ve Projelerini Paylaşabileceğiniz Alan. |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
H Z . NUH A.S.
Hz. Nuh İdris aleyhisselamın göğe çıkarıldıktan sonra azan insanlara peygamber olarak gönderildi. İnsanlar putlara tapmaya başladı. Cenab-ı Hak bunun için Nuh aleyhisselamı peygamber olarak gönderdi. O zaman 50 yaşında idi. Yıllarca insanları dine davet etti putlara tapınmaktan sakındırdı ve Allahü Tealaya ibadet etmelerini söyledi. Ama Nuh aleyhisselama kendi oğlu Yam yani Ken'an bile iman etmedi hatta alaya alıp işkence ettiler: « Andolsun ki Nuh'u elçi olarak kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim ! Allah'a kulluk edin sizin ondan baska tanrınız yoktur. Dogrusu ben üstünüze gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum » (A'raf 59) . Nuh aleyhisselam insanların davetine icabet etmedikleri için onlara beddua etti:« (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin ancak şaşkınlıklarını artır » (Nuh 24) . Allahü Teala da bundan sonra Nuh aleyhisselam'a gemi yapmasını emretti: « Gözlerimizin önünde ve vahyimiz (emrimiz) uyarınca gemiyi yap ve zulmedenler hakkında bana (bir şey) söyleme ! Onlar mutlaka boğulacaklardır ! » (Hud 37) . Gemi bitince tufan oldu (denizler taşti ve her taraf su oldu). Nuh aleyhisselam sayısı 80 kisi kadar olan mü'minler ile 3 katlı olan gemiye bindi. Nuh aleyhisselam gemiye her hayvandan birer çift aldı. Oğlu Ken'an'i da gemiye almak istedi ama o "Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım" dedi gemiye binmedi ve hemen bir dalga onu alıp boğdu. Allah Teala da Nuh aleyhisselamın bu oğlu hakkında af dilemesine karşılık: « (...) Ey Nuh ! O asla senin ailenden değildir. Çünkü onun yaptığı kötü bir iştir. O halde hakkında bilgin olmayan bir şeyi benden isteme.(...) » (Hud 46) buyurdu. Sular dağları aştı insanlar ve hayvanlar telef oldu. 150 gün geçtikten sonra Allahü Teala: « Yere suyunu Çek; göğe: ey gök sen de yağmurunu tut » buyurdu ve bunun üzerine yağmur durdu sular çekildi. Gemi Irak'taki Cudi dağına oturdu. Hz. Nuh'a inanıp kurtulan insanlar aç oldukları ve dağda yiyecek olmadığı için Nuh aleyhisselamın emri üzerine ellerinde olan bütün yiyecekleri birleştirdiler ve böylece ilk defa Aşure yemeğini yaptılar. İnsanlar Nuh aleyhisselamın 3 oğlu Sam Ham ve Yafes'ten türediği için Hz. Nuh'a ikinci Adem de denir. Nuh aleyhisselamın 1000 yaşında vefat ettiği söyleniyor ama Kur'an-ı Kerim'de : « Andolsun ki biz Nuh'u kavmine gönderdik de o 1000 yıldan 50 yıl eksik bir süre yanlarında kaldı.(...) » (El-Ankebut 14) geçiyor. . Hz. Nuh gemicilerin ve marangozların piri sayılır çünki bu işleri Allah'ın ihsanıyla ilk defa o yapmıştır.Hz. Nuh'un evladlarına vasiyeti « Bunlardan (ilk) ikisini bırakmayınız ikisini de hazer ediniz (yapmayınız)1. La ilahe illallah 2. Subhanallah vebi hamdihiy'dir 3. Gavurluktan (sakının) 4. Kibir ('den sizi nehyederim) » ßuyur Kardesım aLıntıdır |
|
|
|
|
|
#5 (permalink) | ||
![]() |
Alıntı:
ßak ßide şöyLe ßişe var işine yararmı ßiLmem ![]() Hazreti Nuh'un 950 Yıl Süren Örnek Tebliği Hz. Nuh Kuran'ın pek çok ayetinde üstün ahlakı ile övülen bir peygamberdir. Kavminin inkar eden önde gelenleri Hz. Nuh ve ona tabi olan kişileri hak yoldan çevirmek için tuzaklar kurmuş çeşitli iftiralar atmış onları kendilerince küçük görmüşlerdir. Yaptıklarının karşılığı olarak Allah bu kavmi dünya hayatında büyük bir tufan ile cezalandırmıştır. Hz. Nuh'un 950 yıl içlerinde yaşadığı kavmine yaptığı tebliğ ve kavminin iftira ve tehditlerine karşı gösterdiği sabır bütün müminler için güzel bir örnektir. Resuller insanlara Allah'ın varlığını ve birliğini anlatan onlara Allah'ın dinini tebliğ eden Allah yolunda yapmaları ve sakınmaları gereken hükümleri bildiren onları cehennem azabına karşı uyaran ve cennetle müjdeleyen mübarek insanlardır. Yüce Rabbimiz bir rahmet olarak tüm topluluklara onları Allah'ın yoluna çağıran üstün ahlaklı resuller göndermiştir. Kuran'ın pek çok ayetinde resullerin üstün özelliklerinin yanı sıra toplulukları din ahlakına çağırırken kullandıkları akılcı ve hikmetli üslup ve tebliğ yöntemleri de bildirilmiştir. Resullerin hayatı ve mücadeleleri düşünen ve öğüt almasını bilen müminler için güzel örneklerle doludur. Müminler resuller arasında hiçbir ayrım yapmadan onların Kuran'da aktarılan güzel tavır ve davranışlarını üstün ahlaklarını kendilerine örnek almalı onların öğüt ve tavsiyelerine uyup uyarılarına büyük önem vermelidirler. Bu elçilerden biri de büyük bir sabırla uzun yıllar kavmini hak yola çağıran Hz. Nuh'tur. Hz. Nuh'un tebliğ görevi bir ayette şöyle bildirilmektedir: Şüphesiz Biz Nuh'u; "Kavmini onlara acı bir azap gelmeden evvel uyar" diye kendi kavmine (Peygamber olarak) gönderdik. (Nuh Suresi 1) Hz. Nuh Kavmine Güvenilir Bir Elçi Olduğunu Bildirmiştir Hak dinin yaşanmadığı bir toplumda insanlar karşılarındaki kişilerin muhakkak bir menfaat gözettikleri için kendilerine yaklaştığını düşünürler. Onların mutlaka bir karşılık beklediklerini maddi menfaat sağlamak toplumda itibar kazanıp lider olmak gibi gizli amaçları olduğunu düşünürler ve sürekli bir güvensizlik yaşarlar. Bu nedenle Allah'ın hak dinini tebliğ etmek için gönderilen elçiler tebliğleri sırasında kavimlerine öncelikle güvenilir olduklarını vurgularlar. Hz. Nuh'un da tebliği sırasında güvenilirliğini şu şekilde vurguladığı bildirilmektedir: Nuh kavmi de gönderilen (Peygamber)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Nuh: "Sakınmaz mısınız?" demişti. "Gerçek şu ki ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin." (Şuara Suresi 105-108) Peygamberler ömürleri boyunca yalnızca Allah emrettiği için insanlara yaklaşıp tebliğ yaparlar. İnsanlardan hiçbir beklentileri yoktur. Bu nedenle güvenilir olduklarını belirtmenin yanında insanlardan hiçbir beklentileri olmadığını yaptıklarının karşılığını sadece Allah'tan beklediklerini de önemle vurgularlar. Hz. Nuh'un da kavmine hitap ederken bu gerçeği vurguladığı ayette şöyle bildirilmiştir: "Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir." (Şuara Suresi 109) Hz. Nuh Kavmini Yalnızca Allah'a Kulluk Etmeye Çağırmıştır Hz. Nuh kavmini içinde bulundukları batıl dini bırakarak yalnızca Allah'a kulluk etmeye davet etmiştir. Onları uyarıp korkutmuş elçilere uymayıp gerçeği inkar edenlerin ahirette azapla karşılaşacaklarını tebliğ etmiştir. Bu konuyla ilgili ayetlerde şöyle buyrulmuştur: Andolsun Biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara "Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım" (dedi). (Hud Suresi 25-26) Hz. Nuh aynı zamanda kavmine Allah'tan başka İlah olmadığı gerçeğini de anlatmıştır. Daha sonra onları Allah'tan bağışlanma dilemeye davet etmiş ve onlara Allah'ın bağışlayıcı olduğunu O'na yönelip bağışlanma dilemeleri karşılığında Allah'ın bol nimetler vereceğini müjdelemiştir. Hz. Nuh'un tüm müminler için örnek olan bu tebliği ayetlerde şöyle bildirilmiştir: "Bundan böyle" dedim. "Rabbiniz'den mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O çok bağışlayandır. (Öyle yapın ki ) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın. Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin ırmaklar da versin." (Nuh Suresi 10-12) Ancak kavmi bütün inkarcı kavimlerin yaptığı gibi Hz. Nuh'un çağrısına şüpheyle yaklaşmıştır. Kavminin inkarını hisseden Hz. Nuh onlara etki edecek ve düşünmelerini sağlayacak sözler söylemiştir. Kendi yaratılışlarındaki ve içinde bulundukları kainattaki bazı harikalıkları hatırlatmıştır. Her biri Allah'ın birer mucizesi olmasına rağmen görmezlikten geldikleri bu hakikatleri anlatarak onların düşünmelerini sağlamaya çalışmıştır. Rabbimiz Hz. Nuh'un kavmine bu konudaki hitabını şöyle haber vermiştir: "Size ne oluyor ki Allah'tan bir vakarı ummuyorsunuz? Oysa O sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır. Görmüyor musunuz; Allah yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır? Ve Ay'ı bunlar içinde bir nur kılmış Güneş'i de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. Allah sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi. Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır. Allah yeri sizin için bir yaygı kıldı. Öyle ki onun içinde geniş yollarında gezip-dolaşırsınız diye." (Nuh Suresi 13-20) Göklerde yerde ve insanın yaratılışında sayısız ayetler mevcuttur. Aklını kullanıp düşünen insanlar için bunların her biri Allah'ın varlığının birer delilidir. Tüm diğer elçiler gibi Hz. Nuh da insanlara Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmak için bu hakikatleri kullanmıştır. İnsanlara Allah'ın varlığını ve birliğini anlatmak bütün müminlerin görevidir. Müminler her konuda olduğu gibi bu konuda da elçileri örnek almalı Hz. Nuh ve diğer elçilerin yaptığı gibi insanlara bu iman hakikatlerini anlatarak onları düşünmeye davet etmelidirler. Hz. Nuh Kendisine Atılan İftiralara Karşı Kavmine Allah'ı Hatırlatarak En Akılcı Cevapları Vermiştir Tarih boyunca Allah'ın elçileri gönderildikleri kavimlerin inkarcı ileri gelenlerinin çeşitli iftiraları ile karşı karşıya kalmışlardır. Hz. Nuh'un kavmi de peygamberlerine itaat etme konusunda direnmiş ve kendilerince onu yıldırmak için birçok iftira atmışlardır. İnkarcıların attıkları iftira ayette şöyle bildirilmiştir: Kavmimin önde gelenleri: "Gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz" dediler. (Araf Suresi 60) Allah'ın elçileri karşılaştıkları her zorluk gibi bu iftiralara karşı da Allah'tan yardım dilemiş hiçbir yılgınlık belirtisi göstermeden sabırla yollarına devam etmişlerdir. Hz. Nuh da kavminin bu çirkin ithamlarını tevekkül ile karşılamış onlara güzel bir karşılık vermiştir. bu gerçek ayetlerde şöyle bildirilmiştir: O: "Ey kavmim bende bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' yoktur; ama ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim." dedi." Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca) Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan biliyorum." (Araf Suresi 61-62) Ardından kavmi Hz. Nuh'u yalancılıkla suçlamıştır. Her devirde inkarcıların kendilerine doğruyu anlatan elçilere yönelttikleri bu iftiraya karşı Hz. Nuh'un şu cevabı verdiği bildirilmiştir: "Dedi ki: "Ey kavmim görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben "Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve Rabbim bana Kendi Katından bir rahmet vermiş de (bu ) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız?" "Ey kavmim ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim yalnızca Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum." (Hud Suresi 28-29) İnkarcıların Çeşitli Koşullar Öne Sürmeleri İnkar edenler kendilerine gelen elçilere tabi olmamak için çeşitli koşullar öne sürmüşler ve bunların yokluğunu bahane ederek inkarlarını devam ettirmişlerdir. Elçilerin mucize göstermelerini istemiş fakat gördükleri mucizeler karşısında da tavırlarında bir değişiklik yapmamışlardır. Ardından daha başka koşullar öne sürmüş elçilerin toplumun ileri gelenlerinden biri olması veya malca kendilerinden üstün olması gerektiğini söylemişlerdir. Bununla da yetinmeyip onların insan değil melek olmaları gerektiğini iddia edebilmişlerdir. Hz. Nuh'un kavmi de bu bahaneleri öne sürmüştür. Hz. Nuh'un kavminin inkarcı ileri gelenlerine verdiği cevap ise Kuran'da şöyle haber verilmiştir: "Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine Allah kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir." (Hud Suresi 31) Allah'ın görevlendirdiği elçilerin mal varlığının ve toplumsal statülerinin üstün olması gerektiğini ileri sürmek ve onlardan mucize göstermelerini beklemek elçilere inanmayıp karşı gelen inkarcıların tarih boyunca sergiledikleri bir tavırdır. Bu onların akıllarını kullanmayan derin düşünmekten uzak yüzeysel insanlar olmalarından kaynaklanmaktadır. Şahsi menfaatlerini her şeyin üzerinde gören bu insanlar elçileri kurulu düzenlerine toplumdaki itibar ve mevkilerine karşı bir tehdit olarak görmüş ve bu değerli insanları bunları ele geçirmeye çalışmakla itham etmişlerdir. Oysa elçilerin dünyaya yönelik hiçbir beklentileri yoktur. Onların tek amacı Allah'ın emirlerini eksiksiz olarak yerine getirmek insanlara doğru yolu gösterip onların sonsuz ahiret hayatında kurtulanlardan olmalarını sağlamaktır. Allah dünya hayatında zenginliği makamı ilmi ve dünyaya ait her türlü nimeti dilediği kişiye verebilir. Ancak bunlar birer üstünlük ölçüsü değil yalnızca imtihan vesilesidirler. Bu tür dünyevi değerleri bir üstünlük alameti olarak değerlendirmek ise sonsuz ahiret hayatını göz ardı eden geçici dünya hayatına razı olup ondan tatmin olan insanlara özgü büyük bir yanılgıdır. Allah bu kişilerin ahirette karşılaşacakları durumu şöyle bildirmektedir: Bizimle karşılaşmayı ummayanlar dünya hayatına razı olanlar ve bununla tatmin olanlar ve bizim ayetlerimizden habersiz olanlar; İşte bunların kazandıkları dolayısıyla barınma yerleri ateştir. (Yunus Suresi 7-8) Hz. Nuh Tebliğ İçin Her Yolu Denemiştir Hz. Nuh büyük bir kararlılıkla direnmelerine rağmen kavmini doğru yola davet etmekten vazgeçmemiştir. İman etmeleri için her türlü yolu denemiştir. Onları açıkça din ahlakını yaşamaya davet ettiği gibi gizli yollarla da tebliğ yapmaya çalışmış değişik yöntemler kullanmıştır. Ancak tüm çabasına rağmen kavmi inkarda direnmiştir. Nuh kavminin bu durumu ayetlerde şöyle bildirilmiştir: Dedi ki: "Rabbim gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum. Fakat davet etmem bir kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben onları bağışlaman için her davet edişimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler. Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim." (Nuh Suresi 5-9) Hz. Nuh gibi Allah'ın gönderdiği tüm diğer elçiler de durmaksızın insanları Allah'ın yoluna çağırmışlar çok çeşitli yöntemler deneyerek insanların vicdanlarını harekete geçirmeye böylece onların iman etmelerine vesile olmaya çalışmışlardır. Allah'ın "iyiliği emredip kötülükten men etme" emrini mutlak surette yerine getirmek peygamberler gibi salih müminlerin de üzerine düşen önemli bir sorumluluktur. Müminler bu emri yerine getirirken çeşitli zorluklarla karşılaşabilirler. Burada önemli olan vazgeçmeden büyük bir kararlılıkla bu emri yerine getirmeye çalışmak Hz. Nuh'un yaptığı gibi zamanın tüm imkanlarını kullanarak açık ve gizli her türlü yöntemi denemektir. Zira Allah kurtuluşa erenlerin bu görevi yerine getirenler olduğunu bildirmektedir: Sizden; hayra çağıran iyiliği (marufu) emreden ve kötülükten (münkerden) sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır. (Al-i İmran Suresi 104) Hz. Nuh'un Sabrı ve Kararlılığı Hz. Nuh'un tebliğini yılmadan büyük bir sabırla ve kararlılıkla sürdürdüğünü gören inkarcılar O'nu çeşitli tehditlerle korkutup vazgeçireceklerini düşünmüşlerdir. Ancak gönderilen bütün elçiler karşılaştıkları tehditlerden dolayı hiçbir zaman geriye adım atmamışlardır. Dünya üzerinde var olan her şeyin sahibinin Yüce Allah olduğunu Allah dilemedikten sonra kimsenin kendilerine bir zarar veya fayda sağlamaya güç yetiremeyeceğini bilen elçiler karşılaştıkları her türlü zorlukta Allah'a dayanıp-güvenmişlerdir. Aynı durumla karşılaşan Hz. Nuh'un kavminin inkarcı önde gelenlerinin tehditlerine karşı şu cevabı verdiği bildirilmiştir: Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: "Ey kavmim benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın) sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (Yunus Suresi 71) Kuran'da bildirildiğine göre Hz. Nuh tufana kadar 950 yıl boyunca kavmine tebliğ yapmıştır. (Ankebut Suresi 14) Hz. Nuh'un böyle uzun bir süre göstermiş olduğu sabır ve kararlılık iman edenler için çok güzel bir örnektir. Hz. Nuh'un bu tavrını örnek alan müminler zorluklara karşı sabreder asla yılgınlık ve gevşeklik göstermezler. Allah'ın yardımının her an yanlarında olduğunu ve mutlak zaferin her zaman iman edenlere ait olduğunu bilirler. Hz. Nuh'un Duası ve Tufan Daha önce de belirttiğimiz gibi içlerinde olduğu sürece kavmini doğru yola davet etmesine ve onları Allah'ın azabına karşı uyarıp korkutmasına rağmen Hz. Nuh'un kavmi inkar etmekte direnmiştir. Bunun sonucunda Hz. Nuh Allah'a inkarcıları cezalandırması için dua etmiştir. Hz. Nuh'un duasının bildirildiği ayet şöyledir: Nuh "Rabbim yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma." dedi. "Çünkü Sen onları bırakacak olursan Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar kötülükten sınırı aşan (facir'den) kafirden başkasını doğurmazlar." (Nuh Suresi 26-27) Bu duasının üzerine Allah Hz. Nuh'a inkar edip zulmedenlerin suda boğularak helak olacaklarını ve iman edenlerin kurtarılacağını bildirmiştir. Sözü edilen azap vakti geldiğinde yerden sular fışkırmış bunlar şiddetli yağmurlarla birleşerek her yeri kaplayan büyük bir sel felaketine neden olmuştur. Yüce Allah Hz. Nuh'un duasına icabet ederek böyle bir doğa olayını gerçekleştirmiş bu vesileyle inkarda direnen Nuh kavmini helak ederek yeryüzünden silmiştir. Nuh kavminin helakı bir ayette şöyle bildirilmiştir: Bunlar hataları dolayısıyla suda boğuldular sonra ateşe sokuldular. O zaman da Allah'ın dışında hiçbir yardımcı bulamadılar. (Nuh Suresi 25) Peygamber Kıssalarındaki Hikmetler Hz. Nuh gibi Kuran'da bildirilen diğer bütün peygamberler insanları Allah'ın varlığını ve birliğini kabul etmeye çağırmışlar onları hak dine davet edip kurtuluşa götürecek doğru yolu göstermişlerdir. Bunu yaparken her biri gönderildikleri kavme anlayacakları şekilde hitap etmiş çeşitli yöntemlerle onları ikna etmeye çalışmışlardır. Onların ileri sürdükleri bahanelere karşı en hikmetli karşılığı vermişlerdir. Elçilerin Kuran'da anlatılan kıssalarında bunlar ayrıntılı olarak bildirilmiştir. Bu kıssalarda anlatılanlar her devirde benzer olaylarla karşılaşan müminler için güzel birer örnek olmuştur. Günümüzde de müminler bu kıssalar üzerinde düşünmeli içerdikleri derin hikmetleri anlamaya çalışmalıdırlar. Bununla ilgili olarak bir Kuran ayetinde şöyle buyrulmuştur: Andolsun onların kıssalarında temiz akıl sahipleri için ibretler vardır... (Yusuf Suresi 111)Alıntı:
![]() ![]() ![]() Ve ßide demekki aynı şeyi yasmısıs googLe amcama ![]() ![]() |
||
|
|
|
|
|
#6 (permalink) |
![]() |
çok uzun ama yinede yazıyım dedim.. Hz. NÛH (a.s) Allah Teala'ya ibadeti terkedip tapınmak için kendilerine putlar edinen ve böylece yeryüzünde ilk defa fesada uğrayan bir kavmi tevhid akidesine döndürmek için gönderilen peygamber. "Ulul-Azm" peygamberlerin ilki olan Nuh (a.s)'ın kavmini tevhide döndürmek için verdiği mücadele Kur'an-ı Kerim'de uzunca zikredilmektedir. Adı kırk üç ayrı yerde zikredilen Nuh (a.s)'ın kıssası şu surelerde mufassal olarak ele alınmıştır: el-A'raf Hûd el-Müminûn eş-Şuara el-Kamer ve kendi adıyla adlandırılmış olan Nûh suresi.Nûh (a.s) Adem (a.s)'dan yaklaşık olarak bin sene sonra gönderilmiştir. Bu zaman zarfında insanlar tevhid üzere olup Allah Teala'ya şirk koşmaktan kaçınırlardı. İbn Abbas (r.a)'dan şöyle rivayet edilmektedir:"Adem ile Nuh arasında on asır vardır. Bu zaman zarfında insanların hepsi İslam üzere idiler" (İbn Sa'd et-Tabakatü'l-Kübra Beyrut t.y l 42).İbn Abbas (r.a)'ın hadisinde İslam üzere on asırdan bahsedilmektedir. Bu on asırdan sonra Nuh (a.s) gönderilinceye kadar insanların sapıklık üzere bulundukları daha başka asırların da olması muhtemeldir. Ayrıca İbn Abbas (r.a)'ın bu hadisi tarihçilerin ve Ehl-i kitab'ın zannettikleri gibi Kabil ve oğullarının ateşe tapan bir topluluk olarak varlığının sözkonusu olmadığını da ortaya koymaktadır. Yani tevhidden ilk sapma Adem (a.s)'den en az bin sene sonra olmuştur.Allah Teala'ya şirk koşan bu putperest topluluk aniden ortaya çıkmadı. İdris (a.s)'dan sonra insanlar onun şeriatına uyarak ibadet ediyor ve salih alimlerin çizgisinden yürümeye özen gösteriyorlardı. Bir zaman sonra insanların sevip uydukları bu salih kimseler ölüp gittiklerinde kavimleri onları kaybetmekten dolayı büyük üzüntüye kapıldılar. Şeytan onların bu hassasiyetlerinden istifade ederek sevdikleri bu salih kişileri hatırlamak ve böylece onların nasihatlarını zihinlerinde canlı tutmak için onlara bu kişilerin her zaman bulundukları yerlere onların birer heykelini anıtını dikmeyi telkin etti. İlk defa put diken bu nesil onları kesinlikle tapınmak için dikmemiş ve onlara ibadet edip şirk koşanlardan olmamışlardı. Ancak bunların peşinden gelen nesiller zamanla bu heykellerin birer ilah olduğuna inanmaya hayır ve şerrin sahibi olduklarını vehmetmeye başlamışlardı. Böylece yeryüzünde ilk defa tevhid akidesinden sapılmış ve insanlar Allah'tan başka ilahlar edinerek O'na şirk koşmaya başlamışlardı. Putları diken bu ilk neslin vebali oldukça büyüktür. Zira onlar bu putları dikmekle bir sonraki neslin putperest olmasına sebep olan ve Allah'a şirk koşmayı ilk icad edenlerdir. Ayrıca onlar canlı suretler yapmakla da Allah Teala'nın azabına müstahak olmuşlardır. Hz. Peygamber (s.a.s) canlı bir şeye benzer bir suret yapan kimse için şöyle buyurmaktadır: "Her kim bir suret yaparsa Allah Teala ona kıyamet günü yaptığı surete ruh verinceye kadar azap edecektir. O kimse ise asla bunu başaramayacaktır". Kıyamet günü en şiddetli azap suret yapanlara olacaktır. Onlara; "yarattıklannızı diriltin bakalım" denilecektir" (Buharî Libas 89 97).Nuh kavminin tapındığı putların her birinin Kur'an-ı Kerim'de zikredildiğine göre bir adı vardı: "..."Ved Suva' Yağûs Yeûk ve Nesr putlarından asla vazgeçmeyin" dediler" (Nûh 7 1/23).Allah Teala ilahi rahmeti gereği doğru yolu bulup hidayete erebilmeleri için sapıtan bütün topluluklara peygamberlerini göndermiş böylece onlara şirk ve isyan bataklığından kurtulmanın yollarını göstermiştir. Peygamber Allah Teala'nın kullarına rahmetinin en açık bir delilidir. Allah Teala elîm Cehennem azabından sakındırmalan için peygamberlerini göndermiş; bunlardan inkarcıların isyan ve işkencelerine karşı sabrederek tebliğlerine devam etmelerini istemiştir. Nuh (a.s) da kavmine gönderildiği zaman büyüklenmelerine vurdumduymazlıklarına ve bütün aşırılıklanna rağmen onlara şefkatle yaklaşarak kendilerini gelecek can yakıcı azaba karşı korumak istemiştir. Allah Teala Nuh (a.s)'ın kavmine gönderilişi hakkında şöyle buyurmaktadır: "Milletine can yakıcı bir azap gelmeden önce onları uyar" diye Nuh'u milletine gönderdik" (Nuh 71/1). iyice azıtmış ve korkunç bir helakle cezalandırılmayı haketmiş bir topluluk olan Nuh kavmine bu helakten kurtulmak için rahmanî bir el uzatılmıştı. Allah'ın elçisi Nuh (a.s) şirki bırakıp tevhid akidesine dönüşü tebliğle görevlendirildiğinde onlara yaptığı ilk tebliğ Kur'an-ı Kerim'de şöyle zikredilmektedir: "...Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. O'ndan başka ilahınız yoktur; doğrusu sizin için büyük günün azabından korkuyorum" dedi. (el-A'raf 7/59); "Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin! Doğrusu ben hakkınızda can yakıcı bir günün azabından korkuyorum" dedi. (Hûd 11/25 26); "Ey kavmim! Allah'a kulluk edin. Sizin için O'ndan başka ilah yoktur. Sakınmaz mısınız"dedi. (el-Mü'minün 23/23); "Ey Milletim! Şüphesiz ben size gönderilmiş apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk edin O'ndan sakının ve bana itaat edin ki Allah günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir süreye kadar ertelesin. Doğrusu Allah'ın belirttiği süre gelince geri bırakılmaz. Keşke bilseniz!" (Nûh 71/2-4).Nûh (a.s)'ın bu tebliği karşısında onlar büyüklenerek ve şımararak Nuh (a.s)'a türlü şekillerde saldırılarda bulunmuşlar ve çeşitli kötülüklerle itham etmişlerdir. Her zaman hakkın karşısında durup toplumlarını peygamberlere uymaktan alıkoyan mele' (ileri gelenler) Nuh (a.s)'ın da karşısına çıkmış Kureyşin ileri gelenlerinin Hz. Muhammed (s.a.s)'e yaptıklarını andıran bir tarzda onu sapıklıkla ve sefihlikle itham etmişlerdi. Nuh (a.s) onları Allah'tan başkasına kulluk etmemeye çağırdığında; "Kavminin ileri gelenleri: "Biz senin apaçık sapıklıkta olduğunu görüyoruz" dediler".Nuh (a.s) merhametle onlara; "Ey kavmim! Bende bir sapıklık yoktur; ancak ben alemlerin Rabbinin peygamberiyim Rabbimin sözlerini size bildiriyor öğüt veriyorum. Sizin bilmediğinizi Allah katından ben biliyorum. Sakınmanızı ve böylece merhamete uğramanızı sağlamak için aranızdan bir vasıtayla Rabbinizden size haber gelmesine mi şaşıyorsunuz?" dedi" (el-A'raf 7/61-63).Şirkin ve küfrün pisliğiyle bulanmış akıllar tarihin her döneminde Allah Teala'nın bir elçi gönderdiği zaman onu hangi topluma gönderiliyorsa o toplum içerisinden çıkarmasına şaşmışlar bundaki açık gerçekleri görmemişlerdir. Nuh kavmi de ona itiraz ederken Allah Teala'nın elçisinin bir insan değil ancak bir melek olabileceğini ileri sürmüştü: "Senin ancak kendimiz gibi bir insan olduğunu görüyoruz" (Hûd 11/27); "Bu sizin gibi bir insandan başka birşey değildir. Sizden üstün olmak istiyor. Allah dilemiş olsaydı melekler indirirdi. İlk atalarımızdan beri böyle bir şey işitmedik" (el-Mü'minün 23/24). Mustaz'af insanlardan bir topluluğun etrafında toplanıp onu tasdik etmeye başlaması sebebiyle tebliğini tesirsiz bırakmak için çareler arayan Mele' bu gelişme üzerine daha da sertleşerek onu yalancılık ve delilikle itham etmeye başlamışlardı. Onun için şöyle deniliyordu: Daha başlangıçta sana bizim ayak takımı dışında kimsenin uyduğunu görmüyoruz. Sizin bizden bir üstünlüğünüz de yoktur. Biz sizin bir yalancı olduğunuz kanaatindeyiz" (Hûd 11/27); Bu adamda nedense biraz delilik var. Bir süreye kadar onu gözetleyin" (el-Müminün 23/25); "Bu putperestlerden önce Nuh milleti de yalanlayarak; delidir" demişlerdi yolu kesilmişti" (el-Kamer 54/9).Zenginlik ve riyaset sahibi bu insanlar üstünlüğün malda ve topluma hakim bir konumda olmakta olduğunu zannettikleri için gerçekte kendileriyle kıyas kabul etmez derecede bir üstünlüğe sahip olan Nuh (a.s)'a inanan mustaz'afları küçümsüyor ve onlarla bir arada aynı seviyede bulunmayı nefislerine bir türlü kabul ettiremiyorlardı. Bunun için Nuh (a.s)'a müracaat etmişler ve bu insanları yanından uzaklaştırırsa o zaman belki kendisini dinleyebileceklerini bildirmişlerdi. Ancak Nuh (a.s) onlara kesin bir üslupla cevap vererek gerçek anlamda üstünlüğün inananlarda olduğunu şu ifade ile ortaya koymuştur: "Ben inananları kovacak değilim. Ben sadece açıkça bir uyarıcıyım " (eş-Suara 26/ 14-15).Nuh (a.s) bıkmadan her türlü eziyetlerine sabrederek onları her yerde İslam'a çağırıyor Cehennem azabından kurtulmalarının yollarını belletmeye çalışıyordu. Ancak kavmi onu her defasında alaya alıyor. Söylediklerini aralarında eğlence konusu yapıyorlardı: "Kavminin ileri gelenleri (Mele) yanından her geçtiklerinde onunla alay ediyorlardı. Nuh ise onlara şöyle diyordu: Bizimle alay edin bakalım. Biz de bizimle alay ettiğiniz gibi sizinle alay edeceğiz" (Hûd 11 /38).Nuh (a.s) kavmini şirkten dönmeye davet ederken onlara tesir edebilecek her yolu deniyordu. Onlara Allah'a ibadet etmeyi ve bir peygamber olarak kendisine tabi olmayı telkin ederken buna karşılık kendilerinden hiç bir maddî menfaat istemediğini ve beklemediğini; amacının yalnızca onları Allah Teala tarafından gelecek olan büyük cezalardan korumak olduğunu bildiriyordu: Kardeşleri Nuh onlara Allah'a karşı gelmekten sakınmaz mısınız? Doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim. Allah'tan sakının ve bana itaat edin. Buna karşı sizden bir ücret istemiyorum. Benim ecrim ancak alemlerin Rabbine aittir". Doğrusu hakkınızda büyük günün azabından korkuyorum" (eş-Şuara 26/106-110 135).Kavmi inadında direnmiş ve kesin kararını vermişti. Ona; "İster öğüt ver ister öğüt verenlerden olma bizce birdir" dediler" (eş-Şuara 26/136). Buna rağmen O çağrısında ısrar edince müşrikler tamamen sertleşmiş ve onu tehdit ederek artık bu söylediklerini tekrarlamayı terketmezse kendisini taşlayacaklarını bildirmişlerdi: "Ey Nuh! Eğer bu işe son vermezsen şüphesiz taşlanacaklardan olacaksın" dediler" (eş-Şuara 26/116).Nuh (a.s) davetini tekrarladıkça onların inadı artıyor ona ve inananlara eziyetlerini daha da şiddetlendiriyorlardı. Nuh (a.s) onların bütün bu tahammül edilmez eziyet ve işkencelerine katlanıyor ve onları kurtarmak için bir an olsun boş durmuyordu. Asırlar süren bu yorucu tebliğ faaliyeti kavminden çok az bir topluluk dışında kimsenin iman etmesini sağlayamamıştı: "Pek az kimse onunla beraber inanmıştı" (Hûd 11/40). Azgınlaşan kavmi Allah Teala'ya meydan okurcasına Nuh (a.s)'a şöyle çıkışıyordu: Ey Nuh! "Bizimle cidden tartıştın; hem de çok tartıştın. Doğru sözlülerden isen tehdit ettiğin azabı başımıza getir" dediler" (Hûd 11 /32).Onlar Nuh (a.s)'ın tebliğine kulaklarını tıkadıkları için onun ne söylediğini bir türlü idrak edemiyorlardı. Nuh (a.s) belki düşünürler diye azabın sahibinin kim olduğunu ve onun kudretinin sınırsızlığını bir kez daha onlara tebliğ ediyordu: Ancak Allah dilerse onu başınıza getirir siz O'nu aciz bırakamazsınız. Allah sizi azdırmak isterse ben size öğüt vermek istesem de faydası olmaz. O sizin Rabbinizdir. O'na döndürüleceksiniz" (Hûd 11/33-34).Nuh (a.s) bu zalim topluluğun iman etmeyeceğini anlamıştı. Kavmi için hiç bir kurtuluş yolu kalmamıştı. Onlar zulümlerini artırdıkça artırdılar. Bunun üzerine Nuh (a.s) dokuz asırdan fazla bir müddet tahammül ettiği zorluklar karşısında hiç kimseye tesir edemediğini ve edemeyeceğini anlayınca kavminin durumunu Allah Teala'ya havale etmekten başka çare bulamadı.Allah Teala onun bu durumunu Kur'an-ı Kerim'de şöyle dile getirmektedir: "Nuh; Rabbim! Milletim beni yalanladı. Benimle onların arasında sen hüküm ver. Beni ve beraberimdeki inananları kurtar" dedi" (eş-Şuara 26/117-118); Nuh; "Rabbim! Beni yalanlamalarına karşılık bana yardım et" dedi" (el-Mü'minun 23/26); "Oda; "Ben yenildim bana yardım et" diye Rabbine yalvarmıştı" (el-Kamer 54/10).Allah Teala da ona kavmini sularla helak edeceğini |