Teknolojinin Adresi & TEKplatform  

Geri Dön   Teknolojinin Adresi & TEKplatform > Yaşam ve Eğlence > Biyografiler
Kayıt ol SSS Üye Listesi Takvim Arama Bugünkü Mesajlar Bütün Forumları okunmuş kabul et

Biyografiler Ünlü veya Önemli Kişilerin Biyografilerini Paylaşabileceğiniz Alan.


Yeni Konu aç  Cevapla
 
LinkBack Konu Seçenekleri Modları Göster
Eski 03-02-2008, 12:13   #11 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
Dajuan Wagner
Yeniden gündemde olan bu kişi kimdir?Kendi bilgilerimle size onu tanıtacağım biraz.

2002 draftında 6.sıradan seçilmesi pekte sürpriz olmamıştı.Çünkü o Aİ'ın gelecek versiyonuydu hatta Aİ'dan çok daha dengeli bir şuta sahip aynı zamanda inanmayacaksınız ama Ai'dan çok daha kalıplıydı o zamanlar.Çaylak sezonunu aslında pek beklentileri verememişti sadece 47 maçta 13.4 sayı ve 2.8 asist gibi istatistikler tutturdu.En değerli 4.çaylak seçilmesini sağlıyordu bu istatistikler.83 doğumlu olan genç oyuncu daha 23 yaşında ve önünde uzun yollar var.Peki ne oldu da bu oyuncu bu kadar berbat noktalara geldi?

Öncelikli sorunu pankreas yetmezliğiydi yane sakatlık.Sonra böbrek yetmezliği ile devam etti bu sorunlar ve basketbol oynamasanı ve gelişmesine büyük engel teşkil etti.Üstüne babası müebbet yedi.Bu olay da onu baya moralmen aşağılara çekti.

Peki şimdi bu oyuncu nerde?23 Eylül itibariyle Golden State ile kontrat imzaladı.Yeniden sahalara dönmek istiyordu zaten.Son geçirdiği ameliyattan sonra bütün hastalıklarından kurtulduğu yazılıpçiziliyor.
•KαrαmsαŘ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 03-02-2008, 12:14   #12 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
1930’lara doğru zamanda bir yolculuk yapıyoruz; Alman ırkı için Doğu’da hayat sahası yaratma projesiyle II.Dünya Savaşı’nı başlatmış ve Alman orduları yıldırım savaşlarıyla Avrupa’da hızla ilerlemekte. Müttefik ordularını gafil avlayan bu savaş tarzının en önemli parçası ise müttefik kuvvetlerin tanklarına göre çok daha uzun mesafeli atışlar yapabilen çok daha hızlı çevik ve üstüne üstlük daha güçlü olan Alman panzerleriydi!! Bugün yine bir “Alman yapımı” ortalığın tozunu atıyor. Tıpkı bir panzer gibi rakiplerini uzaktan yaptığı bombardımanlarla etkisiz hale getiriyor. Kuvvetinin yanında hızlı çevik ve yine bir panzer gibi neredeyse durdurulması imkansız: Onun adı Dirk Nowitzki!!
Uluslararası ilişkilere giriş I: Drazen Petrovic
O günlere bir kez daha dönüp baktığımızda bırakın Avrupalı oyuncuları beyaz oyuncular bile NBA’de oynamak için oldukça büyük zorlukları aşmak zorundaydılar. 80’li yılların sonu 90’ların başında NBA takımları NCAA dışında kendilerine yeni bir oyuncu kaynağı arayışına girerek gözlerini Avrupa’ya ve oradaki büyük yıldızlara çevirdi. 1986 draftında Drazan Petrovic Alexander Volkov 1987 draftında Sarunas Marculionis ve 1989’da lige dahil olan Zarko Paspalj gibi Rus ve Yugoslav ekolünün başarılı temsilcileri kendilerine NBA’de yer buldu. Onların açtığı kapıdan Vlade Divac Dino Radja Toni Kukoc Sergei Bazarevich Predrag Danilovic Zan Tabak Arvydas Sabonis gibi Avrupa’da büyük başarılara ulaşmış oyuncular da daha sonra NBA’e adım attıkları halde yukarıda saydığımız isimlerden sadece Petrovic Marculionis Divac Sabonis ve Kukoc az çok kendilerini kabul ettirebildi. Rahmetli Petrovic belki de kendisini daha da lirik bir efsane haline getiren o acı trafik kazasıyla sadece 29 yaşında hayata gözlerini yummasaydı NBA’deki ilk Avrupalı süper yıldız mertebesine ulaşması işten bile değildi. Tabii bu arada rahmetlinin ilk iki senesi Kevin Duckworth gibi “kalaslara” maksimum ilgiyi gösterip Petrovic’i kenarda unutan o zaman Portand’ın bugün de Sacramento’nun sevgili coach’u Rick Adelman’ın “garanticiliğine” kurban olmasaydı biz Petrovic’in o enfes basketbolunun keyfini Nets’teki günlerinden çok daha önce çıkartmaya başlayacaktık. Tabii ki Petrovic Drexler gibi bir süper starı takımdan kesemezdi ama Adelman Petrovic’in hücumdaki yüksek şut yüzdesi ve mükemmel top hakimiyetini farklı rotasyonlar deneyerek çok daha verimli bir şekilde kullanabilirdi. Böylelikle Drazen Petrovic’i de andıktan sonra dilerseniz konumuza geri dönelim. NBA’e gelen Avrupalıların en çok eleştirildikleri nokta az savunma yapmaları çok yumuşak olmaları ve her şeyden önce skoru düşünmeleriydi. Örneğin hatırlayacaksınız Chicago-Utah final serilerinde Phil Jackson neredeyse eline geçen her fırsatta Karl Malone karşısında hücumda Toni Kukoc’u sahaya sürerken iş savunmaya geldiğinde Kukoc yerini hemen sevgili “savunma manyağımız” Dennis Rodman’a bırakıyordu. Majesteleri Michael Jordan da Kukoc’u her fırsatta savunma yapmadığı için eleştiriyor maç içinde onu ateşlemek için kızdırmaya çalışıyordu. Hatta Kukoc’un daha çok et ve acılı yiyecekler yiyerek agresif bir ruh haline bürünebileceğini iddia ederek beslenmesini bile eleştiriyordu!.

Uluslararası ilişkilere Giriş II: Avrupalıların Yükselişi
Avrupalıların ilk NBA çıkartması beklenen başarıyı gösteremezken 90 yılların sonunda 2000’lerin başında ikinci dalga da taarruz’a geçti. Peja Stojakovic Dirk Nowitzki Zelijko Rebreca Zydrunas Ilgauskas Jiri Welsch Gordon Giricek Tony Parker Nikoloz Tskitisvilli Bostjan Nachbar Jake Tsakadilis Vitally Potapenko Radoslav Nestorovic Marko Milic Frederic Weis Tarıq-Abdul Wahad Stanislav MedvedenkoTony Parker Mirsad Türkcan Hido Memo Pau Gasol Marko Jaric Andrei Kirilenko gibi oyuncular kendilerini kanıtlamak için NBA’deki parkeleri aşındırdı. Peja ve Nowitzki şu anda All-Star seviyesine gelerek süper starlık mertebesine ulaşmış oyuncular. Ilgauskas’ın All-Star deneyimi 5 dakikada Beşiktaş olarak özetlenebilirse de Ilgauskas da giderek kendini geliştirmekte. Tony Parker Pau Gasol Andrei Kirilenko ve Gordon Giricek ise çok büyük bir ihtimalle yakında Peja ve Dirk’ün yanında kendilerine yer bulacak. Bunlar sadece NBA’deki Avrupalı oyuncuların bir kısmı. Eğer tüm uluslararası oyuncuları göz önüne alırsak bu hızla NBA oyuncuların milletleri itibari ile BM’lerdeki ülke sayısını yakın bir zamanda yakalayacak. Eskiden özellikle oyun tarzı ve fiziksel güç açısından Avrupa ile NBA arasında büyük bir uçurumun varolduğu bir gerçekti. Ama Indianapolis’teki son dünya şampiyonası gösterdi ki Avrupa ve NBA arasındaki fark gittikçe azalmakta. Hele Dirk Nowitzki MVP ödülünü kucakladığı zaman Larry Bird’ün emekli olurken yaptığı konuşmayı hatırladım: “Bir gün mutlaka yeni bir Larry Bird NBA’e gelecektir!!..”
Dirk Werner Nowitzki 19 Haziran 1978 Wurzburg-Almanya’da dünyaya geldi. Dirk’ün annesi Helen Alman milli takımına kadar yükselmiş bir basketbolcu babası Joerg ise profesyonel bir hentbol oyuncusuydu. Herhalde Nowitzki’nin spora olan yatkınlığını biraz da genlere bağlarsak çok da yanılmış olmayız. Dirk’ün ailesiyle yaptığı küçük basketbol maçları zamanla bir tutkuya dönüştü. Nowitzki neredeyse kendisine işkence edercesine durmadan basketbol çalışıyordu. Ama limitlerini ne kadar zorlarsa zorlasın kendisine ilham veren bir isim vardı. Her akşam başarabileceğini düşünerek bir gün onun gibi olabileceğini hayal ederek uykuya dalıyordu. Kim olduğunu merak ettiğiniz bu oyuncu çoğunuzun tahminlerimizin aksine ne Magic Johnson ne Larry Bird ne de Michael Jordan’dı. Dirk gençliğinde tam anlamıyla bir Pippen hayranına dönüşmüştü: “Almanya’da neredeyse haftada iki kez Bulls maçlarını gösterirlerdi. Ben de bu maçları sürekli izlerdim. İşte o zamanlarda Scottie’nin oyununa aşık oldum. Basketbolu o kadar zarif oynuyordu ki. Hareketleri post’ta yaptıkları mükemmel savunması ve ne zaman isterse dilediği yerden şut atabilmesi büyüleyiciydi.
Geschwinder’den işkenceyi aratmayan antrenmanları
Eski Alman milli takımı oyuncusu ve manevi babası Holger Geschwinder’in koruyucu kanatlarının altında olgunlaşan Nowitzki kendisini günden güne geliştirdi. Geschwinder 15 yaşından beri Dirk’ün hem kişisel antrenörlüğünü hem de akıl hocalığını yapmakta: “O olmasaydı bugün bulunduğum yerde olamazdım. Bana nasıl şut atmam nasıl hareket etmem nasıl oynamam gerektiğini öğretti. Her şeyimi ona borçluyum. O adeta benim ikinci babam gibi”. Geschwinder Nowiztki’yi eğitirken gerçekten çok farklı metotlar kullandı. Mesela geçen sezon playoff’ta Nowitzki’nin savunmasını beğenmeyince hemen ona özel bir eskrim kıyafeti diktirip bir Alman eskrimciden dersler aldırdı. Zavallı Nowitzki’nin yaşadıkları bu kadarla kalsa yine iyi. Geschwinder onu amuda kaldırıp tüm sahada yürütmekten tutun da tek ayağı üzerinde dakikalarca sıçratmaya kadar bir çok değişik antrenman metodu uygulamakta. Her ne kadar Geschwinder’in metotları ilk başta tuhaf gözükse de yaptığı her şeyin bir nedeni var. Eskirim çalışmasının nedeni Nowitzki’nin ayak hareketlerini çabuklaştırarak savunmada çabuk yer almasını sağlamaktı. Tek ayak üzerinde sıçrama ve amuda kalkma hareketlerinin nedeni ise Dirk'ün eklemlerini daha sonra ağırlık çalışırken alacağı kilo için hazırlamaktı. Holger Geschwinder’e göre önce oyuncu çeşitli tekniklerle güçlenmek zorunda ancak bundan sonra kaslar geliştirilebilir. Ve NBA’de çoğu coach bunun tersini uyguluyor. Bu yüzden de oyuncular dengesiz gelişimleri nedeniyle sakatlanmakta. Geschwinder çoğu kez Dirk’e ağırlık çalıştırmak isteyen coachlarla kapışarak onun fiziksel gelişiminin baltalanmasını engelledi. Belki de Dirk bugün hantal bir pivot değil de adeta Bird’ün “millenyum versiyonu” olmasını buna borçlu. Geschwinder’in bir diğer amacı da Nowitzki’nin sadece fiziksel olarak değil aynı zamanda da zihinsel olarak gelişmesiydi. Bunun için Dirk’e lisedeyken önce özel matematik öğretmenleri ayarladı. Nowitzki fiziksel olarak yorulup antrenman yapmak istemediği zaman da Geschwinder hemen satranç tahtasını kaparak küçük “çekirgesine” rakiplerinin hamleleri karşısında nasıl düşünmesi gerektiğini felsefi yaklaşımlarla öğretti. Nowitzki’nin yükselişi ise 1958’den beri dünyanın en yetenekli genç oyuncularını karşı karşıya getiren uluslararası Albert Schweitzer Turnuvası’nda (1996) oldu. Jermaine O’Neal ve Baron Davis’in şov yaptığı Kevin Freeman’ın ise skorer oyunu ile MVP seçildiği bu turnuvada sıska uzun boylu bu Alman da dikkatli gözler tarafından yakın takibe alınmaya başladı.
Kendi şehrinin takımı DJK Wurzburg’da kariyerini başlatıp geliştiren Dirk 1997-98 sezonunda takımını Alman 2.liginde şampiyon yaparak 1.lige çıkarttı. Aynı yılın yaz aylarında ise Nike Summit-Hoop turnuvasında genç uluslararası yıldızların oluşturduğu karma takıma davet edilerek Amerikan karmasına karşı mücadele etti. Eminem üstadımızın da dediği gibi “Şans insanın karşısına belki hayatı boyunca bir kez çıkar”. Nowitzki işte karşısına çıkan bu şansı en iyi şekilde kullanarak San Antonio’da oynanan maçı 33 sayı 14 ribaund ve 3 top çalma ile tamamlarken karşılaşmayı izleyen tüm scoutları kendisine hayran bırakıyordu.
Nowitzki kumarı
Dirk Nowitzki 98 draftında 9.sıradan seçilip Dallas’a takas olduğunda yazarların kafası karışmıştı. Nowitzki onlara göre alt tarafı Alman İkinci Ligi’nde oynayan bir veletti. Belki yetenekli olabilirdi ama Nike Hoop-Summit Turnuvasında ve Avrupa’nın basketbolda pek de umursanmayan bir ülkesinin ikinci liginde biraz iyi oynadı diye bir oyuncunun NBA’de yıldız olabileceği ihtimali kimsenin aklının ucundan bile geçmiyordu. Traylor-Nowitzki takası sonrası kimi çok bilmiş basketbol yazarları Don Nelson’la dalga bile geçmişti. Herhalde bugün coach Nelson o yazıları eline alıp okuyunca katıla katıla gülüyordur! Zaten Nelson Nowitzki’yi en başından itibaren ne kadar beğendiğini şu sözleriyle kanıtlamakta: “O benim bugüne kadar 19 yaşında gördüğüm en iyi oyuncu. Eğer seçimi ben yapsaydım kesinlikle onu birinci sırada seçerdim!”. Dilerseniz o yılki draftın ilk üç sırasında seçilen isimleri yorum yapmadan bir hatırlayalım. 1.sırada L.A Clippers Michael Olowokandi’yi 2.sırada Vancouver Mike Bibby’i 3.sıradaki Denver ise Raef LaFrentz’i seçmişti. Artık Don Nelson’ın haklı olup olmadığını sizlere bırakıyorum.
Cuban’lı Dönem
Nowitzki NBA’deki kariyerine biran önce başlamak için sabırsızlanıyor olsa da NBA’de devam eden lock-out nedeniyle sezonun başlangıç tarihi bir türlü belirlenemiyordu. Bu koşullar altında Nowitzki lig başlayana kadar Almanya’ya geri dönerek DJK Wurburg’da maçlara çıkmaya karar verdi. Stern ve Ewing anlaştığında ise Nowitzki Almanya’da 22.9 sayı ve 8.4 ribaund ortalamalarıyla oynamaktaydı. Nowitzki -Nelson’ı eleştiren gazetecileri sevindiren bir şekilde- aslında çaylak sezonuna çok da parlak istatistiklerle başlamadı. En azından bugün olduğu gibi büyük bir oyuncuya dönüşebileceği tahmin edilemiyordu. Dirk o sezon 47 maçta görev alırken yaklaşık olarak maç başına sahada kaldığı 20.2 dakikada 8.2 sayı ve 3.4 ribaund ile oynamıştı. Bu arada Michael Finley’nin çabalarına rağmen kötü gidiş devam ediyor ve Mavs oynadığı 50 karşılaşmanın 36’sından mağlup olarak ayrılıyordu. Dallas Mavericks’in 1999-00 sezonuna da 9 galibiyet ve 23 mağlubiyetle çok iyi bir başlangıç yaptığını söyleyemeyiz. Ama 14 Ocak 2000’de Marc Cuban’ın takımı satın almasıyla beraber Dallas tarihinde de yeni bir sayfa açılacaktı.

“Cuban gelince her şeyi baştan aşağı yeniledi. Bizim her şeyimizle tam olarak ilgileniyordu ki yenilgi için hiçbir bahanemiz kalmasın. Bize kalan tek şey sahaya çıkıp rakiplerimizi yenmek. Yeni bir uçağımız ve muhteşem bir salonumuz var. Ve Dallas adeta bizim için değişerek bir cennet haline geldi. Hayatımın en iyi günlerini yaşıyorum ve her dakikasından keyif almak istiyorum.” Dirk Nowitzki

Cuban başkan Dallas Şampiyon!!
Aslına bakarsanız Dallas tarihini BC (Before Cuban- Cuban’dan önce) ve AC (After Cuban-Cuban’dan sonra) olarak kategorize edebiliriz. Eğer Marc Cuban’ı tek bir kelimeyle tanımlamamız gerekirse “manyak” “kaçık” ”çılgın” “uçuk” gibi sıfatlardan önce kullanmamız gereken ilk söz “dahi” olurdu. Zaten ne derler bilirsiniz: “Delilik ile deha arasında ince bir çizgi vardır”. Cuban da son yılların en büyük bilgisayar dahilerinden birisi. 1983’te kurucusu olduğu Micro Solutions şirketini Compu Serve‘e yaptığı büyük satışla ünlendi. Sonraki yıllarda Broadcast.com’da internet’in bir numaralı multimedya araçlarını üretirken bu şirketini de dev bir anlaşmayla 1995’te Yahoo’ya satarak milyonlarına milyon dolarlar kattı ve Amerikanın en genç milyarderleri arasında kendisine yer buldu. Cuban günümüzde büyük bir multimedya-network holdinginin patronu. Sahip olduğu şirketlerde bilgisayar teknolojisinden kablolu TV yayınına kadar bir çok alanda teknoloji üretilmekte. Tabii para basan bu şirketlerin başındaki Cuban da genç yaşta gelen zenginliğin keyfini sürmekte. Düşünsenize dünya üzerinde kaç insan nette dolaşırken hoşuna giden bir jeti 40 milyon$ ödeyerek internet üzerinden satın alır!! Cuban kablolu televizyonda kendisine ait gayet matrak bir televizyon şovuna da sahip bulunmakta. Bu arada geçtiğimiz aylarda bir başka ilki gerçekleştirerek ¤¤¤¤ Throttle” -yani Türkçe meali ile “tam gaz” anlamına gelen- bir çizgi roman dizisinde Dallas’lı oyuncularla birlikte dünyayı kötü güçlerden kurtarmakta. Tabii adamcağızda para bol saç saç bitmiyor. İşin daha da komik yanı Cuban işi azıtarak derginin çizerleriyle beraber kitapçı kitapçı dolaşarak baş rolde olduğu bu çizgi romanı imzalıyor. Kim ne derse desin Cuban bence NBA’in en eğlenceli başkanı ve en iyi başkanlarından da birisi. Karizmasıyla kimi zaman takımı bile gölgelemekte. Hele David Stern’le giriştiği laf dalaşları ve sonrasında aldığı cezalar başlı başına bir yazının konusunu oluşturmakta. Lüks vergisi karşısındaki umursamaz tavrından ise burada bahsetmiyorum bile. Yalnız Cuban’ın bir diğer yönü daha var ki tüm kulüp yöneticilerimizin dikkatle okumasını rica ederim. Marc Cuban yılda bir kaç yüz milyon dolar vergi vermekte. Ama Espn’deki bir röportajında “verdiği verginin 1 dolarıyla bile toplum için bir kamu hizmeti sağlandığını düşündükçe mutlu olduğunu.” söyleyecek kadar da sorumlu bir vatandaş!!
Dünya’nın MVP’si!!
Yalnız Nowitzki’ye 2002’nin yazında da tatil yoktu. Bu kez de ülkemizde Avrupa Dördüncüsü olarak katılmaya hak kazandıkları Dünya Basketbol Şampiyonası için Almanya adına ter dökecekti. Nowitzki önce eleme gruplarında Çin’e 30 Cezayir’e de 24 sayı atarak turnuvaya başladı. ABD’ye karşı oynadıkları maçta ise Almanya ilk iki periyotta tüm gücüyle direnmesine rağmen son periyotun başında ABD’ye teslim oluyordu. Dirk ise ABD potalarına 34 sayı bırakmıştı. 2 galibiyet ve 1 mağlubiyet alan Almanya ikinci gruptan da Nowitzki’nin muhteşem performansının devamı sayesinde başarıyla sıyrılarak yarı finale kadar ulaştı. Ama turnuvanın “gerçek” şampiyonu Arjantin’e 86-80 yenilince bu kez hedef Dünya üçüncülüğü oldu. Turnuvanın en sempatik takımı Yeni Zelanda her ne kadar karşılaşma öncesinde “Ka Mate Ka Mate Ka Ora…” diye bağırarak Maorilerin meşhur Haka dansıyla Almanların gözünü korkutmaya çalışsa da Sean Marks’ın yokluğunda Almanya Nowitzki’nin 29 sayısıyla bronz madalyayı kazandı. (117-94) Turnuvayı 24.0 sayı 8.2 ribaund ve 2.0 blok ortalaması ile tamamlayan Nowitzki takımı şampiyon olmasa da bu kez hak ettiği MVP ödülüne kavuşuyordu!

Dallas önüne gelen takımların çoğunu imha ederek bu sezona başladı. NBA’in en çok maç kazanan 3.coachu Don Nelson ise sanki bir rüyada gibi: “Programı önden takip ediyoruz. Bir şeyler oluşturduğumuzun farkındaydım. Ama her şeyin bu kadar hızlı gelişeceğini tahmin bile edemezdim” diyerek durumu özetliyor. Dallas Mavericks 13-0’lık muhteşem sezon açılışı ile Boston Celtics (1957-1958 14-0) Washington Capitols (1948-49 15-0) ve Houston Rockets’tan (1993-1994 15-0) sonra NBA tarihinin en iyi başlangıcını yaptı. Yalnız bir hatırlatmada bulunalım bu takımların hepsi en azından finale kadar yükseldi. Asistan coach Del Harris’e göre Mavs bugüne kadar NBA’in görmediği Detroit Pistons Chicago Bulls ve Los Angeles Lakers karışımı bir eköl yaratmaya çalışıyor.
Dallas her ne kadar ligin sonuna doğru bir düşüş yaşasa da Mavs Batı’nın en önemli favorilerinden biri hatta kimilerine göre hala birincisi. Nash Finley ve Nowitzki’yi birlikte izlemek ise ayrı bir keyif. Hele 2.13’lük boyu 109 kiloluk cüssesi ve uzun sarı saçlarıyla Germen Mitlerindeki şimşek tanrısı Thor’u aratmayan Dirk Nowitzki bu oyunu kesinlikle bir başka oynuyor. Thor’dan tek farkı Mjolnir isimli büyülü bir çekiç yerine basketbol topuyla rakiplerini etkisiz hale getirmesi. Çok değil 15 yıl önce; 2.13 boyunda dışarıdan leblebi gibi üçlük atan rahatlıkla içeri drive edip her yerden jump shot sokabilen üstüne üstlük gerekirse rahatlıkla 3-4-5 numara oynayabilecek bir Avrupalı süper yıldızın varolabileceği düşüncesi ancak ütopik bir oyuncu tanımlaması olarak adlandırılabilirdi. İnsanlar belki onun yeteri kadar savunma yapamadığını söyleyebilirler. Yalnız unutulan bir şey var. Larry Bird çok mu büyük bir savunmacıydı? Kesinlikle hayır. Ama bir de Bird’ün kariyerini noktaladığı yere bakın. Nowitzki yeni bir Bird olsun ya da olmasın -ki belki Bird’den fazlası bile olabilir- Bird hangi noktalara ulaştıysa darısı Nowitzki’nin de başına…
•KαrαmsαŘ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 03-02-2008, 12:22   #13 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
Mart 2004. Cibona Zagreb - Tau Euroleague maçı. Tribünde yeni Lakers koçu Rudy T. oturuyor. "Neden burdasin?" diye sorarsaniz cevabi acik: "Oyun o kadar küreselleşti ki yetenek için her yere bakmak lazım". Her zaman böyle miydi? Hayır.

Zagreb'in en unlu yerlerinden Drazen Petrovic Basketball Center'da Jordan James Dean ve Christoph Colomb kadar unlu tek kişi adini sahaya vermiş. Jordan dunyanin en ünlusü ise o Avrupa'nın.. Dean çünkü o da genç yaşta araba kazasında öldü. Colomb çünkü o da Amerika'nın diğer kıtalari keşfetmesini sağladi.

Arkadaşlarının deyimiyle Petro NBA tarihinde surekli ilk 5 oynayan ilk Avrupalı oyuncu. Hamal denilen işçilerden de değildi o bir yıldızdı. %43.7'lik kariyer üçlük yüzdesi hala tüm zamanların en iyi üçüncüsü. 2003'te ligde oynayan 73 yabancinin teşekkür etmesi gereken birisi var: Petro.

Şimdiki zamanın süper şutörü Peja onunla hiç tanışmamış. ağabeyi divac ise Yugoslavya dağılmadan birlikte oynadığı oyuncuyu Stojakovic’e anlatiyor: "Sahaya ayak bastığı an en iyi olmak isterdi. Attığı sayıdan asla memnun olmazdı. Her zaman daha fazlası her zaman.."

Ölümünün ardından 10 yılı aşkın süre geçti. Annesi Biserka(kendisi Sırp’tır) ve babasi Jole hala Cibona maçlarına gidiyor. "Her yıl birisi çıkar.. O gelecek Drazen derler. Bu yılki Macijauskas. Evet gerçekten iyi bir oyuncu. Ama Drazen.. farkliydi." Yeni bir Drazen asla gelmeyecek.

En başa dönelim. Preradovic sokağına. İki yağ tenekesinden panya yapılmış. Eski bir aluminyum fabrikasından alınan sac ise cember olmuş. Sibenik halkının bugün "bizim oğlumuz" dediği oyuncu burada doğdu 1964'te. O zamanlar NBA maçları İtalyan kablolu kanalını çeken birkaç evden izlenebiliyordu. Sonradan Petro'nun çok yakın arkadaşı olacak Neven'in ağzından: "Ayda yürümek bile daha kolay görünüyordu NBA'den."

Ker zaman kan dokülmüş ulusu (Yugoslavya) birlikte tutan birkaç şey vardı: Josip Broz Tito ve spor aşkı. (Her tür takım sporu ve bireysel aktiviteyi düşünün. Mutlaka eski bir Yugo vardir altın madalyalara boğulan) ve özellikle basketbol. "Saf şutör" deyimini Ruslar getirmedi. Kas yığını Amerikalılar da. "Ekol" denen ilk sistem: Yu-go-slav-ya.

Drazen'den 5 yaş büyük ağabeyi Alexander Petrovic ilk şutunu attığında ufak kardeşiyle dalga geçmişti: “Fred Çakmaktaş gibi şut atıyorsun.” Ufak Petro oynamaya devam etti. Sabah 6'da okuldan önce 500 şut atıyordu. Okul sonrası drill’leri ve maçları da sayarsak günde yedi saat tatil gezi dinlemeden 365 gün. Koçu bile birkaç kez kızdı: "Başka işin yok mu senin?"

Cevabi için ayrı paragraf gerek: "Ben buna aşığım. Hayatım bu. Nefes almak gibi."

18 yaşına geldiğinde Sibenik'in takımı Sibenka'da oynuyordu. Ağabeyinin takımı Cibona'yı yendiklerinde ki artık Alexander'dan çok daha iyi bir oyuncuydu annesi "biraz kötü oynamasını" istedi. Cevabı: "Kabul etmiyorsan oyunlara gelme."

Notre Dame Universitesi’nin tüm ısrarlarına rağmen 1984'te büyük şehre Cibona'ya transfer oldu. Vefa mi dediniz? Ligdeki ilk maçında Sibenka’ya 56 sayı attı. 112 sayı da Olimpia Ljubjana'ya. 2 yıl içinde en iyi Yugo-basketçi olmuştu.

1988'te Real Madrid'e transfer olmadan 2 kez Avrupa Şampiyonu olmuştu bile (Maç başına 36.8 sayı atmıştı). Seul'de Radja Kukoc ve Divac'la beraber oynadı. Tarihin en iyi takımı ile başa baş oynayarak gümüş aldılar. Real'de sadece 1 yıl kaldı "Señor 40" bir tane daha Avrupa Kupasi almıştı.

"En iyi olmak istiyorsan en iyilerle oynayacaksin."

1989'da Portland Trail Blazers'a geçti. NBA'in efsanevi guard’larından Clyde Drexler ve Terry Porter'ın yedeği olacaktı. 2 yıl yedek kaldı ama sırf gururdan Avrupa'ya geri dönmedi. (Koçu da Rick Adelman idi.. bir şeyler hatırlatıyor mu?)

1991'de New Jersey Nets'e gönderildi. Takimda sadece Drexler ne kaybettiklerini anlayabilmişti. Chuck Daly ona forma şansı verdi. Geldigi gibi ilk 5 başladı: 20.6 sayı/maç.

Her şey daha da iyi olabilirdi ama 1991'de savaş başladı. Slobodan Milosevic binlerce Hırvat'ı öldürüyordu. NBA'deki Yugolar arası bağlar koptu. Nets - Lakers maçlarında Petro ve Vlade göz göze bile gelmiyordu. 1992 Barselona'da artık spor için değil yeni kurulmuş ülkelerini tanıtmak için oynayacaklardı.

Yarı-finalde SSCB'ye karşı 6 sayı gerilerdi (1:16 dakika kalmıştı). Radja 2 serbest atış attı Kukoc'tan bir üçlük ve 9 saniye kala fark 1 iken Petro 2 serbest atış attı. "Tüm Hırvatistan ellerimde gibiydi ka-çı-ra-maz-dım." Hırvatistan 75 - Rusya 74. 2 gün sonra Dream Team'e yenildiler herkesin yaptığı gibi. (Jordan Bird Magic Barkley...)

Sonraki dönemde Petro NBA'de daha da iyi oynadı. En iyi 3. takıma seçildi (all-nba 3rd team). Nets üst üste 2. kez play-off'lara kaldı. Petro sayı ortalamasını 1993'te 22.3'e çıkarttı. Şut yüzdesi: %51.8 üçlük yüzdesi: %44.9. Ve sezon sonu Avrupa Şampiyonası için Zagreb'e yöneldi.

Zagreb uçağı Frankfurt'ta aktarma yapacaktı. Drazen hep evine dönerdi. Hiç yapmadiği bir şey yaptı. Kız arkadaşı Klara için orada kaldı. Münih'e arabayla yola çıktılar. O gece Zagreb'e giden uçakta Radja siyah bulutlar gördüğünü söyledi.

Yağışlı yola dalan 18 tekerlekli bir tır arabayi süren Klara'nın ani frenine neden oldu. Drazen yan koltukta uyuyordu emniyet kemeri takılı olmadan. Yola fırladı ve olay yerinde hayatını kaybetti.

Dostları ve ailesinin durumunu anlatmaya gerek yok. Basketbol dünyası şaşkındı. Divac'tan: "Keşke onunla barışmış olsaydık Toni'yle (Kukoc) yaptığımız gibi. Duyduğumda ailemle televizyon izliyorduk kıpırdayamadım."

Onu takıma kazandıran Nets GM'i Willis Reed sonraki günlerde ne zaman ondan bahsetse ağlamaya başlıyordu. Zagreb'teki törene tüm basketbol dünyasıyla beraber 500000 kişi katıldı. O yılkı NBA finalinde (Bulls-Suns) maç saygı duruşuyla başladı. Öldüğünde artık herkes değerini biliyordu.

Sadece genç basketbolculara örnek olmadı Drazen. 2001'de yıllarca süren formsuzluğundan çıkmaya calisan Goran Ivanisevic de duvarına onun posterini asmıştı. Wimbledon'da finale çıktığı günün sabahı kendi kendine konuşuyordu Goran: "Drazen bunu senin için kazanacağım." Şampiyonlukla geri dondüğü Split'te 150 bin Hırvat tarafından karşılandı.

Drazen hala unutulmadi. "Basketbolu ondan daha çok sevecek bir insan olmadı." - Vlade Divac
•KαrαmsαŘ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 03-02-2008, 12:22   #14 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
Earvin Magic Johnson

Efsanelere değer veren saygı gösteren onlar olmasaydı NBA in ne anlamı kalırdı diyenler bu hafta ilk bölümde ki Michael Jordan gibi NBA in gelişme hatta daha iyi bir şekilde var olma sebeplerinden biri olan bir oyuncuyudan bahsedeceğiz.
Bu oyuncunun lakabı isminden önde gelir olmuş 80 lerde NBA ve basketbol dendiğinde bu adam akla gelirmiş.
Dünyada kaç oyuncu vardır ki Onu bir an bile olsa seyretme şansı
Yakalayanlar hayatları boyunca unutamayacakları bir anıya sahip olsun.
Ancak onu farklı yapan asıl neden; o her şeyden önce gerçek bir liderdi…

Magic Johnson

Spor tarihine baktığımızda çok sayı sporcunun branşlarında devrim yapabilecek nitelikte yeteneklere sahip olduklarını görmekteyiz.
Earvin ‘’Magic’’ Johnson; işte bu oyunculardan biri olarak tarihe geçti.

1950 lerde Bob Cousy60 larda Oscar Robertson70 lerde Julius Erving deyince akla basketbol geliyorsa80 lerde de Magic Johnson basketbol demekti.
Johnson 2.06 lık boyuyla NBA tarihinin en uzun Point Guard’ı olarak bu oyuncuların hiçbirinin yapamadığı bir devrim gerçekleştirdi.

Yetenekleri basketbol ile çok az ilgili olan bir insanda bile hayranlık uyandıracak düzeydeydi. İster James Worthy’e bel arkasından attığı paslar olsun ister son saniyede orta sahadan attığı basket olsun. Magic’i seyreden kim olursa olsun salondan ayrılırken sonsuza dek saklayacağı bir anı ile ayrılırlar.

Sahaya ilk adım attığı günden beri insanlar şu soruyu sormaktan kendilerini alamadılar:’’Bu dev yapılı insan nasıl oluyor da vücudu ile bir topla bu inanılmaz hareketleri kolayca yapabiliyor.

Aslında cevabı çok basit bir soru bu; Çünkü O Magic Johnson dı.

Magic tamamını Los Angeles Lakers takımı ile geçirdiği 13 yıllık büyülü kariyerinde bir sürü başarı elde etti. Takımı ile 5 NBA şampiyonluğu yaşayıp.3’er Normal sezon ve Play-off MVP si seçildi. Ayrıca 12 kez All-Star
9 kez de All-NBA karmalarına seçildi.

Oscar Robertson’a ait olan kariyer asist rekorunu kırdı fakat sonra bu rekoru stockton’a kaptırdı. Ama ortada bir gerçek var ki Magic NBA 13 sezon geçirirken Stockton 19 sezon oynamıştır yani Magic asist konusunda daha başarılı diyebiliriz
Orijinal Rüya Takımla Atina Olimpiyatlarında tüm dünyayı ezici üstünlükle alt ederek altın madalyayı kazanmışlardı.

Oscar Robertson’dan sonra Triple-Double kelimesini literatürlere en çok yazdıran komple bir basketbolcuydu. Ayrıca tüm bunları yaparken basketbola olan çocuksu sevgisini kaybetmiyordu.

Eğer Magic’in insanları şaşkına çeviren en önemli yönü neydi diye sorarsanız.Şüphesiz verilecek tek ve net cevap pasları olacaktır.
Hayranlarını bu güzel zevkle baş başa bırakırken rakiplerini şaşkına çeviren kendi buluşu olan ‘’ no look’’ pasları adrese teslim yarı sahadan attığı aleyy-hoop pasları onun basketbol zekâ ve yeteneğinin en güzel ürünleri olmuştur.

Rakipleri onun şut atmasını beklerken pas atar atarken pas atmasını beklerken zekâsıyla bunun tam tersini yapardı. Eski takım arkadaşı Michael Cooper;‘’Pas
Attığında topun ve kendini hangi yöne gittiğini çıkaramadığım birçok zaman olmuştur. Sonra bir bakardım bizim takımdan biri o çılgın paslardan birini yaklayıp sayıya çevirmiş. Geri savunmaya dönerken bu sefer gerçekten top birinin içinden geçmiş olmalı diye düşünürdüm.’’demiş.

Magic in akıl almaz pas yeteneği için. 14 Ağustos Lansing Michigan da doğan ve burada büyüyen Magic; Johnson’un tam 9 kardeşi vardı. Babası Earvin Johnson Sr. General Motors’un fabrikasında çalışırken annesi de bir okulda hizmetli olarak görev yapıyordu.
Genç Earvin arkadaşlarıyla sokak köşelerinde şarkılar söyleyerek(o dönemki çoğu zenci gibi) ve basketbol oynayarak zamanını geçiriyordu.
Çoğu zaman saat 7.30 da basketbol sahasında oluyordu. Komşuları ona Junior Veya June Bug diyorlardı. Magic o günleri şöyle hatırlıyor;’’Sabahları erkenden sahaya koşar bütün gün alıştırma yapardım. Alışverişe topumla sağ elimde dripling yaparak giderdim. Dönerken de sol elimle devam ederdim. Geceleri bile topumla uyurdum.’’

Johnson ilk defa Everett Lisesinde basketbol yıldızı olduğu dönemde ‘’MAGİC’’ lakabını alarak öyle çağırıldı.

Johnson’a hayatı boyunca isminin önüne geçeceği bu ismi lisede ki bir maçta yaptığı 36 sayı 16 ribaunt 16 asist yaptığı bir maçtan sonra alır. Hatta johnsonın aşırı Hıristiyan olan annesi bu lakabı günahkar bulmuş ve tüm bu yıllar boyu pek istememiştir.

Johnson lise son sınıftayken Everett’i 27-1 lik galibiyet yüzdesi ile eyalet şampiyonluğuna taşır. Bunu yaparken ‘’magic’’ oluşunun hakkını vermiştir ve 28.8 sayı 16.8 rib ortalamaları yakalamıştır.Liseden sonra Johnson ailesine yakın bir yerde eğitim görmek istedi.Bu sebeple Doğu Lansing deki Michigan State Üniversitesine kaydoldu.
İlk sezonunda 17 sayı 7.9 ribaunt 7 asist ortalamaları yakaladı.Ve 25-5 lik galibiyet oranıyla ‘’Big Ten’’ konferansında şampiyonluğa taşıdı.

2. sezonunda All-American seçilen Johnson liderliğiindeki Michigan State bu kez 1979 yılında belkide kolej basketbolu tarihinin en unutulmaz maçına Larry Bird li
İndiana State i 75-64 lük bir skorla mağlup etmişti.İlk kez şampiyon olan Michigan state bunu öncelikle bir büyüye borçluydular o büyü Magic Johnsondu

Ayrıca Larry-Magic rekabetini tohumları sağlam olarak atılmıstı.

Üniversitede her başarıyı elde ettikten sonra son 2 yılı pas geçmeyi tercih edip 1979 draftına girdi.Ancak 3 yıl önce Utah’ın Gail Goodrich karşılığında Lakers’a
Verilen 1. tur seçme hakkı onlara büyülü bir fırsat vermişti ve seçilen kişi Earvin’’Magic’’ Johnson dı.

79-80 sezonunu başlarken Lakers’da bir çok değişim gözlenmekteydi.Takımın yeni bir koçuyeni bir sahibi ve 7 adet yeni oyuncusu vardı.Takımın yeni sahibi

Dr.Jerry Buss ilk icrahatı takımın başına coach Jeff McKinney’i getirmek olmuştuancak büyük bir aksilik sonucu sezonun başında iken daha 14. maçında iken McKinney bir bisiklet kazasında ciddi yaralanmış ve ayrılmak sonunda kalmıştı.Ve o zamanlar hızlı oyun denilen işin mucidi olan Paul Westhead getirilmişti.

Johnson’un ilk NBA maçını seyreden kişiler onun kariyeri boyunca göstereceği çoşku ve katacağı heyecağana o gün ilk kez şahit olmuşlardı.Clippers’ı yenmişlerdi ve Magic NBA şampiyonluğu kazanmış gibiydi.Herkesin boynuna atlıyorortada zıplıyordu.
Kaptan Kareem Abdul Jabbar döndü ve ‘’Evlat sakin ol daha 81 maçımız var ve emin ol play-offlar buna dahil değil’’ dedi.

O sezon yılın çaylağı ödülü Larry Bird’e giderken Lakers NBA şampiyonluğunu kazanıyordu.Lakers 60-22 lik galibiyet oranıyla ligdeki en iyi 2. dereceyi elde etmişti.

Magic oynadığı 77 maç sonucunda rookie yılında 18 sayı 7.7 rib 7.3ast ortalamarı elde etti.Ayrıca Elvi n Hayes ten sonra çaylak ilk 5 başlayan tek oyuncu olmuştu.

1980 finallerinde 76’ers’a karşı Johnson şampiyonluğu getiren ve Philadelphia’nın sahasında oynanan 6. maçta NBA tarihini en muhtesem ve büyülü performanslarından birini sergilemişti.
5. maçta 40 sayı atan kaptan Kareem ayağını burkmuştu ve Lakers ondan mahrum kalıyordu.
20 yaşında ki Johnson 6. maçta sakat Jabbar’ın yerine pivot meyki oynayarak hemde layıkı ile yaparak 42 sayı 15 rib 7 ast 3tç gibi bir maç çıkarır ve takımını galibiyete ve şampiyonluğa taşır.Bir ilke de imza atmış olur İlk defa bir çaylak Play-off MVP’si olmuştu.Ve Koçu onun için’’ Biz onu film yıldızı sanarken o gerçek bir ağır işci çıktı’’ der.

Sonraki sezon Johnson içinde Lakers içinde hayalkırıklığı olmuştur.
Çünkü magic 45 maç kaçırmıştır.

81-82 de toparlanıp da gelen lakers ve Johnson şampiyonluğu ve play-off MVP liklerini alır.Fakat bu sezon magic için çalkantılıydı Lakers’dan az daha ayrıllıyordu.Wethead yeni bir hücum stratejisi bulmuştu ve magic bunda rolünün azalacağını düşünmüştü bu sistemi ve westhead’i istemiyordu.Sonunda Westhead gönderilmişti Magic galip gelmişti.

Yerine yardımcısı olan Pat Riley gelmişti.

Riley’li ilk maçta Lakers taraftarı kendilerine 2 şampiyonluk kazandıran koçlarına üzülmüş ve Magice kızmışlardı.MAgic sahada yuhalanıyordu.
Bu tepki all-star da etkisini gösterdi ve sakatlandığı yıl hariç ilk defa ilk beşliği kaçırmıştı.Johnson hep sustu ama Play-offlarda değil ...

Westhead üzerinden 2 yıl geçmişti ve sezon Magic için iyi fakat Lakers için acıydı.magic asist krallıklarını kimseye bırakmadı.Ancak NBA finalinde WorthyMcAdooNorm Dixondan yoksun Lakers 76’ers’a 4*0 süprülüyordu.
84 NBA finalinde de MAgic’in yaptığı hatalar ona Tragic Johnson lakabını getiriyordu.Magic’in rakamları iyidi ama takıma faydası olmuyordu...

Ama o magicliğini gösterdi ve bundan sonraki 4 yıl asist rekorları 3 şampiyonluk yükseltiği sayı yüzdeve ortalamaları onu geri getirdi ve Lakers’ıda tabii.
86-87 de uzun dönem kaptan Jabbar’dan yoksundularMagic bir çok profosyonel scout’un yapamaz dediği şeyi yaptı.

Skor üretti.Önce houston’a 38 hemen arkasına Sacramento’ya 46 kaydetti arık daha da bir büyülü olmuştu.
Elde ettiği 23.9 sayı averajı en yüksek ortalaması olarak tarihe geçti.
O sezon Magic için bir ilk daha olur

Normal sezon MVP ödülünü 8 yıllık kariyerinde ilk defa alır.Fakat rakibi Bird’in hazırda 3 tane vaardı.Johnson bu ödülü gerçekten istiyordu ve Los Angeles Time a ödülü almadan 1-2 gün önce ‘’o(bird) 3-0 önde bu beni rahatsız ediyor.’’der

(Magic daha sonra açığı kapatıp arayı 3-3 yapacaktı zaten)
Johnson 87 yılında Boston’ı Finallerde 4-2 geçerek 3. kez play-off MVP liği almıştır.Ayrıca bu yıl 40 ındaki Jabbarın arık kaptanlığı ve Liderliği MAgic’e teslim ettiği yıldır.
Jabbar bunu yanında ona sky hook’unu da bırakmıstır ve MAgic kendi yorumunu dakatarak bu atışla çok canlar yakmıştır.

1988 yılında Detroit’i zar zor4-3 mağlup edip NBA şampiyonu olurlar zaten Bad Boys yüzünden bir sonraki şampiyonluk için 12 yıl beklemek zorunda kalacaklardı.
88-89 da Kaptan Jabbar 42 yaşındaydı ve artık son sezonuydu.Detroit’i bir kez daha yenip onu öyle uğurlamak istediler fakat olmadı.Bad Boys ismine yakısır bir kötü son yazmıştı.4-0 felaket olmustu bu...

90 yılında da Finale çıkamadan Phoenix ‘e boyun eğdiler.

91 de Magic son bir atak la 58-24 lük galibiyet serisi ile play-offlara ordanda finale taşıdı ama arık biten bostonlakersbad boys hanedanlıklarını üstünde bir yer edinmek isteyem majestelerini konakladığı takım olan Chicago Bulls’a 4-1 le elendielr.Bu Magic’in 13 yıllık kariyerindeki 9. ve son finali idi.

91-92 den önce 7 Kasım’da tüm dünyayı bu sefer kara bir ‘’büyü’’ sarmıştı MAgic daha 32-33 yaşındaydı ve Aidsti.Çocuklukdan beri bırakmadığı topu bırakmak zorundaydı artık....
Fakat Magic hep büyülü anları sevenlerine yaşatmıştı.Artık taraftarın sırasıydı ve 92 All-Star maçında oylarla ilk 5 çıkar.5 aydır hastane ev arası temposunda basketi almamış ve ilaç alımındadır.
Fakat bunlar bir ‘’EFSANE’’ için engel değildi ve yıllarca izlettiği resitallerin örneklerini vererek batı takımına galibiyeti getiriken son dakikalrda Jordan ve Isıah ile yaptığı 2li mücadeleler ve Isıah üzerinden attığı üçlük hafızalardan silinmez olmustu artık. Ayrıca All-Star MVP liğini ve son MVP ödülünü almıştır.
Bu arada Aids ile mücadele ve katkılarından dolayı Walter Kennedy ödülünü almıştır.

92 yılında barcelona olimpiyatlarında ezici ve büyüleyici bir takımla beraber olimpiyat altın madalyasını almıştır.

93-94 de 16 maç koçluk yapar ama MAgic bu işin adamı değildi oda Lakers ın bir parçası olma adına Lakers hissedarlarından oldu.
Ama gene de basket aşkını bastıramaz ve 32 maç 95-96 sezonunda oynar eski halinden bir eser yoktu şimdi belki am o gene magicti ve onu saha da bir no look atarken görmek bile Lakers için yetiyordu.115 kg bile olsa ve 4.5 yıl topla buluşmamış olsada.
Ve son kez bırakır basketbolu.
Johnson NBA de oynadığı 13 sezon boyunca

17.707 sayı (19.5) 6559(7.2rib) 10.141ast(11.2) Ayrıca all-star tarihinin bir maçta(22) ve toplamda en çok asist yapan oyuncusu olmustur(127) ve en çok 3 sayı atan(10)

96-97 de NBA tarihini gelmiş eçmiş eniyi ve başarılı 50 oyuncusu sahne alırken ordaydı.Ve Ezeli rakibi ve dostu(zaten Magic tüm ezeli rakipleri ile dosttu JordanIsıah;LArry) Larry Bird onun için:’’Hayatımda gördüğü en iyi oyuncu olduğunu kesinlikle söyleyebilirim.O her zaman herkesin üstündeydi ve Orda kalacak’’
Başka söze ne hacet bir insan ezeli rakibini bile kendine dost edinip ondan iltifat işitiyorsa o gerçek bir ‘’EFSANE’’dir.
•KαrαmsαŘ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 03-02-2008, 12:23   #15 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
Bir öğretmen lisesinde kaleci ve forvet olarak futbol bir yıldız olarak da hentbol oynayan bir adam bir gün arkadaşları tarafından uzun bir adama ihtiyaç olduğu için basket maçına çağrılıyor.Ve 2-3 yıl içinde kendini Houston Cougars da bir yıldız olarak buluyor.
Ve daha sonra da NBA gördüğü en güzel “Rüya” oluveriyor.

Bu rüya belki de NBA*in en iyi ve kesinlikle en spektaküler pivotu olan Hakeem Olajuwon*dan başkası değildir.O gerek defansif yönü özellikle muazzam blokları olsun iyi bir top çalıcı oluşu olsun gerek hücum yönü fadeaway jumplarıjump shotları ve inanılmazdurdurulamaz “Dream Shake”leri(rüya karmaşaları) ile o NBA*in gördüğü en güzel Rüyaların başında geliyor.

NİJERYA Yılları

Bu hafta 2. yabancımızı daha doğrusu yabancı asıllı oyuncumuz olan Hakeem var.Esas adı Akeem Abdul Olajuwon
Belli bir statüdeki Nijerya*ya göre biraz hallice bir aile nin çocuğuydu ama sadece geçinir derece.
İmkanlar dahilinde Nijerya*ya oranla iyi bir eğitim düzeyi sayılabilecek bir yer olan öğretmen lisesine kayıt oldu atletik vücut yapısı ve esnekliği ile hemen futbola ve sevdiği hentbola yazıldı.Zaten dönem sporu hentbolatletizmfutbol ve yerli oyunlardı.Ama atletikliği ve boyunun uzaması ile bir gün okul;
“bize ortayı kapatan uzun bir adam lazım”diyerek idare ten bir adam aldı. Fakat O idareten uzun 2-3 NCAA in en iyi takımlarından Houston Üniversitesi Houston Cougars ın yolunu tuttu.Houston uzun dönem planıydı bu.Bu adamı önce şehirlerini üniversitesinde eğitip onla başarılar elde etmekonu denemekti.Sonra da onu NBA e Rockets a almaktı.

Houston*a gelen Hakeem birden Nijerya nın kalabalık ve yoksul şehirlerinden sonra kendini Teksas da buldu.Ve daha sonraları Houston*ı çok sevdiğini söyleyen Hakeem sebep olarak Houston*ın da Nijerya gibi sıcak ve aynı iklime yakın bir yer oluşunu gösterdi.
İlk geldiğinde İlk yıl zorlansa da artık oda takımının yıldızı idi diğer bir yıldız ise Clyde ”The Glide” Drexler dı.
Phi Slamma Jama lakaplıher maçı bir Slam Dunk turnuvası gibi geçen bir Cougars yaratmışlardı.Ve bu keyfin yanına da 3 NCAA finalide koysalarda Ewing*li GeorgTown ve Michael Jordan*lı North Carolina*ya yenilmişlerdi.
Hakeem başlıca bir yetenek ve gözlem abidesi idi.Öğretilen ve izletilen şeyi çabuk kapar her öğrendiğini geçmişindeki futbol ayak ve hentbol el oyunlarıyla da birleştirerek basket fundementalına akıcı bir kontrol getirmiş ve bunu tek temsilcisi olmuş her zaman ama daha çok acemiymiş.

15-16 yaşında az biraz baskete başlıyan bir gençken 6-7 yıl içinde NBA*e Draft 1.si olarak girecek kadar iyi bir oyuncu olmuş.

NBA

84 Draftında bir çok yıldızı geride bırakarak 1. olarak NBA e adım attı.Elbette uzun ömürlü bu taktik gereği Alan takım Houston Rockets oluyordu.Fakat Houston işi yarım yapmıştı bir yıl önceki drafta alabilecekleri halde Hakeem in belki de en iyi anlaştığı oyuncu olan Cougars arkadaşı Clyde Drexler yerine NBA de ilk defa denene bir hamle ile 2 uzun ve atletik uzunu takıma emanet etme açısından Ralph Sampson*ı almışlardı.
Böylece NBA in ilk ikiz kuleleri dikilmişti.Ama bu sadece 87 ortasına kadar sürecekti...
Daha ilk yılında 20 sayı+10 rib. ortalamasını yakalayan Olajuwon bunu daha üst rakamlarla daha 13 yıl sürdürecek ve tarihteki yerini rekoru ile alacaktı.
Artık CBS televizyonun yayınladığı basket kasetlerinde Pivot eğitiminde Jabbar-Worthy veya Parish-McHale ikilisi değil Hakeem-Sampson ikilisi boy gösteriyordu.
Hakeem daha “Dream Shake”lerini olgunlaştırmamış ve efsane “The Dream” havasına girmemişti ama şimdiden pozisyonun en iyilerindendi.Daha 2. senesinde İkiz Kulelerin en etkili elemanı olarak genç yaşında NBA finallerinde Boston*ı zorlamalarına rağmen kaybettiler.Fakat esas akıllarda kalan Batı Konferans finalinde Hakeem in tek başına Lakers ı yenmesi ve özellikle Kareem*e büyük üstünlük sağladığı maçlar akıllarda kalmıştı.

3. senesinde artık ufak dream shakelerle rakip uzunların aklını karıştırmaya başlamıştı.Savunmadaki hareketliliğiyle de top çalan ve caydırıcı bir etki olarak mükemmel bir blok makinesi idi.
3. senesinde artık döneminin en iyi pivotu olarak gösteriliyordu.Moses Malone ve Kareem Abdul Jabbar çok yaşlı Ewing çok genç Parish ise çok vasıfsız kalıyordu Hakeem in yanında
Ve bu 3. senesinde takımının 13 kategoride 1. si olsa dahi Final için 94 e kadar beklemeli ve çalışmalıydı.
89da Hakeem Olajuwon NBA Tarihinde ilk ve tek olan bir şeyle ismini duyurdu.
İki yıl üst üste bloktop çalmasayıribaunt kategorilerinde ligi ilk 10 da bitiren ilk ve tek oyuncu olmuştur. 89-90 (4.60) 92-93 (3.60) ile blok krallığını kimseye bırakmadı.Ve 90-91 ve 92-93 de ribaunt krallıklarını da bırakmıyordu.92 de 26 sayı 13 rib. 4.2 blk. 3ast 1.8 tç. Ortalamarı ile ligi bitirse de hatta draft edildiğinden beri en iyi yılını geçirsede MVP süperin süperi Michael Jordan”ındı.
Hakeem Müslümanlığa bağından dolayı Akeem ismine HÂK(yani Allah*ın sıfatlarından biri olan Hak dan gelme) dan esinlenilerek Hakeem olmuştur.
92-93 de Rudy Tomjanovich takımın oyun düzenini değiştirmişti.Bu oyun setleri Hakeem*den gerek sayı gerek dayanıklılık olarak en iyi şekilde faydalanma adına oturtulmuştu.
Hücumda; iyi şütor gardlar pota altında topu Hakeem le buluşturuyorlar Hakeem e 2-3 lü sıkıştırmalar gelip te Hakeem sayı atamazsa dış oyunculara verdiği paslarla bomboş şutlarla skor yükleniliyordu ama bu sadece sıkışıldığında yoksa tek başına Hakeem 2 uzun bir forveti potada avlayacak kadar fundementalına hakimgüçlü ve çabuk ayaklara sahipti.
Defansta ise; zorlama ve presli bir arka alan savunması sonucu rakip oyuncuları Caydırıcı Hakeem ve güçlü Thorpe un olduğu bölgeye sürüklüyorlardı.

Hakeem lige Robinson*ında gelişiEwing*in gelişimi hatta çaylak Alonzo Mourning ve Shaq ın katılımı ile artık daha çok rakibe sahip gibi gözükse de gerek kendi gerek tüm otoriteler ve basketbol severlerde biliyordu ki hiçbiri Hakeem in ayarında değildi.
Hakeem 94*teki şampiyon olduğu dönemine kadar ve sonrası belli bir döneme kadar bir NCAA oyuncusu gibi antrenman yaptı ve çalıştı.Kendini düşünen bir gösteriş adamı değil takımına yararlı olma ve basket aşkı adına azmini kullanıyordu.Gerek hücum gerek defansta farklı varyasyonlar geliştiriyor ve onlarda ustalaşıyordu.


Önceki sezon play-off yapamayan Houston 93 te Ortabatı 1.si oluyordu.Olajuwon ise ;Phoneix*i NBA finaline çıkaran Sir Charles Barkley*nin arkasında ve gene takımını NBA finaline taşıyan Michael Jordan*nın önünde MVP sıralamasında 2.liği kapıyordu.

Şampiyonluklar

94te Hakeem yıllarca yaptığı çalışmaların takım için emeklerinin karşılığını almaya başlıyordu.58 galibiyetle Lig birincisi oluyordu.
Hakeem*de hakkı olan MVP*liği aynı zamanda en defansif oyuncu ve Play-Off MVP*liklerini de toplayarak bunu tarihte yapan ilk ve tek kişi oluveriyordu.

Finallerde muhteşem bir seri sonunda Houston New York*u geçiyordu.İlginç olan iki takım da konferans finalinde geçen senenin iki finalistini eliyorlardı.
Finalde kazandıkları maçlarda da kaybettiklerinde de Ewing-Hakeem çarpışmasının açık ara galibi Hakeem olmuştu.
Zaten yetersiz kadroyu tek başına uçuruyordu.

94-95de şampiyonluğu korumak istiyorlardı.Rudy ve Hakeem başta olmak üzere bunun bir daha yaşanacağına inanıyorlardı.Kadro bu iş için yetersiz görülse de Hakeem ve dolayısı ile Houston lige çok iyi bir başlangıç yapmışlardı.Fakat Rüya kaybolunca yani Hakeem sakatlanınca takım ne yapacağını şaşırdı ve tek çare Hakeem yokken en azından takıma bir yön tayin edebilecekHakeem varken de onun yükünü hafifletecekti ve çare yıllar önce 83 draftında almadıkları Hakeem in yakın arkadaşı Clyde Drexler*dı.Thorpe Portlant da Clyde Hakeem in yanını gittiler.
Takım biraz kendini toparlasa da ancak Play-Off a 6. sıradan yer bulabilmişlerdi.Ve hiç kimse hatta Houston*nın kendi yönetimi bile bu takıma şans tanımadı.Haksızlar da demek doğru olmaz aslında çünkü; şampiyonluğa giden yol 62 galibiyetli San Antonio 60 galibiyetli Utah 59 galibiyetli Phoneix den geçiyordu ve Houston hiçbir maçında saha avantajına sahip olmayacaklardı.Rakipler son derece de formdaydı.

İlk turda geriden gelerek Utah*ı 3-2 geçseler de bunu herkes son bir çaba ilerisi yok diye değerlendirdi.2. turda 1-3 ten Drexler*ın ve özellikle Hakeem çabalarıyla 4-3 e gelerek geçtiler.
Herkes hem şaşkın hem de eski şampiyonun kahramanca çabasından dolayı coşkuluydu.Gene de Konferans finalinde ki tüm tahminler 4-1 San Antonio lehine idi.Fakat Hakeem ve arkadaşları ders vermeyi çok sevmişlerdi bir kere...
Olajuwon ilk 2 maç Robinson*a üstünlüğünü kurdu ve durumu 2-0 Houston lehine yaptı.Sonra ki 2 maçta Hakeem Robinson*ı iyi savunsa da diğer oyuncuların etkisiz kalışı ile durum 2-2 ye gelmişti.
Hala herkes artık San Antonio*nun vakti dese de Hakeem Robinson*a hayatını dersini vermişti ve rahat Drexler da iyi bir katkı sağlamıştı ve 4-2 sonucu şampiyon hiç şans tanınmayan Houston Rockets oluyordu.Ve Hakeem o sene MVP likte yarıştığı fakat sakatlıktan ötürü iyi bir istatistiğe sahip olsa da ödülü kaptırdığı Amiral*e esas daha doğrusu gönüllerin MVP si kimmiş onu göstermişti.
İnanılmaz seriler sonucu Finale yükselen yaşlı ve yorgun Houston*a kimse şans tanımıyordu.Çünkü rakip genç ve güçlü Orlando Magic ti.
Hakeem gene iyi bir uzunla kapışmak zorundaydı genç ve güçlü Shaq vardı.

İlk maçta o efsanevi anlar olan Nick Anderson”ın arka arkaya 4 faul kaçırışı ve buna cevap olarak Kenny Smith*in 7 üçlüğü ile deplasmanda maçı Houston alıyordu.Houston*a hala şans tanınmasa da artık bu kadar da olmaz dedirten Hakeem ve Houston 4-0 la Orlando yu eziyordu.
Ve böylece bir çok rekoru kırıyorlardı.6. sıradan gelerek ev sahibi avantajına sahip olmadan tüm takımları hatta 50 galibiyet üzeri tüm takımları eleyerek şampiyon olan ilk ve tek takım Houston Rockets oluyordu.Ve bu rüyanın başroldeki adamı başka bir “rüya” olan Hakeem “The Dream” Olajuwon oluyordu.

Hakeem*in rüya karmaşaları Shaq*ın aklını da bir hayli karıştırmıştı.
Olajuwon*un final ortalamarı 32.8 sayı 11.5rib. 3.2 blk. 5.5 ast. 2.8 t.ç. oluyordu.Hakeem*in 22 maçlık Play-Off ortalamarı ise 33 sayı 10 rib. 3 blk. tu.Hakkıyla da MVP*liği alıyordu.

DÜŞÜŞ

96 da takıma şampiyonluk hasretine sahip Charles Barkley geliyordu ve 2 yıl daha iyi dönemler geçirseler de sakatlılar onları bir arada oynamasına izin vermedi.98 de Drexler gitti ve dağılan Chicago dan Pippen geldi.fakat gerek yaşlılık gerek bıkkınlık sonucu takım dağıldı.Barkley*de bıraktı.Hakeem*in hep bel ve diz sakatlıkları olmuştur ama birde kalpte ritim bozukluğu çıkınca Houston bence hiç yakışmayan bir hareket sonucu Hakeem*e bir yıllık kontrat verip sene sonu takımında veda etmesine izin vermeyerek 2000 yılında onu resmen Toronto*ya “postaladı”!1 yıl sakatlıklarla cebelleşerek çok kısıtlı süreler alarak bitirdiği sezon sonunda 8 sayı 7rib. 1blk. ortalamarı yakaladı.
Ve artık yeter diyip Kasım 2002*de bıraktığını açıkladı.

Hakeem kendi kişiliği gibi oyunu da akıcı ve dengeli idi.Defansta yeri gelir Panter olur.Hücumda yeri gelir “The Dream” olur.

Ben biraz Dream*in kendi icadı olan ve onu Dream yapan başlıca özelliği olan “Dream Shake”lerinden( rüya karmaşalarından) bahsedeyim.

Bu hareketin güzelliği sayısız varyasyondan oluşması ve bir dream shake ile diğerinin aynı olmaması.Yani kendi hareketini yapıyor fakat hep farklı bir figür birleşimini izlettiriyor.
Olajuwon oyununda gard ve forvet oyunlarını da barındırır.
Hakeem ligin gördüğü ayağı ve elleri en çabuken esnek pivottur.
David Robinson bu hareket için ; “Gelir size 2-3 karmaşık hareket yapar ve bakışlarınız arasında sayıyı atar” der.
Halbuki O 2-3 hareket kendi içinde topa hamle yapılana kadar spin spin feyk pump and jump feykup and under gibi binlerce hareket;
Hamle sonu bir spinspin movefade away shotjump shothook shot veya smaçla bitirir.
Bu hareket te süreanbölgeyön gibi temel kavramlar olmadığı için tahmin bile zor yürütülebilmektedir.
95 Batı finalinde Robinson*a topu “Bunu mu arıyorsun?” der gibi uzatır sonra bir spin feyk bir jump feyk(bu arada amiral havada boş boş beklemektedir.Ve sonuç havadaki amirale up and under yaparak kolay bir turnike atar ve savunmasına doğru gitmekte iken Robinson gördüğü rüyadan ya da ona göre kabustan yeni uyanmıştır.
Ve bunlar gibi bir sürü avlanan oyuncu...

Hakeem hücumu yanına defansını da katmıştır.Blok da toplam 1.si top çalmada 6.sı pivotlar arasında hatta 2.10 üzeri her oyuncu arasında da 1.dir.
O gösterişli oyununa ters orantılı sadece takımı için oynayan dengeli bir adamdı Hakeem.

Bence Hakeem çift yönlü mükemmel oyunu ve fundementalı ile 11 şampiyonluklu Russelrakamsal olarak yanına yaklaşılamayan Chamberlain 20 senelik rekorlarla ve 5 şampiyonlukla dolu kariyere sahip Abdul Jabbar ve gücüne yaklaşılamayan Shaq gib devlerin önünde gelir ve NBA in en iyi pivotudur.
Ayrıca kesin bir şey var ki 84-98 döneminin Jordan sonrası en iyi ve dominant oyuncusudur.

O NBA*İN GÖRDÜĞÜ EN GÜZEL “RÜYA”

Kariyer Rakamları
50 kişilik şeref listesinde üst sıralarda üst düzey bir oyuncu.

20 sayı-12rib. ortalamasına sahip 8kişiden biri.

NBA tarihinin toplamda en çok blok koyan 1. oyuncusu (3.830)

NBA tarihinin toplamda en çok sayı atan 7. oyuncusu (26.946)

NBA tarihinin toplamda en çok ribaunt alan 9. oyuncusu (13.748)

NBA tarihinin toplamda en çok şut sokan 6. oyuncusu (10.749)

NBA tarihinin toplamda en çok süre alan 9. oyuncusu (44.222)

NBA tarihinin maç başı en çok blok yapan 4. oyuncusu (3.10)

NBA tarihinin toplamda en çok top çalan 6. oyuncusu (2.316)

NBA tarihinin Pivotlar arasında ve 2.10 üzeri oyuncular arasında en çok top çalan oyuncusu

1 lig2 Play-off MVP si

2 Kere En Defansif oyuncu ödülü

NBA tarihinde Lig ve Play-off MVP liği ayrıca da en iyi defansif oyuncu ödülü alan ilk ve tek oyuncu.

12 kere All-Star

“ blok ve 2 Ribaunt Krallığı

NBA tarihinde 2000 blok ve 2000 top çalma platformundaki ilk ve tek oyuncu.

Play-Off*lar tarihinde bir maçta yapılmış en çok blok=10

Finaller Tarihinde bir maçta yapılmış en çok blok=8

NBA de yapılmış 4quadruple-double*ından birine sahip bir oyuncu=(89-90)18 sayı 16rib. 10ast. 11. blk

Kariyer “En”leri
Sayı=52
Ribaunt=26
Blok=12
Asist=12
Top Çalma=8
•KαrαmsαŘ• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)  
Digg this Post!Add Post to del.icio.usBookmark Post in TechnoratiFurl this Post!
Alıntı ile Cevapla
Eski 03-02-2008, 12:25   #16 (permalink)
 
•KαrαmsαŘ• - ait Avatar
•KαrαmsαŘ• - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Basketbolcuların Biyografileri

 
Doğum Tarihi: 1979
Doğum Yeri: İstanbul (Türkiye)
Boy: 2.02
Pozisyon: Şutör Gard
Diğer Pozisyon: Forvet
Ülke: Türkiye

Genel Bilgiler:

Kariyerine 1995-96 sezonunda Efes Pilsen'le başladı ve o zamandan beri Efes Pilsen'de oynamakta. 1998'te klüple 8 yıllık mukavele imzaladı.

Türk Milli Takımının oyuncularından. Milli Takımla 1997 Avrupa Gençler Şampiyonası ve 1998'te Dünya Gençler Şampiyonasında görev aldı. 1997-98 Türkiye Kupasını kazanan kadroda yer aldı. 2000 Avrupa Ligi final-four maçlarında en iyi ilk beşe seçildi.

Fiziksel ve Atletik Özellikler:

Uzun ve ince. Çok atletik bir yapıya sahip.

Hücum:

Birebirde oldukça başarılı iyi bir şut yüzdesi var ve çok iyi sıçrama yeteneğine sahip.

Notlar:

Doğal bir yeteneğe sahip Türk basketbolunun gelecekteki en büyük yıldız adaylarından. Çevik