ARAGEÇİŞ AÇMAZI
Ara Formlar Nasıl Olmalı?
İlerleyen bölümlerde

evrimcilerin ara form olduğunu iddia ettikleri canlıları inceleyecek ve bunların gerçekte ara formlar olmadıklarını

bir türe ait tam özelliklere sahip

özgün

mükemmel ve kusursuz canlılar olduklarını göreceğiz. Ancak bundan önce

evrim teorisinin iddiasına göre gerçek ara formların nasıl olmaları gerektiğini incelemekte fayda bulunmaktadır.
Öncelikle evrime göre bir ara form nasıl oluşacaktır

onu tekrar hatırlayalım. Mutasyonlar

yani radyasyon

kimyasal etkenler gibi nedenlerle bir canlının DNA'sında meydana gelen değişiklikler

o canlıda bazı değişikliklere neden olur. Evrim teorisinin iddiasına göre

bir canlı türü jenerasyonlar boyunca bazı mutasyonlara maruz kaldığında

başka bir türe dönüşebilir. Teoriye göre doğal seleksiyon

mutasyonlardan "yararlı" olanları seçer

biriktirir ve böylece uzun zaman içinde yeni biyolojik yapılar oluşturur. Evrim teorisinin türlerin oluşumu ile ilgili iddiasının özeti bu şekildedir.
Ancak

mutasyonlar rastgele meydana gelirler ve çoğunlukla canlıya zarar verirler. Zarar vermediklerinde ise canlı üzerinde bir etkileri olmaz. Mutasyonların bugüne kadar faydalı oldukları tek bir durum dahi tespit edilmemiştir. Dolayısıyla mutasyonların

canlıya yarar sağlaması mümkün değildir. Özellikle de bir canlı türünü en baştan alıp

bilinçli bir şekilde

o canlının şeklindeki düzgünlüğü

fonksiyonlarındaki kusursuzluğu bozmadan

canlının yaşama koşullarını zorlaştırmadan o canlıyı aşama aşama başka özelliklerle inşa etmesi imkansızdır. Örneğin mutasyonlar rastgele ve bilinçsiz oldukları için

denizden karaya çıkacak bir balığa bir kerede akciğer inşa edemezler. Veya bu canlının yüzgeçlerini bir kerede veya makul aşamalarla karada onun ağırlığını taşıyabilecek

yalpalamadan rahat bir şekilde yürüyebileceği ayaklara dönüştüremezler. Mutasyonlar sonucunda solungaçlarla akciğer

yüzgeçlerle ayaklar

pullarla tüyler

ayaklarla kanatlar

dört ayaklı duruş ile iki ayaklı duruş

eğik iskeletle dik duran iskelet arasında hep çok bozuk

birçok anormallik ve şekil bozukluğu taşıyan

gerçek anlamda sakat

günümüzdeki tam türlerle hiçbir ilgisi olmayan

"deforme"

garip şekilli yapılar ortaya çıkacaktır.
Ayrıca unutmamak gerekir ki

evrimcilerin iddia ettiği bu hayali değişim milyonlarca yıl süreceği için

bu tür bozuk

sakat ara formların sayısının tam türlerden çok daha fazla olması ve fosil kayıtlarında da en sık bu tür deforme canlılara rastlanması gerekir. Çünkü evrimcilerin iddialarına göre

günümüzde gördüğümüz her tür ve bu türlerin sahip oldukları her yapı

en ince ayrıntısına kadar

göz çukurlarından el bileklerine

parmakları oluşturan küçük kemik parçalarından kafatasının şekline

kaburgaların kafes şeklinden omurganın sayısına kadar tesadüfi mutasyonlar sonucunda
aşama aşama meydana gelmiştir. O zaman bir canlı türü oluşana kadar o canlı türünün her organı

her uzvu

her parçası
aşama aşama şekillenmiş demektir.

Evrim teorisinin iddiasına göre

canlı türleri birbirlerinden küçük değişimlerle türemişlerdir. Evrimcilerin bu iddiaları doğru olsaydı

resimdeki gibi ara geçiş canlılarının fosil kayıtlarında bulunması gerekirdi. Ancak bu tür canlılardan eser yoktur.

resim:1-4 Evrimcilere göre olması gereken -ama var olmayan- bozuk ara formlar
resim: 5 Milyonlarca örneğine rastladığımız tam bir ayak formu
Örneğin kafatasını ele alalım. Günümüzde gördüğümüz ve geçmişte yaşayıp fosil kayıtlarında bulduğumuz tüm canlıların çok kusursuz

pürüzsüz

simetrik

hiçbir deformasyonu olmayan kafatasları vardır. Oysa evrimcilerin iddialarına göre ilk kusursuz kafatası oluşana kadar

kafatası birçok bozuk aşamadan geçmiş olmalıdır. Örneğin simetrik bir görünüm alana kadar birçok asimetrik şekil almalıdır; sağa doğru daha çok kaymış

çenesi sağa veya sola doğru kayık

burnu sağ yanağına yakın

kulakları yanağına veya daha geriye doğru

diğer taraftaki kulağı ise tam aksi yönde

göz çukurlarının biri daha üstte

diğeri daha sola doğru ve bunlar gibi milyonlarca bozuk form oluşmalıdır. Veya bu kafataslarının bazılarında işe yaramayan

gereksiz kemikler çıkmalı

birkaç jenerasyon sonra bu kemikler işe yaramadıkları için yok olmalıdırlar. Oysa fosil kayıtlarında hiç böyle canlılar yoktur. Hepsinin kafatasları günümüzdeki canlıların kafatasları gibi düzgün

simetriktir. Göz

kulak

burun gibi organlar için ayrılan boşluklar da yine simetrik ve son derece düzgündür.

EVRİMCİLERE GÖRE OLMASI GEREKEN HAYALİ ARA FORMLAR
Evrimciler Canlıların Aşama Aşama Bugünkü Hallerini Aldıklarını Öne Sürerler. Ancak Buradaki Gibi Sözde Ara Formların Tek Bir Örneğine Rastlanmamıştır.
en üstte

resim1-5: hayali yusufçuk ara formlarıte

resim6-Kusursuz Tasarımıyla Günümüze Ait Bir Yusufçuk.resim7- Yaklaşık

355-295 Milyon Yıllık Yusufçuk Fosili

Günümüzdekiyle Tıpatıp Aynı.Fosil kayıtlarında bulunan canlılar hep kusursuz ve tamdırlar. ortada

resim1-4 hayali kuş fosili

resim5 tam bir kuş fosili

en altta

resim1-5 hayali kaplan formu

resim 6: tam bir kaplan

Hiçbiri bu resimlerde görüldüğü gibi ara aşamada değildir. Bu gerçek

evrimin hiçbir zaman yaşanmadığının önemli bir delilidir.
Çerçeve içindeki resimlerde görüldüğü gibi

bilinen kafataslarının tamamı tam ve düzgündür. Hiçbiri ara form olma özelliği taşımamaktadır. Hangi türe ait olurlarsa olsunlar

kusursuz bir yapıdadırlar. Yarım kalmış

tamamlanmamış bir görünümleri yoktur. Bir başka deyişle bunlar tesadüfen oluşmuş

rastgele mutasyonlar neticesinde deforme olmuş

bir türden başka bir türe doğru geçiş özelliği gösteren kafatasları değildir. Aynı günümüzdeki canlılar gibi eksiksiz yapılara sahiptirler. Oysa eğer evrim teorisi doğru olsaydı

önceki sayfada görülen yamuk ve şekilsiz

bozuk kafataslarına ait fosiller bulunması gerekirdi. Ancak bu tür fosillerden yeryüzü katmanlarında eser yoktur. Bu açık gerçek

evrim teorisinin iddialarının doğru olmadığının kesin bir ispatıdır.
Fosil kayıtlarında bu tür bozuk yapı ve organlardan

garip ara türlerden ne kadar çok bulunması gerektiğini daha iyi görebilmek için

evrimcilerin tesadüf kavramı üzerinde biraz daha durmak gerekir. Evrim teorisine göre

bu ara formlar tamamen bilinçsizce

tesadüfen oluşmaktadırlar. Örneğin bir canlının yaşadığı bölgede tesadüfen mutasyona sebep olacak bir olay meydana gelmekte

bu olay canlının genetik yapısını etkilemekte ve canlıda birtakım değişiklikler ortaya çıkmaktadır. Ancak

bu mutasyon canlının genetik yapısının tamamını da değiştirmemektedir. Örneğin ellerini

kollarını etkilerken

kafatası aynı kalabilmektedir. Yani mutasyon hangi genlerine isabet ederse

o genlerin kontrol ettiği organ veya yapılarda bir değişiklik olmaktadır. Bu gerçekleşmesi hiçbir şekilde mümkün olmayan bir hayalden başka bir şey değildir.

Çerçeve içindekiler gibi

bilinen tüm insan kafatasları

simetrik

düzgün ve tamdır. Çerçevesiz olarak görülen ve özel olarak yapılmış

bozuk

asimetrik kafataslarına ise -evrimcilerin beklentilerinin tersine-fosil kayıtlarında hiç rastlanmamaktadır.

1-Fosil Kayıtlarında Bulunmayan Hayali Antilop Ara Formu
2-Antiloba Ait Düzgün Bir Kafatası
3- Tam

Simetrik Ve Kusursuz Boynuzlara Sahip Bir Antilop
Eğer canlılar evrimcilerin iddia ettikleri gibi tesadüfi mutasyonlar sonucunda meydana gelseydi

örneğin bir gergedanın veya geyiğin boynuzları ve kafatası oluşana kadar

arada sayısız biçimsiz

deforme

garip görünümlü kafatası ve boynuz şekli oluşacaktı. Bunların da mutlaka fosil kayıtlarında görülmesi gerekirdi. Ancak fosil kayıtlarında bulunan tüm kafatasları ve boynuzlar

eksiksiz ve kusursuzdurlar.
Bilindiği gibi canlıların sahip oldukları tüm özellikler DNA'larındaki bilgide saklıdır. DNA ise

milyarlarca harften oluşan bir bilgi bankası gibidir. Bu harflere isabet eden rastgele mutasyonlar

bu bilgiyi daha mükemmel hale getiremez

çünkü bu mutasyonlarda bilinç yoktur. Dolayısıyla mutasyonlar DNA'daki kusursuz bilgiyi hep bozacaklardır.
Bilinçsizce meydana gelen mutasyonlar en baştan kusursuz

mükemmel bir yapı oluşturamazlar. Hep bozuk

yamuk

eksik

kusurlu yapılar meydana getirirler. Sözgelimi eller de evrim teorisinin iddiasına göre rastgele mutasyonların bir eseridir. Ancak rastgele meydana gelen mutasyonlar hem estetik

hem en kullanışlı

hem de cisimleri en kusursuz şekilde tutma

kavrama ve hissetme yeteneğine sahip eller oluşturamazlar.
En mükemmele gelene kadar (ki bunu başarmaları imkansızdır) arada milyonlarca bozuk el

kol

ayak

bacak inşa etmeleri gerekir. Örneğin her bir parmağın uzunluğu bugünkü şekline gelene kadar milyonlarca aşamadan geçecektir. Evrimcilerin iddialarına göre kör tesadüfler

parmakları bileklerden

kolun orta kısmından

elin üstünden

avuçlardan çıkartacak

onları yanyana dizene kadar her jenerasyonda birçok sıralama deneyecektir. Nasıl ki elinizde harflerin yazılı olduğu pulları rastgele yere atsanız

bunların belli bir sırada dizilip

anlamlı bir cümle

hatta bir kelime oluşturmalarını bekleyemezseniz

tesadüfen meydana gelen mutasyonların el veya ayak parmaklarını

bacak ve kol kemiklerini de en düzgün

en kullanışlı

en estetik sırada dizmelerini bekleyemezsiniz.
Örneğin ayak kemikleri insanın en ideal ve en az yorularak yürüyebileceği ve vücudun ağırlığını en az hissedebileceği şekilde özel olarak yaratılmışlardır. Ayak tabanındaki kavis

vücut ağırlığına karşı kemiklere destek verme özelliğine sahiptir. Bu nedenle bu kavisten yoksun olan düz tabanlılar yürüme zorluğu çekerler. Evrimci iddiaları doğru kabul etmemiz durumunda

ayak kemiklerinin bu ince detaylara sahip olana kadar geçireceği evreler sayısızdır. O zaman fosil kayıtlarında da bu evrelerin hiç olmazsa birkaç tanesine rastlamak gerekir. Oysa

fosil kayıtlarında yarım evreler değil

her zaman tam ve kusursuz ayaklar bulunmaktadır.
Evrimcilerin iddialarına göre fosil kayıtlarında evrelerine rastlanması gereken bir başka yapı ise bozuk omurgadır. Omurga

"omur" denilen 33 küçük yuvarlak kemiğin birbirinin üzerine dizilmesiyle oluşur ve insan için hayati bir önem taşır. Vücudun üst kısmının tüm ağırlığını omurga taşır. Omurganın "S" şeklindeki kıvrımlı yapısı

üzerindeki yükün eşit dağıtılmasını sağlar. Yürümek için atılan her adımda

vücut ağırlığı nedeniyle yerden vücuda doğru bir tepki kuvveti gelir. Bu kuvvet

omurganın sahip olduğu amortisörler ve "kuvvet dağıtıcı" kıvrımlı şekli sayesinde vücuda zarar vermez. Eğer tepkiyi azaltan amortisörler ve kıvrımlı özel yapı olmasa

atılan her adımda

ortaya çıkan kuvvet direkt olarak kafatasına iletilirdi ve omurganın üst ucu

kafatası kemiklerini parçalayarak beynin içine girerdi. Böyle bir durumda ise

insan soyunun devamı mümkün olamayacaktı.

Eğer Evrim Teorisi doğru olsaydı

resimlerde gördüğümüz bozuk

biçimsiz

garip el ve kol yapılarına fosil kayıtlarında sıkça rastlamamız gerekirdi. Ancak bilinen tüm el ve kol formları

son derece işlevsel ve düzgündür.
İnsanın sözde atası olarak gösterilen tüm omurgalıların da omurgası yine son derece düzgündür. Bilinen en eski omurgalılar olan Kambriyen devri balıklarının

onlardan sonra ortaya çıkan balıkların veya kara omurgalıların tümü

düzgün ve kendilerine özgü omurga yapılarına sahiptirler ve aralarında hiçbir ara form yoktur.

resim:1-4 Fosil kayıtlarında bulunmayan

hayali

bozuk

biçimsiz ayak kemiği yapıları.
Hayali

bozuk ayak kemiği yapıları

insanın yürümesine hatta dengeli olarak ayakta durmasına engel teşkil edecek biçimdedir. Ancak bilinen tüm ayak kemiği fosilleri en idieal tasarıma sahiptir ve bu tür anormalliklere rastlanmaz.
resim:5 İnsana ait düzgün ayak kemiği

resim 1-3 hayali bozuk omurga şekilleri
resim 4: Orijinal insan omurgası

son derece düzgündür ve vücudu esnek olarak ayakta tutacak en ideal tasarıma sahiptir. Evrimcilere göre ara form olarak olması gereken bozuk omurga şekillerine ise hiç rastlanmamaktadır.
Evrim teorisinin iddiasına göre

tesadüfler bu mükemmel omurgaları oluşturana kadar yüzbinlerce ara omurga formu üretmelidirler. Örneğin "S" biçimli kıvrık yapıyı oluşturana kadar birçok farklı ara şekil oluşacaktır

ta ki omurga beyni parçalamayacak bir şekil alana kadar. İnsan omurgasının 33 parçası da bir anda oluşmayacak

binlerce jenerasyon boyunca adım adım inşa edilecektir. Elbette ki bu adım adım gelişim fosil kayıtlarında da iz bırakacak

2 omurlu

5 omurlu

12 omurlu yapılara sahip fosiller bulunacaktır. Ancak

fosil kayıtlarındaki omurgalar hep o canlı için en mükemmel

en uygun olan yapı ve özelliklere sahiptirler. Şekilleri ve yapıları itibariyle kusurlu

eksik

tamamlanmamış değildirler

aksine en mükemmel yapıdadırlar. Yani aşağıdaki çizimlerde görülen ara omurga yapılarına fosil kayıtlarında hiç rastlanmamıştır.

resim1-5: Eğer evrimcilerin iddia ettiği gibi aşama aşama bir gelişim yaşanmış olsaydı; yukarıdaki gibi 2 omurdan ya da 5 omurdan oluşan omurgalar bulunması gerekirdi. Ancak fosil kayıtlarında bu tür örneklere hiç rastlanmaz. Aksine bilinen tüm omurga yapıları

bugünkü mükemmel formlarına sahiptir.
resim6: gerçek omurga

Evrimcilerin ara geçiş formu olduğunu iddia ettikleri canlılar gerçekte

tam ve kusursuz yapılara sahip canlı türleridir. Bu canlıların ara form özellikleri bulunmamaktadır.
resim 1:150 milyon yıllık Archæopteryx fosili
resim 2: Evrimcilerin ara form olduğunu iddia ettikleri solda çizimi görülen Archæopteryx'in

bugün tam bir uçucu kuş olduğu kanıtlanmıştır.
resim 3: Günümüzde halen yaşayan Colacanth

tam bir balıktır.
resim 4: 410 milyon yıllık Colacanth fosili
Fosil kayıtlarında tüm canlılar hep en mükemmel halleriyle ve tam olarak vardır. Evrimcilerin ara geçiş formu olarak öne sürdükleri canlılar da

önceki sayfalarda belirtilen ara form özelliklerini göstermemektedir. Bunların her biri tüm özellikleri açısından tamdır

ara aşamada olan

eksik hiçbir organ veya yapıları bulunmamaktadır. Kafatasları

omurgaları

el ve ayak yapılarında hiçbir yarım

noksan kalmış özellik yoktur. Tüm canlılar kusursuz halleriyle mevcuttur.
Örneğin yusufçuğun

baykuşun

balıkların

sincapların öncesinde

yeryüzü tabakalarında biraz yusufçuğu andıran

biraz baykuşa benzeyen

ama bir yandan da başka canlılara ait yarım özellikler taşıyan

garip canlıların fosilleri kesinlikle bulunmamaktadır. Tüm bu gerçekler bize göstermektedir ki

evrim teorisinin "milyonlarca yıl içinde aşama aşama gelişen canlılar" iddiası tamamen bir hayal ürünüdür. Yaklaşık 1.5 asırdır dünyanın her yerinde evrimcilerin çalışmalarına ve delil arayışlarına rağmen

bu iddiayı destekleyecek tek bir delil bugüne kadar bulunamamıştır.