![]() |
|
|||||||
| Çöp Forum Forum Başıklarına Uymayan ve Kırık Linkli Konular... |
![]() |
|
|
LinkBack | Konu Seçenekleri | Modları Göster |
|
|
#11 (permalink) |
![]() |
ADAK (NEZIR)
Allah'u Teâlâ'ya ibâdet maksadıyla mükellef olmadığı halde mübah olan bir işi yapmayı kararlaştırmak |
|
|
|
|
|
#12 (permalink) |
![]() |
ADAĞIN KISIMLARI
Nezir'in şarta bağlı olan ve olmayan şeklinde ikiye ayrıldığı gibi bu türler de ayrıca kendi aralarında çeşitli kısımlara ayrılmaktadırlar. |
|
|
|
|
|
#13 (permalink) |
![]() |
ADAĞIN ŞARTLARI
Adağın İslâmî hükümlere göre geçerli olabilmesinin çeşitli şartları vardır: |
|
|
|
|
|
#14 (permalink) |
![]() |
ADAK KURBANI:
Adanılan şey bazen kurban olabilir. Bu durumda şu iki hususa dikkat edilmelidir: |
|
|
|
|
|
#15 (permalink) |
![]() |
ADAK KURBANI ETİ Bir baba
çocuğum şu okulu bitirirse kurban kesecegim der fakat çocuğu o okulu bitiremeden baba ölürse daha sonra okulu bitiren çocuk ya da annesi onun bu adağını yerine getirmeli midirler? Keserlerse etinden kimler yiyemez?Ölen Için Kurban ve Kurbanda Çok Yönlülük Önce dünyevi bir nimet için adak yapmanın mekruh yani çirkin bir iş olduğu ama buna rağmen adağını yerine getirmesi gerektiği bilinmelidir. Bir şeyin olmasına bağlanan (muallak) adak o şey olmadan önce yapılmaz. Sözünü ettiğiniz baba oğlunun okulu bitirdiğini görmediği için bu adak onun üzerinden düşmüştür. Çocuğun bu kurbanı kesmesi ve sevabını ona göndermesi güzel bir şeydir.Adak olmadığı için etinden herkes yiyebilir. Ancak adak sahibi varislerinin kesmelerini emretmişse kesenin kendisi yiyemez. ( Nemenkânî; age. N/362 (Raddü'I-muhtâr'dan)) |
|
|
|
|
|
#16 (permalink) |
![]() |
AHDYemîn
mîsâk söz verme ittifak bir şeyi korumak halden hâle onu muhafaza etmek tavsiye etmek anlamlarında kullanılan bir terim. Ahd kelimesi Islâmî bir kavram olarak "Ahd-ü Mîsâk' şeklinde kullanılmıştır. Allah'u Teâlâ ile beşer arasında geçen birçok ahidleşmeyi insan aklına getirmektedir. Kur'an-ı Kerîm'de geçen ahidleşmelerden birisi insanoğlunun yaratıcısını bilmesi ve ona yönelip ibadet etmesidir. Bu tür bir ahid fıtrî bir ahiddir. Allah'ın varlığına inanmak ihtiyacı insan yaradılışında sürekli ve kalıcıdır. Yalnız bazen insan şaşırıp yolunu sapıtır. O zaman Allah'a ortak aramaya koyulur. Oysa insan Allah'ın resulleri aracılığıyla gönderdiği emir ve yasaklara uyarsa ahde uymuş olur. Ahidleşme Kur'anî bir metottur. Allah resulleri ile onlara uyan onların ashâbı olan insanlar arasında gerek Allah'ın hükümlerini yaşama gerek bunları muhafaza etme konusunda ahidleşmeler olmuştur. Ahd hem Allah'ın insanlara teklif etmiş olduğu hükümler ve hem de insanların Allah'a karşı veya Allah namına diğerlerine karşı yerine getirmeyi taahhüd etmiş oldukları hususlardır. Kur'an-ı Kerim'de "Allah'ın ahdini yerine getiriniz" (el-En'am 6/152) buyurulur. Âlimler buradaki ahdi şöyle izah etmişlerdir: "Allah'ın ahidlerini îfa ediniz. Gerek Allah'ın size teklif etmiş olduğu ahidleri emirleri nehiyleri ve gerek sizin Allah'a veya Allah nâmına diğerlerine verdiğiz ahidleri adakları yeminleri akitleri doğru olan her tür taahhütleri yerine getiriniz. Islâm'da ahdi bozmak haramdır."Gerek Allah'a ve gerekse insanlara karşı verilen ahdin yerine getirilmesi gerekir. Kur'an'da kurtuluşa eren müminlerin sıfatları sayılırken: "Onlar emanetlerini ve ahidlerini yerine getirirler. " (Mü'minûn 23/8) buyurulur.Allah ile insanlar arasında birçok ahidler vardır. Allah'ın insanlardan aldığı ilk ahid onların zürriyetlerini Hz. Adem'in sulbünden alıp kendi ulûhiyetini tasdik ettirmesidir. (bk. el-A'raf 7/172)Ahidle yemin arasında fark vardır. Yemin bozulursa keffâret gerekir. Fakat ahidte bu yoktur. Ahdi bozmanın günahı keffâretle ortadan kalkmaz. (Ibnü'l-Arabî Ahkâmü'l-Kur'an III 1174)"Ey Israiloğulları sizi nasıl bir nimet ile nimetlendirdiğimi hatırlayın. Ve bana verdiğiz sözü yerine getirin ki ben de size verdiğim sözü yerine getireyim. Siz Benden korkun. " (el-Bakara 2/40) ayeti bu ahidlerden biridir.Ayet-i Celîleden anladığımıza göre Cenâb-ı Hakk'a söz vermiş bulunan bir kavme karşı Cenâb-ı Hakk da onlara bir vaatte bulunmuştur. Bu bir ahidleşmedir. Allah'u Teâlâ ahdinden asla caymayacağına göre insanlar da ahidlerinden caymamalıydılar. Ancak insanlar ahidlerinden caymaya başlamışlar ve Allah'a ibadet etmemek Onun yasaklarına uymamak ve O'na ortak koşmak gibi sapıklıklara düşmüşlerdir. Ahidlerine uygun olarak yalnız Allah'a ibadet etmeleri hayatlarında Allah'ın hükümlerini hakim kılmaları gerekmektedir. Ancak fâsıklar ahitlerini bozarak Allah'la sözleşmelerini iptal etmişlerdir. Allah ile olan ahdine vefa göstermeyen bu ahdi bozan ve bozmaya çalışan kimseden hiçbir ahde saygı göstermesi beklenemez. Oysa ki Allah kendisi ile yapılan ahde bağlılık gösterenlere büyük bir mükâfat vereceğini va'd etmektedir."Doğrusu sana sadakat yemini edenler (ey Muhammed) bizatihi o yemin ile Allah'a bağlılık yemini etmektedirler. Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir. Bu yüzden her kim (o yeminden sonra) yeminini bozarsa ancak kendi zararına bozmuş olur ve her kim Allah ile ahdini yerine getirirse Allah ona büyük bir mükâfat nasip edecektir." (el-Feth 48/10).Insanlar Allah'ın emir ve yasakları ile hududunu aşarlarsa şeytana ibadet etmiş onun çemberine girmiş olmaktadırlar. Oysa Allah (c.c.) bütün insanlardan ahd-ü misâk aldığını ifade buyurmaktadır."Ey Âdemoğulları ben sizinle ahidleşmedim mi? Şeytana tapmayın o sizin düşmanınızdır. " diye (Yâsin 36/60)."Rabb'in Âdemoğullarından onların bellerinden zürriyetlerini alıp devam ettirmiş ve onları kendilerine şahit tutarak: "Ben Rabb'iniz değil miyim? (demiştir)" "Evet (buna) şâhidiz!" dediler. Kıyâmet günü! Biz bundan habersizdik. demeyesiniz." (el-A'raf 7/172).Ahde vefa konusunda Islâm son derece titiz davranır. Insanlar arası ilişkilerde güven unsurunun hâkim olması için yeğâne garanti vasıtası ahde vefâdır. Bu güven olmadan veya sağlanmadan sıhhatli bir toplum hayatı mümkün olamaz. Allah öyle bir topluma rahmet nazarıyla bakmaz. "Ama Allah'a verdikleri sözü iyice pekiştirdikten sonra bozanlar ve Allah'ın bitiştirilmesini istediği şeyi kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar... Işte lânet onlara (dünya) yurdunun kötü sonucu onlaradır." (er-Ra'd 13/25)Cenâbı Hakk kullarından ilk ahdin yanı sıra daha sonraları peygamberleri aracılığı ile başka ahidler de almıştır. Mesela Israiloğullarından namaz kılacaklarına zekât vereceklerine peygamberlerine itaat edeceklerine dair ahid almış ve bu ahde riayet etmeleri halinde de onlara dünya ve âhirette mükâfaat vereceğini bildirmiştir (el-Mâide 5/12). Bundan başka anaya babaya akrabalara ve yoksul kimselere yardım edeceklerine birbirlerinin kanlarını akıtmayacaklarına birbirlerini yurtlarından çıkarmayacaklarına (el-Bakara 2/83-84) dair söz almıştır. Fakat ne yazık ki Israiloğulları bu ahde vefâ göstermeyerek sözlerini bozmuşlardır (el-Bakara 2/100).Islam Hukuku Açısından Islâm hukuku açısından "ahd" ise; fıkıh sahasına giren bütün sözleşme ve akidlerdir. "Ahd" ve "akd" kelimeleri asr-ı saadette devletler arasındaki sözleşmeler anlamında kullanılmıştır. Bilhassa Hudeybiye andlaşmasında kullanılan ahd ve akd kelimeleri bu anlamı yansıtmaktadır. |
|
|
|
|
|
#17 (permalink) |
![]() |
AHDİ BOZMAKKur'an-ı Kerim
ahde vefâyı emreder. Ahdi bozmayı vefâsızlığı yasaklar. Hatta bazı örnekler vererek ahdi bozmayı kötüler. Bazı kimselerin ahidlerini bozarken kendilerince gösterecekleri sebepleri de reddeder. "Ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra söküp bozan kadın gibi olmayın. Bir ümmetin sayıca daha çok olmasından ötürü yeminlerinizi aldatma vasıtası yapıyorsunuz. Allah onunla sizi imtihan eder. Kıyamet günü ihtilâf ettiğiniz şeyleri elbette beyan edecektir. " (en-Nahl 16/92)Ahdini bozan kimseler azımetten yoksun ve ileri görüşten mahrumdurlar. Sanki bir kadın ipliğini iyice eğirip katladıktan sonra onu tekrar tekrar söküp dağıtmaktadır. Bu benzetmedeki bütün ayrıntılar hakaret hayret ve garipliklerle dolu bir anlam taşımaktadır. Bütünüyle ahidleri bozmayı kötülemekte ve çirkin bir iş olarak ruhlara yerleştirmeye çalışmaktadır.Şahsiyetli ve akıllı bir insanın kalkıp da bu kadına benzemesi ve onun gibi zayıf iradeli olmayı kabullenmesi düşünülemez. Ayette ahdi bozma durumunda olan devletler de kınanmaktadır. Bir devlet bir veya birkaç devletle andlaşmalar imzalar sonra da güçlü ve nüfuzlu devletlerin diğer saflarda yer aldığını ileri sürerek andlaşmalarını bozar ve bunda devletin çıkarının söz konusu olduğunu iddia ederse islâm bu sebepleri kabul etmez ve mutlak şekilde ahde vefâ gösterilmesini emreder. Verilen sözlerin ve andlaşmaların hile ve oyun vasıtası kılınmasına göz yummaz. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki; islâm iyilik ve Allah korkusu esasları dışında yapılan hiçbir andlaşmaya itibar etmez. Günah isyan ve kötülük esasları üzerine yapılmış andlaşmaları reddeder. Gerek islâm toplumunun gerek islâm devletinin yapısı bu esaslara göre kurulur.Müslümanların verdikleri sözü tutmalarından dolayı tarihte birçok kavimlerin Islam'a girdiği görülmüştür. Müslümanlardaki doğruluk ve sadakat inançlarındaki samimiyet ve ihlâs işlerindeki temizlik ve dürüstlük onları hayran bırakarak Islam'la tanışmalarına ve hidayet bulmalarına sebep olmuştur. Böylece müslümanlar ahidlerini bozmamakla kaybettikleri basit ve küçük çıkarlar yerine pek büyük kazançlar elde etmişlerdir.Bir müslümanın sözü gerçekten Allah'a verilmiş bir sözdür. Müslüman Allah korkusu taşıdığından ahdini bozmayı düşündüğü an Allah'ın kendisini hesaba çekeceğini düşünerek bundan vazgeçer. Çünkü ahdine sadık kaldığında Allah katında kendisi için hayırlar hazırlandığının şuurundadır."Allah'ın ahdini az bir pahaya satıp değişmeyin. Eğer bilirseniz Allah katında olan sizin için daha hayırlıdır." (en-Nahl 16/95). |
|
|
|
|
|
#18 (permalink) |
![]() |
ÂHİR ZAMANHz. Peygamber (s.a.s.)'in Islâm'ı tebliğinden başlayıp kıyametin kopmasına kadar geçecek olan müddet hakkında kullanılan bir terim. Bu tarif çerçevesinde Resulullah'a "Âhir zaman Peygamberi" denilmektedir. Bunun anlamı da "Son Peygamber" demektir.
Bizden önce yaşamış ümmetlerin geçirdikleri zamanın tümü bir gün içinde sabahtan ikindiye kadar geçen zamana; bu ümmetin yaşadığı zaman ise ikindiden akşama kadar geçen vakte benzetilmiştir. Kıyametin yaklaştığı zamana da aynı şekilde "Âhir zaman" denilmektedir. Bu zamanın kesin olarak ne zaman başlayacağı da belli olmadığı için sadece bu döneme yakın bazı belirgin alâmetlerin görüleceği ifade edilmiştir (geniş bilgi için bk. Kıyamet ve Kıyamet Alâmetleri). |
|
|
|
|
|
#19 (permalink) |
![]() |
ÂHİRET GÜNÜNE IMANÂhiret günü; içinde yaşadığımız dünya ömrünün sona ermesiyle başlayacak olan. insanların ikinci defa dirileceği ve herkesin; iman-küfiir amel ve amelsizlige göre hesaba kitaba çekileceği
ödül ya da ceza görecegi gün demektir. Bu dünyanın sonu yani âhiri ile başlayacağı ya da en son zaman olduğu için ona "son gün" anlamında "Ahiret Günü" denmiştir. Her sonradan yaratılanın bir ömrü olduğu gibi dünyanın da bir ömrü vardır ve ömür sona erince dünya da yok olacaktır. Israfıl isimli melek bu işle görevlidir. Zamanı gelince "Sûr" denen ve niteliğini bizim bilmediğimiz bir şeye üfürecek çıkacak büyük gürültü ile herşey darmadağınık ve Kur'ân'ın ifadesiyle dağlar atılmış pamuk gibi olacak. (bk. el-Kâria (101) 4) Allah'tan başka herşey helâk olacak. Sonra Allah Israfıli tekrar yaratacak ve onun "Sûr"a ikinci defa üflemeşiyle her canlı yeniden dirilecek kalkacak ve saşkın saşkın bekleyecektir. Işte bu ikinci dirilişe "öldükten sonra dirilme" anlamında "ba'sü ba'del-mevt" adı verilir.Bu ikinci dirilişten sonra; insanların bir yere toplanmaları (hasr) hesaba çekilmeleri (hisab) ömürlerini gençliklerini paralarını nasıl harcadıklarının sorulması (sual) yaptıkları iyilik ve kötülüklerini niteliğini bilmediğimiz bir şeyle tartılması (mizan) yine niteliğini bilmediğimiz bir köprüden geçme (sirat) Hz. Muhammed'le beraber ona inananların bir daha susamamak üzere içecekleri bir havuz (kevser) Onun ve Allah'ın izniyle âlim ve şehitlerin şefaat etmeleri akla hayâle gelmedik nimetlerle bezenmiş Cennet ve yine akla hayâle gelmedik cezalarla dolu Cehennem. Hep bu ikinci dirilişten sonradır. Bunların hepsi kesin delillerle sabit olduğu için inanmamak insanı dinden çıkarır.Ancak dünyanın ne zaman yıkılacağını âhiret günü'nün ne zaman olduğunu ancak Allah bilir. O bunu elçilerine dahi bildirmemiş fakat dünyanın ömrüne göre o güne çok az zaman kaldığına işaret edilmiştir. Hattâ Peygamberimizin arkadaşları ve onlardan sonra gelen müslümanlar ona hep akşama sabaha gelir gözüyle bakmışlardır. Peygamberimizin bazı sözlerinde ise dünyada A1lah'ın varlığını ve birliğini kabul eden tek kişi bulunduğu sürece kıyâmet kopmayacaktır.Allah'ı tanımayanlar sürekli Cehennem'de kalacaklar günahlarını tevbe ile affettiren ve Hz. Muhammed'in şefaati yani ricası ile günahları bağışlanan mü'minler Cennete gireceklerdir. Buna rağmen günahları kalan mü'minler ise günahları ölçüsünde ceza gördükten sonra Cennete gireceklerdir.Allah'ın izin vereceği âlimler ve şehitler ve diğer bütün peygamberler de şefaat edecek yani günahlı mü'minlerin bağışlanması için Allah'a yalvarış ve ricada bulunacaklardır.Insanın ölümünden Kıyâmet Günü'ne kadar olan âlem "Kabır Âlemidir" Kabırde Münkir ve Nekir denen melekler insana dini ile ilgili sorular soracaklar ve insan orada iken bile sıkıntı ya da rahatlık bulacaktır.Ikinci dirilişten sonra "Mahşer"de bütün canlılar birbirleriyle de hesaplaşacaklar. Hakkı olan hakkını alacak hattâ boynuzsuz koyun boynuzludan hakkını alacak ve insanlar dışındaki canlılar bir daha dirilmemek üzere toprak olacak insanlar için ise artık ölüm yok olacak Cehennem'de kalanlar sürekli azab görecekler Cennet'e girenler de sürekli nimetler içerisinde yaşayacaklardır.Kıyâmet Berzah Mahşer Cennet Cehennem nasıl olabilir? diye bir soru akla gelebilir. Sağlam düşünebilen akılları için bu hem mümkündür hem de gereklidır. Bir defa her sonradan var olanın bir gün mutlaka yok olacağı maddenin tabiati gereğidir. Dünya da bütün kapsamiyla bir maddedir öyleyse o da bir gün yok olacaktır. Değil dünyanın bütün kâinatin ve fezanın bir gün yok olacağını Islâm bilginleri Kelâm kitaplarmn "Allah'ın varlığının Isbatı" bölümlerinde iki kere ikinin dört edeceği gibi kesin kes kanıtlamışlardır. Bugün bilim ve teknik de bilimsel metodlarla onları epeyce geriden de olsa izlemekte ve şimdilik dünyanın bir gün yok olacağına kesin gözüyle bakmaktadır. Bilim ve Tekriik Dergisi'nin 97. sayısında dünyanın nasıl yok olacağı konusunda önde gelen bilim adamlarının yedi tane teorısının açıklaması verilmektedir. Sonuç olarak dünyanın öyle ya da böyle yok olacağı bir gerçektir.Dünyanın yok olacağı ve başlangıçta onu Allah'ın yoktan varettiği kesin olarak bilindikten sonra bir başka dünyanın kurulacağı daha kolaylıkla anlaşılır. Çünkü yoktan var eden vardan daha rahat var eder. Yani bizim öldükten sonra var edilmemiz hiç yoktan varedilmemizden daha zor değildir.Sonra Allah'ın bir sıfatı da Adalettir. Yani Allah Âdildir kimseye çekirdek kadar zulüm ve haksızlık etmez. Yani herkes neyi haketmişse tastamam onu bulur. Halbuki dünyaya baktığımız zaman bir sürü zulüm işkence ve haksızlıkların olduğunu görürüz; insanlara inançlarından dolayı işkence edilir zindanlarda çürütülür. Haram yollarla servet yığanlar bazan devleti de arkalarına alarak fakir ve güçsüzleri ezerler kanunlar hep o kanunları yapanlar ve güçlülerden yana iş görür emperyalist ülkeler fakir ülkeleri habire ezer ve sömürürler. Insanlar dışındaki bir çok canlı zalım insanlar ya da diğer canlılar tarafından işkence ve zulüm görürler... Ve bütün bunlar dünyada çoğu zaman hiçbir karşılık görmeden göçer giderler. Öyleyse bütün bu gidişler hesabın kitabın görüleceği büyük bir mahkemeye doğrudur. Orada sinegin ısırırken verdiği acıya kadar her olay çok hassas bilgisayarlarla hesaba katılacak ve gelir gider ya da kâr zarar defteri ona göre belirlenecektir. |
|
|
|
|
|
#20 (permalink) |
![]() |
Son" ve "Sonra Olan" anlamında Arapça bir kelime olan "Âhiret" "Âhir" kelimesinin müennes (dişi) şeklidir. Lügatte "Evvel" kelimesinin zıddı olarak kullanılır. İslâm literatüründe bu kelime "Öbür Dünya" manasında kullanılmıştır. Dünya canlıların yaşadığı evvelki âlem ahiret ise son âlemdir. Bu kelimeler bazen "dâr=yurt" kelimesiyle birlikte kullanılır (el-Ankebût 29/64) Dâr-ı Dünya ve Dâr-ı Ahiret gibi. Bazen de tek başına kullanılır (el-Bakara 2/220). Dünya yakın ikamet yeri; Ahiret son ikamet mahallidir.Allah'u Teâlâ içinde yaşadığımız bu Dünya'yı ve üzerindeki bütün varlıkları geçici bir zaman için yaratmıştır. Bir gün dünya ve dünyadaki bütün insanlar canlı ve cansız varlıklar yok olacaktır. Dağlar taşlar yerler gökler parçalanacak (el-Karia 101/4-5) Allah'tan başka tüm âlem son bulacaktır (er-Rahman 55/27). Bu hâdiselerin meydana geldiği günü Kur'an "zelzele saati" (el-Hacc 22/2) ve "Kıyamet Günü"* (el-Kıyâme 75/-1) diye adlandırır. Kıyamet Günü'nden sonra Allah'ın takdir ettiği bir zamanda insanlar yeniden hayat bularak kabırlerinden kaldırılacak ve "Mahşer"* denilen düz bir sahada (el-Hicr 15/25) hesabı süratle gören Allah'ın (Âli İmrân 3/19) huzurunda dünyada yaptıklarının hesabını (el-Hakka 69/19 37) vermek üzere toplanacaklardır (el-Casiye 45/26). Hesapların görülmesinden sonra bir kısım insanlar iyilikleri nedeniyle Cennet'e diğerleri ise inkâr ve kötülükleri nedeniyle Cehennem'e gideceklerdir.İşte bu yeni hayatın başlayacağı günden itibaren bitmez tüKerimez bir halde devam edecek olan âleme "Ahiret Alemi" denir.Bütün semâvi dinlerde olduğu gibi en son ve en mükemmel din (el-Mâide 5/3) olan İslâm'a göre meydana geleceği ayet (el-Bakara 2/4) ve hadisle (Tecrîd-i Sarih 47 nolu hadis) ve bütün ümmetin fikir birliği ile kesin olan ahiret gününe inanmak imanın şartı olarak farzdır.Ahiret Günü denilince; 1- Bu âlemin hepsinin yok olması ve hayatın tamamıyla sona ermesi. 2- Ahiret hayatının başlaması. Ahiret hâdiseleri denilince de; a) Canlılar için ahiret hayatının mukaddimesi olan ölüm berzah âlemi * kabır hayatı.b) Sûra üfürülmesi ve herkesin tekrar dirilerek kabırlerden kalkıp mahşer* meydanında toplanması. c) Dünya'da iyilik veya kötülük cinsinden yapılan işlerin kaydedildiği amel defterinin sahiplerine okutulması. d) İyilik ve kötülüklerin tartıldığı mizan* (terazi)'nin kurulup amellerin tartılması. e) Bütün insanların üzerinden geçmeleri mecburî olan Sırat* köprüsünden geçiş. f) İmanlı ve ameli iyi olanların gideceği Cennet* g) İmansız ve ameli kötü olanların gideceği Cehennem* i) Peygamberimizin seçkin müminlerle başında bulunduğu Kevser Havzı*h) Peygamberimizin müminlere şefaati gibi hadiseler hatıra gelir. İşte bütün bunlar Ahirete iman konusu içinde ele alınması gereken konulardır. Kesin nasslarla sabit olan bu hususlara inanmak imanın şartlarındandır. Bunlardan birini inkâr ise ahireti inkâr demektir.Kur'an Ahiret âlemini ayrıca "Din Günü " (el-Fatiha I/3) ve "Gayb Âlemi" (el-Bakara 2/3) olarak isimlendirir .Gözden kaybolan şeye gayb dendiği gibi duyularla idrak edilemeyen insan bilgisi dışında kalan şeye de gayb denir. Bir şeyin gayb olması Allah'a göre değil insanlara göredir. Çünkü Allah'tan gizli kalan hiçbir şey olamaz. O gayb ve şehâdet âlemini bilir (el-Haşr 59/22). Kur'an'a göre varlıklar iki kısımdır: Gayb âlemini meydana getiren; görülmeyen ve idrak edilemeyen varlıklar ve şehâdet âlemini meydana getiren; görülüp idrak edilen varlıklar. Gayb âlemine ait varlıklar da iki kısımdır:1- Bir kısmının delili yoktur. Varlığını ancak Allah bilir duyularla idraki mümkün değildir. "Gaybın an |