Konu
:
Umutsuzlar Parkı
Tekil Mesaj Gösterimi
11-11-2007, 19:07
#
1
(
permalink
)
мυѕ†у
Umutsuzlar Parkı
Umutsuzlar Parkı
I
Biliyorsunuz parkların
Sizi çağıran tarafları
İnsanın gizli
karanlık köşeleriyle oranlı
Orada saklanıyor onlar
Çünkü her türlü saklanıyorlar orada
Bir yağmur öncesinin loş sokaklarıyla
Dağınık mavisiyle gözlerinin
Sevgi vermez kadın uçlarıyla
Korkuya
sadece korkuya sığınmış olarak
Eskimiş
kurtlanmış ikonlarıyla kiliselerinin
Yalvaran bakışlarıyla -nasıl da sevimsiz-
En kötüsü
belki en kötüsü
Bir duygu açlığıyla soluyarak
Parklara yerleşiyorlar
parkların
Onları çağıran köşelerine
Bir karıncayı selamlıyorlar
besili
siyah
Bacak aralarından
Çömelmiş
öyle sakin
Selamlıyorlar
"Günaydın" diyorlar atılmış bir kâğıt parçasına
Kuleler yapıyorlar ayak parmaklarından
Birinci katta bir kibrit çöpü oturuyor
Acılar alıp veriyor dünyadan
Dillerini gösteriyorlar
diz kapaklarını
Bir sıkıntı şiiri gibi
Sıkıntı
İşte
Tam orada duruyorlar.
II
Bu kimin duruşu
bu sizin en gülmediğiniz saatlerde
Her cümlede iki tek göz
bu kimin
Ya da kim korkuttu bu kadar sizi
Bu nasıl sevişmek
üstelik bu kadar hızlı
Ya da tam tersine
Boş vermek öperken
severken boş vermek sevmelere
Sulardan ürpermek gibi dokununca
Ya da ben kimi sarmışım böyle kollarımla
Kime söz vermişim
biraz da unutmak gibi
Denir mi
ama hiç denir mi
iş edinmişim ben
İş edinmişim öyle kimsesizliği
Kendimi saymazsam - hem niye sayacakmışım kendimi -
Çünkü herkese bağlı
çünkü bir yığın ölüden gelen kendimi
Konuşmak? konuşuyorum
alışmak? evet alışıyorum da
Süresiz
dıştan ve yaşamsız resimler gibi.
Ne çıkar sanki sardıysam sizi kollarımla
Unutmak
belki de unutmak olsun diye mi
Onu da tatmak gibi
Oysa ne bir evim oldu
ne de bir yerim var şimdi gidecek
Ama gitmenin saati geldi
Kirli bir gömleği çıkarıp asmak
Yıkayıp kurutmak ister ellerimi
Su içmek
saati kurmak ve sebepsiz dolaşmak biraz da
Açınca camları - diyelim camları açtık ya sonra? -
Sonrası şu: ben bir camı
bir perdeyi açmış adam değilim
Bilirim ama çok bilirim kapadığımı
Öyle iş olsun diye mi
hayır
Bilirim içerde kendimi bulacağımı
Dışarda görüldüysem inattan başka değil
Evet
çünkü bu karanlık işime en geleni
Kendimi saklıyorum ya
bir yığın ölüden gelen kendimi
Oramı buramı dürtüyorum
bunu sahiden yapıyorum
Ve açıyorum bütün muslukları
Diyorum sular mı böyle
sular mı olmalı
Ne geldiği
ne de gittiği yer belli
Olmuyor
gene kendimi düşünüyorum
Alıştım istemiyorum.
III
Binlerce
ama binlerce yıldır yaşıyorum
Bunu göklerden anlıyorum
kendimden anlıyorum biraz
İnsan
insan
insandan; ne iyi ne de kötü
Kolumu sallıyorum yürürken
kötüysem yüzümü buruşturuyorum
Çok eski bir yerimdeyim
çürüyen bir yerimden geliyorum
Öldüklerimi sayıyorum
yeniden doğduklarımı
Anlıyorum
ama yepyeni anlıyorum bıktığımı
Evlerde
köşebaşlarında değişmek diyorlar buna
Değişmek
Biri mi öldü
biri mi sevindi
değişmek koyuyorlar adını
Bana kızıyorlar sonra
ansızın bana
Kimi ellerini sürüyor
kimi gözlerini kapıyor yaşadıklarıma
Oysa ben düz insan
bazı insan
karanlık insan
Ve geçilmiyor ki benim
Duvarlar
evler
sokaklar gibi yapılmışlığımdan.
Bilmezler
kızmıyorum
bunu onlardan anlıyorum biraz
Erimek
bir olmak ve unutulmak içindeki onlardan
Ya da bir başkaca şey: ben kendimi ayırıyorum
O yapayalnız olmaktaki kendimi
Böyleyken akıp gidiyorum bir nehir gerçeği gibi
Sanki ben upuzun bir hikaye
En okunmadık yerlerimle
Yok artık sıkılıyorum.
IV
Biliyorsunuz
size geldim sadece
Kapınızdan aldım
ballı çöreklerinizden
Peki bu sevinmek niye?
Girdim ki içeriye yıllardır soyunuyordunuz
Ve işte giyiniyordunuz yıllarca
Bir Mısır
bir Roma
belki de bir Yunan elleriyle
Eski bir insandınız merdiven gıcırdıyordu
Her eski daha bir eskiyi uyarıyordu
Otlar ve geyikler duruyordu tanımsız sadelikler içinde
Sesler mi? acı sesler geliyordu erkeksiz
yanık
Bir türlü bakıyor
gene bir türlü soluyordunuz işte
Düşündüm
ama merdiven gıcırdıyordu
Olmazdı sanki gıcırdamasın
ürpermesindi bir yerimiz
Biliyorsunuz olmazdı
Ağzımız koksun
ama koksun
biz iğrençliğe de varız
Yatalım
leş gibi yatalım
öylesine alıştığımız ki bu
Bir kumru bir kumruyu tamamlasın
Bir yılan
bir fare bir deliği kapasın bu
Sadece bu.
Bak göreceksin nasıl da ayrılmak istiyoruz sonra
Nasıl da kaçmak istiyoruz birbirimizden
Yeniden yeniden yeniden
Yeniden hazırlanıyoruz
Sanki bir güzelliği ödüyoruz
Belki bir güzelliği ödüyoruz.
V
Biz olmayan insanlarız
ya da çok kuşkuluyuz - böyle
Nereden geldiniz
tam sizi soracaktım - böyle
Biraz da soğuk almışım
biraz da içki
biraz da bahçe
Yukarı çıkalım
hadi çıkalım
annem çay pişirir size
Çünkü o bizim yukarda her zaman bir mavi olur
Güneşler girer çıkar ellerinize
Biriyle konuşuyorsunuz
olmayan biriyle
hadi sevinin
Kim bilir
belki de buluşursunuz
Söz verip sizi bekletenlerle
Sonra da çıkarız - niye olmasın - bahçeye çıkarız birlikte
Otlara basarız
dallara değeriz
bunları hep yaparız
Biraz da susmalıyız. İnsan bir şeyler aramalı kendinde.
Dedim ya
annem de var
ama çay pişirmez size
Durur da durur işte yıllanmış heykeller gibi
Bilmem ki
bilmiyorum da
belki de benim annem yok
Belki de öyle beyaz ki
alışmış görünmezliğe.
Nereye gidiyorsunuz ama nereye
Sanki biz olmayan insanlarız biraz da kuşkuluyuz
Ya da çok kuşkuluyuz - böyle.
VI
Yüzümü size çeviriyorum
siz misiniz?
Elimi suya uzatıyorum
siz misiniz?
Siz misiniz
belki de hiç konuşmuyorum
Belki de kim diye sorsalar beni
Güneşe
çarşıya
kadehe uzatacağım ellerimi
Belki de alıp başımı gideceğim
Biliyorsunuz ya bir ağrısı vardır gitmenin
Nereye ama
nereye olursa gitmenin
Hüzünle karışık bir ağrısı.
İşte bir denizdeyim
dalgalar ortasında
Kim olsa denizci der
denizden anlayan der bana
Adımı bilmeden der
adımı bilmeden
Şafaklar kadar güzel adımı
O zaman bir kıvrılandır
bir kuruyandır dudaklarım
Ve gittikçe sıkılmaktır ülkesi sıkıntının
Sanki bir yokluğa
bir çaresizliğe bakar gibi
Nice yüzler görürüm
nice değişik kıyılar
İnsanı
o kayalar gibi sert insanı
Bekledikleri kadar.
Bir ağız
bir tütün
bir mızıka gerçeği gibi
Varınca kıyıya birden
Değilsin artık gemici.
VII
Bana bir şeyler söylediniz
anlamadım
Bir cümle
iyi bir söz
gene anlamadım
Doğrusu hiç anlamadım
siz ne demiştiniz?
Ben ne demiştim
ve çekip gitmiştim sonra
Öyle ya
niye hiç değişmedi bakışlarınız?
BİTMEDİ
DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.
O gün bugündür işte - ben mesela
Çok usta bir avcının gözleri karşısında
Bir çocuk olarak taptaze oyuncakların
Ve çok ölçülü saatlerinde ev kadınlarının
Ki birdenbire açılan kucaklarında
BİTMEDİ
AMA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.
Bitmedi anlaşıp soyunduğumuz gün - o beyaz
Bir taşı kaldırdığımda o akıl almayacak yaşayış
Tanrıyı sorduğumda
olur ya
günün birinde tanrıyı
Odama kapanıp saydığımda ayak parmaklarımı
Kapımı çaldıklarında - bunu size söylüyorum anladınız
Kaykılmış
büyümüş gözleriyle onların
Kim der ki yalan ve yalandır orda konuştuklarımız
BİTMEDİ
DAHA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ
Üstelik bitecek gibi değil
Biri kopmuş ayağından
biri kopmuş kimsesizliğinden
Sımsıkı tuttuğu dönerken köşeyi
Elinde bir bıçakla
Ve öldürmek isterken - kimiyse kimi
Gülünç
sebepsiz
bilinç altı
Ama tutalım
koyvermeyelim
Tutalım koyvermeyelim bırakın kibarlığı
Yanılmak kolay
üstelik çok belli işte yanıldığımız
BİTMEDİ
DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.
Paralar bozduruyoruz
gereksiz eşyalar alıyoruz bu yüzden
İçtikçe içiyoruz o çocukluk günlerinin yüzüyle
Birimi öldü ne
selviler
mezar taşları
kalabalık
Ya da bir masal mı söyleniyordu
hiç mi bitmeyecek bir
Masal
Kimbilir n'olduydu gene
İşte bir sevgilinin bırakıp gitmesi üzerine
Apışıp kaldığımız
yatıverdiğimiz yemekten sonra
Saatin kaç olduğu - üstelik sorulmaz ki
Sabah kadar sabaha
Uyuyup uyandığımız
BİTMEDİ
DİYORUM BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.
Evlere sığamıyoruz
öylesine büyüdü ki vücutlarımız
Ve konuşmalarımız
öyle büyüdüler ki peşi sıra
Hani hep bir olup da eve taşıdıklarımız
Kahveden
meydandan
sokak içlerinden
Bulup da çıkardığımız
Konuşmalar:
- Biri geliyor sözü değiştirelim
- Yürüsek açılırdık
- Bu ne uzun bakmak kendinize
- Ağzım mı kokuyor ne
yaa!.. çok kötü günümdeyim
- Akşama bezik
evet
siz ne içerdiniz?
- Annem mi
çok sevinecek..
- Belki de sinemaya gideriz..
- Bilirsin erken kalkmalı
yarın.. (gülüşler) yok canım!
- Siz yarın deyince aklıma ölmek geliyor
katıla katıla ölmek
- Bana kalırsa..
- Evet size kalırsa
- Bana kalırsa şimdiden eğlenelim
- Sus!
- Biri geliyor
- Biri geliyormuş sözü değiştirelim
Yengemin başı ağrıyor
tek sebebi büyümek
Masalar
tabaklar
hani şu kirazlar koyduğumuz
Kalmadı adım atacak yer bu yüzden
Oğuza söylemeli
bir daha çiçek getirmesin
Lale de saçlarını kestirmeli
Sonra gereksiz eşyalar var
bir gün oturup konuşalım
Örneğin şu hasır koltuk neye yarıyor
Bana kalırsa babamın mineli saati
Tek başına bütün bir odayı dolduruyor
Hele annemin güneş gözlükleri
Yarından tezi yok
çakımı
kol saatimi
eldivenlerimi
Aaa! Kitaplarınız
BİTMEDİ
DAHA BİTMEDİ ŞAŞKINLIĞIMIZ.
Üstelik bitecek gibi değil
Çok yaşlı bir kadın yün eğiriyor - düpedüz ilgisizlik
Bisiklet yarışları
akşam gezintileri
insan ne güzel eğleniyor
Bir hırsız giriyor ellerinize
polisler hırsızı kovalıyor
Daha akşama çok var - olsun - biri sizi öpmeye hazırlanıyor
Bense berbere uğrayacağım
şu saçlarıma bakın!
Üstelik bilmiyorum bu şarapları nasıl içiyoruz
Balıkları nereden geliyor soframızın hele
Yıllardır ama
yıllardır neyi koysalar önümüze
Alıştık
sadece bir türlü bakıyoruz.
İşte biz böyle yapıyoruz.
VIII
İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli
Size çiçekler aldım
adımı yazdım üstüne
iyi bilmeli
Korkunç bir Yahudi
korkunç bir pastayı bölüyordu ikiye
Bir avlu taptaze bir çaydanlığı gösteriyordu giderek
Oo! Demek bütün insanlar çay içecek
Bilmem
çok uzakta biri sevindi
Sonra ben sevindim; acı mı
sevinç mi
ama bilmeden
Belki de ilk olarak vardım ayakta durmanın tadına
Sıktım ki sıktım bir ara dişlerimi
Bir bakış
bir korku
ya da gereksiz bir eşya
Yani ne varsa atılması gereken sırtımda
Önce yavaş yavaş
sonra hızlı hızlı
Ve bir Ortodoks kabalığınca içten
Soyundum
yıkandım
ki görülmemiştir böylesi
Aklıma geldi derken; acı mı
sevinç mi gene aklıma
Ben ki bir ölüyü beklemekle geçirdim geceyi
Bir ölüyü ve ölünün bütün inceliklerini
Size çiçekler aldım
adımı yazdım üstüne
biraz da bunun için
Gözlerim görüyordu
öyle ki
benden ayrı görüyordu gözlerim
Dişlerim ağrıyordu
denir ki ayrıca ağrıyordu benden
Bilmem çok uzakta biri sevindi
Sonra ben sevindim
kadınlar sarışındı
Ben biraz esmerdim
o kadar
İşlerim kötü gitti
Bilseydim katılırdım savaşlar oldu ötemde
Yaşayanlar güzeldi
İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli.
Geçen yıl korkulu bir çağda uyandım
Sur dışlarına çıktım
sıcak havaları severdim
Mezarları gördüm
müzeler daha güzeldi
Annem sevinmek için boncuklar alıyordu çarşıdan
Ben boncuğu sevmem
hele kırmızı hiç sevmem
Demek çok uzaklarda biri sevindi
Sonra ben sevindim
o ben ki işte bütün gün
Bir ölüyü bekledim ve ölünün bütün inceliklerini
Biri bir cinayetten dönüyordu
şan getiren bir cinayetten
Biriyse bir köleydi
kâğıtlar kalemler içinde
Akşamlara dek bir masa katılığınca gün
Ama o gün bugündür ayrılmadım ben
Ayrılmadım işte o
Beklediğim ölüden.
Pek yakınım olacak
karım
ya da kızkardeşim
Belki hiçbiri değil
sadece bir kız
Öyle ki
biralar
yaz günleri
onunla biraz güzeldir
Ama çok iyi bir günde çıldırıverdi
Yalnızlıktan
İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli
Sonra temizce bir yemek yemiştim
hatırlıyorum
Dövülmüş kısraklar gibi uyumuştum
Bir şeyler ummuştum
umudu kesmek gibi
Sonra da gürültüler yapmak için dışarı çıktım
Kocaman bir adamdı dışardakiler
Bilmem
böylece kaça çıktı bekledim ölüler
İşte her bakımdan kendini arıyordu biri
Şaşırmış arıyordu - ben miydim neydim -
Yıkılmış
bunalmış
sürgün içinde
Kendini arıyordu
aynı renk
aynı biçimdeki kendini
İnsan doğduğu günleri iyi bilmeli.
Koşup duruyorken
önce aşkların peşi sıra
İyi günler
serin evler
baygın kokulardan gelen aşkların
Bu sanki en azından tanrıyla işbirliği
Ya da buluşmak gibi özüyle insanların
Oysa bir sığıntıydım çok uzaktan bir gülmeye
Yalvaran gözleriyle - açılmış açıldıkları kadar -
Ya da bir tilki avında kim bilir kimin inceliği
- Gözleri
ufukta bir yerdi işte gözleri -
Belki de yer alıyordum korkuyla avuntu karşısında
Belki de yitirilmiş
yok bakacak bir yeri
Ya da bir ölüydük işte ve ölünün bütün incelikleri
Size çiçekler aldım
adımı yazdım üstüne
iyi bilmeli
Korkunç bir Yahudi
korkunç bir pastayı bölüyordu ikiye
Bir avlu taptaze bir çaydanlığı gösteriyordu giderek
Oo! demek bütün insanlar çay içecek
Hayır! Çok uzakta biri sevindi.
IX
Artık ne uyanmak için bu sabahlar
Ne de bekliyoruz
beklemek için değil
Üstelik ne de bir karanlıkta anlatıyoruz bu düşünceyi
Ne açıp da ağzımızı tek kelime
Yok
hayır
kaskatı durmuşuz sadece
Durmuşuz; ölümü
acıyı
daha neleri durdurmak için
Evet bir de cins tuzaklar kurmuşuz gözlerimize
Tuzaklar ve sanırım herkesin işi bizi anlamak
Biz ki dört kişiyiz evde; ben
çocuklar ve karım
Artık adını sürdüremiyoruz gizli kalmanın
İçkiler içiyoruz
en çok da kötü içkiler - Hıh sığınmak!
Bilmem ki ne demeli
böylesi içinden geliyor insanın
Belki de alışıyoruz
soylu bir düşüncedir alışmak
Diyoruz
belki de
En önce İsa almıştır kendi söylevlerine
Sonra da biz; ya durmak
ya da bir zincirle oynamak bütün gün
Ya da pek olağan şey
katılmak bir döğüşe
Korkmak
o kadar korkmak ki sonuca varmak için
Sinmek
kalakalmak dört duvar arası bir yerde
Bakınca duvarlara - üstelik böyle de bakmak kendimize
Biz ki dört kişiyiz evde; ben
çocuklar ve karım
Artık tadını sürdüremiyoruz gizli kalmanın.
Karımı soruyordunuz
her zamanki gibi çok geveze
Bir gün onu yaşarken görmüştüm - görmüştünüz
Çiçek mi koparıyordu ne
elini tutmuştum tutmuştunuz
Yani ben ne yaptıysam
o sizin de yaptığınızdı biraz
Ben ki ne yapmıyordum
o sizin de yapmadığınızdı.
Karımı sormuştunuz
nedense ölmüştür karım
Sizinle yemeğe gitmek gibi kolay ölmüştür işte
O kadar kolay ölmüştür ki
belki de anlatırım
Ne süs
ne çiçek
ne de bir şölen
Üstelik ne de bir şey eksiltti gülümsemesinden
Konuşup duruyordu gene akşamlara dek
Kumarsa kumar
içkiyse içki
Yani bir kedi gelirdi arada bir
Bir köpek siyaha koşardı ellerinden
Bense o günlerde bir kürk tacirinin evinde
Tırnakları kirli bir oğlanla
Bir gemici durmadan bir sıkıntıyı anlatır
Şişeleri devirir elinin tersiyle.
Karımı sormuştunuz
nedense ölmüştür karım
Sizinle yemeğe gitmek gibi kolay ölmüştür işte
O kadar kolay ölmüştür ki
elbette anlatırım
Bana gelince
günlerce kendimi yokladım ben
Elimi kanattım
yüzümü kestim
kafamı vurdum bir yerlere
Uyudum uyudum uyudum öylesine
Ve şaşırdım böylece yemek saatlerini
Ve sabahlara karşı yattım
aklıma çocukluğum geldi
Sevdim ki sevdim o her zaman sevmediğim şeyleri
Koynuma bir bıçak yerleştirdim
düşmeyecek gibi eğilirken
Geceleri kapkalın adamlarla döğüştüm
Birinde yaralandım üç dikiş vurdular göğsüme
Bir gün de peşi sıra gittim bir adamın
Siyah elbiseli
siyah şapkalı
eldivenli
Adamsa ummadığım şey
bir bankaya girdi
İstediğim kirli işlere karışmaktı
olmadı.
Bir gün de bir lokantaya girdim
yanımda biri vardı
İğrendim
ama susmayı seçtim sadece
Böyleyken garsonun biri elini kesti
Çıkardı mendilini
bir düğüm attı üstüne
Masaya geldi derken usulcacık masaya
Geldi: ne içersiniz? sahi biz ne içer mişiz?
Şarap mı
konyak mı ve ne dermişiz viskiye
Çıkalım dedim o yanımdaki kız gibi herife
Başını salladı
kim olsa böyle yapardı
çıktık
Karanlık
uzakta surlar ve kadınlar geliyordu üstümüze
Bense şaşırmış gibi çıkalım diyordum durmadan
Adamsa bakıyordu
şaşırmış bakıyordu kendimize
Hep böyle diyordum işte
çıkalım çıkalım çıkalım
Çıkalım diyordum
çıkalım diyorduk
hadi çıkalım
Nereye
ama nereye?
Belki de biliyoruz
doğrusu bilmiyorum
biliyor musunuz?
Ben askerdim
yağmur mu yağıyordu
bir yere geldim
Üçüncü sınıf bir otele indim
tırnaklarım kirliydi biraz
Bir o kadar da kirliydi ayaklarım
Burnum mu kanadıydı ne; ispirto
pamuk
sırtüstü yatmak
Yattım öğleye kadar
otelci karısını dövdü aşağıda
Üç çocuğu vardı otelcinin
bir horozun başındaydılar
Sabahsa bir karışık şeydi
sanırım peynirler
salamlar kesiyordu
Adamlar
En ayıp yerlerini tıraş ediyordu biri
Alıştım gitti
Sonra yıkandım
tıraş oldum ben de
görmeliydiniz
Sonra da bir bara gittim - nee! Bara mı gittiniz?
Doğrusu müzelere gidecektim
biriyle buluşacaktım - sonra da
Tam üç yıl oluyor özlediğim bir kadınla...
Öldüyse
hayır ölmemiştir
nereden çıkardınız?
Neyse ben bara gittim
çıkarken anladım gittiğimi
Başım da ağrıyordu
üstelik alnımın üstünde koca bir yara
Ya duvara çarptımdı
diyorum
ya da kestimdi bir bardakla
Ya da kim bilir
bana sorarsanız tanrısal bir şey
Elbette
kim ne der
inanmışım ben
Bir keder
bir susuş ve bütün bunların yüze vurmuşluğuna
Otele döndüm sonra
oteller gidiyordu biraz
Girmeler çıkmalar
uzanıp yatmalar büyüyordu odalarda
Otelci duruyordu
karısı duruyordu
çocuklar durmuştular
Birden aklıma geldi
dilimi çıkarttım onlara
Dilimi çıkardım; sipsivri
kıpkızıl
ucunu oynatarak
Onlar ki biraz şaşkın
acıyorlar gibi biraz da
Sonra pek tuhaf oldu
ne yapsam
yalıyor gibi yaptım elimi
Öyle ya
elimi kestimdi ben - ne yani
deli değilim ya!
Yukarı çıktım
bilseniz çığlıklar içindeydi odam
Yataklar bir şeyleri kaydırıyordu soluk soluğa
Bardaklar büyümüş - o gün bugündür anlatamam büyümeyi
Çoraplar
gömlekler
kravatlar taşıyordu sokağa
Bir kedi esniyordu - ben gördüm - üstünde şehirlerin
Bir böcek - yetişir be - dünyayı yokluyordu bacaklarıyla
Yığılmış kalmışım öyle
sonradan anlattılar
İyi ki anlattılar
otelci karısını dövdü gene aşağıda
Biliriz
üç çocuğu vardı işte otelcinin
Ama bilmiyoruz
biz neydik ve ne olmağa.
Kalktım bir bara gittim - nee! bara mı gittiniz?
Doğrusu müzeleri gezecektim; biriyle buluşacaktım - sonra da
Tam üç yıl oluyor özlediğim bir kadınla
Kadın mı dediniz
dedim ya
ne olacak?
Hiiç!
Alışmak
sadece alışmak.
Ben o kadınla yattım mı
kör olayım bilmiyorum
İnanın yattımsa
Ama bilmiyorum.
X
"Ya ne yapmalı" diyor annem bu geçkin çizgileri
"Yıllardır aynı evdeyiz" bunu ne yapmalı
Babam: ve ne yapmalı diyor bu bir yığın geleneği
İşte bir sahnedeyiz: ev
gelenek
duygulu kadın
Bense ufacık taşlar üzerinde bir ufacık şey olmanın
Bir pencere beyaz
bir karanlık mayhoş
ne iyi
Sürüyle odalar
sürüyle gülüşler
sürüyle konuşmalar
Ne yazık! vakit de yok kurtarmak için geleceği
Düşünsek bile şimdiden - düşünemiyoruz ya
Üstelik ne çıkar bundan ve ne katardı yaşamımıza
Hiçbir şey! çünkü ne varsa içimizde gelecek için
Sanki bir öyküsü bu hayatı süslemenin
Soframız
yatak odalarımız
lambalarımız
Annemin tarih kitapları
babamın güneş gözlükleri
Kuyular gibi işte
şişeler sarkıttığımız yaz akşamları
Tavan arasındaki boşluk
gölgesi karşı duvarın
Kırlangıç yuvaları
yüzümüzden cins kanatların geçtiği
Kavunlar karpuzlar yardığımız
o yemekten ayrı düşündüklerimiz
o
Bir şey mi kaybettik öyle
kim bilir bize neler eklediği
Sonra bir bıçak gibi durduğu sarısı içe çökmüş lambaların
Babamın kaşları çatık
annemse düşünceli
Kim bilir n'olduydu gene
diyelim bir yoksulluk önceliği
Belki de hiçbiri değil
canımız sıkılmak istemiş o kadar
Annem: ve ne yapmalı diyor bu geçkin çizgileri
Böylece bir sahne daha: güneşler
alışmak ve biz
Sanki bir tramvaya bindik
az sonra ineceğiz
Aksilik bu ya
diyelim ansızın bozuldu tramvay
İndik ve yeniden beklemeye koyulduk hepimiz
İşte bir sahne daha: bir sigara yaktıydı babam
Annem saçlarını düzeltti
bir şeyler gösterdiydi eliyle
Bizse kısa bir oyun tutturduk
hiç! yetinmek için sadece
Öyle bir sahne ki bu: anladık
sevdik ve unuttuk herşeyi
Sonra bir tramvay daha geldi.
XI
Size baktığım yol uzamakta
Kendime baktığım yol uzamakta
Yoruldum
bunaldım
canım sıkılıyor
Eve dönmeliyim
iyi bir yemek
uyumak istiyorum sonra
Yok eğer uzayıp gidecekse bu iş
Derim ki vakit erken
hava da güzel nasıl olsa
Çocuklar görürüm
uzağa bakarım
saçlarımı tararım hiç değil
Belki de biri seslenir
güneşler güneşler tutan uyruğunda
Bir resim görürüm ya da - ortalık inceydi biraz
Ya da resim gördüm; köşede
antikacıda
Ve düşündüm diyelim yanında bizim şamdanların
Bir uyuşma olacak annemin saçlarıyla da
Ne zaman? elbette sabahları
Sabaha baktığım yol uzamakta
Uyumak
nasıl uyumak
daha bilmiyorum
İki perde arası soğuk bir limonata
Belki de çıkınca evden taşıtlar beklediğimiz
Ve taşıtlar beklediğimiz durakta
Birini gördüğümüz ya da
geveze
kaypak
sıkıcı
Bitmesi bir olayın - ölüm mü geliyor aklınıza?
Kim bilir
belki de ölüm
Ama korkmayın
bütün iş korkusuzlukta
Öyle ya
ha dibinde ölmek gümüş şamdanların
Ha bir cellat elinde
gözleriniz kapalı
Belki de yürüyorken iki taşıt arasında
Belki de bir intihar; güzdü
çiçekler vardı
Şişman bir adam kulaklarını tutuyordu dünyada
Dünyaya baktığım yol uzamakta
Ve biraz düşünsek mi
alıştık nasıl olsa
Kim bilir neyi istiyorduk
neyi anmıştık az önce
Dönsek mi dersiniz
gene dönsek mi oraya
Oraya baktığım yol uzamakta
Ya da bir bahçedeyiz - üstelik kadınlar vardı
Ağzınız
çatallar
tarçınlı pasta
Ya da bir toplulukta - iyi yaptınız!
Bu çok hoştur! "size söylüyorum" yaramaz çocuk!
Beni de sandınız! - evde mi? - hayır! Limonlukta
Ve hemen kalktınız
bir yangın yeriydi orası
Ya da aklınız olacak sizi bir yangın yerine bağladı
Kızgın güneşte bir şişe ispirtoyu devirdiniz
Kutsal bir iş yaptınız ve yerleşti sizde bu kanı
Belki de bir din devirdiniz; anneniz
annenizin saçları
Gümüş şamdanlar
sabah ışığı
vesaire
Ve sanki her olay
her davranış ölümün bitişiğinde
İşte evdesiniz
iyi bir yemek
uyumak istiyorsunuz sonra
İstemek
neyi istemek
daha bilmiyorsunuz
Açtınız radyoyu
ılıyan bir ses kanınızda
AIO
İAO
AĞ UĞ AĞ
Ve kahkahalar arasında kahkahalar
Orada
aşağıda
Tek umut
tek varış
tek kurtuluş gibi
Ve kaskatı kesilmiş
beyaz
Sallanıyorsunuz boşlukta.
XII
Bir kedi başını kaldırdı
ve adam esnedi - tak
Bir yüzü vardı kocaman düşüverdi avuçlarına
Bilmem ki gelir miydi? - saat üç buçuk - üstelik hava..
Sonra şu yağmur bulutu
boşandı boşanacak
Bir kedi ürperdi
ve adam yeniden esnedi - tak
Acaba?
Yazıldı saatin üç buçuk olduğu havaya
Boşandı
taptaze üçler halinde bir yağmur
Kim bilir
bu saatte
onu anlıyorum
Belki de unutmuşumdur.
İşte düğmeler
iğneler
ibrişimler satılan bir dükkânda
Herkesin akşamı onu buluyordu
Bir adam sakallarını yokluyordu kasılarak
Sizi bekliyorum - beni bekliyormuş - niye olmasın?
Bir bakış
bir gülüş ve yüzünü yüzüne tutuyordu ustaca
Adamsa şunu yapıyordu: hiçbir şey
ama hiçbir şey
Ne tuhaf! - Ben olsam! - ne çıkar ben olsam da
Gelmedi
gelmeyecek ve otuz yıl önce yazlıkta
Oturmuş bir köstebek yavrusunu bekliyor
Çıkmadı ama çıkacak - babası sesleniyor
Bir sofra duruyor
gerilmiş çilek kokularıyla
Tam çileğe geldi sıra
uzattı çatalını batıracak
Hayır! bir tuhaftır bu
insan gecikmek ister biraz da
Gecikmek: sanırız bizi bir şeyler bekliyordur olağanüstü
İşte ansızın biri çıkacaktır karşınıza
Hiç yoktan biri çağıracaktır sizi
Ya da bir kadın bayılacak
bir memur çıldıracaktır önünüzde
Bir kurşun
bir kurşun daha
Yere serecektir bir serseriyi
Gecikmek: bana kalırsa eve dönmeli en iyisi
Bir küfür
bir patırtı ve babası çıkışıyor
Annesi
annesi biliyor başına geleceği
Bahçede bir kız çocuğu erik ağacını sallıyor boyuna
Diyelim her olayda böylece bir şeyler bulunur
Kalsın
daha çok zaman kalsın diye hatırda
Bir gün
bir benzin deposu havaya uçmuştu biliyorum
Bir alev
bir duman
usulca sokulmuştum
Yanmış bir cep saatini aklımda tutmuştum yıllarca
Gelmedi
ama gelecek
nedense alıştık zamansızlığa
Bir kedi başını kaldırdı
ve adam esnedi bak
Demek siz! - koca ihtiyar! - ıslandım işte!
Saat üç buçuk
vallahi saat üç buçuktu gene
Hey tanrım neye yaradı sanki unutulmak
Kadın saçlarını tarıyor ve usulca sokuluyordu adama
Adamsa ayağa kalkıyor ve işte ayağa kalkıyordu ustaca
Dışarı çıkıyor
içeri giriyor
üç aşağı beş yukarı
Kadınsa domates doğruyor
yok mu ya bu yaz yağmurları
Evet
sahiden
niye?
Soruyor kadın:
Bu yaz yağmurları..
XIII
Şimdi her yerden bakıyorlar - demek uykusuzum -
Kral birini çağırıyor uykusuz bitmiş olarak
İşte Salı
akşama doğruyuz
Bay Kemik Taciri kestiriyor
Vahalam'da
bilmem ki neresidir Vahalam
Babamın
ak saçlı babamın açtığı yara
Bir tarla konusu
Oysa bre dolduran doldurana boşluğu
Babamın akıttığı kan
Bilmem ki neresiydi
neresidir Vahalam
Babamı tanıyorum; oysa çorabı
tütünü
acılarıyla o adam
Eksiği yok küfürden yana
Onu buğdaylar öldürecek
sapsarı öldürecekler onu
Belki de gelenek bu
Al kılçıklarıyla ve hep birden - tamam!
Bilmem ki neresiydi
neresidir Vahalam.
Kral birini çağırıyor
basarak parmağını kağıda
Bay Kemik Taciri çamurdan yüzünü üstümde tutarak
Hırçık ve kadınsal bir sesle çıkışıyor
Anlamak
sadece anlamak istiyor korktuğumu
Bir adam sokağın alt yanını doldurdu
Kırmızı elleriyle
Masa camında bir çınar yaprağı derinleşiyor
Evet
sizi anlıyorum
Yani kendimi
Saat beş
bu üçüncü çay
kalkınan bir yerimi öldürüyorum
Ve işte bilmiyorum katil kim
Bir burgu
gene bir burguyu oyuyor
Ve karım otuzunu dolduruyor bu akşam
Saat beş
diyelim erken dönmeli eve
Kral birini çağırdı ve işte birini kovmak üzere
Genel bir yanlışlık olacak
hadi kazandı Bay Kemik Taciri
Beni bu kemikler öldürecek
yağlı
pis hayvan kemikleri
Olanca aklığıyla ve hep birden - tamam!
Bilmem ki neresiydim
neresiydi Vahalam.
Kral tacını çıkarıyor
başı ağrımış olacak
Onu selamlıyorum
kapıyorum kapıyı ardından
Saat beş
bakınca camdan onu görüyorum
Camlarda iri gölge derinleşiyor
o
Kralsa tavana bakıyor
bir kristal avize haklayabilir onu
Bay Kemik Taciri karşıya geçiyor başarıyla
Ben sadece paltomu giyiyorum
Akşam
Kral birini çağırdı; biraz et
biraz da şarap
Oturmuş masaya Bay Kemik Taciri
Karısı ve dört çocuğuyla
Duvarda bir tüfek asılı
durmadan ona bakıyor
Tavşanlar
keklikler
turnalar oluyor tüfeğin ucunda
Başkaca bir şey olmuyor
Ben kötü bir meyhaneye dalıyorum
ortalık küf kokuyor.
Duvara alıştırıyorum gözlerimi - siz nesiniz duvarlar?
Hiiç! sadece duvarız biz
Öyleyse bir yarım saat
karım da bekleyebilir
Adamlar önce beyaz değil
sonra beyaz
Bir şapka gene bir şapkaya asılı
Bir palto gene bir paltoya
Bir adam kendiyle döğüşüyor bir adamda
Evet onu anlıyorum
- Yani kendimi -
Bir kadın bir sürahide biriyle sevişiyor
Bir burgu gene bir burgu oyuyor ayrıca
Bir adam dikilmiş ve dikilmiş içiyor durmadan
Hey tanrım! omuzlu
güçlü kuvvetli
Kocaman bir çocuk yüzü taşıyor yalnızlıktan.
Gece
saat on
karım otuzunda olmalı diyorum
Bir gidip bir geliyorum karanlıklarda
Çiçekler alıyorum
bitmeden çiçeklerini gecikmelerin
Ve dalıyorum içeri ışıksız bir kapıdan
Aranmak
yenilmek
ve hayır! utanmaktı Vahalam
Kral uyandı
karım iç çekiyor durmadan
Bir sabah ışığı kendini yerden yere vuruyor
Kızım uyuyor ve uyuyan biri gibi konuşuyor karım
Bir duvar resmi gibi konuşuyor
Kral?
Kral uyandı.
Saat dokuzu on beş geçiyor
üşüyorum
Güneşler mi vuruyor sırtıma ne
üşüyorum
Ölgün ve değişmez adımlar atıyorum
üşüyorum
Karanlık
pis adamlar çıkıyorlar mağaralarından
Ne umut
ne hiçbir şey
sadece çıkıyorlar
Bir gece
bir sabah
ve benim bakışlarımı taşıyorlar
Karım ağlıyor
kızım uyuyor
karımsa gene ağlıyor
Diyorum
kim bilir
belki de
tamam!
Orasıydı Vahalam.
XIV
İşte bu boşluk
durmadan bizi çağırıyor
Kremler
pudralar
iç bunaltıcı kokular gibi
Bir kır bekçisi köpeğini sevdi
Bir çocuk delinmiş bir kovayı sürüdü - nereye?
Bir kadın bağırdı bağırdı bağırdı
Tam on yıl öncesine yarayacak bir sesle. .
Edip Cansever
мυѕ†у
Üyelere Açık Profil Bilgileri
мυѕ†у - Daha fazla mesajını bul