Konu
:
Dini Sözlük
Tekil Mesaj Gösterimi
08-10-2006, 12:15
#
3
(
permalink
)
_E_R_E_N_
Cevap: Dini Sözlük
B - 2
BEDBAHT:Tâlihsiz. Bahtıkara.
Beş şey bedbahtlık alâmetidir: Kalb katılığı
Allah korkusundan ve günâhlarını hatırlayarak ağlamamak
utanmamak
dünyâya fazla rağbet etmek
uzun emelli olmak. (Fudayl bin Iyâd)
Evlâd
ana baba elinde bir emânettir. Çocukların temiz kalbleri kıymetli bir cevher gibidir. Mum gibi her şekli alabilir. Küçük iken
hiç bir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse
onun meyvesi hâsıl olur. Ço cuklara îmân
Kur'ân ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir ve yapmağa alıştırılırsa
din ve dünyâ seâdetine ererler. Bu seâdette anaları
babaları ve hocaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise
bedbaht olurlar. (İmâm -ı Gazâlî)
Allahü teâlânın beğenmediği şeyleri isteyen ne kadar bedbaht ve zavallıdır. (İmâm -ı Rabbânî)
BEDDUÂ
ir kimsenin aleyhine yapılan duâ.
Kendinize
evlâdınıza
bedduâ etmeyiniz. Allah'ın kaderine râzı olunuz. Nîmetlerini artırması için duâ ediniz. (Hadîs-i şerîf-Berîka)
annenin
babanın çocuğuna olan ve mazlûmun zâlime olan bedduâları red olunmaz. (Hadîs-i şerîf-Ebû Dâvûd
Tirmizî
İbn-i Mâce)
BEDEL
ir şeyin yerini tutan
yerine geçen; başkasının yerine iş yapan kimse.
Hasta için hacca gitmek farz değildir. Hac farz olduktan sonra gitmeyip de sonraki seneler hastalanan kimse
yerine başkasını kendi memleketinden bedel göndermesi veya bunun için vasiyyet etmesi lâzımdır. Sonraki seneler iyi olup kendisi giderse
teh ir günâhı afv olur. (İbn-i Hümâm)
BEDEVÎ:Sahrada
çölde ve vahada göçebe halde yaşayanlar. Medîne-i münevvere çevresindeki Müzeyne
Cüheyne
Eslem
Eşca' kabîleleri bedevî idi. Peygamber efendimiz Hudeybiye sulhünün yapıldığı sene umre için Mekke'ye gitmeye karar verdikleri sırada
Kureyş'in herhangi bir taarruz (saldırı) ihtimâline karşı bu kabîlelerin de berâberlerinde bulunmasını istediler. Fakat bedevîler korkularından bu şerefli dâvete uymayıp özür dilediler. Bu sebeple Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen şöyle buyurdu:
(Henüz kalplerinde îmân yerleşmemiş olan Kureyş müşriklerinden korkarak) geri kalan bâzı bedevîler sana; "Mallarımız ve âilelerimiz bizi (seninle gitmekten) alıkoydu. Bu sebeple Allahü teâlâdan bizim için af ve mağfiret dileyiver" diyecekler. Onlar kalblerinde olmayan şeyi dilleriyle söylerler (Yoksa
senin kendileri için istiğfâr etmene veya etmemene aldırmazlar) . (Feth sûresi: 11) (Senâullah Dehlevî
Taberî)
BEDEVİYYE:Evliyânın büyüklerinden Seyyid Ahmed Bedevî hazretlerinin tasavvuftaki yolu.Bedeviyye yolunun büyüğü Seyyid Ahmed Bedevî (r.aleyh) talebelerine buyurdu ki:
Allahü teâlânın kullarından birine bir musîbet gelince
sakın sevinmeyin. Gıybet ve dedikodu yapmayın. İnsanlar arasında söz taşımayın. Size eziyet vereni ve zulmedeni affedin. Kötülük yapana iyilikle karşılık verin. Size vermiyene siz verin. (Abdülvehhâb-ı Şa'rânî)
BEDÎ' (El-Bedî'):Allahü teâlânın esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Daha önce benzeri olmayan
görülmemiş
işitilmemiş
bilinmeyen şeyleri yoktan var eden
yaratan.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
(Allah) göklerin ve yerin Bedî'idir. O
bir şeyin olmasını irâde edince (dileyince)
ona "ol" der
o da olur. ( Bekara sûresi: 117)
El-Bedî' ismi şerîfini yetmiş bin kerre söyleyen kimse
kendisine gelecek olan musîbetten kurtulur. (Yûsuf Nebhânî)
Bedî' İlmi:Lafz (söz) ve mânâ ile ilgili bâzı san'atlar ile sözün süslenmesini öğreten ilim. Kur'ân-ı kerîm Bedî'
Meânî ve Belâğat ilimlerinin incelikleri ile doludur. Arabî lisânın inceliklerini bilmiyen kimse
arabî okuyup yazsa bile Kur'ân-ı kerîmi anlıyamaz. Bu incelikleri bilenler bile anlıyamamış
çok yerlerini onlara Peygamber efendi miz açıklamıştır. (Abdülganî Nablüsî)
BEDR GAZVESİ:Peygamber efendimizin Mekkeli müşriklerle yaptığı ilk savaş. Bu muhârebede müslümanlar üç yüz on üç
müşrikler bin kişiydi.
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
Bedr muhârebesinde düşmana nisbetle daha az ve zayıf olduğunuz hâlde
Allahü teâlâ size yardım etti
kesin zafer verdi. Allah'tan korkun ki
şükretmiş olasınız. (Âl-i İmrân sûresi: 123)
Bedr harbinde Eshâb-ı kirâm güç durumda kaldıkları sırada sevgili Peygamberimiz; "Yâ Rabbî! Bana vâdettiğin yardımı lütfet!" diye duâ ettiğinde
Enfâl sûresinin 9. âyet-i kerîmesi nâzil olup (inip)
meleklerin müslümanlara yardım için gönderildikleri şöyle bildirilmiştir: "O vakit Rabbinizden yardım ve zafer istiyordunuz da O size; "Gerçekten ben arka arkaya bin melâike ile (meleklerle) imdâd ediyorum" diye duânızı kabûl buyurmuştu. (İbni Abbâs
Taberî
Kurtubî)
Cebrâil (aleyhisselâm) bana gelip dedi ki: "Bedr Gazvesi'nde bulunanları nasıl sayarsınız?" Ben; "Onlar ümmetimin en hayırlıları (üstünleri) " dedim. Cebrâil (aleyhisselâm) ; "Meleklerden (o muhârebede) hazır bulunanlar da bizim yanımızda aynen böyle olup
meleklerin en hayırlılarıdır" dedi. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)
Bedr Gazvesi'nde her birimiz bir müşrikin başına kılıcımızı salladığımız zaman
daha kılıç hedefine varmadan
kâfirin kellesinin bedeninden ayrılıp yere yuvarlandığını görüyorduk. (Sehl radıyallahü anh)
BEHÂÎLİK:Müslüman görünüp İslâmiyet'i içerden yıkmak için çalışan El-Bâb Ali Muhammed ismindeki bir acemin talebesi olan Behâullah'ın
kurduğu bozuk yol.
Behâîlere göre namaz
Hayfa'ya karşı durup
Allah'ı düşünmektir. Namaz ferdî olup duâdan ibârettir. Oruç
2 Mart-21 Mart arası on dokuz gün tutulur. 21 Mart günü Oruç bayramı olup
Behâî yılının ilk günüdür. Hacları
El-Bâb Ali Muhammed'in Şirâz'daki evini veya Behâullah'ın Bağdâd'daki evini gidip görmektir. On dokuz sayısını kutsal sayan Behâîleri umûmî adâlet evi dedikleri
yüksek meclislerine seçilen on dokuz kişi idâre eder. Her Behâî
senelik kazancının beşte birini bu hey'ete vermeye mecbur tutulur. (Muhammed Ebû Zühre)
BEKÂ:
1. Allahü teâlânın sıfatlarından. Allahü teâlânın varlığının sonsuz olması
hiç yok olmaması.
2. Bekâ-billah.
Fenâ ve bekâdan ilk bahs eden Ebû Saîd Harrâz'dır. (Molla Câmî)
Bekâ-Billah
âimâ Allahü teâlâyı anma ve hatırlama hâli üzere olma. Hakîkî kulluk derecesi. Fenâ fillah'tan sonraki makam.
Hakk'ul-yakîn bilgisi (hakîkate kavuşmak) bekâ-billah makâmında hâsıl olur. (Ahmed Fârûkî)
Bekâ-billaha kavuşmadan önce huzûrun
yâni her an Allahü teâlâ ile olma hâlinin devam etmesi mümkün değildir. (İmâm-ı Rabbânî)
Tasavvufta fenâ ve bekâ'dan ilk bahs eden Ebû Saîd-i Harrâz'dır. (Molla Câmî)
BEKTÂŞÎLİK:Evliyânın büyüklerinden Hacı Bektâş-ı Velî hazretlerinin tasavvuftaki yolu. Bektâşîlik; Hacı Bektâş-ı Velî
Lokman-ı Horasânî
Hâce Ahmed Yesevî
Yûsuf-i Hemedânî ve Ebû Alî Fârmedî
Ebü'l-Hasan-ı Harkânî vâsıtası ile Bâyezîd-i Bistâmî'ye
ondan Ebû Bekr-i Sıddîk hazretlerine ulaşır. Bektâşîler
Resûlullah efendimizi ve Ehl- i beytini çok sever ve birbirlerini kardeş bilirlerdi. (A. Rıfkı Efendi)
Müslümanları aldatmak için kendilerine kıymetli bir isim takan yalancılardan biri de
Bektâşî tarîkatı adı altında toplanan hurûfîlerdir. Hakîkî Bektâşîlik
bir kaç asırdan sonra bütün tekkeleriyle berâber sapık hurûfîlerin eline geçerek bozulmuştur. (Tokatlı İshak Efendi) (Bkz. Hurûfîlik)
BELÂ:Allahü teâlânın insanları imtihan etmek
denemek için verdiği maddî ve mânevî üzüntü
sıkıntı
musîbet
âfet.
Kulumu bir belâ ile ibtilâ (imtihân) ettiğim vakit sabreder ve ziyâretçilerine beni şikâyette bulunmazsa
ona etinden iyi et
kanından iyi kan veririm. İyileştiği vakit günahsız olarak iyileşir. Onu öldürürsem rahmetime yâni Cennet'ime gider. (Hadîs-i kudsî-Muvattâ)
Şüphe edilen altını
ateşle muâyene ettikleri gibi
Allahü teâlâ insanları
dertle
belâ ile imtihan eder. Bâzısı belâ ateşinden hâlis olarak çıkar. Bâzısı da bozuk olarak çıkar. (Hadîs-i şerîf-Kimyâ-ı Seâdet)
Mü'mine; dert
belâ
üzüntü
hastalık
eziyet gibi sıkıntı verici şeylerden biri gelirse
Allahü teâlâ bunu günâhlarına keffâret (bedel) eyler. (Hadîs-i şerîf-Müslim)
Peygamberler (aleyhimüsselâm) hep dert ve belâ içinde yaşadı. Hattâ "Belâlar
mihnetler (sıkıntılar) en çok peygamberlere
sonra evliyâya
sonra bunlara benziyenlere gelir" buyruldu. (Ahmed Fârûkî)
Dert ve belâ gelince Allahü teâlâya sığınmalı
âfiyet vermesi
kurtarması için duâ etmeli
yalvarmalıdır. Allahü teâlâ duâ edenleri
sıhhat
selâmet ve âfiyet istiyenleri sever. (Ahmed Fârûkî)
Birinize dert ve belâ gelince Yûnus Peygamberin duâsını okusun. Allahü teâlâ onu muhakkak kurtarır. Duâ şudur: "Lâ ilâhe illâ ente sübhâneke innî küntü minezzâlimîn." (Senâullah Dehlevî)
Bir kimse sıkıntı ve belâya uğrarsa; "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâhil-aliyyil'azîm" desin. (Ca'fer-i Sâdık) Kazâ gelmez Hak yazmasa Belâ gelmez Kul azmasa (Atasözü)
BELÂGAT:
1. Sözün düzgün
kusursuz ve yerinde söylenmesi.
Kur'ân-ı kerîm gibi ilâhî belâgat ve îcâza (az sözle çok mânâ ifâde etme özelliğine) sâhip bir kitap
yalnız Türkçeye değil
hiç bir dile hakkıyla çevrilemez. (H. Hüsnü Erdem)
Kur'ân-ı kerîmin aslındaki îcâz ve belâgatini muhâfaza ederek tercüme etmek mümkün değildir. Fakat meâl (geniş açıklamalı) olarak tercümesi mümkündür. (H. Hüsnü Erdem)
2.Sözün düzgün
kusursuz ve yerinde söylenmesini öğreten edebî ilmin adı.
BELÂDET:İyiyi kötüden
faydalıyı zararlıdan ayıramama; ahmaklık. (Bkz. Ahmak)
BELKIS:Süleymân aleyhisselâm zamânında Yemen'de Sebe' şehrinde hüküm süren Himyerîlerden bir kadın sultan. Süleymân aleyhisselâm babası Dâvûd aleyhisselâmın yerine geçti. Sultan ve sonra peygamber oldu. Mescid-i Aksâyı yaptı. Yedi senede tamamladı. Sonra hükümet sarayını yaptı. Bundan sonra Belkıs'ı Filistin'e çağırdı. Belkıs geldi. Görüştüler ve Belkıs î mân etti. Süleymân aleyhisselâm Belkıs ile evlendi. Belkıs'ın Süleymân aleyhisselâm ile mektuplaşması ve Kudüs'e gelmesi Kur'ân-ı kerîmde Neml sûresinde uzun bildirilmektedir. (M. Sıddık bin Saîd)
BELVÂ-YI ÂM:Umûmî sıkıntı
meşakkat
kaçınılması mümkün olmayan zorluk.
BENÎ ÂDEM (Âdemoğlu):İnsanoğlu.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Ey Benî Âdem! Yiyin
için
isrâf etmeyin. Çünkü Allahü teâlâ
isrâf edenleri sevmez. (A'râf sûresi: 31)
(Ey Benî Âdem!) Şeytana itâat etmeyin
o size ap-açık bir düşmandır diye size Kur'ân-ı kerîmde bildirmedim mi? (Yâsîn sûresi: 60)
Allah katında Benî Âdem'den daha şerefli bir varlık yoktur. (Hadîs-i şerîf-Şa'bul-Îmân)
Ey Benî Âdem! Benim malım
benim malım dersin. O maldan senin olan; yiyerek yok ettiğin
giyerek eskittiğin ve Allah için vererek sonsuz yaşattığındır. (Hadîs-i şerîf-Sahîh-i Müslim) Mağrûr olma Benî Âdem! Ölmemeğe çâren mi var? Yakası yok ak gömleği
Giymemeğe çâren mi var? (Yûnus Emre)
BENÎ HÂŞİM (Hâşimoğulları):Peygamber efendimizin dedesi Hâşim bin Abdi Menâf'ın soyundan gelenler.
Allahü teâlâ
İsmâil (aleyhisselâm) evlâdından Kinâne ismindeki kimseyi ve onun sülâlesinden
Kureyş adlı zâtı beğenip
seçti. Kureyş evlâdından da
Benî Hâşim'i seçti. Onlardan da
beni beğenip seçti. (Hadîs-i şerîf-İmâm-ı Müslim)
...Ey Benî Hâşim! Nefslerinizi ateşten (Cehennem'den) koruyunuz. Ey kızım Fâtıma
nefsini ateşten kurtar. Çünkü sizleri kurtarmak için Allahü teâlânın sizinle ilgili irâdesini önleyecek hiçbir şeye sâhib değilim. ( Hadîs-i şerîf-Mişkât)
Kureyş kabîlesi; Hâşimî
Emevî
Nevfel
Abdüddâr
Esed
Teym
Mahzûm
Adiy
Cumah ve Sehm adında on kola ayrılmıştı. Zemzem dağıtmak ve Kâbe'yi tâmir ve tezyîn (süsleme) işi
Benî Hâşim'e verilmişti... (Muhammed Nişancı)
BENÎ İSRÂİL (İsrâiloğulları):Ya'kûb aleyhisselâmın
on iki oğlundan gelen evladı ve torunları. Ya'kûb aleyhisselâmın diğer adı İsrâîl olduğu için
soyundan gelenler bu isimle anılmışlardır.
Allahü teâlâ
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Îsâ bin Meryem de bir zamanlar şöyle demişti: "Ey Benî İsrâil! Ben size Allahü teâlâ tarafından gönderilmiş bir peygamberim. Benden evvel (gönderilmiş olan) Tevrât'ın tasdîkçisi
benden sonra gelecek bir peygamberi de müjdeleyici olarak geldim
ki o peygamberin ismi Ahmed'dir (Muhammed'dir) . (Saf sûresi: 6)
Benî İsrâil yetmiş bir fırkaya ayrılmıştı. Bunlardan yetmişi Cehennem'e gidip
ancak bir fırkası kurtulmuştur... (Hadîs-i şerîf-Sünen-i Tirmizi-Milel-Nihâl Tercümesi)
Ümmetimin âlimleri
Benî İsrâil'in peygamberleri gibidir. (Hadîs-i şerîf-Mektûbât-ı Rabbânî)
Benî İsrâil Yûsuf aleyhisselâmdan sonra Mısır'da çoğaldı. Fakat burada zulüm ve hakâret gördüler. Bu durum Mûsâ aleyhisselâm zamânına kadar devâm etti. Mûsâ aleyhisselâm onları Mısır'dan alıp Şeria vâdisinin doğusundaki bölgeye yerleştirdi. Zamanla h azret-i Mûsâ'nın dînine uyanlar azaldı. Hazret-i Îsâ gelince
Mûsâ aleyhisselâma verilen Tevrat'ın hükmünü kaldırdı. Benî İsrâile
hazret-i Îsâ'nın dînine uymak lâzım oldu. Fakat onlar
Îsâ aleyhisselâma îmân etmeyip
Tevrat'a uymakta inad ettiler. Sevgili Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm son peygamber olarak gelince de Îsâ aleyhisselâmın dîninin hükmü kalktı. Herkesin İslâmiyete uyması lâzım oldu. Fakat Benî İsrâil Peygamber efendimizi kıskandıklarından O'nun peygamberliğine ve İslâmiyete inanmadılar. (Harputlu İshak Efendi
Nişancızâde
Rahmetullah Efendi)
BENCİLLİK:Kendini beğenmek
kendini büyük görmek
enâniyet. (Bkz. Enâniyet)
BENÛL-AHYÂF:İslâm mîrâs hukûkunda Eshâb-ı ferâiz adı verilen (Allahü teâlânın Kur'ân-ı kerîmde hisselerini
paylarını bildirdiği) kimselerden ana bir erkek ve kız kardeşler.
Benûl-Ahyâf tek kişi olduğunda hissesi mîrâsın altıda biridir. Birden fazla oldukları zaman mîrâsın üçte birini alıp aralarında paylaşırlar. Erkek ve kadın aynı miktârda alır. Ölenin çocuğu veya oğlunun çocuğu
yâhut babası
dedesi varsa
Benûl-Ahyâf mîrâs alamaz. (Abdürreşîd Secâvendî)
BENÛL-ALLÂT:İslâm mîrâs hukûkunda baba bir
ana ayrı kardeşler.
Benül-a'yân (ana-baba bir erkek ve kız kardeşler) ve Benûl-allât; oğul
oğlun oğlu
baba
dededen biri bulunduğu zaman vâris
mîrasçı olamazlar. (Secâvendî)
BENÛL-A'YÂN:İslâm mîrâs hukûkunda; ölenin aynı ana ve babadan olan erkek ve kız kardeşlerinden her biri. Benül-A'yân; oğul
oğlun oğlu
baba ve dededen biri bulunduğu zaman vâris olamaz. (Abdürreşîd Secâvendî)
BERÂÂT SATIŞI:Zekât toplayan âmillerin (memurların)
köylüden alacakları zekât ve uşrun cins ve miktârını gösteren ve berâât adı verilen senedlerin satışı (Bkz. Bey') .Berâât satışı câiz değildir. Zîrâ verilen senetlerdeki yazılı mal mevcûd değildir. (İbn-i Âbidîn).
BERÂET (Berât):
1. Temize çıkarmak. Bir şahsın
hakkında iddia edilen suçtan uzak olduğunun veyâ işlediği söylenilen suçun gerçekte suç olmadığının anlaşılması.
Allahü teâlâ dört kimseyi dört şeyle töhmetten (iftiradan) berât ettirmiştir. Yusuf aleyhisselâmı şâhitle
Mûsâ aleyhisselâmı elbisesini taşıyan taşla
hazret-i Meryem'i çocuğunu konuşturmakla
hazret-i Âişe'yi Nur sûresi 26. âyet-i kerîmesiyle berât ettirmiştir. Hazret-i Âişe'nin berâeti için birçok âyet-i kerîme nâzil olmuştur. (Muhammed bin Hamza)
2. Kurtuluş vesîkası.
Abdullah bin Ömer radıyallahü anhümâ bir gün Resûlullah'ın sallallahü aleyhi ve sellem huzûruna geldi. Peygamber efendimiz ona çok iltifat ederek; "Kıyâmet günü herkesin berâeti
her işi ölçüldükten sonra verilir. Abdullah'ın berâeti ise dünyâda verilmiştir" buyurdu. (Hadîs-i şerîf-Tezkiye-i Ehl-i Beyt)
Âhirette pek çok kimse
hesâba çekilmeden Cennet'e girerler. Onlar için mîzân (terâzi) kurulmaz. Onlara verilen sayfalar üzerine; "Lâ ilâhe illallah
Muhammedün resûlullah. Bu filânın oğlu filânın Cennet'e girmesinin ve Cehennem'den kurtulmasının ber âetidir" yazılır. (İmâm-ı Gazâlî)
Berâet-i Zimmet:Aksine bir delil bulunmadığı müddetçe şahsın suçsuz ve borçsuz olması. Berâet-i zimmet asıldır. Meselâ bir kimse başka bir kişi üzerinde şu kadar alacağım vardır diye iddiâ etse
borçlu olduğu iddiâ edilen kimse borcunu inkâr etse ve borcu olmadığına dâir yemin etse onun sözüne bakılır. Çünkü her şahıs zimmetten yâni bo rcdan ârî (uzak) olarak yaratılmış olduğu için
Berâet-i zimmet asıldır. (İbni Nüceym-i Mısrî)
BERÂT GECESİ:Şâban ayının on beşinci gecesi.Berât gecesini büyük nîmet
fırsat biliniz! Çünkü belli bir gecedir. Şâban'ın on beşinci gecesidir. Kadr gecesi
çok büyük ise de
hangi gece olduğu belli değildir. Bu gece
çok ibâdet yapınız. Yoksa kıyâmet günü pişmân olursunuz! (Hadîs-i şerîf-Riyâd-un-Nâsihîn)
Berât gecesinde çok duâ etmeli
kötü sondan
îmânsız ölmekten Allahü teâlâya sığınmalı
Cehennem ateşinden kurtuluş berâtı
bereket
rahmet
mağfiret ve âfiyet dilemelidir. (Muhammed Rebhâmî)
BEREKÂT
ereketler
hayırlar
iyilikler
bolluklar. Bereket'in çokluk şekli. (Bkz. Bereket)
BEREKET:
1. Allahü teâlânın bol nîmet vermesi.
Allahü teâlâ âyet-i kerîmede meâlen buyurdu ki:
Böylece İbrâhim'i ve (kardeşi oğlu) Lût'u (Irak'daki Nemrûd'dan) kurtarıp
içinde âlemlere (ağaçlar
tatlı meyveler
ırmaklar vb. şeylerle veya pek çok peygamber çıkarmak sûretiyle) bereketler verdiğimiz arza (Şam diyârına) çıkardık. (Enbiyâ sûresi: 71)
Bir kadın
Resûlullah'a hediye olarak bal göndermişti. Resûlullah efendimiz balı kabûl edip boş kabı geri gönderdi. Kab bal ile dolu olarak geri geldi. Kadın gelerek; "Yâ Resûlallah! Hediyemi niçin kabûl etmediniz. Acaba günahım nedir?" deyince
Resû lullah efendimiz; "Senin hediyeni kabûl ettik. Gördüğün bal
Allahü teâlânın hediyene verdiği berekettir" buyurdu. (Hadîs-i şerîf-Mir'ât-ı Kâinât)
Senenin bereketi
bahârından belli olur. (İmâm-ı Rabbânî)
2. Hayır
fayda.
Şeytan her işinizde sizinle berâber bulunur. Hattâ yemekte bile. Birinizin lokması düşerse
onu alıp tozunu temizleyip yesin. O lokmayı şeytanlara bırakmasın. Çünkü bereketin hangi lokmada olduğu bilinmez. (Hadîs-i şerîf-Müslim)
Ticârete hiyânet karışınca bereket gider. (Hadîs-i şerîf-Tergîb vet-Terhîb)
Bir kimse Allahü teâlâ emr ettiği için çalışır
rızkını helâl yoldan ararsa
ezelde belli olan rızkına kavuşur. Bu rızık ona bereketli olur. (Seâdet-i Ebediyye)
Az bir mal
bereketli olunca
çok kimsenin rahat etmesine
çok iyi işlerin yapılmasına vesîle olur. Bereketli olmayan çok mal vardır ki
sâhibinin dünyâda ve âhirette felâketine sebeb olur. O halde malın çok olması değil
bereketli olmasını istemelid ir. (İmâm-ı Gazâlî)
3. Rahmet.
Kur'ân-ı kerîm okunan eve bereket gelir. Melekler oraya toplanır. Şeytanlar oradan kaçar. (Ebû Hüreyre)
Kur'ân-ı kerîm okunan eve bereket iner. Bu zaman yapılan duânın kabûl olması umulur. (Abdülhakîm-i Arvâsî)
BERR:
1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). İhsân eden
iyilik eden
yâni her iyilik kendisinden olan
îmân edip
iyi ameller yapmayı nasîb edip
bunlara karşılık âhirette sevâb ve dünyâda sıhhat
kuvvet
mal
makam
evlâd ve yardımcı lar veren.
2. Îtikâdı doğru
amelleri ibâdetleri iyi
ahlâkı güzel
ihlâslı sâlih müslüman. Çoğulu Ebrârdır. (Bkz. Ebrâr)
BERZÂH ÂLEMİ
ünyâ ile âhiret arasındaki âlem; kabir âlemi.
Berzâh âleminde ölülerin hâli
dirilerin hâli gibi değildir. Dünyâ hayâtında hem his (duygu)
hem de irâde (istek) ile hareket vardır. Berzâh hayâtında ise
hareket etmek lâzım değildir
elem (acı) ve azâb duymaları için yalnız hissetmeleri yetişir. (Ahmed Fârûkî)
2. Tasavvufta âlem-i misâle verilen ad. (Bkz. Âlem-i Misâl)
Berzâh âlemi
âlem-i ervâh (ruhlar âlemi) ile âlem-i ecsâd (madde âlemi) arasında yer alır. Ayna gibidir. Diğer iki âlemdeki hakîkî varlıklar ve mânâlar bu âlemde latîf şekillerde görünürler. Çünkü iki âlemdeki her hakîkate ve her mânâya uygun birer şekil
heyet
görünüş bu âlemde bulunur. Bu âlemde kendiliğinden hiçbir hakîkat
hiçbir madde ve mânâ yoktur. Buradaki şekiller
heyetler
öteki âlemlerden aks eden görüntülerdir. Aynada hiçbir şekil ve sûret yoktur. Aynada bir şekil görünürse
başka yerden gelen görünüştür. Âlem-i misâl de böyledir.
Berzâh-ı Kübrâ:Kabirden kalkıp
mahşer yerinde hesâbın görülüp Cennet veya Cehenneme gidilinceye kadar geçen zaman. Berzâh-ı kübrâda
insanların dağılmış
çürümüş
erimiş parça ve kemikleri bir araya getirilir. (Muhammed Ma'sûm)
Berzâh-ı Sugrâ:Kabre konduktan kıyâmet kopup kabirden kalkıncaya kadar olan zaman. Ervâh (rûhlar) ve berzâh-ı sugrâ
fazla düşünmeye ve üzerinde inceleme yapmaya gelmez. Bu konuda zan ve tahmin ileri sürmek doğru değildir. Nasslar (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler) ile sâbit olanlara (bildirilenlere) kısaca îmân etmek lâzımdır. On un etrâflı olarak bilinmesini Allahü teâlânın ilmine havâle etmelidir
bırakmalıdır. (Ahmed Fârûkî)
BESMELE
ismillâhirrahmânirrahîm sözü. Kur'ân-ı kerîme saygı göstermek
E'ûzü okuyarak başlamakla olur ve Kur'ân-ı kerîmin anahtarı Besmeledir. (Hadîs-i şerîf-Tefsîr-i Yâkûb-i Çerhî)
Hoca çocuğa
Besmele okur
çocuk da söyleyince
Allahü teâlâ
çocuğun annenin
babasının ve hocasının Cehennem'e girmemesi için senet yazdırır. (Hadîs-i şerîf-Tefsîr-i Dürr-ül-Mensûr)
Cehennem'de azâb yapan on dokuz melekten kurtulmak isteyen Besmele okusun! Besmele on dokuz harftir. (Abdullah ibni Mes'ûd)
Besmelenin mânâsı: "Her var olana
onu yaratmakla iyilik etmiş ve varlıkta durdurmakla
yok olmaktan korumakla iyilik etmiş olan Allahü teâlânın yardımı ile bu işi yapabiliyorum. Ârifler (evliyâ)
O'nu ilâh olarak tanıdı. Âlemler
O'nun merhâmeti ile rızık buldu. Günah işliyenler
O'nun rahmeti ile Cehennem'den kurtuldu" demektir. (Yâkûb-ı Çerhî)
Besmele öyle bir sözdür ki ağzı temizler
kalbden gamı ve sıkıntıyı giderir. (Abdülkâdir Geylânî)
Abdest almağa
yemeğe
içmeğe ve her mübârek işe başlarken Besmele çekmek Peygamber efendimizin âdet-i şerîflerinden olup sünnettir. (İbn-i Âbidîn) Besmeleyle başlıyalım kitâba Allah adı en iyi bir sığnakdır Nîmetleri sığmaz ölçü hisâba Çok acıyan
afvı seven bir Rab'dır. (Seâdet-i Ebediyye)
BEŞER:İnsan
âdemoğlu (Bkz. Benî Âdem).
BEŞÎR:
1. Müjdeleyici mânâsına Peygamber efendimizin isimlerinden.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
(Ey Muhammed!) Biz seni; mü'minleri
inananları beşîr
kâfirleri de azâb ile korkutucu
uyarıcı olarak gönderdik. (Bekara sûresi: 119)
2. Kabirde mü'minlere suâl soran melekler.
Kabirlerde kâfirlere ve âsî müslümanlara azâb edecek melekler ve kabirde suâl soracak melekler vardır. Suâl meleklerine münker ve nekir denir. Mü'minlere soranlara ise mübeşşir ve beşir denir. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)
BETÛL:Peygamber efendimizin mübârek kızı hazret-i Fâtımâ'nın lakabı.
İlimde ve ictihâdda hazret-i Âişe
zühd (dünyâya rağbet etmemekte) ve dünyâdan kesilmekte
uzak durmakta ise
hazret-i Fâtıma daha ileridir. Bunun içindir ki
hazret-i Fâtımâ'ya Betûl denilmiştir. (Abdülkâdir-i Geylânî)
BEVÂDİH:Tasavvufta
insan kalbine gayb âleminden âniden gelen şeyler.
Bevâdih kalbe gelen ferahlık ve sevinçtir. Sâhibini güldürür. Yâhut hüzün ve kederdir; sâhibini ağlatır. Bâyezîd-i Bistâmî hazretlerinin; "Bir zaman güldüm
bir zaman ağladım. Ve şimdi ne gülüyor ne ağlıyorum." buyurması bevâdih hâline işârettir. (Seyyid Abdülhakîm Arvâsî)
BEY':Satmak
satış yapmak
alış-veriş. İki kişinin mallarını gönül rızâsı ile değişmeleri.
Âyet-i kerîmede meâlen buyruldu ki:
Allahü teâlâ bey'i
helâl ve fâizi haram kıldı. (Bekara sûresi: 275)
Bey' ve şirâ (alış-veriş) bilgilerini öğrenmeden ticâret yapmak helâl olmaz. Her tâcirin bir fıkıh âlimi bulup
işlerini buna danışarak yapması
böylece fâizden ve fâsid (bozuk) alışverişten kurtulması lâzımdır. (Ebü'l-Kâsım Semerkandî)
Bir kimse İmâm-ı a'zam Ebû Hanîfe hazretlerinden sordu ki: "Vakitlerimi ibâdet ile geçirmek istiyorum. Bana bir şey yaz da
hep onu yapayım?" İmâm-ı a'zam rahmetullahi aleyh
bey' ve şirâ bilgilerini yazıp verince; "Bu tüccarlara lâzım olur. Ben evim de oturup ibâdet ile meşgûl olacağım" dedi. Cevâbında; "Yiyecek ve giyecek lâzım olmayan kimse var mı? İslâmiyet'in alış-veriş kısmını bilmeyen
haram lokmadan kurtulamaz ve ibâdetlerinin sevâbını bulamaz. Zahmetleri boşa gider ve azâba yakalanır ve çok pişman olur" buyurdu. (Kerderî
M.Rebhâmî)
Bey'-i Bâtıl:Sahih olmayan
yâni dînen bulunması lâzım gelen şartların hepsi veyâ bir kısmı bulunmayan alış veriş. (Bkz. Bâtıl)
Bey'-i bil Vefâ (Vefâ ile Satış):Alıcı ve satıcının
satıştan vazgeçmek hakkına sâhip olduğu alış-veriş.
Bey'-i Fâsid:Aslı İslâmiyet'e uygun
fakat sıfatı uygun olmayan satış.
Bir kimse satın aldığı bir malın bedeli olan paranın yarısını peşin verip
yarısını da yolcum gelince vereyim dese
bu alış-veriş Bey'-i fâsid olur. Çünkü yolcunun geleceği târih yâni paranın kalan kısmının ödeneceği târih belli değildir. Bu durum is e
satışın sıfatı bakımından uygun olmaması demektir. (Zeylaî)
Bey'-i fâsid
câiz değildir ve haramdır. Büyük günâhtır. Fâsid satışla alınan mal
müşteri teslim alınca
kendi mülkü olursa da
yemesi
giymesi haramdır. Alanın ve satanın bu satışı bozması
geri vermesi vâcibdir. Geri çevirmezlerse
vâcibi terk ett ikleri için günâha girerler. (Hamzâ Efendi)
Bey'-i Mekrûh:Aslı ve sıfatı İslâmiyet'e uygun ise de kendisine dînin yasak etmiş olduğu bir şey karışmış olan satış.
Satın almıyacağı bir malın fiyatını
başka müşteriler arasında yükseltmek
iki kişi bir malın fiyatında uyuşmuş iken bu malı
daha yüksek fiyatla satın almak istemek Bey'-i mekrûhdur.
Bey'-i Mevkûf:Aslı ve sıfatı sahîh ise de başkasının hakkı karışan alış-veriş.
Bey'-i Sahîh:Aslı ve sıfatı İslâmiyet'e uygun olan satış; doğru ve sıhhatli alış-veriş. Bey'i sahîhin geçerli olması için
alıcı ve satıcının aynı kimse olmaması
yâni bir kimsenin hem satıcıya
hem alıcıya vekil olarak kendi kendine satış yapmaması
satanın ve alanın akıllı olmaları
akd yapılması yâni birinin îcâb (teklif) edip karşıs ındakinin
onu; ayrılmadan önce kabûl etmesi yâni söz kesilmesi
mebî'in (satılan malın) ve semenin (bedelin) mütekavvim (kıymetli
kullanılması mübâh ve mümkün olan) mal olmaları lâzımdır. Satılan malın felsin îtibârî kıymetinin yâni (piyasadaki yarım gram altının kuruş cinsinden değerinin on beşte birinden aşağı olmaması lâzımdır. (Bkz. Fels) (İbn-i Nüceym)
BEYÂN:Açık olmak
açıklamak
bildirmek. Konuşma
yazma
anlama
anlatma
ifâde etme.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
(Allahü teâlâ) insanı yarattı. Ona beyânı öğretti. (Rahmân sûresi: 3-4)
Beyânın öylesi vardır ki büyüleyici bir tesire sâhiptir. (Hadîs-i şerîf-Buhârî)
Beyândan bilmediklerimizle bizleri nîmetlendiren Allahü teâlâya hamd olsun. ( Ahmed Mekkî Efendi)
Beyân İlmi
üzgün ve yerinde söz söyleme yolunu öğreten belâgat ilminin teşbîh (benzetme)
mecâz
kinâye gibi konularını anlatan ilim. (Bkz. İlm-i Beyân)
BEYT-İ MA'MÛR:Meleklerin kıblesi. Göklerde meleklerin devâmlı tavâf ettikleri yer
makam. Beyt-ül-ma'mûrda her gün yetmiş bin melek namaz kılar. Bir kere namaz kılana bir daha sıra gelmez. Meleklerin büyüklerinden Kerûbîyân melekleri gece ve gündüz tesbih ederler
hiç usanmaz ve yorulmazlar. (Hadîs-i şerîf-İbn-i Münzir)
Beyt-i ma'mûr üçüncü
altıncı veya yedinci kat semâdadır. Onun gökyüzündeki kıymeti
Kâbe-i Muazzamanın yeryüzünde kıymeti gibidir. (Sa'lebî)
Beyt-i ma'mûr
Beyt-i Harâm'ın (Kâbe'nin) üst tarafına düşmektedir. Yere düşecek olsa
onun üstüne düşer. Orayı her gün daha önce hiç görmemiş yetmiş bin melek ziyâret eder. (Ezrâkî)
BEYTÜ'L-MUKADDES (Beyt-ül-Makdis):Kudüs'deki Mescid-i Aksâ. (Bkz. Mescid-i Aksâ)
BEYTULLAH:
1. Mekke-i mükerremede Mescid-i harâmın ortasında bulunan mukaddes binâ. Kâbe-i muazzama; müslümanların kıblesi; Fazîlet ve kıymetini bildirmek için Beytullah buyurulmuştur.
Rivâyet edildiğine göre
Allahü teâlâ Âdem aleyhisselâma buyurdu ki:
Ey Âdem! Sen sağ oldukça Beytullah'ı tâmir et. Senden sonra gelecek peygamberler ve ümmetler de zaman zaman onu tâmir edecekler. En son peygambere kadar bu böyle sürüp gidecek. (Ezrâkî)
2. Câmi
mescid.
Beytullah olan câmi ve mescidlerde ibâdet etmeyip
dünyâ kelâmı ile meşgul olmak tahrîmen mekruhtur. Yâni harama yakın günahtır. Ateş odunu yiyip bitirdiği gibi câmide dünyâ kelâmı konuşmak da
insanın sevâblarını giderir. (Tahtâvî)
BEYTÜLMÂL:İslâm devleti hazînesi
mâliye teşkîlâtı.
Beytülmâl
devlet gelirlerini muhâfaza eder
gerekli yerlere sarfeder
devletin gelirleri ile giderleri arasında dengeyi sağlamaya çalışır ve bütçenin bütün vazîfelerini görürdü. (İsmâil Nablüsî)
Beytülmâlın gelirleri dört yoldan sağlanırdı:
1) Zekât malları
2) Ganîmetin
çıkarılan mâden ve defînelerin beşte biri
3) Gayr-i müslimlerden haraç ve cizye olarak alınan mallar
4) Vârisi olmayan zenginlerin bıraktığı mal ve yerde bulunup sâhibi b ulunmayan mallar. (Îmâm-ı Serahsî)
Beytülmâlden
ayırım yapmadan bütün fakirler
zekât me'murları
âlimler
öğretmenler
vâizler
din dersi öğrenen talebeler
borçlular
seyyidlerle şerîfler yâni Peygamber efendimizin soyundan gelenler ve askerlerin hepsi haklarını alırlardı. (Abdülganî Nablüsî)
İmâm-ı Ebû Yûsuf bir suâle bilmiyorum deyince; "Hem Beytülmâlden maaş alıyorsun
hem de cevap vermiyorsun" dediler. Bunun üzerine İmâm-ı Ebû Yûsuf; "Beytülmâlden
bildiklerim kadar ücret alıyorum. Bilmediklerim için alsaydım
Beytülmâlde bulunanların hiç biri yetişmezdi" dedi. (Taşköprüzâde
İbn-i Hacer)
BEYYİNE:Açık delîl.
1. Kur'ân-ı kerîm.
Allahü teâlâ
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyuruyor ki:
(Ey Mekkeliler! Bu kitâbı
Kur'ân-ı kerîmi) "Bizden evvel kitap yalnız iki taifeye (yahûdî ve hıristiyanlara) indirildi. Biz ise (konuştuğumuz dilde olmadığından) onu okumaktan gâfilleriz" dememeniz için yâhut; "Bize de kitab indirilseydi
muhakkak onlardan daha fazla hidâyete ererdik" dememeniz içindir. İşte size Rabbinizden (konuştuğunuz dilde) apaçık bir beyyine
bir hidâyet ve bir rahmet gelmiştir. Artık Allahü teâlânın âyetlerini inkâr eden ve onlardan yüz çevirenlerden daha zâlim kimdir?Elbette biz âyetlerimizden yüz çevirenleri
bu kabahatleri sebebiyle şiddetli bir azâb ile cezâlandıracağız. (En'âm sûresi: 156-157)
2. Mûcize.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Semûd (Kavmine) de kardeşleri Sâlih'i (gönderdik) . O
dedi ki: "Ey kavmim! Allahü teâlâya ibâdet edin. Sizin O'ndan başka hiç bir ilâhınız yoktur. İşte size
Rabbinizden (benim peygamberliğimi ve sözümün doğruluğunu gösteren) bir beyyine geldi (ki
Allahü teâlânın kudretiyle vâr olan) işte bu devedir. Onu (kendi hâline) bırakın
Allahü teâlânın arzında otlasın. Ona bir fenâlıkla dokunmayın ki
sonra acıklı bir azâba uğrarsınız." (A'râf sûresi: 73)
3. Delil
şâhid.
Tevâtür (yalan üzerinde birleşmeleri aklen mümkün olmayan bir topluluğun verdikleri haber) ile bildirilenlere uymıyan beyyine kabûl olunmaz. (Ali Haydar Efendi)
4. Âdil olan iki erkek veya bir erkek ile iki kadın şâhid.
Beyyine müddeî (dâvâcı) içindir Yemin ise dâvâlıya âittir. (Hadîs-i şerîf-Câmi'us-Sagîr)
Allahü teâlânın hakkı bulunan bir günâhı işliyeni gören kimsenin
bir şâhid yanında ta'zîr (suçluyu sözle azarlama) yapması lâzımdır. Bir müslümana fâsık diyen kimsenin ta'zîr edilmesi; o müslümanın hakkının korunması içindir. Bir kimse
kendini
ta' zîrden kurtarması için beyyine ile sözünü isbât etmesi lâzımdır. (İbni- Âbidîn)
5. Peygamber efendimizin isimlerinden. (Bkz. Beyyine Sûresi)
_E_R_E_N_
Üyelere Açık Profil Bilgileri
_E_R_E_N_ - Özel Mesaj gönder
_E_R_E_N_´nin Web Sitesini ziyaret edin
_E_R_E_N_ - Daha fazla mesajını bul