Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 19-09-2007, 23:23   #5 (permalink)
_E_R_E_N_
 
_E_R_E_N_ - ait Avatar
_E_R_E_N_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: HÜcre Ve HÜcrenİn Yapisi

 
MİTOKONDRİLER

Mitokondri ;Yunanca mitos = iplik; chondros = tane buğday anlamına gelmektedir.
[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/erdem/LOCALS%7E1/Temp/msohtm l1/01/clip_image001.jpg[/IMG]

Oksijenli solunum yapan tüm hücrelerde bulunur. Boyları 0.2 - 5 mikron arasında; şekli ovalden çubuğa kadar değişir Sayıları hücre başına birkaç taneden 2500'e (karaciğer hücresinde) kadar çıkar. Genellikle 5 - 6 tanesi ucuca gelerek bir iplik şekli meydana getirir. Canlı hücrelerde incelendiğinde şeklinin ve büyüklüğünün değiştiği diğer mitokondrilerle birleştiği ve hareket ettiği görülür. Bakteri yeşil alg (çekirdeksiz hücrelerde) ve memelilerin alyuvarında bulunmaz. Kalınlıkları 70 A°olan zarla çevrilmiştir içteki zar iç yüzeyin artırılması için yaklaşık 200 A^luk aralıklarla birçok kıvrım meydana getirmiştir; bu kıvrımların tarak şeklinde olanlanna "Krista ( Cristae)" (Latince cristae tarak demektir) tüp şeklinde olanlarına da "Tubulus" (Latince borucuk demektir) denir (Şekil 3.10). Buna göre de mitokondri tipi tanımlanır. Kristaların iki zar birimi arasındaki aralık 60 A''dur. Dıştaki ve içteki her iki zar da daha önce açıkladığımız ortada fosfolipit dışta (kısmen) bir maddesi olarak kullanan bazı bakteriler bir rastlantı sonucu oksijensiz soluyan ilkin hücrelerin içine girerek onlarla ortak (simbiyoz) yaşamaya başlamıştır. Bu ortaklıktan her ikisi de yarar sağladığı için gelişerek üstünlük kurmuşlardır. Nitekim ilkin hücreler organik maddeleri ancak oksijensiz solunumla belirli evrelere kadar parçalayabilmektedirler (karbonhidratları sitoplazmada pirüvik aside kadar). Halbuki oksijenli solunuma geçen mitokondriler (bir zamanların bakterisi) sitoplazmadan bu son ürünü alıp Krebs çemberine sokarak çok daha fazla enerji elde etmekte ve ener­jinin fazlasını ATP halinde kendini taşıyan ve koruyan ilkin kökenli hücreye vermek­tedir. Mitokondrilerin bakteriler gibi kendine özgü çember DNA (katena form) taşıması bu varsayımı kuvvetlendirmektedir.

RİBOZOMLAR

Virüsler hariç tüm canlılarda bulunur. Yaklaşık 15 - 20 nm. (150 - 200 A°) çapında hepsi birbirinin benzeri küremsi ya da oval partiküllerdir. Hücrelerin en küçük organelidir. özünde taban kısımlarıyla birbirine mRNA (messenger RNA) aracılığıyla yapışmış biri büyük (moleküler ağırlığı yaklaşık 1.300.000 dalton) diğeri küçük (moleküler ağırlığı yaklaşık 600.000 dalton) iki alt birimden meydana gelmiştir.
Bu birimler ancak mRNA'nın varlığında birbirlerine yapışırlar sentezleme işlemi bittiğinde ayrılır ve tekrar diğer bir mRNA'nın varlığında başka bir alt birimle bir araya gelirler. Sayıları genç ve özellikle sentez yapan hücrelerde fazladır; örneğin Escherichia coli bakteri hücresinde 6000 tavşanların retikülosit hücrelerinde ise 100.000 kadardır. Hücrelerde ya tek tek (monomer ribozomlar) ya da mRNA aracılığıyla iki alt birimi birleştirilmiş birçok ribozom taşıyan bir tespih şeklindedir (Şekil 8.18 ve 34). Bu sonunculara poliribozomlar ya da sadece potizomlar denir Polizomdaki ribozom sayışı mRNA'nın uzunluğuna bağlıdır. Örneğin bu hemoglobin sentezi yapan polizomlarda 5'dir. Protein büyük ölçüde poliribozomlarda sentezlenir. Hüc­reler gençken sitoplazmada daha çok serbest halde bulunmalarına karşın yaşlan­dıkça ER kanalcıklarına (her zaman dış yüzüne) bağlanma oranları yükselir (tanecikli ER).

Bir görüşe göre ER'a bağlı ribozomlar hücre dışına salınan proteinleri yapar (pankreasın sindirim enzimlerinde olduğu gibi). Serbest ribozomlar da hücrenin kendi içinde kullanılan proteinlerini sentezler.
[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/erdem/LOCALS%7E1/Temp/msohtm l1/01/clip_image002.gif[/IMG]
Ribozomlar rRNA ve proteinlerden yapılmıştır. Proteinler sitoplazmadan gelmedir. Buna karşın rRNA kromozomun belirli yerlerinin kodlanmasıyla oluşur çekir­dekçik içerisinde depolanır ve daha sonra sitoplazmaya geçer..
Aynı türdeki hücrelerde ribozomların protein ve amino asit bileşimi aynıdır. Değişik türlerde ve canlı gruplarında ise ribozomların yapılışı birbirine çok benzer. Hatta evrensel bir yapıya sahiptirler.

ENDOPLAZMİK RETİKULUM

Hücre zarını çekirdek zarına bağlayan kanallardan meydana gelir. E.retikulum; yumurta embriyonik hücreler ve eritrositler hariç bütün ökaryotik hücrelerde bulunur.Her hücrenin endoplamik retikulumu kendine has bir yapıya sahiptir.
Endoplazmik retikulum kanalcıkları sabit bir yapıya sahip olmayıp hücrenin işlevine göre değişebilir.Kanalcıklar hücre bölünürken kaybolurdaha sonra yeniden oluşur.endoplazmik retikulumun başlıca özelliklerini şu şekilde sıralayabiliriz:

·
Zarları üzerinde bulunan ribozomların sentezlediği protein moleküllerini golgi aygıtına taşır.

·
Granülsüz endoplazmik retikulum yağ sentezi yapar. İç salgı bezlerinden yağ tabiatında steroid hormonları salgılar.

·
Sitoplazmik matriksle birlikte hücreye destek sağlar.

·
Hücre içi dolaşımı sağlar. İyon ve küçük molekülleri gerekli bölgelere taşır.

·
Hücrede asidik ve bazik tepkimelerin birbirlerini etkilemeden meydana geldikleri ortamı oluşturur.

·
Çizgili kaslarda kasın gevşemesi ve kasılmasında rol oynar.

·
E.retikulumun yapı ve fonksiyon yönüyle çekirdekle yakın ilişkisi vardır.

Granüllü Endoplazmik Retikulum
Zarları üzerinde ribozom bulunduğu için granüllü bir görüntüye sahiptir.Ribozomlar endoplazmik retikulum üzerine düzenli aralıklarla dizilirler. Bu tip endoplazmik retikulum özellikle protein sentezinin hızlı olduğu hücrelerde daha iyi gelişir.Ribozomlarda sentezlenen protein endoplazmik retikulum kanallarına geçer. Sentezlenen proteinler ya doğrudan metabolik faaliyetlerde kullanılır ya da golgi aygıtı vasıtasıyla hücre dışına salgılanırlar.

Granülsüz Endoplazmik Retikulum
Üzerinde ribozom bulunmaz düz bir yapıya sahiptir.Genellikle karaciğer testis ovaryum böbrek üstü bezi bağırsak mukozası gibi işlevleri birbirinden farklı hücrelerde bulunur.




DiKTiYOZOM (Dictyosoma) ve GOLGi AYGITI

Golgi aygıtı birçok alt birimlerden meydana gelmiştir. Bu birimlerin her birine diktiyozom denir (Yunanca diktiyon = ağ soma = vücut demektir). Diktiyozomların tümü Golgi aygıtını oluşturur.
Ergin sperma ve kan hücreleri hariç tüm hayvan ve keza bitki hücrelerinde bir ya da birkaç tane bulunur. Sentezleme özellikle salgı yapan hücrelerde iyi görülür (ipekböceğinin ipek salgı bezlerindeki hücrelerde çok gelişmiştir). Genellikle sentri-yolun civarında ve çekirdeğin üzerine yakın olarak bulunur. Düz ER'dan çok farklı değildir. Düz ER'a göre tüpcük ve lamelcikleri daha yoğun olarak içerir . Birbirinin üzerine katlanmış 5-30 kadar kanalcık (Cistern = Sisterna = Latince yağmur suyu toplayan çukur demektir) taşır. ER'dan osmium ve gümüş içeren boyalarla boyanmasıyla ayrılır ilk defa 1898 yılında italyan bilim adamı camıüo golgi gümüşlü boya ile sinir hücrelerinde üstüste dizilmiş plakaları tanımladığından bu yapıya bilim adamının ismine adanarak "Golgi Aygıtı" dendi önemi elektron mikrosko­buyla ortaya çıktı.
[IMG]file:///C:/DOCUME%7E1/erdem/LOCALS%7E1/Temp/msohtm l1/01/clip_image003.gif[/IMG]
Kanalcıklar GA'nın orta ve tabana yakın kısmında bulunur. Uç kısmına gittikçe bu plakçıkların ve kanalcıkların hücre zarına doğru göç eden veziküllerle (keseciklerle) kullanılıp bitirildiği gözlenir. Özünde burada akıcı ve sürekli bir denge vardır. Bir taraftan (proksimalden) senteztenmeye başlayan maddeler uca (distale) doğru itilerek uzaklaştırılır. GA'nın zarları zar birimine benzer; fakat daha incedir (6-10 nm.). Bu ise GA'nın ER ile hücre zan arasında bir geçit ¤¤¤¤i gördüğünü kanıtlar öyle ki ER'un üzerinde sentezlenen protein bazı maddelerin de eklenmesiyle (GA'nda) zar birimleri ya da pulcukları halinde hücre zanna iletilir ve onun yapışma katılır. GA'nda basit şekerlerden kendine özgü polisakkaritlerin sentezlendiği saptanmıştır. Böylece hücre zarının yapışma katılarak onun özgüllüğünü saptayan karbonhidrat­lar GA'nda sentezlenmektedir. Salgının attimasından başka hücredeki fazla suyun (birhücrelilerde) vurgan koful aracılığıyla atılması da GA'nın görevleri arasındadır. Çünkü vurgan (kontraktil) koful GA'ndan meydana gelir. Bununla beraber GA'nın hücreden hücreye değişiklikler gösterdiğim unutmamak gerekir. GA'nın sentezlenmesini ve madde yapımına katılımım biraz daha ayrıntısıyla inceleyelim:
Sindirim kanalının içinde özellikle bağırsaklarda kimyasal ve fiziksel etkilerden hücreleri koruyan mukus denen bir sıvı salgılanır. Bu sıvı bağırsaklarda Goblet hücrelerinden çıkarılır. Adı geçen salgı hücreleri incelendiğinde mukus damlacıklarının hücrede GA'nın civarında daha sık bulunduğu görülür. GA hücrenin taban kısmın­da yassılaşmış kanalcıkları içeren bir çanak gibi olduğu halde hücrenin uç kısmına (distaline) gittikçe bu kanalcıkların içi mukusla dolmuş kesecikler haline dönüştüğü ve bir zaman sonra da hücre zarına ulaşarak dışarıya doğru aktığı bilinmektedir işaretlenmiş azotla yapılan denemelerde proteinlerin ER'da sentezlendiği daha sonra paketlenmek üzere GA'na geldiği ve burada belki yapısımn kısmen değiştirildiği (l) bilinmektedir. Fakat her durumda burada her salgı hücresi için kendine özgü yapı­lışta karbonhidratların protein molekülüne eklenerek onun hücre zanndan çıkabilmeşini (!) ve meydana gelen kompleksin salgı niteliğini kazanmasını sağladığı kısmen bilinmektedir. Çünkü salgı proteinlerinin tümü glikoprotein halindedir.
İşaretlenmiş glikoz ve sülfatlarla yapılan gözlemlerde proteinlere şeker ve sülfat eklenmesinin GA'nda gerçekleştiği kanıtlanmıştır. Mukopolisakkaritlerin de GA'nda sentezlendiği bilinmektedir. Bu madde bir iç salgı olup kıkırdak hücrelerinin yapışma katılır. Ayrıca tüm dış salgı hücrelerinin salgı yapımının yanısıra iç salgı hüc­relerinin (paratiroitteki glikoprotein salgısı gibi) birçok maddesinin keza bitkilerdeki selülozun karaciğer hücrelerinde lipoproteinferin sentezlenmesine katıldığı açık bir gerçektir. Bazı hücrelerde de lizozom granüllerini yaparak sitoplazmaya vermektedir.
Uzun zaman pek önemli bir organel olmadığı gerekçesiyle dikkate alınmayan GA son zamanlarda hücre zannın özgüllüğünü saptamada önemli görev almaşı nedeniyle dikkatleri üzerine çekti. Çünkü hücre zannın özgüllüğü karbonhidratlarla saptanmaktadır ve karbonhidratlar da GA'nda sentezlenmektedir. Bazı karbonhidratların proteinler gibi kalıtsal denetim altında sentezlendiğine ilişkin kanıtlar vardır. Kan grupları ve immunokimyasal incelemeler bunu göstermektedir.
_E_R_E_N_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla