Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 04-03-2007, 14:34   #1 (permalink)
•LaMaZ!_GoGo•
 
•LaMaZ!_GoGo• - ait Avatar
Tanımlı Hayvanlardakİ Harİkalar



emip ve depolarken vücudu normal hacmine göre on kat şişebilmektedir. Emmeden sonra önce kanın suyu ayrılır ve özel ceplerde depolanır. İş bununla da bitmez. Kanın çözüşmemesi gerekir.Bunun için de bağırsaklarında bulundurduğuöze'1 bakterileri (Pseudomonas hirudinus) kullanır. İşte bu sistem sayesinde bir sülük yalnız bir öğün yemeği ile hayatını altı ay kadar sürdürebilir. Hatta bu süre sonunda kendi vücut dokularını parçalayarak bir süre daha yaşayabilir.
Bu hayvan şimdi modern tıpta nerelerde 9kullanılıyor?
Sülük uygulamasının ciddi doku zedeleme sinin verdiği rahatsızlıkları giderdiği görülüyor.Meselâ ameliyattan sonra yara izini taşıyan dokuyu iyileştirdiğini gösteren emareler var. Sülükler kan çekme aracı olarak da kullanılabilecek. Bilhassa kalp yetmezliği ya da kalp krizi geçiren insanların tedavisi onların yeni kullanım sahalarıdır. Ayrıca son araştırmalar vücuttan kopmuş organların dikilmesinde de onların işe yaradığını göstermiştir.
Sülüğün hiç acıtmadan modern bir tarzda kan emebilme vasfı bu şekilde hususi tanzimi bize mühim bir sünnete işaret etmektedir : Kan aldırmak. Hazret-i Peygamber hacamat âleti vurmakla kan aldırmıştır. Bir hadîste şöyle duyuruluyor :
Şifa üç şeye münhasırdır : Bal şerbeti içmek hacamat âleti vurmak ateşle dağlamak. Fakat ümmetimi (başka çare kalmadıkça) ateşle dağlamaktan men ederim (Sahîh-i Buhari; 12. cilt sayfa 79).
Mademki iki cihan serveri Hz. Peygamber(S.) kan aldırmak şifa demiştir o mutlaka şifadır. Çünkü O'nu konuşturan Rabbimizdir. O kendi hevasından nefsinden konuşmaz. Sünnetinde emir ve tavsiyelerinde hem bu hayatımız için hem de öldükten sonraki ebedî hayatımız için derin hikmetler azim faydalar vardır.
Şimdi tıp ilmine bakalım. Kan aldırmak gerçekten insan sağlığı için faydalı mı?
Kan aldırılınca anormal derecede koyu kanı bulunan hastaların beyinlerinden geçen kan akışı hızlanabilmektedir. Bu keşif Londra Milli Hastahanesinde ve Kopenhag Kraliyet hastahanesindeki araştırmalarda bulunmuştur.
Kanın emilin incelmesi kandaki alyuvar yoğurduğunu azaltır. Böylece kalp beyne daha rahat pompalama yapar. Kan emilince kandakiıoksijen taşıyıcı madde olan hemoglobin seviyesi de düşer. Bu yüzden kan beyine yeterli oksijeni taşıyabilmesi için daha hızlı akmaya başlar.
Ayrıca araştırmacılar kan akışının artmasıyla insanın ataklığının fark edilir derecede arttığını ispatlamışlardır.
Koyu kandan dolayı kalp krizi ve kalp yetmezliği tehlikesi altında bulunan insanlarda kan aldırmanın koruyucu bir rol oynayabileceği de tahmin edilmektedir. Bu tahmin İngiltere ve Danimarka'da yapılan son araştırmalarca desteklenmektedir.
Şimdi düşünelim : 1400 sene evvel yaşamış ümmî bir insan kan aldırmanın bunca faydasını nasıl bildi? 1400 sene evvel şimdiki zamana kıyasla cehaletin kol gezdiği bir devirde bir insanın çıkıp ta başını yardırıp kan aldırması kolay anlaşılacak bir iş değildir. Böyle derin tıpâ ilgisi isteyen bir işi O Zat'ın kendinden emin olarak yapması ve etrafına da inandırması O'nun peygamberliğine aşikâr bir delildir.

Hangi Hayvan Zırh Giymiştir?



İnsanların sonradan icad ettikleri nice şeylere hayvanlar çok daha önce sahipti. Tatu dediğimiz memeli hayvan da düşmanlarından korunmak için insanlardan evvel tabii zırh giyinmişti. Bu zırhından dolayı ona savaş tanklarının öncüsü gözüyle bakmamak elde mi?
Zırh kemikleşmiş tabakadan meydana gelmiş bir nevi kâlkandır. Bunun üzeri de gene kemik levhalarla örtülüdür.
Bu kalkan şeklindeki zırhla tatunun rahatça kıvrılamayacağını ve koşamayacağını sanmayın. İlmi sınırsız Sani-i Hakîm onun da tedbirini almış. Kalkan şeklindeki kabuğun ortasına menteşe vazifesini gören eğilir bükülür kemenler takmış. Ve onun rahat hareket etmesini sağlamış.
Tabii başının da korunması lâzım. Bunun için başının üzerine ayrıca bir kalkan yerleştirilmiş. Hatta çoğu tatularda kuyruk bile zırhlı bir mahfaza içindedir.
Bir ortaçağ savaşçısını da hatırlatan tatuyu görünce onun sadece savaşmak için yaratıldığını zannetmeyin. Aslında o hiç de saldırgan değildir. Dişleri ufak çıkıntılardan ibarettir. Üstelik ağzının arka tarafında oldukların dan ısıramaz bile. Gözleri ve kulakları zayıftır düşmanını ekseriya zamanında fark edemez. İşte Adil-i Hakim olan Allah onu sanatkârane imal edilmiş zırhla kuşatarak ve hızlı koşma kabiliyetini vererek düşmanlarından korumuş ve böylece adaletini göstermiş. Aksi takdirde et yiyen hayvanlar tatuların kökünü kazırdı.
Tabiatta bu muvazeneyi daima görebilirsiniz. Nice zayıf ve zararsız bildiğimiz hayvanlara bir başka kabiliyet verilerek korunmaları sağlanmış.
Meselâ tavşan; ürkek çekingen ve barışsever bir hayvandır. Arka ayakları ön ayaklarından uzun olduğundan bilhassa yokuş yukarı çok hızlı koşabilir. Böylece düşmanlarından kaçıp kurtulur. Kulaklarının iriliği sayesinde en belirsiz sesleri bile uzaklardan kolayca işitir. Buna göre ya kaçar veya gizlenir.
Tatularında zırhları ve hızlı koşma kabiliyetleri onları düşmanlarına yem olmaktan korur. Mikroptan kurttan sinekten tutunuzda; kuşlara balıklara fillere varıncaya kadar binlerce çeşit hayvan binlerce senedir yaşamış nesilleri tükenmemiş. Çünkü her birinde hususi korunma tedbirleri vardır. Hususi silahlar ve kabiliyetlerle kendilerini muhafaza edebilmiş günümüze kadar tükenmeden gelebilmişler. Elbette bütün hayvanlara kendilerine mahsus cihazlar takan bir Müdebbir-i Hakiki vardır. Bütün canlıları görüp gözeten O'dur. Mi?yarlarca hayvana giydirilmiş özel elbiseler akıllara durgunluk veren savunma silahları ve fevkâlâde görme işitme koklama cihazları başka kimin eseri olabilir?
Şayet bütün insanlar kâinat kitabının bir bölümü olan hayvanları tetkik edip de onların bütün tedbirini alan Müdebbir-i Hakiki'yi iyi tanıyıp ibadet edebilselerdi; bu dünyada çok daha mesut oldukları gibi ahirette de ebedi saadete kavuşurlardı.
Tatu saldırgan olmadığından esas yiyeceklerini termit dediğimiz küçük hayvanlar teşkil eder. Avını umumiyetle gece arar. Koku alma hissi çok keskindir. Toprak altında bir yerde avını hissederse mutlaka isabetli çıkar. Böcekleri keşfedince hemen işe koyulur. Ön ayakları ve pençelerinin birkaç vuruşuyla toprak örtüsünü kaldırıp böcekleri meydana çıkarır. Derhal sivri burnunu deliğe sokar. Uzayabilir dilini sokup çıkararak böcekleri dili üzerindeki minik kabarcıklara yapıştırır ve yer.
Termitler tropikal memleketlerde kereste ve tahtaların en büyük düşmanıdır. O bölgede oturanlar termitleri yiyen tatulara ne kadar teşekkür etseler azdır.
Tatular akrepleri ve diğer bazı zararlı böcekleri de yer. Bazen da yılanlar sıçanlar yumurtalar leşler ve bitkisel maddelerle yiyecek listesinde değişiklik yapar. Böylece hem karınlarını doyururlar hem de yeryüzünü zararlı hayvanlardan leşlerden temizlerler.
Tatu bir tehlike hissedince gücünün yettiği nispette kaçmaya ve yer altı inini bulmaya çalışır. Zırhı çevresindeki kaktüslerin arasında rahatça geçmesini sağlar. Bu bitkilerin sivri dikenleri tatuyu kovalayanların yolunu keser.
Şayet acıkmış bir et yiyen tarafından yaka?anacağını anlarsa toprak yumuşak olduğu takdirde kaş göz arasımda kendini toprağa gömer. Eğer buna vakit kalmazsa tortop alarak başlarını ayaklarını ve karnını zırhlarıyla örtüverir. Kurnaz bir tatu düşmanını görünce hemen yusyuvarlak kesilir. Sonra kendini bir bayırdan aşağı bırakır yuvarlana yuvarlana düşmanından uzaklaşır?
Eski Amerika Cumhurbaşkanlarından Theodore Roosevelt 1914 teki Brezilya hatıralarını anlatırken tatuların bir köpek sürüsünden nasıl kurtulduklarını şöyle anlatır :
- Köpek sürümüzle kurak bir araziden geçerken iki tatuyla karşılaştık. Biri hemen yakındaki ormana dalarak paçasını kurtardı. Diğeri de gerçekten hızlı koşabiliyordu. Yüz metre ilerdeki ormana ulaşınca her nedense birden bire kararını değiştirdi. Ani bir dönüş yaparak kurşun gibi köpek sürüsünün içine daldı.
Köpekler tatuyu bir türlü yakalayamadılar. fakat peşini de bırakmadılar. Tatu hem hızlı koşuyor hem de kama şeklindeki burnu ve zırhlı vücudu ile düşmanlarının arasından geçebiliyordu. Neticede hiç bir köpek onu kavrayamadı. Köpeklerin giremeyeceği dikenlerin içine dalarak sırra kadem bastı.
Bu yaratığın garip bir özelliği daha var. Bir batında dört yavru doğurur. Doğanların hepsi birden ya erkek veya dişidir. Bu. düzen hiç bozulmaz Elma ağacından armudun yetişmemesi gibi Allah'ın intizamlı bir adetidir bu.
Tatuların hayret edilecek kadar çeşitli türleri vardır. Yurtları Güney Amerika ise de Orta Amerika'ya sokuldukları da olmuştur.


Balıklar Ağaca Çıkar Mı?
Allah isterse deveyi iğnenin deliğinden geçirir. Bu bizim çok garibimize gitse de. O'nun İlmi ve kudreti sonsuzdur ve her şeye kâdirdir.
Olmaz işlerin olduğuna dair bir misal İşte Avustralya'nın yürüyen balığı. Bu balık suda bütün diğer balıklar gibi yüzer. Fakat su dışında da sanki kara hayvanıymış gibi yürür! Suda oksijen temin eden solungaçlar karada bir nevi ayak olur balığın yürümesini sağlar.
İşin daha garibi bu balık alçak ağaçlara da tırmanır saatlerce orada oturur! Hatta böcek yakalar çatır çatır kemali afiyetle yer!

Midyenin Yaşı Nasıl Öğrenilir?

Deniz kenarından toplanan ve çok kişinin kültabağı alarak kullandığı kabuklar midye dediğimiz mahluka aittir. Onların ikisi bir araya gelerek muntazam bir şekilde kapanmış ve midyenin içinde emniyetle yaşadığı evini meydana getirmişti. Her bir kabuk onun evinin yarısı idi.
Kabuk üzerindeki halkalar basit ve manasız değildir. Mü'minler denizlerin dibinde çizilmiş en basit tabii çizgilerin bile alemlerin Rab bine ait olduğunu bilir. Nitekim Princeton Üniversitesi doktorlarından İda Tholpson adlı bir araştırmacı on sene midye kabukları üzerinde çalışmış. Kabuk üzerindeki halkaların dünyanın güneş etrafında dönüşüyle ilgili olduğunu keşfetmiş!
Suların dibindeki kabuk üzerindeki halkaların dünyanın güneş etrafında dönüşüyle ilgisi nasıl olur? Her bir halka midyenin yaşını göstermektedir. Yani dünya güneş etrafındaki senelik hareketini tamamlayınca midyede kabuğu üzerindeki halkalara bir yenisini ilâve eder. Tıpkı her sene ağaç gövdesindeki halkalara bir yenisi eklendiği gibi. 39 yılda 38 40 veya daha az ve daha fazla halka göremezsiniz.
Suların dibindeki midye bir yılın dolduğunu nasıl biliyor? Sonsuzluğa akan zaman şeridinin. bir yıllık bölümlerini nasıl çiziyor?
Midyeyi yaratan ve onu derin suların içinde besleyen şekillendiren ancak Cenab-ı Hak'tır. O'nun gücü her şeye yeter. Denizlerin dibini de görür. Bütün canlıları terbiye eden yalnız O'dur. Midyenin sırtındaki halkalarla hâkimiyetinin sınırsızlığını gösterir. Ve böylece en mühim mahluk insanı da başıboş bırakmadığını yaptığı iyiliği ve kötülüğü de yazdığını ispat eder.
Midyenin kabuğundaki halkalar senelik bir takvim olduğu gibi denizler hakkında daha nice bilgiler gösteren bir grafiktir. Halkaların genişlikleri birbirinden farklıdır. Bu farklılık okyanusların dibindeki sıcaklığın midyenin temin ettiği yiyeceğinin ve su içindeki oksijen miktarının değişikliğinden ileri gelmektedir. Denizlerin yaratıcısı Allah okyanusların dibindeki oksijen ve sıcaklıktaki senelik değişmeleri midyenin kabuğuna kaydetmektedir.
Bazı midyelerin 150 sene yaşadıkları anlaşılmış. Bazı türlerinin ise yaşlarını öğrenmek kabil değil.

Solucanlar Eğitilebilir Mi?

Bahçe ve tarlalarda yeri kazdığınızda kıvrıla kıvrıla toprağın içine kaçmak isteyen solucanlarla karşılaşırsınız. Görünce belki mideniz bulanır ama o küçücük hayvanda çok enteresan hadiselerin oluştuğunu biliyor muydunuz?
Solucanı kürekle ikiye bölünüz. Onu öldür düğünüzü sanmayın! Üstelik iki ayrı solucan meydana getirdiğinizi biliniz! Bir müddet sonra başın bulunduğu kısım kuyruğa; kuyruğun bulunduğu kısım da başa tamamlanacaktır.
Bu iki yarım solucanları iki bütün solucana tamamlayan kuvvet ve şuur nedir acaba? Elbette hücrelerin faaliyetleri neticesinde baş ve kuyruk meydana gelmektedir. Fakat profesörlerin laboratuarlarda yapamadıkları bir solucan başını hücrelerin yaptığını söylemek mümkün mü?
Hayır! İlmi hudutsuz gaybî bir kudret elinin solucan üzerinde işlediği muhakkaktır. Sonsuz şuurun eseri olan bir hadiseyi akılsız hücrelerden bilmek de aklı gereği gibi kullanmamaktır.
Solucanın üzerinde daha nice garip hadiseler cereyan etmekte. İşte bunlardan biri : Mişigan Üniversitesi profesörlerinden bir grup öğretim üyesi bir solucana labirent denilen çok karışık yolların bulunduğu bir yerden geçmesini öğretmişler. Bu solucan ikiye bölündüğünde meydana gelen iki solucan da aynı şekilde karışık yollardan çıkmasını başarmış!
Bundan daha enteresanı var O çok karışık yallardan geçmesini öğrenen bir solucan ince parçalara doğranmış ve labirentten çıkmasını bilemeyen solucanlara yedirilmiş. Bu solucanlar da derhal ayn yollardan geçmişler!
Şimdi bizi düşündüren şu. Eğitilmiş solucanın etiyle diğer solucanlara karışık yollardan çıkma kabiliyeti nasıl geçti? İçindeki hücrelere karışık yolardan çıkışın programı yazılı olduğu solucanın bir parçası diğer bir solucan tarafından sindirilince bu solucanın bütün hücrelerine de çıkış programı işlenmektedir. Teyp bantları bile hususi fabrikalarda imal edilirken ve üzerine teyp dediğimiz hususi aletlerle sadece sesleri tespit edebilirken solucanın hücrelerine bir sürü karışık yollardan çıkma kabiliyetini nakşeden kim? Solucanın bile haberi olmadığı bu girift hadise kör tesadüfün serseri tabiatın eseri olamaz. Fizik kimya biyoloji gibi çeşitli ilimlerin karışımından meydana gelen bu muğlak hadise elbette bir ilahî kudretin eseridir. Allah'ın iradesi her an ve her dakika bir solucanın üzerinde olur da bizim üzerimizde olmaz mı? Evet içimizdeki hücrelere faaliyet veren kısaca bize bizden daha yakın olan Allah yaptığımız hareketlerden de haberdardır.
Şimdi aşağıdaki rakamı okumağa ve büyüklüğünü tahayyül etmeye çalışınız : 40.000.000.000.000.000.000.000.000 İşte bu kadar adet deniz solucanının dünyamızda yaşadığı bilinmektedir. Acaba bu kadar solucanı iç organlarından dış görünüşüne kadar birbirine benzeten kim? Tesadüfen Amerika'daki solucanla Türkiye'deki birbirine benzer mi? Demek ki Amerika'yı görüp kontrol eden kim ise Türkiye'yi de görüp kontrol eden O'dur. Afrika'daki karıncayı besleyen Rezzak-ı Kerim Rusya'daki ayıyı da Rahman ismiyle beslemektedir.





•LaMaZ!_GoGo• isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla