Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > TeknolojininAdresi Forum > Çöp Forum
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Çöp Forum Forum Başıklarına Uymayan ve Kırık Linkli Konular...


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 12-06-2008, 14:08   #11 (permalink)
 
•ĹΣTHΣ• - ait Avatar
•ĹΣTHΣ• - ICQ üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - AİM üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Tanımlı Cevap: İslam Fıkıh Ansiklopedisi

 
ADAK (NEZIR)
Allah'u Teâlâ'ya ibâdet maksadıyla mükellef olmadığı halde mübah olan bir işi yapmayı kararlaştırmak kişinin öyle bir ameli kendisine vâcip kılması ve bunu yapacağına dair Allah'a söz vermesine Adak denir.
Allah rızası için yapılan adaklar Allah katında geçerlidir. Yalnız Allah'ın rızası gözetilirse böyle bir ibâdetten sevap elde edilir. Sırf Allah rızası için oruç tutmak sadaka vermek Kur'an okumak namaz kılmak gibi. Ancak sırf dünyevî bir maksat uğruna yapılan adaklar geçerli değildir. "Falan bir işim olursa şu kadar oruç tutacağım" veya şu kadar sadaka vereceğim demek gibi. Buna benzer dünyaya yönelik isteklerin olması halinde yapılan adaklarda sırf dünyevî bir arzu taşıdığından ibâdetlerde aranan ihlâs* ve Allah rızası özelliği kaybolmuş oluyor. Aslında böyle bir adak Allah'ın takdirini değiştirmez. Mukadder ne ise o olur. Fakat her ne olursa olsun "falan işim olsun şöyle böyle oruç tutacağım sadaka vereceğim..." gibi adakları yaptıktan sonra mutlaka yerine getirmek vâcip olur.
Allah'ın rızasını ve yardımını istemek maksadıyla yapılan bu ibâdet genellikle bütün semâvî dinlerde vardır. Kur'an-ı Kerim'de Hz. Meryem ile ilgili olarak anlatılan kıssada annesinin şöyle dediği ve adakta bulunduğu ifade edilmektedir: "Hani İmran'ın karısı şöyle demişti: 'Rabbim' karnımda taşıdığım çocuğu sadece sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu benden kabul buyur Allah'ım sen her şeyi çok iyi işiten ve çok iyi bilensin. " (Âl-i İmrân 3/35). Ve yine Hz. Meryem'e şöyle hitab edilmişti: "İnsanlardan birini görürsen "Rahman olan Allah'a konuşmama orucu adadım bugün kimseyle konuşmayacağım" de." (Meryem 19/26). Yalnız Semâvî dinlerde değil kısmen semâvî din özelliği ve kalıntıları taşıyan bazı toplum ve dinlerde de adak inancına rastlanmaktadır. Yahudi ve Hristiyanların yanısıra eski Çin Türk ve Arap toplumlarında adakların yapıldığı bilinmektedir.
Kur'an-ı Kerim'de adak ile ilgili olarak bazı hususlar zikredilmişse de bu konuda herhangi bir emir veya nehiy mevcut değildir. Fakat ileride de ele alınacağı gibi adaklar yapıldıktan sonra mutlaka yerine getirilmesi gerekmektedir.
Bazı Hadislerde Rasûlullah (s.a.s.) yapıldıktan sonra Allah'a itaat kabılinden olan adakların yerine getirilmesi gerektiğini ifade etmiştir. (Tecrid-i Sarih Tercüme ve Şerhi XII 226 vd.) Adağın Hz. Peygamber tarafından yasaklandığını ileri sürenler olmuşsa da bu adaklar insanı kaderden müstağni kılmaya sürükleyen anlayışlara dayalı olan adaklardır. Çünkü yapıldıktan sonra mutlaka yerine getirilmesi kesin olarak emredildiğine ve bu konuda gayet açık hükümler bulunduğuna göre yasaklanmış bir hususun yapıldıktan sonra yerine getirilmesi isteniyorsa bu yasak ne ile izah edilebilir?
Adak yemin keffâreti*nde olduğu gibi yerine getirilmesi kişinin İslâmî hükümlere olan sadakatine bağlıdır. Böyle bir adağı yaptıktan sonra onu yapmaması halinde İslâm devleti yetkilileri ibâdeti ihmal ettiğinden dolayı onu bu konuda zorlayamazlar. Ancak Cenab-ı Hakk Kur'an-ı Kerim'de "Nezirlerini edâ etsinler" (el-Hacc 22/29) buyurmaktadır.
•ĹΣTHΣ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-06-2008, 14:08   #12 (permalink)
 
•ĹΣTHΣ• - ait Avatar
•ĹΣTHΣ• - ICQ üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - AİM üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Tanımlı Cevap: İslam Fıkıh Ansiklopedisi

 
ADAĞIN KISIMLARI
Nezir'in şarta bağlı olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrıldığı gibi bu türler de ayrıca kendi aralarında çeşitli kısımlara ayrılmaktadırlar.
A- Şarta bağlı olan adaklar
Bunlara ıstılâhî olarak "Muallak Adaklar" denir. Muallak adaklar ikiye ayrılır:
1- Bazı hususların gerçekleşmesine ve yapılmasına bağlanan adaklar. Meselâ 'Hastalığım geçer ve iyileşirsem şu kadar oruç tutacağım' veya 'Şu kadar kurban keseceğim' şeklinde yapılan adak gibi. Bu hastalığı geçerse bu ibâdeti derhal yerine getirmek gerekir. Böyle bir adağı daha sonra yapmak her ne kadar câiz ise de hemen yerine getirilmesi daha sevaptır.
2- Bazı iyi ve güzel hususların gerçekleşmemesi ve yapılmaması için adanan adaklar. Örneğin 'Falan kimse ile konuşursam şu ibâdeti yapmak üzerime vâcip olsun' şeklindeki adaklar gibi. Burada koşulan şart falan kimse ile konuşmamadır. Bu şarta rağmen o kimse ile konuşulursa adağı yerine getirmek yahut bunun yerine yemin keffâreti ödemek gerekir.
Genel olarak belli bir şarta bağlanan adaklar belirtilen şartın gerçekleşmesinden önce yapılmazlar. Örneğin 'Falan işim olursa şu kadar oruç tutacağım' diye adak yapılıp o işi gerçekleşmeden adadığı orucu tutarsa adağını yerine getirmiş olmaz. Adı geçen işi gerçekleşince yeniden o orucu tutması gerekir.
Aynı şekilde bu tür bir adak belirli bir zaman yer ve kişilere yahut belli bir şekle bağlanırsa mutlaka bu belirlenen şekilde yapılması şart değildir. Meselâ 'Falan işim olursa falan gün veya falan ay oruç tutacağım şu parayı falan adama vereceğim' yahut şu kadar namazı falan camide kılacağım' dese belirtilen işi gerçekleşince belirttiği gün veya ayda oruç tutması şart değildir. Zikrettiği kişiye belirlediği parayı vermesi yahut söylediği camide namaz kılması şartı aranmamaktadır. Orucunu istediği bir zamanda tutması sadakasını istediği kimseye vermesi namazını istediği herhangi bir camide kılması mümkündür.
B- Şarta bağlı olmayan adaklar
Bunlara da "Mutlak Adaklar" adı verilmektedir. Bu tür adaklar da ikiye ayrılmaktadır.
1- Belirli olan yani muayyen adaklar: Şarta bağlı olmadan yapılan adaklardır. Meselâ 'önümüzdeki perşembe günü oruç tutmayı adamak' gibi.
Belirli olmayan adaklar. Bunlara da 'Gayr-i Muayyen Adaklar' denir. Bu tür adaklar da hiçbir şart ve zamana bağlı olmayan adak türleridir. Meselâ "Şu kadar gün oruç tutacağım" diyerek hiçbir şart ve zamana bağlamadan bir müddet oruç tutmayı adamak gibi.
Bütün bu hükümlere göre Mutlak * yani bir şarta bağlı olmadan adanan oruçların kesin olarak yerine getirilmeleri gerekir. Belirli bir zamanda yapılması adanan adak başka bir günde kaza edilmelidir. Aynı şekilde bu tür mutlak adaklarda belirli bir yer ve kişi ile belirli bir miktar da önemli değildir. Mühim olan bu adakların yerine getirilmesidir. Belirlenen yer kişi ve miktarlar değiştirilebilir.
•ĹΣTHΣ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-06-2008, 14:08   #13 (permalink)
 
•ĹΣTHΣ• - ait Avatar
•ĹΣTHΣ• - ICQ üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - AİM üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Tanımlı Cevap: İslam Fıkıh Ansiklopedisi

 
ADAĞIN ŞARTLARI
Adağın İslâmî hükümlere göre geçerli olabilmesinin çeşitli şartları vardır:
1- Adanan ibâdetin cinsinden mutlaka bir farz veya vâcibin olması gerekir. Örneğin "üç gün oruç tutacağım." "Şu kadar namaz kılacağım" "Kurban keseceğim" diye adamak câizdir ve böyle bir adak sahihtir. Fakat "Filan hastayı ziyâret edeceğim" "Aldığım malları sermayesine satacağım" demek adak olmuyor. Dolayısıyla Allah rızası için adanan ibâdetin cinsinden farz ve vâcip olmayan hattâ İslâm dininde yapılması uygun olmayan İslâm'ın emretmediği kötü geleneklerden ibaret olan türbelere yatırlara mum yakmak bu yatırların uğruna bir şeyler yapmak yatırlara bazı eşyalar adamak câiz değildir. Hattâ bu gibi adaklar kesinlikle haramdır .
2- Adayanın akıllı bülûğa ermiş yani ergin olması gerekir. Adağı yapan kimsenin aklından hasta olmaması çocuk yaşta bulunmaması gerekir. Erginlik çağına ulaşmamış olanlarla delilerin* yaptığı adakların yerine getirilmesi zorunlu değildir.
3- Adanan ibâdet o anda veya gelecekte yapılması farz olan bir ibâdet olmamalıdır. Meselâ 'şu işim olursa öğle namazını veya yatsı namazını kılacağım' yahut 'Ramazan'da oruç tutacağım' veya zengin olduğu halde 'Kurban bayramında kurban keseceğim' gibi adaklar sahih değildir. Çünkü bu gibi ibâdetler zaten farz veya vâcip ibâdetler olup yerine getirilmesi gereken ibâdetlerdir. Buna göre bu tür adaklar geçerli değildir.
4- Adanan ibâdet ayrıca bir farz veya vâcip bir ibâdete sebep ve zemin türünden olmamalıdır. Örneğin abdest almayı veya tilâvet secdesi yapmayı adamak da sahih bir adak değildir. Zira bu gibi ibâdetler farz olan ibâdetlere vesiledir onun için adanmaz.
5- Adanan şey Allah'ın razı olmayacağı günah özelliği taşıyan türden de olmamalıdır. Meselâ "Şu işim olursa kendimi Allah rızası için kurban edeceğim" diye bir adak yapmak geçerli olmadığı gibi haramdır. Fakat aslında İslâm'ın emrettiği bir ibâdet iken yine İslâm'ın başka bir sebepten dolayı yasakladığı bir ibâdet türü ise geçerli olur. Meselâ bir kimsenin Ramazan Bayramı'nın birinci gününde veya Kurban Bayramı'nın ilk üç gününde oruç tutmayı adaması sahih bir adaktır. Ancak bu günlerde oruç tutmak haram olduğu için başka bir zamanda bu adağını kaza eder.
6- Adanan şeyin yerine getirilmesi mümkün olmalıdır. Meselâ geçen falan günde yahut falanın geleceği günde oruç tutmak gibi. Geçen bir gün geri gelmeyeceği gibi falan kimsenin gece veya gündüz zeval vaktinden sonra gelmesi halinde artık oruç tutulamayacağı bellidir. Çünkü oruç gündüz tutulduğu gibi fecirden başlanması gerekir. Dolayısıyla böyle bir adak olmaz.
7- Adanan şey bir malın sadaka* olarak verilmesi ise adanan mal adağı yapanın malından ve servetinden fazla olmamalıdır. Çünkü adağı yapan kimse ancak mal varlığı kadar bir tasaddukta bulunabilecektir. Ayrıca başkasının malını tasadduk etmeyi adamak da câiz değildir.
•ĹΣTHΣ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-06-2008, 14:09   #14 (permalink)
 
•ĹΣTHΣ• - ait Avatar
•ĹΣTHΣ• - ICQ üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - AİM üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Tanımlı Cevap: İslam Fıkıh Ansiklopedisi

 
ADAK KURBANI:
Adanılan şey bazen kurban olabilir. Bu durumda şu iki hususa dikkat edilmelidir:
1- Kurban davar sığır ve deve gibi dört ayaklı hayvanlardan olur. Tavuk kaz ve hindi gibi iki ayaklı hayvanlardan kurban olmaz.
2- Kurbanın etinden onu adayan kimse ile usûl ve füru* yiyemezler. Kurbanın eti fakirlere tasadduk edilir. Şayet yerlerse yedikleri miktarın değerini fakirlere vermeleri gerekir.
•ĹΣTHΣ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-06-2008, 14:09   #15 (permalink)
 
•ĹΣTHΣ• - ait Avatar
•ĹΣTHΣ• - ICQ üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - AİM üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Tanımlı Cevap: İslam Fıkıh Ansiklopedisi

 
ADAK KURBANI ETİ Bir baba çocuğum şu okulu bitirirse kurban kesecegim der fakat çocuğu o okulu bitiremeden baba ölürse daha sonra okulu bitiren çocuk ya da annesi onun bu adağını yerine getirmeli midirler? Keserlerse etinden kimler yiyemez?
Ölen Için Kurban ve Kurbanda Çok Yönlülük Önce dünyevi bir nimet için adak yapmanın mekruh yani çirkin bir iş olduğu ama buna rağmen adağını yerine getirmesi gerektiği bilinmelidir. Bir şeyin olmasına bağlanan (muallak) adak o şey olmadan önce yapılmaz. Sözünü ettiğiniz baba oğlunun okulu bitirdiğini görmediği için bu adak onun üzerinden düşmüştür. Çocuğun bu kurbanı kesmesi ve sevabını ona göndermesi güzel bir şeydir.Adak olmadığı için etinden herkes yiyebilir. Ancak adak sahibi varislerinin kesmelerini emretmişse kesenin kendisi yiyemez. ( Nemenkânî; age. N/362 (Raddü'I-muhtâr'dan))
•ĹΣTHΣ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-06-2008, 14:09   #16 (permalink)
 
•ĹΣTHΣ• - ait Avatar
•ĹΣTHΣ• - ICQ üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - AİM üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Tanımlı Cevap: İslam Fıkıh Ansiklopedisi

 
AHDYemîn mîsâk söz verme ittifak bir şeyi korumak halden hâle onu muhafaza etmek tavsiye etmek anlamlarında kullanılan bir terim. Ahd kelimesi Islâmî bir kavram olarak "Ahd-ü Mîsâk' şeklinde kullanılmıştır. Allah'u Teâlâ ile beşer arasında geçen birçok ahidleşmeyi insan aklına getirmektedir. Kur'an-ı Kerîm'de geçen ahidleşmelerden birisi insanoğlunun yaratıcısını bilmesi ve ona yönelip ibadet etmesidir. Bu tür bir ahid fıtrî bir ahiddir. Allah'ın varlığına inanmak ihtiyacı insan yaradılışında sürekli ve kalıcıdır. Yalnız bazen insan şaşırıp yolunu sapıtır. O zaman Allah'a ortak aramaya koyulur. Oysa insan Allah'ın resulleri aracılığıyla gönderdiği emir ve yasaklara uyarsa ahde uymuş olur. Ahidleşme Kur'anî bir metottur. Allah resulleri ile onlara uyan onların ashâbı olan insanlar arasında gerek Allah'ın hükümlerini yaşama gerek bunları muhafaza etme konusunda ahidleşmeler olmuştur. Ahd hem Allah'ın insanlara teklif etmiş olduğu hükümler ve hem de insanların Allah'a karşı veya Allah namına diğerlerine karşı yerine getirmeyi taahhüd etmiş oldukları hususlardır. Kur'an-ı Kerim'de "Allah'ın ahdini yerine getiriniz" (el-En'am 6/152) buyurulur. Âlimler buradaki ahdi şöyle izah etmişlerdir: "Allah'ın ahidlerini îfa ediniz. Gerek Allah'ın size teklif etmiş olduğu ahidleri emirleri nehiyleri ve gerek sizin Allah'a veya Allah nâmına diğerlerine verdiğiz ahidleri adakları yeminleri akitleri doğru olan her tür taahhütleri yerine getiriniz. Islâm'da ahdi bozmak haramdır."
Gerek Allah'a ve gerekse insanlara karşı verilen ahdin yerine getirilmesi gerekir. Kur'an'da kurtuluşa eren müminlerin sıfatları sayılırken: "Onlar emanetlerini ve ahidlerini yerine getirirler. " (Mü'minûn 23/8) buyurulur.
Allah ile insanlar arasında birçok ahidler vardır. Allah'ın insanlardan aldığı ilk ahid onların zürriyetlerini Hz. Adem'in sulbünden alıp kendi ulûhiyetini tasdik ettirmesidir. (bk. el-A'raf 7/172)
Ahidle yemin arasında fark vardır. Yemin bozulursa keffâret gerekir. Fakat ahidte bu yoktur. Ahdi bozmanın günahı keffâretle ortadan kalkmaz. (Ibnü'l-Arabî Ahkâmü'l-Kur'an III 1174)
"Ey Israiloğulları sizi nasıl bir nimet ile nimetlendirdiğimi hatırlayın. Ve bana verdiğiz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Siz Benden korkun. " (el-Bakara 2/40) ayeti bu ahidlerden biridir.
Ayet-i Celîleden anladığımıza göre Cenâb-ı Hakk'a söz vermiş bulunan bir kavme karşı Cenâb-ı Hakk da onlara bir vaatte bulunmuştur. Bu bir ahidleşmedir. Allah'u Teâlâ ahdinden asla caymayacağına göre insanlar da ahidlerinden caymamalıydılar. Ancak insanlar ahidlerinden caymaya başlamışlar ve Allah'a ibadet etmemek Onun yasaklarına uymamak ve O'na ortak koşmak gibi sapıklıklara düşmüşlerdir. Ahidlerine uygun olarak yalnız Allah'a ibadet etmeleri hayatlarında Allah'ın hükümlerini hakim kılmaları gerekmektedir. Ancak fâsıklar ahitlerini bozarak Allah'la sözleşmelerini iptal etmişlerdir. Allah ile olan ahdine vefa göstermeyen bu ahdi bozan ve bozmaya çalışan kimseden hiçbir ahde saygı göstermesi beklenemez. Oysa ki Allah kendisi ile yapılan ahde bağlılık gösterenlere büyük bir mükâfat vereceğini va'd etmektedir.
"Doğrusu sana sadakat yemini edenler (ey Muhammed) bizatihi o yemin ile Allah'a bağlılık yemini etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Bu yüzden her kim (o yeminden sonra) yeminini bozarsa ancak kendi zararına bozmuş olur ve her kim Allah ile ahdini yerine getirirse Allah ona büyük bir mükâfat nasip edecektir." (el-Feth 48/10).
Insanlar Allah'ın emir ve yasakları ile hududunu aşarlarsa şeytana ibadet etmiş onun çemberine girmiş olmaktadırlar. Oysa Allah (c.c.) bütün insanlardan ahd-ü misâk aldığını ifade buyurmaktadır.
"Ey Âdemoğulları ben sizinle ahidleşmedim mi? Şeytana tapmayın o sizin düşmanınızdır. " diye (Yâsin 36/60).
"Rabb'in Âdemoğullarından onların bellerinden zürriyetlerini alıp devam ettirmiş ve onları kendilerine şahit tutarak: "Ben Rabb'iniz değil miyim? (demiştir)" "Evet (buna) şâhidiz!" dediler. Kıyâmet günü! Biz bundan habersizdik. demeyesiniz." (el-A'raf 7/172).
Ahde vefa konusunda Islâm son derece titiz davranır. Insanlar arası ilişkilerde güven unsurunun hâkim olması için yeğâne garanti vasıtası ahde vefâdır. Bu güven olmadan veya sağlanmadan sıhhatli bir toplum hayatı mümkün olamaz. Allah öyle bir topluma rahmet nazarıyla bakmaz.
"Ama Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın bitiştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar... Işte lânet onlara (dünya) yurdunun kötü sonucu onlaradır." (er-Ra'd 13/25)
Cenâbı Hakk kullarından ilk ahdin yanı sıra daha sonraları peygamberleri aracılığı ile başka ahidler de almıştır. Mesela Israiloğullarından namaz kılacaklarına zekât vereceklerine peygamberlerine itaat edeceklerine dair ahid almış ve bu ahde riayet etmeleri halinde de onlara dünya ve âhirette mükâfaat vereceğini bildirmiştir (el-Mâide 5/12). Bundan başka anaya babaya akrabalara ve yoksul kimselere yardım edeceklerine birbirlerinin kanlarını akıtmayacaklarına birbirlerini yurtlarından çıkarmayacaklarına (el-Bakara 2/83-84) dair söz almıştır. Fakat ne yazık ki Israiloğulları bu ahde vefâ göstermeyerek sözlerini bozmuşlardır (el-Bakara 2/100).
Islam Hukuku Açısından
Islâm hukuku açısından "ahd" ise; fıkıh sahasına giren bütün sözleşme ve akidlerdir. "Ahd" ve "akd" kelimeleri asr-ı saadette devletler arasındaki sözleşmeler anlamında kullanılmıştır. Bilhassa Hudeybiye andlaşmasında kullanılan ahd ve akd kelimeleri bu anlamı yansıtmaktadır.
•ĹΣTHΣ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-06-2008, 14:09   #17 (permalink)
 
•ĹΣTHΣ• - ait Avatar
•ĹΣTHΣ• - ICQ üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - AİM üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Tanımlı Cevap: İslam Fıkıh Ansiklopedisi

 
AHDİ BOZMAKKur'an-ı Kerim ahde vefâyı emreder. Ahdi bozmayı vefâsızlığı yasaklar. Hatta bazı örnekler vererek ahdi bozmayı kötüler. Bazı kimselerin ahidlerini bozarken kendilerince gösterecekleri sebepleri de reddeder. "Ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra söküp bozan kadın gibi olmayın. Bir ümmetin sayıca daha çok olmasından ötürü yeminlerinizi aldatma vasıtası yapıyorsunuz. Allah onunla sizi imtihan eder. Kıyamet günü ihtilâf ettiğiniz şeyleri elbette beyan edecektir. " (en-Nahl 16/92)
Ahdini bozan kimseler azımetten yoksun ve ileri görüşten mahrumdurlar. Sanki bir kadın ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra onu tekrar tekrar söküp dağıtmaktadır. Bu benzetmedeki bütün ayrıntılar hakaret hayret ve garipliklerle dolu bir anlam taşımaktadır. Bütünüyle ahidleri bozmayı kötülemekte ve çirkin bir iş olarak ruhlara yerleştirmeye çalışmaktadır.
Şahsiyetli ve akıllı bir insanın kalkıp da bu kadına benzemesi ve onun gibi zayıf iradeli olmayı kabullenmesi düşünülemez.
Ayette ahdi bozma durumunda olan devletler de kınanmaktadır. Bir devlet bir veya birkaç devletle andlaşmalar imzalar sonra da güçlü ve nüfuzlu devletlerin diğer saflarda yer aldığını ileri sürerek andlaşmalarını bozar ve bunda devletin çıkarının söz konusu olduğunu iddia ederse islâm bu sebepleri kabul etmez ve mutlak şekilde ahde vefâ gösterilmesini emreder. Verilen sözlerin ve andlaşmaların hile ve oyun vasıtası kılınmasına göz yummaz. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki; islâm iyilik ve Allah korkusu esasları dışında yapılan hiçbir andlaşmaya itibar etmez. Günah isyan ve kötülük esasları üzerine yapılmış andlaşmaları reddeder. Gerek islâm toplumunun gerek islâm devletinin yapısı bu esaslara göre kurulur.
Müslümanların verdikleri sözü tutmalarından dolayı tarihte birçok kavimlerin Islam'a girdiği görülmüştür. Müslümanlardaki doğruluk ve sadakat inançlarındaki samimiyet ve ihlâs işlerindeki temizlik ve dürüstlük onları hayran bırakarak Islam'la tanışmalarına ve hidayet bulmalarına sebep olmuştur. Böylece müslümanlar ahidlerini bozmamakla kaybettikleri basit ve küçük çıkarlar yerine pek büyük kazançlar elde etmişlerdir.
Bir müslümanın sözü gerçekten Allah'a verilmiş bir sözdür. Müslüman Allah korkusu taşıdığından ahdini bozmayı düşündüğü an Allah'ın kendisini hesaba çekeceğini düşünerek bundan vazgeçer. Çünkü ahdine sadık kaldığında Allah katında kendisi için hayırlar hazırlandığının şuurundadır.
"Allah'ın ahdini az bir pahaya satıp değişmeyin. Eğer bilirseniz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır." (en-Nahl 16/95).
•ĹΣTHΣ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-06-2008, 14:09   #18 (permalink)
 
•ĹΣTHΣ• - ait Avatar
•ĹΣTHΣ• - ICQ üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - AİM üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Tanımlı Cevap: İslam Fıkıh Ansiklopedisi

 
ÂHİR ZAMANHz. Peygamber (s.a.s.)'in Islâm'ı tebliğinden başlayıp kıyametin kopmasına kadar geçecek olan müddet hakkında kullanılan bir terim. Bu tarif çerçevesinde Resulullah'a "Âhir zaman Peygamberi" denilmektedir. Bunun anlamı da "Son Peygamber" demektir.
Bizden önce yaşamış ümmetlerin geçirdikleri zamanın tümü bir gün içinde sabahtan ikindiye kadar geçen zamana; bu ümmetin yaşadığı zaman ise ikindiden akşama kadar geçen vakte benzetilmiştir. Kıyametin yaklaştığı zamana da aynı şekilde "Âhir zaman" denilmektedir. Bu zamanın kesin olarak ne zaman başlayacağı da belli olmadığı için sadece bu döneme yakın bazı belirgin alâmetlerin görüleceği ifade edilmiştir (geniş bilgi için bk. Kıyamet ve Kıyamet Alâmetleri).
•ĹΣTHΣ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-06-2008, 14:09   #19 (permalink)
 
•ĹΣTHΣ• - ait Avatar
•ĹΣTHΣ• - ICQ üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - AİM üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Tanımlı Cevap: İslam Fıkıh Ansiklopedisi

 
ÂHİRET GÜNÜNE IMANÂhiret günü; içinde yaşadığımız dünya ömrünün sona ermesiyle başlayacak olan. insanların ikinci defa dirileceği ve herkesin; iman-küfiir amel ve amelsizlige göre hesaba kitaba çekileceği ödül ya da ceza görecegi gün demektir. Bu dünyanın sonu yani âhiri ile başlayacağı ya da en son zaman olduğu için ona "son gün" anlamında "Ahiret Günü" denmiştir. Her sonradan yaratılanın bir ömrü olduğu gibi dünyanın da bir ömrü vardır ve ömür sona erince dünya da yok olacaktır. Israfıl isimli melek bu işle görevlidir. Zamanı gelince "Sûr" denen ve niteliğini bizim bilmediğimiz bir şeye üfürecek çıkacak büyük gürültü ile herşey darmadağınık ve Kur'ân'ın ifadesiyle dağlar atılmış pamuk gibi olacak. (bk. el-Kâria (101) 4) Allah'tan başka herşey helâk olacak. Sonra Allah Israfıli tekrar yaratacak ve onun "Sûr"a ikinci defa üflemeşiyle her canlı yeniden dirilecek kalkacak ve saşkın saşkın bekleyecektir. Işte bu ikinci dirilişe "öldükten sonra dirilme" anlamında "ba'sü ba'del-mevt" adı verilir.
Bu ikinci dirilişten sonra; insanların bir yere toplanmaları (hasr) hesaba çekilmeleri (hisab) ömürlerini gençliklerini paralarını nasıl harcadıklarının sorulması (sual) yaptıkları iyilik ve kötülüklerini niteliğini bilmediğimiz bir şeyle tartılması (mizan) yine niteliğini bilmediğimiz bir köprüden geçme (sirat) Hz. Muhammed'le beraber ona inananların bir daha susamamak üzere içecekleri bir havuz (kevser) Onun ve Allah'ın izniyle âlim ve şehitlerin şefaat etmeleri akla hayâle gelmedik nimetlerle bezenmiş Cennet ve yine akla hayâle gelmedik cezalarla dolu Cehennem. Hep bu ikinci dirilişten sonradır. Bunların hepsi kesin delillerle sabit olduğu için inanmamak insanı dinden çıkarır.
Ancak dünyanın ne zaman yıkılacağını âhiret günü'nün ne zaman olduğunu ancak Allah bilir. O bunu elçilerine dahi bildirmemiş fakat dünyanın ömrüne göre o güne çok az zaman kaldığına işaret edilmiştir. Hattâ Peygamberimizin arkadaşları ve onlardan sonra gelen müslümanlar ona hep akşama sabaha gelir gözüyle bakmışlardır. Peygamberimizin bazı sözlerinde ise dünyada A1lah'ın varlığını ve birliğini kabul eden tek kişi bulunduğu sürece kıyâmet kopmayacaktır.
Allah'ı tanımayanlar sürekli Cehennem'de kalacaklar günahlarını tevbe ile affettiren ve Hz. Muhammed'in şefaati yani ricası ile günahları bağışlanan mü'minler Cennete gireceklerdir. Buna rağmen günahları kalan mü'minler ise günahları ölçüsünde ceza gördükten sonra Cennete gireceklerdir.
Allah'ın izin vereceği âlimler ve şehitler ve diğer bütün peygamberler de şefaat edecek yani günahlı mü'minlerin bağışlanması için Allah'a yalvarış ve ricada bulunacaklardır.
Insanın ölümünden Kıyâmet Günü'ne kadar olan âlem "Kabır Âlemidir" Kabırde Münkir ve Nekir denen melekler insana dini ile ilgili sorular soracaklar ve insan orada iken bile sıkıntı ya da rahatlık bulacaktır.
Ikinci dirilişten sonra "Mahşer"de bütün canlılar birbirleriyle de hesaplaşacaklar. Hakkı olan hakkını alacak hattâ boynuzsuz koyun boynuzludan hakkını alacak ve insanlar dışındaki canlılar bir daha dirilmemek üzere toprak olacak insanlar için ise artık ölüm yok olacak Cehennem'de kalanlar sürekli azab görecekler Cennet'e girenler de sürekli nimetler içerisinde yaşayacaklardır.
Kıyâmet Berzah Mahşer Cennet Cehennem nasıl olabilir? diye bir soru akla gelebilir. Sağlam düşünebilen akılları için bu hem mümkündür hem de gereklidır. Bir defa her sonradan var olanın bir gün mutlaka yok olacağı maddenin tabiati gereğidir. Dünya da bütün kapsamiyla bir maddedir öyleyse o da bir gün yok olacaktır. Değil dünyanın bütün kâinatin ve fezanın bir gün yok olacağını Islâm bilginleri Kelâm kitaplarmn "Allah'ın varlığının Isbatı" bölümlerinde iki kere ikinin dört edeceği gibi kesin kes kanıtlamışlardır. Bugün bilim ve teknik de bilimsel metodlarla onları epeyce geriden de olsa izlemekte ve şimdilik dünyanın bir gün yok olacağına kesin gözüyle bakmaktadır. Bilim ve Tekriik Dergisi'nin 97. sayısında dünyanın nasıl yok olacağı konusunda önde gelen bilim adamlarının yedi tane teorısının açıklaması verilmektedir. Sonuç olarak dünyanın öyle ya da böyle yok olacağı bir gerçektir.
Dünyanın yok olacağı ve başlangıçta onu Allah'ın yoktan varettiği kesin olarak bilindikten sonra bir başka dünyanın kurulacağı daha kolaylıkla anlaşılır. Çünkü yoktan var eden vardan daha rahat var eder. Yani bizim öldükten sonra var edilmemiz hiç yoktan varedilmemizden daha zor değildir.
Sonra Allah'ın bir sıfatı da Adalettir. Yani Allah Âdildir kimseye çekirdek kadar zulüm ve haksızlık etmez. Yani herkes neyi haketmişse tastamam onu bulur. Halbuki dünyaya baktığımız zaman bir sürü zulüm işkence ve haksızlıkların olduğunu görürüz; insanlara inançlarından dolayı işkence edilir zindanlarda çürütülür. Haram yollarla servet yığanlar bazan devleti de arkalarına alarak fakir ve güçsüzleri ezerler kanunlar hep o kanunları yapanlar ve güçlülerden yana iş görür emperyalist ülkeler fakir ülkeleri habire ezer ve sömürürler. Insanlar dışındaki bir çok canlı zalım insanlar ya da diğer canlılar tarafından işkence ve zulüm görürler... Ve bütün bunlar dünyada çoğu zaman hiçbir karşılık görmeden göçer giderler. Öyleyse bütün bu gidişler hesabın kitabın görüleceği büyük bir mahkemeye doğrudur. Orada sinegin ısırırken verdiği acıya kadar her olay çok hassas bilgisayarlarla hesaba katılacak ve gelir gider ya da kâr zarar defteri ona göre belirlenecektir.
•ĹΣTHΣ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 12-06-2008, 14:09   #20 (permalink)
 
•ĹΣTHΣ• - ait Avatar
•ĹΣTHΣ• - ICQ üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - AİM üzerinden Mesaj gönder •ĹΣTHΣ• - YAHOO üzeri ndenMesaj gönder
Tanımlı Cevap: İslam Fıkıh Ansiklopedisi

 
Son" ve "Sonra Olan" anlamında Arapça bir kelime olan "Âhiret" "Âhir" kelimesinin müennes (dişi) şeklidir. Lügatte "Evvel" kelimesinin zıddı olarak kullanılır. İslâm literatüründe bu kelime "Öbür Dünya" manasında kullanılmıştır. Dünyacanlıların yaşadığı evvelki âlem ahiret ise son âlemdir. Bu kelimeler bazen "dâr=yurt" kelimesiyle birlikte kullanılır (el-Ankebût 29/64) Dâr-ı Dünya ve Dâr-ı Ahiret gibi. Bazen de tek başına kullanılır (el-Bakara 2/220). Dünya yakın ikamet yeri; Ahiret son ikamet mahallidir.
Allah'u Teâlâ içinde yaşadığımız bu Dünya'yı ve üzerindeki bütün varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır. Bir gün dünya ve dünyadaki bütün insanlar canlı ve cansız varlıklar yok olacaktır. Dağlar taşlar yerler gökler parçalanacak (el-Karia 101/4-5) Allah'tan başka tüm âlem son bulacaktır (er-Rahman 55/27). Bu hâdiselerin meydana geldiği günü Kur'an "zelzele saati" (el-Hacc 22/2) ve "Kıyamet Günü"* (el-Kıyâme 75/-1) diye adlandırır. Kıyamet Günü'nden sonra Allah'ın takdir ettiği bir zamanda insanlar yeniden hayat bularak kabırlerinden kaldırılacak ve "Mahşer"* denilen düz bir sahada (el-Hicr 15/25) hesabı süratle gören Allah'ın (Âli İmrân 3/19) huzurunda dünyada yaptıklarının hesabını (el-Hakka 69/19 37) vermek üzere toplanacaklardır (el-Casiye 45/26). Hesapların görülmesinden sonra bir kısım insanlar iyilikleri nedeniyle Cennet'e diğerleri ise inkâr ve kötülükleri nedeniyle Cehennem'e gideceklerdir.
İşte bu yeni hayatın başlayacağı günden itibaren bitmez tüKerimez bir halde devam edecek olan âleme "Ahiret Alemi" denir.
Bütün semâvi dinlerde olduğu gibi en son ve en mükemmel din (el-Mâide 5/3) olan İslâm'a göre meydana geleceği ayet (el-Bakara 2/4) ve hadisle (Tecrîd-i Sarih 47 nolu hadis) ve bütün ümmetin fikir birliği ile kesin olan ahiret gününe inanmak imanın şartı olarak farzdır.
Ahiret Günü denilince;
1- Bu âlemin hepsinin yok olması ve hayatın tamamıyla sona ermesi.
2- Ahiret hayatının başlaması.
Ahiret hâdiseleri denilince de;
a) Canlılar için ahiret hayatının mukaddimesi olan ölüm berzah âlemi * kabır hayatı.
b) Sûra üfürülmesi ve herkesin tekrar dirilerek kabırlerden kalkıp mahşer* meydanında toplanması.
c) Dünya'da iyilik veya kötülük cinsinden yapılan işlerin kaydedildiği amel defterinin sahiplerine okutulması.
d) İyilik ve kötülüklerin tartıldığı mizan* (terazi)'nin kurulup amellerin tartılması.
e) Bütün insanların üzerinden geçmeleri mecburî olan Sırat* köprüsünden geçiş.
f) İmanlı ve ameli iyi olanların gideceği Cennet*
g) İmansız ve ameli kötü olanların gideceği Cehennem*
i) Peygamberimizin seçkin müminlerle başında bulunduğu Kevser Havzı*
h) Peygamberimizin müminlere şefaati gibi hadiseler hatıra gelir. İşte bütün bunlar Ahirete iman konusu içinde ele alınması gereken konulardır. Kesin nasslarla sabit olan bu hususlara inanmak imanın şartlarındandır. Bunlardan birini inkâr ise ahireti inkâr demektir.
Kur'an Ahiret âlemini ayrıca "Din Günü " (el-Fatiha I/3) ve "Gayb Âlemi" (el-Bakara 2/3) olarak isimlendirir .
Gözden kaybolan şeye gayb dendiği gibi duyularla idrak edilemeyen insan bilgisi dışında kalan şeye de gayb denir. Bir şeyin gayb olması Allah'a göre değil insanlara göredir. Çünkü Allah'tan gizli kalan hiçbir şey olamaz. O gayb ve şehâdet âlemini bilir (el-Haşr 59/22). Kur'an'a göre varlıklar iki kısımdır: Gayb âlemini meydana getiren; görülmeyen ve idrak edilemeyen varlıklar ve şehâdet âlemini meydana getiren; görülüp idrak edilen varlıklar. Gayb âlemine ait varlıklar da iki kısımdır:
1- Bir kısmının delili yoktur. Varlığını ancak Allah bilir duyularla idraki mümkün değildir. "Gaybın an