Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > TeknolojininAdresi Forum > Çöp Forum
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Çöp Forum Forum Başıklarına Uymayan ve Kırık Linkli Konular...


Yeni Konu aç  Kapalı konu
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 05-02-2008, 17:55   #1 (permalink)
 
cold__fire - ait Avatar
Okk All Star 2008 East And West Team

 




WEST TEAM:

Kobe Bryant:


yıldızlarından biri olarak görülen Kobe Bryant, 1996 yılında 18 yaşında lise mezunu olarak NBA Draft'a girdi. 13. sıradan Charlotte Hornets tarafından seçilen Bryant'ı Charlotte, Vlade Divac ile takas etti ve Los Angles Lakers'a verdi.

1997'de çaylak sezonunda smaç şampiyonu oldu. Lakers'daki dördüncü sezonunda ise ilk NBA şampiyonluğuna ulaştı. Shaquille O'Neal ve koç Phil Jackson ile beraber bu şampiyonlukta en büyük pay Kobe'nindi. O zamana kadar Kobe çoktan bir yıldız olmuş, bazıları tarafından Michael Jordan'ın tahtının varisi ilan edilmiş ve NBA'in en pahalı reklam kontratlarının altına imza atmıştı. Adidas "En iyi ayakkabı insan ayağıdır, biz de en iyi insan ayağından bir ayakkabı ürettik" sloganıyla Kobe isimli bir ayakkabı bile üretti.

2000 yılındaki şampiyonluğu 2001 ve 2002 yıllarında korudu Lakers Kobe'nin katkılarıyla. Fakat yavaş yavaş takım içinde Shaquille O'Neal ile sorunlar yaşamaya başladı. İki oyuncu da Lakers'ın başarısında hayati rol oynamalarına rağmen tüm başarıyı kendilerine maletme çabasına girdiler.

2003 yılında şampiyonluğu konferans finalinde elendikleri San Antonio Spurs'e kaptırmaları, bir sonraki yıl da Karl Malone ve Gary Payton ile takviye edilmiş bir takım kurmalarına rağmen bu sefer de finalde Detroit Pistons'a kaybetmeleri Lakers'ı karıştırdı.Aynı zamanda bu sezon finaller de dahil 2004-2005 sezonunun başına kadar kendisine açılan bir tecavüz davasıyla ilgilenmek durumunda kaldı. Shaquille O'Neal ve Phil Jackson takımdan ayrıldılar. Takım 2004-2005 sezonuna Kobe'nin liderliği ile yine zirveye oynamak iddiasıyla girdiyse de çok kötü bir sezon geçirerek playoff bile oynayamadı. Kobe'nin kariyerinde çok önemli bir düşüş oldu bu. [2006]] LA-Lakers - Toronto Raptors maçında 81 sayı atarak, tarihte bir maçta en fazla sayı atan 2. oyuncu unvanını kazanmıştır . Bir maçta en fazla sayı atma rekoru ise Wilt Chamberlaine aittir 100 sayı. Aynı sezonda kariyerinde 16000 sayıya ulaşan en genç oyuncu unvanını aldı. Bunu başardığında 27 yaşındaydı.

Kobe durdurulamaz oyunu ve inanılmaz fadeaway'lerinin de yardımıyla bugün dünyanın en büyük skorerlerinden biri olarak gösterilmektedir

ALLEN İVERSON




Daha çocuk yaşta ona gebe olan bir anne, babasız, fakir, sefalet içinde geçen ve ailesinin aldığı tüm yanlış kararların yaşamını doğrudan etkilediği bir hayat. The Answer Sizlerle.
Allen Iverson, 6 Temmuz 1975 tarihinde Hampton, Virginia’da doğdu. Allen doğduğunda annesi Ann sadece 15 yaşındaydı. Ve Allen’ı tek başına yetiştirmek zorundaydı. Hampton’ da yaşadıkları ev ise kanalizasyon şebekesinin hemen üzerinde olduğu için sık sık lağım taşkınlarına maruz kalmaktaydı. Iverson’ın gerçek babasını merak edenleriniz varsa, Iverson’ın hayatıyla biyolojik olarak onun babası olması dışında hiçbir ilgisi olmadı.
Iverson’ların evinde ödenmeyen faturalardan dolayı genelde su ve elektrik kesik olurdu. Ama küçük Allen gene de annesine kızgın değildi çünkü mevcut duruma göre annesinin zaten elinden geleni yaptığını düşünmekteydi.


Allen daha sonra kendi başının çaresine zor bakarken hayatına giren iki kızın da sorumluluğunu üstlenmek zorunda kaldı: Kardeşleri Brandy ve Iliesha.
Özellikle küçük Iliesha’nın lağım suyu baskınların getirdiği sağlıksız koşullar nedeniyle sık sık hastalanması zaten mali problemler yaşayan aileyi daha da büyük bir krize sürükledi.
Iverson’ın hayatındaki dönüm noktalarından belki de en önemlisi, annesinin o daha çok küçük yaşlardayken oğlunun spora yetenekli olduğunu keşfederek onu bu yönde desteklemesi. Zaten bu dönemde annesinin daha iyi bir hayat için kurduğu tüm hayallerin merkezinde Allen’ın spor konusundaki yeteneği bulunmaktadır. Belki İnanmayacaksınız ama, Iverson çocukluğunda basketbola karşı pek de fazla ilgili değildi. Annesi onu zorla basketbol oynamaya yolladı ona bu oyunu sevdirmek için maddi bakımdan zorlanarak da olsa Jordan ayakkabıları ve buna benzer basketbol malzemeleri aldı.Iverson ailesinin yaşadığı yer olan Hampton, çetelerin kol gezdiği,uyuşturucu ve suçun adeta günlük sıradan bir olay olduğu tabiri caizse tam baş belası bir yerdi. Allen daha 14 yaşındayken yakın arkadaşlarından birinin bıçaklanarak öldürülmesine şahit olmuştu. Bu olayın üstünden fazla geçmeden katıldığı bir partide en yakın arkadaşı gözlerin önünde vurulmuştu. Annesi ile yaşayan Ive’nin babası yerine koyduğu adamsa uyuşturucu satarken yakalandı.
Iverson genç yaşında bu gibi sorunlarla boğuluyor ve bu olayları kafasından atmak aklını başka şeylere vermek istiyordu ve kendini spor a yöneltti. Basketbol ve Amerikan futbolu en sevdiği sporlardı.Basketbol Iverson için boş vakitlerini değerlendirdiği hoş bir uğraştı sadece. O kendini Amerikan futboluna daha yakın görüyordu annesi ise onun basketbol ile ilgilenmesini istiyor, ona nasıl şut atılacağını içeriye nasıl dribling
yapılacağını gösteriyordu. Iverson ile ilgilenen sadece annesi değildi. İlköğretim öğretmeni Amerikan futbolu takımı antrenörü Gary Mooredu idi. Mooredu Ive’nin atletik özelliklerini fark etmişti ve onu Hampton’nun belalı sokaklarında uzak tutmak istiyordu.Ancak Iverson hala Amerikan futbolunu basketbola tercih ediyordu.Ta ki 15 yaşına kadar....



İNANILMAZ OLAN....
Bir gün Ive yine basketbol oynarken kısacık boyuna rağmen nizami olan bir potaya smaç attı. O maçtan sonra hissettikleri Allen’a geleceği için önemli bir karar verdirecekti.
Lisede okulunun hem basketbol takımında hemde Amerikan futbol takımın da oynadı. Bethel lisesini adeta tek başına eyalet şampiyonu yaptı. Aynı başarıyı Amerikan futbol takımında da gerçekleştirince Virginia’daki liseler arasında en iyi sporcu ödülünü aldı, bu ödül bir ilk ama asla sonuncu olmayacaktı... 1992 yılında ise Amerikan futbol takımını şampiyon yapmıştı ve hayatının belkide en güzel ve mutlu günlerini geçiriyordu. Ama 1993 yılı hiçde öyle geçmeyecekti. Hayat ona en acı sürprizini hazırlıyordu



HAPİSHANE GÜNLERİ....
Bir gün Iverson arkadaşları ile bowling oynamaya giderken yollarını ırkçı bir grup beyaz çevirdi. Karşılıklı sözlü sataşma kısa süre içinde büyük bir kavgaya dönüştü. Kavga bittiğinde ise Iverson çete kurarak kavga çıkarmak suçundan tutuklandı. Elliden fazla kişinin katıldığı kavgada sadece dört siyah tutuklanmıştı ve Iverson onlardan biriydi onun için istenen ceza 15 yıl hapisti. Olanlara inanamıyordu artık tüm rüyaları ona uzaktı. Lise diploması,üniversite ve profesyonel sporculuk artık rüyaydı. Ama bir Amerikan rüyasının gerçekleşeceğini nereden bilebilirdi.
Iverson'ın aldığı ceza Amerika’da geniş yankı yarattı. Irkçı bir örgüt olan Ku Klux Klan örgütünün bu olayı bilinçli olarak yarattığını siyah bir oyuncunu başarılarını engellemek için bu olayları çıkardıkları iddia edildi.
Iverson’ın annesi oğlunu kurtarmak için her şeyi yapıyor her kapıyı çalıyordu aklına Georgetown Üniversitesinin disipliniyle tanınan ünlü antrenörü John Thompson geldi hemen Thompson u aradı ve Thompson eğer hapisten çıkarsa onu Georgetown Üniversitesine alacağını söyledi üstelik ona burs verecekti diğer taraftan çeşitli örgütler de Iverson'ın aldığı cezayı protesto ediyordu. Virginia valisi davayı tekrar görüşülmesine karar verdi.
Bunun sonucunda Iverson'ın cezası ağır ceza kapsamından çıkarıldı,davanın çocuk mahkemesi yetkisinde olması gerektiği ve cezası dört ay bir çiftlikte çalışmak olarak açıklandı. Iverson o dört ayın sonunda serbestti ve hayallerini gerçekleştirmek için tek yapması gereken lise diplomasını almaktı .O da bunu gerçekleştirerek Georgetown Üniversitesinin yolunu tuttu.


ÜNİVERSİTE GÜNLERİ...
Iverson'ın Üniversite günleri pek kolay olmadı. Bu seviyedeki basketbola pek de hazır değildi. Rakip takımın taraftarları maç sırasında ona sürekli ^hapishane kuşu^ olarak seslenmeleri onu olumsuz etkiliyordu.Herşeye rağmen Iverson'a güvenmeye devam eden antrenör Thompson da yoğun eleştirilere maruz kalıyordu. Çok geçmeden Iverson kendini toparladı ve NCAA in sayılı oyuncuları arasında gösterilmeye başladı ertesi senede farklı değildi ancak saha dışındaki sorunlar Iverson'ın peşini bırakmıyordu.


Kardeşinin önemli sağlık sorunları vardı ve annesi tedavi masraflarını karşılayabilecek durumda değildi. Ailesinin şiddetle paraya ihtiyacı olduğu dönemde Iverson üniversiteyi bırakarak NBA gitme kararı aldı zaten başkada seçeneği yoktu. Ive kısa süren üniversite kariyerinde 67 maçın 66 sında ilk beş başlamış ve oynadığı her iki sezonda da Georgetown üniversitesinin baş skoreri olmuştu. Georgetown’da geçirdiği iki yılın sonunda arkasında bir çok ödül bıraktı. 20.4 sayı ve 4.5 asist ortalamaları ile oynadığı 1994-95 sezonunda Big East Ligi’nin en iyi çaylağı ve savunmacısı ödülüne ulaştı. 25.0 sayı, 4.7 asist, 3.35 top çalma ortalamalarıyla oynadığı 1995-96 sezonunda ise ismi Big East’in en iyi ilk beşindeydi ve tekrar yılın takımına seçildi..
Ve NBA Günleri... İverson 1996 Draftlarında 1. sıradan Philadelphia Sixer's tarafından draft edildi. Philadelphia Sixer's takımında başladığı kariyerine hala bu takımda devam etmektedir. İverson bir maçta tek başına 60 sayı atabilmesi ve 40-50 sayının altına düşmemesi ile 2004-2005 NBA liginde takımını tek başına surtlayan kişi oldu. Kariyerinde 5 Kez Allstar maçına çıktı, Sezon başına Nba kariyeri 3 Sayı ortalaması %31, 2 sayı ortalaması %41, Serbest atış ortalaması ise %75 oldu. 57 Kez Play-off maçına çıktı. Boyu, 1,83, Kilosu 75.


CARMELO ANTHONY



29 Mayıs 1984'te Carmelo ve Mary Anthony'nin çocuğu olarak dünyaya geldi. Carmelo adını aldığı babasını 3 yaşında kaybetti. Robert ve Witfort adında iki erkek Michele ve Daphne adında iki kız kardeşi vardı. Abisi Robert'in basket bol oynadığı sokak aralarında basket bola ısındı. Hatta 5 yaşındayken abisi nin maçını daha rahat izlemek için ağaca çıkmaya çalışırken düşüp sağ kaşının üstünü yardı. (Bu iz dikkat ederseniz hala durmaktadır.)Anne Mary ailede evlenme miş tek çocuk olarak Carmelo


kaldığında New York'a göre daha rahat yaşayabilecekleri Baltimore şehrine taşınmaya karar verdi. Baltimore şehrinde uyuşturucular kol geziyordu. Anne Carmelo'nun bu yollara sapmaması için ona basketbolu aşılıyordu. Hatta ceza vermek söz konusu olduğunda bile basketbolu da içine katıyordu. Carmelo da sokakta iyi basketbol oynamaya başlamıştı. Hatta ablası Michelle onun için bir ponpon kız grubu kurup Melo'yu destekliyordu. Annesinin yoğun isteğiyle otobüsle ancak 45 dakikada gidebildiği dini eğitim veren Towson Katolik Lisesine kaydolduğunda takıma kolayca gireceğini düşünmüştü. Ancak kadroya giremeyince evine dönen Carmelo bir sonraki yaz takım arkadaşlarının yanına 16 cm. uzamış olarak döndüğünde oyununu da koçuna inat edercesine bayağı geliştirmişti. Carmelo sokakta oyun kurucu oynuyordu. Burada öğrendiği süper top sürme yeteneğine bir de uzak mesafe şutlarını ekliyordu şimdi. Carmelo nun lisedeki ikinci yılı basketbolunda yükseliş derslerinde düşüş olarak tanımlanabilir kısaca. 14 sayı 5 ribaund 4 asistlik performansı ile takımına eyalet şampiyonasında 3.lüğü getiriyordu. Bir sonraki yaz ise 6 cm. daha uza¤¤¤¤¤ 2.00 boyuna ulaşan Carmelo hem eski zamanlardan kalan oyun kuruculuk yeteneğiyle hem de yeni yeni geliştirmeye başladığı penetreleri ile de can yakmaya başlamıştı. 3. senesinde ortalamalarını 27.0 sayı 8.0 a çıkartan Carmelo bu sefer eyalet şampiyonasında dördüncülükle yetinmek zorunda kalıyordu. Bunlara rağmen sezon sonunda Baltimore şehri ve eyaleti Yılın Oyuncusu , All Metropolitan Ligi yılın oyuncusu , Baltimore Katolik Liginde yılın oyuncusu seçiliyordu. Ancak derslerindeki başarısızlık ve disiplinsizliği nedeniyle iki kez okuldan uzaklaştırma cezası alıyordu. Annesi ve Carmelo üniversitede okuyabilmesi ve derslerini düzeltebilmesi için başka bir okul seçmeye karar verdi. Carmelo ülkenin en iyi basketbol programlarından birine sahip olan ve bazı Nba yıldızlarını yetiştirmiş olan (Jerry Stackhouse, Rod Strickland, Ron Mercer) Oak Hill Akademisini seçti. Carmelo o günlerde katıldığı kamplar ile kendini ülkede duyurmaya başlıyordu. Carmelo Oak Hill Lisesinde de eski Lisesinde olduğu gibi başarılı oluyordu. O sene Lisesini 32-1 gibi tek mağlubiyetli bir dereceye ulaştırıyordu. USA Today dergisi tarafından All-America takımına seçilen Carmelo sezonu 22.0 sayı, 7.1 ribaund, 3.0 asist, 1.8 top çalmayla oynadı.

2000-2001 sezonunda gerçekleşen Carmelo-LeBron eşleşmesi o zamanlar da büyük merak uyandırmıştı. LeBron'un takımı (St.Vincent-St.Mary Lisesi) ile Carmelo'nun (Oak Hill Lisesi) takımı arasındaki maç tam bir LeBron-Melo düellosu gibi geçiyordu. Kişisel savaşı LeBron (36 sayı) galibiyeti Carmelo (34 sayı) alıyordu. Bu arada Carmelo üniversiteye gitmeye karar verdi. Herkes ona deli gözüyle bakıyordu. Çünkü eğer drafta liseli olarak girmiş olsa yukarılardan seçilme şansı çok yüksekti.

Carmelo New York'a geri döndü ve Syracuse üniversitesinde okumaya karar verdi. Carmelo ilk maçında ilk sayısını smaçla atıyor toplamda da 27 sayı atıyordu ama takımını yenilgiden kurtaramıyordu. Takımı daha sonra inanılmaz bir çıkış gösterip 24-5 derecesini yakalayınca NCAA turnuvasına katılmaya hak kazanıyordu. Ayrıca Carmelo en yüksek sayı ortalamasını tutturan freshman(üniversitede ilk senesinde okuyan) ünvanını ele geçiriyordu. NCAA turnuvasında takımı imkansızı başararak şampiyon olduğunda ise Carmelo birçok rekoru ele geçirmişti bile... Draftta Cleveland LeBron'u seçeceğini aylar öncesnden duyurdu. Detroit ise geleceğe yatırım yaparak(!) Melo'yu değil de Darko Miliçiç'i seçti ve Carmelo da Denver'a kaldı.
Carmelo NBA'de ilk maçında 12 sayı ile oynuyordu. Carmelo Anthony 2005-2006 sezonunda NBA'deki 3. sezonunu yaşıyor. Kariyerinde maç başına 20.6 sayıyla oynuyor.







TİM DUNKAN


Timothy Theodore Duncan yaklaşık 98. 000 kişinin yaşadığı (St.Croix) Virginia adalarında 25 nisan 1976 da dünyaya geldi. William ve Delysia Duncan çifti nin 3. çocuğu olarak doğan Tim'in Tricia ve Cheryl adında iki ablası vardı.
Büyük ablası Tricia o zamanlar Seul Olimpi yatlarına katılmıştı. Yüzmede iyi derece yapan ablasını örnek alan Tim erken yaşta yüzmeye başladı nerdeyse her gün sadece yüzüyor du. Süper dereceler yapıyordu ve o zaman kendi dalında Virginia adalarında birinciydi. Tim'in arkadaşları çalıştırıcıları daha doğ rusu onu tanıyan herkes ilerde rekort men bir yüzücü olaca-

ğını bekliyordu.

Ama 1989 Karayip Denizinde olan Hugo Kasırgası Virginia Adalarını çok büyük etkiledi. Bütün adayı mahvettiği gibi Duncan'ı da mahvetmişti. Duncan çalışmalarını yüzme havuzlarında yapıyordu. Ama hiç bir havuz sağlam kalmadığı için Tim çalışmasına denizde devam etmeye başladı. Ama denizden korkuyordu nedeni ise ada yakınlarına gelen köpek balıklarıydı.Çalışmasına kısa bir süre devam ettikten sonra ileride olmak istediği rekortmen yüzücü hayalleri bitti ve yüzmeyi bıraktı. Bu inanılmaz kasırga Tim'e asıl başka yönden zarar vermişti. Çünkü; o zaman kanserle mücadele eden annesi tedavisine devam edemedi. Adada çok az sağlam yer kalmıştı. Ve anne Duncan’ın direnişi fazla sürmedi ve 1990 da vefat etti. Bir kasırga Tim'in hayatını oldukça değiştirmişti. Yüzme havuzları adada tamir edildikten sonra bile artık o kadar yüzmek istemiyordu. Çünkü aklına yaşadıkları geliyor ve çok üzülüyordu. O sıralarda kocasıyla Ohio'da olan tim'in ablası Cher annesinin ölümünden sonra ailesine destek olmak için tekrar adaya döndü. Ve gelirken Tim'e bir hediye gelmişti : küçük bir basketbol potası.Bu hediyeyi eniştesi Rick Lowery (o zamanlarda NCAA division III de oynuyordu) düşünmüştü. Evin bahçesinde sürekli o potayla uğraşan Tim daha önce hiç basketbol oynamamıştı. Ama bu oyunu çok sevmişti. Sürekli zamanını o potada geçiriyordu. Eniştesi o zaman boyu 1.82 olan Tim'e guard hareketlerini boş zamanlarında öğretiyordu. Sürekli guard hareketleri çalışan Tim'in boyu o liseye girdiğinden beri yaklaşık 15-16 cm uzamıştı. Ve artık guard oynayamazdı.

1992 yılında NBA deki bir grup çaylak oyuncu(başlarınca Alonzo Mourning bulunuyordu) basketbolu ve NBA'yi sevdirmek için geziler yapıyorlardı. Bu gezilerden birini de Karayiplere yapmışlardı. Ve gittikleri yerde gösteri maçı yapıyorlardı. Bu maçlardan birini gören ve daha sonra maçların birine katılan Tim, Alonzo Mourning'e karşı çok güzel bir oyun sergilemişti ve başta Chris King herkesin ilgisini çekmişti. Bunun üzerine Chris NCAA takımı Wake Forest'ın koçu Dave Odom'u aradı ve Duncan hakkında bilgi verdi.Olayı duyar duymaz adaya yönelen Doom St. Croix e gidip Tim Duncan ile görüştü ve onla anlaştı. Artık Tim NCAA'de oynayan bir oyuncuydu. Sadece bir hobi olarak evin bahçesinde oynadığı basketbol hayatını tamamen değiştirmişti.



NCAA YILLARI
Tim NCA'in güçlü ekiplerin den Wake Forest'ın forma sını giyiyordu. Ve ilk maçını 25 Kasım 1993'de (Wake Forest'ın sezon açılış maçı) Alaska'ya karşı oynadı. Maçta hiç şut kullanmadı ama 7 sayı ve 1 blok istatistiği vardı. Bu da onun skora katkı yapmasa da diğer yönlerden katkı yapabildiğini gösteri yordu. Tim ilk maçlarında lige tam alışamamıştı. Ama bir süre sonra durdurulamaz hale geldi Double-doublelık perfor manslar yapmaya başladı ve NCAA'de ilk sezonunu 33 maç oyna¤¤¤¤¤ bitirdi. %54.5 iç şut yüzdesi %74,5 serbest atış la 9.8 sayı ve 9.6. ribaundla tamamla mıştı. Ayrıca ilk sezonunda bazı maçlarda fazla sayıda blok yaptı ve ribaund aldı. Sophomore olduktan sonra ilk sezonunda büyük bir gelişme



kat ederek 16.8 sayı ve 12.5 ribaund ve 4.22 blokla 3 sn. koridorunu raki be dar etmişti. Onun bu perfor mansı sayesinde Wake Forest kendi klasma nında(ACC) ilk sıraya çıkıyordu.
3. yılında ise sayı ortalaması 19.1 ribaund ortalaması 12.3 blok ortala ması 3.75'e yük selmişti. Wake Forest yine ACC de ilk sırayı alarak bu sefer şampiyon olmuş tu. Tim ise yılın oyuncusu ve yılın savunmacısı ödülü nün sahibi olmuş tu. ACC konferan sı final maçında Starbury (S. Mar bury)'nin takımı karşısında 27 sayı 22 ribaund 6 asist
4 blokluk performansıyla herkesi büyüleyen Duncan ayrıca 1996'da bir maçta 14 sayı 15 ribaund ve 10 blok la oyna¤¤¤¤¤ Wake Forest tarihinde tiple double yapan 2. oyuncu oldu. Yine 1996 yılında 24 double yaparak artık NCAA' de takımını taşımaya kararlıydı. Ama karşısına çıkan Kentucky e direnemeyen Wake Forest elenmişti. Basketbolla geç tanışma daz avantajını çalışarak kapatan Duncan NCAA in en önemli uzunlarından biri olmuştu.

1996 yazının 6 Temmuzunda Tim dream team 3 ün yıldızlarına karşı kendisini deneme fırsatı buldu. Pota altında NBA in yıldızlarıyla cebelleşen Tim sahadan güzel notlarla ayrılmıştı. Ve artık NCAA'de oynamamalıydı. NBA'ye gitmeliydi. Ama kendi eksiklerinin olduğunu ve bu eksikleri NCAA de kapatacağını söylemişti. Aslında Duncan'ı NBA girmekten alıkoyan şey annesinin sözüydü. Annesi tüm çocuklarının üniversite bitirmesini istemişti. Duncan da sözü tuttu ve son üniversiteyi bitirdi sonNCAA senesinde de çok güzel istatistikler yapan Duncan 1997 draftına girmişti.

SAN ANTONİO YILLARI

1967–1968 sezonunda Dallas Chaparrals adıyla kurulan ve NBA’ye girmeden 3 sene önce San Antonio Spurs adını alan takım. NBA ‘de normal sezonda çok iyi işler yapıyordu. Her ne kadar playoff ta yapamamasına karşın. Lig de sadece bir sezon galibiyet yüzdesi %50 nin altına düştü. Bu da sakatlıklardan dolayıydı. O zaman takımın en iyi oyuncuları Amiral (David Robinson) ve Sean Elliot’du. O sezon bu oyunculardan hiç yararlanamayan Spurs sadece 20 maç kazanmıştı. Ama şans onlara güldü. Ve draftta ilk sıradan Timothy Thedore Duncan‘ı seçeceklerdi (Spurs böyle bir şans daha önce çok kötü bir sezondan sonra David Robinson’u kadrosuna dâhil ederek yaşamıştı). Ve 97 Lotery draftında ilk sıradan Tim’i seçtiler.

1980’lerde Houston’da oynayan Hakem Olajuwon ve Ralph Sampson’a verilen dev ikiz kuleler lakabı daha ligin başında süper ikili olan TD ve Amiral içinde söylenmeye başlamıştı. Tim ve Amiral ne kadar etkili ve uyumlu olacağı beraber oldukları ilk sezonda kendini belli etmişti. Önceden pivot oynayan Tim uzun forvet oynuyordu. Ve ligde uzun ve etkili olduğu için rakipleri çok zorlanıyordu. NBA’ deki ilk maçına Denver karşısında çıktı ve maçı 15 sayı 10 ribaund alarak tamamladı. All Star haftasına kadar 18.3 sayı 11.6 ribaundla beraber 2.5 asist ve 2.39 blok ortalamasını tutturdu. All Star maçında ise 15 dk oynadı ve 2 sayı 11 ribaund aldı. All Star haftasından sonra kendini daha da geliştiren Tim kalan maçlarda 25.1 sayı 12.1 ribaund 3 asist ve 2.68 yapan duncan bir çaylak için ligi şu süper performansla tamamladı: 21.1. sayı 11.9 ribaund 2.7 asist ve 2.71 blok. Ayrıca Tim sezon ayın çaylağı seçilmişti. Sezon sonunda ligin en iyi 5’ine de seçilen Tim ilk sezonunda 57 double double yaparak. Bu alanda binciydi. Ribaund krallığında 3. blokta 6. sayı krallığında 13. sıradaydı. Tim’in ilk sezonunda en yüksek rakamları Golden State’e karşı 35 sayı, Chiago’ya karşı 22 ribaunddu. Sonuç olarak San antonio önceki sezonuna göre 36 maç daha kazanmıştı. Playoff’ta ise ilk tur Suns’ı 3-1 ile geçti. 2. turda ise sakatlanan Duncan’ın yokluğu sayesinde Utah'a elendiler.

1998-1999 sezonu yani Tim’in ikinci sezonunda ise NBA ‘de bazı karışıklıklardan dolayı lig geç başlamış ve 50 maçla sınırlandırılmıştı. Tim o sezonda 21.7 sayı 11.4 ribaund 2.4 asist ve 2.52 blokla yine sezonun in en iyi beşine ve bu sefer en iyi savunma beşine de seçildi. Ayrıca 37 double double yaparak yine bu dalda birinciydi. İlk 14 maçta sadece 6 maç kazanan Spurs’ta Ellie’nin, süperstar Elliot’un Avery Johnsonun ve İkiz Kulelerin harika oyunuyla kalan maçlarda sadece 5 kez kaybedince Spurs ligi lider tamamlıyordu. Duncan o sene de en yüksek skorunu 39 sayıyla yapmıştı. Play-off ‘a da fırtına gibi giren Spurs ilk turda Minesota’yı 3–1 ikini turda Lakers ve batı finalinde Portland’ı 4-0 la geçerek finale adını yazıdrdı. Finalde ise yine büyük rol oynayan Tim’in katkısı vardı. Ve New York’u 4–1 geçerek Spurs şampiyon oluyordu. MVP ödülü ise herkesin beklediği gibi Tim’e veriliyordu. 1999–2000 sezonu ise Tim için harika başladı. 23.2 sayı ortalaması 12,4 ribaund ortalaması ile oynayan duncan bir maçtada triple double yapmıştı. Duncan sezon sonunda ise yine en iyi 5 ve savunma 5’i ne seçildi. MVP sıralamasında ise 5. sıraya seçildi. Play-off’ta ise ilk turdan phoenix suns a elendiler. Duncan bir çok takımın teklifine rağmen Spurs’ta kalmaya karar verdi.



2000-2001 sezonunda ise Spurs 58 galibiyet aldı. Ve geçen sene Shaq ın aldığı double double krallığını da geri alıyordu. Sezonda yine müthiş bir oyun sergileyen duncan 22.2 sayı 12.2 ribaund 3.0 asist ve 2.34 blokla yine NBA in en iyi beşine ve savunma beşine seçildi .Play-off ta ise ilk turda Minnesota’yı ikinci turda Dallas’ı geçerek finalde Lakers a rakip oldular. Ama 4 maçta süpürüldüler. Duncan Lakers maçında 40 sayı ile kariyerinin play-off rekorunu kırarken Spurs tarihinde Gervin ve Robinson’dan sonra 40+ sayı atan 3. oyuncu oluyordu. Yazın ise Tim’in hayatında büyük bir değişiklik oldu ve eskiden beri beraber olduğu Amy ile evlendi 2001-2002 de ise yine süper bir sezon geçirip kötü bir playoff-la bitiren spurs yine 58 maç kazanıyordu. Duncan kendisini çok geliştirerek 25.5 sayı ve 12.7 ribaund 3.7 asist ve 2.48 blok ortalamalarıyla sezon MVP si oldu. Batı konferansında 3 ay ayın oyuncusu seçildi. 70 maçta takımının yükünü çeken Duncan 69 maçta takımının en çok ribaund alan oyuncusu olma başarısını gösteriyordu.




Ve bir kez daha ligin en iyi beşi ve savunma beşine seçiliyordu. Ayrıca Karem Abdal Jabbar , Patrick Ewing , Hakeem Olajuwon ve Shaq’tan sonra sonra sayı ribaund ve blok sıralama sında her birinde ilk beş sırada bulunan Duncan bu özellikte 5. oyuncu olurken bir sezonda 2.000 sayı 1000 ribaund barajını geçen 14. NBA oyuncusu oluyordu. Tabi birde Bob Mc Addo dan sonra ilk kez double doublelarda 4 kez ligi zirvede tamamlayan forvet oyuncusu ünvanını alıyordu. 26 Aralık Dallas maçında 19/28 iç şut 15/15 serbest atış isabetiyle oynayan duncan kariyer rekorunu 53 sayıyı başarıyordu. Sezonda sadece bir maç haneli sayı atamadı.

2002 play-off ları Tim için kötü günleri getirecekti. İlk turdaki Seattle serisinde 21 sayı 10 ribaund 11 asist le oyna¤¤¤¤¤ triple double yapıyordu. Ve ilk turda ki 21 sayılık galibiyeti o getiriyordu. Sonra duncan için çok üzücü bir olay meydana geldi. Seride 2-1 öndelerken 4.maç öncesi baba William Duncan’ın ölüm haberi geliyordu. Tim o yüzden 4. maç oynamadı ve cenazeye gitti. Birçok kişi Tim’in geri dönünde kötü oynayacağını düşünüyordu. Ama o takımını yalnız bırakmadı ve 5. maç geri döndü ve 23 sayı 9 ribaundla oyna¤¤¤¤¤ spursu 2. tura çıkarıyordu. İkinci turda rakip Lakers’ti duncan 29,0 sayı 17,2 ribaund gibi inanılmaz bir istatistikle oynadı. Ama bu ortalamalar seriyi çeviremedi ve seri 4-1 bitti. Bu arada Duncan da 25 ribaundla bir rekor daha kırmıştı.

2002–2003 sezonunda Spurs önemli bir değişim sürecine girdi. Takımda oyuncular değişiyordu. San antonionun ilk beşi şöyle oluyordu: Amiral TD Bonen Parken ve Stephon Jackson. Benchte ise Ginobili, Willis, Malik Rose , S.Smith ve Speddy Claxton olacaktı. Takımda artık Parker da önemli rol alacaktı. Sezon başladığında Duncan Parker ve benchten katkı ile San Antonio iyi iş yapıyordu. Bu sezon Robinson’un son sezonuydu. Ve ona bir şampiyonluk hediye etmek istiyorlardı. Sezon sonunda San Antonio 60 galibiyetle ilk sırada yer alıyordu. Duncan 23.3 sayı ve 12.9 ribaund ortalamalarıyla ard arda 2. kez sezon MVP si alıyordu. Ama double double krallığını Kevin Garnett'e teslim ediyordu. Duncan gelenek haline getirdiği en iyi beş ve en iyi savunma 5ine seçiliyordu. Play-off ta ise ilk turda Suns’ı 2 . turda Dallas’ı 4-2 ile geçiyordu. Ve finaldeki rakipleri New Jersey Nets oluyordu. 1. maç 32 sayı 20 ribaund 6 asist 7 blokla oyndı ve seriyi 1-0a getirdi. 2. maçta çok güzel bir oyun sergileyen Duncan yenilgiyi önleyemedi. 3. maç New Jersey de Duncan 21 sayı 16 ribaund la oynadı ve seriyi 2-1 e getirdi. 4 maçta büyük bir çekişme yaşandı ama New Jersey son saniyede 1 sayı farkla kazandı ve seriye denge geldi. 5. ve 6. maçta da Duncan’ın harika istatistikleri sayesinde San Antonio şampiyon oluyordu. Ve MVP yine Duncan’a gidiyordu. Amiral Robinson ise son senesinde şampiyonluğu yaşıyordu.

2003–2004 sezonunda Duncan ilk kez Robinsonsuz yoluna devam edecekti. Robinsonun boşalan yerini Minesota’da oynayan Radoslav(Rasho)Nesterovic le doldurdular. Nesterovic ile Duncan beraber güzel bir blok ikilisi oluşturacağına inanılıyordu. Ardından Arjantinli guard Emanuel Ginobili ile Stephon Jackson dönüşümlü oynamaya başladı. Hedoyu da ilk beşe yerleşti. Benchte ise Robert Horry (bu adamı sevmeyen var mı?), Ron Mercer, Devin Brown, Charlie Ward, Anthony Carter dan oluşuyordu.. Tabii ki takımın her şeyi TD idi. Sakatlıklarından dolayı bazı maçları kaçırmasına rağmen San Antonio 57 maç kazandı. Ve batıda 3. sırada yer aldı. Duncan ise 22,3 sayı 12,4 ribaund ile Sezonun en iyi beşine seçiliyordu. Ama bu sefer en iyi 2. savunma beşine seçiliyordu. Play-off ta Memphisi 4-0 la geçtiler. Yine başrolde Duncan vardı. Konferans finalinde ise rakip Lakers'tı ilk iki maçı kazanıp seriyi 2-0 yapan Spurs 3. ve 4. maçı kaybederek avantajı da kaybediyordu. 5.maçta ise Derek Fisherin mucizevi basketi sayesinde San Antonio kaybediyordu. 6. maçta ise Duncanın direnişine karşı Kobe ve Shaq coştu. Ve Lakers 88-76 lık skorla finale çıktı..Duncan ise bu seride 20,7 sayı 12,2 ribaund ortalamasıyla 03-04 sezonunu kapattı.

2004-2005 sezonunda ise çok süper başlayan San Antonio sene içinde Duncan'ın sakatlığı yüzünden 16 ve Ginobilinin aynı nedenden kaçırdığı 8 maç vardı. Ayrıca evleri SBC Center da sadece 3 maç kaybettiler. Zaten 5 sezondur sezon içi grafiğinde şampiyon adayı olarak gösteriliyordu. Sezona Brent Barry i transfer ederek başladılar. Sezon ortasında NY dan Nazr Mohammed le Malik Rose u takas ettiler. Ayrıca Glenn Robinsonu aldılar. Amiralin gitmesiyle boşalan 5 numarayı Nesterovic iyi yapamıyordu. Ama N. Mohammed boşluğu Duncan’la çok güzel doldurdular. Sezonu San Antonio 59 galibiyetle tamamladılar. Duncan yine geleneği sürdürdü ve double double performans göstererek hem en iyi 5 hem de savunma 5'ine seçildi. 20,3 sayı 10,1 ribaund 2,64 blok(lig de 3.) ile oynadı. 44 Double double yaparak bu alanda 5. oldu.

Play-off'a gelince ilk seriyi Denver karşısında 4-1 üstünlük sağladı. Sonra rakipleri Seattle karşısında üstün bir oyun sergileyen Spurs o seriyi 4-2 geçti. Batı finalinde ise Phoenix'e rakip oldu. Phoenix kendisinden beklenen oyunu vermedi mi deyim San Antonio çok güzel oynadı mı deyim bilemedim bence ikisi de oldu ve Suns sadece bir maç kazandı ve seri 4-1 bitti. Tabii ki Spurs'u buraya kadar Duncan ve Ginobili taşıdı.

Final serisinde Detroit'in rakibi olan Spurs ilk 2 maçı kazandı 3. ve 4. maçı kaybetti. 5. maç ise uzatmada Robert Horry mucizesiyle geçti. 6. maçı Detroit kazanırken son maçı Spurs alıp bir kez daha şampiyon oldu. Tabii ki de MVP duncana verildi. Duncan play-off boyunca 23,6 sayı 12,4 ribaund la oynadı. Ve şampiyonlukta başrol oynadı.



NBA BAŞARILARI

-1997-1998 yılın çaylağı seçildi ve en iyi çaylak beşine seçildi.

- NBA'e geldiğinden beri NBA'in sezon ilk beşine seçildi.

- 6 kez 1. 2 kez 2. savunma beşine seçildi.

- 3 kere şampiyonluk yaşadı. 3 kere şampiyonluk MVP si aldı.

- 1 kere sezon MVP si aldı.


YAO MİNG

Tam ismi: Yao Ming
Doğum Tarihi:
Boyu: 2.26
Kilosu: 134.3
Okul: Çin






Kariyeri..
NBA'in bütün dünya tarafından izlenmesinde en önemli etkenlerden biri kuşkusuz Yao Ming. Yaklaşık iki milyar nüfusu bulunan Çin'in yetiştirmiş olduğu en önemli basketbol oyuncusu olan Yao Ming, bunun dışında ülkesinin en ünlü pop starlarından bile daha çok seviliyor. Shanghai Sharks forması altında sergilediği başarılı performansla bir anda gözlerin üzerine çevrilmesini sağlayan Yao, ayrıca Çin'in katılmış olduğu bir çok basketbol organizasyonunda yer aldı.

Yao, NBA ile Çin Basketbol Ligi yetkilileri arasında yapılan görüşmeler sonrasında 2002 yılında düzenlenen NBA draftına katılma kararı aldı. İlk sıradan seçme hakkına sahip olan Houston Rockets'a draft öncesi ve sonrasında bir çok takas teklifi gelmesine rağmen, GM Carroll Dawson bunları geri çevirerek Çinli oyuncuyu kadrosuna kattı. Yao çaylak sezonunda 82 maçın 72'sinde ilk beş başlarken, 13.5 sayı- 8.2 ribaund ve 1.7 asist ortalamaları yakaladı. İkinci sezonundan itibaren her yıl gelişimini sürdüren Yao, dördüncü senesinde ise çeşitli sakatık sorunlarıyla boğuştu.


Takım olarak beklentilerin çok altında bir sezon geçiren Houston Rockets'da hemen hemen bütün oyuncular çeşitli sakatlık sorunları nedeniyle takımı yalnız bıraktı. Yao Ming ise sadece 57 maçta oynarken, buna karşın 22.3 sayı- 10.2 ribaund ortalamalarıyla sezonu double double istatistikleriyle tamamladı. 4 Kez All-Star seçilme başarısı gösteren Yao, NBA kariyeri boyunca 301 maçta 17.5 sayı- 8.8 ribaund- 1.3 asist ve 1.8 blok ortalamalarıyla mücadele etmişti.


YIL TAKIM OYUN SAYI RİBAUND ASİST T.ÇALMA T.KAYBI
2002-04 HOU 82 13.5 8.2 1.7 0.3 2.1
2003-04 HOU 82 17.5 9.0 1.5 0.2 2.4
2004-05 HOU 80 18.3 8.4 0.8 0.4 2.4
2005-06 HOU 57 22.3 10.2 1.5 0.5 2.5
KARİYER 301 17.5 8.8 1.3 0.3 2.3


EAST TEAM:

KEVİN GARNETT



Kevin Maurice Garnett
Boy: 6" 11 (2.11 m)
Agirlik: 220 lbs. (100 kg)
Pozisyon: Small Forward
Dogum Yeri: Mauldin, South Carolina
Dogum Tarihi: Mayis 19, 1976
Bitirdigi Okul: None
NBA Team: Minnesota Timberwolves


Adam Olacak Çocuk
Kevin Maurice Garnett, 19 Mayis 1976’da Mauldin-Güney Carolina’da dogdu. KG çocukken birazcik sokakta gezen belali tiplerden de olsa Okulda beyaz bir çocu gun bileginin kirildi gi bir kavgaya karistigi için tutuklanmisti.

Kevin’in öz babasi O’Lewis McCullough da tam anlamiyla bir basketbol delisiydi. KG’nin üvey babasi ise onun basketbol oynamasina pek de sicak bakmiyordu. Annesi Shirley Irby Garnett de çocugunun basketbol gibi “bos isler” ile ugrasacagina oturup ders çalisarak üniversiteye gitmesini arzulamaktaydi. Ama KG’nin okul ve derslerle arasi pek iyi degildi. Onun tek yapmak istedigi basketbol oynamakti. Bu yüzden Kevin, herkesten gizli olarak lisesinin basketbol takimi Mauldin Mavericks’te oynamaya basladi. Kevin’in ailesinin ise bundan haberi yoktu. Ögrendiklerinde de çoktan is isten geçmis ve Garnett maçlara çikmaya baslamisti. Artik Kevin’in basketbol oynamasinin engellenemeyecegi asikardi. Üstelik Kevin, bu oyunu gayet de iyi oynuyordu. Lisedeki ikinci yilinda KG’nin ünü giderek yayilmaya basladi. Garnett’in maçlarini kaçirmak istemeyen insanlar Mauldin Lisesi’nin salonuna akin ederek onun basketbol sovunu izliyordu . Kevin Garnett, o günlerde basketbol vasitasiyla Stephon Marbury isminde New York’lu bir genç ile tanisiyor ve ikilinin arasindaki dostluk, kisa zamanda adeta iki kardesin iliskisine dönüsüyordu. KG, Güney Carolina’da Mauldin Lisesinde “Mr.Basketball” seçildikten sonra son sinifta Chicago, Illinois Eyaleti’ndeki Farragut Akademisi’ne geçmek zorunda kalmisti. 1995 sezonunda %66.6 sut yüzdesi ile 25.2 sayi, 17.6 ribaund, 6.7 asist ve 6.5 blok ortalamariyla oyna¤¤¤¤¤, spektaküler smaçlari ile adini duyuran ama ne yazik ki kötü bir trafik kazasi sonucunda bir lise efsanesi olmaktan öteye gidemeyen Ronnie Fields (1996’da Amerikanin en iyi bes lise oyuncusundan biri olarak seçilmisti) ile birlikte takimini 28-2’lik bir seride sirtlayan oyuncu olurken Amerika’nin en yüksek tirajli gazetelerinden USA TODAY tarafindan yilin basketbol oyuncusu olarak seçilirken, Parade ve Slam Dergilerince de Amerika’daki en iyi bes lise oyuncusundan biri olarak gösterildi. Kevin’in Brooklyn’li kankasi Steph ise Parade tarafindan 1995 yilinin en iyi lise oyuncusu seçilmisti. Garnett, Springfield'da düzenlenen birinci Nike Hoop Summit turnuvasinda, Amerikan Genç Milli takima davet edildi ve ilk defa Amerikan Ulusal formasini giydi. Yapilan maçta Amerikan Genç Milli Takimi, uluslararasi oyunculardan olusan karma takimi zor da olsa 86-77 maglup ederken KG, 10 sayi, 10 ribaund ve 9 blokla triple-double'i kil payi kaçiriyordu. (1999'da KG, Porto Riko’da düzenlenen Amerika Kitasi Olimpiyat elemelerinde ikinci kez milli formayi giyme sansini yakaladi. KG'li Amerikan Milli takimi, 11 günde çiktigi 10 maçin 10'unda da galip gelerek altin madalyaya uzanirken, Garnett 11.9 sayi, 7.0 ribaund, 1.9 asist, 2.2 blok ve 1.7 top çalma ortalamalari ile Gary Payton, Tim Duncan ve Jason Kidd ile birlikte takima kattigi yüksek enerji ve nefes kesen smaçlariyla seyircilerin begenisini toplamisti) Tekrar KG’nin Lise son siniftaki son günlerine dönelim. KG, Ron Mercer, Shareef Abdur-Rahim ve Stephon Marbury gibi ülkenin en iyi lise oyuncularini karsi karsiya getiren St.Louis’deki 1995 McDonalds All-American maçinda 18 sayi, 11 ribaund, 4 asist ve 3 blok üreterek, Most Outstanding Player ödülünü kucaklarken (1995 McDonalds All-American maçinda oynayan ve simdi NBA’de forma giyen diger oyuncular: Kobe Bryant, Vince Carter, Paul Pierce, Chauncey Billups, Antawn Jamison ve Robert Traylor) ardinda toplam 2533 sayi, 4807 ribaund ve 739 blokluk bir lise kariyeri birakiyordu. Normal sartlar altinda Kevin Garnett çapinda bir oyuncuyu kapmak için çogu NCAA takimi kiyasiya bir yarisa girerdi (KG’nin NCAA’de oynayamiyacagi belli olmadan önce Michigan, Michigan State, DePaul, North Carolina ve Illinois üniversiteleri ile görüstügü söyleniyordu) ama Kevin, son SAT sinavinda kaldiginda artik koleje kabul edilme ihtimali ortadan kalkmisti. Iste bu yüzden artik sansini NBA’de denemeye karar verecekti.









Timberwolves
1995 NBA Draftina; Jerry Stackhouse, Rasheed Wallace, Antonio McDyess, Joe Smith, Damon Stoudemire ve Michael Finley gibi bir çok bomba isim katildigindan Kevin Garnett’in kaçinci siradan seçilecegi merak konusuydu. Çünkü 1975 Draftinda Philadelphia tarafindan 5.siradan seçilen Darryl Dawkins’den tam 20 yil sonra ilk defa bir Lise oyuncusu NBA draftinda seçilme sansina sahipti. (NBA tarihinde, üniversitede oynamadan liseden direk lige katilan ilk oyuncu efsanevi Moses Malone’dur. NBA Draftinda 1.siradan seçilen ilk liseli oyuncu ise 2001’de Washington Wizards tarafindan seçilen Kwame Brown’dur. Bu sirada Minnesota’nin basketbol faaliyetl erinden sorumlu basketbol faaliyet

lerinden sorumlu baskan yardimcisi eski Celtics efsanelerinden Kevin McHale ve takimin coach’u Flip Saunders, Timberwolves için ilginç bir draft stratejisi belirlemisti. Ortaliga Kevin Garnett’in bulunmaz bir Hint kumasi olduguna ve onu kesinlikle kaçirmayacaklarina dair söylentiler yayacaklardi. Böylelikle spekülasyonlara aldanip panige kapilan takimlardan birinin “Bu adamlarin kesin bir bildigi vardir!! Biz elimizi bunlardan önce tutalim da su çocugu alalim” diye Garnett’i seçecegini ümit ediyorlardi. Hayallerindeki oyuncu ise North Carolina’da Michael Jordan’in tahtina aday gösterilen skorer guard- forvet Jerry Stackhouse idi. McHale ve Saunders planlarinin tikir tikir isleyecegini, bu sekilde de diger takimlari kandırarak Stack’in dogrudan kucaklarina düsmesini saglayacaklarini hesaplamaktaydi. Ama Garnett, Minnesota’nin planlarini çöpe atan isim oldu. O güne kadar bir tek Minnesota yetkilisi bile Garnett’i izlemeye gitmemisti. Bu yüzden KG’nin nasil bir oyuncu olduguna dair en ufak bir fikirleri bile yoktu. Garnett, Chicago’da çiktigi bir work-out’ta öyle bir basketbol sovu sundu ki Saunders ve McHale salondan ayrilirken ikisinin de agzi açik kalmisti. Tam salonun disina çiktiklarinda Saunders döndü ve McHale’e sunlari söyledi: “Kevin bu çocugu alacagimizi kimse bilmemeli!! Eger onu 5.sirada alabilirsek sansliyiz.” Bir önceki sezonda ancak 21 galibiyet alabilen Timberwolves için yazarlar, takimi çekip çevirebilecek ve kendisini NCAA’de ispatlamis Damon Stoudemire gibi bir guard’a ihtiyaç duyuldugunu yazmaktaydi. Birakin Garnett gibi daha olgunlasmamis bir lise oyuncusunu Jerry Stackhouse’un bile bir kumar olabilecegini iddia ediyorlardi. Yani Garnett gibi uzun yillara yayilmasi gereken bir draft planinin baslangici, degil kumar oynamak intiharin ta kendisiydi!! Drafttan evvel McHale, Saunder’s söyle dedi: “Flip eger bu çocuk basaramazsa ikimiz de kovuluruz!!” Draft gecesinde Maryland’li Joe Smith (ki gelecek yillarda Minnesota’yla usulsüz anlasma yaparak Timberwolves’un basini oldukça agritacakti) 1.sirada Golden State tarafindan seçiliyordu. Clippers hakkini Antonio McDyess’dan, Sixers Jerry Stackhouse’tan ve Washington da Rasheed Wallace’tan yana kullanmisti. Besinci siradaki Timberwolves’ta ise McHale ve Saunders, Garnett’i kaçirmamanin getirdigi rahatlikla oldukça derin bir nefes aliyordu. Minneapolis Lakers’tan Minnesota Timberwolves’a… Minnesota, 1989-90 sezonunda Orlando Magic’le beraber NBA’e katildiginda, Minneapolis ikinci kez bir NBA takimina ev sahipligi yapma sansini yakalamisti. Sehrin ilk NBA takimi ise daha sonra Los Angeles’a tasinacak olan ve George Mikan ve Elgin Baylor gibi efsanevi isimlerin oynadigi Minneapolis Lakers idi. Timberwolves bir anda Minnesota’ya yeni bir heyecan getirdiyse de takimin aldigi kötü sonuçlar ve genelde sezonu hep 3 asagi 5 yukari 20 galibiyet alarak tamamlamalari neticesinde heyecan duygusu yerini hayal kirikligina birakti. Minnesota o kadar kötü bir takimdi ki hatirlarim babam, ben 12-13 yasimdayken bana televizyona baglanan oyunlardan almisti. Tabii o zamanlar simdiki gibi playstation falan yok. Benim de favori oyunum binbir güçlükle buldugum “dandik” bir NBA oyunuydu. Oyunun tasarimcisi Çinli programci, fanatik bir Knicks taraftari ve Starks hayrani oldugu için John Starks oyundaki en iyi oyuncu olarak tasarlanmisti. Ben de New York Knicks’in karsisina “ezik” Minnesota’yi alip John Starks’a 50 üçlük attirmaya ya da Patrick Ewing’e 40 blok yaptirmaya ugrasirdim. Iste Kevin Garnett geldikten sonra Minnesota’nin oyunlara bile yansiyan bu makus talihi tersine döndü. Garnett gerçek anlamda ilk profesyonel maçina Milwaukee Bucks karsisinda çikti. KG bu maçi söyle anlatiyor: “Ilk maçimda karsimda Glenn “Big Dog” Robinson vardi. Baslarda maç oldukça keyifliydi. Çünkü posterleri odamin duvarlarini süsleyen biri karsisinda oynamak bana heyecan veriyordu. Ama maç ilerledikçe çabuk ögrenmek zorunda kaldim. Big Dog bazi pozisyonlarda gerçekten bana günümü gösterdi. Ama ikinci karsilasmamizda intikamimi aldim. Çünkü bu kez hazirlikliydim. Rövansta 6 kez Bucks potasina bastim. Ayrica koca köpegi de %34 sut yüzdesiyle oynattim. Daha ne isteyebilirdim ki!!” Garnett kariyerinin ilk üç ayina takimin yedek kisa forveti olarak basladi. (Bu aradaGarnett’e de kisa forvet diyoruz ya insaf, adam 2.11!!) Bu 3 aylik sürede ise 6.2 sayi ve 3.8 ribaund ortalamalari ile oynuyordu. Hatirlayacaksiniz, geçtigimiz aylarda Kenny Smith ve Charles Barkley’in Yao Ming hakkinda girdikleri iddia ve Sir Charles’in olayı, Smith’in Ming hakkinda yorum yaparken KG’nin de ilk aylarinda pek parlak bir performans ortaya koyamadigini ama sonra kendisini yavas yavas toparladigini hatirlatmasiyla baslamisti. Gerçekten de Garnett, kendisine ilk beste yer bulmaya basladigi Ocak ayinda aniden ortalamalarini 14.0 sayi ve 8.4 ribaund’a çikardi. All-Star haftasonunda çaylaklar takimina da seçilen KG, Bati takimi hanesine 8 sayi, 6 asist, 4 ribaund eklerken Dogu takiminda Damon Stoudemire ve Jerry Stackhouse etkili oyunlariyla takimlarini 94-92’lik skorla Bati karsisinda galibiyete tasiyordu. KG çaylak sezonunda 10.4 sayi ve 6.3 ribaund ortalamalari ile oynayip NBA’in en iyi ikinci çaylak takimina (All Rookie Second Team) seçildi. Ama Minnesota KG’nin katkisina ragmen bir kez daha 20’li galibiyetlerden kurtulamamisti.




10 Yıldan beri Minnesota'da basketbol oynayan Kevin Garnett hala burada basketbol yaşamını sürdürüyor. Kariyerin de maç başına 20.2 sayı Ortalaması ile oynuyor.











JASON KİDD


Adı: Jason Fredrick Kidd

Boy: 6' 4"

Kilo: 212 lbs.

Pozisyon: Guard

Doğum Yeri: San Fransico, California

Doğum Tarihi: March 23, 1973

Kolej Takımı: California '96

NBA Takımı: New Jersey Nets Tam adıyla Jason Frederick Kidd, havayolu müfettişi bir baba ve banka memuru bir annenin çocuğu olarak

23 Mart 1973’te California Alameda’da dünyaya geldi. Çocukluğunda, Jason’ın favori sporu futboldu. (Hayır, Amerikan futbolu değil bildiğimiz futbol!) Basketbolla resmi tanışması 3. sınıftayken yanına gelen 4. sınıfların basketbol takımlarında onu görmek istemeleriyle olmuştu. Böylece Kidd, Saint Joseph of Notre Dame lisesi basketbol takımına giriyordu. 1990-91 sezonunda takımı California Division 1 eyalet şampiyonluğunu kazanırken genç Jason’ın payı inkar edilemeyecek derecede büyüktü. İkinci senede aynı başarı tekrarlanmıştı. Okulun iki senede yaptığı 69 maçtan 63’ünden galip ayrılması Kidd’in ne kadar yetenekli olduğunu gösteriyordu. Aslında maç başına yakaladığı 25 sayı, 10 asist, 7 ribaund ve 7 top çalmalık performansı da bunu gözler önüne seriyordu. Onun bu başarısının temelleri aslında Oakland’in asfalt sokak sahalarında atılmıştı. Jason, Alameda’dan idi. Yani şehrin “düzgün ve temiz” tarafından. Bu da onu diğer zenci sokak oyuncularından farklı yapmaya yetiyordu zaten. Fakat o, sadece geldiği yerle değil oynadığı oyunla da farkını gözler önüne sermişti. (Evet Kidd’in inanılmaz pas kabiliyetinden bahsediyorum.) O ,sanki takım arkadaşlarının -hatta onlardan bile önce- nereye gideceğini kestirebiliyordu. Bu özelliğiyle kendini sokakta kabul ettirdi ve o sıralar NCAA’de Oregon Ducks’ın yıldızı Gary Payton ile tanışma ve tabi maç yapma fırsatı buldu. (NBA yıldızlarından size Payton’ı anlatmalarını isteseniz size ilk önce ne savunmasından ne de hücumundan bahsederler. İlk söyleyecekleri özelliği onun maç boyunca durmayan çenesi olacaktır. Evet Payton NBA’in en kıdemli savunmacılarından biri bu konuda herkes hemfikir, ama bunda rakibiyle konuşarak onu demoralize etmesinin payı yadsınamayacak derecede büyük.) Payton’a göre Jason çok yetenekli bir gençti ve özellikle hücumda takımını sırtlayabilecek, sorumluluk alabilecek kapasitedeydi, fakat savunması yeterli seviyede miydi? Bu noktada Gary nam-ı diğer ‘The Glove’ (rakibini eldiven gibi sardığı söylenir) devreye girmiş ve Kidd’e bir eğitmen edasıyla yaklaşmıştı. Tabi bir sokak basketbolcusundan nasıl bir eğitmen olabilirse ancak öyle... Payton karşısında savunma olarak Jason’ı gördüğünde ona daha fazla yüklendiğini, daha sert oynadığını, çamurluk yaptığını ve tabi en çok ona konuştuğunu inkar etmiyor. Fakat bunların hepsinin onun sertliğe alışması ve sert oynaması için gerekli olduğunu da söylüyor. Payton onla yaptığı her maçtan sonra kendisini evdekilere şikayet ettiğini ama ertesi gün daha bir azimle onu durdurmak için gene asfalt sahada onu beklediğini de ekliyor. Jason ise o zamanlardaki eğitmeni hakkında övgüyle söz ediyor: ”Kuralları en iyisinden öğrendim”. Bunlar olurken Jason henüz 14 yaşındaydı ve okulu Saint Joseph of Notre Dame başarıdan başarıya koşuyordu. Bu başarılar yetenek avcılarının iştahını kabartmıştı. Jason ilk ciddi üniversite bursu teklifini o sene -yani 14 yaşında- bir mektupla aldı. “Şimdiden mi?” diye düşünüp yanlış olabileceğine karar verip teklifi geri çevirdi. İyi olduğunu biliyordu fakat o kadar da değildi. Kim bilir kaç kalburüstü oyuncuya bu tip teklifler yapılmış ve kim bilir kaçı buna “Evet” diyip harcanmıştı. Fakat o sıralar Kidd’in çevresine baktığınızda bu teklifin adeta “geliyorum” dediğini görebilirsiniz. Okulunda Jason Kidd tişörtü adeta bir üniformaydı. Giymeyene adeta uzaylı gözüyle bakılıyordu, röportajlar gazete haberleri de cabası... Ve Jason’ın okulundaki son senesi gelmiş çatmıştı. Bu da ertesi sene için bir üniversite seçimini beraberinde getiriyordu. Daha sonra seçeceği California, o sene başında kafasında oluşturduğu 5 kolejden biri değildi. Hatta California’yı hiç “resmi” olarak ziyaret etmemişti. Düşünülenin aksine California koçu Lou Campanelli ile de hiç bir bağlantısı yoktu. Tüm bunları bir terazinin “olumsuzluklar” kefesine koyarsanız diğer kefeye çok değerli bir şey koymalısınız ki seçiminizi o üniversiteden yana yapmanız için ağır bassın. Jason için California’nın tek olumlu yanı “evine, yuvasına yakın” olmasıydı. Hatta o kadar yakındı ki öğretmenlerle sokakta, sporcularla spor salonunda veya asfalt sahada kim bilir kaç kez karşılaşmıştı. Sonuçta Kidd, elinde USA Today’in High School Player of the Year ödülü, kolej ligleri asist krallığı ve biri önceki seneden toplam iki California Player of the Year ödülüyle California Üniversitesi’nin yolunu tuttu.



KIDD’İN NCAA KARİYERİ

Fakat işler umulduğu gibi gitmedi. Kidd koç Lou’nun devamlı takım arkadaşlarına küfretmesinden onları aşağılamasından hoşlanmıyordu. Koçluk küfrederek motive etmek değildi. Zaten Campanelli, Kidd’e karşı da özel bir ilgi duymuyor diğer oyunculara nasıl davranıyorsa ona da öyle davranıyordu. Takım Campanelli’den şikayetçiydi. Sonuçta Jason’ın ilk senesinin sonlarına doğru Campanelli’ye kapının yeri gösterildi ve yerine asistanı Todd Bozeman getirildi. İlk NCAA sezonunda 13.0 sayı, 7.7 asist, 4.9 ribaund, 3.79 top çalma ortalamalarını tutturan Kidd, Pac 10 Konferansında hem asist hem de top çalma kralı oldu ayrıca Gary Payton’a ait olan Pac 10 Konferansı top çalma rekorunu da kırdı. Koç değişikliği de hemen etkisini gösterdi ve Kidd 1993-94 sezonunda 16.7 sayı, 9.1 asist, 6.9 ribaund ortalamalarıyla konferansta adeta her istatistikte zirveye oynuyordu. Birkaç hafta sonra Jason, birkaç inanılmaz son saniye atışıyla takımı California Golden Bears’ı 93 NCAA Turnuvasına taşıdı. Maç kazandıran şutlarından ilki LSU, (LSU gözünüzde canlandırmak isterseniz 5 tane iri cüsseli 2.10’luk adam düşünmeniz yeterli!) ikincisi ise, önceki iki senenin NCAA şampiyonu Duke Blue Devils karşısındaydı. Kidd bu maçta 14 asist, 11 sayı, 8 ribaund, 4 çalmayla “normal” oyununu sergilemişti. Blue Devils, o sene de şampiyonluğun en büyük favorilerindendi -zaten duke’un favori olmadığı sene yok gibi- fakat Kidd’in game-winner’ı onları three-peat hayallerinden uyandırdı. Bu maçta Bobby Hurley’nin savunmasında attığı son saniye şutu Sports Illustrated kapağına taşınan Kidd, sophomore senesinin ardından (yani kolejdeki 2. senesi sonunda) profesyonel olmaya karar verdi. Kidd, iki senelik kısa üniversite kariyeri süresinde daha sonra Phoenix’de beraber oynayacağı Kevin Johnson’ın asist ve top çalma rekorlarını kırmıştı. 92-93 yılında aldığı PAC-10 Freshman of the Year ödülünün yanına bu sefer PAC-10 Player of the Year ödülünü ekliyordu. Ayrıca Kidd, bu ödülü alan ilk 2.sınıf öğrencisiydi.




1994 NBA DRAFTI ve DALLAS TARİHİNİN 3J’Sİ

Jason Kidd, NBA’ye adımını 1994 Draft’ında Glenn ‘Big Dog’ Robinson’ın arkasından, Grant Hill’in önünden 2. sırada Dallas Mavericks tarafından seçilerek attı. Jason, böylelikle Dallas’ın genç ilk beşindeki Jamal Mashburn ve Jim Jackson’dan sonraki üçüncü “J” oldu. Mavs sezona çok iyi başladı. Oyuncular koştukları zaman topun kendilerine geleceklerinden emin oldukları için çok rahat oynuyorlardı, kendilerine olan güvenleri tamdı. Jackson ve Mash’in 50 sayılık maçları bunun göstergesiydi. (JJack @ Denver 26/11/94; Mash @ Chicago 12/11/94).




Bu sırada Kidd box score’larda pek dikkat edilmeyen, fakat maçı kazanmak için gereken bir çok sorumluluğu alıyordu. Uzun adamlara ribandlarda yardım ediyor, takımın skorerleri sıkıştığında top kullanmaktan çekinmiyor, top çalıyor savunma yapıyor, rakibin yıldızını kilitliyordu. Yani, takım kimyasının en önemli parçasını oluşturuyordu. Jason’ın ilk senesinde bir sene evvel ligin 13 galibiyet ile son sırasında bulunan Dallas, bir önceki seneye göre 23 maç daha fazla kazandı (36 G-46 Y) ama Batı’da 10.sırayı alarak playoffların dışında kaldı. NBA tarihinde o ana kadar hiç bir rookie guard takımına bu kadar katkı sağlamamıştı. Gözden kaçan bir nokta ise bu patlamanın takımın skorerlerinden Jim Jackson’ın bilek sakatlığında 31 maç kaçırmasına rağmen gerçekleşmesiydi. Ve sezon sonunda Kidd üstün performansının karşılığını Grant Hill ile birlikte 11.7 sayı, 7.7 asist, 5.4 ribaund ve 1.91 top çalma ortalamaları ile Rookie of the Year (yılın çaylağı) seçilerek alıyordu.
Sezonu top çalma krallığında 7., asist krallığında 10.sırada tamamlayan çaylak Kidd, 4 triple-double ile bu kategoride ise ligin zirvesindeydi. Fakat sonraki sene Dallas ve Kidd için işler istenildiği gibi yürümedi. 3J’nin arasına kara kedi girdi. Bir takım için en büyük problem oyuncular arasındaki çekişmedir. Mücadele demiyorum çünkü mücadele hırsı beraberinde getirir ve bu takım başarısına yansır. Fakat çekişme takıma ve oyunculara zarar vermekten başka hiç bir işe yaramaz. Mavericks’te ortaya çıkan ilk problem Jim ve Jamal arasındaki ağız dalaşıydı. Sebebi de pek tabi hücumda alınacak insiyatifti. Hangisinin ilk hangisinin ikinci opsiyon olacağı kafaları karıştıran en önemli soruydu. İkinci fakat en az birincisi kadar önemli olan, Jackson’ın topun kontrolünü istemesiydi. Bu Kidd’in rolünü kısıtlıyordu. Takımda veteran bir lider, tecrübesiyle olaya ağırlığını koyacak biri olmaması bu tartışmayı uzattıkça uzattı. Sonunda Kidd ortamı yumuşatmaya yönelik bir kaç demeç verdi fakat söylediği şeyler yanlış anlaşıldı ve bağlar tamamen koptu. Mavs 26-56’lık dereceyle ligin en altlarına demir atmıştı. Kidd bütün bu olanlara rağmen 82 maçta forma giymiş ve istatistiklerini 16.6 sayı, 9.7 asist (lig 2.si), 6.8 ribaund ve 2.16 top çalma (lig 4.sü) ile dişe dokunur derecede geliştirmişti. Ayrıca 783 asist ve 553 ribaund rakamlarına ulaşarak 1990-91 sezonunda (Magic Johnson) sonra 700 asist, 500 ribaund rakamlarını geçen ilk oyuncu olmuştu. Regular sezonda 9 triple-double ile, Grant Hill’in ardından (10 triple-double) 2.sırada yer bulurken, 30 Ocak’ta Clippers karşısında 21 sayı, 16 asist ve 16 ribaund rakamlarına ulaşarak, 1989 sezonundan bu yana (Magic Johnson) bir maçta 20 sayı, 15 asist ve 15 ribaund rakamlarını yakalayan ve geçen ilk oyuncu oldu. San Antonio’da düzenlenen All-Star maçına 1 milyonun üzerinde oy alarak seçilirken, Dallas tarihinde All-Star maçına ilk beşte başlayan ilk oyuncu olmayı da başardı. (7 sayı, 10 asist, 6 ribaund) Tüm bu kişisel başarılara rağmen, çok yetenekli 3 gençle Dallas’ın ligin dibinde olması eleştirilerin çoğalmasına yol açıyordu. Jason’ın bunu o zaman anlaması biraz zordu fakat henüz ikinci senesinde çok önemli bir ders almıştı: Kazanmanın önemini. Dallas gibi yetenekli bir takımın bile bir kaç sıradan tartışma sonucu ligin dibine batabildiğini göz önünde bulundurursak bunu ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz.

DALLAS’DAN PHOENIX’E KISA BİR YOLCULUK

1996-97 sezonunda ilk 22 maçta 9.9 sayı, 9.1 asist ortalamalarını tutturan Kidd, Dallas’taki düşüşü ve bölünmeyi engelleyemeyince, 1996 Christmas’ın ertesi günü 26 Aralık 1996’da, Tony Dumas, Loren Meyer ile birlikte, Sam Cassell, A.C. Green, Michael Finley karşılığında Dallas’tan Phoenix’e takas edildi. Green gidişi ile Suns’ın cap space’inde oldukça büyük bir yer açılmıştı. Bu boşluğun gelecek için yapılacak yatırımlar için yeterli mali kaynağı sağlayacağı kesindi. Fakat Jason’ın kendine göre problemleri vardı ve bunların başında Mavericks geliyordu. Arkasında kendi başına kurtarmak istediği bir takım bırakmıştı, düzelmesi için çabaladığı bir takım. Fakat Dallas’taki bazı kimseler, Kidd gittikten sonra onun arkasından konuşmuş, çamur atmıştı. Ve Kidd’in elinden hiç bir şey gelmiyordu. Bu noktada NBA’de henüz üçüncü senesini yaşayan Jason yeni bir ders daha öğreniyordu: “Eğer kendini savunmak için elinden bir şey gelmiyorsa bırak oynadığın oyun senin cevabın olsun”

“Eğer kendini savunmak için elinden bir şey gelmiyorsa bırak oynadığın oyun senin cevabın olsun”

Jason Kidd, Phoenix forması altında çıktığı ilk maçta köprücük kemiğinden sakatlanana kadar oynadığı 20 dakikalık bölümde 6 sayı, 9 asist, 7 ribaund ve 3 top çalma gerçekleştirmişti. Ama sakatlığı Phoenix forması giymesini 21 maç erteledi. 21 maç sonunda formasına kavuşan Kidd, sezonda şut yüzdesini %38’den %42‘ye, 3lük yüzdesini de %32.3 ten %40.0’a çıkartırken, kalan 32 maçta Phoenix’e 23 galibiyet getirerek playoff yarışında büyük bir ivme kazandırmıştı. Sezon sonunda asist krallığında 4., top çalma krallığında 5.olan Kidd, Phoenix forması ile 2 triple-double yapmayı başardı. Ama o sezonki en büyük yenilik Kidd’in kariyerindeki ilk playoff maçına çıkmasıydı. Kidd’in gelişi ile regular sezonu sezonunda (Phoenix Suns, Kidd gelmeden önce, 17 galibiyet, 32 mağlubiyet ile 11.sıradaydı) 40 galibiyet, 42 mağlubiyet ile Batı’da 7.sırayı alan Phoenix 1997 NBA Playofflarında ilk turda Seattle ile eşleşti. 3.maçın sonunda seride 2-1 öne geçen Phoenix, evinde oynadığı 4.maçta Kidd’in 23 sayı, 14 asist ve 6 ribaunt’una rağmen salondan 122-115 mağlup ayrıldı. Seriyi 2-2’ye getiren Seattle son maçta 24 sayılık farkla salondan galip ayrılarak bir üst tura çıkan takım oldu. Kidd’in ilk playoff tecrübesi 12.0 sayı, 9.8 asist, 6.0 ribaund ve 2.20 top çalma ortalamaları ile noktalanmıştı. İLK ASIST KRALLIĞI

1997-98 sezonu Suns için son derece başarılı geçiyordu. 82 maçta alınan 56 galibiyet takasın ne kadar yararlı olduğunun bir göstergesiydi adeta. Takım içinde skor yükü öyle güzel bölünmüştü ki rotasyondaki 9 oyuncunun 9 veya daha üstü bir ortalaması vardı. Bu sırada Kidd, Suns takımının bir üyesi olarak kendini kabul ettirmişti. 21 Şubat 1997’de yerel bir televizyonda muhabir olan Joumana Samaha’yla dünya evine giriyordu. (Joumana’nın babasının Türk, annesinin ise Lübnan’lı olduğunu belirteyim) Çift, 12 Ekim 1998’de çocuk sahibi olacaktı. Kidd “Phoenix’de başıma gelen en iyi iki şey” diye özetliyordu. Fakat playoff’a kaldığı da işin rengi değişti. Cliff Robinson, Penny Hardaway, Antonio McDyess, Tom Gugliotta gibi starlar bulunmasına rağmen PHX playoff ikinci turdan öteye geçemedi. Her sene bir başka sorun çıkıyordu. 97’de sorun, dönemin güçlü ekibi Payton, Kemp, Schremph, Hawkins, Mcilvaine‘i kadrosunda bulunduran Seattle’dı. 98’de ise senenin flaş çaylağı Duncan ve San Antonio’ya boyun eğiyorlardı. 1998-99’da lockout nedeniyle 50 maç üzerinden oynanan sezon sonunda Kidd ilk NBA asist krallığına ulaşırken, hem ALL-NBA First Team’inde hem de ALL-NBA Defensive Team’inde yer buldu. Fakat playoffta ilk turda Portland tarafından süpürüldüler. 1999-2000 de Kidd, 2.defa ard arda asist krallığına ulaşırken, ALL-NBA First Team’inde ard arda 2.defa üyesi seçiliyordu. Playofflarda önceki sezonun şampiyonu Spurs’u yenip tur atladılar fakat rakip Lakers’tı ve sonuç kaçınılmazdı. Başarılı regular sezonların ardından playofflarda bir türlü gelmeyen başarı herkesi rahatsız ediyordu. Bir günah keçisi bulunmalıydı.

OLİMPİK MACERA

Bir yandan Phoenix takımında bir çok sorun yaşayan ve zor günler geçiren Kidd diğer yandan 2000 senesinde Sydney olimpiyatlarında Amerika Birleşik Devletleri’ni temsil edecek kadroda ismi açıklandığında yaşadığı sevinç verdiği demeçlerden anlaşıyordu. “Uluslararası alanda ülkenizi temsil etmekten daha onurlu bir şey düşünemiyorum. Bu benim için büyük bir gurur formayı elimden geldiğince iyi taşıyacağım.” Eleme turlarında Amerika, İtalya, Litvanya, Fransa, Çin ve Yeni Zelanda’nın olduğu A grubundan namağlup bir şekilde çeyrek finallere çıkıyor ve Rusya ile eşleşiyordu. Maç 85-70 USA lehine bitiyor Kidd, Garnett (16) ve Carter’dan (15) sonra 10 sayıyla takımının galip gelmesinde önemli rol oynuyordu. Yarı finallerde ise 14.700 kişinin izlediği Litvanya karşısında 6 sayıda kalıyordu. Fakat USA maçtan 85-83 galip ayrılıyordu. Diğer yanda ise Fransa ev sahibi Avustralya’yı 76-52 ile geçerek finalde USA’nın rakibi oluyordu. Final maçında Fransa’yı 85-75 geçen Amerika şampiyonluğa ulaşırken Kidd, Carter’ın Frederick Weis’in (2.16 m) üstünden bastığı smacın asistini yapıyordu. Kidd, Olimpiyat sonunda altın madalyayla ödüllendirilen takımın gardı olmanın yanında bir de aldığı kısıtlı süreye rağmen gümüş karmaya seçilmişti. Tüm turnuva boyunca 6.0 sayı 4.4 asist ile oynamış 5.2 ribaund ile takımda Garnett ve Mourning ten sonra en çok ribaund alan oyuncu olmuştu ama NBA’de yeni sezon onun için çok zorlu geçecekti.


OLAYLARIN TAKIMI PHOENIX

2000-01 sezonu Phoenix medyası için oldukça hareketli geçiyordu. Suns takı mının yıldızları birer birer olaylara bulaşı yordu. Önce Penny Hardaway bir kadının kafasına silah dayayıp onu tehdit ettiği gerekçesiyle suçlanmış ve mahke melik olmuştu. Daha sonra takımın skoreri Clifford Robinson u yuşturucu ile yakalan mış ve o da Penny ile aynı akıbeti paylaşmış tı: mahkeme. Ve 18 Ocak günü bu sefer Jason Kidd evde çıkan bir tartışma sonucu karısı Joumana attığı tokat gerekçe siyle göz altına alındı



Çift daha sonra aralarındaki sorunları çözdüklerini ve ayrıl mayacaklarını dile getirmiş olsa da Suns yönetiminin gözünde hasar böyle kolaylıkla giderilemezdi. Playofflar da bu sefer Sacra mento’ya kaybeden Phoenix’de aranan günah keçisi bulunmuş tu. Suns başkanı Jerry Colangelo Jason’ın oyunun yeterince “göste rişli” olmadığını ve taraftarları tribüne çek mediğini öne sürdü. Bu açıklamalar Kidd’i kız dırmıştı. Çünkü onun oyun stili söylenilenin aksine rakip onu durdurabileceğini ka nıtlayana kadar saldır mak, saldırmak ve saldırmaktı. Aslında asıl problem Suns takımın da “bitirici” oyuncuların eksikliğiydi.
Siz ne kadar fast break şansı yakalarsanız yakalayın eğer takım arkadaşlarınız işin en kolay kısmını, yani topu çemberden geçirmeyi başaramıyorsa fast breakler hiç bir kazanç sağlamaz. Üstüne üstlük takımı yorar. Phoenix yönetimi de muhtemelen bunu biliyordu fakat Kidd’i kurban etmek tüm takımı baştan yenilemekten takdir edersiniz ki daha kolaydı.

“Çoğu kişi deli olduğumu düşünüyor, fakat bazen başarmak için deli olmalısınız. Gerçekten bunun [takasın] benim için çok iyi olduğunu düşünüyorum. Aynı derecede Nets için de. Bence fırsat, mücadeledir, kendini kanıtlamaktır. Ve şu durumda ancak maçları kazanarak kendimizi kanıtlayabiliriz. Ben buna hazırım. Biz buna hazırız.”Jason Kidd
BU SEFER Kİ YOLCULUK DOĞU’YA

Bu seferki takas haziran da NBA Draft’inden hemen sonra yapıldı. Başrollerde ise Jason Kidd ve onun hiç benzemek istemediği türde bir guard olan ve “kağıt üstünde” Suns’ın aradığı, taraftarı tribüne çekebilecek atan, tutan, koşan, coşan, coştukça coşturan, ateşli Nets gardı Stephon Marbury vardı. NBA’de iki gerçeklik tartışılmaz: “Turnikeye girerken atılan fazla adım steps değildir ve New Jersey’de oynamayı kimse istemez!” aslında Kidd, NJ ye takas edilmekten çok, bu takası takımdan gelen bir telefon yerine tıpkı halkın geri kalanı gibi medyadan öğrenmeye sinirlenmişti. Fakat ertesi gün yapılan basın toplantısında daha önceki senelerdeki olayların getirdiği deneyimle soğukkanlılığını korumuş ve olgun davranarak sorulara cevap vermişti. Tabi ki herkesin kafasındaki en önemli soru Ocak ayındaki tutuklanmanın bu takasta etkili olup olmadığıydı. Jason’ın cevabı “Tabi olabilir. Ama çoğunluk bunun basketbolla alakalı bir karar olduğu konusunda birleşecektir.” şeklindeydi. Ülkenin diğer tarafında ise başka bir basın toplantısında NJ Nets başkanı Rod Thorn yeni guardlarının takıma kazandıracakları hakkında konuşuyordu: ”En büyük 3 problemimiz ribaund almak, savunma ve takım kimyasıydı. Sadece bir takasla bu üç alanda da eksiklerimizi giderecek konuma geldik” Kidd, NJ’e geldiği zaman öncelikle kafasında bazı olayları çözmesi gerekti. Mesela Nets’in aslında çoğu insanın düşüncesinin aksine kötü bir takım olmadığını fakat bir türlü gereken patlamayı yapamadığını anladı. Bunun da tabi ki en önemli sebebi sakatlıklardı. Önce büyük umutlar bağlanan Kerry Kittles’ın sakatlığı daha sonra 2000 draft’ında 1.sıradan seçilen Kenyon Martin’in kırılan ayağı Nets’in istenilen sonuçları almasına engel oluyordu. 2001-02 sezon başında New Jersey Nets’in kadrosu Kidd için biçilmiş kaftandı. Martin ve Kittles gibi iki süper bitirici özellikleri yüksek oyuncu, set hücumunda şut kullanabilecek Van Horn gibi düzgün bilekli bir forvet, Todd MacCoulloch gibi vasat ama uzun bir pivot. Benchte ise Aaron Williams ve Lucious Harris gibi deneyimli iki görev adamı, seyirci coşturan smaçlarıyla çaylak Richard Jefferson. Ve hepsinin ortak özelliği: Kazanamaya dolayısıyla başarıya olan açlık... Başkan Thorn ve koç Byron Scott’a göre Nets’in başarısı için gereken iki etmen, az sakatlık ve başarılı bir önderlikti. Sakatlıkların kaçınılmaz olduğu düşünülürse önderlik konusunda Jason devreye girdi ve kendinden önceki Marbury’nin aksine takım arkadaşlarına duyduğu saygı ve güven ile onlardan en yüksek derecede yararlandı. Özellikle sezon ortasında verdiği “playofflardayız” demeçleri de bunun bir göstergesiydi. “Çoğu kişi deli olduğumu düşünüyor” diyordu Kidd, “Fakat bazen başarmak için deli olmalısınız. Gerçekten bunun [takasın] benim için çok iyi olduğunu düşünüyorum. Aynı derecede Nets için de. Bence fırsat, mücadeledir, kendini kanıtlamaktır. Ve şu durumda ancak maçları kazanarak kendimizi kanıtlayabiliriz. Ben buna hazırım. Biz buna hazırız.” Bütün bu sözler koç Scott’a adeta bir şarkı gibi geliyordu. İnanmak başarmanın yarısı derler. NJ sezon başında ligi kafasında çözmüş başarıya giden yolu önceden kestirmişti. Geçen seneki 26-56’lık kötü dereceye sahip takımdan farklı olan sadece 4 çaylak oyuncu (RJ, Scalabrine, Collins, Brendan Armstrong) ve point guard Jason Kidd’di. Bu kadar az değişiklik başarıyı beraberinde getirebilir miydi?! Koç Scott sezon öncesi kampından bir gün önce Jason’ın takıma söylediği lafları hatırlatıyor. “Kaybetmeye mahkum değiliz. Hepimiz sıkı çalışırsak başarıya takım halinde ulaşabiliriz.” Ve devam ediyor odadaki herkes sandalyesinin üstündeydi! Tabi ki her zaman görünmeyen kahramanlar vardır. Koç Scott da onlardan biriydi. Yavaş ama emin adımlarla Nets’i Jason’ın en verimli olacağı takım kalıbına soktu. Savunmada mücadele, her iki pota altında ribaundlar ve rakibin oflama puflamaları arasında devamlı hareket eden bir top. İşte bu Jason’ın stiliydi ve Suns’ta ortaya koyamadığı hızlı oyun NJ de dişlilerin çalışması gibi tıkır tıkır işliyordu. Komuta Kidd’deydi ve oynayanlar oynadıkları oyundan izleyenlerde sahadaki şovdan büyük keyif alıyorlardı. Kampın ilerleyen günlerinde Nets’in starları kendilerini bulmaya başladılar. Van Horn 1.80lik bir şutor gaurd değil de 2.10’luk bir forvet olduğunu, Kittles ise eli sıcakken durdurulamadığını hatırladı. Martin ise Kidd’in sayesinde bir kaç yeni numara öğrenmişti. Fakat en önemlisi üçünün de kendilerine güvenleri yerine gelmişti. Aynı şekilde çaylaklar da takıma rollerini öğrenmiş, uyum sağlamıştı. Herkes gereken katkıyı yapıyordu. İşler böyle gittiği sürece Nets’in playoff’a girmemesi için hiç bir engel yoktu. Kamp bitip de sezon başladığında kimse -taraftarlar bile- Nets’in sezon içinde 50 galibiyet alacağını düşünmüyordu. Bunun için takım kalitesini önce kendi taraftarlarına ispatlamalıydı. Sezonun ilk maçında Indiana Pacers’a karşı 9000 taraftar Continental Airlines Arena’da yerlerini almıştı. Bun bir NBA maçı için düşük bir rakamdı. Fakat bu bile Kidd için sıcak bir “merhaba” sayılabilirdi. Dakikalar geçtikçe Nets geri düşmeye başladı. Herkesin kafasında aynı düşünce hakimdi “yeniden başlıyoruz, değişen bir şey yok, lig sonunculuğu, bekle Nets geliyor!” fakat son periyotta inanılması güç bir değişim yaşandı. Geçmiş seneler olsa son periyotlar New Jersey taraftarları için bir işkence gibi geçerdi. Çünkü maç zaten ilk 3 periyotta bitmiş olur, 4 periyot rakip takım çaylaklarını ve normal sezonda süre almayan oyuncularını sahaya sürer adeta taraftarlarla dalga geçerdi. Taraftarlar ise salonu terk ederdi. Fakat bu sefer farklıydı. Kidd ve takım arkadaşları maçı bırakmamıştı ve Pacers lehine olan 11 sayılık farkı kapatmışlardı. Bu muhteşem geri dönüş sonucu Nets evinde 103-97 kazanmıştı. Oyuncuların ve teknik heyetin yüzündeki gülüş taraftarların inançsızlığını silip atmıştı. Kidd’in yeni forması ile ilk maçında rakamları ise 14 sayı, 10 ribaund, 9 asist ve 4 top çalmaydı. Nets’in bundan sonraki sekiz rakibinden altısı da Pacers ile aynı kaderi paylaştı. Fakat bunlardan bir tanesinin New Jersey adına anlamı diğerlerinden çok çok farklıydı. Nets taraftarlarının ligde en “kıl” oldukları takım olan New York Knicks’e karşı alınan 26 sayılık galibiyet. Maç adeta bir karnaval havasında geçmiş rotasyondaki herkes görevini eksiksiz yerine getirmiş ve taraftarlara inanılmaz bir şov sunulmuştu. Kidd bu maçta sadece 9 top kullanıyor ama 12 sayı ve özellikle15 asisti ile bütün takım arkadaşlarını eğlenceye katıyordu. New Jersey daha sonra Seattle’ı 106-94 ile geçti. Kidd yakın arkadaşı Payton’ın karşısında 16 sayı, 13 asist ve 9 ribaund ile baskın geldi. Maçtan sonra iki guardı karşılaştırması istenildiğinde Koç Scott gülerek “Tek fark Payton’ın çenesi çok daha fazla düşük” diyordu. Jason konuşmasını saha dışında yapıyordu. “Nets şu ana kadar oynadığım en iyi takım, sanırım. Atletik ve yetenekli. Evet uzak ara en iyi takım. Eğer kimse sakatlanmazsa hepimiz eminim daha çok keyif alacağız”. Aslında bütün bunlar Jason’ın dahiliğiydi. Kidd tarafından medyaya övülen Kittles ve Van Horn’un gururu okşanmıştı. Artık maçlarda kendilerine daha çok güveniyorlardı. Bu duruşlarına bile yansımıştı. Fakat tabi ki maçlar kazanılmaya başladıkça takımda bir rehavet oluştu. Bunu da düzeltmek Kidd’e kalmıştı. Yaptığı açıklamalarda henüz batıya deplasman turuna çıkmadıklarını yani henüz tam anlamıyla kendilerini sınayamadıklarını söylemişti. Korkulan oldu ve Nets batı turunun ilk maçında Denver’a boyun eğdi. Eleştiri oklarının hedefinde 1/10 üçlük isabetiyle oynayan Jason Kidd vardı. Sonraki maç Jazz ileydi. K-Mart’ın John Crotty ile dalaştığı Malone’un da daha sonra olaya dahil olduğu maçta New Jersey gülen taraf oluyordu. Batı turunun ilk galibiyeti böylelikle ikinci maçta gelmişti. Sonraki iki maç Clippers ve Kings’e karşıydı. Jason her iki maçta da triple-double istatistikleri elde ederek yeni takımına ne kadar alıştığını bir kez daha gözler önüne serdi. Eve döndüklerinde Nets hala Atlantic Dvision’da liderdi.


KİDD, PHOENIX’E KARŞI

Bir sonraki maç diğerlerine göre çok daha kişisel bir karşılaşmaydı. Nets evinde Suns’ı ağırlıyordu. Kidd, Phoenix’in kendisine attığı kazığa sahada cevap vermek istiyordu. Kafasında maçı sıfır sayıyla tamamla¤¤¤¤¤ Nets’in yenmesini sağlamak vardı. Bunun Suns’a en iyi gönderme olacağını düşünüyordu. Fakat bu olanaksızdı. Ama gene de Jason ilk şutunu attığında asist hanesinde görülen 11 rakamı her şeyi açıklıyordu. Tribünde onu izleyen 3 yaşındaki oğlu T.J. ve karısı Joumana’nın da desteğiyle Kidd oyunun kontrolünü tamamen eline almış ve Nets maçı 106-87 kazanmıştı. Maç sonunda Kidd’in rakamları 6 sayı, 13 asist, 9 ribaund ve 4 top çalmaydı.



İlk maçtaki bir avuç taraftarın yerini şimdi binlercesi almıştı. Nets şovu kapalı gişe oynuyordu adeta. Tribünlerin doluluğu ile Nets’in fast break sayıları orantılıydı. Ne kadar çok seyirci o kadar güzel paslar, smaçlar, alley ooplar... Scott takımın bataklıktan çıkıp zirveye yükselmesini sakince izliyordu. Van Horn’un boşa çıkıp ceza üçlüklerini kesmesini, Kittles’ın güveninin yerine gelmesini tepki vermeden takip ediyordu. Fakat kimsenin tepkisiz kalamayacağı birisi daha vardı takımda: Kenyon Martin. Belki de Kidd’in gelişi en çok K-Mart’a yaramıştı. Orta mesafe şutu o kadar iyi olmayan Martin bu açığını Kidd’den aldığı pasları smaçla¤¤¤¤¤ kapıyordu. Savunmada ise, biliyorsunuz işte, sert çocuk rolü üstleniyordu. İtişmelerde, bloklarda, ribaundlarda boy ve fizik açığını mücadele hırsıyla kapıyordu.
O sıralarda Kidd artık kendini iyice kabullendirmiş olmanın da verdiği rahatlıkla medyaya yeni kulübünden övgüyle söz ediyordu: “Bu kulüpte çok yürekli insanlar var. Oyunu seven insanlar. Geçmişte alınan kötü sonuçlara rağmen soyunma odasında herkesin umutla maçı beklemesi çok güzel bir şey. Daha da iyisi, kimse geçmişten söz etmiyor. Herkes geleceğe umutla bakıyor.” Mesaj yerine gitmişti. Bir sonraki maç Minnesota Timberwolves ileydi. İki kulüp de yetenekli oyunculara sahipti ve kazanmaya odaklanmışlardı. Nets maça çok hızlı başlamıştı. Kidd de öyle. Erken gelen 19 sayılık bir üstünlük T’wolves’un bütün planlarını bozdu. Fakat daha sonra Kevin Garnett’ın çabalarıyla fark kapandı ve maç uzatmaya gitti. İşte geçmişte olsa NJ’nin kaybedeceğine kesin gözüyle bakılan bir maç daha. Ama Jason’ın kulakları bu tip söylemlere tıkalıydı ve Martin ile beraber 64 sayı atıp maçı 117-112 Nets’e getirmeyi bildiler. Kidd bu maçta 33 sayı üretirken, 8 asist, 6 ribaund ve 4 top çalma ile sahanın en iyisiydi. Maçtan sonra medya karşısında Koç Byron Scott “Eğer o, şu an ligdeki en iyi point guard değilse, hepiniz çıldırmış olmalısız” diyordu. “Maç istim üstündeyken topu istiyor çemberden geçiriyor ve maçı getiriyor.”
Nets’in transition oyun sistemi rakiplerini korkutmaya başlıyordu. Eğer onlara karşı bir şut kaçırmışsanız ve hücum ribaunduna girmek gibi bir hata yapmışsanız Nets ribaundu aldığı takdirde 2 saniye sonra kendi potanızda bir smaç yemeniz kaçınılmazdı. Bunda Kidd’in paslarının ve tabi aldığı savunma ribaundlarının önemi inkar edilemezdi. Kerry Kittles’a göre Kidd seken topu tuttuğunda kafasında sahanın bir resmini çekiyor öyle yere iniyordu. Paslarının yerini bulacağından kimsenin şüphesi yoktu. Çünkü Jason takım arkadaşının nereye gideceğini önceden sezebiliyordu.

Kerry Kittles’a göre Kidd seken topu tuttuğunda kafasında sahanın bir resmini çekiyor öyle yere iniyordu. Paslarının yerini bulacağından kimsenin şüphesi yoktu. Çünkü Jason Kidd takım arkadaşının nereye gideceğini önceden sezebiliyordu

All-Star arası yaklaşırken East Rutherford bölgesinde inanılmaz bir trafik yaşanıyordu. Continental Airlines Arena o sezonki en kalabalık gününü yaşıyordu. Majesteleri şehre gelmişti. Ve onu selamlamak üzere 20.049 izleyici tribünde yerini almıştı. Bundan bir kaç sene önce Jordan, Kidd’i golf oynamaya davet etmiş ve golfte bile ne kadar iyi olduğunu kanıtlamıştı. Ama Jason’ı daha çok etkileyen MJ’nin her alandaki kazanma arzusu idi. Kidd o gün golf sahasında da yeni bir ders almıştı. Şimdi çimdeki kapışma parkeye taşınmıştı fakat tabi ki Jordan eski Jordan değildi. Ama onu küçümsemek ondan 40 yemeniz için geçerli bir sebepti. Fakat Kidd ve Nets buna izin vermedi ve Wizards’ı eve eli boş gönderdiler. Hem de “sadece” 44 sayılık bir farkla!.

KIDD ROCKS

14.3 sayı, 10.0 asist, 7.1 ribaund ve 2.15 top çalma ortalamalarına rağmen Jason Kidd All-Star maçında Doğu Karması ilk beşine aday gösterilmemişti. Fakat Carter sakatlanınca onun yerine başlayacağı duyuruldu. Bu sırada herkesin Kidd’e yönelttiği soru: “Nets’in böyle daha ne kadar devam edeceğini düşünüyorsunuz?” idi. Kidd’in cevabı ise gene takım arkadaşlarına duyduğu güveni gösterecek cinstendi: “Biz sadece sahaya çıkıp eğlenmeye çalışıyoruz ve tabi elimizden gelen en iyi şekilde oynamaya”. Bir zamanların popüler ABA takımı Nets NBA ye katılalı 25 yıldan fazla olmuştu ama en iyi galibiyet sayıları 49’dan (1982-83) öteye geçememişti. 2002 yılında herkes anlamıştı ki o sezon her şey farklıydı ve Nets emin adımlarla hedefe ilerliyordu. Belki de takımın All-Star arasından sonra yaşadığı düşüşün sebebi buydu -Nets’i küçümseyen takımlar artık akıllanmışlardı- evet artık Nets’i küçümseyen takımlar maç sonunda yedikleri farkla kendilerine geliyordu. İşi sıkı tutmayan bir savunma ise Jefferson ya da Martin tarafından cezalandırılıyordu. Hal böyleyken rakipler ekstra konsantre olarak NJ’ye hazırlanmaya başladılar. Takım art arda yenilgiler almaya başladı. Kidd’de herkes kadar suçluydu tabi. Özellikle istikrarsız şutu hiç olmadığı kadar çok eleştiriliyordu. Hawks ve Pistons maçlarında toplam 7-34 saha içi isabetiyle oynamıştı. Fakat evlerinde aldıkları arka arkaya 6 galibiyet takımı kendine getirdi. Sonuncusu Miami Heat karşısındaydı ve 97-78 Nets lehine biten bu karşılaşmada Jason Kidd o sezonki 7.triple-double’ının altına imzasını atmıştı. Ayrıca bu, takımın 41. galibiyetiydi dolayısıyla %50’lik sezon içi galibiyet yüzdesini garantilemişlerdi. Geriye kalan 17 maç içinde hala 50 galibiyete ulaşma şansları vardı. Nets ve Kidd vites arttırdı. Sonraki 11 maçın 8 inden galip ayrılıyordu. Wizards karşısında alınacak bir galibiyet “yarım dalya” demekti. Nets, Wizards’ı 13 sayıyla geçti, Kidd 21 sayı, 12 asist ile yıldızlaşmış seyircilerin “MVP” bağırışları arasında soyunma odasının yolunu tutmuştu. Başkan Rod Thorn “O ekstra bir şey yapmıyor. Normal hali bu.. zaten O’nu bu kadar inanılmaz kılan bu detay” diyordu. NBA Jason ilk senesinde takımına bir önceki sezona göre 23 galibiyetlik fazladan bir katkı yaparken izlemişti. Ama şimdi dipteki bir takımı zirveye taşımasını izlemek de biraz fazlaydı.

“O ekstra bir şey yapmıyor. Normal hali bu. Zaten O’nu bu kadar inanılmaz kılan bu detay”
Nets Başkanı Rod Thorn

2002 NBA PLAYOFFLARI

Sezon bitip de playofflar başladığında Nets taraftarları normal sezon MVP’sinin açıklanmasını dört gözle bekliyorlardı. Lakers’ın küçük çocuğu Shaq sezon başı favoriydi ama Duncan ve Kidd sezon içi performanslarıyla onu gölgede bırakmışlardı. Yarışmanın ikisi arasında geçeceğine kesin gözüyle bakılıyordu. Fakat her ne kadar kabullenmek istemese de Jason’ın kafasında MVP den daha başka sorunlar vardı: Playoff ilk turu.. Suns’taki başarısızlıkların tekrarı olmamalıydı fakat rakip de genç ve dinamik adeta patlamaya hazır bomba Pacers’tı. X faktör Reggie’yi de unutmamak lazımdı tabii.. Bir çok otoriteye göre Playofflar Nets için kabus gibi geçecekti çünkü oyun felsefesi devamlı koşmak olan bir takımın playofflarda başarıyı yakalaması için ya bir mucize ya da çok kolay bir rakip gerekliydi. İlk maç Pacers’ın üstünlüğüyle sonuçlandı: 89-83. Saha avantajı kaybedilmişti. Herkes Jason’ı suçluyordu. Sebep, son dakikalarda pas vermeyi düşünmek yerine çok şut kullanmasıydı. Aslında Kidd’in yaptığı akıllıcaydı. El yakan topları o kullanıyordu, takım arkadaşları daha basit konulara odaklanabiliyorlardı. Sonuçta ikinci maç 16 sayılık bir Nets üstünlüğüyle sona eriyordu. Pacers koçu Isiah Thomas, eski bir guarddı ve oyunun kimyasını kavrayabiliyordu. Taktik olarak Jason’ın şut atmasını pas vermesine yeğliyordu. Ama Kidd 85-84 Nets lehine biten maçta ürettiği 25 sayıyla onları bir kez daha düşünmeye davet ediyordu. 4. maç ise Reggie Miller’ın kaybetmeyi kabullenmiyorum şovu şeklindeydi. Nets maçın henüz başında öne geçmiş, devre arasına doğru Pacers farkı kapamıştı. İkinci yarıda aynı senaryo: Nets açtıkça Pacers geri gelmeyi başarıyordu ve son sözü Miller söyleyecekti. 9 metreden attığı üçlükle maçı uzatmaya götürmeyi başardı. Fakat uzatmalarda her Pacers basketine Kidd verecek bir cevap buldu. Maç ikinci uzatmaya gitti. Ama Nets maçı 120-109 koparmasını bildi. Sonra rakip Charlotte idi. Güçlü pota altıyla New Jersey’e sorun çıkarabilecek takımların başında geliyorlardı. Fakat Jamal Mashburn’un rahatsızlanması sonucu üstüne fazladan yük binen Baron Davis’in oyuna yeterli katkıyı yapmaması sonucu Nets seriden galip ayrılmayı bildi. Continental Airrlines Arena’daki ilk iki maçta farklı isimler ön plana çıktı. Kidd bu seride durgundu fakat ilk maçta Haris, benchten gelerek çok iyi katkı yaptı ve onun açığını kapadı. İkinci maçta ise adeta Van Horn şov vardı. Nets’te keyifleri bozan tek haber Tim Duncan’ın MVP seçilmiş olmasıydı. Koç Scott bu karara sitem ediyor “Bence çok saçma. Jason’ın takıma katkısı, geldiğimiz nokta... Anlayamıyorum” diyordu. 3. maçta Kidd, David Wesley ile çarpışıyor ve oyunu ilk devre terk etmek zorunda kalıyordu. Kidd’in kaşına 15 dikiş atılıyordu. Nets maçı 115-97 vermişti. 4 maçın önemi iyice artmıştı. Bu maçta Kidd sadece sahaya geri dönmekle kalmıyor ayrıca son periyotta attığı 13 sayıyla Nets’i de 89-79’luk galibiyete taşıyordu. Konferans finallerinde rakip Boston Celtics’di. Otoritelere göre New Jersey derin kadrosuyla bu seriden galibiyetle ayrılacaktı fakat Pierce&Walker Co.’yu durdurmaları şarttı. Scott oyuncularına insanların Nets hakkında görüşlerini değiştirmenin tek yolunu kazanmaya devam etmek olduğunu ve bu seride kazanmak için K-Mart’in ribaundlarda daha etkili olması gerektiğini anlatıyordu. Nets evindeki ilk maçı 104-97 alırken Kidd kariyerinin ikinci playoff triple-double’ını 18 sayı, 13 ribaund, 11 asist ile yapıyordu. Fakat ikinci maç Martin’in Pierce durdurmaktaki insan üstü çabası ve Kidd’in bir başka triple’double’ına karşılık 93-86 Celtics üstünlüğüyle bitiyordu. 3. maçta Nets, Boston’a saha avantajını tekrar kazanmak için gidiyordu. Maça fırtına gibi girdiler ve playoff tarihinde yakalanmış en büyük farkı yakaladılar: 26 sayı. Ama sonra ne olduysa Nets durdu Pierce coştu ve Celtics geriden gelip 94-90 kazandı. Son periyot sayı bulamayan Kidd arkadaşlarını yarı yolda bırakmıştı ve eleştirileri üstüne almaktan çekinmiyordu. Ama aslında Celtics taraftarının Kidd’in karısı Joumana ve oğlu TJ lafla sataşmaları Kidd’in kafasındaki en büyük sorundu. Kendisine yapılan ¤¤¤ahüratlara kulakları tıkalıydı ama ailesi için endişe ediyordu. 4.maç adeta 3.maçın bir kopyası gibi başladı. Nets erkenden öne geçti. Celtics devre arasına doğru farkı 6’ya indirdi. 3.periyot Kidd ve arkadaşları biraz duruldu. Ama 4.periyodun geçen maça benzememesi için Jason dizginleri eline aldı. Takım arkadaşları da savunmadaki gayretleri ile ona destek oldu ve son düdük çaldığında skorbord 94-92 Nets üstünlüğünü gösteriyordu. Celtics beşinci maçta da ancak son çeyreğe kadar dayandı fakat son çeyrekte gardları düştü ve 96-88’lik skorla yaz tatili hazırlıklarına başladılar. Nets tarihinde ilk kez NBA finallerine çıkıyordu ve Kidd son maçtaki 15 sayı, 13 ribaund, 13 asistiyle 35 yıldan beri bir playoff serisinde 3 triple-double yapan ilk oyuncu ünvanıyla NBA tarihine geçiyordu. Ayrıca bütün seri boyunca asist, ribaund ve sayı ortalamalarının da çift haneli sayılara ulaştığını hatırlatalım (17.5 sayı, 11.2 ribaund, 10.2 asist).


2002 NBA FİNALİ

Ve finaller... Nets doğuda şampiyonluğunu ilan ettiğinde Kings-Lakers serisi oynanmaktaydı. Taraftarlar hangisini istedikleri konusunda kararsızdı. Jason ise Lakers’ın gelmesini yeğlemekteydi. Çünkü geçen senenin şampiyonunu tahttan indirerek hanedanlığı sonlandırmak gibi bir isteği vardı. Ama Lakers kadro olarak Nets’ten bir kaç gömlek üstündü. Shaq, bilmiyorum anlatmaya gerek var mı? Yanında da her geçen gün “Jordan seviyesine” yaklaşan Kobe Bryant. Sahada bu ikisini durdurduğunuzda ise kenarda Phil Jackson’ı alt etmeniz gerekmeydi. Byron Scott’ın kafasındaki plan Kobe ve Shaq‘i kilitlemek değildi. Onun tek istediği Fisher, Fox ve Horry gibi adamların daha çok insiyatif almalarıydı. Ama bunun için Kobe ve Shaq’in kaçırması gerekliydi! Bir başka yolda Nets’e göre nispeten daha ağır oyunculardan kurulu Lakers’ı sezon içindeki taktikle; koşarak yenmekti. Bunun için gene Kidd’e çok iş düşüyordu. Sonunda seri başladı fakat Nets cephesinde işler istenildiği gibi gitmiyordu.



Henüz ilk maçta erken sayılabilecek bir zamanda fark 23 sayı olmuş ve Nets oyuncuları panik olmuştu bile. Yavaş yavaş fark 12 ye indi fakat Lakers tecrübesiyle maçtan galip ayrılmasını bildi. Aynı senaryo diğer maçlar içinde geçerliydi ve New Jersey finalde Lakers’a 4-0 ile süpürülerek herkesin kafasında yeni soru işaretleri türetti. “Yoksa o kadar iyi değiller miydi?”

NEW JERSEY’NİN BEYNİ

2002-03 sezonuna New Jersey başrollerinde Van Horn-Dikembo Mutombo’nun olduğu bir takas yaparak girdi. Çoğunluğun düşüncesi takastan zararlı çıkanın New Jersey olacağıydı. Zaten 23.maçta Mutombo sakatlandıktan sonra çoğunluğun görüşü herkesin görüşü oldu. İlk beşte pivot mevkiine önceki sene finallerde Shaq’e karşı yaptığı azimli savunmayla adından
söz ettiren Jason Collins monte edildi. Hatta ilk başlarda Deke’yi aratmadı. 23 maçta Deke 7.6 sayı 7.1 ribaund istatistikleriyle oynuyordu, Collins ise ilk beş çıktığı ilk beş maçta 8.0 sayı, 7.0 ribaund gibi istatistikler hatta zaman zaman double-double’lar üretiyordu. Giden Van Horn’un yerine beş çıkan Jefferson gerek seyirciyi ateşleyen smaçları gerekse savunmadaki gayretiyle takımın Van Horn’u aramayacağını kanıtlar gibiydi. Martin ise finallerdeki gayretli oyunuyla birlikte adeta bir seviye atlamış süper starlara yakışan bir olgunlukla sadece işine konsantre olmuştu. Kidd’de takımdaki değişimden nasibini almıştı. Eskiden sadece 4. periyotta ihtiyaç duyulan skorer özelliği şimdi maçın gidişatına göre 2.-3. periyotlarda da kendini gösteriyordu. Bu istatistiklerine de yansımıştı. İlk 22 maç sonunda 21.0 sayı 8.6 asist, 6.4 ribaund ortalamaları tutturdu ve 14 maçta takımın en skoreriydi. Evet Van Horn’un gidişi takımdaki iç çekişmeleri ortadan kaldırmış olsa bile (finallerdeki Martin-Van Horn tartışması) hücumda da önemli bir silahı yok etmişti. Bazen kahramanlar olayları yaratır bazen de olaylar kendi kahramanlarını. İşte bu sezon Nets’in daha çok sayı bulması gerekti ve bunu yapacak oyuncu olarak Kidd öne çıktı. İlk başta bocalasalar da daha sonra işler rayına oturdu. Bunu Mutombo sakatken alınan art arda 12 galibiyetten anlayabiliriz. Bu seri esnasında Kittles’ın da sakatlandığını ve Harris’in onun yerine 5 çıktığını da hatırlatalım. Önceki sene benchte oturan RJ, Collins ve Harris bir anda kendilerini ilk beşte bulmalarına rağmen yerlerini yadırgamadılar ve ellerinden gelen en iyi oyunu oynadılar. RJ çocukluk kahramanı MJ’ye karşı kariyerinin en yüksek sayısına ulaştı. Haris, Kittles’ın yokluğunda beş çıktığı 15 maçta 16.5’lik bir ortalama yakaladı. Ve Collins pota altında rakip pivotlara karşı en iyi mücadelesini verdi. NJ All-Star haftasına girilirken Atlantic Division da birinciydi ve en yakın rakibiyle arasında 6 galibiyet fark vardı. Fakat aynı bir önceki sezon olduğu gibi All-Stardan sonra takım duruldu, Kidd’in yüzdesi dibe vurdu ve ardı ardına gelen yenilgilere çare bulunamadı. Yenilgilerin çoğu deplasman maçlarında olduğundan East Rutherford’a dönüldüğünde işlerin yoluna gireceği umuluyordu. Zira öyle de oldu. Evdeki galibiyetle moral bulan takım Atlantic’in zirvesinden ayrılmadı ve playoff ilk turunda Milwakuee Bucks’la eşleşti. Kidd 9 Nisan’daki Atlanta maçında 23 sayı, 11 ribaund ve 12 asist ile bu sezonki 4. kariyerindeki 50.triple-double’ını yaptı (regular sezon). Bucks All-Star haftasından sonra yaptığı takasla back court’u Cassell-Payton ikilisine teslim etmişti. Bu belki de ligin en güçlü guard duosuydu ve Jason’ın işi gerçekten çok zordu. Bu ikiliye bir de benchten Kukoc ve Redd eklenince işler sarpa sardı fakat bu noktada NJ cephesinde Martin devreye girdi ve Bucks’ın yumuşak karnı olan pota altını cehenneme çevirerek seriyi 4-2 ile NJ’ye getirdi. Kidd bu seride 18.8 sayı, 9.2 asist, 6.8 ribaund ile oynadı. Sonraki rakip ligin genç ve ateşli takımı Pacers’ı eleyen Paul Pierce’lı Celtics’ti. Geçen sene konferans finallerinde Kidd ve ailesine yönelik sataşmalar devam ediyordu fakat Kidd hiç etkilenmiyor cevabı sahada veriyordu. Celtics 4-0 ile süpürülürken Kidd 19 sayı, 9 asist, 9 ribaund ortalamalarıyla kalitesini bir kez daha kanıtlıyordu. Bu seride son maç koptuktan sonra herkes maçın bitiş düdüğünü beklerken 2 saniye kala attığı üçlük ise bazı çevreler tarafından eleştirildi. Konferans finallerinde bu defa rakip savunması ile sonuca giden Pistons’tu. Mehmet Okur’un hediye ilk maçtan sonra diğer maçlarda rakibin olmayan hücum silahlarını iyi kilitleyen Nets, Detroit‘in bir türlü çözüm bulamadığı fast break sayılarıyla sonuca gitti. Bu seride de gene bir K-Mart fırtınası esiyordu. Playofflarda 21.0 sayı, 9.8 ribaund ortalamalarıyla oynayan Martin bu serinin de Nets’e gelmesinde yardımcı oldu. Kidd, Boston serisinde yerlerde sürünen şut yüzdesini bu seride %43e çıkarmış ve 23.8 sayı, 10.0 ribaund, 6.3 asist ortalamalarıyla alışıla gelmişin dışında bir guard portresi çizmişti.
YİNE AYNI KABUS

Böylece finallerde doğu yakasını temsil etmeye hak kazanan New Jersey, batıdan gelecek rakibiyle ilk maçını yapmadan 10 günlük bir dinlenme fırsatı buldu. Detroit maçında Ben Wallace’ın ayağına basıp bileğini inciten Kidd, antrenman sırasında ters bir hareket yapınca sakatlığı tekrar nüksetti. Fakat doktorlar finalin ilk maçına kadar bunu atlatacağını söylüyordu. Ve büyük gün geldi. 4 Haziran günü SBC Center’ı 18.797 kişi doldurmuştu. Bir tarafta sezonun en iyi galibiyet derecesine, en iyi koçuna ve MVP’sine sahip San Antonio Spurs diğer tarafta ise Milwakuee serisinin 3. maçından beri yenilmeyerek 10-0 ile NBA playofflarının en uzun galibiyet serisini yakalamış Nets. Fakat bu maçta Spurs rakibini çok iyi etüd etmiş onların en iyi silahlarını, yani fast breaklerini nasıl durduracağını çözmüştü. Bu sebepten NJ hücumda zorlanıyor oyun sete dönüştüğünde çaresiz kalıyordu. Kidd 10 sayı, 10 asist, 8 ribaundluk bir performans çizse de Bowen ve Parker’ın savunmasında 4/17 gibi bir yüzdeyle oynuyor ve kendi potasını onlara karşı savunamıyordu. Savunulamayan bir başka kişi Duncan idi. MVP, 32 sayı, 20 ribaund, 7 blok ve 6 asist ile adeta NJ’yi tek başına çökertiyordu. Maçtan sonra Byron Scott, Mutombo opsiyonunu kullanmadığı için eleştirilere hedef oluyordu. Çoğu kişi ilk maçtan sonra Spurs’un süpüreceğini, Nets’in gene doğu yakasının güçsüz takımı olarak anılacağını düşünüyordu. Kidd ise yenilginin kendisinin olan sorumluluğunu üstüne alıyor, şutlarının girmediğini ama onu bu ligdeki en iyi guard yapanın şutları olmadığını söylüyordu. Nets bu olumsuz düşünceler ve eleştirilerle ikinci maç için yeniden SBC Center’daydı. İlk maçta %37 ile oynayan Nets bu maçta %42 ile şut atıyordu ve birçok kişiye göre maçın kazanılmasındaki en büyük etken buydu. Fakat gözden kaçan bir rakam vardı. O da Spurs’un maç boyu yaptığı 21 top kaybı. Kidd ve arkadaşları SA’yı kendi evlerinde 21 top kaybına zorlamış bunun getirisi olarak da maç içersinde onlardan 15 fazla top kullanmışlardı. Sonuçta Kidd “beğenilmeyen” şutlarını bu maçta sokarak 30 sayı buluyor bunun yanına 7 ribaund ve 3 asist ekliyordu. Spurs cephesinde ise ilk maçın yıldızı TD 19 sayı 12 ribaund ile oynuyor fakat kaçırdığı 7 faul atışı takımının yenilgisine maloluyordu. Stephen Jackson ise 16 sayıyla oynamasına karşın yaptığı 7 top kaybı ve son saniyede kaçırdığı 3lük ile adeta NJ için çalışıyordu. Maçtan sonra Byron Scott deplasmandaki 2 maçtan birini kazanmanın onların ilk hedefleri olduğunu ve bunu başardıklarını söylüyordu. İlk maçta da aynı şekilde mücadele ettiklerini fakat kolay şutların kaçmasının yenilgi de etkili olduğunu da ekliyordu. 3. maç East Rutherford’da, Continental Airlines Arena’daydı. İkinci maçta skor yönünden etkisiz kalan K-Mart (16 sayı) bu maçta hücumda insiyatif alıyor ve 23 sayısının yanına 11 de ribaund yazdırıyordu. NJ için sevindirici bir gelişme olarak serinin suskun ismi Kittles 21 sayı ile görevini yerine getiriyordu. Kidd gene çok kötü atıyor, 19 şutundan sadece 6’sında isabet buluyordu ama 11 asisti ile arkadaşlarına pozisyonlar yaratıyordu. Spurs cephesinde ise iki basamaklı sayılara sadece Parker ve Duncan ulaşıyordu. Tony 26, Tim 21 sayı, 16 ribaund, 7 asist ve 3 blok ile oynuyordu. Maçta NJ, San Antonio nun %42’lik şut yüzdesine %35 ile karşılık veremeyince yenilgi kaçınılmaz oluyordu. Yapılan 18 top kaybı ve kaçan 51 şut izleyicilere göre mücadelenin bir getirisi değildi. Ve birçok seyirci seriden zevk almadığını, bu kadar kötü şut atan bir takımın finale kadar nasıl geldiğini soruyordu. Sonuçta maç 84-79 Spurs lehine bitiyordu ve seri de 2-1’lik Spurs üstünlüğü oluyordu. 4. maç gene NJ’deydi. Artık Spurs’un bu maça asılıp seriyi diğer maçta bitireceğine kuşkuyla yaklaşan çok az insan vardı. Fakat NJ maçı daha çok istiyordu ve girmeyen şutları için bir çözüm bulmuşlardı: atamıyorsan attırma! Spurs maç boyunca yüzde 29 ile atıyor, Parker 1/12 ile yıldızlaşıyordu(!). NJ’de Martin 20 sayı, 13 ribaund, Kidd 5/18 şut yüzdesine rağmen son saniyelerdeki kritik faulleri sokması ve 8 ribaund, 9 asistlik performansıyla maçı NJ’ye getirenler oluyordu. Ama serinin bir başka vasat ismi Jefferson’ın da 18 sayı, 10 ribaundluk katkısını unutamayız tabii. Spurs da ise direnen gene Duncan‘dı fakat çabaları yetmiyordu: 23 sayı, 17 ribaund, 7 blok ile oynaması maçı 77-76 NJ üstünlüğüyle bitmesini engelleyemiyordu. 5. maç NJ’deki son maçtı. Tutuk başlayan bir ilk periyodun ardından neredeyse bütün maç skor çok açılmadı fakat devamlı bir Spurs üstünlüğü vardı. Ne zaman NJ yaklaşacak olsa Spurs koçu Popovich mola alıyor sonrasında TD ve arkadaşları ard arda sayılar buluyor ve farkı tekrar açıyorlardı. NJ’de 29 sayı ile oynayan Kidd’e, RJ 19 sayıyla eşlik ediyor fakat ilk beşten başka 10+ lık performans gelmeyince iş bench katkısına kalıyordu. Ama gelin görün ki bütün seri aldığı kısa sürede elinden gelenin en iyisin yapan Aaron Williams’ın 10 sayısı dışında bechte de katkı yoktu. Martin’in maçtan önce rahatsızlanması performansını etkiliyordu 4 sayı da kalan Kenyon, yaptığı 8 top kaybıyla adeta takımın içerden çökertiyordu. Ayrıca Duncan’ı yavaşlatamaması da cabasıydı. Tim ise 29 sayı, 17 ribaund ile artık alıştığımız dominant oyunlarına bir yenisini daha ekliyordu. Bir önceki maç 0/9 atarak takımının yenilgisinde önemli pay sahibi olan Malik Rose bu maçta 14 sayı buluyor Manu Ginobili de 12 sayıyla ona eşlik ediyordu. Bench savaşından da 37-16 galip ayrılan Spurs maçı da 93-83 kazanıyordu. 6. maçta seri Teksas’a taşınmıştı. SBC Center tarihi günlerinden birini yaşıyordu. Seyirciler Amiral David Robinson’ın son maçı olacağına inandıkları bu maçı kaçırmamak için yerlerini almışlardı. Fakat maçın başlama düdüğüyle beraber NJ herkesi şaşırttı. Maçın üç periyodunu önde götüren NJ, son periyoda 63-57 önde giriyordu. Fakat 4. periyotta başlayan Spurs fırtınasına engel olamıyorlardı. 19-0’lık bir seri yakalayan Spurs, Kidd ve arkadaşlarını adeta yıkıyordu. 4. periyoda kadar %43 ile oynayan NJ, son periyot sadece 14 sayıda kalıyor ve 31 sayıyı potasında görüyordu. Maç sonunda NJ’nin saha içi isabet oranı % 35 ti. Takımın finale çıkmasında büyük emeği olan Bucks ve Pistons serilerinin kahramanı Kenyon Martin bu maçta 23 şutundan sadece 3 de isabet buluyor ve yenilginin baş sorumlusu oluyordu. Ribaundlarda 55-35 ezilen, bench skorlarında 31-17 geride kalan NJ için yenilgi ne kadar moral bozucuysa son senesini yaşayan Robinson ve 19 senelik kariyeri boyunca tek şampiyonluğunu bu sene gören Kevin Willis için o kadar mutluluk vericiydi. Finalin kahramanı 2 blokla NBA tarihine adını altın harflerle yazdırmayı kaçıran ama gene de 21 sayı, 20 ribaund, 10 asist ve 8 blokluk performansıyla Finallerin MVP’si ödülünü sonunda kadar hak eden Duncan’dı. Nets de ise Kidd gemisini kurtaran kaptan olmayı bu sene de başaramıyor umutlarını gözyaşları içersinde gelecek seneye bırak