![]() |
|
|||||||
| Çöp Forum Forum Başıklarına Uymayan ve Kırık Linkli Konular... |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#1 (permalink) |
![]() |
Galile
ışık hızını saptanması problemini formülleştirdi; ama çözmedi. Bir problemin formüllleştirilmesi çoğu zaman problemin yalnız bir matematik ya da deney ustalığı sorunu olan çözümünden daha önemlidir. Yeni sorular yeni olanaklar ortaya koymak eski problemlere yeni bir açıdan bakmak yaratıcı hayalgücünü gerektirir ve bilimde gerçek ileremeye damgasını vurur.Galile’nin İki Yeni Bilim’inde öğretmen ile öğrencileri arasında ışık hızı üzerine şöyle bir konuşma geçer: "SAGREDO: Peki ama bu ışık çabukluğunun ne çeşit ve ne kadar büyük bir çabukluk olduğunu düşünmeliyiz? Ani ya da pek birdenbire midir yoksa öbür hareketler gibi o da zaman mı gerektirmektedir? Bunu deneyle saptayabilir miyiz?"SIMPLICO: Günlük yaşantı ışığın yayılmasının birdenbire olduğunu göstermektedir; çünkü çok uzağımızda ateşlenen bir topun önce alevini görürüz ve bu hiç zaman almaz; oysa topun sesi ancak oldukça önemli bir zaman aralığından sonra kulağımıza ulaşır."SAGREDO: Evet ama Simplico kimsenin yadırgamadığı bu yaşantıdan benim çıkarabildiğim tek şey bize ulaşan sesin ışıktan daha yavaş yol aldığıdır; bu bana ışığın gelişinin apansız olup olmadığını ya da son derece çabuk geliyorsa yine de zaman alıp almadığını öğretmiyor."SALVIATI: Bunun ve buna benzer başka küçük gözlemlerin pek az kanıtlayıcı olması birinde aydınlanmamın yani ışığın yayılmasının gerçekten birdenbire olup olmadığını kesinlikle saptamak için bir yöntem düşünmeme yol açtı."Salviati’nin önerdiği deney tekniği ile yani Galile zamanında ışığın hızını anlatılan şekilde ölçmek olanağı pek azdı. Süredurum İlkesi enerjinin korunumu yasası yalnızca önceden çok iyi bilenen deneyler üzerinde yeni ve özgün bir biçimde düşünmekle bulunmuştur.Galilei’nin yaptığı deneyin tek kişi ile daha kolay ve eksiksiz yapılabileceğini görmemiş olmasının insanı şaşırttığını söyleyebiliriz. Belirli bir uzaklıkta duran arkadaşının yerine bir ayna koyabilirdi ve ayna işareti alır almaz kendiliğinden geri gönderirdi.Işık hızını ilk olarak ve yalnız yeryüzündeki olanaklardan yararlanarak yaptığı deneylerle saptayan Fizeau aşağı yukarı iki yüz elli yıl sonra işte bu ilkeyi kullandı. Roemer ışık hızını daha önce ama daha az tam olarak gökbilimsel gözlemlerle saptamıştı.Aşırı bir yük olduğu için ışık hızının ancak Yer ile Güneş Sistemi'nin diğer gezegenleri arasındaki uzaklıklarla bir tutulabilen uzaklıklar kullanılarak ya da çok geliştirilmiş bir deney tekniği ile ölçülebileceği bellidir. Birinci yöntem Roemer’inki ikincisi Fizeau’nunki idi.Bu ilk deneylerin yapıldığı günlerden beri ışık hızını gösteren o çok önemli sayı kesinliği gittikçe artarak birçok kez saptandı. Yüzyılımızda Michelson bu amaçla pek ince bir teknik geliştirdi. Bu deneylerin sonuçları kısaca şöyle özetlenebilir: Işığın boşluktaki hızı yaklaşık olarak saniyede 300.000 kilometredir (saniyede 186.000 mil). 1675'te Danimarkalı Christensen Roemer (1644-1710) ışığın hızını ölçtü. 1678'de yine Danimarkalı Christian Huygens ise (1629-1695) Işığın Dalga Kuramı'nı ortaya attı. 1781'de Alman William Herschell (1738-1822) 124 cm'lik aynalı teleskobuyla Uranüs'ü keşfetti. Bu uzak mesafede keşfedilen ilk gezegendi. Yakındakiler binlerce yıldan beri zaten biliniyordu. 1783'te içinde bir insan bulunan ilk balon uçuruldu. Astronomiye büyük bir tutkuyla bağlı olan Edmund Halley (1656-1742) 21 yaşındayken öğrenim gördüğü Oxford'dan ayrılıp St. Helena'ya gitmişti; kuyruklu yıldızlarla ilgili gözlemler yapmıştı. 1682'de gördüğü bugün de kendi adıyla anılan yıldızın 1758'de yeniden görülebileceğini ileri sürmüştü. Halley'in ölümünden 16 yıl sonra bu yıldızın görülmesi Newton'un en inatçı karşıtlarını bile ikna etmeye yetecekti.Evrensel Kütle Çekimi Yasası Neptün'ün bulunmasıyla parlak bir şekilde doğrulanmıştı. Astronomlar Uranüs'ün Kütle Çekim Yasalarının öngördüğü yörüngesinden arasıra kaydığını çoktandır gözlüyordu. Uranüs kimi zaman yavaşlıyor kimi zaman da sanki görünmez bir kuvvetin etkisiyle hızlanıyordu.Rus astronom Leksel 18. yüzyılın sonunda Uranus'ün hareketlerine ötesinde bulunan ve bilinmeyen bir gezegenin neden olacağını ileri sürdü. 1846'da Fransız matematikçi Leverrier bu yeni Gezegen'in gökteki konumunu hesapladı ve sonra astronomlar o Gezegen'i gözlediler. Kütle Çekim Kuramı'nın gözlemlere tam uyuşmayan bir olayı da Merkür'ün günberisindeki (Güneş'e en yakın noktalar) sapmaydı.Bu olgu uzun süre doğanın açıklanamaz bir kaprisiymiş gibi geldi. O'nun açıklanması bilimde bir devrim gerektirdi ve bunu da büyük bilim adamı Albert Einstein başaracaktı. |
|
|
|
|
#2 (permalink) |
![]() |
[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]
|
|
|
![]() |
| Konu Seçenekleri | |
| Modları Göster | |
|
|
Okuduğunuz Konuya Benzer Konular
|
||||
| Konu | Konuyu Açan | Forum | Cevaplar | Son Mesaj |
| Mercek ve Aynalar | FΣNΣRBAHÇΣ | Çöp Forum | 1 | 26-04-2009 23:11 |
| Renk Bilimi | FΣNΣRBAHÇΣ | Astro Fizik | 0 | 04-04-2009 13:37 |
| Işık Nedir? | FΣNΣRBAHÇΣ | Astro Fizik | 0 | 04-04-2009 13:26 |
| Işık kirliliği | Я Λ M Ś Σ Ś | Kimyacı | 0 | 21-03-2009 17:56 |
| .::Mercekler,Aynalar,DürbünveTeleskop vb. optik sistemler (Fizik) ::. | -biLmiyorum- | Akademik Bilgi | 0 | 12-03-2009 12:36 |