Konu
:
Dini Sözlük
Tekil Mesaj Gösterimi
08-10-2006, 12:15
#
2
(
permalink
)
_E_R_E_N_
Cevap: Dini Sözlük
B - 1
BÂB:
1. Kapı. Mescîd-i Nebî'nin şimdi beş bâbı vardır. İkisi batı duvarında olup
kıbleye yakın olana Bâb-üs-selâm
kuzey köşesine yakın olana Bâb-ür-rahme adı verilir.
2. Bir kitâbın bölümlerinden her biri. Riyâd-un-nâsihîn kitâbı ikinci kısım ikinci bâbı birinci faslında diyor ki: Tövbe kalb ile
dil ile ve günâh işliyen âzâ ile olmalıdır. Kalb pişmân olmalı
dil duâ etmeli ve yalvarmalı
âzâ da günâhtan çekilmelidir.
3. Bozuk bir yol olan Bâbîliğin kurucusu Ali Muhammed'in kendisine verdiği ad. (Bkz. Bâbîlik) El-Bâb Ali Muhammed kendisinin beklenen imâma açılan bir bâb (kapı) olduğunu söyledi
daha sonra da peygamberlik iddiâsında bulundu. El-Bâb Ali Muhammed'in kendisine bâb demesi sebebiyle kurduğu bozuk yola Bâbîlik adı verildi. (Muhammed Ebû Zühre)
Bâb-ı Cibrîl:Peygamber efendimizin Medîne-i münevverede yaptırdığı mescidinin doğu tarafındaki kıbleye yakın olan kapısı. Bu kapıya
hazret-i Osman'ın evinin karşısında bulunması sebebiyle Bâb-ı Osmân; Resûlullah efendimiz hazret-i Osm an'ın evini ziyâret etmek üzere bu kapıdan girip çıkmayı âdet edindikleri için Bâb-ün-Nebî de denilmiştir.
Peygamber efendimiz Kureyzâ yahûdîleri üzerine sefer düzenlendiği zaman
Cebrâil aleyhisselâm Peygamber efendimize yardım için geldiğinde Bâb-ı Cibrîl önünde beklemişti. (Eyyûb Sabri Paşa)
Bâb-ür-Rahme:Rahmet kapısı. Medîne-i münevverede Peygamber efendimizin yaptırdığı mescidin batı duvarındaki iki kapıdan biri. Bâb-ül-Âtike ve Bâb-üs-Sûk diye de bilinir.
Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem bir Cumâ günü hutbede iken batı tarafındaki kapıdan gelen bir kimse; "Yâ Resûlallah! Susuzluktan hayvanlarımız
âile ve çocuklarımız perişân oldu. Bizim için cenâb-ı Hakk'a duâ edin de yağmur ihsân buyu rsun" deyince
Peygamber efendimiz mübârek ellerini kaldırıp duâ buyurdular. Bu sırada Sel dağının üzerinde rahmet alâmetleri (bulutları) belirip yağmur yağdı. Bu sebeple bu kapıya Bâb-ür-Rahme denildi. (Ebû Abdullah Tilemsânî)
Bâb-üs-Selâm:
1. Mekke-i mükerremede bulunan Mescid-i Haram'ın doğu tarafına açılan kapı. Bâb-ı Şeybe de denir. Peygamber efendimiz 35 yaşında iken
yağan yağmur ve seller sebebiyle Kâbe-i muazzama tahrîb olmuştu. Yeniden inşâ edilmesi sırasında Hacer-ül-Esved taşının yerine konulması husûsunda kabîleler arasında anlaşmazlık ç ıktı. Nihayet Bâb-ı Şeybe kapısı tarafından ilk gelecek kimsenin hakemliğini kabûl etmek üzere anlaştılar. O kapıdan ilk olarak Muhammed aleyhisselâmın geldiğini gördüler. Peygamber efendimizin hükmüne râzı olup Hacer-ül-Esved'i yerine koydular. Anla şmazlığa son veren Muhammed aleyhisselâm bu kapıdan Kâbe-i muazzamanın yanına geldiği için Bâb-üs-Selâm adı verildi. (İbn-i Hişâm ve Abdülhak Dehlevî)
2. Peygamber efendimizin Medîne-i münevverede yaptırdığı Mescid-i Nebî'nin batı duvarında kıbleye yakın olan kapısı. Bâb-ı Mervân diye de bilinen bu kapı
Mescid-i Nebî'nin beş kapısından en büyüğü ve en zînetlisidir (süsl üsüdür).
Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem vefâtından önce Eshâb-ı kirâmın evlerinden mescide açılan kapıların kapatılmasını emir buyurduğunda
sâdece Ebû Bekr-i Sıddîk'in (r.anh) kapısının açık kalmasını istemişti. Bâb-üs-Sıddîk adıyla bilinen bu kapı
Bâb-üs-Selâmın sol tarafından üçüncü küçük kapıdır. (Eyyûb Sabri Paşa ve Ahmed Cevdet Paşa)
Bâb-üt-Tevessül:Peygamber efendimizin Medîne-i münevverede yaptırdığı mescidin kuzeye açılan kapısı. Bu kapı Osmanlı sultanlarından Abdülmecîd Han tarafından yeniden yaptırıldığından Bâb-ı Mecîdî diye de bilinir. Hicretin ikinci senesi Receb ayında
kıblenin Kudüs'ten Kâbe'ye dönmesi emr olununca
mescidin Mekke'ye karşı olan kapısı kapatılıp
karşısına
Şam tarafına yeni bir kapı açıldı. Şimdi bu kapıya Bâb-üt-Tevessül denmektedir. (Eyyûb Sabri Paşa)
İlk Mescid-i Nebî'nin üç kapısı vardı. Mihrâbı Bâb-üt-Tevessül yerinde idi. Şimdiki mihrâbın yerinde bulunan kapısından cemâat girer çıkardı. (Eyyûb Sabri Paşa)
BÂBÎLİK:19. yüzyılın ikinci yarısında İran'da el-Bâb Ali Muhammed isminde bir acem tarafından ortaya çıkarılan bozuk yol. Kendisinin Mehdî olduğunu iddiâ eden
beklenen imâma açılan bir bâb (kapı) olduğunu söyleyen Ali Muhammed'e el-Bab
onun yoluna da Bâbîlik denildi. Daha sonra Behâîlik adıyla devâm etti. (Bkz. Behâîlik)
BÂĞÎ:Âsî. Haksız olarak devlet başkanına isyân eden. Çoğulu buğât'tır.
Bâğîler başkaldırınca
devlet başkanı onların isyân etme sebeblerini araştırır. Niçin isyân ettiklerini sorar ve kendisine itâate dâvet eder. Şâyet bâğîler
yapılan dâveti kabûl etmeyip
harbe başlarsa
devlet başkanı
onların topluluklarını dağıtınc aya kadar harb eder. (İbn-i Âbidîn)
Haksız olarak devlet başkanına baş kaldıran bâğîler döğüşürken öldürülünce
namazları kılınmaz. Bunları yıkamak da câiz değildir. (İbn-i Nüceym)
BAHÎL:Cimri. (Bkz. Cimrilik)
Bahîl
Allahü teâlâdan
Cennet'ten ve insanlardan uzaktır. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî)
Cömert olan câhil
Allahü teâlâya
bahîl olan âbidden (çok ibâdet edenden) daha sevimlidir. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî)
Allahü teâlâ kıyâmet günü
üç kimse ile konuşmayacak
hepsine çok acı azâb yapacaktır. Zinâ eden ihtiyâr
başa kakan bahîl ve kibirli olan fakir. (Hadîs-i şerîf-Tirmizî)
BAHT:Tâlih
nasîb
kısmet. Bahtı açık olan ve işi rast gelen her kişi mutlu sayılmaz. Bahtlı
ancak cenâb-ı Hakk'ın
emirlerine uymakta ve yasaklarından kaçınmakta muvaffak (başarılı) ettiği kalben huzûrlu kimsedir. (Ahmed Rıfat)
BAHTİYÂR:Tâlihli
mes'ûd
mutlu. Bahtiyâr kişi
her zaman bulunduğu hâlden memnun
dâimâ nasîbine râzı ve şükredici olup
kimseye ihtiyâcını arzetmez. (Ahmed Rıfat)
Ey mes'ûd ve bahtiyâr kardeşim! Amel ve ibâdet
niyet ile dürüst ve doğru olur. Kâfirlere karşı muhârebeye giderken
önce niyeti düzeltmelidir. Ancak
bundan sonra sevâb kazanılır. Muhârebeye gitmekten maksad; Allahü teâlânın ismini
dînini yaymak ve yükseltmek ve din düşmanlarını zayıflatmak ve bozguna uğratmak olmalıdır. (İmâm-ı Rabbânî)
BÂİN:
1. Ayırıcı. Talâk-ı bâin.
2. Tasavvuf'ta bir terim. İnsanlardan uzak olan. (Bkz. Kâin ve Bâin)
Bâin Talak
oşamada kullanılan sözleri söyler söylemez
evliliği sona erdiren boşama. (Bkz. Talâk)
BÂİS (El-Bâisü):Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Öldükten sonra
kabirlerinde çürümüş ve dağılmış olan cesedleri diriltip mahşere
(arasât meydanına) sevkeden
gönderen.
Kim uyumazdan önce elini göğsüne koyar ve yüz kerre el-Bâisü ismi şerîfini söylerse
Allahü teâlâ onun kalbini nurlandırır
ilim ve hikmet ile doldurur. (Yûsuf Nebhânî)
BÂKÎ (El-Bâkî):Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Devamlı
ebedî
sonsuz. Varlığının sonu olmayan.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
(Ancak) celâl ve ikrâm sâhibi olan Rabbinin zâtı bâkîdir. (Rahmân sûresi: 27)
Allahü teâlâ kadîmdir
ezelîdir. Varlığından evvel yokluk olamaz. Kadîm ve ezelî olan
öncesi
başlangıcı olmayan bâkî ve ebedî olur. Hâdis ve mahlûk (sonradan yaratılmış) olan
fânî (yok olucu) ve muvakkat (geçici) olur. (İmâm-ı Rabbânî).
El-Bâkî ismi şerîfini bin kerre söyleyen kimse
zarar ve kederden korunmuş olur. (Yûsuf Nebhânî)
BÂLİĞ
ülûğa eren
ergenlik çağına gelen. Cünüp olup
gusül (boy) abdesti almağa başlayan
evlenecek yaşa gelen erkek. (Bkz. Âkıl-Bâliğ)
BÂLİĞA
ülûğa eren
ergenlik çağına gelen. Hayız (regl) görmeye başlayan
evlenecek yaşa gelen kız. (Bkz. Âkıl Bâliğ)
BÂRÎ (El-Bâri):Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Yaradan
yoktan var eden. Yarattıklarını farklı şekiller ve özelliklerle birbirinden ayıran.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Allahü teâlâ Bârî'dir. (Haşr sûresi: 24)
Yedi gün arka arkaya yüz defâ el-Bârî ism-i şerîfine devam eden belâlardan selâmet bulur
kurtulur. (Yûsuf Nebhânî)
BARNABAS İNCÎLİ:Hazret-i Îsâ'nın havârîlerinden biri olan Barnabas'ın
Îsâ aleyhisselâmdan görüp işittiklerini doğru şekilde yazıp derlediği İncil.
Îsâ aleyhisselâm
Allahü teâlâ tarafından göğe kaldırılınca
hakîkî İncil kaybolup İncil adıyla bir takım kitaplar yazıldı. Bunun üzerine Barnabas
hazret-i Îsâ'dan görüp işittiklerini bir araya getirdi. Barnabas İncîli denen bu kitap hazret-i Îsâ'da n sonra ilk üç yüz senede elden ele dolaşıp okundu. Mîlâdî 325 senesinde İznik rûhânî meclisi
İbrânice yazılı İncillerin kaldırılmasına karar verince
Barnabas İncîli ve nüshaları yakıldı. Pâkistan Kur'ân-ı kerîm Cemiyeti büyük bir gayretle imhâ edilmeyen bir İngilizce nüshasını bulup
tekrar basmaya muvaffak olmuştur. (Müslimmerks Mecmûası-Pâkistan)
Barnabas İncîli'nden bir bölüm şöyledir:
"Ben bu dünyâya
cenâb-ı Hakk'ın dünyâya selâmet getirecek olan Resûlünün (Muhammed aleyhisselâmın) yolunu hazırlamak için geldim. Fakat sizler dikkat ediniz. O gelinceye kadar bir çok yalancı peygamberler çıkabilir. Benim İncîl'im bozulabilir." ( 72. Bâb)
BA'S
irilme
diriltme
diriltilme. Kıyâmet koptuktan sonra Allahü teâlâ tarafından ölülerin diriltilmesi.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Allahü teâlâ kabirlerde olanları elbette ba's eder. (Hac sûresi: 7)
Ölüler
kefenleri ile ba's olunur. (Hadîs-i şerîf-Beyhekî)
Ba'se inanmak lâzımdır. Kemikler
etler çürüyüp toprak ve gaz olduktan sonra
hepsi bir araya gelecek
rûhlar bedenlerine girip
herkes mezârlarından kalkacaktır. (Kemahlı Feyzullah Efendi)
Ba'se inanmıyan birini görürsen
ona de ki: "Ben inanıyorum. Senin dediğin doğru çıkarsa
benim hiç zarârım olmaz. Benim dediğim doğru olunca
sen sonsuz olarak ateşte yanacaksın!" (Hazret-i Ali)
İsrâfil aleyhisselâm
sûr'a (bizce nasıl olduğu bilinmeyen boruya) iki defâ üfürecektir. Birincisinde; Allahü teâlâdan başka her diri (canlı) ölecektir. İkincisinde; hepsi tekrar ba's olunacaktır. (Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî)
BASAR:Âletsiz ve şartsız olarak
gizli ve âşikâr (açık) her şeyi görmesi mânâsına
Allahü teâlânın sübûtî sıfatlarından biri.
Allahü teâlânın Basar sıfatı ezelî ve ebedîdir. Zâtı ile kâimdir. O'nun basar sıfatı
göze
herhangi bir âlete ve ışığa bağlı değildir. Karanlık bir gecede kara karıncanın siyah bir taş üzerinde yürüdüğünü görür. (İmâm-ı Birgivî)
BASÎR (El-Basîr):Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Gizli ve açık her şeyi hakkıyle görücü. (Bkz. Basar)
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Şüphesiz O
semî'dir (her şeyi hakkıyle işitendir)
Basîr'dir. (İsrâ sûresi: 1)
Bir kimse Cumâ namazından sonra yüz kerre el-Basîr ism-i şerîfini söylerse
Allahü teâlâ onun kalb gözünü açar. (Yûsuf Nebhânî)
BASÎRET:İşlerin iç yüzünü görebilme; kalb gözü.
Gözü âmâ (görmeyen) kimse kör değildir. Asıl âmâ basîreti kör olan kişidir. (Hadîs-i şerîf-Deylemî)
Allahü teâlâ mü'minlere basîretler ve nûrlar lütûf eylemiştir. Onlar bu sâyede işlerin iç yüzünü anlarlar. Resûlullah efendimizin "Mü'min Allah'ın nûru ile nazar eder" hadîs-i şerîfi bu mânâda anlaşılmalıdır. (İmâm-ı Kuşeyrî)
BÂSİT (El-Bâsit):Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). Kullarından bâzısına rızkı az
bâzısına çok veren
sadakaları kabûl edip sevâb veren. Bâzısının rûhunu kabzeden (alan) bâzısının ömrünü uzatan
bâzısının kalbini daraltıp hayırlara (iyiliklere) rağbetsiz
bâzısınınkini ise geniş yapıp
hayırlara arzulu kılan.
Bir kimse ellerini açıp
el-Bâsit ismi şerîfini söylese geçimi genişler. Bol rızka kavuşur. (Yûsuf Nebhânî)
BAST:Tasavvufta gönül ferahlığı
rûhen rahatlama. Sıkıntı ve gönül darlığının zıddı.
Kabz ve bastın ikisi de kalbe gelen hâllerdendir. Sanki yolumuzun erkânından
şartlarındandırlar. (İmâm-ı Rabbânî)
Kabz (Gönül darlığı) ve bast insanı uçuran iki kanat gibidir. Kabz
sıkıntı hâsıl olunca
üzülmeyiniz. Bast hâli gelince de sevinmeyiniz. (İmâm-ı Rabbânî)
Güzel sesle
tecvîde uyarak okunan Kur'ân-ı kerîmi dinlemek
kalbdeki kabzı (sıkıntıyı) bast hâline çevirir. (Muhammed bin Mahmûd)
BÂT SATIŞI:Şartsız
kesin satış
alış-verişte şart koşmama.
Bât satışında ikrah (zorlama)
muhayyerlik gibi şartlar bulunmaz ve satın alınan mal geri verilmez. (İbn-i Âbidîn)
BÂTIL:
1. Fânî
geçici
devamlı olmayan
yok olan.
En güzel söz
(şâir) Lebîd'in "Allahü teâlâdan başka her şey bâtıldır" sözüdür. (Hadîs-i şerîf-Tefsîr-i Mazharî)
2. Abes
boş
boşuna
sebebsiz yere
yok yere.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Göğü
yeri ve bunların arasında bulunan şeyleri biz bâtıl olarak yaratmadık. (Bilâkis
kudretimize ve birliğimize delîl olsunlar diye yarattık.) (Sâd sûresi: 27)
3. Hırsızlık
gasb
kumar gibi dînin helâl etmediği
izin vermediği kazanç yolu.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Aranızda birbirinizin mallarını bâtıl (yollar) ile yemeyin. (Bekara sûresi: 188)
Bir kimsenin malını içki
kumar ve zinâ gibi dînin yasakladığı şeylere harcaması da bâtıl (yol) ile yemektir. (Yûsuf Sinânüddîn)
4. Şirk
putlara tapmak.
Allahü teâlâ Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyurdu ki:
Hak (İslâmiyet) gelince bâtıl gider. Bâtıl her zaman gidicidir. (İsrâ sûresi: 81)
Bâtıl Satış:Sahîh olmayan
yâni dînen bulunması lâzım gelen şartların hepsi veya bir kısmı bulunmayan satış
alış-veriş. Satılacak malın mütekavvim olması (kullanılmasına dînen izin verilmesi
kıymetli ve kullanılabilir olması) bu şartlardandır. Buna göre; domuz
içki ve denizdeki balık mütekavvim değildir.
Bâtıl satışlar câiz değildir
haramdır
günâhtır. Bâtıl satışla müşteri malı teslim alsa bile mülkü olmaz. (İbn-i Âbidîn)
Mülkü olmayan şeyi satmak bâtıldır. Meselâ havadaki kuşu
denizdeki balığı yakalamadan satmak bâtıldır. (Mecelle)
BÂTIN:
1. Allahü teâlânın Esmâ-i hüsnâsından (güzel isimlerinden). His (duyu) organları ile hissedilemiyen
hayâl gücü ile hayâl edilemiyen
akıl ile anlaşılamayan.
Kur'ân-ı kerîmde meâlen buyruldu ki:
Allahü teâlâ Bâtındır. (Hadîd sûresi: 3)
2. Kalb ve rûh
iç âlem
gönül.
Bütün âzâları (organları) İslâmiyet'in emirlerini yapmakla süsledikten sonra
bâtına teveccüh etmeli (yönelmeli)
böylece yapılan ameli
ibâdeti gafletten
Allahü teâlâyı unutarak yapmaktan uzak tutmalıdır. (İmâm-ı Rabbânî)
Bu dünyâda
amel
ibâdet lâzımdır. Bu amellerin
bâtına çok yardımı vardır. Bâtının ilerlemesi
zâhirin (görünüşün
bedenin) İslâmiyet'e uymasına bağlıdır. O hâlde bu dünyâda her zaman
zâhir de bâtın da İslâmiyet'e muhtaçtır. Bedenin işi İslâmiyet'e uymak
bâtının işi de
İslâmiyet'in (ona uymanın) meyvelerini toplamaktır. (İmâm-ı Rabbânî)
Öyle yaşayınız ki
etrâfınızda bulunanların bâtınları toparlansın. (İmâm-ı Rabbânî)
BÂTINİYYE:Mecûsîlikteki ve çeşitli bâtıl dinlerdeki inanışları İslâm dînindenmiş gibi göstermeye çalışan İranlı Meymûn bin Deysân el-Kaddah tarafından kurulan bozuk yol.
Bâtıniyye; "Kur'ân-ı kerîmin zâhirî
açık ve anlaşılır mânâsı olduğu gibi
bâtınî
gizli mânâsı da vardır. Bâtınî mânâsı lazımdır. Zâhirî
görünen mânâsı lazım değildir." derler. Bu fırka
Seb'iyye
Hurremiyye
Muhammire
Ta'limiyye
Karamita
Bâbeki yye
Haşhâşiyye
İsmâiliyye isimleriyle de anılır. (Şehristânî
Ebû Zühre)
Bâtıniyye fırkasında olanlar; Kur'ân-ı kerîmin zâhir mânâsını bırakıp bâtın dedikleri kendi uydurdukları şeylere inandılar. Hâlbuki Peygamberimiz
Kur'ân-ı kerîmin zâhir
açık mânâsını bildirdi. Zâhir mânâyı bırakıp gizli mânâ uydurmak küfr olur. (Şehristânî)
Kur'ân-ı kerîmin âyetlerine
kelimelerin açık
meşhûr mânâları verilir. Bu mânâları değiştirerek bâtınîlere uyanlar
kâfir olur. (İmâm-ı Birgivî
Nesefî)
BÂYİ':Satan
satıcı
dînimizce satış yapabilme ehliyetine sâhib kimse.
Bâyi'in satış yapabilmesi için akıllı olması şarttır. Bâyi'
malın aybını müşteriden (alıcıdan) gizlememeli
hepsini olduğu gibi göstermelidir. Resûlullah
buğday satan birisinin buğdayına mübârek parmaklarını sokup içinin yaş olduğunu görünce; "Bu nedir?" buyurdu. Buğday satan kimse; "Yağmur ıslatmıştır" deyince; "Niçin saklayıp göstermiyorsun? Hîle eden bizden değildir" buyurdu. (İmâm-ı Gazâlî)
BAYRAM:
1. İslâm dîninin bildirdiği ve müslümanların neşelenip sevindikleri Fıtr (Ramazan) ve Kurban bayramı.
Resûlullah efendimiz
Medînelilerin câhiliyye âdetlerinden kalma bayramları kutladıklarını görünce; "Allahü teâlâ size onlardan daha hayırlı iki bayram (Ramazan ve Kurban bayramı) ihsân buyurdu" diyerek
sevinç ve neş'e günlerini göstermiştir. (Hadîs-i şerîf-Ebû Dâvûd)
Rahmet kapıları dört gece açılır: O gecelerde yapılan duâ
tövbe red olmaz. Fıtr (Ramazan) ve Kurban bayramının birinci geceleri
Şâban (ayının) on beşinci (Berat) gecesi ve Arefe gecesi. (Hadîs-i şerîf-Et-Tergîb vet-Terhîb)
Arabî aylardan Şevvâl ayının birinci günü Ramazan (Fıtr) bayramı
Zilhicce ayının onuncu günü Kurban bayramıdır. Ramazan bayramı üç
Kurban bayramı ise dört gündür. Bu günlere; günâhlar affedildiği ve müslümanların sevinçli
neş'eli günleri tekrar ge ri geldiği için (İyd) yâni bayram denildi. (Seyyid Abdülhakîm bin Mustafâ)
2. Cumâ günü.
Günlerin en kıymetlisi Cumâdır. Cumâ günü
bayram günlerinden ve aşûre gününden daha kıymetlidir. Cumâ
dünyâda ve Cenet'te mü'minlerin bayramıdır. (Hadîs-i şerîf-Riyâd-un-Nâsıhîn)
Cumâ
mü'minlerin ve gök ehlinin bayramıdır
Cennet'te bayram günüdür. (Hadîs-i şerîf-Huccet-ül-İslâm)
3. Allahü teâlânın emirlerine uyup
yasaklarından sakınarak
günâh işlemeden
haram lokma yemeden geçirilen günler.
Hazret-i Ali bir kalabalığı eğlence içinde görüp böyle eğlenip neş'elenmelerinin sebebini sorduğunda onlar; "Bugün bayramımızdır" dediler. Bunun üzerine hazret-i Ali de; "Günâh işlemediğimiz günler de bizim bayramımızdır" buyurdu. (İmâm-ı Gazâlî) Bayram bineklere binenler için değildir Ancak hatâ ve isyânı bırakanlar içindir.
(Behlül Dânâ)
4. Müslümanın rûhunu teslim (vefât) edeceği zaman rahmet meleklerini ve Cennet hûrîlerini görmenin zevkiyle can verme vakti.
Bayram Namazı:Fıtr (Ramazan) ve Kurban bayramının birinci günü güneş doğduktan yaklaşık 45 dakika sonra erkeklerin cemâat hâlinde kılmaları vâcib olan iki rek'atlik namaz. Bayram namazının şartları
Cumâ namazının şartları gibidir. Burada namazdan sonra okunan hutbe sünnettir. (İbrâhim Halebî)
BAYRAMİYYE:Anadolu'da yetişen evliyânın büyüklerinden Hacı Bayram-ı Velî hazretlerinin tasavvuftaki yolu. Bayramiyye yolu bir koldan Bâyezîd-i Bistâmî'ye diğer koldan Hasen-i Basrî'ye ulaşır.
Hacı Bayram-ı Velî
ömrünün sonuna kadar İslâmiyet'i yaymak için çalıştı. Vefâtından sonra Bayramiyye yolunu talebelerinden Akşemseddîn ile Bıçakçı Ömer Efendi devâm ettirdiler. (Hüseyin Vassâf)
Bayramiyye yolunda esâs maksad
Allahü teâlâdan başka herşeyin sevgisini kalbden çıkarmak ve gönlü Allah sevgisi ile doldurmaktır. Buna gönle varmak denir. (Sâdık Vicdânî)
BÂZGEŞT:Nakşibendiyye yolunda on bir temel esastan biri. Sâlik'in (tasavvuf yolcusunun) Kelime-i tevîhdden sonra kalbinden; "İlâhî! Maksûdum Sensin. Matlûbum (maksadım) Senin rızândır."demesi.
Bâzgeşt
zikr (Kelime-i tevhîdi söylemek ile hâsıl olan kalb uyanıklığının devam etmesi
kalbin Allahü teâlâdan başkasına bağlılıktan kurtulması içindir. Kelime-i tevhîd söylemek
kalbdeki her türlü düşünceyi giderir. Yalnızca Allahü teâlâyı anmak ka lır. Böylece kalb
Allahü teâlâyı anmaktan başka her şeyden boşalır. (Şeyh Ali bin Vâiz Hirevî)
_E_R_E_N_
Üyelere Açık Profil Bilgileri
_E_R_E_N_ - Özel Mesaj gönder
_E_R_E_N_´nin Web Sitesini ziyaret edin
_E_R_E_N_ - Daha fazla mesajını bul