Konu
:
Bir Pazar Sabahı ÖLÜ Düşlere Otopsi ( bi 5dk.nızı ayıRıN )
Tekil Mesaj Gösterimi
30-01-2008, 12:34
#
1
(
permalink
)
disђi sђєyταη
Bir Pazar Sabahı ÖLÜ Düşlere Otopsi ( bi 5dk.nızı ayıRıN )
Yüreğimin devrik hükümdarlığı isyanın eşiğindedir..
Ve artık her şeyin boşluğunda salınırken
her şeyden tanım çıkarmaya ve anlam bulmaya zorlanırken yabancılar kolonisidir her bildik yüz...
Bir amaçsızlık yatağına varmaktadır her eylemimle içimde yükselen nehir...
Şimdi;
Her yaşadığım bir fotoğraftır... İncelen ve giderek soluklaşan her bakışta
kalbimde bir telaş hazırlanır yeni bir yaşama............
Yaşama ve aşka dair gizlerim ayaklandığında bir özlem parçalar sızlayan yüreğimin kapakçıklarını...
Nabız zorlar
çözerim gözlerimi
kendimle oynadığınım oyunu bitiririm..
Gelmeye çalışırım gittiğim yerlerden zordur kendime dönüş
artık bilirim..........
Şimdi
gecenin bir vakti
erken ve hesapsız devinimlerimde inceldiği yerlerden kopmasına izin verdiğim bir şeyleri bağlamaya çalışıyorum...
Onarılması zor yanlarımı anes¤¤¤ik yazılarla uyuşturuyorum...
Herkese bir şeylerin açıklamasını yapmaya çalışan ben
herkesin sorunlarının cevap anahtarlarını çoğaltmaya uğraşan ben
anahtarını kaybetmiş bir çilingir gibi dışarıdayım şimdi...
Üşüyorum
sabah güneşinin aydınlığı ortaya çıkarıyor karanlığımı ve ben karanlıkta görebiliyorum ama üşütüyor beni görebildiğim her şey...
Üflediğim zaman geçmişin tozlarını
geleceğin pasları ortaya çıkıyor sanki...
Hiç tanımadığım insanlar hakkında bildiklerimi
kendime ait bilgisizliğe dönüştüren ne???
O bir türlü dindiremediğim en derinlere inebilme isteği mi???
Yoksa başkalarının yaşamlarını
aşklarını
acılarını paylaşırken
bir türlü kendi iç dökümünü kimseye yapamayan kalbim mi???
Nedir
içimi en acıyan yerlerinden mühürleyen?
Nedir insanı en yükseklerden kuytulara sürükleyen?
Ve konuşur içim
dudağımı ısırırken düşlerim:
"Aşk; ihanetine bile ihtiyacım var...
Artık biliyorum... Yokluğunda çoğalıyor yokluklar..."
Şimdi ben
vaktin ağır aksak ivmesinde
bir sigara paketinin arkasına yazmış olduğum imlası alkollü şu satırları okuyorum:
"Gözlerimle kurşuna dizebilmek için seni
son bir hoşçakal ıssızlığını
yaşayabilmek için geldim kapılarına korkma ; içeri girecek değilim sadece kapına asılı kalsın istedim dualarım
gözlerim ve tüm düşlerim..."
Bir "Hoşçakal" ıssızlığıyla kalmak nedir bilir misin?......
Bilir misin ardından kapanan kapılara asılı kalan göz bebeklerinin inanılmaz harabeliğini?
Tüm anlamlarını kaybetmiş bir alfabeyle
"Lütfen" kelimesini kekeleyebilir misin? Defalarca yutkunarak ve direnmeye çabalayarak gözlerini sürüklemeye hazır sele
nasıl "Kendine iyi bak" denir bilir misin?
"Sen de" dendiğinde çoktan dağılmış yanlarını saklayabilir misin?....
Aşkın ihanetini bile özleyecek kadar
Aşkı sevebilir misin?......
Aynaya baktığımda bu sabah
canlanmak için sabırsızlanan bir heykel duruyordu karşımda...
Nedense bu sabah erken başladım içmeye
nedense erken uyandı
içimdeki kozasını kalın ören duygu sinsilesi. Kozasından çıkabilmek için tek kanadını feda etmeye hazır bir kelebek gördüm içimde bu sabah. Ve hatırladım ne kaldıysa dün geceden...
Suskunluğum yeni cinayetler tasarlıyordu
Eski tanıdıklar geçiyordu içimden...
Üçüncü tekil şahıs olarak
nesnesiz ve kimsesiz kurabildiğim tüm cümleler
tek tek yıkılıyor işte bu sabah...
Kendimi düelloya davet ettim bu sabah. Senin için düello eden iki erkek
ikisi de benim...
İkisi de ölecek ve sen gideceksin
ben kalacağım cesedimle
yine gömüleceğim içime
kendimi bulamayacak kadar derinlere...
Oysa ne kadar huzurdun
ne kadar bendin
biliyorum belki uzaktın ama o gece uyuduğumda suydun
başucumdaydın..
Uyandığımda yoktun devrilmişti bardak akmıştı su...
İçimde; bir düşün yükseklerden düşme korkusu...
Okuduğun bu darmadağın yazı
darmadağın bir Pazar sabahında kendime özgü bir sen anlatımıdır sadece. Satır aralarında saklı hiçbir anlam kendimden sakladığım
yüzleşmeye korktuğum anlamları açıklayabilecek kadar cüretkar değil...
Seni özledim sevgilim...
Sana sevgilim dememi yadırgıyor musun sevgilim?
Çocuk yanlarımın kimliğini sana gösterebilmek isterdim sevgilim...
Aşkın ihanetine bile ihtiyacım olduğunu bilebilmeni isterdim
Sevgilim...
Çok eski bir zamanda ailesiz
oyunsuz
şaşkınlığını ve açlığını örtbas etmeye çalışan gözleriyle
kimseyle konuşmayan
baktığı her şeyi anlamaya ve küçük aklına sığdırmaya çalışan bir çocuk varmış. Üşümesini ve açlığını sıcacık düşleriyle örtermiş küçük çocuk...
Susarmış susmasına
düşleri büyürmüş
bedeni açlıktan küçülürken yine de direnmeye çalışırmış küçük busesinden taşan yaşlarına...
Bir gün düş tacirleri gelmiş küçük çocuğun büyük şehrine...
Büyük paralar veriyorlarmış büyük düşlere...
Açlığından
üşümesinden bitkin düşen küçük çocuk daha fazla dayanamamış. Satmış düşlerini...
Sahip olduğu tek varlığını da takas etmiş düş tacirleriyle..
Aldığı paralarla karnını doyurmuş
üstünü örtmüş küçük çocuk. Ama şimdi daha çok üşüyormuş..
Şimdi midesi aç değilse bile içinde bir yerlerde bilemediği bir yanları acıyormuş tokluk açlığından...
Şimdi senden bana kalan ne bir resim ne de yüzünü anımsatacak bir hayal bıraktın zaman denilen ve senden olan şerefsizin işbirliğiyle...
Ama sen unuttun mu yoksa şizofren oyununda sürükleyici bir sahne yaratma düşüncesi miydi bilmiyorum...
Seninleyken yap-bozundaki yanlış adlandırmalarına kurban giden soğuk benliğime ters kaynayan kalbimin alt katındaki eksik çocukluk geçiren mide ağrılarım seni hatırlamaya ve yaşamaya yetiyor.Onun için ülser krizim
başladıkça sen daha bir sen oluyorsun ruhum tırmıklanırken midem ağrıyor ve kalbim aldanıyor yine aldatan sana...
Satılık düşün var mı sevgilim?
Bu yazının ilk harfinden bu yana üç saat geçti. Bu yazıyı yazan parmaklardan kaç ömür geçti
kaç ütopya kendi okyanuslarında kayboldu sen bilemezsin...
Kaç Eylül' de dirildim daha Mayıs'taki cesedimi toprağa vermeden.
Kaç kere bu mevsimde kıyılara vurdum
karasularımın genişliğinden...
Yılın en güzel ayı Eylül değil mi sevgilim?
En güzel anın sen olduğun bir mevsimde...
Hikayelerim bittiği zaman
sana çocukluğumu anlatırım... Sıkılmayasın ve hüzünlenmeyesin diye başka çocukluklardan mutlu alıntılar bile yaparım. Aşkın
onurun ve iyi bildiğim her şeyin
çocukluk kütüphanemdeki kitaplarımda yazılı kaldığı zamanlarımı anlatırım sana. O kitapları okuyarak nasıl büyüdüğümü
büyüdükçe küçülmenin ne olduğunu anlatırım...
"Çocukluğun bittiği zaman ne anlatacaksın?" diye sorma sevgilim...
Çocukluğum bittiği zaman kendimi terk ederim...
Bu yazı bir pul istemez sevgilim...
Bu Pazar sabahı hissettiğim her şeyin
bir ana fikir istemediği gibi...
Keşif atlaslarında ikimizi işaretlemeye kalkıştığım bu Pazar sabahında
bildiğim tüm gemicileri konuk ettim sana yazdığım bu yazıya...
İstedim ki bağlayabilsinler inceldiği yerden kopmasına izin verdiğim onca şeyi...
Amacım; en çözülmez düğümde buluşmaktı seninle...
Sonbaharın en inatçı yaprağıyla dalı gibi...
Şimdi uzaktasın
Yaşıyorsun kendi şehrini
Surlarında boşuna bekleme geceni
Bir Pazar sabahı şehrine geleceğim sevgilim
Gözlerimle kurşuna dizebilmek için seni....
Artık Pazar değil
sabah da değil...
Kendinden bir şeyler çıkarmaya çalışmanın
en karanlık labirente girme cüreti istediği
birimi umursanmaz
bir dingin zaman şimdi...
Seninle ve kendimle konuşmaya başladığım
giderek
tanımadığım insanlara şahitlik yaptığım zamanların
tutanakları bu harfsel coşku. Tahribatı yüksek
zaman ayarsız duygular sana yapmaya çalıştığım tarifler. Akan suyun
yatağını bulduğunu sanıp durgunlaşması
yatağından kovulup tekrar çağlaması bu sezinlediğin gel-gitler...
Aslında; gidilecek yerin aynı olması bu gelmeler...
Barındıracak anlamı bile olmayan yerlere sığınmayacak kadar cesur
sığındığı yerlerde fazla kalamayacak bir göçebe kadar korkak olmanın gel - gitleri siniyor kelimelere...
Yine de bu yazıya başladığımda biliyordum keşif atlaslarında ikimizi işaretlemenin zorluğunu...
Yırtılan onca yelkenime rağmen hazırdım fırtınalarının hırçınlığına....
Kayıp adaları geçecektim
En derin okyanusları içecektim
Yeni kıtalarda oyalanmayıp bulacaktım şehrini
Gelecektim...
Gözlerimle kurşuna dizebilmek için seni...
Adressiz sorgulara bulaşmayan
hiçbir nedene ihtiyaç duymamasına rağmen
çok sebebini kendi içinde gizleyebilen
zamanı bazen birimsiz
bazen çekilmez bırakan
dibine kadar yaşanmasını kendiliğinden zorunlu kılan
duygusal bir coşkuydu yaşadığımız...
Göz ucuyla aşka bakarken gizliden gizliye
Adlandırmaya çalıştığımız....
Yokluğun
ismi bile henüz konmamış bir çocuğun ağlamasıdır şimdi. Yine de o çocuk ödedi ne varsa aşkın vasiyetinde yazanı. Ve ben bir vasiyet gibi saklıyorum ne kaldıysa bana senle yaşanan özlemi...
Bir Pazar sabahı ansızın ve hiçbir şeyin hesabında olmaksızın çıkıp geleceğim geleceğim şehrine gözlerimi bırakacağım gözlerine ve birkaç kurşunu...
Yığılıp kalabilmek için ellerine...
disђi sђєyταη
Üyelere Açık Profil Bilgileri
disђi sђєyταη - Özel Mesaj gönder
disђi sђєyταη - Daha fazla mesajını bul