Konu
:
Ufoya İnamıyorsanız Peki ya bunlar ne ?
Tekil Mesaj Gösterimi
15-02-2007, 12:22
#
2
(
permalink
)
PRENS_HECTOR
Cevap: Ufoya İnamıyorsanız Peki ya bunlar ne ?
TİPLER
Araştırmacıların çalışmaları henüz bitmemiş olmakla beraber
genel mahiyette de olsa
uzaydan gelenlerin hiç değilse dış görünüşleri hakkında genel bir sınıflama yapacak kadar elde bilgi toplamış bulunuyoruz.
Bu bölümde tamamen yakın gözleme dayalı raporların istatistiklerden çıkarılmış bir sınıflamayı sizlere nakletmeye çalışacağız. Bu sınıflamadan hemen göze çarpan özelliklerden belki de en önemlisi
uzaydan gelenlerin hepsinin bizim anladığımız manada insan görünüşlü olmadığıdır. Bu yüzden uzaydan gelen arz-dışı kaynaklı varlıklar için ‘’ dış uzaydan gelenler ‘’ sözcüklerini kullanmayı uygun bulduk.
Dış uzaydan gelenler insanımsı
robot
hayvan yada herhangi bir gözlem-diski olsun; olaylarda hiçbir gelişigüzellik
rasgelelik bulunmamaktadır. Tam tersine uçan daire olayları
göründüğü ve anlayabildiğimiz kadarıyla bile
büyük bir şuurluluk arz etmektedir. Dış uzaydan gelenlerin
henüz tam olarak anlayamıyor olsak bile
tüm dünya insanlarını ilgilendiren bir amaca göre hareket ettikleri
bu kısımda okuyacağınız birkaç istatistikten bile
anlaşılmaktadır. Uçan daire olaylarını yöneten sistemin yada sistemlerin Dünya teknolojisinden çok ileri bir teknolojide bulundukları hususu da bu istatistiklerden anlaşılmaktadır. Bizden teknolojik olarak ileri görünüyorlar. Ama uzaydan gelenlerin yada onları gönderenlerin ruhsal olarak da hepsinin ileri olduklarını söyleyemiyoruz. Yani bir insanın yada insanımsının uzaydan geliyor diye
hemen ruhsal tekamül bakımından da dünya insanının ortalama ruhsal tekamül seviyesinin üzerinde olduğu söylenememektedir.
Her canlının bulunduğu ortama uyması evrensel bir yasa. Dünyadaki canlılar dünya kurulalı beri fizik küfre olarak geçirdiği değişikliklere uymak üzere birçok farklılık göstermiştir. Bu değişimler
devamlı olarak değişmekte olan fizik ve ruhsal etkilere paralel olarak sürüp gitmektedir. Bunun tabii sonucu olarak
elbette ki bizimkinden çok daha değişik fizik ve ruhsal etkiler taşıyan maddesel ortamlarda çok değişik canlı tipleri bulunacaktır. Ama tuhaf olan şudur ki
belirli bir prototip (baş-gövde-kollar-bacaklar olmak üzere ) adeta
hiç değilse bizimkinden çok farklı olmayan maddesel ortamlarda muhafaza edilmiş. Hatta bu evrensel şekle robotlarda bile sadık kalınmıştır. Hatta uzaydan gelen robotlar o kadar gelişmiş görünmektedir ki
bunların hem dış görünüş hem de davranışlar bakımından şuurlu bir varlıktan ayırmak çok zordur. Bundan başka tamamen bizim gibi et ve kemikten yapıldığı belli olan varlıkların robot gibi hareket ettikleri de gözlemlerde geçmektedir.
Şu kesindir ki
dünya insanlığının uçan daire olaylarını daha iyi anlayabilmesi için
bu günkünden daha değişik bir anlayış ve şuur düzeyinde bulunması gerekmektedir. Bazı muhafazakar sözde bilimsel çevrelerin bilimsel taassuptan kurtularak
olaylara peşin hükümlerden uzak bir gözle bakmaları gerekmektedir. Ancak o zaman bu gezegenin insanları
diğer gezegenlerdekiler arasındaki yerini
ve de şuurlu varlık olarak evrendeki yerini almaya başlayacaktır.
Dünya dışı varlıklarla temas kuran şahıslardan ve yakın gözlem raporlarından elde edinilen bilgilere göre gezegenimizi en çok ziyaret eden varlık grupları şunlardır:
*
PLEİADESLİLER
*
SİRİUSLULAR
*
ORİONLULAR
*
ZETA-RETİCULİLER
*
ARCTURUSLULAR
*
ANDROMEDALILAR
*
SANTORLAR
*
VEGALAR
*
NORDİKLER
*
MAVİLER
Dünya dışı varlık tipleri incelenirken anlaşılması gereken önemli noktalardan biri
tüm dünya dışı varlıkların insan görünümünde olmadığıdır. Farklı gezegen koşulları altında ve farklı atmosferik ortamlarda gelişen beden biçimleri
doğal olarak farklı görünümlerde olmaktadır. Bu nedenle evren
birbirine benzeyen ve benzemeyen sayısız yaşam formuyla doludur.
Ziyaretçiler arasında bizim galaksimizden olduğu kadar uzak galaksilerden gelenler de bulunmaktadır. Temasçılardan edinilen bilgilere göre
insanlarla iletişim kuran dünya dışı varlıkların çoğu pozitif bir motivasyona sahiptirler. Bu uygarlıkların büyük çoğunluğu teknolojik ve ruhsal yapı yönünden insanlardan çok ileridedirler. Onlar
insanların özgür iradelerine saygı duyarlar ve evrimimize herhangi bir şekilde müdahale etmezler.
AY-GÖZLÜLER
Işığa duyarlı büyük gözler ve donuk mavi derileri ile uzun boylu barış sever bir ırktır.Onlar
john Lear ve diğerlerine göre konuşmalarına izin verilmeyen ve susturulan astronotların Ay'da karşılaştıkları canlılar olabilirler. Bazılarına göre bu insanlar kuzey ırklarıyla birleşmiş olabilirler. Tufandan bir kaç yüzyıl sonra Batıya giden Nuh'un torunları oldukları söylenir. Onlara
derin mağara sistemlerinde rastlandığı da anlatılır.
ANAKİMLER
Els ya da basitçe " devler" "olarak da bilinirler. Eski İbrani adı geçen bu ırk
belkide genetik bir anormallik nedeniyle devleşmiş olabilir. İnsanların arasına karışmak için moleküler genişleme ve daralma ve de yıldızlararası gezebilme yeteneğine sahip oldukları söylenir.
CHUPACABRA
Anormal biyolojik varlıklar (ABE) olarak adlandırdığımız yabancı varlıklar bunlardır. Özellikle Güney Amerka'daki Hayvan öldürme olayları ile ilişkili oldukları söylenir. Gözleri ve kafasının şeklinden dolayı insana benzer olarak bilinen bu yaratık aslında bir melezdir. Tanıkların çoğu onu
kuyruğu olmayan iki ayaklı dikey bir dinozor olarak tarif ederler. Kafası ovaldir ve uzun bir çeneye sahiptir. Çenesinden aşağıya ve yukarıya doğru dışarı çıkan dişleri
ince ve dar bir ağzı
burun bölgesinde küçük delikleri ve kırmızı çekik gözleri vardır. Tüm bedenini saran sık kılları olduğu söylenir ve gözlemcilerin çoğu saçlarının siyah olduğunu ama bir bukalemun gibi renklerini değiştirebildiklerini söylerler. İki güçlü ayağı ve pençeli iki küçük kolu vardır. Bu ona
ağaçların üzerinden atlama ve koşma gücünü verir. Bazı tanıklar
basit bir sıçrayışta 20 adım yükselebildiğini iddia ederler. Bazılarına göre ise keçi görünümündirler. Bu yaratık
kırmızıdan efletuna
maviden yeşile değişen kirpi dikeni gibi uzantılara sahiptir. Birkaç tanık
yaratığın uçabilmek için uzantılarını ve kuyruğunu inanılmaz bir hızda salladığını döylediler. Puerto Rico ve diğer Güney Amerika ülkelerinde sık görüldüğü söylenir.
AGHARİANLAR veya AGHARTİANLAR
Kaynakların belirttiğine göre
binlerce yıl önce Gobi bölgesinde ve çevresindeki alanın altındaki mağaralarda yaşayan asyalı bir gruptur. Geçmişte başarılı bir krallık kurmuşlardı. Diğer gezegenlerle ilgilidirler. Hindu hikayelerine göre Tibet'in aşağısındaki büyük mağara sistemleri
Asya'nın Agharti mitolojisini oluşturur.
CETİLİLER yada TAU-CETİLİLER
Yanık tenli
insan görünümlü
Güney Amerika yada Akdeniz tipi insan ırkıdır. Dünya üzerindeki kafkasyalı insanlara önemsiz farklar dışında çok benzerler. ( kısa roma tarzı saç
uzun büyük burun
iri yapılılık ve lekesiz kulaklar ) Tau Ceti ve Epsilon Eridani
Vegalar
Ummiteler ve Pleiadeslilerle işbirliği içindedirler .
ULTRA-TERRANLAR
Paralel evrenlerin kesişimlerinde ve ya zaman akışı içinde karşılaşılan insanlar oldukları söylenir. Aslında fiziksel bir gerçeğin dışındadırlar. Kuramsal olarak mevcut bir diğer dünya
elektro-manyetik zaman engelinin zıttında bulunabilir. Zaman girdabında
kendi dünyamıza karşı gelen yani karşıt bir dünya varsa aslında o da bir madde evrendir. Bu iki zıt evrenin dışındaki diğer iki evrenin doğası bilinmeyendir
bu bize dörtlü uzay-zaman sistemini ima eder. ( bunlar ileri ve geri zaman akış sürecine sahip madde ya da anti-madde evrenleridirler) Dört evrenin hepsi
galaksilerin merkezindeki kara deliklerden çıkan süper enerjilerin bir sonucu olarak 11 boyutlu yoğunluğu sahiptir. Bu çok boyutlu gerçek
bir çok bilinmeyeni açıklayabilir. Dünyamızdaki nesneler
diğer evrende görünmez olabilirler. Örneğin Bermuda Şeytan Üçgeninde EM girdabına geçici olarak yakalanan bir pilot
terk edilmiş bir ada görür. Oysa kendi dünyasında aynı adada oturmuştur ama bu kez ada metruktur. Bazı insanlar
bir yol sürecinde evlerde
otellerde lokantalarda ya da benzeri mekanlarda durduklarını veya oraları gördüklerini ama aynı yoldan geri döndüklerinde bu tür yerlerin varlığını bulamadıklarını söylerler. Tüm boyutlar
aynı elektromanyetik üst tayfın bölümü olan birbirlerinin içine akabilirler. Bir dünyadan diğerine insanlar yada nesneler geçici olarak geçebilirler fakat kalıcı olamazlar çünkü başka boyuttaki kendileriyle karşılaştıklarında anti-madde tepkimesine neden olabilirler. 1850 yılında Almanya
Frankfurt-am-Order yakınında bir anda ortaya çıkan ve kimsenin tanımadığı Vorin isimli insan
yazarların güç-bela anlattığı garip bir Almanca ile konuşuyordu. Sakria'da yaşadığını ve Laxaria ulusundan olduğunu söylüyordu. (Dünyamızda bu isimler yoktur ) Bazı UFO olaylarında karşılaşılan Ultra-Terranlar başka evrenlerden kaymış olabilirler.
ATLANTLAR
Bunlar insansıdırlar. Güney Brezilya'da mağara kentlerde yaşarlar ve yardım sever olarak tanımlanırlar . Rivayete göre Tufan'dan önceki zamandan kalmadırlar. Atlantis İmparatorluğu halkından geldikleri için bu adı alırlar. Aslında bu günkü sakinlerin
eski Atlant toplumuyla doğrudan doğruya genetik bir bağı yoktur ama yinede aynı ırktan saylırlar. Kuzey amerika ve diğer kıtalarda onların kullandıkları disklere ve yeraltı bekçileri olan cücelere rastlandı.
MERİHLİLER
Marstaki iki ayda yaşarlar. ( Phobos ve Deimos ) yani Mars gezegeninin hem insan
hemde insan olmayan sakinleridirler. Bu uyduların Grilerin kontrolü altında suni olarak oyulmuş küçük gezegenler olduğuna inanılır. Kaçırılma
aşılama
programlama
değiştirme
süzme ve diğer projeler için kullanılırlar. Binlerce yıl önce Ay ve Mars'ın yüzeyi yaşama elverişliydi. Mars ve Ay'daki binlerce yıllık eski harabelerin geçmişteki felaketleri gösterdiğine inanılır.
ALFA-DRAKONLULAR
Alfa Darkoniste koloniler halinde yaşayan sürüngen varlıklardır . Onlar da binlerce yıl önce dünya üzerinde yaratıldıklarını iddia ederler ve amaçları dünyayı tekrar ele geçirmektir. Dünyaya gizlice süzülme aşamasını sona erdirip
planlanmış bir saldırıya hazırlandıkları söylenmektedir. Nüfus artışını
kirliliği ve diğer çevresel problemleri mazeret göstererek dünyalıları ortadan kaldırabilirler
savaşçı içgüdüleri güçlüdür. Drakonlular
bizim yıldızlararası platformda yer alacak kadar gelişmemizi istemiyorlar. Bu yüzdende sömürgeci olarak dünyayı ve dünyalıları durdurmaya kararlılar .
GİZAN/GİZEH CANLILARI
Gizeh insanları
Pleiadeliler ( Billy Meier ilişkileri ) gibidir . Eski mısırlılar gibi giyindikleri ve mısır'ın güneyindeki labirent benzeri kentlerde yaşadıkları anlatılır. Teknoloji aracılığı ile bazı insanlarla ilişkileri vardır . iddialara göre
Mısır'ın güneyinde Amerikan hükümeti ile yakın ilşkide bulundukları gizli bir üs vardır. Gizan insanlarının amaçlarının
antik Mısır kültürünü ve egemenliğini canlandırmak olduğu söylenmektedir.
BERNARDLILAR
Bernard yıldız sisteminin sakinleridirler. Onlar hakkında fazla bilgi olmamasına rağmen
insan varlıklar olarak bilinirler. Bizim sistemimiz içerisinde görünmeyen bir takımyıldızda bilinmeyen bir amaçla saklanmaktadırlar.
LYRALILAR
Lyra insanlarının ( insanlarla aynı nesle sahip oldukları söyleniyor) bir kaç bin yıl önce sistem dışına sürüklendiğini farz edin. Lyra savaşları sürerken kitleler halinde sistemi terk ederek Pleiade
Hyade
( Taurus Takımyıldızında
Dünyadan yaklaşık 130 ışık yılı uzaklıkta ) ve Vega Yıldızının bölgeye kaçtılar. Bizim sistemimize benzeyen bu bölgelerde hala insanlarla
timsah cinsi griler savaşmaktadırlar.
TELOSLULAR
Tufan'dan önceki yıllarda su altındaki kolonilerde yaşayan sarışın
uzun boylu insanlar ; Kuzey Amerikanın batı eyaletlerine yerleşmişler ve Kuzey Kaliforniyadaki Shasta Dağının çevresinde toplanmışlardı
büyük mağara kentlerinde yaşıyorlardı. Lemuria olarak adlandırılan Tufan'dan önceki zamana ait uygarlıkların bir bölümünün Telosolduğuna inanılır. ( Gerçekte Lemuria
Hint Okyanusunda kaybolmuş mitolojik bir kıtadır Pasifik okyanusundaki kıta Elam-Mu olarak adlandırılmıştı )." Telosi " sözcüğü eski yunancada "kararlı çok çalışma " anlamındadır. Bazılarına göre bu insanlar
Maya kabilelerinin atalarıydılar. Hava gemileri " Vimanas " olarak adlandırılır. Telosianlar
Ashtar toplu zekaya bağlantılı ruhani düzenin içindedirler ve diğer boyutlu varlıklar gibi Satürn
Sirius Arcturus'taki dünya-dışı varlıklarla bağlantıları vardır.
ORANGE
Bu varlıklar
Kuzey Meksika ve ABD Güney Nevada'da görülmüşlerdir. Sarı
kırmızı ve portakal renkli saçlarıylainsan soyuna benzerler . Bedenleri de insana benzerdir. Ama yüzleri genetik olarak sürüngen türüdür . İnsanlar gibi üreme organlarına sahiptirler . Bazılarının Bernard Yıldızı'yla bağlantıları vardır.
BUKALEMUN
Sürüngenler genetik olarak insan gibi görünmek amacıyla kendilerine üreme olanağı verdiler. Ayrıca insanların dış görüntüsünü oluşturmak için lazer negatifleri ve ya moleküler şekil değişimini kullandılar . Bu tesisler
Washington
Fort Lewis ; California
Deep Springs ; Newada Groom Gölü ; Utah
Dougway ve Meksika'da yüzeyin altında kullanılmaya hazır bulunmaktadır. Kısacası
bu yaratıkların şekil değiştirmiş olarak aramızda yaşadıkları anlatılmaktadır. Sadece gözleri değişmemektedir
bunun için de ince ve dar gözbebeklerinin iris tabakasını saklamak için suni lens kullanırlar. Bazı iddialara göre ise genetik olarak insan toplumunu ele geçirmeye hazırlanan bir ırkın öncü askerleridirler.
NAGAS
Sürüngen türünde
büyük burunlu Griler olarak adlandırılırlar. Tibet ve Hindistan hikalerinde önemli bir rol oynarlar . Yaklaşık 2-2.5 metre uzunluğunda ve kül yeşili renktedirler . İnanca göre
Dünyada binlerce yıl önce varolan iki ayaklı kertenkele cinsi varlıklardan gelmektedirler. Bazı kaçırılanlar
bu canlıların
bir dinozor türü olan Velociraptor'a benzediğini iddia ederler . Anlatılanlara göre eski zamanlarda Antarktika'da bulunan bu ırk ve Gobi Çölü bölgesinde
İskandinav ırkı ile yapılan ünlü savaşı kaybettikten sonra yeraltına saklandılar.
UMMİTELER
Dünya (Güneş ) sisteminden 14 ışık yılı uzaklıktaki Kurt 44 Yıldızından geldiklerini söylüyorlar ve belki Lyran kolonileriyle eskiye dayanan bağlantıları var. Ummiteler
( Ummo Gezegeninden ) görüntü olarak İskandinav olduğu söylenen Lyran-Pleaideliler gibidirler. Bu yüzden sarışın ya da Nordik toplumlarla bağlantıları olabilir
TEMAS
ELIZABETH KLARER –GÜNEY AFRİKA
Güney Afrika’nın en ünlü temasçısı Elizabeth Klarer’ın çok etkileyici bir öyküsü vardır. Dragon dağları eteklerinden
Meton gezegeninden gelen Akon adlı uzaylıyla olan ilişkisi ve doğurduğu yıldız çocuğa kadar uzanan bu öykü; Zulu kültürü
uzayın itici gücüne
İngiliz istihbaratı ve Kraliyet Hava Kuvvetleri ile ilgili pek çok olayı kapsamaktadır. Klarer
olağandışı açıklamaları ve iddialarıyla
NASA ve Moskova da dahil
bilim çevrelerinin oldukça dikkatini çekmiştir. Ve Elizabeth'e Akon tarafından verilen bilimsel bilgiler ve açıklamalar
akademisyenlerce dikkate alınmış ve bilime büyük katkılar sağlamıştır..
Klarer İngiltere’deki Cambridge Üniversitesi’nde meteoroloji eğitimi almış ve Güney Afrika Hava Kuvvetleri UFO Departmanı’nda UFO gözlemciliği görevi yapmıştır. Temaslarında elde ettiğ bilgileri paylaşmak için
bilim adamlarının uluslararası toplantılarında “ışığın sırrı” konulu konuşmalar yapan Klarer
1983’te Lordlar Kamarası’nda da bir konuşma yapmış; çalışmalarından biri Birleşmiş Milletler’de okunmuştur. 1986 yılında ABD’ye giden Klarer
NASA’yı ve bir çok bilim adamını ziyaret etmiştir.
Klarer’in en büyük amacı
elektro-magnetizmin özellikleri hakkında sahip olduğu “uzaylı bilgisi”ni insanlara iletmekti. Bu konuya 1979’da yayımlanan “Işık Duvarının Ötesinde” (Beyond the Light Barrier) adlı kitabında da yer veren Klarer
ölümünden önce Einstein’ın birleşik alan teorisini sorgulayan “Yerçekimi Dosyası” (Gravity File) isminde bir kitap yazmaktaydı.
Elizabeth Klarer
çocukluğunu Dragon Dağları eteklerindeki Rosetta çiftliğinde geçirmiştir. Elizabeth ilk defa burada hayatının diğerlerinkinden farklı olacağını sezmiştir. Diğer bir çok olayda olduğu gibi
temaslar UFO gözlemleriyle başlamıştır. Küçük Elizabeth ve kızkardeşi ilk kez göklerde uçan “gümüş renginde devasa bir disk” gördüklerinde bunu hemen babalarına haber vermişler
fakat babaları olayı “belki de bir meteor”
diyerek geçiştirmiştir. 1917’de
yedi yaşındaki Elizabeth
Göklerin Tanrıları Abelungular ve onların Şimşek Kuşu ile ilk kez karşılaşmıştır.
Klarer’ın dünya dışından temas kurduğu Akon’la ilk karşılaşması ise yıllar sonra
1950’lerde gerçekleşmiştir. Dünya’dan 4.26 ışık yılı uzaklıktaki Proxima Centauri’deki bir gezegen olan Meton’dan gelen Akon Elizabeth’e kendini bilim adamı olarak tanıtmış ve onu zaman zaman ziyaret etmiştir. Klarer Akon’dan bir çocuk doğurduğunu iddia etmekteydi.
İnsanımsı bir varlık grubundan olan "Akon" nun Elizabeth'in tasvirlerine dayalı çizimi
Klarer
Akon ve halkının Antartika’nın aydınlık bölümünün merkezinde bir üsleri olduğunu ve bu üssün Fransız ve Rus üslerinden çok da uzakta olmadığını söylemiştir. Ayrıca Akon’dan aldığı bilgiler doğrultusunda
Güney Afrikalı bilim adamlarının Cape Town ve Güney Atlantik üzerinde bir “ölüm tuzağı” keşfettiklerini bildirmiş ve burada radyasyonu aşağı doğru iten üçüncü ve çok güçlü bir manyetik kutbun oluşabileceğini söylemiştir.
Akon Klarer’a aynı zamanda güneş sistemimiz hakkındaki kozmolojik açıklamalardan da bahsetmiştir: “Ay
güneş sistemine yabancıdır; bu sisteme Jüpiter ve onu izleyen uydularıyla beraber gelmiştir. Jüpiter yeni oluşan ve yoğunlaşan bir yıldızdır
bu yüzden de büyük bir hızla dönmektedir. Bildiğimiz kadarıyla Jüpiter’in uydularından yedisi atmosfere sahiptir ve üzerlerinde yaşam vardır.” Akon Quasar’ların da “bir metagalaksinin manyetik alanıyla yörüngesinde tuttuğu galaksilerin yaşamındaki erken dönem” olduğunu söylemiştir.
Klarer
Akon’la olan temaslarının bazılarında Akon’un uzay gemisinin fotoğraflarını çekmiş ve bunları kitabında yayımlamıştır. Klarer’in kitabında ayrıca Akon ve Meton’un örnek resimleri ile Akon’un gezegeninden getirdiği kristalin fotoğrafı da bulunmaktadır.
Akon ve halkının Dünya
insan ve evren hakkında Klarer tarafından iletilen bazı mesajları aşağıda sunulmuştur:
“Tüm yaşamın ve evrenin anahtarı ışığın harmonik etkileşiminde yatmaktadır. Gezegen sistemlerindeki
yıldızlardaki ve yıldızlararası uzayın derinliklerindeki varoluşun bütünü ışığın görünen ve görünmeyen dalgalarından oluşmaktadır. Tüm enerji
madde
sıvılar
gazlar ve tüm yaşam
oksijendeki ışık mikroatomlarının serbest bırakılmış halidir.”
“Zihin gücü
manevi dayanıklılık
ruha erişme ve düşünceler
hepsi farklı hızlardaki ışık dalgalarından
ya da mikroatomlardan
oluşmaktadır. Işığın harmonik titreşimlerinin formülü bulunduğunda
mikroatomların şekli değişen düşüncelerle birlikte değişecektir.”
“İnsanoğlu uzaylı bir yaratıktır; o da diğerleri gibi bir yıldızın yörüngesindeki bir gezegende yaşayan bir uzay ırkıdır. İnsanoğlu benzersiz değildir; Galakside bulunan farklı güneş sistemlerindeki gezegenlerde ışık yılları boyunca bizim tarafımızdan yaratılan ve beslenen yıldızlararası insan familyasının sadece bir parçasıdır. Irkların ve insanların medeniyet düzeyi ancak onların merhamet düzeyiyle ölçülebilir.”
“Dünya insanı
artık
yaşadıkları alanın eni ve boyu arasında emekleyerek yürüyen iki boyutlu yaratıklar gibi bulunduğu gezegene bağlı kalamaz. Onlar artık üçüncü boyut olan yüksekliğe doğru süzülecek ve kendilerini oldukları gibi göreceklerdir. Tabi ki
yeni çevrelerini anlayabilmek ve kontrol edebilmek için düşünce ve yaşam biçimlerinde değişiklikler yapmaları gerekecektir.”
Akon
Akon ırkının Meton gezegenindeki evlerinden bir örnek çizim
EKİN ÇEMBERLERİ
U F O BAĞLANTISI
Dünya genelindeki pek çok olayda
ekin çemberlerinin belirdikleri bölgede UFO’lar ve esrarengiz ışıklar gözlemlenmiştir. UFO’lar genellikle çemberlerin oluşumundan önce ya da o esnada ortaya çıkmaktadırlar. Ekin çemberleri olaylarında sıçrama görüldüğü tarihlerde bölgedeki UFO olayları da gözle görülür oranda artmaktadır.
Ekin çemberleri olaylarının en dikkat çekicilerinden biri Aralık 1975’te
Minnesota’nın Meeker kasabasında meydana gelmiştir. 27 Aralık sabahı
bir çiftlik sahibi
otlak arazisindeki kar kaplı çimenlerin üzerinin düzleştirilerek bir çember oluştuğunu ve çemberin ortasında da bazı organları yerinden çıkarılmış ölü bir dananın yatmakta olduğunu hayretle gözlemlemiştir. Çiftçi
yaklaşık 500 metre uzakta başka çemberler daha bulmuştur. Bölge üzerinde uçuş yapan bir diğer üniversite görevlisi
burada 47 tane eşit büyüklükte
kusursuz çemberin ortaya çıktığını ve bunların birlikte bir desen oluşturduklarını görmüştür. Çemberleri inceleyen Minnesota Üniversitesi Profesörü Terrance Mitchell
bölgede çok yüksek oranda manyetizma tespit etmiştir. Ekin çemberleri araştırmacısı Linda Moulton Howe bu konuda şunları söylemektedir: “Bir çok uzman bu esrarengiz ‘hasat’ın nedeninin insan DNA’sıyla genetik deneyler yapan uzaylı varlıklar olduğuna inanmaktadır. Bu varlıklar bitkilerden
hayvanlardan ve kaçırdıkları insanlardan aldıkları kromozomları yeni
belki de farklı bir yaşam formu yaratmak için kullanmaktadırlar.” Howe
tüm bunların –ekin çemberlerinin
UFO gözlemlerinin ve kaçırılma olaylarının- arkasında
insan türünün kozmik nitelikleriyle ilgili ortak bir payda bulunduğunu söylemektedir.
Ekin çemberlerinin ve UFO’ların bir arada ortaya çıktığı pek çok olay vardır. 5 Ağustos 1987’de
Warminister yakınlarındaki Upton Scudamore’da dört çemberden meydana gelen bir oluşum ortaya çıkmış; bazı tanıklar olaydan önce UFO gözlemlediklerini bildirmişlerdir. İki gün sonra
yine Warminister yakınlarındaki Bratton’da 27 metre çapında
çift halkalı bir ekin çemberi ortaya çıkmış ve bunu takiben UFOlar gözlemlenmiştir. Bu şekil türünün ilk örneğiydi; çemberlerde daha komplike tasarımlara doğru yeni bir adım atılmıştı. Bu olay aslında daha gizemli başka bir olaya yol açacaktı.
Bölgede gezintiye çıkan Wingfield ailesi bu çemberi farketmişlerdi. Esrarengiz şekli daha yakından incelemek isteyen Wingfield’ler –George Wingfield ve oğulları önde
Gloria Wingfield arkada- bulundukları tepeden aşağı inerek çembere doğru yaklaştılar. Tam bu esnada Gloria Winfield onu çok korkutan bir manzarayla karşılaştı: Göz kamaştırıcı mavi bir ışık demeti dönmekte ve onları işaret etmekteydi. Ardından mısır başakları içinde mavi ışıklar yanıp sönmeye başladı; bunlar görünmez bir cismin yansıması gibiydiler. Deneyimli bir doğa bilimcisi olan George Wingfield
olayın şokunu atlattıktan sonra bölgede detaylı incelemelerde bulunmuş ve çemberlerin insan dışı bir zekanın ürünü olduğu sonucuna varmıştır.
UFO’lar Almanya’daki ilk beş ekin çemberinin –Damp
Marburg
Heinzenhausen
Grasdorf ve Netze- oluşumu sırasında da ortaya çıkmışlardır. Aralık 1989’da Avustralya’nın Victoria kentinde 90 ekin çemberi ortaya çıkmış; çemberlerin belirmesinden önceki gece bölgede pek çok esrarengiz ışık görülmüştür. Benzer olaylar Kanada gibi başka ülkelerde de meydana gelmiştir.
Peki çemberlerin dünya-dışı zekalar tarafından oluşturulduğuna dair başka bilimsel kanıtlar var mı? Yakın zamanlarda ortaya çıkan şekillerden biri
bu soruya iyi bir cevap teşkil etmektedir. Bu oluşum
1974’te dünyadan uzayın derinliklerine gönderilen bir mesaja ileri zeka formları tarafından verilen bir yanıttır. İngiltere’nin Hampshire kentindeki Chilbolton Gözlemevi yakınlarında bir tarlada ortaya çıkan şekiller
ekin çemberleri ve UFO’lar arasındaki ilişkiyi anlamak açısından büyük önem taşımaktadır. Bu oluşumlardan biri bir uzaylının yüzünü andırmaktadır. İkincisi ise
Kasım 1974’te Porto Rico’daki Arecibo Gözlemevi’nden M13 yıldız kümesi istikametine gönderilen mesajın değiştirilmiş bir versiyonudur.
Profesör Frank Drake ve gözlemevindeki diğer araştırmacılar tarafından tasarlanan Arecibo mesajı
73 sıra ve her sırada 23 bit’ten oluşan basit bir grafikti. Bu rakamlar özel olarak seçilmişlerdi çünkü asal sayıydılar. Asal sayılar mesajın alıcıları tarafından daha kolay farkedilebilir ve grafiği çözümlemelerini kolaylaştırabilirdi. Mesaj
sinyalin 2380 MHz bandındaki iki frekans arasında değiştirilmesi yoluyla gönderilmişti. Mesaj
herhangi bir kültürün dünya ve insan hakkında öğrenmek isteyeceği türden bilgiler vermekteydi: Güneş sisteminin neresinde bulunduğumuzu
neye benzediğimizi gösteren basit grafikler
mesajı göndermekte kullanılan teleskobun bir çizimi ve biyolojik yapımız (DNA ve insan biyokimyasının bazı yapı taşları) hakkında bilgi. Bu mesaj
300 metre çapındaki Arecibo teleskobuna yeni ve daha düzgün bir yansıtıcı yüzey eklenmesini kutlamak ve bu yeni donanımı denemek amacıyla gönderilmişti.
Hampshire’da bulunan ekin çemberi
Arecibo mesajına oldukça benzeyen bir grafikti. Fakat bazı farklılıklar vardı: Arecibo teleskobunu gösteren grafik
Hampshire’daki modelde yerini kozmik hücrelere sahip bir uzay uydusu grafiğine bırakmıştı. Diyagramda güneş sistemimiz yine 9 gezegenli bir sistemle yer değiştirilmiş ve sonuncu gezegen diğerlerinden daha büyük olarak gösterilmişti. Bu belki de Jüpiter’in uydularını temsil etmekteydi. Son olarak insan figürü
çok daha büyük bir başa sahip insanımsı bir figürle değiştirilmişti.
Alman UFO dergisi Magazin 2000’in editörü Michael Hesemann kitabı “Kozmik Bağlantı” (The Cosmic Connection)’da ekin çemberleri esrarının çözümünün UFO gizeminde yattığını söylemekte ve her iki olgunun da dünyayı uzaylıların dönüşüne hazırladığına işaret etmektedir. Bize görede bu şekiller
insanları travmatik bir kültür şokuna uğratmadan ufuklarını genişletmenin nazik ve estetik bir yoludur. Dünyayı UFO’lar içinde ziyaret eden varlıklar bizi yavaş yavaş evrende yalnız olmadığımız gerçeğine alıştırmaktadırlar.
UFO’lar Barbury Kalesi yakınlarındaki dört yüzlü devasa şeklin oluşumunda da ortaya çıkmışlardır. O gece
Beckhampton bölgesindeki ekin çemberlerini seyretmekte olan üç genç
geceyarısından biraz önce
üç esrarengiz ışığın sessizce gökyüzünde süzüldüğünü farketmişlerdir. Bunu takip eden bir saat içinde
pek çok beyaz ışık ve yeşil
kırmızı ve beyaz ışıklar yayan cisimler görmüşlerdir. Son olarak koyu renkte devasa bir cisim sessizce başlarının üstünden geçmiştir.
Yöredeki diğer ekin çemberi araştırmacıları da o gece söz konusu ışıkları görmüşler ve ışıkların Barbury Kalesi’ne doğru yöneldiklerini bildirmişlerdir. Tanıkların polis ifadelerine göre
Satürn benzeri bir halkayla çevrelenmiş olan dolunay büyüklüğünde kırmızı bir ışık ekin çemberinin belirdiği mısır tarlasına inmiş
yere değer değmez aniden karanlığa gömülmüştür. Olayın tanıklarından emekli polis memuru Anthony Dodd bir şeyden kesinlikle emindir: “Bu şekillerin UFO’lar tarafından oluşturulduğu konusunda en ufak bir şüphem bile yok. Zaten
ekin çemberleri ortaya çıktığı zamanlarda UFO gözlemlerinde hep bir artış olmuştur. Bu
ekin çemberlerinin UFO’larla olan bağlantısını gösterir. Buna bir örnek de Bristol’de yaşanmıştır; ekin çemberi ortaya çıkmadan önce bir çok tanık bölge üzerinde UFO’lar gözlemlediklerini bildirmiştir.”
Ekin çemberleriyle ilgili bir başka dikkat çekici konu da oluşumların çevresinde görülen ve pek çok kez filme alınan esrarengiz
küçük
beyaz kürelerdir. Bu cisimleri defalarca gözlemleyen George Wingfield
onları “tahılların hemen üzerinde yavaşça ve nazikçe süzülen çok küçük ve donuk esrarengiz ışıklar” olarak tanımlamaktadır.
Benzeri bir gözlem
20 Temmuz 1992’de Almanya’nın Marburg kentinde beliren ekin çemberinin ortaya çıkmasından bir gece önce Vogt ailesi tarafından rapor edilmiştir: “Futbol topu büyüklüğünde
tamamen yuvarlak olmayan ışık küreleri havada büyük bir hızla uçuşuyorlardı.” Bu tür küçük
beyaz ve parlayan bir disk
8 Ağustos 1987’de
Pat Delgado ve Colin Andrews’la birlikte yeni oluşmuş bir çemberi incelemek için Westbury yakınlarında bulunan araştırmacı Busty Taylor tarafından da fotoğraflanmıştır. Temmuz 1990’da Steven Alexander
Alton Barnes yakınlarında böyle bir mini-UFO’yu ilk kez filme almıştır.
Tüm bu olaylar
UFO’lar ile ekin çemberleri arasındaki bağlantıyı açık bir biçimde gözler önüne sermektedir. Peki daha da önemli bir soru: UFO’lar bu esrarengiz şekilleri nasıl oluşturmaktadırlar? Şu kesindir ki
ekin çemberleri yere inen UFO’ların bıraktığı izler değildir. Ekin çemberleri çok çeşitli biçimlerdedirler ve genelde UFO gözlemlerinden bağımsız olarak ortaya çıkarlar. Bu şekiller ya görünmez UFO’lar tarafından ya da enerji iletimi yoluyla –örneğin yükseklerden gönderilen enerji ışınlarıyla- oluşturulmaktadırlar. Ekin çemberi oluşumlarında havasal bir bileşen olduğu kesindir. UFO temasçıları
bazı UFO’ların çok güçlü “zemin mercekleri” olduğunu ve bunların yardımıyla ne kadar yüksekte olurlarsa olsunlar dünya üzerindeki en ufak detayları bile görebildiklerini söylemektedirler. Ekin çemberleri de bu lensler ya da benzeri donanımlar yardımıyla oluşturulmuş olabilir.
Peki uzaylılar bizimle neden ekin çemberleri aracılığıyla iletişim kuruyorlar? Bizce bu insanoğlunun bilincini genişletmek ve derinleştirmek yolunda atılmış yeni bir adımdır.
Filozof John Mitchell de ekin çemberleri ve UFO’lar arasındaki bağlantı konusunda benzer bir sonuca varmıştır: “Bütün araştırmacılar
gökyüzündeki esrarengiz ışıkların
tuhaf seslerin
alışılmadık efektlerin ve insanların ekin çemberleriyle bağlantılı olarak yaşadıkları deneyimlerin UFO olgusuna işaret ettiğini itiraf ederler. Ekin çemberleriyle UFO’lar arasındaki sadece bir bağlantı değildir: her ikisi de aynı olgunun farklı ifadeleridir.”
Kapadokya'da "UFO " Heyecanı
07.08.2005
Nevşehir'in Sulusaray Beldesi'nde bazı vatandaşlar
gökyüzünde "UFO" olarak tabir edilen "tanımlanamayan uçan nesne" gördüklerini iddia ettiler.
Beldede yaşayan Sevdiye Sağlam (57)
AA muhabirine ve beldenin Belediye Başkanı İbrahim Pekşen'e; 02 Temmuz 2005 Ctesi öğleden sonra saat 17:00 civarında
Sultan Alaattin Mahallesi'ndeki evlerinin bahçesinde 3 bayan misafirleriyle oturdukları sırada
gökyüzünde metalik parlak bir cisim gördüklerini söyledi.
Komşularının ve misafirlerinin de buna şahit olduğunu ifade eden Sağlam
şöyle konuştu: "Balkonda 3 kişiydik
karşı evin balkonundan komşumuz bayan "arkanızda uzaylılar var!" diye bağırdı. İşaret ettiği yöne doğru baktığımızda
Garip bir varlık gördük. Robota benziyordu ama kulakları daha büyük ve kepçe şeklindeydi. Üzerinde parlak
metal rengi bir elbise vardı sanki..Boyu yaklaşık 1 metreydi
havada yürüyerek yükseldi ve bir araca binip uzaklaştı. Gökyüzünde yükselirken 3-4 tanesi daha ona doğru yaklaştı ve hepsi birlikte iyice küçülerek
ışıklar saçarak hızla gözdenden kayboldular"
Osman Bilgiç ise arkadaşları Mehmet Uz ve Nihat Yalçın ile kahvehane önünde çay içerken aynı saatte "UFO" gördüklerini savundu. Cismi ilk gördüğünde uçurtma sandığını belirten Bilgiç
"Önce ne olduğunu anlamadık. Metal renginde garip bir cisimdi. Uçurtma sandık ama ipinin olmadığını fark edince UFO olduğunu anladık ve nesne garip bir biçimde ışıklar saçarak hızla yükseldi ve kayboldu." dedi.
Beldede 8-10 kişi söz konusu cismi ve varlığı gördüklerini iddia ediyor.
Sirius UFO Uzay Bilimleri Araştırma Merkezi yetkilileri konuyla ilgili araştırma başlattıklarını ve Niğde-Aksaray-Kayseri ve Kırşehir bölge temsilcilerini olayı araştırmak için görevlendirdiklerini belirttiler…
TÜRKİYE U F O RAPORU
TÜRKİYE U F O GÖZLEMLERİ
Türkiye
diğer bir deyişle Anadolu
çok eski çağlara dayanan bir tarihe sahiptir ve zaman içinde Lidyalılardan Perslere
Hititlerden Urartulara
Bizanslılardan Osmanlı İmparatorluğuna kadar sayısız medeniyete ev sahipliği yapmıştır.
Bu kadar eski bir medeniyet tarihine sahip olan Anadolu toprakları geçmişten günümüze kadar sayısız UFO gözlemine sahne olmuştur. Ülkemizde UFO gözlemi yapmış kişilerin sayısı oldukça yüksektir.
Türkiye’de Ufoloji
tarihle
arkeolojiyle ve kültürle yakın bir ilişki içindedir. Destanlarımızda dünya dışı varlıklar simgesel bir dille tasvir edilmektedir. Orta Asya Türklerinin efsanelerinde bu varlıklar “Uçan Tanrılar” veya “Uçan Cisimler” olarak nitelendirilmiştir.
Eski Türk inançlarına göre
Gökyüzü Tanrısı’nın tahtı
hem Ay’dan hem de Güneş’ten çok uzaktaki yıldızlarda bulunmaktaydı. Atalarımız aynaya benzer cisimlerin gökyüzünde dolaştığına ve yaydıkları ışıkların her yeri aydınlattığına inanıyorlardı.
Altay Türklerine ait bir efsane şöyle diyor: “Önceleri sadece su vardı. Yer
gök ve güneş yoktu. Tanrı Kutay ile bir adam vardı. Bunlar kara kaz biçimine girip su üzerinde uçuyorlardı.”
Türklere ait bir diğer yaratılış efsanesinde yine benzer bir tasvir yapılmaktadır:
“O zamanlarda Gökyüzü ve Yeryüzü yoktu. Yalnızca uçsuz bucaksız bir deniz vardı. Tanrı Ülgen denizin üzerinde uçuyor ve konacak bir yer arıyordu.
Atalarımızın yaradılış efsanelerinde sürekli aynı motiflerin yer aldığını görmekteyiz: Uçan tanrılar
uçsuz bucaksız deniz
Dünyalı ve dünya dışı varlıkların birleşmesinden doğan çocuklar. Eski Türk hükümdarı Oğuz Kaan’ın Destanı’nda
gökyüzünden gelerek Oğuz Kaan’ın çadırına inen “ışık kız” ve “kurt”tan bahsedilmektedir. Burada açıkça gökten inen bir kızın tasviri yapılmakta ve bu “ışık kız”ın dünyalı Oğuz Kaan ile evlendiği anlatılmaktadır:
“Bir gün Oğuz Kaan Tanrıya dua ederken
birdenbire gece çöktü ve gökyüzünden Gün kadar aydınlık
Ay’dan daha parlak bir ışık düştü. Oğuz Kaan ışığa doğru yürüdü ve ışığın içinden güzeller güzeli bir kızın çktığını gördü. Kızın başında Kutup Yıldızı gibi parıldayan
ışıklı
parlak bir ben vardı. Oğuz Kaan bu “ışık kız”a aşık oldu ve onunla evlendi. Kız
çocuklarının annesi oldu...”
Oğuz Kaan Destanı’nda yalnız Oğuz Kaan’ın eşi değil
destanın kahramanlarından biri olan kurt da Gökyüzünden gelmiştir:
“Ertesi gün Oğuz Kaan’ın çadırına parlak bir ışık düştü; ve ışığın arasından kocaman
erkek bir kurt çıktı...”
Peki efsanede sembolik dille anlatılan bu olaylar ne anlama gelmektedir?
Efsaneyi başından sonuna inceleyecek olursak
efsanenin UFO bilimi de yakından ilgilendiren bir takım özellikler taşıdığını görürüz. Efsanede sözü edilen “gökten inen ışık”
parlak ışıklarıyla yeryüzüne inen UFO’ları akla getirmektedir. Aynı şekilde “ışığın arasındaki kız”ın uzay aracından çıkan dünya-dışı bir dişi varlığı
kızın başında kutup yıldızı gibi parlayan ışığın da bu uzaylı varlığın kullandığı başlığı sembolize ettiği düşünülmektedir. “Oğuz Kaan’ın çadırına ışıkla birlikte inen Kurt” ise dünya-dışı varlıkların belirli bir amaç doğrultusunda ışınlama yoluyla dünyaya gönderdikleri bir varlık olarak yorumlanmaktadır.
Uygur Türklerinin destanı “Varoluş”ta yine "Gökyüzünden gelen ve dünyalı kızları kendilerine eş olarak alan Tanrılardan söz edilmektedir". Destanda
bu ilişki sonucu toplam 19 Türk kaviminin doğduğu anlatılmaktadır.
Son araştırmalar
ünlü Gılgamış Destanı’nın orjinal metninin Türklerin eski atalarından Sümerler tarafından yazıldığını ve destanın Dünyanın oluşumunu tam bir jeolojik doğrulukla anlatan Tevrat’ın “Yaratılış” bölümüne oldukça benzediğini ortaya koymuştur.
Destanın kahramanı
“Gökyüzü Tanrısı” Gılgamış hem tanrısal hem de insani özelliklere sahip bir varlıktır. Destanda
Gılgamış’ın Tanrıların parlayan kulesini ziyareti
Gılgamış’ın arkadaşı Enkidu’nun yaptığı uzay seyahati gibi ilginç ve ileri düzeyde bilgi gerektiren olaylar anlatılmaktadır. Tüm bunlar uzak geçmişte Dünyamıza yapılan uzaylı ziyaretlerinin yazılı birer kaydı olarak kabul edilmektedir.
TÜRKİYE U F O OLAYLARI KRONOLOJİK SIRALAMASI
( 422- 1998 arası )
Türkiye’de meydana gelen belli başlı UFO olaylarının kronolojik sıralaması aşağıda sunulmaktadır:
-Eski Çağlar: Çanakkale Bölgesinin gizemi herkes tarafından bilinir. Eski Troya kentinin bulunduğu Çanakkale ili
Gelibolu yarımadası ve Antik Misya bölgesi ülkemizin en esrarlı bölgelerindendir. Bazı araştırmacılara göre
Yunan Mitolojisinde de sıkça adı geçen bu bölgede
Yeraltı Işık Ülkesi Agarta’nın girişlerinden biri bulunmaktadır. Bazı Ufologlar
UFO’ların yeraltı kenti Agarta’da bulunan uçan daire üslerinden çıkarak dünyayı ziyaret ettiklerini ileri sürmektedirler. Agarta-Troya savaşında insanlarla bir arada bulunduğu söylenen üstün varlıkların Agarta’dan gelen dünya dışı varlıklar olmaları ihtimali üzerinde durulmaktadır.
PRENS_HECTOR
Üyelere Açık Profil Bilgileri
PRENS_HECTOR - Özel Mesaj gönder
PRENS_HECTOR´nin Web Sitesini ziyaret edin
PRENS_HECTOR - Daha fazla mesajını bul