Tekil Mesaj Gösterimi
Eski 08-10-2006, 13:16   #4 (permalink)
_E_R_E_N_
 
_E_R_E_N_ - ait Avatar
_E_R_E_N_ - MSN üzerinden Mesaj gönder
Tanımlı Cevap: Dini Sözlük

B - 3

BÎ'A:Hıristiyanların mâbedi tapınak kilise.
Bî'adaki küfür alâmetleri boşaltılırsa namaz kılmak mekruh olmaz. (Alâüddîn Haskefî)
Bî'aya gidip hazret-i Îsâ'dan Meryem anadan bir şey isteyenin îmânı gider. (İbn-i Âbidîn)

BÎ'AT (Bey'at):
1. Sözleşme söz verme teslimiyet.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
Ey Resûlüm! Mü'min kadınlar Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak hırsızlık yapmamak zinâ etmemek kız çocuklarını öldürmemek herhangi bir iyilik husûsunda sana isyân etmemek üzere seninle bî'atleşmeye geldikleri zaman bî'atlerini kabûl et. Onlar için Allah'tan mağfiret (günahlarının affını) dile. Muhakkak ki Allahü teâlâ tövbe edeni affedici tâatle beğendiği işleri yapanlara pek merhametlidir. (Mümtehine sûresi: 12)
2. Devlet başkanı durumunda olan kimseye senin başkanlığını idâreciliğini kabûl ettim iyi ve faydalı her sözüne itâat edeceğim şeklinde söz vermek bağlılığını bildirmek.
Bu çeşit bî'at Peygamber efendimizin vefâtından sonra Benî Sakîfe denilen yerde hazret-i Ebû Bekr halîfe seçilirken görülür. Burada Ebû Bekr'e ilk bî'atı hazret-i Ömer yaptı. Bundan sonra İslâm devletlerinde devlet başkanına itâat edilmesi ve sözün ün dinlenmesi için bî'at esas oldu. Zamanla bî'at için merâsimler yapıldı. Bu çeşitli devirlere ve devletlere göre farklılık gösterir. Osmanlı Devletinde de bî'atın önemli bir yeri vardı. Her pâdişâhın tahta çıkışında merâsimler yapılırdı. Resmî bî'at Topkapı Saray-ı Hümâyûnunda Bâbüssaâde önünde icrâ olunması eskiden beri âdetti. Bî'at sırasında el tutuşmak âdeti zamanla kaldırılmış yerine etek öpmek usûlü getirilmiştir. (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
3. Tasavvufta bir terim.
Bî'at tâbiri tasavvufta üç mânâyı ifâde eder: Birincisi büyük bir zâtın yanında günah işlememek için söz vermektir. Buna tövbe bî'atı denir. Büyük günâhlardan biri işlenince bu bî'at bozulur. Yeniden bîat etmek lâzımdır. İkincisi intisâb etmek b ağlanmak bereketlenmek için bir velîye veya onun hakîkî mensuplarına bîat etmektir. Onlar için bildirilen müjdelere ve şefâatlarına kavuşulur. Bî'atin üçüncü mânâsı evliyâ zâtlardan gelen feyizlere mânevî bilgilere kavuşmak onlardan faydalanmak için yapılır. (Abdullah-ı Dehlevî)

Bî'at-ı Rıdvân:Hudeybiye'de Semûre ismindeki ağacın altında 400 Eshâb-ı kirâmın Peygamber efendimize emirlerini kayıtsız şartsız yerine getireceklerine dâir verdikleri söz.
Kur'ân-ı kerîmde Bî'at-ı Rıdvân yapanlar hakkında meâlen buyruldu ki:
Andolsun ki Allahü teâlâ seninle o ağacın altında bî'at ettikleri vakit mü'minlerden râzı olmuştur. (Feth sûresi: 18)
Ağaç altında gerçekten bî'at edenlerden hiç biri Cehennem'e girmeyecektir. (Hadîs-i şerîf-Tezkiye-i Ehl-i Beyt).

BÎ-ÇÛN VEBÎ-ÇİGÛNE:Hiçbir şeye benzemeyen nasıl olduğu anlaşılamayan. Allahü teâlânın nasıl olduğunun bilinemeyeceğini ve akıl ile anlaşılamayacağını idrâk olunamayacağını ifâde eden bir terim.
Allahü teâlâ bî-çûn ve bî-çîgûnedir. Akıl neyi düşünür neyi tasavvur (hayâl) ederse etsin O değildir. Allahü teâlâ ötelerin ötesidir. (İmâm-ı Rabbânî)
Allahü teâlâyı anlatan en iyi kelime en geniş ibâre Şûrâ sûresi on birinci âyetindeki: "Onun benzeri gibi hiç bir şey yoktur." sözüdür ki buna Fârisî dilinde "bîçûn ve bî-çîgûne" denir. (İmâm-ı Rabbânî)

BİD'AT:Sonradan ortaya çıkan şey ilk defâ benzersiz bir şey ortaya koymak.
Peygamberimizin ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da dinde sonradan meydana çıkarılan uydurulan söz yazı usûl ve işler reformlar.
Dinde yeni ortaya çıkan şeylerden kaçınınız. Çünkü bu yeni şeylerin hepsi bid'attir. Bid'atlerin hepsi dalâlettir. Yoldan çıkmaktır. (Hadîs-i şerîf-Ebû Dâvûd)
Bir millet dîninde bir bid'at yaparsa Allahü teâlâ buna benzeyen bir sünneti yok eder. Kıyâmete kadar bir daha geri getirmez. (Hadîs-i şerîf-Dârimî)
Sünnete giden yol; bid'atten kaçmak Eshâb-ı kirâmın icmâ'ına (söz birliğine) uymak bozuk din adamlarından uzaklaşmak bir Allah adamını tanımak ve eserlerini okumaktır. (Ebû Ali Hasen Cürcânî)
Değiştiremeyeceğim bir bid'atı görmektense mescidde söndüremiyeceğim bir ateşi görmeyi tercih ederim. (Ebû İdrîs Havlânî)
Bid'atin terki sünneti yerine getirmekten iyidir. Bid'atin yaygın olduğu sünnetin terk edildiği bu karanlık zamanda ilim öğrenmek öğretmek ve yaymak en önemli iştir. Resûlullah'ın sünnetini ihyâ etmek maksadların en büyüğüdür. Bu dünyâ amel ibâdet yeridir. (İmâm-ı Rabbânî)

Bid'at Ehli:Peygamberimizin ( s.a.v. ) ve Eshâb-ı kirâmının yolundan (Ehl-i sünnet îtikâdından) ayrılanlar. Bid'at sâhibi. Îtikâdda (îmânda) ve amelde (ibâdette) dinde olmayan yenilikler ortaya çıkaran kimseler dinde reformcular.
Allahü teâlâ bid'at ehlinin orucunu haccını ömresini cihâdını adâletini kabûl etmez. (Hadîs-i şerîf-İbn-i Mâce)
Bid'at ehli bid'atinden vazgeçinceye kadar Allahü teâlâ tövbesini kabul etmez. (Hadîs-i şerîf-Taberânî)
Bid'at ehli ile oturup kalkmayınız. Çünkü o kalbi hasta yapar. (Hasan-ı Basrî)
Yabancı kadın bid'at ehli ve fâsıkla berâber olmaktan çok sakının. (Ebü'l-Hüseyin Nûri)
Bid'at ehli ile oturmayınız. Onlarla sohbet etmeyiniz. Çünkü sizi dalâlete (yanlış yola sapıklığa) düşürebilirler. (Abdullah bin Zeyd)

Bid'at Fırkası:Peygamber efendimiz ve Eshâb-ı kirâmının yolundan ayrılanlar. Hadîs-i şerîfte Cehennem'e gidecekleri bildirilen yetmiş iki fırkadan her biri.

Bid'at-ı Hasene:Resûlullah'ın ve dört halîfesinin zamanlarında bulunmayıp da dinde sonradan meydana çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olmayan minâre medrese mektep yapmak İslâmî ve faydalı kitaplar yazmak gibi güzel şeyler. (Bkz. Sünnet)

Bid'at sâhibiid'at ehli. Bid'at sâhiplerinin en kötüsü Resûlullah'ın Eshâbına buğz ve düşmanlık edenlerdir. Bid'at ehline hürmet etmek İslâm'ın yıkılmasına yardım etmek olup amellerin sevâbını giderir. Bid'at ehline Resûlullah lânet edip; "Allahü teâlânın meleklerin ve bütün insanların lâneti üzerine olsun" buyurdular. Bid'at ehliyle arkadaşlığın zarârı kâfirle arkadaşlığın zarârından çoktur. Bid'at sâhibine buğz ile ondan yüz çevirenin kalbini Allahü teâlâ emniyet ve güven ile doldurur. (İmâm-ı Rabbânî)

Bid'at-ı Seyyie:Resûlullah'ın ve Eshâbının zamanlarında bulunmayıp da dinde sonradan meydana çıkan ve bir sünnetin unutulmasına sebeb olan bozuk inanış ve ibâdet olarak yapılan işler.

BİLLÂHİ:"Allahü teâlâya yemîn ederim" mânâsına yemîn sözlerinden biri. (Bkz. Yemîn)

BİRR:Hayır iyilik Allahü teâlânın emirlerine uymak.
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
Birr ve takvâ (haramlardan günâhlardan kaçınmak) da birbirinize yardım edin. (Mâide sûresi: 2)

Bİ'SET:Gönderme gönderilme. Bir peygambere peygamber olduğunun bildirilmesi.
Peygamber efendimiz kırk yaşında iken mîlâdî 610 senesi Ramazan ayının on yedinci Pazartesi günü Cebrâil ismindeki melek tarafından Peygamber olduğu kendisine bildirildi. Bu seneye Bi'set senesi denir. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)
Beş vakit namaz bi'setin on ikinci senesinde ve hicretten bir sene ve bir kaç ay önce Mîrâc gecesinde farz oldu. (Muhammed Rebhâmî)

BOLİS ÇUKURU:Kendini beğenenlerin kibirlilerin büyüklük taslayanların Cehennem'de şiddetli azâba uğrayacakları yer.
Kıyâmet günü dünyâdaki kibir sâhibleri küçük karınca gibi zelîl ve hakîr olarak kabirden çıkarılacaktır. Karınca gibi fakat insan şeklinde olacaklardır. Herkes bunları hakîr görecektir. Cehennem'in en derin ve azâbı şiddetli olan Bolis çukuruna sokulacaktır. Ateş içinde gayb olacaklardır. Su istediklerinde kendilerine Cehennem'dekilerin irinleri verilecektir. (Hadîs-i şerîf-Berîka)

BORÇir kimsenin başka birine bir şey yapmasını veya vermesini gerekli kılan yükümlülük.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Sadakalar (zekâtlar) Allahü teâlâdan bir farz olarak fakirlere (nafakasından fazla fakat nisâb miktarından az malı olana) miskînlere (bir günlük nafakasından fazla bir şeyi olmayan müslümana) zekât memurlarına müellefe-i kulûba (kalbleri İslâm'a ısındırılmak istenenlere) efendisinden kendisini satın alıp borcunu ödeyince âzâd serbest olacak kölelere borçlulara cihâd ve hac yolunda olup muhtac kalanlara kendi memleketinde zengin ise de bulunduğu yerde yanında mal kalmamış olan ve çok alacağı varsa da alamayıp muhtaç kalanlara verilir. (Tevbe sûresi: 60) (Hazret-i Ebû Bekr devrinde müellefe-i kulûba zekât verilmesine lüzum kalmadı. Bu sebeple zekât diğer yedi sınıftaki müslümanlara verilmektedir.)
Ey îmân edenler! Belirli bir vâde ile birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın (sened yapın) ... (Bekara sûresi: 282)
Kendisi veya çoluk çocuğu muhtâc iken veya borcu var iken verilen sadaka kabûl olmaz. Borç ödemek; sadaka vermekten köle âzâd etmekten ve hediye vermekten daha mühimdir... (Hadîs-i şerîf-Sahîh-i Buhârî)
En iyiniz borcunu iyi ödeyeninizdir. (Hadîs-i şerîf-Keşf-ül-Hafa)
Acele etmek şeytandandır. Beş şey bundan müstesnâdır: Kızını evlendirmek borcunu ödemek cenâze hizmetlerini çabuk yapmak misâfiri doyurmak günâh yapınca hemen tövbe etmek. (Hadîs-i Şerîf-Tirmizî)
Bir kimse malı olduğu hâlde borcunu ödemeği bir saat geciktirirse zâlim ve âsî olur. Borç ödememek öyle bir günâhtır ki uykuda bile durmadan yazılır. (Seyyid Alizâde)

BOŞAMAK:Nikâh bağını çözmek evliliğe son vermek. (Bkz. Talâk)

BRAHMA DÎNİ (Brahmanizm):Hindistan'da mîlâddan asırlarca önce ortaya çıkmış Allahü teâlânın varlığına inandığı gibi başka tanrıları (ilâhları) da kabûl eden ve bütün peygamberleri inkâr eden bozuk yol ve inanış.
Bugün Hindistan'da yayılmış olan Brahma ve Buda dinlerinde geçmiş peygamberlerin kitaplarından sözlerinden alınmış kıymetli bilgilerin bulunduğu görülmektedir. Brahmanizm ve Budizm dinleri hıristiyanlık dîni gibi eski peygamberlerin aleyhimüsselâ m bildirdiği doğru dinlerin bozulmuş değiştirilmiş hâlidir. (Mazhar-ı Cân-ı Cânân)
Brahmanizmde tenâsüh yâni insan öldükten sonra rûhunun tekrar başka bir şekilde dünyâya geleceği inancı vardır. Hindistan'daki Ganj nehrini mukaddes sayarlar. Bu sebeple suyunu içer ve ölülerini bu nehre atarlar. Brahmanizme mensup olanların bir kıs mı ateşe bir kısmı ineğe ve diğer bir kısmı timsaha taparlar. (Herkese Lâzım Olan Îmân)

BREHMENrahmanizm denilen bozuk yola mensûb kimse.

BUDAudizm'in kurucusu. Mîlâddan altı asır evvel yaşamış olup asıl adı Guatama veya Gotama'dır. (Bkz. Budizm)

BUDİSTudizm adlı bozuk dîne mensûb olan. (Bkz. Budizm)

BUDİZM:Hindistan'da M.Ö. altıncı yüzyılda yaşamış olan Buda'nın kurduğu Uzakdoğu ülkelerinde yaygın bozuk bir inanış. Bu inanışta olanlara Budist denir.
Bugün Hindistan'da yayılmış olan Brahma ve Buda dinlerinde oradaki eski peygamberlerin kitablarından sözlerinden alınmış kıymetli bilgilerin bulunduğu görülmektedir. Brahmanizm ve Budizm de hıristiyanlık dîni gibi eski peygamberlerin aleyhimüsselâm bildirdiği doğru dinlerin bozulmuş değiştirilmiş şeklidir. (Mazhar-ı Cân-ı Cânân)
Cehennem'in beşinci tabakası olan Hutame'de; ateşe öküze tapanlar Budistler Brahmanlar yanacaktır. (Senâullah Dehlevî)
Budizmde Buda tanrı yerine konulmaktadır. Esâsen Buda kendisinin insan olduğunu söylemiş ve ilâhlık iddiâsında bulunmamıştır. Ancak ölümünden sonra ona tâbi olanlar onu tanrılaştırmış adına tapınaklar kurup ona tapmışlardır. (Herkese Lâzım Olan Îmân)

BUĞÂTâğîler âsîler. Haksız olarak devlete isyan eden karşı gelenler. Bâğî'nin çokluk şeklidir. (Bkz. Bâğî)

BUĞD-I FİLLÂH (Buğz-ı Fillah):Allahü teâlânın düşmanlarını Allahü teâlâ için sevmemek ve onlardan uzaklaşmak. (Bkz. Hubb-i Fillâh-Buğd-i Fillâh)

BUĞZ:Sevmeme nefret etme düşmanlık.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Onlar (İbrâhim aleyhisselâm ve berâberindeki mü'minler) kâfirlere dediler ki: "Biz sizden ve Allahü teâlâdan başka tapmakta olduğunuz putlarınızdan uzağız. Bizden sevgi beklemeyiniz. Allahü teâlâya bir olarak inanıncaya kadar bizimle sizin aranızda düşmanlık ve buğz dâimâ âşikârdır (Putlara tapmayı terk ederseniz sizi severiz) . (Mümtehine sûresi: 4)
Günâh işleyeni eliniz ile men ediniz buna kuvvetiniz yetmezse söz ile mâni olunuz. Bunu da yapamaz iseniz kalbiniz ile buğz ediniz bu ise îmânın en aşağı derecesidir. (Hadîs-i şerîf-Buhârî Müslim)
Müslümanlığın alâmeti kâfirlere buğz ve inâd etmektir. (İmâm-ı Rabbânî)
Bir kimse bir âlime buğz etse veya söğse bu yaptığı sebebsiz ise o kimsenin küfründen (îmânının gitmesinden) korkulur. (Muhammed bin Kutbüddîn İznikî)
Birbirinize düşman değil kardeş olun. Birbirinize buğz etmeyin. (Abdülkâdir-i Geylânî)

BUHÂRÎ-İŞERÎF:İslâm dîninde Kur'ân-ı kerîmden sonra en kıymetli en üstün kitap. Kütüb-i sitte adı verilen meşhur altı hadîs kitabının birincisi.
Bir kimse Buhârî-i şerîfi hangi niyetle baştan sona kadar okuyup bitirirse maksadı en güzel şekilde hâsıl olur. Tâûn hastalığı zamanlarında bir evde okunsa Allahü teâlâ o evde bulunanları tâûndan korur. Bu kitap hangi evde bulunursa evi yanmaktan hangi gemide bulunursa Allahü teâlâ o gemiyi batmaktan korur. (Tâcüddîn Subki)

BUHL:Cimrilik. Cömertliğin zıddı. (Bkz. Cimrilik)

BURAK:Peygamber efendimizin göklere çıkarıldığı bilinmeyen yerlere götürüldüğü gece (mîrac gecesinde) üzerine bindiği ve kendisini Mekke'den Kudüs-ü şerîfe kadar götüren (taşıyan) Cennet hayvanı. Burak dünyâ hayvanlarından değildir. Erkekliği ve dişiliği yoktur. Çok hızlı giderdi.
Bana Burak getirildi. O katırdan küçük merkepten büyük uzun ve beyaz bir hayvandır. Ayağını gözün görebildiği yerin ötesine kadar (rahatça) atabiliyordu. Ona bindim. (Hadîs-i şerîf-Şifâ-i Şerîf)

BURHÂN:
1. Bir dâvâyı isbat eden kesin delîl.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
(Yahûdîler ve hıristiyanlar) dediler ki: "Yahûdî ve Nasrânî olanlardan başkası aslâ Cennet'e girmeyecek!"Bu onların kuruntularıdır. (Habîbim onlara) söyle: Eğer (bu iddiânızda) doğru kimseler iseniz burhânınızı getiriniz. (Bekara sûresi: 111)
2. Mantık ilminde mukaddime denilen ve kesin netîceye ulaştıran iki cümle (söz).

Burhân-ı İnnî:İnneli (elbetteli) delîl. Eserden müessire (o eseri yapana) san'attan san'atkâra ve netîceden sebebe götüren delîl. Kelâm (akâid) ilminde daha çok bu delîl kullanılır.
"Âlem hâdisdir (sonradan var olmuştur). Her hâdisin bir sânı'ı (yapanı) vardır" cümleleri isbat edilmek istenen "Âlemin sânı'ı (yaratıcısı) Allahü teâlâdır" sözü için burhân-ı innîdir. (Teftâzânî)

Burhân-ı Limmî:Limeli (niçinli) delîl. İlletten sebebden ma'lûle (illetin bulunduğu şeye) müessirden (eseri yapandan) esere san'atkârdan san'ata sebebden netîceye götüren delîl. Görülen ateşten dumanın varlığına hükmetmek böyledir.

Burhân-ı Tatbîk:Kelâm ilminde Allahü teâlânın varlığını ve kadîm (ezelî) olduğunu (başlangıcının olmadığını) isbâtta kullanılan delîllerden biri.
Allahü teâlâ kadîm ezelî ve ebedî olmasaydı hâdis (sonradan yaratılma) olsaydı O'nu yaratan bir yaratıcı bulunurdu. Bu yaratıcı kadîm (bir başlangıcı yok) ise Allah O'dur. Hâdis (bir başlangıcı var) ise O'nu yaratan biri lâzım olur. Böylece ka dîm olmayan yaratıcılar zinciri mevcut olur. Bu zincire teselsül denir. Teselsül ise muhâldir (imkânsızdır) olacak şey değildir. Teselsülün muhâl olduğu Burhân-ı tatbîk ile isbât olunur. Bir şeyin sonsuz yaratıcılarını birinciden başlayarak sonsuz şekilde yan yana dizelim. İkinci yaratıcıdan başlayarak ikinci bir sıra daha düşünelim. Sonsuza giden ikinci sıra birinci sıradan bir noksan olduğu için kısadır. Kısa olana sonsuz denilemez. İkinci sıra sonsuz olamadığı için bundan bir fazla o lan birinci sıra da sonsuz olamaz. Yâni bir ucu sonsuza giden yarım doğru düşünülebilir. Fakat böyle bir şey mevcut olamaz. Teselsül olamaz. Sonsuz sayıda yaratıcılar olamaz. Sonsuz var olan bir yaratıcı olur. Bu tek yaratıcı ezelîdir ebedîdir son suz olarak vardır. Varlığı kendindendir başkasından değildir. Âkıl ve bâliğ olan kimse Allahü teâlânın sonsuz var olduğunu ve başka her şeyin yoktan var edildiklerini işittikten sonra aklını kullanmayıp düşünmeyip buna inanmazsa veya aklını kullanıp düşünüp de bunu aklı kabûl etmez fenne uygun değildir diyerek red ederse îmânsız demektir. (Ahmed Âsım)

Burhân-ı Temânü:Kelâm ilminde Allahü teâlânın varlığını ve birliğini isbâtta kullanılan delîl.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Eğer yer ile gökte Allah'tan başka ilâhlar olsaydı âlemdeki nizâm bozulur karma karışık olurdu. (Enbiyâ sûresi: 22) Bu âyet-i kerîmede Burhân-ı temânü'ye işâret edilmektedir. Yâni âlemin yaratıcısının iki olduğu farz edilse bu iki yaratıcının fiill eri (işleri) birbirinden ya farklı veya aynı olur. Birbirinden farklı olursa âlemin karmakarışık olması lâzım gelir. Yâni göklerin ve yeryüzünün bu husûsî nizâmından (düzeninden) çıkmasını ve yok olmasını veya birbirine zıt şeylerin aynı anda bir yere toplanmasını îcâbettirir. Meselâ iki ilâhtan birisi Zeyd ismindeki insanın hareket etmesini diğeri de o anda hareket etmeyip sükûnunu (hareketsizliğini) irâde etse (dilese) ilâh oldukları için ikisinin kudreti birlikte Zeyd'e te'sir edince cem'i zıddeyn (iki zıddın bir araya gelmesini) îcâbettirir. Bu ise mümkün değildir. Çünkü cem'i zıddeyn muhaldir (mümkün değildir). Yâni Zeyd aynı anda hem hareketli hem hareketsiz olamaz. Ya hareketlidir ya hareketsizdir. O halde Allah tektir O' ndan başka ilâh yoktur. Her şeyi yaratan durduran ve hareket ettiren O'dur. ( Seyyid Şerîf Muhammed Rebhâmî)

BÜDELÂedeller. Ricâlü'l-Gayb denilen Allahü teâlânın insanlardan gizlediği evliyâ zâtlar. Bedîl'in çokluk şeklidir. Ebdâl de denir. (Bkz. Ebdâl)

BÜHTÂN:İftirâ. Bir kimseye onda olmayan bir kusuru isnat etme.
Allahü teâlâ âyet-i kerîmelerde meâlen buyurdu ki:
Mü'min erkek ve mü'min kadınlara işlemedikleri (bir günâhı bir suçu isnâd etmek sûretiyle) ezâ edenler muhakkak bir bühtân ve apaçık bir günâh yüklenmişler (cezâya müstehak olmuşlardır) . (Ahzâb sûresi: 58)
Bir kimse için söylenen kusûr onda varsa bu söz gıybet yoksa bühtân olur. (Hadîs-i şerîf-Sâhih-i Müslim)
Nâmuslu bir kadının nâmûsuna bühtân etmek yüz senelik ameli (n sevâbını) yok eder. (Hadîs-i şerîf-Râmûz-ül-Ehâdîs)
Her yere burnunu sokma! Ya bir kazâya yâhut bir bühtâna uğrarsın. (Muhammed Hâdimî)
Sâliha bir kadında bulunması gereken şartlar altıdır: Allahü teâlâdan başka hiç bir şeye ibâdet etmemek. Hırsızlık etmemek. Zinâ etmemek. Çocuğunu öldürmemek. Bühtân etmemek. Peygamber efendimizin her emrine itâat etmek. (Ahmed Fârûkî)
Bühtân kötü sıfatların fenâ ahlâkın en şiddetlisidir. Çünkü bunda yalan vardır. Yalan ise her dinde haramdır. (Ahmed Fârûkî)

BÜRÛZ:Zâhir olmak. Görünmek ortaya çıkmak. Olgun bir velînin sevenlerinde bâzı sıfatlarının zâhir olması görünmesi.
Bir velî sevenini terbiye etmek yetiştirmek için onda bürûz etmeksizin Allahü teâlânın verdiği bir kuvvetle kendi yüksek sıfatlarını (hâllerini) o kimseye aks ettirir aktarır. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)

BÜYÜ:Sihir. İlme fenne uymayan gizli sebebler kullanarak garib işler yapmayı sağlayan ilim. (Bkz. Sihir)
...Kâhinlik yapan ve kâhine giden ve büyü yapan ve yaptıran ve bunlara inanan bizden değildir. Kur'ân-ı kerîme inanmamıştır. (Hadîs-i şerîf-Hadîkat-ün-Nediyye)
Müslüman büyü yapmaz. Allah saklasın îmânı gittikten sonra büyüsü te'sir eder. (Hadîs-i şerîf-İhyâ)
Fâtiha (Elhamdü) Âyet-el-Kürsî ve dört Kul yedişer kerre okunup hastaya üflenirse bütün âfetler dertler için büyü ve nazar (göz değmesi) için iyi gelir. Tuz üzerine okunup suda eritip içirmek de tecrübe edilmiştir. Dört Kul Kâfirûn İhlâs ve M uavvizeteyn (Felak ve Nâs) sûreleridir. (Muhammed Osman Sâhib)
Semâvî dinler (Hak dinler) büyüyü yasaklamıştır. Bu arada İslâmiyet de kendinden önceki bütün dinleri neshetmiş büyüyü (sihiri) de yasaklamış ve çok çirkin bir iş olarak vasıflandırarak müslümanların büyü yapmaktan ve yaptırmaktan kesinlikle uza k durmalarını emretmiştir.
Modern fen ilimleri büyüyü kendi metodları icâbı olarak reddederler. Bu hâl o ilimlerin sahâsına girmeyen ve metodlarıyla incelenemeyen şeylerin yok olduğu mânâsına gelmez. Ancak konuları ve hüküm verme sâhalarının dışında olduğunu gösterir. Bu ba kımdan büyü daha pekçok şey gibi modern bilimlerin sâhası dışında kalmakta veya varlığı yokluğu laboratuvar teknikleriyle bugün için îzah ve ispat edilememektedir. (Yeni Rehber Ansiklopedisi)
Büyü insanları hasta yapar. Sevgi veya muhabbetsizliğe sebeb olur. Yâni cesede ve rûha tesir eder. Kadın ve çocuklara tesiri daha çoktur. Büyünün tesiri kesin değildir. İlâcın te'siri gibi olup Allahü teâlâ isterse tesirini yaratır; istemezse hiç t esir ettirmez. Büyücü istediğini elbette yapar büyü muhakkak tesir eder diye inanmamalı böyle düşünmemelidir. Böyle inanan kimsenin îmânı gider. Büyü Allahü teâlâ takdir etmişse tesir edebilir demelidir. (Abdülhakîm Arvâsî)

_E_R_E_N_ isimli üyemiz çevrimdışıdır. (Offline)   Alıntı ile Cevapla