Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Yaşam ve Eğlence > Biyografiler
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Biyografiler Ünlü veya Önemli Kişilerin Biyografilerini Paylaşabileceğiniz Alan.


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 03-02-2008, 12:31   #21 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
Julius Erving
Büyük yıldızları tanıyan fazla insan yok.Sence Nba ' in en iyi oyuncusu kim diye sorduğumda t-macduncankobegarnett. Diye cevap alıyorum.Tamam bunlarda star ama büyüklerimizi unutmayalım. İlk olarak benim en çok sevdiğim oyuncu olan Dr.J anlatarak başlamak istedim.

Julius Erving yani bilinen adıyla dr.j belki de nba ' in bu kadar sevilmesini sağlayan en önemli oyunculardan biri Dr.j . " Aba " ' da oynuyordu. Aba ' daki başarıları onu Nba ' in kapısının açtı.Nba ' e transfer olduğunda yer yerinden oynadı.Çünkü Dr.j nba tarihinin o güne kadar gördüğü en iyi yükselen basketbolcuydu. Havada 4-5 saniye asılı kalıyordu.yer çekimi kuralını adeta ezip geçiyordu.Herkes bu oyuncuyunun kim olduğunu anlamayadı.Muhteşem afrosuyla dikkatleri bir anda üzerine çekti.Koşarken afrosu ondan daha önde gidiyordu.bir anda yükseliyor ve seyircileri çoşturuyordu ve seyirciler "fo' fo' fo!" diye bağrıyordu. Yani "Vur! Vur! Vur!" ya da "Çak! Çak çak!" . 82-83 sezonunda Jabbarlı lakers ' ı 4-0 devirip şampiyonlu yaşadı.Böylece şunu kanıtladı ; " yukarda tanrıydı aşağıda doktor ".

Bu arada Jordan ' ın çok sevilmesine biraz da katkı Dr.j ' den geldi.örneğin ; serbest atış çizgisinden potaya ilk uçan Dr.j ' di.Sonra buna benzer hareketleri yapan Jordan oldu ve herkes şunu düşündü ; Dr.j ' den sonra nba ' deki en iyi potaya uçan adam Jordan ...............
•KαrαmsαŘ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 03-02-2008, 12:31   #22 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
Kareem Abdul-Jabbar basketbolu 42 yaşında bıraktığında; kimse ondan daha fazla blok yapmamış sayı atmamış MVP seçilmemiş maç oynamamış All-Star olmamıştı. Onun başarıları belki de lig tarihinde tektir. Yılın çaylağı altı şampiyonluk altı kez NBA MVP’si iki kez finallerin MVP’si 19 kez All-Star iki kez sayı lideri ve NBA’in 35. ve 50. Yıldönümlerinde tüm zamanların takımlarına seçildi. Aynı zamanda 8 playoff rekoru ve 7 All-Star rekoru var. Hiç kimse Abdul-Jabbar kadar fazla bireysel ve takım başarısı elde etmedi.

KAREEM ABDUL JABBARTam Adı: Kareem Abdul-Jabbar
Doğum Tarihi: 16/8/1947 New York
Boy: 7-2; Kilo: 267 lbs.
Lise: Power Memorial (N.Y.)
Üniversite: UCLA
Draft: Milwaukiee Bucks (1969)
Transfer: Los Angeles Lakers'a 16/6/1975


Abdul-Jabbar’ın çaylak zamanlarındaki fiziği bile NBA için fazlaydı. Yeni gelenler onun fiziğine yakın olsa da asla onun gibi sky-hook atamadılar. Abdul-Jabbar’ın NBA tarihine kazandırdığı bu sky-hook zamanla NBA’in en önemli silahlarından birisi haline geldi. Kareem; pivot pozisyonuna zerafet beceriklilik ve çok yönlülük getirdi. Önceden sadece fizik üstünlüğü olarak bakılan bu pozisyona başka bir bakış açısı kazandırdı.

Sahadaki inanılmaz başarısına rağmen Kareem; basketbol fanları tarafından fazla sevilmedi. O basına karşı hep soğuk ve ilgisizdi. Bir kezsinde The Sporting News’e: “Ben kötü adamlar arasında en kötüsüyüm” demişti.

İlerleyen dönemlerde Abdul-Jabbar açılmaya başladı; taraftarlar koçlar ve oyuncular onun basketbola getirdiklerini kabullenmeye başladılar. 1988-89 sezonunda Kareem ismi bütün sahalarda dolandı.

Miami baş koçu Pat Riley Lakers’da 8 sezon Kareem’e koçluk yapmıştı bir kezsinde Sports Illustrate’e “Neden hala yargılıyoruz ki? Ne zaman bir adam rekorlar kırsa şampiyonluklar getirse hep çok büyük eleştirilere maruz kalır. Neden yargılıyoruz ki? Hadi onu gelmiş geçmiş en iyi oyuncu olarak kabul edelim” diye açıklamada bulunmuştu.

Abdul-Jabbar; Ferdinand Levis Alcindor Jr. olarak New York’da 2. dünya savaşının bitmesinden iki sene sonra doğdu. Katı bir baba ve disiplinli bir annenin tek çocuğuydu. Harlem okul sistemindeki en uzun boylu çocuktu. Alcindor’a Okul arkadaşları bir yaratık gözüyle bakıyorlardı. New York High School şimdiki adıyla Power Memorial’da UCLA’ya üye oldu ve John Wooden’in güç santrali olarak Bruins için oynadı.

Alcindor kolayca okulun en iyi oyuncuları arasına girdi. NCAA’in düzenlediği çaylaklık yılında oynamama gibi bir kuralı yüzünden ilk senesinde oturduktan sonra 1967 ve 1969’da U.S.A.’de Sporting News United Pres International The Associated Pres ve U.S. Basketball Writers Association tarafından yılın oyuncusu olarak seçildi. 1967 1968 1969’da NCAA’deki All-American ve En Çok Göze Çarpan Oyuncu ödüllerine layik görüldü. Alcindor’un liderliğinde Wooden ve UCLA üç ulusal şampiyonluk kazandı.

Milwaukee Bucks daha ikinci sezonunda 1969 NBA draftında ilk olarak Alcindor’u draft etti. (Bucks’ın ilk sezonu berbattı. 22-55’lik skorla Phoenix Suns’dan önce draft hakkını kullandı.) Sıra yeni bir pivotu olgunlaştırmaya geldi. Bill Russell Boston’dan daha yeni ayrılmıştı ve Wilt Chamberlain 35 yaşında olmasına rağmen hala etkiliydi. Alcindor’un önderliği ile Bucks East Division’da 56-26’lık seri ile 2.liğe yerleşti. Alcindor ligde en fazla sayı sıralamasında (288) 2. sırada en fazla ribaund (145) sıralamasında 3. sırada yer alıyordu. NBA Yılın Çaylağı ödülüne layik görüldü.

Sezon öncesinde Bucks 31 yaşındaki guard Oscar Robertson’u Cincinnati Royals’dan alarak NBA liderliği için biletini ayırttı. Bobby Dandridge’nin güçlü kadrosu sayesinde 66 galibiyetle 1970-71 sezonunda sezon birinciliğini aldılar. Bu 60 galibiyetin içinde 20 maçlık yenilmeme rekoru da vardı. Alcindor kariyerinin ilk MVP ödülünü ve en fazla sayı yapma rekorunu (317) da bu sezonda kırdı. Milwaukee finallerde 12-2 skor elde etti. Baltimore Bullets’i ezdi geçti. Alcindor finallerin de MVP’si olmuştu.

1971-72 sezonundan önce Alcindor din değiştirdi ve Katoliklik’ten İslamiyet’e geçti. İsmini değiştirerek Kareem Abdul-Jabbar yaptı. İsmi; güçlü köle asilzade anlamına geliyordu. O gerçekten de bir asilzade ve güçlü bir oyuncuydu ve yıllarını Milwaukee’de geçirmeyi seviyordu. 1971-72’de yine sayı krallığını (348) elde etti ve MVP ödülüne layık görüldü. Milwaukee de yine sezonu 1. olarak bitirdi. 1973-74’te Kareem ligdeki 5. yılında 3. kez MVP seçildi ve dört alanda ilk dörde girdi. Bunlar: 27 sayı ortalaması ile 3.lük 145 ribaund ortalaması ile 4.lük 283 blok ile 2.lik 0.539 saha içi isabet oranı ile 2.lik.

1974’te Bucks yine NBA finallerinde oynadı ama Boston’a kaybetti. Boston’da çok iyi oyun kurucular vardı. 35 yaşında olmasına rağmen hala çok hızlı olan Robertson; playofflardan sonra emekli oldu.

Kareem Milwaukee’deki inanılmaz başarısına rağmen; kendi dininden ve kültüründen fazla kişi olmaması nedeniyle Milwaukee’den ayrılmak istedi. Lakers ya da New York’a gitmek istedi. Bucks başkanı Wayne Embry 1975’te Jabbar’ın; Junior Bridgeman Dave Meyers Elmore Smith Brian Winters’e karşılık takas olması konusunda şikâyetçi olsa da Abdul-Jabbar Lakers’a gönderildi.

Chamberlain iki yıl önceden emekli olmuştu bunun yüzünden Lakers; 30-52’lik galibiyetle 1974-75 sezonunu sonuncu bitirdi. Abdul-Jabbar; Lakers’daki ilk sezonunda 10 maçı kurtarabildi. 27.7 maç başına sayı ve 16.9 maç başına ribaund ile başka bir MVP ödülü aldı. Bu ödül onun 7 yıllık kariyerindeki 4. MVP ödülüydü.

Bir sezon sonra Lakers’ın başına Jerry West geldi ve 53-29’luk derece ile takımı ligdeki eski yerinde getirdi. 26.2 sayı ortalaması 13.3 ribaund ortalaması 261 blok ve 0.579 iç sayı isabeti ile yine MVP ödülüne layık görüldü. Bu ödülle 8 senede 5. kez MVP oldu ve Celtics’li Bill Russel’ın rekorunu kırdı. Ama Lakers finallerde şampiyonluk için niyetli olan ve kendisine ait inanılmaz bir devi yani Bill Walton’ı olan Portland Trail Blazers’a karşı kaybetti.

Abdul-Jabbar’ın üst derecede performanslarına rağmen Lakers; sonraki iki sezonu ligde orta sıralarda bitirdi. 1977- 78 sezonunda Milwaukee’nin çaylağı Kent Benson ile yaptığı kavga yüzünden eli kırılan ve 20 maç kaçıran Jabbar; yine de yüksek bir ortalama ile oynamaya devam etti. Genç oyuncular Jamaal Wilkes ve Norm Nixon kararlı görünmesine rağmen Lakers sezonu vasat bir biçimde bitirdi.

1979’da Utah Jazz’dan aldığı draft hakkını elinde bulunduran Lakers bu hakkını 6- 9’luk oyun kurucu Earvin “Magic” Johnson’u draft ederek kullandı. Lakers; Johnson’un gelişiyle şampiyonluğu seriye bağladı Jabbar; 5 şampiyonluk yüzüğü daha elde etti. Lakers’ın bu hummalı dönemlerine “showtime” dendi. Jabbar’ın son 10 yıllık kariyerinde 9 kez lig şampiyonluğu elde ettiler.

Johnson’un ilk sezonunda 60 maç kazandılar. Philadelphia’ya karşı olan final maçlarının 6.sında bir olay oldu ki bu olay iki yıldız oyuncuyu sonsuza kadar birbirine bağladı. Kareem sakatlanınca Johnson onun pozisyonuna geçti. 5. maçta 40 sayı atarak takımını serilerde de öne geçiren Kareem’in sakatlığı ciddiydi ve 33 yaşındaki pivot 6. maçta yoktu. Bu yüzden Lakers; 20 yaşındaki çaylağı Johnson’ı Jabbar’ın pozisyonuna koydu. Johnson üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirdi. 42 sayı 15 ribaund 7 asist ile Lakers’ı 123-107 galibiyete taşıdı. Sezonda ise Kareem 24.8 sayı ortalaması ve 10.8 ribaund ortalaması ile bir MVP ödülü daha aldı ve tarihe adını altın harflerle kazıdı.

Bundan sonraki altı sezonda da Kareem en az 20 sayı ortalama ile oynadı. Ribaund ortalaması ise 6 ila 8 arasına düştü. Ama 30’lu yaşlarındayken bile çevik kaslı ve dengeliydi. Hala maç başına 32- 35 dakika oynayabiliyordu ki onun yaşındaki çoğu oyuncu emekli olmayı tercih ederdi.

Magic Johnson; Gary Smith’e “O bütün spor dallarındaki en güzel atlet” diyordu. Kariyerinin son yılında Abdul-Jabbar’ın sağlık programı çok daha dikkatle düzenlendi. Kollarını ve bacaklarını güçlü ve esnek tutmak için yoga ve savaş sanatları yapmaya başladı. Stresi atmak için maç önceleri meditasyon yaptı.

5 Nisan 1984’te Vegas’ta Utah Jazz’a karşı oynanan maç; belki de Kareem’in en güzel maçlarından birisiydi. Magic Johnson’dan bir pas aldı ve o mükemmel sky-hook’unu potaya doğru yolladı. Bu şut; oyun adına fazla bir şey değiştirmedi. Ama aslında bu sayı ile 31420. sayısına ulaştı ve Chamberlain’in sayı rekorunu kırdı.

Lakers 1979- 80 ve 1988- 89 sezonları arasındaki on sezonda sekiz kez finallere katıldı. Finallerde ise Boston ve Philadelphia’yı ikişer kez Detroit’i ise bir kez ezerek kupaya ulaştılar. 1985’deki Boston’a karşı olan seri ise belki de Abdul-Jabbar için en tatmin edici olanıydı. 38 yaşındaki ligin tecrübeli pivotu dağıtılmıştı. İlk maçta Abdul-Jabbar 12 sayı ve 3 ribaund ile oynadı.

Bundan sonraki iki gün boyunca saatlerce Boston’un maçlarını izledi. Zayıf noktalar üzerinde çalıştı. Koç Pat Riley’in de motivasyon denemeleri sonunda Kareem hazırdı.

2. maçta Abdul-Jabbar 30 sayı 17 ribaund 8 asist ve 3 blok ile oynadı. Lakers maçı 109-102 kazandı. Lakers seriyi altı maçta geçti. Bu serilerde Abdul-Jabbar 30.2 sayı 11.2 ribaund 6.5 asist ve 2 blokluk ortalama ile oynadı.

1986- 87 serilerinde Lakers yine Boston’u devirdi ve şampiyon oldu. Kareem’in oldukça iyi oynamasına rağmen yıldız kesinlikle Johnson’dı. Bu finallerde Johnson MVP ödülünü de aldı. Normal sezonda Abdul-Jabbar ilk defa 20 sayı ortalamasının altına düştü ve maç başına 17.5 sayı ortalaması ile oynadı. 40 yaşındayken iki yıllık bir kontrat daha imzaladı.

1988- 89 sezonu Kareem’in son sezonuydu. Pistons’a karşı olan final serisinin 3. maçında Jabbar o sezondaki en yüksek sayıyı attı.(24 sayı 13 ribaund) Aynı finallerin son maçında ise Jabbar 7 sayı 3 ribaund ile oynadı. Tamamen düşüşteydi. Kötü sezon ve kötü finaller geçirmişti.

Abdul-Jabbar’ın emekliliği bir dönemin sonu olmuştu. NBA’i bıraktığında bütün zamanların en skor er oyuncusu olarak bırakmıştı. Kariyerine 38387 (24.6 maç başına) sayı 17440 (11.2 maç başına) ribaund 3189 blok ve 0.559 isabet oranı ile veda etti. 20 yıllık kariyerine bu kadar istatistiği sığdıran mükemmel oyuncu 1560 maçta görev aldı.

Bırakmasından birkaç yıl sonra Kareem; Orange County Register’a şunları söyledi: “70’lerde yaptığım her şeyi 80’ler kötüye kullandı. Bıraktığım zamandan beri herkes beni saygıdeğer birisi olarak görüyor ama zaman akıyor.”

Ayrıldıktan sonra Jabbar; eğlence sektöründe çalıştı. “Basketbolun Büyükelçisi” olarak hizmet verdi. Koçluk ve spikerlik gibi çeşitli işler yaptı. Açlık ve cahillik cehalet ile savaşmaya yardım etti. 1995’te Naismith Memorial Basketball Hall Of Fame’e layık görüldü
•KαrαmsαŘ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 03-02-2008, 12:33   #23 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
Karl Malone
Draft edildiği sezonun muhteşem oyuncuları arasında arka sıralara düşen Karl Malone itiraf etmek lazımdır ki en az sınıfındaki diğer oyuncular kadar başarı sağlamıştır.Louisiana Tech Üniversitesinden mezun olan Malone Utah Jazz tarafından ilk tur 13. sıradan seçilmiştir.
Lige girdiği sezon üstün başarılar yakalayan Malone "Yılın Çaylağı" oylamasında 3. sırada kalmış "En İyi Çaylak Beşi" arasına girmeyi ise başarmıştır.İşin ilginç tarafı yalnızca NBA'de oynadığı ilk sezonda maç başına 20 sayı-10 ribaund ortalamalarına erişememiştir!
Ligdeki tartışmasız en iyi forvetlerden bir tanesi belki de şu an birincisi olan Malone'un özellikleri arasından öne çıkanlar yüksek yüzdeyle isabet sağladığı orta mesafe şutları içeride ve dışarıda oldukça etkili olan savunması ve çember altındaki hayran olunacak kadar başarılı post hareketleriyle sizi geçip skora ulaşması sıralanabilir.
1997 ve 1999 sezonlarında "En İyi Savunma Beşi" arasına seçilen Malone sezon bitimlerinde en çok skor üreten oyuncular sıralamasında genelde ilk beşte yer alır.Uzun süredir All-Star olan Malone sekiz maçta da ilk beşte başlamıştır.1999 sezonunda 11.kez NBA'de "Yılın En İyi Beşi" arasına seçilen Malone bu alanda da bir rekor kırmıştır.Toplamda şu ana kadar 13 kez All-Star olan Malone bu kategoride yalnızca 18 kez All-Star olan Kareem Abdul-Jabbar'ın ardında kalmıştır.
Kariyeri boyunca formasını terlettiği Utah Jazz'la adeta adı birlikte anılan Malone'un en büyük hayali bir şampiyonluk yüzüğüdür.NBA'de şu an aktif oyuncular arasında play-off'larda sayı ortalamasında lider durumunda bulunmasına rağmen takımı şu ana kadar finalleri kazanamamıştır.Karl'ın Jazz'ın tüm zamanlarının en çok skor üreten oyuncusu en çok dakika alan oyuncusu ve ribaund alan oyuncusu olduğunu da hemen belirtelim. NBA'in tüm zamanlarının en skorer oyuncuları listesinde de şu an 2. sırada yer alan Malone yalnızca kariyerine 38387 sayı sığdırmış olan Kareem Abdul-Jabbar'ın ardındadır.
29 Ocak 2000'de kariyerinin 30000'nci sayısına ulaşan Karl Malone ayrıca lig tarihinde 25000 sayı ve 10000 ribaund barajlarına ulaşan beş oyuncudan birisidir.(Moses Malone Elvin Hayes Kareem Abdul-Jabbar ve Wilt Chamberlain)
Hakettiği onuru ise 1996-97 sezonunda MVP olarak almıştır.1999'da tekrar ligin en değerli oyuncusu seçilen Malone ayrıca Rüya Takım 1 ve 3'te de oynayarak ülkesini ulusal takım düzeyinde temsil etme onuruna da erişmiştir. Özel zevklerinin arasında motor kullanmak önemli bir yet tutan Malone Albuquerque'teki Toyota'nın sahibidir.Birçok Harley motoru olan Malone sezon sonlarında bu motorlarıyla uzun yolculuklara çıkmak ve doğa sporlarını favori dinlenme yöntemleri olarak belirtmiştir.
Postacı lakabıyla anılan Malone'un bir diğer dikkat çekici özelliği ise sağlam bünyesidir.Şu ana kadarki kariyerinde sadece 4 maçta forma giyemeyen Malone 1999 sezonunda Utah Jazz'la dört sezonluk bir anlaşma imzalamıştır...
[Linkleri Görebilmek İçin Üye Olmanız Gerekiyor. Ücretsiz Üye Olmak İçin Tıklayın.]
•KαrαmsαŘ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 03-02-2008, 12:35   #24 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
¤¤¤¤ Name: Kenyon Martin

Height: 6' 9"

Weight: 234 lbs.

Position: Forward

Birth Place: Saginaw MI

Birthday: December 30 1977

College: Cincinnati '00

NBA Team: Denver Nuggets

Kenyon Martin hem savaşçı hem de yetenekli savunmacıların en son örneği. Yaptığı Her blok veya smaç sanki bir sanat eseriymiş gibi kendisine özgü bir güzellik taşımakta. Ve konu savunma olunca Kobe Bryant’tan Shaq’e Paul Pierce’tan Jermaine O’Neil’a kadar bir çok oyuncu onun ilgi alanının içine girmekte

Reenkarnasyon; Uzak Doğu inanışlarına -özellikle de Budizm’e- göre değişik bedenlerde ve belli aralıklarla ruhun tekrar tekrar ortaya çıkma haline reenkarnasyon yani yeniden doğuş denilmektedir. Brad Pitt’in “7 Years in Tibet” filmini seyreden okurlarımız (çoğunlukla da bayanlar) hatırlayacaktır. Pitt’in eğitmenliğini yaptığı küçük çocuk aslında Budist inancına göre Tibet’in ruhani lideri Dalai Lama’nın ruhunun yeniden doğuşu olduğuna inanılarak Tibetli keşişler tarafından fakir ailesinin yanından alınıp dini liderliğe hazırlanır. (ki her Dalai Lama öldükten sonra da Tibetli keşişler yollara düşerek yeni Dalai Lama’yı aramaya koyulur seri de 13. Dalai Lama 14. Dalai Lama diye uzayıp gider...) Bir an için böyle bir durumun gerçek olabileceğini varsaysak ve bunu NBA’e taşısak eğlenceli olmaz mıydı ne dersiniz?! Mesela şampiyon “Bad Boys”un (Detroit Pistons) önemli oyuncularından Bill Laimbeer’i seyretmiş olanlar hatırlar sahada rakibini durdurmak için denemeyeceği yol yapmayacağı pislik yoktur. Her türlü çılgınlığa ve kavgaya her an için hazırdır ve ne olursa olsun savunduğu adama sayı attırmamak ona maçı zehir etmek birinci önceliğidir. Bu tür bir özelliğin diğer bir oyuncuya da geçtiğini varsaysaydık herhalde ilk önceliğimiz takım arkadaşı Dennis Rodman olurdu. Peki NBA’in gelmiş geçmiş en vahşi ve çılgın oyuncularından olan Rodman’dan sonra kim gelebilirdi? Vukuatlarıyla NBA diskalifiye rekorunu kırmaya çalışan Rasheed Wallace fena bir tercih olmazdı herhelde ne dersiniz? Bence halkaya eklenene bilecek son zincire de New Jersey Nets’in yarı psikopat yıldızı Kenyon Martin gerçekten çok yakışırdı. Bu para-psikolojik kurgumuzu bir kenara koyduğumuzda şu an ligde oynayan oyunculardan çok azı draft edildikten bu kadar kısa bir süre sonra hem defansta hem de ofansta Kenyon Martin kadar takımına yardımcı olmuştur. Üstelik Martin bu oyunu hem severek hem de yürekten oynayan bir oyuncu. Onun basketbola karşı olan tutkusunu her bir ribaund mücadelesinde yaptığı her bloktan ya da smaçtan sonra gözlerinden anlayabilirsiniz. Şu an ligdeki yıldızlardan kaçı kırık bir bacakla maça devam etmek ister? Ya da kaçı gözünü hiç sakınmadan ve üç numara oynamasına bakmadan gerekirse Shaq’i savunacağını hatta duruma göre Shaq’i yere indirmekten bile kaçınmayacağını söyler? Kenyon Martin’i farklı kılan onu diğerlerinden ayıran özellik işte bu. Ah bir de insanlara savunma yaparken alınlarının ortasına dirsek atmasa!..

“ En basitinden Kenyon’ın ne kadar iyi bir çocuk olduğunu ve önünde çok iyi bir kariyerin kendisini beklediğini biliyorum ama bazı şeyleri değiştirmezse kendisine NBA’de yer yok!!” - DAVID STERN ‘NBA Başkanı’-

Dövücem Dövücem Dedim Sana!!

Aslında konu hazır New Jersey iken ben de araya üç beş Go-Go bar hikayesi sıkıştırmak ya da anlayamayanlar için Go-Go bar ne demektir açıklamak isterdim (Daha detaylı bilgi için bknz. Pivot Dergisi sayı 42 - Gökmen Ertem'in New Jersey Macerası) ama şartlar şu an için elvermediğinden biz efkarımızı evde dağıtıyoruz ne yapalım!! Madem Go-Go kelimesini açıklayamadık dilerseniz “Thug” kelimesiyle idare edelim. Sözlük anlamıyla thug; azılı haydut eşkıya veya gangster demek. Kenyon Martin’e yakıştırılan bu lakap Martin tarafından şiddetle reddedilse de geçen sezondaki vukuatları sonrası kendisine yapışıp kaldı. Adamımız geçtiğimiz yıl normal sezonda (regular season) 6 kez rakiplerine sportmenlik dışı faul yaptı ki bunların çoğu “öyle böyle değil” şeklinde tanımlayabileceğim cinstendi. Tabii doğal olarak da Kenyon NBA komitesi tarafından 7 maç artı 347.057$ da para cezasına çarptırıldı ki bu miktar bazı oyuncuların neredeyse yıllık kazancıyla eş değer!!
Kenyon’ın marifetlerine bir göz atarsak en çok akılda kalan kurbanı Orlando Magic’in süper starı Tracey McGrady idi. Kenyon Maç içinde smaç girişimlerine uyuz olduğu T-Mac’le kapışma ortamını hazırladıktan sonra nihayetinde T-Mac’in suratının ortasına bir “buse” kondurdu ve rahatlamış bir şekilde oyundan diskalifiye edildi. Kenyon Martin’e 15.000$ para ve iki maç oynamama cezasına mal olan bu olaydan sonra Magic’in antrenörü Doc Rivers: “Kenyon pis bir oyuncu değil. Benim inancım bu yönde ama sahada yaptığı şey tam anlamıyla bir pislik idi. NBA de bu tür davranışların yeri yok!!” şeklinde bir açıklamada bulunuyordu. Kenyon’ın bir diğer kurbanı ise Karl Malone amcam oldu. Nets’in Jazz’e kaybettiğinin hemen hemen kesinleştiği maçın son periyodunda bir Utah fast break’i sırasında top Malone’a geldi neyse ki adamımız Martin süratle olay mahalline yetişti de dirseğini hiç çekinemeden bir güzel Malone’un ağzının ortasına yapıştırdı!. Maçtan sonra Malone’un da tepkisi Doc Rivers’ınkine benzerdi: “Yorum yapmak istemiyorum ama bu tür davranışlara NBA’de yer yok.”(Keşke Malone zamanında takım arkadaşı John Stockton’ın dirseklerine de benzer bir tepki gösterebilseydi!!)

“Kenyon’ın yapmak istediği tek şey insanların eskisi gibi etrafta dolaşıp bizi rahatlıkla itip kakamayacağını göstermek başka bir şey değil!!..” -Byron Scott-

Kesinlikle Malone ve Rivers’ın konuşmalarında üstüne basarak “NBA’de bu tür şeylere yer olmadığını” vurgulamaları bir tesadüf değildi. İki deneyimli isim NBA’e “Bu adamı hizaya getirin” mesajını gönderiyordu. NBA Başkanı David Stern’in cevabı da gecikmedi. Martin’i her defasında bir sonraki dirseği için büyük bir para ve maç cezası ile tehdit etti. Hatta durum öyle bir raddeye geldi ki televizyonda Stern Martin’e üstü kapalı da olsa “seni NBA’de oynattırmayız” tehdidinde bulundu: “En basitinden Kenyon’un ne kadar iyi bir çocuk olduğunu ve önünde çok iyi bir kariyerin kendisini beklediğini biliyorum ama bazı şeyleri değiştirmezse kendisine NBA’de yer yok!!” Stern’e ilk tepki Nets’in coach’u Byron Scott’tan geldi: “Kenyon’ın yapmak istediği tek şey insanların eskisi gibi etrafta dolaşıp bizi rahatlıkla itip kakamayacağını göstermek başka bir şey değil!.” Kulağı çekilen Martin ise biraz sakinleşmişti. Örneğin geçtiğimiz yıl konferans finalinin beşinci maçında Boston Celtics’li Walter McCarthy Martin’e öyle sert bir faul yaptı ki normal şartlar altında Kenyon Mc Carthy’e tereddüt etmeden saldırırdı. Ama bu kez öyle olmadı. Martin yumruklarını sıkıp dişlerini biraz gıcırdatmakla yetindi ve gidip uslu uslu faul atışlarını kullandı. Haliyle bu durum medyanın da yoğun dikkatini çekti ve spor sayfalarında: “Martin rekora gidiyor. Tam 33 maçtır sportmenlik dışı faul yapmadı ve oyundan atılmadı!!” tarzı haberler yer bulmaya başladı. Takım arkadaşı Lucious Harris bir basın toplantısında Kenyon ile ilgili olarak şunları söylüyordu: “Kenyon sanırım gerçekten kendisini kontrol etmeyi öğrenmeye başladı. Onun sertliğine ihtiyacımız var ama bunun için sahada kalması ve anlamsız sportmenlik dışı fauller yapmaması gerekli. Yine de düşündüğümde bu oyunu onun kadar yürekten oynuyorsanız bu tür şeylerin olması da bir bakıma kaçınılmaz.” Martin’in uslanıp uslanmadığı konusundaki açıklamaları ise oldukça ilginçti: “Ben ne nazikleştim ne de kibarlaştım sadece biraz daha aklım başıma geldi. Artık işlerin o noktaya gelmesine izin vermiyorum. Yalnızca oyunumu oymaya çalışıyorum ve bu oyunu pis oynadığımı artık kimse iddia edemez!!” Martin eğer bu durumu biraz daha erken idrak edebilseydi çaylak sezonunda Mike Miller’a Yılın Çaylağı (Rookie Of The Year) ödülünü büyük bir ihtimalle kaptırmayacaktı. Şimdi dilerseniz Kenyon Martin’in geçmişine ve kariyerine biraz daha yakından göz atalım.

“ Ben pısırık çocukluk günlerimden bu yana çok değiştim. Benimle o zamanlar uğraşan herkese -nazik bir el hareketiyle birlikte- alın bunu diyorum!!” –Kenyon Martin-

Sorunlu Çocukluk Yılları

Kenyon Martin 30 Aralık 1977’de Saginaw Michigan’da Lydia Moore ve Paul Boby’nin çocuğu olarak dünyaya geldi. (İlginç bir rastlantı benim bu yazıyı hazırladığım şu saatlerde takvim 30 Aralık’ı göstermekte.) Kenyon çocukluğunu ise Güney Dallas yakınlarındaki Oak Cliff’de geçirdi. Çoğumuz en azından birkaç kez televizyonda Amerikan gençlik filmlerine rastlamışızdır. Klasikleşen bir biçimde sınıfta 3 tip insan vardır. Birincisi sınıfın herkese sözü geçen istediği kızla çıkan ona buna sataşan ve sıklıkla da milleti döven kabadayı elemanı. İkinci olarak bu elemanın etrafında dolaşan popülerlik budalası tipler ve sınıfın kendi halinde yaşayan normal ahalisi. Son olarak da sınıfın sessiz sakin çalışkan ve diğerlerinin bolca sözlü tacizine uğrayan en pısırık tipi. Sizce Kenyon Martin çocukken bu klişe karakterlerden hangisine daha yakın bir veletti? Sanıyorum ki çoğunluğun cevabı ilk seçenekten yanadır.
Ama Martin beklentinizin aksine sınıfın kendi halindeki sessiz sakin elemanıydı. Üstelik çocukken kekeleme problemi olması onu iyice diğerlerinin alay konusu haline getirmişti. Tüm bunlar yetmezmiş gibi o zamanlar ten renginin bir siyah için çok açık olması da onunla “Sarı Çocuk” (Yellow Boy) diye dalga geçilmesine neden olmaktaydı. Daha da ilginci Kenyon’a birisi sataştığı zaman onu bu durumdan kurtaran ve dayılanan çocukları döven çoğunlukla büyük ablası Tamara olmaktaymış. Merak edenler için bugün Martin’in göğsünün üzerinde bulunan “Bad Ass Yellow Boy” dövmesi o günlere bir gönderme niteliği taşımaktadır. Martin’e çocukluk günleri sorulduğunda gayet kibar bir cevap alıyoruz: “Ben pısırık çocukluk günlerimden bu yana çok değiştim. Benimle o zamanlar uğraşan herkese -nazik bir el hareketiyle birlikte- alın bunu diyorum!!” Kimilerine göre bugün Kenyon’ın yaptığı sportmenlik dışı fauller bile çocukluğu ile doğrudan ilgili. Martin’in hoş bir çocukluk geçirmediği kesin ama a-sosyal bir karakterden bir NBA yıldızına dönüşmek kolay olmasa gerek. İşte bu noktada sporun insan hayatındaki etkisi daha da belirgin bir hal almakta. Pısırık bir gencin sadece birkaç yıl içinde NBA efsanesi Oscar Robertson’ın NCAA rekorlarına göz dikmesini herhalde başka türlü açıklayamayız.

Sade bir savunmacıdan NBA draft’ında bir numaradan seçilmeye uzanan yol;
Kenyon Martin Cincinati Üniversitesi’ne ilk geldiği günlerde atletik özelliklerini ön plana çıkaran fena savunma yapmayan ama çok sınırlı hücum yetenekleri olan bir oyuncuydu. Freshman sezonunda (1996-97) ancak üç maça ilk beşte başlayan Martin sahaya çıktığı 22 maçta 2.8 sayı 3.4 ribaund ve 0.4 asist ortalamasıyla oynamıştı. Üstelik %31 gibi rezalet ötesi bir serbest atış yüzdesiyle tam anlamıyla vasat bir bench oyuncusu profili vermekteydi ki NCAA takımlarında gayet bol miktarda bu tarz oyunculardan bulunmaktadır. Tabii O sezon Cincinati Bearcats’in tüm sezon öncesi (pre-season) anketlerinde bir numara olarak gösterildiğini de hesaba katarsak böyle bir kadroda kendisine yer bulmasının da bir freshman için oldukça zor olduğunu da göz ardı etmemeliyiz. O sezon Cincinati Conference USA (C-USA) şampiyonluğunu kazanmasına rağmen NCAA turnuvasında büyük bir hayal kırıklığıyla evine geri dönecekti. Takımdaki yıldız son sınıf öğrencilerinin yıl sonunda mezun olmasıyla eski Yeşil Çam filmlerindeki meşhur “Bugün assolist gelmedi. Bari sen çık da bir-iki şarkıyla şu müşterileri oyala” tarzı bir fırsat yakalayan Kenyon 1997-98 sezonunda eline geçen bu fırsatı gerçekten iyi kullandı. Atletik özelliklerini ve acı kuvvetini oyuna daha çok yansıtan Martin bir anda rakip takımların en çok çekindiği savunmacılardan biri haline gelmişti. Oynadığı 30 maçın hepsine ilk beşte başlayan Kenyon ortalamalarını 9.9 sayı 8.9 ribaund ve 2.8 blok’a yükseltti. Sezon boyunca en çok akıllarda kalan performansını ise DePaul karşısında 24 sayı 23 ribaund ve 10 blok ile oynadığı maçta sergiledi. Böylelikle 31 yıl sonra ilk kez bir UC (University of Cincinati) oyuncusu triple-double yapıyordu. Martin’in yükselen performansıyla beraber Cincinati bir kez daha hem C-USA’de regular sezon hem de C-USA turnuvası şampiyonluğuna ulaştı. Martin de C-USA turnuvası MVP ödülünün yanı sıra konferansın en iyi savunmacısı ödülünü kucaklıyordu. 98-99 sezonuna üst üste 15 galibiyet alarak başlayan Cincinati Bear Cats ard arda gelen 4. C-USA şampiyonluğuna ulaşıyordu. Kenyon ise bir yıl önceki istatistiklerine yakın bir performans ortaya koyup 10.1 sayı ve 6.9 ribaund ile oynayarak College Hoops Insider tarafından yılın en iyi savunmacısı olarak ödüllendirilmiş Basketball News tarafından yılın en iyi savunma ve Associated Press tarafından da All-American ilk beşine seçilmişti. Artık o NCAA’in en iyi savunmacılarından biri kabul edilen vasatın üzerinde bir oyuncuydu. Ama NCAA’deki son sezonunda öyle bir sıçrama gerçekleştirdi ki tüm Amerika artık onun Kolejlerdeki en iyi oyuncu olduğu konusunda hem fikir hale geldi.

“Eskiden her maça çıktığımda Tanrıya lütfen bana faul yapmasınlar diye dua ederdim. Öyle ki hakemler bana yapılan bir faulü çalmadığı zaman bile sesimi çıkartmıyordum. Ama bu sezon çalınmayan faullere bayağı sinirlenmeye başladım!!” - Kenyon Martin-

DerMarr Johnson (Atlanta Hawks takımında oynamakta ama sezon öncesi bir trafik kazasında boynunu kırdı ve sezonu açamadan kapadı!) ve Steve Logan (Golden State tarafından bu yıl 30. sıradan seçilmesine rağmen Warriors'ın guard bolluğu dolayısıyla kendisine kadroda yer bulmadı.) gibi güçlü bir back court’la desteklenen Martin ilk kez hücumda daha evvel hiç yapmadığı şeyleri yapmaya başlamıştı. Orta mesafe şutları artmış çembere daha korkusuzca ve daha çok yüklenmeye başlamış hatta ilk kez üç sayılık atışlarında bile isabet bulmuştu. Hatta ilk üç sezonundaki %48’lik ortalama serbest atış yüzdesi bile %68’e çıkmıştı; “Eskiden her maça çıktığımda Tanrıya lütfen bana faul yapmasınlar diye dua ederdim. Öyle ki hakemler bana yapılan bir faulü çalmadığı zaman bile sesimi çıkartmıyordum. Ama bu sezon çalınmayan faullere bayağı sinirlenmeye başladım!!”

Yükselen Yetenek

İnanılmaz savunma becerilerinin yanına eklediği patlayıcı hücum gücüyle Martin (18.9 sayı 9.7 ribaund 3.5 blok!) Cincinati’nin rakiplerini ezip geçmesini sağlıyordu. Bu arada Tulane karşısında da 28 sayı 13 ribaund ve 10 blok ile kariyerinin ikinci triple-double’ına imza atmıştı. Tüm basın drafta ilk sırada seçilmesi beklenilen yıldız power forvet’in peşindeydi ve daha da önemlisi herkes onun nasıl kısıtlı hücum yeteneklerini bir sezon içerisinde bu kadar çok geliştirdiğini merak ediyordu. Martin’in cevabı ise çalışmanın bir sporcu için ne kadar önemli olduğunu ortaya koymaktaydı; “Sadece benden istenileni yaptım. Bob geçtiğimiz sezonun sonunda bana gelecek sezon daha çok sayı atıp atamayacağımı buna kapasitemin olup olmadığını sordu. Ben de tüm yaz hücum hareketlerim üzerinde çalıştım her gün saatlerce şut attım ve sanırım hücum yönümü geliştirmeyi başardım. Çünkü bunu yapamayacağını düşünseydi Bob’ın benden böyle bir şey istemeyeceğini biliyordum. Onu hayal kırıklığına uğratamazdım.”
Daha evvel ki başarısız NCAA turnuvası maceralarından sonra bu kez Cincinati taraftarları en azından final four bekliyorlardı. Sonuçta Amerika’nın en dominant front court oyuncusu Bearcats’teydi. Ama tüm hayaller Kenyon Martin’in C-USA turnuvasında sağ bacağını kırmasıyla son bulacaktı. Martin’siz UC ancak ikinci tura kadar yükselerek şampiyonluk bekledikleri turnuvadan elleri boş bir şekilde geri dönüyordu. Martin ise üzüntüden kahrolmuş bir biçimde evinde dinlenmekteydi; “Ameliyattan çıktığım zaman her şeyin bittiğinin farkındaydım. İsyan etmek istiyordum. Niye böyle bitmişti. Bu şekilde bitemezdi bitmemeliydi!! Arkadaşlarım sahada her şeyiyle savaşırken ben evimdeki rahat koltuğuma uzanmış onları seyrediyordum hem de bana en çok ihtiyaç duydukları anda. Kendimi sanki onlara ihanet etmiş gibi hissettim. Bacağım kırık da olsa bir şekilde onların yanında sahada mücadele ediyor olmalıydım!!” diyerek benchde alçılı ayağı ile arkadaşlarına destek verdi.

“Arkadaşlarım sahada her şeyiyle savaşırken ben evimdeki rahat koltuğuma uzanmış onları seyrediyordum hem de bana en çok ihtiyaç duydukları anda. Kendimi sanki onlara ihanet etmiş gibi hissettim. Bacağım kırık da olsa bir şekilde onların yanında sahada mücadele ediyor olmalıydım!!” -Kenyon Martin-

Oscar Robertson’dan sonra UC tarihinin en iyi oyuncusu

Sezon sonunda Kenyon NCAA’deki tüm ödülleri silip süpürerek Naismith Wooden Associated Press Sporting News NABC ve Amerikan Ulusal Basketbol Yazarları Birliği yılın oyuncusu ödüllerini kazandı.
Bildiğiniz üzere Oscar “Big O” Robertson NCAA ve NBA tarihinin gelmiş geçmiş en büyük oyuncularından biridir. Cincinati Üniversitesi’ni tarihinde ilk kez NCAA turnuvasına ve Final Four’a taşıyan Robertson kolej kariyerinde tutturduğu 33.8 sayı ortalamasıyla ( NCAA tarihinin en iyi 3. sayı ortalaması) 3 kez yılın oyuncusu ödülüne ulaşmış NBA kariyerinde ise 1971’de Milwaukee’yi şampiyonluğa taşımış 6 kez NBA asist kralı olmuş ve NBA’in en büyük skorerleri arasına da adını yazdırmıştır. Amerikan Ulusal Basketbol Yazarları Birliği yılın oyuncusu ödülünü en son kazanan Cincinati oyuncusunun Oscar Robertson olması sanırım bu ödülün ne kadar zor kazanıldığını ve Kenyon Martin’in de kendisini hangi ölçüde geliştirdiğinin kanıtıdır. Martin’in bu ödülü kazanmasından sonra Robertson’ın yorumu şu olmuştur: “40 yıl sonra bu ödül ilk kez bir UC oyuncusuna gitti ve bu onuru bir başka Bearcat ile paylaşmak kişisel olarak bana çok şey ifade ediyor.” Ayrıca Martin kolej kariyerinde kullandığı 875 şutun 513’ünde isabet bularak %58 şut yüzdesiyle Oscar Robertson’ın önünde okul rekorunu elinde bulundurmakta. Martin’in elinde tuttuğu ve şu an için kırılmasına imkansız gözüyle bakılan bir diğer rekor ise 292 blokla Cincinati tarihinin en çok blok yapan oyuncusu olması. (Çünkü onu geçmek isteyen bir oyuncu ise en azından 4 yıl için 2.6 blok ortalaması ile oynamak zorunda.)

Millenyumun Bir Numarası!!

Hidayet’in Sacramento tarafından 16. sıradan seçilerek göğsümüzü kabarttığı 2000 Draft’ına genel olarak baktığımız zaman gerçekten çok sayıda yıldız adayla karşılaşmamıştık. Bu yüzden Kenyon Martin’in birinci sıra için rakibi yok denecek kadar azdı. Dolayısıyla ilk sıradan seçilmesi neredeyse hiç kimse için sürpriz olmadı. C-USA tarihinin en başarılı koçu Bob Huggins’in draftla ilgili değerlendirmesi ise şu şekildeydi: “Kenyon hak ettiği sıradan seçildi. O benim yetiştirdiğim en iyi oyuncuydu. Ayrıca Dallaslı bu genç adam kadar kendisini geliştiren başka birisini de görmedim. Takıma katıldığında iyi bir savunmacı ve ribauntçuydu ama hücum yeteneklerini çok geliştirdi. Düşünün medya ve rakip takımlar bile ondaki gelişim karşısında afallayıp kaldı. Bu çocuk sahada sizin ondan istediğiniz her şeyi yapar. Kimi isterseniz savunur. Artık hook atışları pota altı dönüşleri orta mesafe şutları da gelişti. Ama NBA’de 4 numara için biraz kısa ve çelimsiz kalabilir. Sanırım kısa forvet oynamaya da yavaş yavaş alışacaktır.”

“ Ben hayatımda böyle bir şey görmedim!! Adamın kemiği paramparça olmuştu ama o hala oynamak için diretiyordu!!” -Stephon Marbury-

Nets’in yeniden yapılanma süreci

1967 yılında Americans ismiyle kurulan ve ABA’da mücadele eden New Jersey 1969 yılında New York’a taşınarak ismini New York Nets olarak değiştirdi. Nets ABA’da kazanılan iki şampiyonluğun ardından 1976-77 sezonunda ABA’dan NBA’e geçmeye karar verdi. Bir sonraki sezon ise takım tekrar New Jersey’e taşındı. Geçtiğimiz haftalarda yaşanan ve Byron Scott’ın; New York- New Jersey rekabeti denen bir şeyin varolmadığını çünkü rekabetin ancak birbirine yakın seviyedeki iki takım arasında meydana gelebileceğine dair manidar sözleriyle alevlenen New Jersey-New York sürtüşmesinin sebeplerinden birisi bu. Diğer neden ise New Jersey’lilerin onlara göre daha gelişmiş ve zengin olduğuna inanan ve kendilerini daha üstün gören komşu New York’lulardan bir nevi intikam alma duygusu olabilir. Konumuza geri dönersek New Jersey geçtiğimiz yıla kadar NBA’in pek de başarılı takımlarından biri değildi. 1998-99 sezonunda John Calipari’nin yönetimindeki Nets ancak 15 galibiyet alabilmişti. Calipari’nin yerine getirilen Don Casey’de de durum çok da farklı olmamış ve NJ 31 galibiyet almıştı. 2000-01 sezonuna girilirken NJ yönetimi takımı Magic Johnson’ın 1980’lerdeki “Show Time” Los Angeles Lakers’ının en önemli oyuncularından Byron Scott’a emanet etmeye karar verdi. Böylelikle Scott Nets tarihinde birinci sıradan Draft edilmiş ikinci oyuncuyla beraber çalışma fırsatını yakalamıştı. (Merak eden arkadaşlar için Nets’in daha önce birinci sıradan seçtiği oyuncu şu an Sixers’da oynayan süper bir kariyere sahip olabilecekken disiplinsizliği ve uyumsuzluğu nedeniyle her şeyi elinin tersiyle iten Derrick Coleman’dı.) Martin için çaylak sezonu (rookie season) oldukça iyi geçiyordu. 12.0 sayı 7.4 ribaund ve 1.66 blok ortalamasıyla tüm çaylaklar arasında blokta birinci sayı ve ribaund’ta ise ikinci sırada gelmekteydi. Oynadığı 68 maçın hepsinde ilk beşte başlayan Martin 10 karşılaşmayı double-double yaparak tamamladı. Milwaukee karşısında ise NBA kariyerinin ilk triple-double’ına (18 sayı 15 ribaund 11asist) ulaşıyordu ki bugüne kadar sadece 6 oyuncu çaylak sezonunda bunu başarabildi. Talihsizlik Martin’i sezonun sonuna yaklaşılırken yakaladı. Martin Boston maçı sırasında meydana gelen bir çarpışmada tekrar sağ bacağını kırınca sezonu kapatmak zorunda kalıyordu. Bu maçla ilgili en ilginç nokta ise; Kenyon bacağı kırıldıktan sonra bile maça devam etmek için Koç Scott’a ısrar etmiş ancak yardımcı antrenörlerin zoruyla soyunma odasına götürülebilmişti. Bu olayla ilgili o dönem Nets’in oyun kuruculuğunu yapan Stephon Marbury şunları söylemekte: “Ben hayatımda böyle bir şey görmedim! Adamın kemiği paramparça olmuştu ama o hala oynamak için diretiyordu!!”
Çok başarılı bir çaylak sezonu geçirmesine rağmen Martin Yılın Çaylağı Ödülü’nde (Rookie of The Year)
Orlando’lu Mike Miller’ın gerisinde kalarak kullanılan 124 oyun ancak 36’sını alabildi. (Miller 75 oy) Çoğu kişiye göre Martin de en az Miller kadar bu ödülü hak etmişti ama Miller’ın play-off oynayan bir takımda yer alması ve Martin’in saha içinde biraz evvel bahsettiğimiz agresif tavırları onun için önemli bir dezavantaj oluşturmuştu.

Jason Kidd&Kenyon Martin: 26 yıl sonra gelen ilk final

“Bu takım içindeki bazı adamlarda yürek yok !! Kaybetmeyi hiçbir zaman sevmesem de kaybetmeye dayanabilirim. Ama yüreklerini sahaya koymayan adamlara kesinlikle tahammül edemiyorum.” -Kenyon Martin-

Nets’in 2000-2001 sezonunda ancak 25 galibiyet alması takımdaki bazı şeylerin değişmesi gerektiğini açıkça ortaya koyuyordu. Nets yönetimi çok akıllıca bir kararla bugüne kadar yapılmış en iyi takaslardan (trade) birine imzasını attı. Stephon Marbury Johnny Newman ve Soumaila Samake’yi Phonex’e Jason Kidd ve Chris Dudley karşılığında takas edildi. Böylelikle Nets uzun zamandır ihtiyaç duyduğu lider oyuncu ihtiyacını karşılıyordu. “Mr.Triple Double” Jason Kidd’in liderliğindeki Nets Kenyon Martin ve Keith Van Horn gibi yetenekli oyuncular disiplinli ve takım oyununa dayanan Byron Scott’ın oyun tarzıyla -sanki bir önceki sezon 25 galibiyet alan takım başka bir takımmış gibi- Doğu’da fırtına gibi esmeye başladı. Martin de istatistiklerini neredeyse her kategoride yükselterek 14.9 sayı 5.3 ribaund 2.6 asist 1.6 blok 1.2 top çalma ortalamalarına ulaşıyor çaylak sezonunda %9 olan üç sayı yüzdesini ise %22’ye taşıyordu. Ayrıca yaptığı 108 smaç ile bu kategoride de NBA’in ilk beş oyuncusundan biriydi. Takım kimyasını yakalayan Nets sezon sonunda aldığı 52 galibiyet ile Doğu’nun zirvesinde yer alıyordu. Playoff’a geldiğimizde Nets’in rakibi ancak son sıradan playoff’a girebilen yüce insan Reggie Miller’ın takımı Indiana Pacers’tı. Reggie ve Pacers kanının son damlasına kadar dirense de saha avantajını iyi kullanan Nets seriden 3-2 galip ayrılan taraf oluyordu. Konferans yarı finalindeki rakip ise Orlando’yu 3-1 ile rahat geçen Hornets idi. Beklenilenin aksine Hornets Nets’e oldukça kolay teslim olacaktı. (4-1) Konferans finalindeki rakip ise zorlu Boston Celtics’ti. Pierce ve Walker’ın büyük çabasına rağmen Kidd’in mükemmel performansı ve liderliği sayesinde New Jersey Nets adını finale yazdırıyordu. Ortak fikir Sacramento engelini aşmış Lakers’ın şampiyonluğa ulaşacağı ama Nets’in de en azından kendi evindeki bir ya da iki maçı alacağı yönündeydi. Ama Shaq faktörü buna izin vermedi ve LA Nets’i 4-0 ile süpürdü. Daha önceki turlarda Jermaine O’Neil Paul Pierce ve kimi zaman Antoine Walker’ı savunan Martin Lakers serisinde takımın en iyi savunmacısı olduğu için Rick Fox Robert Horry Kobe ve hatta bazen Shaq’le bile karşı karşı oynamak zorunda kalmıştı. Martin bu seride normal sezon istatistiklerine kıyasla vites arttırarak 22.0 sayı 6.5 rib ve 2.0 asist ortalaması ile oynamış playoff genelinde ise 16.8 sayı 5.8 rib ve 1.3 blok ortalamalarını tutturmuştu. Yalnız 4-0 gibi bir hezimete uğramak Nets’te mini bir kelle avı başlattı. Kenyon Martin Jason Kidd ve Kerry Kittles’ın elinden geleni yapmasına karşılık Keith Van Horn’un isteksiz oyunu ve Todd MacCulloch’un Shaq karşısında “zavallı ötesi” bir duruma düşmesi bu iki ismin takım içinde çeşitli eleştirilere maruz kalmasına yol açtı. Özellikle Van Horn takımdaki oyuncuların büyük bir kısmının tepkisini çekmişti. Seriden sonra Martin Van Horn’u kastederek şunları söyledi : “Bu takım içindeki bazı adamlarda yürek yok!! Kaybetmeyi hiçbir zaman sevmesem de kaybetmeye dayanabilirim. Ama yüreklerini sahaya koymayan adamlara kesinlikle tahammül edemiyorum.”
Her ne kadar olaydan sonra Martin söyledikleri dolayısıyla özür de dilese bazı şeylerin fitili çoktan ateşlenmişti. Ve sonuç olarak Keith Van Horn ve MacCulloch Sixers’a gönderilerek karşılığında Dikembe Mutombo takıma getirildi. Bu şekilde belki Shaq’i durduracaklarını düşünmüş olabilirler ama Mutombo’nun Shaq’ın panzehiri olmadığı Sixers-Lakers finalinde belli olmuştu. Üstelik Mutombo’nun bu sezonki sakatlığı yüzünden Nets Mutombo’dan yeteri kadar faydalanamadı. Şu an için takastan karlı çıkan taraf Sixers gibi gözükmekte. Ama Mutombo olsun ya da olmasın Doğu’nun bu sezon da en büyük favorisi Jason Kidd ve Kenyon Martin’li Nets.
Kenyon Martin NBA’in en iyi savunmacılarından biri spektaküler smaçları ve sürekli geliştirdiği hücum yetenekleriyle önemli bir de ofansif tehdit ama hala yeterince tecrübeli değil ve fazlasıyla öfkeli. Ülkemizin kendisine has o güzelim sosyolojik şartlarında Kenyon Martin; gerçekten taraftarın sevgilisi olur tribünlerden “Kenyon bizi diskoya götür” “vur kır parçala bu maçı kazan” gibi sloganlarla desteklenerek iyice ateşlenirdi ama maalesef Kenyon’ın tarzı NBA için biraz fazla sert kaçmakta. Kenyon’ın gücü belki bu hırsında gizli. Onun daha “kibar” oynamasını istemek bu yaz MTV’de “Tainted Love”la sıkça dinlediğimiz Marilyn Manson’dan pop yapmasını istemekle eşdeğer olabilir. Hırslı olmak güzeldir. Ama bir atasözümüzü göz ardı etmemeliyiz: “Keskin sirke küpüne zarar!.”

•KαrαmsαŘ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 03-02-2008, 12:36   #25 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
KAN TER VE GÖZYAŞI KEVIN GARNETT

Blood Sweat & Tears (Kan Ter ve Gözyaşı)
KEVIN GARNETT

“DA KID” artık büyüdü ve tek hedefi takımını başarıya taşıyarak “DA M.V.P” olmak!!

Kevin Garnett şüphesiz son yıllarda NBA’deki en büyük oyunculardan biri. Ama NCAA’i pas geçerek doğrudan NBA’e atılması onun önüne bir çok zorluk çıkarttı. NBA zaten acımasız ve büyük para oyunlarının döndüğü bir ligdir eğer insanlar sizin hassas olduğunuz bir noktayı yakalarsa etik olsun ya da olmasın kazanmak için bunu size karşı kullanmakta bir an için bile tereddüt etmez. KG’de küçük yaşta kurtlar sofrasına atılmasına rağmen tanrı vergisi yeteneği ve mücadeleden asla kaçmayan yapısıyla sağ kalmasını bildi ve NBA değirmeninde öğütülen onca genç ve yetenekli oyuncudan biri olmamayı başardı. Kendi ifadesiyle o her çıktığı maçta bir “yaşam” mücadelesi verdi ve takımı yenilse de çoğu kez bu mücadeleden galip ayrıldı. Artık O NBA’de herkesin saygı duyduğu bir oyuncu. Geçtiğimiz NBA All-Star maçında aldığı MVP ödülü yıllardır bir ünvana susamış KG’nin NBA’in en iyi oyuncularından biri olduğunu tasdik ederken KG’i öyle bir kamçıladı ki 7-9 Şubat tarihindeki All-Star haftasonundan sonra çoşan KG’yi ve onun Timberwolves’unu durdurmak neredeyse imkansız hale geldi. Bu kez Garnett All Star MVP ödülünden çok daha büyük ve prestijli bir ödülü gözüne kestirdi ve şu ana kadar ortaya koyduğu performansla bu onuru sonuna kadar hakediyor: Normal Sezon MVP Ödülü!!..

Adam Olacak Çocuk
Kevin Maurice Garnett 19 Mayıs 1976’da Mauldin-Güney Carolina’da doğdu. KG çocukken birazcık sokakta gezen belalı tiplerden de olsa (Okulda beyaz bir çocuğun bileğinin kırıldığı bir kavgaya karıştığı için tutuklanmıştı) genelde vaktinin çoğunu idolü Magic Johnson gibi iyi bir basketbolcu olabilmek için Springfield Park’ta basketbol oynayarak geçiriyordu. Hatta Kevin kendisini basketbola o kadar kaptırıyordu ki yanında biri olsun ya da olmasın çoğu kez gece yarısına kadar parkta kalarak şut atmaktaydı. Kevin’ın öz babası O’Lewis McCullough da tam anlamıyla bir basketbol delisiydi. KG’nin üvey babası ise onun basketbol oynamasına pek de sıcak bakmıyordu. Annesi Shirley Irby Garnett de çocuğunun basketbol gibi “boş işler” ile uğraşacağına oturup ders çalışarak üniversiteye gitmesini arzulamaktaydı. Ama KG’nin okul ve derslerle arası pek iyi değildi. Onun tek yapmak istediği basketbol oynamaktı. Bu yüzden Kevin herkesten gizli olarak lisesinin basketbol takımı Mauldin Mavericks’te oynamaya başladı. Kevin’ın ailesinin ise bundan haberi yoktu. Öğrendiklerinde de çoktan iş işten geçmiş ve Garnett maçlara çıkmaya başlamıştı. Artık Kevin’ın basketbol oynamasının engellenemeyeceği aşikardı. Üstelik Kevin bu oyunu gayet de iyi oynuyordu. Lisedeki ikinci yılında KG’nin ünü giderek yayılmaya başladı. Garnett’in maçlarını kaçırmak istemeyen insanlar Mauldin Lisesi’nin salonuna akın ederek onun basketbol şovunu izliyordu. KG o günlerde basketbol vasıtasıyla Stephon Marbury isminde New York’lu bir genç ile tanışıyor ve ikilinin arasındaki dostluk kısa zamanda adeta iki kardeşin ilişkisine dönüşüyordu. KG Güney Carolina’da Mauldin Lisesinde “Mr.Basketball” seçildikten sonra son sınıfta Chicago Illinois Eyaleti’ndeki Farragut Akademisi’ne geçmek zorunda kalmıştı. 1995 sezonunda %66.6 şut yüzdesi ile 25.2 sayı 17.6 ribaund 6.7 asist ve 6.5 blok ortalamarıyla oynayarak spektaküler smaçları ile adını duyuran ama ne yazık ki kötü bir trafik kazası sonucunda bir lise efsanesi olmaktan öteye gidemeyen Ronnie Fields (1996’da Amerikanın en iyi beş lise oyuncusundan biri olarak seçilmişti) ile birlikte takımını 28-2’lik bir seride sırtlayan oyuncu olurken Amerika’nın en yüksek tirajlı gazetelerinden USA TODAY tarafından yılın basketbol oyuncusu olarak seçilirken Parade ve Slam Dergilerince de Amerika’daki en iyi beş lise oyuncusundan biri olarak gösterildi. Kevin’ın Brooklyn’li kankası Steph ise Parade tarafından 1995 yılının en iyi lise oyuncusu seçilmişti.
Garnett Springfield'da düzenlenen birinci Nike Hoop Summit turnuvasında Amerikan Genç Milli takıma davet edildi ve ilk defa Amerikan Ulusal formasını giydi. Yapılan maçta Amerikan Genç Milli Takımı uluslararası oyunculardan oluşan karma takımı zor da olsa 86-77 mağlup ederken KG 10 sayı 10 ribaund ve 9 blokla triple-double'ı kıl payı kaçırıyordu. (1999'da KG Porto Riko’da düzenlenen Amerika Kıtası Olimpiyat elemelerinde ikinci kez milli formayı giyme şansını yakaladı. KG'li Amerikan Milli takımı 11 günde çıktığı 10 maçın 10'unda da galip gelerek altın madalyaya uzanırken Garnett 11.9 sayı 7.0 ribaund 1.9 asist 2.2 blok ve 1.7 top çalma ortalamaları ile Gary Payton Tim Duncan ve Jason Kidd ile birlikte takıma kattığı yüksek enerji ve nefes kesen smaçlarıyla seyircilerin beğenisini toplamıştı)
Tekrar KG’nin Lise son sınıftaki son günlerine dönelim. KG Ron Mercer Shareef Abdur-Rahim ve Stephon Marbury gibi ülkenin en iyi lise oyuncularını karşı karşıya getiren St.Louis’deki 1995 McDonalds All-American maçında 18 sayı 11 ribaund 4 asist ve 3 blok üreterek Most Outstanding Player ödülünü kucaklarken (1995 McDonalds All-American maçında oynayan ve şimdi NBA’de forma giyen diğer oyuncular: Kobe Bryant Vince Carter Paul Pierce Chauncey Billups Antawn Jamison ve Robert Traylor) ardında toplam 2533 sayı 4807 ribaund ve 739 blokluk bir lise kariyeri bırakıyordu. Normal şartlar altında Kevin Garnett çapında bir oyuncuyu kapmak için çoğu NCAA takımı kıyasıya bir yarışa girerdi (KG’nin NCAA’de oynayamıyacağı belli olmadan önce Michigan Michigan State DePaul North Carolina ve Illinois üniversiteleri ile görüştüğü söyleniyordu) ama Kevin son SAT sınavında kaldığında artık koleje kabul edilme ihtimali ortadan kalkmıştı. İşte bu yüzden artık şansını NBA’de denemeye karar verecekti.

Kuzu Postuna Bürünen Timberwolves’un Hain Planı!!..
1995 NBA Draftına; Jerry Stackhouse Rasheed Wallace Antonio McDyess Joe Smith Damon Stoudemire ve Michael Finley gibi bir çok bomba isim katıldığından Kevin Garnett’in kaçıncı sıradan seçileceği merak konusuydu. Çünkü 1975 Draftında Philadelphia tarafından 5.sıradan seçilen Darryl Dawkins’den tam 20 yıl sonra ilk defa bir Lise oyuncusu NBA draftında seçilme şansına sahipti. (NBA tarihinde üniversitede oynamadan liseden direk lige katılan ilk oyuncu efsanevi Moses Malone’dur. NBA Draftında 1.sıradan seçilen ilk liseli oyuncu ise 2001’de Washington Wizards tarafından seçilen Kwame Brown’dur)
Bu sırada Minnesota’nın basketbol faaliyetlerinden sorumlu başkan yardımcısı eski Celtics efsanelerinden Kevin McHale ve takımın coach’u Flip Saunders Timberwolves için ilginç bir draft stratejisi belirlemişti. Ortalığa Kevin Garnett’in bulunmaz bir Hint kumaşı olduğuna ve onu kesinlikle kaçırmayacaklarına dair söylentiler yayacaklardı. Böylelikle spekülasyonlara aldanıp paniğe kapılan takımlardan birinin “Bu adamların kesin bir bildiği vardır!! Biz elimizi bunlardan önce tutalım da şu çocuğu alalım” diye Garnett’ı seçeceğini ümit ediyorlardı. Hayallerindeki oyuncu ise North Carolina’da Michael Jordan’ın tahtına aday gösterilen skorer guard- forvet Jerry Stackhouse idi. McHale ve Saunders planlarının tıkır tıkır işleyeceğini bu şekilde de diğer takımları “kekleyerek” Stack’in doğrudan kucaklarına düşmesini sağlayacaklarını hesaplamaktaydı.

“Flip eğer bu çocuk başaramazsa ikimiz de kovuluruz!!” Kevin McHale

Ama Garnett Minnesota’nın planlarını çöpe atan isim oldu. O güne kadar bir tek Minnesota yetkilisi bile Garnett’i izlemeye gitmemişti. Bu yüzden KG’nin nasıl bir oyuncu olduğuna dair en ufak bir fikirleri bile yoktu. Garnett Chicago’da çıktığı bir work-out’ta öyle bir basketbol şovu sundu ki Saunders ve McHale salondan ayrılırken ikisinin de ağzı açık kalmıştı. Tam salonun dışına çıktıklarında Saunders döndü ve McHale’e şunları söyledi: “Kevin bu çocuğu alacağımızı kimse bilmemeli!! Eğer onu 5.sırada alabilirsek şanslıyız.” Bir önceki sezonda ancak 21 galibiyet alabilen Timberwolves için yazarlar takımı çekip çevirebilecek ve kendisini NCAA’de ispatlamış Damon Stoudemire gibi bir guard’a ihtiyaç duyulduğunu yazmaktaydı. Bırakın Garnett gibi daha olgunlaşmamış bir lise oyuncusunu Jerry Stackhouse’un bile bir kumar olabileceğini iddia ediyorlardı. Yani Garnett gibi uzun yıllara yayılması gereken bir draft planının başlangıcı değil kumar oynamak intiharın ta kendisiydi!! Drafttan evvel McHale Saunder’s şöyle dedi: “Flip eğer bu çocuk başaramazsa ikimiz de kovuluruz!!”
Draft gecesinde Maryland’li Joe Smith (ki gelecek yıllarda Minnesota’yla usulsüz anlaşma yaparak Timberwolves’un başını oldukça ağrıtacaktı) 1.sırada Golden State tarafından seçiliyordu. Clippers hakkını Antonio McDyess’dan Sixers Jerry Stackhouse’tan ve Washington da Rasheed Wallace’tan yana kullanmıştı. Beşinci sıradaki Timberwolves’ta ise McHale ve Saunders Garnett’ı kaçırmamanın getirdiği rahatlıkla oldukça derin bir nefes alıyordu.
Minneapolis Lakers’tan Minnesota Timberwolves’a…
Minnesota 1989-90 sezonunda Orlando Magic’le beraber NBA’e katıldığında Minneapolis ikinci kez bir NBA takımına ev sahipliği yapma şansını yakalamıştı. Şehrin ilk NBA takımı ise daha sonra Los Angeles’a taşınacak olan ve George Mikan ve Elgin Baylor gibi efsanevi isimlerin oynadığı Minneapolis Lakers idi. Timberwolves bir anda Minnesota’ya yeni bir heyecan getirdiyse de takımın aldığı kötü sonuçlar ve genelde sezonu hep 3 aşağı 5 yukarı 20 galibiyet alarak tamamlamaları neticesinde heyecan duygusu yerini hayal kırıklığına bıraktı.
Minnesota o kadar kötü bir takımdı ki hatırlarım babam ben 12-13 yaşımdayken bana televizyona bağlanan oyunlardan almıştı. Tabii o zamanlar şimdiki gibi playstation falan yok. Benim de favori oyunum binbir güçlükle bulduğum “dandik” bir NBA oyunuydu. Oyunun tasarımcısı Çinli programcı fanatik bir Knicks taraftarı ve Starks hayranı olduğu için John Starks oyundaki en iyi oyuncu olarak tasarlanmıştı. Ben de New York Knicks’in karşısına “ezik” Minnesota’yı alıp John Starks’a 50 üçlük attırmaya ya da Patrick Ewing’e 40 blok yaptırmaya uğraşırdım. İşte Kevin Garnett geldikten sonra Minnesota’nın oyunlara bile yansıyan bu makus talihi tersine dönd