Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Yaşam ve Eğlence > Şehir ve İlçelerimiz > Coğrafya
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Coğrafya Coğrafya Bilgilerini Paylaşabileceğiniz Alan.


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 23-02-2008, 15:13   #1 (permalink)
 
İLK-K4N - ait Avatar
Smile Dünya ülkelerii...

 
PORTEKİZ

DEVLETİN ADI: Portekiz
BAŞŞEHRİ: Lizbon
YÜZÖLÇÜMÜ: 92.082 km2
NÜFUSU: 10.372.000
RESMİ DİLİ: Portekizce
DİNİ: Hıristiyan
PARA BİRİMİ: Esküdo
Avrupa’nın güneybatı ucundaki İber Yarımadasında yer alan ve etrafı İspanya ve Atlas Okyanusu ile çevrili bir ülke. 36°58’ ve 42°09’ kuzey enlemleriyle 6°11’ ve 9°30’ batı boylamları arasında kalan Portekiz’in kuzeyden güneye uzunluğu 560 km genişliği de 215 km’dir. Kuzey Atlantik’teki Azorlar ve Madeira Adalar grubu Portekiz’e dâhildir.

Târihi

İlk çağlarda İber kabîleleri (Lusitanienler) ile işgâl edilen ülke M.Ö. 1. yüzyılda Romalıların bir eyâleti oldu. Sonra Vandallar Süevler (bir Alman kabîlesi) 5. yüzyıldan 8. yüzyıla kadar Vizigotlar tarafından istilâ edildi. 711 yılında ülke Müslümanların eline geçti. Endülüs Emevileri (756-1031) Tevâ’if-i Mülûk (11. yüzyıl) İslâm devletleri kurulup bölgeye hâkim oldular. Onuncu yüzyıla doğruDouro ve Minho nehirleri arasındaki bölgeye Terra Portucallis ismi verildi. Portucallis Lâtince Portas (liman) ve Calle (kale) birleşiminden meydana gelmiştir.

Portekiz 1143’te bağımsız bir krallık oldu. Sınırları Merîniler’e karşı yaptığı savaşlarla genişledi. On üçüncü yüzyıl ortasına doğru bugünkü Portekiz sınırları tamamlandı. Portekizli denizciler 15. yüzyılda dünyâ çapında yayılma gösterdiler. Sonraki yüzyılda AsyaAfrika ve GüneyAmerika’da büyük bir sömürge imparatorluğu kurarak Avrupa ve Doğu arasındaki ticâretin çoğunu ellerinde tuttular. 1598 yılında Fas şehirlerine karşı açtığı savaşta Portekiz ağır bir mağlûbiyete uğrayınca imparatorluk âniden çöktü. Ülkenin zayıflamasından faydalanan İspanya Portekiz’i 1580’de topraklarına katarak 1640’a kadar idâre etti.

Portekiz 1688 yılında Lizbon Antlaşmasıyla tekrar bağımsızlığına kavuştu. Fakat Portekiz eski ihtişamını kaybettiğinden İngiltere ile 1703’te 20. yüzyıla kadar devam eden bir ittifak antlaşması imzâlandı. İngilizlerle müttefik olduğundan 19. yüzyılda Napolyon’a karşı savaşmak zorunda kaldı. Ülke Fransa ile savaş hâlindeyken 1811’de kral ve âilesi Brezilya’ya sığındı. Bu dönemde imparatorluk çökmeye başladı. 1822’de Brezilya bağımsızlığını îlân edince Portekiz tek büyük zenginlik kaynağını kaybetti.

On dokuzuncu yüzyılın tamâmı ve 20. yüzyıl başları Portekiz için ekonomik ve siyâsî istikrarsızlık dönemi oldu. Şiddetli partizan mücâdeleler iç savaşlar ülkeyi kargaşanın içine itti. 1908’de kral katledilerek iki yıl sonra 1910’da cumhûriyet îlân edildi. On altı yıl devam eden cumhuriyet dönemi oldukça istikrarsız olup bu dönemde kırk sekiz hükümet kuruldu ve en az yirmi beş darbe teşebbüsü oldu. 1926’da ordu idâreyi ele aldı ve kırk sekiz yıl ülke General Franko tarafından diktatörlükle idâre edildi. 25 Nisan 1974’te hükümet genç subaylar tarafından yapılan bir darbe sonucu işbaşından uzaklaştırılınca General Antonio de Spinola liderliğinde bir askerî cunta kontrolü eline geçirdi. Başkan Spinola solcu subaylardan gelen baskı sonucu aynı yılın Eylül ayı sonunda istifâ etmek zorunda kaldı. Nisan 1975’te demokratik partiler oyların % 64’ünü kazanmasına rağmen Sovyetlerce desteklenen komünist parti tesirini arttırdı. Bankalar sigortalar ve sanâyi devletleştirildi. 1976’da yürürlüğe giren yeni Anayasada sosyalizme geçiş hedefi açık bir şekilde de ortaya kondu. Yeni Anayasanın ardından yapılan genel seçimlerde hiçbir parti çoğunluğu elde edemedi. Sosyalis Partisi Genel Başkanı Mário Soares bir azınlık hükümeti kurdu. Cumhurbaşkanlığına Genelkurmay Başkanı Antánio Ramalho Eones seçildi. Mário Soares başkanlığındaki hükümet 1977 Aralığında istifâ etti. Ocakta kurulan koalisyon hükümeti ve bunun ardından kurulan bir dizi koalisyonlar da kısa ömürlü oldu. 1980’de yapılan seçimlerden sonra merkez sağ eğilimli Demokratik İttifak büyük çoğunlukla iktidara geldi. Bu hükümet anayasada büyük değişiklikler yaptı ve sivil yönetime geçiş yolunu açtı. 1982’de başgösteren hükümet krızi üzerine Cumhurbaşkanı erken seçim kararı aldı. 1983 Nisanında yapılan seçimlerde birinci parti durumuna gelen Portekiz Sosyalist Partisi Sosyal Demokrat Partiyle koalisyon kurdu. Portekiz 1 Ocak 1986’da AET’ye alındı. Soares 60 yıllık bir aradan sonra 1986 Şubatında ilk sivil cumhurbaşkanı seçildi. Temmuz 1987’de yapılan seçimlerde Sosyal Demokrat Parti sandalye sayısını büyük oranda arttırması kurulan koalisyon hükümetinin istikrarlı olmasını sağladı. 1991’de yapılan seçimlerde Sosyal Demokrat Parti yine ilk sıradaki yerini korudu.

Fizikî Yapı

Portekiz çoğunlukla alçak ve orta yükseklikte arâzilerle kaplıdır. Toprakların % 70’ten fazlasının deniz seviyesinden yüksekliği 400 metrenin altındadır. Tagus Nehri ülkeyi birbirinden farklı iki bölgeye ayırır. Tagus Nehrinin kuzeyi büyük ölçüde dağlıktır. Bilhassa Douro Nehrinin kuzeyinde arâzinin % 90’ı 400 metrenin üstündedir.

Büyük yaylalar derin vâdilerle yarılmıştır. Bâzı yerlerde dağlar denizden 50 km içerde 910 m yüksekliği aşarlar. Douro ve Tagus nehirleri arasında üçgen biçiminde bir kıyı ovası yer alır ve iç kesimde birkaç geniş vâdi mevcuttur. İspanya’ya doğru uzanan Serra de Estrela Sıradağı Torre’de (Portekiz’in en yüksek tepesi) 1991 metre yüksekliğe ulaşır. Bu bölgeden Atlas Okyanusuna dökülen Tagus ve Douro dışındaki diğer büyük nehirler kuzeyde İspanya sınırının bir kısmını teşkil eden Minho Mondego ve Zezere’dir. Tagus Nehrinin güneyindeki toprakların yaklaşık % 60’ı 200 m’nin altındadır. Burası dalgalı ovalar ve alçak yaylalarla kaplı bir bölgedir. Yüksek tepelere nâdir rastlanır ve sâdece Serra de Sâo Mamede isimli bir dağ silsilesi 900 m’yi aşar. Bu bölgedeki tek büyük nehir kuzey-güney istikâmetinde akarak geniş bir vâdi meydana getirip ülkenin güneydoğu ucundan Atlas Okyanusuna dökülen Guadiana Nehridir.

İklim

Portekiz’in kuzeyinde ılıman (mûtedil) güneyinde ise sıcak bir iklim hüküm sürer. Kış boyunca batıdan yağmur getiren soğuk rüzgârlar eser. Fakat yaz yaklaşınca güneyden sıcak kuru hava dalgası gelir ve pek az yağmur yağar. Kuzey kısmı güneye nazaran daha soğuk bir iklime sâhip olduğu gibi senenin çoğu günlerinde batıdan esen okyanus rüzgârlarına mâruz kaldığından daha çok yağış alır. Tagus Nehrinden güneye doğru gidildikçe yağış azalır ve sıcak-kurak yaz uzun süre devam eder.

Portekiz kıyısında sıcaklıklar hemen hemen her yerde aynıdır. Batı kıyısının ortasında bulunan Lizbon şehrinde sıcaklıklar Ocak ayında ortalama 7°C ilâ 15°C arasında temmuzda 18°C ilâ 28°C arasında değişir.

Tabiî Kaynakları

Portekiz’in yakaşık % 35’i ormanlıktır. Ormanların % 90’ı meşe ağaçları ile kaplıdır. Diğer önemli ağaçlar kestâne incir keçiboynuzu ve bâdemdir. Portekiz meşeden şişe mantarı yapmada dünyâda birinci sırada yer alır. Vahşî hayvanların çoğu yabânî tavşan ve tilki gibi küçük türdendir. Geyik dağlık bölgelerde bulunur. Yeraltı zenginlikleri tungsten bakır demir mermer granit ve arduvazdır.

Nüfus ve Sosyal Hayat

10.372.000’lik bir nüfûsa sahip olan Portekiz’de halk etnik yapı bakımından farklılıklar arz etmez. Portekizlilerin çoğu Avrupa boy ortalamasından biraz kısa kara gözlü ve siyah saçlıdır. Bugünkü ülke nüfûsunu meydana getiren insanlar değişik zamanlarda İber Yarımadasına gelen insanların karışmasından meydana gelmiştir. Bunlar Keltler Fenikeliler Kartacalılar Romalılar Yahûdîler Germen kabîleleri Araplar ve Berberilerdir.

Portekizliler 15. yüzyıldan beri dünyânın çok yerlerine göç etmektedir. Hükümet iş gücünü muhâfaza edebilmek için 1960 yıllarında göçü ciddî olarak yasak etmiştir. Bununla berâber çoğu genç olan binlerce Portekizli kânunsuz olarak ülkeyi terk etmeye devam etmekte daha fazla ücret için Fransa ve diğer Batı Avrupa ülkelerine kaçmaktadır. Aynı zamanda köylerden yeni sanâyisi olan şehir merkezlerine göç vardır. En önemli şehir batı kıyısının ortasında yer alan başşehir Lizbon olup nüfûsu 2.063.000’dir. Diğer önemli şehirleri Oporto Amadora Coimba Borreiro Braga Almada veCoimbra’dır.

Ülkenin resmî lisânı Portekizce olup şive farklılıkları halkın birbirleriyle anlaşmasında herhangi bir güçlük çıkarmaz. Nüfûsun % 98’i Roma katoliği olup ancak birkaç bin Protestan ve az sayıda Yahûdî vardır.

Portekiz’de ilköğretim mecbûrî olup 6 yaşından îtibâren başlar. Okuma-yazma oranının % 70 olduğu ülkede yüksek tahsil Lizbon Oporto ve Coimbra üniversitelerinde Lizbon Teknik ve Katolik Üniversitesinde ve değişik enstitülerde yapılır.

Siyâsî Hayat

1976 Nisanında yürürlüğe konulan yeni anayasa ile sosyalist bir yönetim içine girenPortekiz 18 idârî bölgeye ayrılmıştır. Başlıca yönetim organları cumhurbaşkanı ihtilal konseyi ve hükümettir. İhtilâl konseyi 4 komutan ve silâhlı kuvvetlerden seçilen 14 subaydan meydana gelmiştir. Portekiz NATO’ya üyedir.

1980’de yapılan seçimleri büyük çoğunlukla Merkez-sağ eğilimli Demokratik İttifak kazandı. Yeni hükümet anayasada bir sürü değişiklik yaparak sivil yönetime geçiş yolunu açtı. 1985 Ekiminde yapılan seçimleri serbest piyasa ekonomisini savunan Sosyal DemokratParti kazandı. 1986 Şubatında Mário Soares Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanarak 60 yıllık bir aradan sonra ilk sivil Cumhurbaşkanı oldu. Aynı yıl Portekiz AET’ye alındı.1989’da yapılan değişiklikle sosyalizmle ilgili ifadeler anayasadan çıkarıldı.

Ekonomi

Portekiz Avrupa’nın en az gelişmiş ülkelerinden biri olup ülkede hayat seviyesi düşüktür. Çalışan nüfusun % 31’i tarım % 35’i sanâyi ve ticâret % 34’ü çeşitli hizmetlerde çalışır. İmâlât ve inşâ sanâyii brüt millî hâsılanın beşte ikisinden fazlasını sağlar. Tarım ise brüt millî hâsılanın ancak üçte birini temin eder.

Portekiz’de önceden beri gıdâ sanâyii tekstil mobilyacılık ve inşaat sektörü önemli bir yer tutar. Gıdâ sanâyiiyle ilgili olarak değirmencilik şeker balık konserve ve zeytinyağı fabrikaları bulunur. Tekstil sanâyiinin ana ürünleri pamuk bükülmüş yün iplik ve elbisedir. Giyim sanâyiiyle bağıntılı olarak ayakkabı imâlâtı da gelişmiştir. Orman zenginlikleri; kâğıt hamuru kâğıt şişe mantarı zift reçine neft yağı üretiminde ve bilhassa mobilyacılıkta kullanılır.

Yeni sanâyi dallarının en önemlilerinden biri elektronik makinalar ve yardımcı parçalarıdır. Petrol rafinerilerinin kurulması petro-kimyâ sanâyiinin gelişmesini sağlamıştır. Ufak çapta demir ve çelik sanâyii mevcuttur. Gemi yapımı ve gemi tamir tesisleri Portekiz’i bu sektörde Avrupa’da birinci yapmıştır.

Portekiz arâzisinin yaklaşık % 55’i tarıma elverişlidir. Ekilebilir toprakların çoğunda tahıl (buğday ve çavdar) yetiştirilir. Fakat randıman çoğu yerlerde toprak verimsiz ve erozyona mâruz kaldığından düşüktür. İşgücü bilhassa güneyde yetersizdir. Ülke buğday ve diğer tahılları ithâl etmek zorunda kalmaktadır.

Portekiz’de asma bahçeleri ekilen toprakların % 10’unu kaplar. Ülkede zeytinyağı üretimi de ileri durumdadır. Meyve ağaçları olarak ülkenin kuzey yarısında elma ve armut güneyde portakal yetişir.

Portekiz’de mâden yatakları çok çeşitliyse de çoğu yetersiz seviyede ve ulaşılması güç yerlerdeveya fon yetersizliğinden istenilen derecede işletilememektedir. Çıkarılan önemli mâdenler tungsten demir kükürtlü bakır mermer granit ve arduvazdır. Portekiz ihtiyâcı olan petrolün hepsini ithâl etmektedir.

Portekiz bükülmüş yün iplik kumaş elbise konserve balık şişe mantarı kâğıt hamuru ve kâğıt elektrik âletleri ihraç eder. Portekiz ticâretinin çoğunu üyesi olduğu Avrupa Ortak Pazarı ülkeleriyle yapar.

Portekiz’de karayolları51.953 km’dir. Bunun 44.680 km’lik kısmı asfalt kaplanmıştır. Demiryolları 3600 km olup diğer Batı Avrupa ülkelerine nazaran geridedir. Havayolu ulaşımı 13 havaalanından sağlanmaktadır. Portekiz ticâret filosu nüfûsuna nispetle büyük olup 750.000 tonilâto kapasitesindedir.











İLK-K4N isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 23-02-2008, 15:14   #2 (permalink)
 
İLK-K4N - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Dünya ülkelerii...

 
ROMANYA

DEVLETİN ADI: Romanya
BAŞŞEHRİ: Bükreş
NÜFUSU: 23.332.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 237.500 km2
RESMİ DİLİ: (Rumence) Macarca Almanca
DİNİ: Ortodoks Katolik Kalvenist Lüther Yahûdî
PARA BİRİMİ: Leu (= 100 Bani)
Türkiye’nin kuzeybatısında ve Balkan Yarımadasının kuzeydoğusunda 20°15’ - 29°42’ doğu boylamları ile 43° 37’ 48°16’ kuzey enlemleri arasında bir Doğu Avrupa ülkesi. Doğuda Karadeniz Ukrayna ve Moldovya kuzeyde Ukrayna batısında Macaristan ve Yugoslavya güneyinde Bulgaristan ile çevrilidir.

Târihi

Bir Hind-Avrupa grubu olan Trakyalılar Romanya toprakları üzerinde yaşamış ilk insanlar olarak bilinir. Bunların bir kolu olan Dokyalılar M.Ö. 800-300 yılları arasında Burebista liderliğinde Transilvanya merkez olmak üzere Dakya Devletini kurdular. M.S. 106-271 yılları arasında Romalılar toprakları istilâ ederek insanları Romalılaştırdılar.

Osmanlı İmparatorluğu 1299 yılında kurulduktan sonra kısa zamanda cihan devleti olmuştu. Osmanlılar Avrupa içlerine İslâmiyeti yayabilmek için önceleri Balkanlara olmak üzere Avrupa seferleri düzenlemekteydiler. 1394’te Dovin 1456’da Belgrad 1475’te Vaslui 1476’da Schera seferleri Osmanlıların Avrupa’ya ilk adım atma dönemi savaşlarıdır. 16. yüzyıl başlarındaki iki Romanya toprağı olan Eflâk ve Boğdan Türk hâkimiyeti altında birer derebeylik oldular. Askerî ve diplomatik açıdan Osmanlı Sultanının emrine göre hareket eder ve yıllık vergi verirlerdi. İdârecileri Osmanlı Pâdişâhları tarafından tâyin edilirdi. Zâten bunların derebeyleri kendi tebealarını Avrupalıların saldırılarından korumak için Osmanlı idâresinde kalmayı arzu ediyorlardı. Eflâk ve Boğdan halkı Avusturyalılar Ruslar Tatarlar Kazaklar ve Lehlerden ibâret bölgedeki diğer ordulara karşı Osmanlı ordusunun yanında yer aldılar.

1679’da Eflâk Derebeyi olan Şerban’ın yerine 1688’de yeğeni Kostantin Brincoveanu geçti. Bu sırada Boğdan Derebeyi Dimitri idi. Bu iki derebeyi 1711 yılında Osmanlı-Rus Harbi esnâsında isyân ederek Deli Petro’ya yardım ettiler. Bunda İstanbul’dan Balkanlara göç eden Yunan asıllı grupların tesiri büyüktü. Bunlar Eflâk ve Boğdan’ın idârî hayâtına nüfûz etmişlerdi. Yaklaşık bir asır Türk idâresindeki derebeyliklerin bu isyanları ve huzursuzluk çıkarmaları üzerine Eflâk ve Boğdan tahtları “voyvodalık” adı altında yeni bir sisteme konuldu. Bu sıralarda Osmanlı Devletinde duraklama devri başlamıştı. 18. yüzyıl sonlarına doğru Rusya Osmanlı Devletine olan düşmanlığını arttırdı. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşmasıyla Rusya Osmanlılardan bâzı haklar elde ederken bu arada bu iki derebeyliğin iç işlerine müdâhale etme yetkisini de kazandı. Her ne kadar kontrol Osmanlılarda kaldıysa da birçok ticârî imkânlar kaybedildi. Bir yıl sonra Bukovina Avusturya’ya bırakıldı. 1812 yılında Besarabya da elden çıktı. 1828-1829 Osmanlı-Rus Harbinden sonra 1834 yılına kadar Eflâk ve Boğdan Rusya hegemonyası altına tamâmen girdi. Kont Pavel Kiselev Rusya’dan destek görerek Osmanlı medeniyetini ortadan kaldırmaya çalıştı.

1859 yılında iki eyâlet birleşti ve 1861 yılında Romanya olarak anıldı. 1877 yılında Romanya Berlin Antlaşmasıyle Türk hâkimiyetinden uzaklaştı. Bağımsızlıktan sonra 1878’de krallık oldu. 1881’de I. Carol Romanya’nın ilk kralı oldu. 1886 yılında Romanya tek meclisli anayasal monarşik idârî sistemine döndü.

Birinci Dünyâ Harbinden sonra Romanya’nın sınırları genişledi. Basarabya ve Bukovina’dan sonra Banat ve Transilvanya da ele geçirildi. Fakat çok geçmeden Basarabya ve kuzey Bukovina’yı her zaman olduğu gibi 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi esnâsında da yıllarca adâleti altında refah içinde yaşadıkları Osmanlılar aleyhine olarak yardım ettikleri Rusya’ya bırakmak mecburiyetinde kaldı. Hatta yoğun tehditler neticesinde Güney Dobruca da Bulgaristan’a terk edildi.

İkinci Dünyâ Harbi esnâsında Marshla lon Antonescu Rusya’ya karşı Almanya ile birleşme teşebbüsüne geçti. Askerî bir hareketin lideri olan Antonescu 1944 yılında Sovyet entrikası ile Kral Michael tarafından bertaraf edildi ve Romanya rusya’nın yanında yer aldı. Çok geçmeden Romanya komünizmin kucağına düştü. 1947 yılında bir Halk Cumhûriyeti hâlini aldıysa da bütün alanlardaki devletleştirilme bunu sâdece lâfta bıraktı.

1965 yılındaki yeni Anayasaya göre Romanya artık Halk Cumhûriyeti olmaktan çıkmış ve bir sosyalist ülke durumuna düşmüştü. Tehlikeyi sezenler 1966’da Rusya’ya karşı bir bağımsızlık hareketi geliştirmeye çalıştılar. 1970 ve 1973’te Romanya Devlet Başkanı Nicolai Çavuşesku (Ceausescu) ABD’yi ziyâret etti. ABD ile 1976 yılında 10 yıllık bir ticârî anlaşma imzâlanarak nisbeten Rusya’dan uzak durulmaya çalışıldı.

1982 yılında Romanya bir miktar daha batıya yaklaştı üç milyar dolar dolayındaki borçlarının ödenme süresinin uzatılmasını batılı ülkelerden talep etti.

Doğu Blok Devletlerinde komünist rejimin hızla sarsıldığı 1989 sonlarında Romanya’da ilk gösteriler başladı. Gösterilerin kanlı biçimde bastırılması ülke çapında gerginliğin artmasına sebep oldu. Ordunun ayaklanan halkın yanında yer alması üzerine ülkeden kaçmak isteyen Çavuşesku yakalanarak hanımı ile birlikte yargılandıktan sonra kurşuna dizildi. Yönetimi üstlenen Ulusal Kurtuluş Cephesi sosyalist rejime son vererek çok partili sisteme geçiş yolunu açtı. Nisan 1990’da ilk serbest seçimler yapıldı.

Fizikî Yapı

Romanya’nın yüzölçümü yaklaşık 237.500 km2dir. Güneydoğu Avrupa’da Karadeniz kıyısında yer alır. Doğu bölgesi olan Dobruca Karadeniz kıyısında bulunur.

Romanya’nın yaklaşık olarak üçte ikisi dağlık ve tepelik geri kalan üçte biriyse yaylalık ve düz arâzidir. Doğu Karpat Dağları ülkenin omurgasını teşkil eder. Güneydoğuya doğru geniş bir kavis çizerek yaklaşık 97 km’lik bir mesâfe kat eder ve sonra ülkenin batısına döner ve burada Transilvanya Alpleri adını alır. Böylece ülkenin kuzey ortasındaki Tansilvanya Yaylası sanki duvarla çevrilmiş gibidir. Bu dağlar genel olarak aşınmış ve alçaktır. Yükseklikleri 900 m ilâ 1800 m civârındadır. Ülkenin en yüksek yeri Tansilvanya Alplerinde yer alan yaklaşık 2548 m yüksekliğindeki Negoi Tepesidir. Transilvanya Alpleri Karpatlara nazaran daha yüksek olup ekseri tepeleri 2500 m civârında yüksekliğe sâhiptir. Romanya dağları ormanlarla kaplıdır. Bâzı dağların yüksek bölgeleri çayırlık ve buzul gölleriyle doludur.

Karpatların doğu ve güney etekleri Boğdan ve Eflâk yaylaları olup doğuda Prut Nehri ve güneyde Tuna Nehri arasında boylu boyunca uzanır. Ortada dağ kavisinin iç kısmında yer alan Transilvanya Havzası yaklaşık 450 m ortalama yüksekliğe sâhip tepelerle dolu yüksek bir yayladır. Bu bölge Mureş ve Someş nehirlerinin geniş ve derin vâdileriyle yer yer yarılmıştır.

Ülkenin denize açılan doğu yönünde yer alan Dobruca Romanya’nın tek sâhil şeridine sâhip bölgesidir. Dobruca Tuna ile Karadeniz bölgesinde yer alıp yaklaşık 290 km’lik kıyıya sâhip bir bölgedir. Bölgenin kuzeyi alçak ve bataklık güneyi ise kumlu plaj arâzi ve sarp kayalıktır. Dobruca’dan başka ülke Eflâk Boğdan Banat ve Transilvanya olmak üzere dört bölgeye daha ayrılabilir.

Ülkenin üçte birini kaplayan Boğdan Doğu Karpatlar ile Moldovya sınırını çizen Prut Nehrinin arasında yer alır. Bölgenin önemli şehri Iaşi’dir. Ülkenin başşehrinin yeraldığı Eflâk ise Transilvanya Alpleriyle Bulgaristan sınırı arasındadır. Ülkenin tam orta bölgesinde yer alan Transilvanya’nın başşehriyse Cluj-Napoca’dir. Macaristan ve Yugoslavya sınırına dayanan kısım ise merkezi Timişoara olan ve düz bataklık ve verimli bir yayla görünümündeki Banat bölgesidir. Ülkenin en doğusunda yer alan Dobruca’nın merkeziyse Canstanta (Konstanta) dır. Kuzey Tuna deltasından başlayan bölgenin ortası göllerle doludur. Güney bölgesiyse “Romanya Riviera”sı olarak bilinir ve burada pekçok plaj vardır.

İklim

Romanya’nın iklimi orta nemlilikte olan tipik bir kara iklimidir. İklim geniş ölçüde mevsimlere ve bölgelere göre farklılıklar gösterir. Yaz ayları kurak ve sıcak kış ayları ise sert ve karlı geçer. Sonbahar mevsimi uzun sürerken İlkbahar çok kısa müddetle kendini gösterir. Ocak ayı sıcaklık ortalaması yaklaşık -3°C ve haziran ayı sıcaklık ortalaması ise 23°C’ye yükselir. Ülkenin yağışı her yerde hemen hemen aynı olmakla berâber doğu bölgeleri ve dağlık alanları diğerlerine göre biraz daha fazla yağış alırlar. Dağlık alanlarda yıllık yağış ortalaması yaklaşık 1270 mm ve Delta bölgesinde ise 380 mm civârındadır. Ülkenin genelinde ise yıllık yağış oranı 715 mm dolayındadır. Bahar aylarında sellere ve yaz aylarında kuraklıklara rastlamak mümkündür.

Tabiî Kaynakları

Ülkenin dörtte biri ormanlıktır. Ülke yüzölçümünün sâdece onda birlik bir bölümü çıplak dağlardan ve sulardan teşekkül etmiştir. Toprakların yaklaşık üçte birine yakın bir bölümü ekim için oldukça müsâittir.

Romanya’nın topoğrafik çeşitliliği başkalığı oldukça dengeli olup geniş ovalar çok sayıdaki ırmak ve su yolları verimli toprakları ve uygun iklimiyle dikkat çeker. Yoğun ormanlık olan dağlarda geniş ölçüde çayır alanları da vardır. Bu durum başta koyun olmak üzere hayvancılık için geniş imkânlar kazandırır. Sık ormanlar kereste kaynağı durumunda ve tepe etekleriyse bağ ve meyve bahçeleriyle dolu bölge hâlindedir.

Dağlar ve etekleri aynı zamanda demir ve tuz yatakları bakımından zengindir. Bundan başka buralar aşağı yukarı iki bin çeşit mineral kaynağına sâhiptir. Romanya Rusya’dan sonra Avrupa’nın en çok petrol üreten ülkesidir. Ayrıca dünyâda nâdir olarak çıkarılan aaaan gazı(ural gazı) bakımından da oldukça zengindir.Ülkede çıkarılan diğer yeraltı zenginlikleriyse şunlardır: Kömür linyit demir filizi manganez krom molibtenyum bakır kurşun çinko gümüş altın antimon boksit cıva ve uranyum.

Ülkede yetişen başlıca hayvanlar genel olarak koyun sığır ve domuzdur. Dobruca bölgesi balık çeşitleri kuş çeşitleri ve vahşi hayvanlar bakımından oldukça zengindir. Yaklaşık 60 çeşit balık ve 300’ü aşkın kuş çeşidi yetişir. Vahşi hayvanlardan daha çok kurt kakum yabânî domuza ve yabânî tavşana rastlanır.

Romanya zengin ve dâimî akar nehir şebekesine sâhiptir. Başlıca nehirleri Tuna Prut Mureş Someş Iolomita Siret ve Olt’tur. Çoğu nehirlerden hidroelektrik potansiyel ve Tuna ile Prut’tan da su yolu ulaşımı sağlanabilmektedir. Tuna Nehri ülkenin Yugoslavya Bulgaristan ve Rusya sınırlarını çizer ve doğuya doğru üç kola ayrılır. Sonra bataklık Tuna Deltasını meydana getirerek Karadeniz’e dökülür.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Ülke nüfusu 23.168.000 dolaylarındadır. Nüfus yoğunluğu yaklaşık 94’tür. Yıllık nüfus artışı % 1 civârındadır. Nüfûsun % 88’i Romen % 8’i Macar ve % 2’si Alman’dır. Toplam nüfûsun yaklaşık yarısı şehir hayâtı yaşamaktadır. Ayrıca Ruslar Tatarlar Türkler Yahûdîler Bulgarlar Çekler Slovaklar Yunanlılar Ermeniler Çingeneler ve Sırp-Hırvat-Sloven grupları da mevcuttur.

Halkın % 80’i Ortodoks % 10’u Katoliktir. Ayrıca bir miktar Müslüman Yahûdî Kalvenist ve Lütherist de vardır. Resmî dil Rumencedir. Macarca ve Almanca da yaygın olarak kullanılır.

Halkın sosyal yapısı İkinci Dünyâ Harbi sonrası ülkeyi karartan komünizmden sonra çok değişmiş özel mülkiyet ve hür irâde kalmamıştır. 1989’da komünist rejimin büyük bir sarsıntı geçirmesi Romanya’ya da yansıdı ve ülkede sosyalist rejime son verildi.

Ülkede okuma-yazma oranı % 98’dir. Genç nüfûsun % 70’i okul hayâtındadır. Ülkenin hayat standardı yüksek ise de 1977’de 1300 kişinin ölümüne sebep olan Bükreş zelzelesinin inşaat ve endüstri sektörüne ağır bir darbe vurması ve gıdâ maddeleri yetersizliği ekonomide ciddi krizlere yol açmıştır.

Nüfûsun büyük bölümünü meydana getiren Romenler köken olarak eski Trakyalıların Dakya kolundan gelirler. Daha sonra Roma idâresinin gelmesiyleRomalılaşmışlardır. Uzun yıllar Osmanlı idâresi altında yaşayan Romenler Türk âdet ve an’anelerinin hayat tarzının ve adâlet sisteminin tesiriyle Osmanlı kültür potansiyelinden çok şeyler almışlar ve bunları günümüze kadar sürdürmüşlerdir. Halkın bugün hazırladığı Türk yemeklerinde marmelât çorba tavuk suyu çorba sarma ızgara kebab sazan balığı koyun sütünden yapılmış peynir pastırma havyar ve Türk sitili tatlılar bu dönemden arta kalan izlerdir. Ayrıca çay ve Türk kahvesi Romenlerin alışkanlıkları arasına girmiştir.

Romanya’nın başşehriBükreş olup ülkenin en gelişmiş şehridir. Diğer önemli şehirlerse; Brasov Timisoara ve Konstanta’dır.

Siyâsî Hayat

Romanya önceleri Sovyet Rusya kalkınma modelini benimsedi. Bununla beraber batı ülkeleriyle de dostâne ilişkiler içine girdi. Bu vesileyle çok güçlükle kazanmış olduğu özerkliğini korumayı başardı. İMF’ye 1971 yılında üye oldu. 1981 yılında dış borç miktarı 15 milyar doları geçti. SSCB’de Gorbaçov’la başlayan ve bütün Doğu Avrupa’yı saran glastnost (yenileşme) hareketinden Romanya da etkilendi. Bunu önlemek için zamanın Devlet Başkanı Nicola Ceausescu (Çavuşesku) baskı ve şiddet yönetimini daha çok sertleştirdi. 1989’da Temeşvar’da yapılan gösterileri kanlı bir şekilde bastırdı. Bunun üzerine Ordu halkın yanında yer aldı. Çavuşesku devrildi. Siyâsî etkinliği olan karısı ile birlikte kaçmak isterken yakalanıp kurşuna dizildiler. Böylece Romanya’da sosyalist rejim son buldu. Bir Millî Kurtuluş Cephesi Konseyi (MKCK) kuruldu. Konsey Başkanlığına geçici olarak İon İliescu getirildi. İlk serbest seçimlere geçilme kararı alındı. 20 Nisan 1990’da yapılan serbest seçimlerde İ. İliescu’nun başkanlığındaki MKCK oyların büyük çoğunluğunu alarak yönetimi ele aldı. Romanya böylece parlamenter sisteme geçerek serbest piyasa ekonomisini uygulamaya başladı.

Ekonomi

Ülke ekonomisinin % 80’i tarıma ve % 8’i endüstriye dayanır. Ülke topraklarının % 90’ı ekime müsaittir. Fakat Romanya’nın millî gelirinin ancak % 40’ına yakın bir bölümü tarımdan karşılanır. Ülke dünyânın önde gelen tahıl üreticisi devletlerinden biridir. En önemli tarım ürünleri mısır arpa buğday şekerkamışı üzüm ve meyvedir. Bundan başka yulaf çavdar sebze ayçiçeği soya fasulyesi tütün pamuk kenevir ve keten de yetiştirilir. Koyun sığır ve kümes hayvanları yetiştirilmesi yaygındır. Balıkçılık önemli bir gelir kaynağı olup daha çok mersinbalığı ve sakallı tatlı su balığı avlanır.

Romanya dünyânın on dördüncü büyük makina yapımı ve aaaal işçiliği bakımından gelişmiş ülkesidir. Daha çok traktör lokomatif elektrikli âletler ve yol delme techizâtı yapılır. Endüstrisi esas olarak demir ve çelik üzerine kurulmuştur. Bundan başka kimyâ sanâyii inşâat malzemeleri çimento kereste ve odun endüstrisi gıdâ sanâyii tekstil ve kumaş dokuma elbise ve ayakkabı îmâlâtçılığı lastik eşyâlar ve petrol ürünleri endüstrileri mevcuttur.

Ülkede başlıca çıkarılan mâdenler; kömür demir petrol aaaan gazı boksit manganez kurşun çinko altın ve gümüştür. Romanya dünyânın onuncu tuz ve altıncı tabiî gaz üreticisidir. Fakat tabiî gaz üretimi kömür ve demir ithâlâtına bağlı kalmaktadır.

Ülkenin para birimi Leu’dur. Turizm ülkenin önemli bir gelir kaynağıdır. İthâlâtının % 16’sını Rusya ile yapar. Diğer ithâlât yaptığı ülkeler ise Almanya ABD ve Irak’tır. Romanya’nın toplam ihrâcâtının % 18’i yine Rusya iledir. Ayrıca Almanya’ya da ihrâcât yapmaktadır.

Romanya hidroelektrik santralları ve su yolu ulaştırması bakımından müsâit bir ülkedir. 1972 yılında Yugoslavya ve Romanya arasında Tuna Nehri üzerinde kurulan “Demir Kapı” geçidi dünyâdaki bu tip beş büyük projeden biridir. Ayrıca Bistrita Olt ve Siret nehirleri üzerinde de hidroelektrik santralları kurulmuştur.

Ülkenin işçi gücünün tamâmına yakın bir bölümü iki alanda kullanılır. Bunlardan % 40’ını tarım ve % 25’lik bir bölümünü de endüstri istihdam eder.

Ülkenin bütün ulaştırma ve haberleşme sistemleri devlet kontrolü altındadır ve yalnız devlet yapar. Demiryollarının sâdece % 8’i elektriklidir ve % 10’u çift hatlıdır. Son yıllarda karayolu ulaştırma sisteminde gelişmeler görülmüştür. Karayolları daha çok Transilvanya bölgesinde yer alır. Nehir ve kanallarından önemli ölçüde ulaşım yapılır. Tamâmen devlete âit olan Tarom Havayolları hem içte hem de dışta hava ulaşımını sağlamaktadır. Ülkenin başlıca büyük limanları; Galati Konstanta ve Broilo’dur.












İLK-K4N isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 23-02-2008, 15:14   #3 (permalink)
 
İLK-K4N - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Dünya ülkelerii...

 
RUANDA (RWANDA)

DEVLETİN ADI: Ruanda Cumhûriyeti
BAŞŞEHRİ: Kigali
NÜFUSU: 7.347.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 26.338 km2
RESMİ DİLİ: Kinyarwarda ve Fransızca
DİNİ: Müslüman Katolik Protestanyerli dinler
PARA BİRİMİ: Ruanda Frankı
Doğu Orta Afrika’da 1° 03’-2° 49’ güney enlemleri ve 28° 51’-30° 54’ doğu boylamları arasında yeralan kuzeyinde Uganda doğusunda Tanzanya güneyinde Burindi ve batısında Zaire (Kongo) ve Kivu Gölü ile çevrili bir cumhûriyet.

Târihi

Ülkenin bilinen ilk yerlileri Two kabîleleridir. Daha sonra Ruanda topraklarına Hutu yerlileri hâkim oldu. Bundan sonra bölgeyi Hutuları mağlup eden Tutsiler ele geçirdi. Bu kabîle Ruanda Krallığını kurarak topraklarını önce Kral Ruganzu Bwimba zamanında 15. yüzyılda genişletti. Kral Mwami Kigeri Rwabugiri döneminde 19. yüzyılın sonlarında ise Alman Doğu Afrikası’nın bir parçası haline getirildi. Böylece batı sömürgeciliği ülkeyi ezmeye başladı. Bunun üzerine 1956 yılında Hutulu Bahutu Manifesto ilk olarak haklarını talep eden grup olarak ortaya çıktı. 1959’da iç harp patlak verdi ve Tutsi idâresi son buldu.

Ruanda sonraları Belçika tarafından korunmaya alınmış bir BirleşmişMilletler manda ülkesi oldu. 1962 yılında bağımsızlığını kazandı. 1973 yılında ülkede askerî bir darbe 1976 yılında yeniden bir Millî Kongre seçimle işbaşına geldi. 1978 yılında hazırlanan yeni anayasa referandumdan geçti ve General Juvènal Habyarimana başkan seçildi. General Juvènal hâlâ başkanlığa devam etmektedir (1993).

Fizikî Yapı

Ruanda’nın yüzölçümü yaklaşık 26.338 km2dir. Ülke genel olarak derin vâdilerle yer yer kesilmiş dağlık ve yaylalık bir ülkedir. Kivu Gölü kıyılarındaki yükseklikler 1500 m dolayındayken bu rakam batıya yaklaşıldıkça Virunga Dağlarında hemen hemen 4500 m’ye kadar çıkar. Bu dağlar Nil havzası ile Kongo havzasını birbirinden ayırır. Ülkenin en yüksek noktası yaklaşık 4505 m yükseklikteki Karisimbi Dağıdır. Ruanda’nın batısını örten ve ülkenin en büyük gölü olan Kivu Gölü Zaire ile olan sınırının bir parçasını da teşkil eder.

Nehirlerin çoğu ülkeyi baştan başa kateder. Bunların önemlileri; Kagera Akanyaru Ruzizi ve Nyewarongo nehirleridir.

İklim

Ruanda ekvatora çok yakın olmasına rağmen arâzisinin yüksekliği sebebiyle ılıman bir iklime sâhiptir. İklimi oldukça yumuşaktır. Bâzı mevsimlik değişikliklerin hâricinde yıllık ortalama sıcaklık genel olarak 18°C civârında olur. Ülkenin en sıcak ve nemli bölgesi Kivu Gölü ve civarıdır. Ülkenin yıllık yağış ortalaması yaklaşık 1000 ilâ 1300 mm arasında değişir. Şubat ve mayıs ayları arasında şiddetli yağışlar görülür.

Tabiî Kaynakları

Ruanda’nın batı bölgesinin hemen hemen tamâmına yakın bir bölümü yeşil bitki örtüsüyle doludur. Aynı zamanda bu bölge hem tarım ve hem de hayvancılık için müsait topraklara sâhiptir. Doğu bölgesi ise umûmiyetle savanalarla doludur. Bâzı bölgeleri ağaçsız çimenlik bâzı bölgeleriyse akasya ağaçları maki ve bambu ormanları ile örtülüdür. Yüksek dağlık bölgelerde ise daha çok muz ağaçları ve sıtma ağaçları mevcuttur.

Kagera Millî Parkı yemyeşil bir bitki örtüsüne sâhiptir. Bu parkta ülkede yetişen; zebra antilop çeşitli ceylan türleri Afrika ceylanı(impela) gazal yaban sığırı aslan leopar su aygırı timsah ve yüzlerce çeşit kuş gibi hayvanlar bulunur.

Nüfus ve Sosyal Hayat

Ruanda’nın Nüfûsu yaklaşık 7.347.000’dir. Kilometrekareye 265 kişi olmak üzere nüfus yoğunluğu bakımından Afrika’nın en kalabalık ülkelerinden biridir. Yıllık nüfus artış oranı ise % 3 dolaylarındadır. Nüfûsun sâdece % 5’ine yakın bir bölümü şehirlerde yaşamaktadır.

Ruanda’nın etnik yapısının % 89 gibi büyük bir bölümünü Hutular meydana getirir. Geri kalan % 9’unu Tutsiler % 1’ini Twalar tamamlar. Tutsiler oldukça uzun boyluyken Twalar pigme türü olup oldukça kısa boyludurlar. Tutsilere aynı zamanda Batutsi veya Watutsi de denir. Hutuların diğer adı Bahutu ve Twaların ise Batwa’dır. Halkın çoğu tarım ve sığır yetiştiriciliğiyle uğraşır. Nüfûsun % 10’unu aşan bir kısmı Müslümandır. Nüfûsun çoğunluğu ise Katolik ve Protestandır. Ayrıca çeşitli yerli inanışlar da mevcuttur.

Ülkenin resmî dili Bantu dilinden gelen Kinyarwanda yerli dilidir. Hem Hutu ve hem de Tutsi kabîleleri bu dili konuşurlar. Bundan başka ayrıca Fransızca da resmî dildir. Diğer dillerden Svahilice oldukça yaygındır. Beynelmilel bir dil olan Svahili Afrika’nın doğusunda konuşulur.

Halkın yalnızca % 25’ine yakın bir bölümü okuma-yazma bilmektedir. Genç nüfûsun % 30’una yaklaşan bir kısmı okul hayâtındadır. Sağlık ve sosyal şartlar oldukça düşük durumdadır.

Ülkenin en gelişmiş şehri başşehir Kigali’dir. Diğer önemli şehirleri şunlardır: İlim ve kültür merkezi olan Butare Kivu Gölü civarındaki sayfiye şehirleri olan Giseyni Kibuye ve Cyangugu’dur.

Siyâsî Hayat

Ruanda 1962 yılında demokratik sosyal ve bağımsız bir cumhûriyet hâline geldi. 1978 yılında yapılan yeni anayasa referandumu ile General Habyarimana başkan seçildi.

Ruanda idârî olarak 10 vilâyet bölgesine ayrıca bunlar da toplam 141 mahallî idâre bölgesine ayrılmıştır. Başkan ve meclis dört yılda bir seçilir. Millet Meclisi 47 üyeli tek meclisli bir organdır. Devlet başkanına 14 bakanlar konseyi üyesi iki devlet sekreteri yardım eder. Daha çok Belçika veFransa ile yakın diplomatik münâsebetleri mevcuttur. Ruanda BM ve kısa adı OCAM olan Afrika Cemiyeti Teşkilâtı Malgache et Mauricienne ve Afrika Birliği teşkilâtı (OUAU)na üyedir.

Ekonomi

Ruanda nüfûsunun % 95’i tarımla uğraşır. Dolayısiyle ülke ekonomisi tarıma ve hayvancılığa dayanır. Ruanda Afrika’nın en fakir ülkelerinden biridir. Bu duruma mineral kaynaklarının noksanlığı da önemli ölçüde tesir etmektedir. Ülke topraklarının % 40’ına yakın bir bölümü ekime müsâittir.

Ülkenin yetiştirdiği temel tarım maddeleri; mısır süpürgedarısı manyok muz fasulye kahve çay pirekapan darı ve bezelyedir. Sığır çobanlığı Ruanda’da çok önemli bir gelir kaynağıdır. Üç milyonun üzerinde büyükbaş hayvan mevcuttur.

Ülkenin başlıca yeraltı zenginlikleri şunlardır: Kalay altın volframit ve kolonbatantalit mâdenleri. Ülke sanâyii mahallî ihtiyaçlara ancak cevap verebilmektedir. Bunlardan gıdâ sanâyii tekstil sanâyii ve kimyâ sanâyii nispeten gelişmiş sayılır.

Ruanda’nın para birimifranktır. Her çeşit malzeme âlet araç ve makina ve diğer eşyâlarını daha çok Belçika Japonya ve Almanya’dan alır. Kahve ve çay en önemli ihraç ürünleri olup çoğunlukla Tanzanya ve Kenya’ya yapılır.

Turizm önemli bir gelir kaynağıdır. Kivu Gölü güzellikleri ve Kagera Millî Parkı ve vahşî hayâtı her sene büyük miktarda turisti. Ruanda’ya çeker.

Ülkenin kara yolu ulaşım sistemi yetersizdir. 13.173 km karayolunun ancak 1180 km’si asfalttır. Ülkede demiryolu yoktur. Başşehir Kigali’de bir milletlerarası havaalanı vardır.





İLK-K4N isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 23-02-2008, 15:15   #4 (permalink)
 
İLK-K4N - ait Avatar
Tanımlı Cevap: Dünya ülkelerii...

 
RUSYA FEDERASYONU

DEVLETİN ADI: Rusya Federasyonu
BAŞŞEHRİ: Moskova
NÜFUSU: 145.300.000
YÜZÖLÇÜMÜ: 17.075.400 km2
RESMİ DİLİ: Rusça
DİNİ: Hıristiyanlık
PARA BİRİMİ: Ruble
Sınırları içinde yüz civârında milliyete mensup topluluklar bulunan bir devlet. Kuzeyinde Kuzey Kutup Denizi; doğusunda Pasifik (Büyük) Okyanus; batısında Estonya Litvanya Beyaz Rusya Letonya Ukrayna Moldavya Baltık Denizi; güneyinde Kazakistan Moğolistan Çin Gürcistan Âzerbeycan Hazar Denizi Kuzey Kore Karadeniz yer alır. Toprak bakımından dünyâ ülkeleri arasında birinci nüfus bakımından ise beşinci sıradadır.

Târihi

Rusya’nın bilinen târihi 5. yüzyılda batıdan Rusya topraklarına giren Slav kabileleriyle başlar. İlk Rus devleti 9. yüzyılda İskandinavyalılar tarafından kuruldu. Devletin merkezi Novgrod ve Kiev’deydi. On üçüncü yüzyılda ülke toprakları Moğolların saldırılarına uğradı. Bundan sonra Moskova prenslikleri ve büyük dükleri idâresinde ortaya çıkmaya başlayan ülke 1480 yılında Altınordu Devletinin hâkimiyetinden kurtuldu.

On beşinci asırda Osmanlı Devleti ile münâsebetleri başladı. İstanbul’u fethederek Bizans da denilen Doğu Roma Devletine son veren Fâtih Sultan Mehmed Han (1451-1481) Rus Knezliklerinin güneyindeki Kırım Hanlığını imtiyazlı beylik hâlinde Osmanlı Devletine bağlayıp vergi yerine her yaz Moskoflar üzerine netice alıcı ve yıldırıcı akınlar yapmakla vazifelendirdi.

Ruslar Papalığın gönderdiği kardinal ve papaz heyetleri sâyesinde Türklere karşı uyanmaya başladı. Rus Knezlikleri birleştiler ve Çarlık dönemi başladı. Korkunç İvan 1547’de ilk çar îlân edildi. Böylece Rus çarları kendilerini DoğuRoma’nın vârisi saydılar.

Yönetim ve askerlik alanındaki düzenlemelerle devlet idâresini güçlendiren Çar İvan katıldığı seferlerde Kazan Hanlığı topraklarını işgal etti ve 1556’da Astrahan Hanlığını da Moskova’ya bağladı. Kırım Hanlığına karşı sefer düzenlediyse de başarılı olamadı. Daha sonra Baltık Denizine açılmaya ağırlık vererek Litvanya topraklarına girdi. Rus Çarlığı ile İsveç ve Polonya’yı karşı karşıya getiren bu savaşta Rusya ilk önceleri başarılı oldu ise de daha sonraları ard arda alınan mağlubiyetler ülkede iç karışıklığa sebep oldu. Bunun üzerine Çar İvan baskıcı bir politika tâkip etti ve muhaliflerini acımasızca öldürdü. Bu sırada Rus ekonomisi ağır bir darbe aldı.

Korkunç İvan’ın ölümünden bir süre sonra iç karışıklıklar başladı. Rus Çarlığı yıkılmanın eşiğine geldi. İsveç ve Polonya’nın da olaylara karışmasıyla tam bir iktidar boşluğu ortaya çıktı. Polonya kuvvetlerinin Rusya’yı 1610’da işgâli halkı direnişe sevk etti ve Romanov âilesinden Mihail Fyodoroviç çar seçildi. Bir süre sonra düzeni yeniden sağladı. Büyük toprak kaybedilmesine rağmen İsveç (1617) ve Polanya ile (1618) barış antlaşması yapıldı. Ayrıca Rusya bütün Avrupa’yı sarsan Otuzyıl Savaşlarının dışında kaldı.

İlk Osmanlı-Rus Harbi Çar ordularının 1667’de Kiev’i de ele geçirmesinden on yıl sonra 1677’de Kırım Hanlığı ile Ukrayna arasındaki topraklara saldırmasıyla başladı. 1677-1678 yıllarında Osmanlı ordusu Ruslara karşı Çihrin/Çehrin Seferine çıkarak Rusları ve onlara yardımcı Lehlileri yendi. Çihrin Kalesi Osmanlı ordusu tarafından bir daha bölgede Rusların tutunmasına mâni olmak için yıktırıldı. Moskova elçileri 1681 Ocak ayında Kırım Hânına ricâya gelerek bir daha Osmanlı ve Kırım topraklarına saldırmayacaklarına yeminle söz verip bir antlaşma imzâladılar. Kırım Hanı Edirne’de sefer hazırlığı görmekte olan Merzifonlu Kara Mustafa Paşayı iknâ ederek Bahçesaray Sulhü adıyla anılan ilk Osmanlı-Rus Antlaşmasını imzâlatmaya muvaffak oldu (11 Şubat 1681).

1683 yılında Avusturya İmparatorluğunun merkezi Viyana’nın ikinci defâ kuşatılmasındaki türlü düşünce ve hatâlar yüzünden geri çekiliş Rusların beklediği büyük fırsatı doğurdu. Papalık-Avusturya-Venedik-Lehistan gibi Akdeniz’den Baltık’a kadar yayılan Katolik devletlerinin Osmanlı aleyhine kurduğu Mukaddes İttifak’a Rusya’da katıldı. Bu beşli ittifak devletleriyle yapılan on üç yıllık harpler sırasında Rusya Çar Deli Petro’nun (1682-1725) gayretleriyle gelişip kuvvetlendi. İttifak devletlerinin Osmanlı Devleti ile harplerinden cesâret alan Deli Petro; 1695 ilkbaharında kuvvetli bir ordu ile Sibirya’dan gelen târihi kürk ticâret yolunun ağzında bulunun ve gelen dabağlanmış kürklerin Karadeniz Akdeniz ve Avrupa içlerine sevkiyat merkezi olan Azak Kalesine saldırdı. Azak Kalesindeki sayıca az olan Osmanlı kuvveti kahramanca karşı koyarak uzun süre dayandı. Rus Donanması Don/Ten Nehri boyunca Azak Kalesine geldi. Ruslar nehir ve deniz tahkimatı güçlü olmayan Azak Kalesini ele geçirdiler. Azak Kalesinin düşmesiyle bir Türk gölü hâlinde olan Karadeniz’de Ruslara bir pencere açılmış oldu. Azak Denizinin Karadeniz’e açılan boğazda bulunan Kerç/Kerş Liman Kalesi Osmanlıların hâkimiyetinde bulunduğundan Rus donanmasının Karadeniz’e çıkmasına engel oluyordu.

1699 Karlofça Antlaşmasından sonra Osmanlı Devletiyle harbi göze alamayan Rusya 1700’de imzâlanan İstanbul Antlaşmasıyla sulhe râzı oldu. Antlaşmayla Azak Kalesi ve çevresi Ruslara bırakıldı.

Ekonomik ve kültürel alanda bilgi toplamak amacıyla çıktığı Avrupa gezisinde Osmanlılara karşı yeni bir ittifak girişiminden netice alamayan Deli Petro Karadeniz yerine Baltık Denizine yönelmeye karar verdi ve İsveç’le ünlü Büyük Kuzey Savaşını başlattı (1700-1721). Başlangıçta Ruslar mağlup oldu ise de Poltava çarpışmasıyla (1709) savaş Rusların lehine döndü.

Bu arada Rus ordularının Osmanlı hudûduna tecâvüz etmesi üzerine 9 Nisan 1711 târihinde Osmanlı DevletiRusya’ya sefer düzenledi ve iki ordu Prut Irmağı boyunda karşılaştı. Ruslar mağlup oldu (Bkz. Prut Harbi). Çar Deli Petro kumandasındaki Rus ordusu antlaşma isteğinin kabulüyle imhâdan kurtuldu. Azak Kalesi ve çevresi Osmanlılara geri verildi ve aşağı Özü boyundaki Rus kaleleri yıktırıldı.

Deli Petro’nun kızı Anna zamânında Osmanlılar ile Venedik-Avusturya harplerini fırsat bilen Ruslar Avusturya-Rusya ittifakını yenilediler. Ardından Rus ordusu Osmanlı ordusunun Avusturya cephesinde bulunmasından faydalanarak Kırım Yarımadası batısındaki Özü Kalesini alıp Kırım’a girdiler. Ruslar 1 Temmuz 1736’da ikinci defâ Azak Kalesini zapt ettiler. Azak Harbi 18 Eylül 1739 Belgrad Antlaşmasıyla sona erdi. Antlaşmayla Azak Kalesi yıktırılıp Azak bölgesi Osmanlı Devleti-Rusya arasında tarafsız saha ve müstakil Kabartay ülkesi de iki devlet arasında tampon hâlde tutulup Moskoflar Karadenizden son bir defâ daha uzaklaştırıldı.

Çariçe İkinci Katerina (1762-1796) zamânında Rusya’nın Lehistan Polonya’ya yerleşmesine engel olmak için Osmanlı Devleti tarafından Rusya’ya sefer açıldı. Rusların işgal ve zulmünden kaçıp Türk hudûdunu aşarak Osmanlı Devletine sığınan âilelerini Rus ordusunun tâkip etmesi ve uğradıkları köy ve kasabalardaki silâhsız mâsum ahâliyi kırmaları bu seferin açılmasına sebep oldu. Dîvân-ı hümâyun kararı ile Rusya’ya sefer açıldı. 1769 Şubatında Kırım Hanı GirayHanın orduları Güney Rusya’ya girerek Rusları yendi ve 100.000’den fazla esir aldı. Fakat gelişmeler Osmanlı Devletinin aleyhine oldu. Beş yıl süren ve 21 Temmuz 1774 târihli Küçükkaynarca Antlaşmasıyla biten bu harp; ilk defâ ahâlisi Müslüman ve Türk olan toprakların elden çıkması ve 300 yıldan beri Anadolu’nun kuzey kalesi sayılan Kırım Hanlığının Kuban ve Bucak Tatarlarının sözde müstakil olma kaydıyla koparılmasıyla neticelendi. Azak Yenikale Kerç ve Kılburun şehirleriyle Aksu-Turla’ya kadar olan Karadeniz kıyıları Ruslara bırakıldı. Ruslar Karadeniz’e rahatça çıkabildiler. Nihâyet sözde müstakil olan Kırım Hanlığını 1783 Temmuzunda işgal ederek yerli ahâliden kadın ve çocuklarıyla 30.000’den fazla Türk’ü öldüren Ruslar 1784 Ocağında Kırım’a resmen hâkim oldular. Rus zulmü altında ezilen birçok Kırımlı Osmanlı toprağına göç etti.

Osmanlı Devleti Kırım’ı Rusların işgâlinden kurtarmak için Sultan Birinci Abdülhamîd Han zamânında Rusya’ya altıncı sefer düzenlendi. Rus Çariçesi II. Katerina Avusturya İmparatoru II. Josef ile Bizans-Yunan projesinin tatbiki ve Osmanlı Devletinin parçalanması için ittifak yaptılar. Avusturya’nın Rusya müttefiki olarak Osmanlı Devletine savaş açması üzerine Osmanlı askeri iki cephede harbetmek mecburiyetinde kaldı. Osmanlı Devleti ateşli silâhları ellerinde bulunduran Yeniçerinin sebep olduğu bozgunla ağır yenilgiye uğradı. Önce Avusturya ile 1791 Ağustosunda Ziştovi Sulhü imzâlanarak Belgrad geri alındı. Ruslarla devam eden harp 9 Ocak 1792 târihinde imzâlanan Yaş Antlaşmasıyla sona erdi ve Kırım Hanlığının tamâmen Rusya hâkimiyetine girmesi kabul edildi.

Üçüncü Selim Hanın her sahadaki icraatlarıyla Osmanlı Devletini güçlendirip ıslâhatlarda bulunması Rusya’yı telaşlandırdı. Çar I. Aleksandr Osmanlıya tâbi Sırbistan’ı isyana teşvik edip Slavlık propagandasıyla Balkanları karıştırdı. Sırplar Rusların teşvikleriyle isyan etti. Vilâyet merkezi Belgrad 13 Aralık 1806’da düştü. Ruslar 1806 Aralık ayında ansızın Basarabya’da Bender ve Hotin kalelerini alıp Tuna Nehri ağzındaki kaleleri de istilâ ettiler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti 22 Aralık 1806 târihinde Rusya’ya harp îlân etti. 1807’de Tiflis’ten hareket eden Rus ordusu Temmuz ayı başlarında Arpaçay’ı geçerek Kars Kalesine saldırdı. Kars’taki Osmanlı askerlerinin ve ahâlinin cansiperâne müdâfaasıyla Rus taarruzu püskürtüldü. Ruslar pekçok zâiyat vererek Arpaçay ötesine geri çekildiler. 1810 yazında Ahılkelek üzerinden saldırıya geçen Ruslar bu kaleyi alamayınca Ahıska şehrini kuşattılar. Osmanlı mukâvemeti ve salgın hastalığa dayanamayıp 1811’de Tiflis’e geri çekildiler. Aynı sene üçüncü defâ taarruza geçerek Ahılkelek Kalesini ele geçirdiler. Bu sırada Almanya’yı istilâ eden Napolyon Bonapart’ın Moskova’ya sefer düzenlemesi üzerine Rusların isteği ile 28 Mayıs 1812’de Bükreş’te imzâlanan antlaşmayla Osmanlı-Rus Harbine son verildi. Bükreş Antlaşmasıyla; Kuzey Boğdan Ruslara güney Boğdan ise Osmanlı Devletine bırakıldı.Kalelerinde Osmanlı askeri bulundurmak şartıyla da Sırbistan’a idârî muhtariyet hakkı tanındı.

Napolyon orduları Moskova önlerine kadar geldiyse de yoğun kış şartları askerin telef olmasına sebep oldu ve Napolyon geri çekilmek mecburiyetinde kaldı. Rus ordularının hızla batıya doğru ilerlemesi ve kazanılan zafer Rus Çarlığını Avrupa’nın önde gelen devletleri arasına girmesini sağladı. Avrupa’da söz sâhibi dur