Konu
:
Destanlar
Tekil Mesaj Gösterimi
03-04-2007, 22:29
#
3
(
permalink
)
dαяιυѕ
Cevap: Destanlar
Şu Destanı
Şu Destanı
Türkler'in en eski destanlarından biridir. Destanın kahramanı olan Şu
bilginlerin tahminlerine göre MÖ dördüncü yüzyılda yaşamış bir Türk kaganıdır. Şu Destanı'nın konusu
Makedonyalı İskender'in Asya içlerine doğru ilerlerken Türkler'le yaptığı savaşlardır (?). Ama
türkolog Zeki Velidi Togan'a göre
destanda adı geçen İskender'in Makedonya'lı İskender ile bir ilgisi yoktur ve Şu Destanı'nın konusu Makedonyalı İskender'in istilası değil daha önceki yüzyıllarda oluşmuş bir Aryani istilasıdır.
Destanda Türk boylarının oluşumu ve Türkler'in kent yaşamına geçmeğe başlamaları da anlatılmaktadır. Ayrıca
ulusunu bir istiladan korumak için çaba gösteren bir kaganın kaygılarının ince bir biçimde işlenmesi
destana ayrı bir özellik katmaktadır.. Şu Destanı
kendisinden sonra oluşacak Türk destanlarının ana çizgilerini ve süslemelerini belirlemiştir.
Şu Destanı
kimi bilginlere göre Saka Türkleri'nin destanıdır. Şu destanında müzik ve ezgi önemli bir rol oynar; ama bu müzik insan sesine değil
sazların sesine dayanır. Destanın kahramanı genç kagan Şu
Türk destanlarının yerinde durmayan hareketli ve atak yiğitlerinden daha değişik bir yapıdadır. Kagan Şu
beden ve ruh yapısı ile daha çok
Osmanlı hakanı 3. Selim'i andırır. Şu Kagan
3. Selim gibi içli
sanatçı
düşünceli ve mantıklı bir kimsedir. Sarayının kapısında günde 365 nöbet çalınır.
Şu Destanı'nın özeti aşağıda yer almaktadır:
Şu Kalesi'ni
Balasagun yakınlarında genç kagan Şu yaptırmıştı. Kagan Şu'nun sarayı ise Balasagun'da idi. Kalede ve Balasagun'da çok güçlü bir ordu bulunuyordu. Balasagun kenti çok zengindi. Şu Kagan'ın sarayının önünde ordu beğleri için her gün 365 nöbet vurulurdu. Bu sırada
Zülkarneyn (İskender) doğu seferine çıkmış
Ön Asya'dan İran içlerine kadar önüne çıkan tüm orduları yenmiş
ülkeleri işgal etmişti. Zülkarneyn
Semerkand'a değin ilerlemiş
Türk illerine yaklaşmıştı.
Şu Kagan'ın gözcüleri
Zülkarneyn'in Balasagun'a ve Şu Kalesi'ne yaklaştığını bildirdiler. Gözcüler
Şu Kagan'a şöyle dediler:
''Zülkarneyn denilen
gün batısından kopup gelen bir kıral ordusuyla bize yaklaşmaktadır. Önüne çıkan orduları dize getirmiş
yerle bir etmiştir. Bize ne buyurursun? Onunla savaşalım mı?''
Genç kagan Şu
habercilerin sözlerini dinlemez gibi göründü. Çünkü daha önceden
en güvendiği yiğitlerden kırk kişiyi seçmiş
Hucend Irmağı kıyılarına gözcülük etsinler diye göndermişti. Yiğitler
kimseye görünmeden gizlice giderek Hucend kıyılarına yerleştikleri için
ordu habercileri durumu bilmiyorlardı. Getirdikleri kötü haberden Şu Kagan'ın kaygılanmamasına
kılını bile kıpırdatmamasına şaşırdılar. Şu Kagan gönlü ise rahattı.
Şu Kagan'ın gümüşten bir havuzu vardı. Havuzu
işten anlayan ustalara yaptırmıştı. Havuz
istenildiğinde taşınabiliyordu. Şu Kagan
savaşa bile gitse gümüş havuzunu yanına alırdı. Konakladığı yerlerde içine su doldurtur
su dolu bu gümüş havuza kazlar
ördekler salar
onlara bakardı. Kazların
ördeklerin gümüş havuzda yüzüşlerini seyretmek kendisini dinledirir
dinlenirken de ulusunun geleceği ile
sefer ve savaşlar ile ilgili tasarılar hazırlardı. Şu Kagan
haberciler geldikleri sırada yine gümüş havuzda yüzen kazları
ördekleri seyrederek dinleniyordu. Habercilerin:
''Ne buyruk verirsin kaganım? Zülkarneyn ile savaşa tutuşalım mı?''
Diye sorup buyruk beklemeleri üzerine onlara havuzu ve havuzda yüzen kazlar ile ördekleri gösterek şöyle dedi:
''Bakın. Görüyor musunuz... Kazlarla ördekler suda ne güzel yüzüyor
nasıl dalıp dalıp çıkıyorlar?''
Haberciler
kaganlarının bu biçimde konuşmasını garip karşıladılar. Ona kuşku ile baktılar. ''Herhalde kaganımızın hiç bir hazırlığı yok. Onun için ne yapacağını bilemiyor'' diye düşündüler.
O sırada
Zülkarneyn'in ordusu Hucend Irmağı'nı geçmişti. vakit gece yarısına geliyordu. Hucend Irmağı kıyılarında gözcülük yapan
Şu Kagan'ın kırk yiğidi atlanıp
yıldırım gibi Şu Kalesi'ne geldiler. Şu Kagan'ın katına varıp Zülkarneyn'in Hucend Suyu'nu geçtiğini
Balasagun yolunda ilerlediğini bildirdiler. Daha önceki habercilerin sözlerini dinlerken kılı kıpırdamayan Şu Kagan
kırk yiğidin sözleri üzerine hemen göç davulunun çalınmasını buyurdu. Davulun çalınması ile birlikte doğuya doğru hızla yola koyuldular. Bu durum halkı şaşırttı. Gündüzün hazırlık yapılmadan
gece vakti göçün başlamasından korktular. Ellerine ne geçtiyse toplayıp bulabildikleri atlara atlayan millet
kaganla birlikte yola düştü. Gün doğarken
kentte kimse kalmamıştı. Yalnızca bomboş ve düz bir ova görünüyordu.
Bütün millet
Şu Kagan'ın ardından gitmişti. Ancak
binecek bir şey bulamayan yirmi iki kişi
Şu Kalesi'nde kalmıştı. Bunlar ne yapacaklarını düşünürlerken yanlarına iki kişi daha geldi. Bu iki kişi kap kacaklarını toplayıp sırtlarına vurmuşlardı. Yorgundular. Fakat
pek duracağa benzemiyorlardı. Önceki yirmi iki kişi
bu yeni gelenlere bir yere gitmemelerini
kendileri gibi kalede kalıp beklemelerini söylediler.
''Zülkarneyn denilen her kim ise
burada uzun süre kalamaz
geldiği gibi geri dönüp gider. Burası bizim yurdumuz
yine bize kalır.'' dediler.
İşte bu yüzden
bu iki kişinin adı Kalaç olarak kaldı. Bu iki kişiden olan çocuklar ile torunları de Kalacı adıyla anıldılar. Ama bu iki kişi
yirmi iki kişinin sözlerini dinlemeyerek onları bırakıp gittikleri için Zülkarneyn'in geldiğini görmediler.
Zülkarneyn gelip de kalede kalan uzun saçlı yirmi iki kişiyi görünce ''Türk mânend'' dedi. Bu söz
''Türk'e benziyorlar'' anlamına geliyordu. Bu yüzden
yirmi iki kişinin soylarının adı da Türkman (Türkmen) olarak kaldı. Giden iki kişi
gittikleri için tam anlamıyla Türkmen sayılmadılar. Böylece oluşan yirmi dört boydan
yirmi ikisi Türkmen
öteki ikisi de Kalaç diye bilindi.
Bu olaylar olurkan Şu Kagan
ordusu ve yanındakilerle birlikte Çin sınırına değin ilerlemişti. Çin'e yakın Uygur iline vardıklarında Şu Kagan
artık Zülkarneyn'i karşılayabilecek durumda olduğuna
onu asıl merkezinden çok uzaklara çektiğine karar verdi. Çünkü
kendi soydaşları arasında bulunduğu için Zülkarneyn'den daha güçlü durumua gelmişti. Şu Kagan
çerilerinin en gençlerini ayırdı; onları Zülkarneyn'in üzerine yollamayı düşündü. Veziri
gidecek olanların tümünün genç olduğunu
deneyimlerinin bulunmadığını
başaramazlarsa işin kötüye varacağını söyledi. Şu Kagan
vezirine hak verdi. Yaşlı
deneyimli bir subaşını çerileriyle birlikte gönderdi.
Şu Kagan'ın çerileri bir zaman sonra Zülkarneyn'in öncü birlikleriyle karşılaştılar. Türk çerileri
Zülkarneyn'in öncü birliklerine bir gece baskını yaptılar. Baskın çok kanlı oldu. Bir ölüm kalım savaşı yapıldı. Zülkarneyn'in öncü birlikleri bozguna uğradılar. Türk erlerinden biri
Zülkarneyn'in çerilerinden birini tek kılıç vuruşuyla ikiye böldü. Çerinin kemerine bağladığı altın torbası parçalandı; içindeki altınlar yere saçıldı
çerinin kanıyla kızıla bulandı. Ertesi gün
gün ışıkları bu kanlı altınları parlattı. Bunu gören Türk erleri birbirlerine bakıp ''Altın kan! Altın kan!'' diye bağrıştılar. O günden sonra
bu baskının yapıldığı yerin yakınında bulunan dağa Altın Kan (Altun Han) dendi.
Baskından sonra Şu Kagan ile Zülkarneyn daha savaşmadılar
barış yaptılar. Barış
iki taraf içinde iyi sonuçlar doğurdu. Burada bir çok kent kurulmağa başlandı. Uygur Türkleri ile öteki Türk boyları bu kentlere yerleştiler. Şu Kagan da Balasagun'a döndü. Şu Kalesi'ni sağlamlaştırdı. Balasagun kentinin geliştirdi. En sonunda da kaleye bir tılsım koydu. Bu öyle bir tılsımdı ki dörtbir yanda duyuldu. Leylekler kente dek geldiklerinde tılsım yüzünden daha uzağa uçamadılar
kenti aşamadılar.
dαяιυѕ
Üyelere Açık Profil Bilgileri
dαяιυѕ - Özel Mesaj gönder
dαяιυѕ - Daha fazla mesajını bul