Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 07-11-2007, 18:07   #2 (permalink)
●MIПΣЯVΛ●
 
●MIПΣЯVΛ● - ait Avatar
●MIПΣЯVΛ● - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Alternatif Ucuz Enerji Kaynakları

 
HİDROJEN ENERJİSİ
Çevre kirliliğine yol açmadan çeşitli alanlarda kullanılabilecek esnek bir yakıt olan hidrojen 21. yüzyılın yakıtı olarak düşünülmekte; üretimi taşınma ve depolanması ve kullanılmasına ilişkin teknolojilerin geliştirilmesi için kapsamlı programlar yürütülmektedir. Dünyadaki bu gelişmeler dikkate alınarak hidrojen enerjisi ile ilgili çalışmalar ülkemizde de öncelikli Ar-Ge alanları arasında yer almalıdır. Hidrojen programları esas itibarıyla uzun döneme yönelik olmakla birlikte mevcut enerji altyapısıyla çalışılabilecek kısa dönemli uygulamalar üzerinde de durulmalıdır. Ülkemizde hidrojen yakıtı üretiminde kullanılabilecek olası kaynaklar arasında hidrolik enerji güneş enerjisi rüzgar enerjisi deniz-dalga enerjisi jeotermal enerji ve nükleer enerji yer almaktadır. Türkiye gibi gelişmekte ve teknolojik geçiş aşamasında olan ülkeler için fotovoltaik güneş-hidrojen sistemleri önerilmektedir. Karadeniz'in tabanında kimyasal olarak depolanmış hidrojenden yararlanılması konusunda da araştırmalar başlatılmalıdır.

Ayrıca Türkiye’de Birleşmiş Milletler UNIDO destekli Uluslararası Hidrojen Enerjisi Teknolojileri Merkezi (ICHET) kurulması için başlatılmış olan çalışmaların hızla olumlu sonuca götürülmesi gereklidir.



SONUÇ OLARAK
Türkiye enerjisini etkin kullanmak zorundadır. Enerji teknolojileri politikamızın birinci hedefi enerjinin etkin kullanılması teknolojilerine egemen olmak olarak belirlenmelidir. Bunun için;
"Enerji Verimliliği Yasası"nın bir an önce çıkarılması gereklidir.
Enerji etkin kullanım teknolojilerinin ve tasarruf önlemlerinin ülke düzeyinde tanıtılması bu yöndeki çalışmaların koordine edilmesi ve kuruluşların enerji tüketimlerinin izlenmesi ve denetlenmesi için ulusal bir merkeze ihtiyaç vardır. Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü bünyesindeki Ulusal Enerji Tasarruf Merkezi bu amaca uygun biçimde gerekli yetkilerle donatılarak yeniden yapılandırılmalıdır.
Sektörler bazında enerji verimliliği yüksek ve çevreye duyarlı teknolojilerin belirlenmesi ve bunların tanıtımı ve yaygınlaştırılması için TÜBİTAK'ın koordinasyonunda Ulusal Enerji Tasarruf Merkezi'nin sekreterliğinde ve konu ile ilgili tüm kamu ve özel sektör temsilcilerinin katılımıyla Enerji Verimliliği ve Tasarrufu Teknolojileri Üst Kurulu oluşturulmalıdır.
Türkiye enerji üretim ve kullanımında çevre-dostu teknolojilere yönelmelidir. Bunun için enerji çevrim verimlerini yükselten çevre kirliliğini ve iklim değişikliğine neden olan sera gazı emisyonlarını azaltan çevre-dostu teknolojilerde yetkinlik kazanmalıdır.
Yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanma konusu Türkiye için de yaşamsal önemdedir. Bu kaynaklardan yararlanmaya yönelik teknolojiler gelişme halindedir. Bizim de hiç zaman kaybetmeden bu alanlarda teknoloji yeteneği kazanmamız gerekir. Bunların yeni çalışılmakta olan alanlar olması Türkiye gibi ülkelere bu teknoloji alanlarına baştan girme ve iddia sahibi olabilme imkanını vermektedir. Bu olanak iyi değerlendirilerek;
yeni ve yenilenebilir enerji alanlarında ulusal teknoloji oluşturmaya yönelik Ar-Ge çalışmaları desteklenmeli
Genel Enerji Planlamasına bağlı olarak Yenilenebilir Enerji Kaynakları Master Planı yapılmalı ve
planda ortaya konulacak özendirmelerle yenilenebilir enerji kaynaklarından yararlanmada saptanacak hedeflere ulaşılmaya çalışılmalıdır.
Bu çerçevede Türkiye'nin enerji alanında Ar-Ge çalışmaları yapmak özellikle de yaptırmak araştırmalar arasında eşgüdüm sağlamak istenildiği takdirde enerji planlamalarına yönelik modelleme çalışmaları yapmak enerji teknoloji alternatifleri seçimi ile ilgili fizibilite ve proje çalışmaları gerçekleştirmek teknoloji transferlerine ilişkin değerlendirmeler yapmak enerji Ar-Ge'sine yönelik bilgi bankası oluşturmak enerji-çevre-toplum ilişkilerini iyileştirici önlemlere ilişkin araştırmalar yapmak enerji teknolojileri ile ilgili danışmanlık hizmetleri vermek gibi konularda görev yapmak üzere kamu tüzel kişiliğine sahip özerk bir Enstitü ya da Merkez'e mutlaka ihtiyacı vardır. Elektrik İşleri Etüd İdaresi'nin tanımlanan bu işlevleri yerine getirebilecek bir merkez haline dönüştürülmesi imkanları araştırılmalıdır.

Böylesi bir merkez yanında; çok geniş bir alanı kapsayan enerji teknolojilerinde farklı dallarda araştırma ve geliştirme faaliyetinde bulunacak yeni kurumların kurulması ve mevcutlarının geliştirilmesi de zorunludur.

Enerji teknolojileri ile ilgili Ar-Ge alanlarının belirlenmesinde en azından bu Enstitü kuruluncaya - Elektrik İşleri Etüd İdaresi tanımlanan işlevleri yerine getirebilecek bir merkez haline dönüştürülünceye kadar da Elektrik İşleri Etüd İdaresi ve TÜBİTAK'a düşen görevler vardır. Bu görevler şöyle tanımla-nabilir:

Mevcut teknoloji alternatiflerinin ülkemizde uygulanabilirliği açısından sınıflandırılmasında (kısa/orta dönemde uygulanabilir teknolojiler uzun dönemde uygulanabilir maliyeti yüksek teknolojiler gibi) yol gösterici araştırmalar yapılmalıdır.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı üniversiteler ve diğer araştırma kurumları ile işbirliği içerisinde bu alternatifler arasından Ar-Ge faaliyetlerinin yoğunlaştırılacağı teknolojiler seçilmelidir.
Ar-Ge faaliyetlerinin üniversiteler ve diğer araştırma kurumları arasında dağılımında yinelenmeleri önlemek ve boşlukların giderilmesini sağlamak için gerekli mekanizmalar gerçekleştirilmelidir.
Enerji teknolojileri alanında dünyada büyük bir atılım ve gelişme söz konusudur. Bu gelişimlerin ülkemize transferi ve uygun teknolojilerin adaptasyonu son derece önemlidir. Uluslararası Enerji Ajansı Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı vb. uluslararası kuruluşların enerji teknolojileri alanında yürüttükleri araştırma projelerinin TÜBİTAK liderliğinde ve böyle bir koordinasyonda takibi izlenmesi ve bu projelere katılım büyük yararlar sağlayacaktır.
Araştırma projelerinin yanı sıra ticarileştirilmiş teknoloji uygulamalarının da takibi ve izlenmesi gerekmektedir. Bu teknolojilerin ülkemizde uygulanabilirliği araştırılarak transfer konusunda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı üniversiteler ve araştırma kuruluşlarının katılımıyla bir "aksiyon planı"nın hazırlanması uygun olacaktır.
Yeni teknolojilerin geliştirilmesi ve adaptasyonu çalışmalarında ülke ihtiyaçlarının karşılanması esas alınmalı; bu arada bu çalışmaların araştırmacı talep sahipleri ve finans potansiyelini buluşturacak bir yapıda olmasına ve enerji sektöründe üniversite-sanayi işbirliğinin geliştirilmesine özen gösterilmelidir.

Belirlenen teknoloji alternatiflerinin uygulanmasına olanak sağlayacak (veya uygulanmasındaki engelleri ortadan kaldıracak) yasal ve kurumsal düzenlemelerin ivedilikle belirlenerek hayata geçirilmesi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmelidir.

Enerji alanında çalışan yetişmiş insan gücünü ve özellikle araştırmacıları sektörde tutabilmek için gerekli istihdam önlemleri alınmalıdır.

Enerji konusu ve Türkiye’nin konuya ilişkin teknoloji alanlarında yetkinleşmesi 21.yüzyılda iddia sahibi olabilmemizin başlıca dönemeç noktalarından biridir.



ALTERNATİF ENERJİ KAYNAKLARININ
GEREKLİLİĞİ VE KULLANIMI


Nükleer enerjinin mali ekolojik teknik ve toplumsal sonuçlarını gözümüzde serdikten sonra "peki yerine ne konmalı da açılımını yapmak gerekiyor. Bu noktada ilk fosil yakıtların daha rasyonel kullanımı akla gelir. Ancak her ne kadar nükleer dayatmacılarının öne sürdüğü gibi on beş yıl değilse de fosil yakıt kaynaklarının da bir ömrü vardır. Bir gün tükenecektir de... Fakat bu süre bize yenilenebilir temiz enerji kaynakları kullanımını geliştirme yolunda önemli mesafeler aldıracak kadar uzundur. Bu bağlamda nükleer enerjinin de kaynağının sınırsız olmadığının kısıtlı doğal kaynaklara dayalı bir enerji türü olduğunun da altını çizmek gerekiyor. Zira nükleer enerjinin hammaddesi olan toryum ve uranyum da dünyada sınırlı miktarda bulunuyor.

Yenilenebilir enerji kaynaklarının açılımına geçmeden önce bir noktayı ısrarla vurgulamak lazımdır: Gelişmiş ülkelerin nükleer enerji propogandası yapması alternatif enerji kaynaklarını görmezden gelmesi anlamına gelmiyor. Özellikle Avrupa ve uzak doğu ülkeleri tüm bilimsel olanaklarıyla bunun için çalışıyorlar. Ancak bu devletlerin "küreselleşme" şarkısı eşliğinde "dünyanın geri kalanının kendilerine bağımlı kılabilmek için nükleer enerjiyi üçüncü dünya ya transfer etme çabasında olduklarını gözden kaçırmamak gerekiyor (Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı 1958-90 yılları arasında 3. Dünya da nükleer santral promosyonu için 479 milyon dolar harcamıştır). Türkiye'nin de bu sürecin edilgen bir parçası olduğunu göz önünde tutarak alternatif enerji konusuna motive olmak gerekli gibi görünüyor.

En yalın anlatımla "doğal çevrede sürekli ve tekrarlanan enerji akımlarının nicelik ve nitelik özelliklerini bozmayacak şekilde kullanımı" olarak tanımlanabilen yenilenebilir enerji kaynakları gerek konvansiyonel enerji kaynaklarının daha düşük maliyetlerle yerini tutabilmeleri gerekse üretim ve kullanım sırasında çevreyi daha az kirletmeleri (ya da hiç kirletmemeleri) gibi iki önemli sebeple hemen her ülkenin önem verdiği konular haline gelmiştir.

Güneş enerjisi rüzgar enerjisi jeotermal enerji biyo kütle enerjisi bu alternatif kaynakların başlıcaları dır. Sualtı akıntılarından enerji elde etme fikri ise özellikle son yıllarda kaydedilen teknik mesafelerle daha da ciddiye alınan önemli bir seçenek durumuna gelmiştir.
Güneşle kol saati çalışır peki ya fabrika?

Bugün üzerinde çalışılmakta olan yeni ve temiz enerji kaynakları arasında güneş enerjisi sınırsız bir potansiyele sahip olması tükenmez niteliği çevre kirliliğine yol açmaması iletim ve dağıtım sorununun bulunmaması gibi sebeplerle büyük önem kazanmış bulunmaktadır.

Gezegenimizin güneş enerjisi potansiyelini anlamak için birkaç rakam: Dünyamıza her yıl 5.4 milyon exajüllük güneş enerjisi temas eder. Bunun atmosferde kalan 2.5 milyon exajüllük miktarı 1990 yılında tüm dünya üzerinde tüketilen enerjinin 6000 katıdır. Bir başka deyişle tarihin başından beri insan kullanımına açık petrol kömür doğal gaz gibi fosil yakıtların toplamı dünyaya ulaşan güneş ısısının 30 günlük bölümüne eşdeğerdir.

70'lerden itibaren ısıl enerjisini kullandığımız güneş son yıllarda gelişen teknolojiyle bize elektrik enerjisi kaynağı olarak da hizmet verebilmektedir. Tatil beldelerimizdeki çatılardan aşina olduğumuz güneş toplayıcıları ısıtma misyonlarını dünyada çoktan aşmışlardır. Güneş panelleri ve fotovoltaik pillerle giderek düşen maliyetlerle elektrik enerjisine sahip olmak olasıdır (70'li yıllarda kws başına 30$ olan maliyet 90'lı yılların başında 13 cent'e kadar düşmüştür).

Bu alandaki en başarılı örneklerden birini Dominik Cumhuriyetinde görmekteyiz. Son dokuz yıl içinde burada 2000 den fazla ev güneş enerjisiyle elektriklendirilmektedir. Bu başarı Richard Hansen tarafından kurulmuş ve kar amacı gütmeyen Enersol Associates adlı ABD grubu ile Asociasion Para El Desarrollo de Energia Solar adlı bir Dominik organizasyonunun ortaklaşa çabası sonucu ortaya çıkmıştır.

Akdeniz’ i çevreleyen ülkeler de nükleer seçeneğe yönelmektense rüzgar ve güneş potansiyellerini değerlendirmekteler. İsrail'de güneş enerjisi her yıl 300 000 ton petrole eşdeğer enerji sağlamaktadır ve bu ülkenin birincil enerji gereksinmesinin %3'üne eşittir.

Oysa ülkemiz coğrafyası bize güneş enerjisi hususunda daha geniş avantajlar sunmaktadır. Tarım ya da otlak alanı olarak kullanılamayacak geniş yüzeylere güneş panelleri konumlandırılabilir. Güneş ışığı açısından ne denli zengin olduğumuzu da yaşayarak görmekteyiz. Ülkemizin elektrik enerjisi amaçlı teorik güneş enerjisi potansiyeli 8.8 milyon TEP' dır. Bu potansiyelin yararlanılan kısmı ne yazık ki henüz ar-ge niteliğindedir. Oysa ar-ge kuruluşlarımızda yapılan araştırmalar özellikle güneş pilleri konusunda seri üretime geçilebileceğini göstermiştir.

Sonuçta başlıkta sorulan sorunun yanıtı "henüz hayır"dır. Ancak bu yolda şimdiye dek alınan mesafe önemlidir ve önümüz açıktır. Tek gereksinmemiz biraz ilgi ve iyi niyet...

Enerjide yeni rüzgarlar

Dünyada kullanılan en eski enerji kaynaklarından biri de rüzgardır. Çıta ve bezden yapılma geniş kanatlı yel değirmenleri artan enerji talebi ve onu ivedilikle karşılamaya çalışan konvansiyonel enerji modellerinin yaygınlaşmasıyla bir kenara itilmiş bulunduğu yörenin bir kültür dokusu olarak kalmaya mahkum bırakılmıştı. Oysa bugün alternatif enerji kaynaklarındaki atılım rüzgarları yine yel değirmenlerinden yana esmektedir. Özellikle ABD ve Danimarka bu gelişmelerin lokomotifi olmuşlardır: Dünyanın ilk rüzgar türbini Danimarkalı mühendisler tarafından 1890 yılında keşfedilmişti ancak 20.yy'ın ortalarında çok daha ucuz olan petrole geçilmesiyle geçici bir süre unutulmuştu. Bugün enerji politikasına halkının insiyatifiyle yön veren Danimarka'da toplam kapasitesi 500 mwt'ı aşan 4000'e yakın rüzgar türbini çalışmaktadır. Kaliforniya'daki "rüzgar çiftlikleri" ise 1993 yılında 3 miyar kws elektrik üretiyordu ki bu da bütün San Fransisco'nun tüm meskenlerinin ihtiyacının türbinlerle karşılanması anlamına geliyordu.

Bu rakamlar dünyanın mevcut rüzgar enerjisi potansiyeline nispeten yine de devede kulak kalıyor: Yapılan ölçümlere göre dünya üzerinde bir yılda elde edilebilecek rüzgar enerjisinin 2 milyar 100 milyon ton petrole eşdeğer olduğu tahmin edilmektedir. Bu potansiyelin farkına varan Avrupa Birliği'nin 2000 yılına kadar rüzgar gücü ile üretilen 4000 mwt'lık bir kapasite geliştirmeyi ve 2005 yılına kadar bu kapasiteyi iki kat artırarak 8000 mwt'a ulaşmayı planladığı görülmektedir.

Teknoloji geliştikçe sistemin maliyeti de düşmektedir: 80'li yılların başında bu cihazların 3000$ yatırım maliyetleri ve kw/s başına 20 cent'lik üretim maliyetleri vardı. 80'li yılların sonlarında daha gelişmiş cihazların yatırım maliyetleri 1000$'a üretim maliyetleri ise 7 cent'e kadar düşmüştür. Bu da termik ya da doğalgazlı santrallerin 4-6 cent'lik maliyetleri ile karşılaştırılabilecek düzeye gelindiğini gösterir.

Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili ve engebeli olan coğrafi konumu özellikle kıyılarda tepelerde ve denize açılan vadi ağızlarında çok kanatlı türbin ya da aerojeneratörlerin kullanımına olanak sağlamaktadır. Avrupa'nın iyi sayılan bölgelerinin rüzgar potansiyelinin ülkemizin kıyı bölgelerinin potansiyeline yakın olduğu ve Avrupa Birliği'nin gelecekte elektrik üretiminin %10'unu bu kaynaktan karşılamayı amaçladığı düşünülerek ülkemizin de bu hedefe yakın hedef ve politikalar belirlemesi gerekmektedir. Nitekim Türkiye Mühendisler Odası İzmir şubesinin hazırladığı raporda "Bozcaada Çeşme Bodrum Datça Sinop Akhisar ve Çanakkale'nin kesintisiz rüzgarlarına karşı rüzgar çiftlikleri kurulabilir" deniyor.

E daha ne bekleniyor?..

En "Yeşil" enerji

Yeşil enerji kaynakları arasında bu nitelemeyi en çok hak eden enerji kaynağı biyo kütledir. Biyo kütle yeşil bitkilerin güneş enerjisini fotosentezle kimyasal enerjiye dönüştürerek depolaması sonucu meydana gelen biyolojik kütle ve buna bağlı organik madde kaynakları olarak tanımlanır. Bu sistem organik madde içeren atıkların mikrobiyolojik yönden değerlendirilmesi çevre kirliliğine yol açmaması hem de temiz enerji üretimi sağlaması yönünden önem taşımaktadır.

Biyo kütle genel olarak kolay elde edilen bir enerji kaynağıdır. Özellikle enerji kaynakları sınırlı ve tarımın ağırlık taşıdığı gelişmekte olan ülkelerce tercih edilmektedir. Ne var ki en azından günümüz teknolojisiyle gelişkin bir sanayi ülkesini güç yönünden beslemekten uzaktır. Yine de üzerinde durulmaya değer bir enerji kaynağı olduğunu ispatlayan bazı rakamlar vardır: Ülkemizde hayvansal dışkı kaynaklı biyo kütleden 2.8-3.9 milyar metreküp biyo gaz üretilebileceği anlaşılmıştır. Bu potansiyelin yıllık enerji cinsinden değeri 24.5 kvs’ dır. Bununla da toplam ülke enerji tüketiminin yaklaşık %5'i karşılanabilecektir.

Dünya enerji konseyinin 1990 yılı verilerine göre dünya enerjisinin %15'i biyo kütleden sağlanmaktadır. Ancak bazı teorik çalışmalara göre biyo kütle 2050 yılına kadar dünyanın katı ve sıvı yakıt gereksinmesinin %38'ini ve elektriğin %18'ini sağlayabilecektir. Zira bu alanda özellikle ülkelerin özgün koşullarına göre geliştirilen yeni modeller hem üretimde çeşitliliği sağlamakta hem de dışa bağımlılık yerine yerel kaynakların kullanılmasını sağlamaktadır.

Yeraltına kulak verin

Yenilenebilir enerji kaynakları arasında titizlikle incelenmesi gerekenlerden biri de jeotermal enerjidir. Jeotermal enerji yerkabuğunun işletilebilir derinliklerinde olağandışı birikmiş olan ısının yarattığı enerjidir. Bu ısı yeryüzüne çatlaklardan doğrudan doğruya sıcak su ya da buhar olarak ulaştığı gibi sondajla da çıkartılabilir.

Dünya üzerindeki jeotermal enerji kapasitesi bugün 7000 m w t dır. Yüzyılın sonunda dünya toplamının 15000 mw a ulaşacağı ve yaklaşık 40 ülkenin bundan yararlanacağı düşünülmektedir zira dünya jeotermal enerji kullanımı 1970-90 yılları arasında 10 kat artmıştır.

Yine de bu kaynağın çok az bir bölümünden yararlanılabildiği açıktır. Örneğin bugün 270 mw'lık kapasiteye sahip olan Japonya'nın 69000 mw'lık bir potansiyele sahip olduğu tahmin edilmektedir. Bu da ülkenin halen sahip olduğu nükleer kapasitenin iki katıdır.

Türkiye'nin görülebilir mevcut kapasitesi 2000mwt civarındadır. Bu kapasitenin 1400mwt'lık bölümü açılan sondajlarla sağlanmıştır. Bu potansiyelden ısıtmacılıkta yararlanıldığında 280000 kadar konutun ısıtılabilmesi gündeme gelmektedir. Halbuki ülkemizde işletilmekte olan merkezi ısıtma sistemlerinin kapasitesi henüz 202mw kadar olup bu değer 3000 konuta karşılık gelmektedir.
●MIПΣЯVΛ● isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)