Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 03-01-2007, 02:29   #2 (permalink)
FirstLady
 
FirstLady - ait Avatar
Love Cevap: özet islam ilmihali

 
Cuma Namazı:

Sadece erkeklere farz olan Cuma namazı Cuma günü öğle namazı vaktinde ve ancak cemaatle birlikte kılınan bir namazdır. Çünkü Cuma namazının farzlarından biri olan hutbe okunması ancak cemaat oluşması halinde mümkündür. Kadınlar Cuma namazı vaktinde öğle namazı kılarlar.
Cuma namazında önce dört rekatlık ilk sünneti kılınır ki şeklen öğle namazının ilk sünneti gibidir. Sadece niyet ederken "Niyet ettim Allah rızası için bugünkü Cuma namazının ilk sünnetini kılmaya döndüm kıbleye" denmesi gerekir. İlk sünnet bitince imam hutbe okur. Bu hutbenin usulüne uygun şekilde huşu içinde fazla kıpırdanmadan dinlenmesi farzdır. Hutbenin bitiminde tüm cemaat ayağa kalkıp imama uyar ve farz kılınır. Bu namazın niyeti de "Niyet ettim Allah rızası için Cuma namazının farzını kılmaya döndüm kıbleye uydum imama" şeklindedir. İki rekatlık farz namaz bittikten sonra Cuma namazının son sünneti kılınır. Bu namaz da aynen ilk sünnet gibi dört rekattır. Böylece toplam on rekatlık Cuma namazı bitmiş olur. İsteyen ve işi olan cemaat dua edip gidebilir.
İlmihal kitaplarında "Zuhûr-u Ahır" ve "vaktin son sünneti" diye dört ve iki rekatlık iki ayrı namaz daha tarif edilir. Peygamberimiz döneminde kılınmayan bu iki namazın daha sonra eklenmesinin sebebi Cuma namazının peygamberimiz döneminde her yerleşim yerinin en büyük camiinde topluca kılınmakta oluşu ancak İslam devleti genişleyip şehirler büyüyünce bu uygulamanın aynen devam ettirilmesinin mümkün olmamasıdır. Bu sebeple İslam alimleri öğle namazının farzı ile son sünnetini de ekleyerek Cuma namazının kabul edilmemesi durumunda hiç olmazsa öğle namazını garantiye almayı denemişlerdir.
Tercih edilen husus bu iki namazdan ilkine "vaktinde kılamadığım en son öğle namazının kazasını kılmaya" diye niyet ederek kılamadığı bir öğle namazının kazasını; ikincisinde ise "vaktinde kılamadığım en son sabah namazının kazasını kılmaya" diyerek kılamadığı bir sabah namazının kazasını kılmak böylece hem icmaya uymak hem de iki kaza namazını eda etmiş olmaktır.
Cuma namazı Kur'an-ı Kerim'de hakkında aynı ismi taşıyan sure bulunan önemli bir namazdır. Cuma suresinde Cuma namazı vaktinde ticaretle uğraşmanın haram olduğu belirtilmektedir. Bu sebeple diğer namazları kılmayan veya kılamayanların bile Cuma namazını eda etmeye özen göstermelerinde yarar vardır. Eğer herhangi bir mazeret sebebiyle Cuma namazına gidilemiyorsa sonradan tek başına öğle namazını kılmak da mümkündür. Ancak bunun için camideki cemaatin farz namazı bitirmesini beklemek gerekir. Bu da tahminen ezan okunduktan sonra 20 dakikalık bir sürenin geçmesi demektir.










ZEKAT
Zekat'ın sözlük anlamı temizlik bereket ve artış; dini anlamı ise malının belli bir kısmını Allah rızası için Müslüman fakirlere karşılıksız vermektir. Zekat Kur'an-ı Kerim'de namaz ile birlikte en çok (84 yerde) emredilen bir ibadet şeklidir. Zekat vermek malın temizlenmesi kazancın ve bereketin artmasına sebep olur.



Zekatın farz olmasının çeşitli şartları vardır:

1- Müslüman olmak.
2- Akıllı olmak hür olmak ve buluğ çağına erişmiş olmak (delilerin esirlerin ve zengin olan çocukların malından zekat verilmez)
3- Nisap miktarı (96 gr. altın veya bu değere sahip) malı olmak.
4- Nisap miktarı mala sahip olmanın üstünden bir yıl (yani kameri takvime göre 354 gün) geçmiş olmak.


Nisap miktarının hesaplanmasında dikkate alınacak mallar nakit para nakit yerine geçen hisse senetleri ve bunların kârları altın gümüş gibi her türlü değerli madenler ve bu madenlerden yapılmış eşyalar satılmak üzere alınmış ticari mallar deve sığır koyun gibi ehil hayvanlar ile her türlü ekin ve meyvedir. (Bunlardan ekin ve meyve türünde olanlarının zekatını vermek için bir yıl geçmesi beklenmez diğerleri için beklenir.)

Zekat hesabına girmeyen mallar ise oturulan ev giyilen elbiseler ev eşyaları sanat aletleri imalat makinaları ve satmak için bulundurulmayan şahsi kitaplardır. Kiraya verilmiş olan gayrimenkullerin zekatı asli değeri üstünden değil ondan elde edilen kira gelirleri üzerinden hesaplanır.
Nisap miktarı mala sahip olan kişinin eğer borcu varsa bu borç miktarını toplam değerden düşmesi gerekir. Hatta borçları sahip olduğu malların değerinden fazla ise o kişinin zekat ödemesi gerekmez. Eğer kişinin alacağı varsa bu alacaklar arasında tahsili kesin olanları zekat hesabına katmak gerekir. Tahsili şüpheli olanları ise dilerse hesaba katar dilerse paranın eline geçmesini bekleyebilir.

Her türlü nakit değerli maden ve ticari eşyanın zekat miktarı bu malların değerinin 40'ta biri (% 25'u) kadardır. (Ehil hayvanların ve ekinlerin hesabı ise daha değişik oranlardadır.)

Zekat verilebilecek kişiler Müslüman olan fakirler düşkünler borçlular ve İslami tebliğ görevi üstlendiği için kazanç getiren bir işte çalışamayanlardır. Gayrimüslimlere eşlere (kadın kocasına koca ise karısına) usûl ve furû'a (anne baba dede nine veya çocuk torun vs) zekat verilemez. Ayrıca her tür dernek vakıf cami okul gibi tüzel kuruluşlara zekat verilemez.
Zekat öderken kalben zekat vermeye niyet etmek gerekir. Ancak fakire verirken (onu incitmemek için) bu paranın zekat olduğunu mutlaka söylemek gerekmez. (Hediye veya yardım diyerek verilebilir) Akrabalar içinde fakir olanlar varsa zekatın öncelikle bunlara verilmesi uygundur. Bir kere nisap miktarı mala sahip olup zekat ödeyen kişi bu zenginliği devam ettiği sürece sonraki yılların zekatını vermek için bir yıl beklemek zorunda değildir. Dilerse ve uygun kişiyi bulursa bir yıl dolmadan da zekatını verebilir.
Eğer soruşturulup bir kimsenin fakir olduğuna inanılarak zekat verilir daha sonra onun zengin biri olduğu anlaşılırsa tekrar zekat vermek gerekmez. Ama böyle bir araştırma yapmadan zekat verilirse aynı miktar parayı başka bir fakire tekrar vermek gerekir. Benzer durum bilmeden gayrimüslime verilen zekat için de geçerlidir.








Fıtır Sadakası (Fitre):

Zengin kişinin zekat dışında fitre de vermesi vaciptir. Ancak fitrenin niteliği ve miktarı zekat hesabından ayrı özelliklere sahiptir. Fitrenin nisap hesabında zekata tabi olmayan eşyalar ve mallar da dikkate alındığı için zekat vermekle yükümlü olmayan pek çok kişinin fitre vermek zorunda olabileceğini unutmamak gerekir.

Fitre Ramazan ayı içinde en geç bayram namazından önce verilmek zorundadır. Fitre aile fertlerinin her biri için ayrı ayrı verilir. Delilerin buluğa ermemiş çocukların ve bayram namazından önce doğan bebeklerin fitrelerinin de velileri tarafından verilmesi gerekir. Bayrama kadar verilemeyen fitrelerin bayramda hatta daha sonraki günlerde verilmesi de mümkündür ama bu geciktirme fitredeki fazileti azaltır.

Fitrelerin mutlaka fakirlerin eline verilmesi gerekir. (Örneğin evde fakirlere yemek yedirmek suretiyle fitre ödenmiş olmaz.) Bir kişinin fitresi bölünerek iki ayrı fakire verilemez. Ama birkaç kişinin fitresi topluca tek bir fakire verilebilir. Her şahsın fitresinin (mümkünse) ayrı bir fakire verilmesi en uygun şekildir.
Fitre miktarı kişinin gelir seviyesi ve sosyal yaşam standardına bağlı olarak buğday arpa kuru üzüm ve hurma üzerinden hesaplanır. (Fitre miktarları her yıl müftülükler tarafından bu dört ölçü üzerinden açıklanmaktadır.) Herkes maddi gücü nispetinde bu ölçülerden en uygununu (mümkünse en yükseğini) temel alarak ödemesini yapar. Ancak aile fertlerinin hepsi için aynı ölçünün temel alınmasına dikkat etmek gerekir.







ORUÇ
Oruç fecir (imsak) vaktinden güneşin batımına kadar geçen süre içinde yeme içme ve cinsel arzulardan uzak durmaktır. Akıllı ve buluğ çağına ermiş bütün Müslümanlara Ramazan ayı içinde oruç tutmak farzdır. Hastalar yolcular ve aybaşı halindeki kadınlar sağlığa kavuştuktan veya eve geri döndükten sonra tutamadıkları oruçlarını kaza ederler.

Oruç tutmak için en azından kalp ile niyet edilmesi gerekir. (Ayrıca dil ile söylemek sünnettir.) Bir insanın Ramazan orucu için sahur yemeğine kalkması da bir nevi niyet anlamı taşır. Kaza kefaret ve adak oruçları için ise mutlaka hem niyet etmeli hem de hangi tür oruç tutulmak istendiği belirtilmelidir.

Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar tutamadıkları her gün için fakirlere (fitre miktarınca) fidye verirler. Buna maddi gücü yetmeyen fakir yaşlılar ise tövbe edip affedilmelerini dilerler. Oruç borcu ile ölenlerin yakınları eğer ölünün vasiyeti varsa kalan maldan onun adına fidye vermek zorundadır. Eğer ölünün böyle bir vasiyet yoksa yakınları fidye verip vermemekte serbesttir. Ölü adına kaza orucu tutmak doğru olmaz.



Orucu bozan şeyler :
Orucu bozan şeyler ikiye ayrılır:


A) Hem kaza hem de kefareti gerektiren şeyler:


1- Gıda sayılabilecek şeyleri yemek içmek sigara afyon gibi keyif veren maddeleri kullanmak ağza giren yağmuru kasten yutmak kar ve dolu gibi maddeleri bilerek yemek.
2- Cinsi münasebette bulunmak (Bu durumda boşalıp boşalmamak önemli değildir).

Bunları oruçlu olduğunu bilerek kasten yapan kişinin hem 1 gün kaza hem de ara vermeksizin 60 gün ardarda kefaret orucu tutması gerekir.


B) Sadece kaza etmeyi gerektiren şeyler:



1- Çiğ pirinç hamur un ve bir defada çok miktarda tuz yemek (az tuz yenirse kefaret gerekir)
2- Pamuk kağıt yemek çakıl taş toprak gibi maddeleri yutmak
3- Makata veya mesaneye ilaç vermek genize gidecek şekilde buruna ilaç damlatmak kulağa yağ damlatmak
4- Ağıza alınan suyu veya ağıza giren yağmur kar gibi maddeleri hata ile yutmak
5- Unutarak bir şey yedikten sonra orucunun bozulduğunu zannederek yeyip içmek
6- İmsak vaktinin gelmediğini veya iftar zamanının geldiğini zannederek yanılıp bir şey yemek
7- Eşine dokunma öpme suretiyle inzal olmak (boşalmak)
8- Kendi arzusu ile dışarıdaki sigara dumanını içine çekmek
9- Kendi arzusu ile ağız dolusu kusmak
10- Dişler arasında kalan nohut büyüklüğündeki kırıntıyı yutmak (daha küçük olan kırıntı orucu bozmaz)
11- Deri altına kasa veya damara yapılan her türlü ilaç ve aşılar
12- Sakız çiğneyip suyunu yutmak
13- Ramazan orucu dışında kalan diğer oruçları kasten bozmak.

Bu şekilde bozulan oruçlarda sadece bir gün kaza orucu tutmak gerekir.



Orucu Bozmayan Şeyler :

1- Unutarak bir şey yeyip içmek
2- Çiçek aşısı gibi deri üzerinden yapılan aşılar
3- Kan aldırmak (vücuda kan verilmesi ise orucu bozar ve kaza gerektirir)
4- Göze sürme çekmek veya ilaç damlatmak
5- Kendiliğinden inzal olmak (boşalmak) cünüp olarak sabahlamak
6- Banyo yaparken kulağa su kaçması
7- Burundaki akıntıyı (sümüğü) boğaza çekip yutmak
8- İstemeden ağza gelen kusmuğu yine istemeden geri yutmak
9- Ağza tükürüğünü toplayıp yutmak (orucu bozmasa da mekruhtur)
10- Eşi ile öpüşmek
11- Banyo yapmak (serinlemek amacıyla banyo yapılması mekruhtur)
12- Abdest alma gayesi dışında ağza su alıp çalkalamak.

Orucu bozmayan şeylerin yapılması kaza veya kefaret gerektirmez. Ancak bu sebeple orucun bozulduğunu zannederek yeyip içmek genelde kaza bazen de kefaret gerektirir.





HAC
Maddi gücü yerinde olan Müslümanların ömürlerinde bir kere haccetmesi farzdır. Bu farz oluş kişinin maddi gücü ilk elde edişi ile başlar. Sağlığı ve imkanı yerinde olmasına rağmen haccı sonraki yıllara erteleyen kişi günahkar olur. Haccın zamanı Zilhicce ayının ilk on günüdür ve en geç Arefe günü Arafat'ta vakfe ile başlar. Kurban bayramı günlerinde şeytan taşlama kurban kesme ve Kabe'nin tavafı ile devam edip biter. Bu zaman dışında Kabe'ye yapılacak ziyaretler "hac" değil "umre" sayılır. (Hacca gideceklerin hac ile ilgili detaylı bilgileri İslam İlmihali kitaplarından öğrenmeleri gerekir. Çünkü duaları da içeren bu bilgileri öğrenmeden hacca gidilmesi bir hoca nezaretinde bile olsa pek çok zorluğu beraberinde getirmektedir.)
FirstLady isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla