A) Ateist nedir
1. Ateizmin Tanımı
Ateizm terimi öncelikle felsefî bir kavram olup Tanrı inancı karısında tepkisel bir düünceyi
dile getiren dünya görüünün ismidir. Tarihte çok yaygın olmasa da eski dönemlerden itibaren
günümüze kadar var olan ve bazı filozoflarca da dile getirilen önemli bir problemdir.
Yüzyılımızın ilk yarısında da tarihte hiçbir zaman olmadıı kadar yaygınlaan ve kendine
taraftar bulan bir düünce akımıdır. Günümüzde ise eski gücünden uzaklaan ve fikrî dayanaklarını
da tek tek yitiren ideolojik bir tavırdır.
Ateizm kelimesi Yunanca da “Tanrı” anlamına gelen “Theos”tan türemitir. Bu kelimeden de
“Tanrı inancına sahip olmak” ya da “Tanrı'ya inanmak” anlamına gelen theism anlayıı ortaya
çıkmıtır. Ateizm kelimesi de ngilizce “theism” kelimesinin baına "a" ön takısının eklenmi
hali olup Türkçe’de “tanrıtanımazlık” anlamına gelmektedir.(1) Bu eserde konu ilenirken
tanrıtanımazlık ya da inançsızlık terimleri kullanılmakla birlikte dilimizde yaygınlık
kazandıı için ateizm kelimesinin aynen kullanılması tercih edilmitir.
Ateizm kavramı felsefî bir bakı açısını ifade etmenin yanında günlük dilde de belli bir ya-
am tarzını ve davranı biçimini dile getirmektedir. Nitekim günlük dilde de benzeri bir dü-
ünüü dile getiren ya da ima eden kelimeler bulunmaktadır. Meselâ kültürümüzdeki "inançsız"
veya "inkârcı" gibi kelimeler de bu terimin karılıında kullanılmaktadır. Ayrıca bu kelime
dinî literatürümüzdeki “kâfir

mürik

zındık” ve özellikle “mülhid” gibi sözcüklerle de
ifade edilebilmektedir.(2)Bu da problemin pratik boyutunun olduunu ve sıradan insanların
dahi böyle bir düünü ve inanı biçimine karı yabancı olmadıklarını ortaya koymaktadır.
Felsefî bir problem olarak ateizmin tanımlanması bu terimin anlaılması kadar kolay deildir.
Bunun çeitli gerekçeleri bulunmaktadır. Bunların arasında da ortada pek çok Tanrı kavramının

din anlayıının ve Tanrı inancıyla ilgili felsefî yaklaımın bulunmasıdır. Buna karın
birbirinden farklı olan ateistik akımlar da mevcuttur. Dolayısıyla ortada net bir ateizm tanımından
veya teizm biçiminden söz etmek mümkün olmayacaktır.
Ateizmin bir kavram olarak tanımlanması ve anlaılması öncelikle ilâhî dinlerin Tanrı inancının
ne olduunun bilinmesiyle mümkün olacaktır. Çünkü ilâhî olmayan herhangi bir inancı
(putperestlii

totemizmi

paganizmi vb.) ya da dinî (Budizmi

intoizmi

Afrika’daki kabile
inançlarını vb.) reddetmek mutlaka ateizm anlamına gelmeyecektir. Yine ateizmin tanımlanması
için ilâhî dinlerde Tanrı inancıyla ilgili olarak peygamberlik ve âhiret inanılarının da
göz önünde bulundurulması gerekecektir. Bunun sebebi de ateizmin gerek kavram ve gerekse
bir düünce olarak söz konusu inançlara olan baımlılııdır. Çünkü böyle bir inanç olmasaydı
zaten ateizm de olmayacaktı.
Bilindii gibi dünya üzerinde birden fazla Tanrı anlayıı bulunmaktadır. Hatta ilâhî dinlerin
yanında

aynı mezhebin veya ekolün dahi kendi içerisinde farklı yorumlara sahip olduu görülmektedir.
Bu noktadan bakıldıında her türlü Tanrı inancının veya dinin tam olarak ilâhî
dinleri yansıtmadıı (bir anlamda teizm olmadıı) anlaılmaktadır. Bu durumda dünya üzerinde
tek tip bir dinî inançtan bahsetmek mümkün deildir.
Aynı ekilde ateizmi de geni anlamda inançsızlık olarak ele alırsak yine dünyada tek çeit
bir inançsızlıın olmadıını görürüz. En azından ekil

yöntem

gerekçe ve amaç itibariyle
bazı inançsızlıkların birbirinden farklı olduunu tesbit edeceiz. Dolayısıyla inançsızlık denilince
hemen akla ateizm gelmemelidir. Meselâ insanların çou inanç sahibi ve bir dine mensup
olmasına ramen öteki dinleri reddetmektedirler. Dierleri de aynı ekilde davranmakta

sadece kendi anlayılarını savunarak karısındaki inanıları yanlılamaya çalımaktadırlar.
Bu duruma en bâriz bir ekilde Yahudilik

Hıristiyanlık ve slâmiyet arasında karılaılmaktadır.
Hıristiyanlar slâmiyet’i (slâm'ın ortaya koyduu Allah kavramını) ve Hz. Muhammed’i
reddederken

müslümanlar da hıristiyanların teslîs

enkarnasyon ve aslî suç gibi inanılarını
reddetmekte ve Hz. sa’nın sadece bir peygamber ve bir insan olduunu belirtmektedirler.
Buna karın yahudiler Tanrı’nın srâiloul-ları’nı mümtaz kıldıını ve dolayısıyla kendi Tanrıları
olduunu söylerken

müslümanlar Tanrı’nın bütün insanları eit yarattıını

rengi

dili
ve kültürü ne olursa olsun herkesi kucakladıını yani O’nun evrensel olduunu ifade etmi-
lerdir. Görüldüü gibi kaynak itibariyle aynı Tanrı’ya inandıkları halde dahi söz konusu dinlerin
mensupları kendi aralarında ayrılmakta ve birbirlerinin Tanrı yorumunu kabul etmemektedirler.
Felsefe tarihinde dindar olmadıı halde Tanrı inancına sahip olan düünürler de bulunmaktadır.
Buna karın günümüzde çok sık rastlandıı gibi özellikle Batı dünyasında görünüte dindar
olduu halde gerçekte Tanrı’ya inanmayan pek çok kii vardır. Bu durum anlayıını kendine
hedef olarak seçmektedir. Yorum farkları bir tarafa bırakılırsa

bu dinlere göre Tanrı

özünde ezelî ve ebedî olan

irade ve kiilik sahibi

akın bir varlıktır. Varlıı için hiçbir sebebe
gereksinim duymayan bu varlık

maddî deildir ve görünen âlemin de ötesindedir. Nesneleri
yoktan varkılmaya muktedir olan bu varlıın gücü de Tanrı olmak bakımından her eyi
yapmaya muktedirdir. Ayrıca yaratmı olduu evreni ve içerisindeki varlıkları da ekillendirmekte

düzenlemekte ve ileyi yasalarını belirlemektedir. Bir anlamda bu yasalar sayesinde
onların varlıklarını devam ettirmelerine imkân tanımak-tadır.(3) Bu tanım çerçevesinde

Tanrı'nın varlıına inanan ve bu inancını da ifade eden kiiye mümin denmektedir. Böyle
bir Tanrı kavramına inanmayan kiiye ise ateist denmektedir. Yani bir anlamda ateist

ilâhî
dinlerin ifade ettii biçimde

varlıının öncesi veya sonrası bulunmayan

akın olan

evreni
yaratan ve yasalarını belirleyen

irade ve kiilik sahibi olan

her eyi yapma

bilme ve görme
kudretinde bulunan

insanların hayrını dileyen ve onlara hayatı baheden bir varlıa inanmayan
kiidir. Dier bir deyile ateist hem düünce seviyesinde hem de günlük yaantısında söz
konusu Tanrı’nın varlıını reddeden bununla birlikte peygamberi ve âhiret inançlarını gerek
teizmin ve gerekse ateizmin tanımlanmasında birtakım güçlüklerin bulunduunu göstermektedir.
Dünyanın bazı bölgelerinde ateizmin ideolojik hale getirilmesi de tanım konusunda ayrı bir
sıkıntı dourmutur. Meselâ özünde materyalist ve sosyalist olan politik yapılanmalarda ateizm
insanlara kabul edilmesi gereken bir yaam biçimi olarak sunulmutur. Burada da ateizmin
ideolojilerden baımsız olarak kendi baına anlaılma zorluu bulunmaktadır.
Ateizm temelde Yahudilik

Hıristiyanlık ve slâmiyet gibi üç büyük ilâhî dinin Tanrı da kabul
etmeyen kiidir.
Dinler tarafından Tanrı'ya atfedilen nitelikler bazan çevreden çevreye deiebilmektedir. Özellikle
yahudi ve hıristiyan düünürlerin bir kısmı bu temel niteliklere sadık kalmakla birlikte

bazan kendi dıındakilerinin (müslümanlar) kabul edemeyecei bir biçimde O’nu yorumlamaktadırlar.
Meselâ yahudilerin Tanrı'yı sadece srâiloulları’na ait millî bir Tanrı biçiminde
görmelerine

hıristiyanların da Tanrı'yı bir yandan Baba (Father) olarak tasvir etmelerine
dier yandan onu oul sa biçiminde dünya'ya gelmi olarak yorumlamalarına müslümanlar
karı çıkmılardır.
Müslümanların söz konusu anlayılara karı çıkma gerekçeleri arasında her iki gelenein
özünden koptuu

aslını deitirdii

akıl ve mantık dıına çıkıldıı gibi hususlar bulunmaktadır.
Bir ateist her eye ramen bu dinlere ve Tanrı anlayılarına açıkça karı çıkmakta genelde
de farklılıklarını düünmeden her üçünü birden inkâr etmektedir.
Batı dünyasında ortaya çıkan felsefî ateizmin her ne kadar akın bir varlıa ya da yaratıcıya
karı tepki olarak ortaya çıktıı düünülse de insanların inançsızlıa doru sürüklenmesinde
hıristiyanlıın kendine özgü yorumlarının ve kilise öretilerinin de büyük rolü olmutur. Nitekim
slâmiyet'in hıristiyanlıkla ilgili karı çıktıı pek çok unsurun içerisinde bunlar bulunmaktadır.
Ateistler açısından eletiri konusu olan ve belki de dinden kopma sebebi olan bu
inançların büyük bir kısmı müslümanlar tarafından da reddedilmitir.(4)
2. Ateizmin Çeitleri
Tanrı inancını kabul etmeyen ateistler de dindarlar gibi kendi aralarında farklı gruplara ayrılmı
lar ya da en azından aynı sonuca varsalar da ateizmi farklı yorumlamılardır. Dolayısıyla
bir tek ateizm tanımından söz etmek de doru olmayacaktır. Ana hatlarıyla da olsa ateistlerin
kendi görülerinden hareket ederek onları öylece gruplandırabiliriz.
a. Mutlak Ateizm
Bazı ateistlere göre "ateizm" Tanrı’yı reddetmekten öte

zihinde Tanrı fikrine sahip olmamak
demektir. Bu anlayıa göre nsan doutan Tanrı kavramına sahip olmadıı için reddedecek
bir eyi de bulunmamaktadır. Bu tür bir ateizm mutlak ateizm olarak tanımlanmı ve taraftarlarına
da mutlak ateist denmitir.(5) Bu anlayıı savunanların arasında Baron D’Holbach
(1723-1789) ve Charles Bradlaugh gibi düünürlerbulunmaktadır.
Mutlak ateizm ile ilgili pek çok tartıma yapılmıtır. nsanların doutan inançsız oldukları
iddiası yalanlanmı ve bazıları inkâr etse dahi hemen hemen bütün insanların zihin ve gönlünde
bir yaratıcı fikrinin bulunduu belirtilmitir. Ayrıca mutlu ve salıklı günlerinde Tanrı’yı
inkâr eden ateistin sıkıntılı zamanlarında ona sıınması mutlak ateizmin imkânsızlıına
dair bir örnek olarak ileri sürülmütür. Bu tartımalarla ilgili detaylı bilgi çalımamızın ilerleyen
bölümlerinde verilecektir.
b. Teorik Ateizm
Ateizm birinci yaklaımdan biraz farklı olarak "Tanrı'nın varlıını reddetmek" eklinde de
tanımlanmıtır. Aslında ateizm denilince akla bu tanım gelmektedir. Felsefede önemli olan
ve Tanrı inancına aır eletiriler yönelten ateizm biçimi de budur. Yani düünerek tartıarak
zihnî bir çabayla Tanrı’nın varlıını reddetmek ve ilgili iddiaları çürütmeye çalımaktır. Teorik
ateizm de denen bu anlayı dorultusunda dindarların iddiaları ve Tanrı'nın varlıı lehinde
getirdikleri kanıtlar eletiri konusu olmu

bu süreçte Tanrı'nın varlıını çürütmeye yönelik
karı tezler ileri sürülmütür.
Teorik ateizmde Tanrı'nın varlıı inkâr edilmekle kalınmamı

bu kavramla ilgili olarak gündeme
gelen mûcize

vahiy

peygamberlik

kutsal kitap

ölümsüzlük ve âhiret hayatı gibi inançlar
da eletirilmi ve reddedilmitir. Ayrıca bu tür bir ateizmde sadece teistik Tanrı kavramı
hedef alınmamı

bunun yanı sıra mistik

mitolojik

transandantal (akın) veya
antropomorfik anlayılarla

panteizm ve deizm gibi

bir ekilde Tanrı inancına yer veren di-
er ekoller de reddedilmitir.
Ateizmin “Tanrı’nın varlıının reddedilmesi” eklinde tanımlanması daha ziyade dindarlar
tarafından yapılmıtır. Çünkü onlar açısından ateizm dine karı bir tepkidir.(6) Dindarlara
göre Tanrı zaten vardır. O'nun varlıı üphesiz bir ekilde kabul edilmitir. Yokluunu dü-
ünmek mümkün deildir. Durum böyle olunca varlıında kuku bulunmayan Tanrı’yı ateistler
bilinçli olarak reddetmilerdir.
Tanrı'nın varlıına inanan ve ateizmi yukarıdaki ekilde tanımlayanlara göre ateist niçin inanmadı
ını açıklamak ve temellendirmek durumundadır. Aksi takdirde o domatik bir tavırla

gerekçesiz yere Tanrı’nın varlıını inkâr etmi olacaktır. Kaldı ki ateizm lehine ileri sürülen
gerekçelerin pek çou da inanan insanlara göre bir reaksiyonun ürünü olup içerisinde
birtakım çelikiler ve tutarsızlıkları barındırmak-tadır.
Her eye ramen ateistler de Tanrı’yı reddetmekle kalmamı elbetteki birtakım gerekçeler
ileri sürmütür. Bunların yanında da inanan insanların Tanrı’nın varlıı lehinde dile getirdi
i kanıtları eletirmeye çalımılardır. Böylece düünce tarihinde çok ciddi ve renkli tartı
malar ortaya konmutur. Bu gerekçelerin önemli bir kısımını da çalımamızın ilerleyen
bölümlerinde ele almaya çalıacaız.
Ancak görünen o ki bu tartımalarda ateistler sadece savunma ve karı tarafın tezlerini yalanlama
durumunda kalmıtır. Yani tartımalarda kendilerine özgü güçlü tezler ileri sürememi-
lerdir. Teistlerin ellerinde ise inanmalarını gerektiren pek çok kanıt bulunmaktadır. Bunun
yanında bir insanın çevresinde bulunan ve tecrübe ettii günlük yaantıya ait bilgiler de Tanrı
inancına götürmektedir. Dolayısıyla eldeki kanıtlara bakıldıında ve ön yargısız olunduunda
Tanrı’nın varlıını reddetmenin iyice zorlatıı hatta imkânsız hale geldii görülmektedir.
Elbetteki Tanrı’nın varlııyla ilgili söz konusu kanıtlara bazı eletiriler getirmek mümkün
olmutur. Ancak kanıtların eletirilmesi ya da onların zayıf noktalarına iaret edilmesiyle o
kanıtların ana fikrinin çürütülebilmesi arasında büyük farklar bulunmaktadır.
c. Pratik Ateizm
Ateizm yukarıdaki tanımlardan biraz farklı olarak bazan da "sanki Tanrı yokmu gibi yaamak"
veya "Tanrı'yı günlük yaama sokmamak" biçiminde tanımlanmıtır. Buna da pratik
ateizm adı verilmitir. Bu tür bir ateizmde kii daha ziyade günlük yaamındaki tavır ve davranı
larıyla

hayat tarzı

ilke ve alıkanlıklarıyla

Tanrı'sız bir dünya ve Tanrı'sız bir yaam
kurmayı istemektedir. Bunun yanında Tanrı’yla alâkalı olarak en ufak bir ey düünmemekte

kendini dinden

ibadetlerden ve bunlarla ilgili törenlerden de uzak tutmaya çalımaktadır.
Pratik ateizm anlayıında Tanrı'nın teorik tartımalarla reddedilmesi ikinci planda kalmaktadır.(
7)
Pratik ateistler aktif ve pasif olmak üzere kendi aralarında ikiye ayrılmılardır. Pasif olanlar
Tanrı’nın varlıını reddetmekle birlikte

dinî inançlarla veya dindarlarla bir problemi bulunmayan

buna karın kendi dünyalarında yaayan ve içlerine kapanan kiilerdir.
Aktif olanlar ise gerek zihinlerinde ve gerekse günlük yaantılarında Tanrı inancını reddeden
bunun yanında çevresinde Tanrı’yı hatırlatan her türlü fikir

sembol ve davranıa karı sava
açan kiilerdir. Bu tür ateistler dindarlarla da her zaman mücadele etmeyi ve insanları dinsizle
tirmeyi kendilerine amaç edinmilerdir. Bu yüzden bu kiilere bazan militan ya da eylemci
ateistler de denmektedir. Felsefede ki temsilcileri arasında L. A. Feuerbach (1804-1872)

F.
Nietzsche (1844-1900)

S. Freud (1856-1940) ve K. Marx (1818-1883) gibi ünlü düünürler
de bulunmaktadır.(8) Söz konusu filozoflar teorik açıdan Tanrı inancını çürütmeye çalımakla
kalmamı ayrıca pratik olarak inançsız bir toplumun hayalini de kurmulardır.
Pratik olarak bir insanın inançsız olması ya da dinsiz yaamaya çalıması oldukça zordur.
Ancak yüzyılımızda ateizm bir inanç problemi olmaktan çıkarılmı

yıkıcı ve ahlâk dıı ideolojilerin
aleti haline getirilmitir. Yani bir anlamda insanlar kendilerini ya da bir bakasını

içi
bo birtakım ilkeler uruna dinsiz yaamaya ya da moral deerleri terketmeye zorlamıtır.
Böylelikle pratik ateizmin yaama geçirilmesine imkân ve zemin hazırlanmıtır. Dolayısıyla
pratik ateizm bir zorlamanın ve bir ideolojinin ürünü olarak ortaya çıkmıtır. Gerçi bu zorlamanın
arkasında kilisenin ve insan sevgisinden uzak olan bazı din anlayılarının insanlar üzerindeki
akıl almaz dayatmaları bulunsa da sonuç itibariyle kendileri daha büyük bir yanlıa
dümü ve insan doasına aykırı gelen davranılar sergilemilerdir.
Bu tür bir ateizme kapılan insanların büyük çounluu yalnız kaldıklarında ya da bir ekilde
yıkıcı ideolojilerin etkisinden kurtulduklarında daha sakin ve mantıklı düünmeye balamı-
lardır. Vicdanlarından gelen sese kulak vererek bazı anlamsız saplantılara ve kaçılara son
vermilerdir. Hayata farklı bir ekilde bakmaya balamı

evreni

yaamı

doayı ve canlılar
dünyasını bir baka gözle seyretmeye koyulmulardır.
d. lgisizlerin Ateizmi
Bir kısım düünürler Tanrı'nın varlıını veya yokluunu tartıma konusu yapmadan bu konulara
uzak durmayı tercih etmitir. Her iki hususun da eit derecede anlamsız bir i olduunu
öne sürerek konuya ilgisiz kalmayı yelemilerdir. Bu tür ateistlere göre insan

sadece var
olanla yetinmeli görünen âlemin ötesine ilgi duymamalıdır. Dolayısıyla dünyanın ötesindeki
herhangi bir varlık hakkında olumlu ya da olumsuz bir yargıda bulunmaya ya da konumaya
çalımak anlamsız bir i yapmak olacaktır. Tanrı’nın varlıını iddia edenler de yokluunu
kanıtlamaya çalıanlar da yanılgıya dümülerdir. Çünkü her ikisi de fizikî âlemin dıına ait
tartımalara girmi ve bo eyler konumulardır. Bu düüncede olanlar kendilerini klasik
anlamda ateist olarak adlandırmaktan da kaçınmılardır. Ancak kendilerini ateist olarak görmemelerine
ramen bu kiilerin teist olduunu söylemek de zordur. Dolayısıyla Tanrı’nın
varlıına ilgisiz kalmaları bir anlamda onu reddetmek gibi olacaktır. Çünkü onu kabul edilecek
ya da inanılacak bir varlık olarak görmemektedirler. Yüzyılımızın ilk yarısında özellikle
Avrupa’da çok etkili olan mantıkçı pozitivizm ekolü bu tür bir anlayıın güçlenmesinde büyük
rol oynamıtır.(9)
Ancak bu anlayıın sılıı ve yetersizlii hemen göze çarpmaktadır. nsanın doasında dü-
ünme ve akletme gücü vardır. Bu güçler de kendini sadece fizikî âlemle sınırlı görmemekte

daha da ileriye giderek varlıın öncesini

mevcut halini ve sonrasını düünmektedir. Yine bu
güçler sayesinde nsan varlık âleminin sadece maddî olmadıına

yaamın da o kadar basit ve
anlamsız görünmediine kanaat getirmektedir. nsanların pek çou birtakım derin düüncelere
dalmakta ve kendi varlııyla ilgili deerlendirmelerde bulunmaktadırlar.
mdi bütün bunları göz ardı etmek ve neredeyse insanları en hayatî konulara karı ilgisiz
kalmaya çaırmak gülünç olacaktır. Zaten bunun gerek teoride ve gerekse pratikte imkânsız
olacaı da muhakkaktır. Bir kısım insanların günlük yaamın uraılarına dalarak ömrünü
tüketmesi ve bazı deerlere karı uzak kalarak dinî inançlara karı ilgisizlemesi

kayıtsız bir
ekilde yaaması

onların anssızlıı olacaktır. Ancak bu durum bakalarını da aynı ekilde
hareket etmeye sevkedemeyecei gibi kimseyi de varlık üzerinde düünmekten alıkoyamayacaktır.
e. deolojik (Materyalist) Ateizm
Özünde felsefî bir problem olan ateizm bazan da ideolojik bir ilke olarak savunulmu ve politik
bir kabul haline gelmitir. Özellikle Karl Marx

F. Engels (1820-1895) ve V. I. Lenin’in
(1870-1924) görülerinden hareketle kurulan sosyalist yönetimlerde ateizm komünist partilerin
propaganda aracı olarak kullanılmıtır. Eski Sovyetler Birlii’nde ve hâlâ bazı ülkelerde
ateizm Marxist ve Leninist dünya görüünün ayrılmaz bir parçası olarak görülmü ve “ilmi
ateizm” adıyla takdim edilmitir.
Materyalizmin mutlak doru olarak kabul edildii komünizmle yönetilen ülkelerde ateizmin
bilimsel (materyalist) temellere dayandıı söylenmi

dinin de toplumsal (içtimaî) bir hadise
olarak görüldüü ifade edilmitir. Bu yönüyle de ilmî ateizm kendini Batı'daki (felsefî) ateizmden
ayrı görmü

onları (yani Marxist ve materyalist olmayanları) burjuva ateizmi diye
nitelemi

kavramlarını ve üslûbunu eletirmitir. Bu çerçevede toplumdaki bütün dinî inançlar

kurumlar

ibadetler

törenler

alıkanlıklar

âdet ve gelenekler iddetle reddedilmi ve
yasaklanmıtır.(10)
Tahmin edilebilecei gibi ilmî ateizm

dini içeriden deilde dıarıdan yıkmaya çalımı ve
bunu yaparken de onu birtakım kalıplara sokarak indirgemeci yaklaımlarla izaha kalkmı ve
ideolojik bir tavır içerisinde karalamıtır. Dolayısıyla bilim ve felsefe adına ideolojik ve politik
amaçlar hedeflenmitir. Ancak sonuç itibariyle ilmî ateizm de her türlü ideolojik destee
ramen insanın sorgulamasından kurtulamamı ve ciddi biçimde tenkide uramıtır. Nitekim
bu eletiriyi yapanlar da bu tür bir ateizmi yıllarca yaayan ve kendilerine propaganda edilenler
olmutur. Çalımanın sonlarına doru ilmî ateizmle ilgili geni bilgi verilerek olumsuzlukları
sergilenmeye çalıılacaktır.
Buraya kadar ana hatlarıyla özetlediimiz gibi ateizm çeitli biçimlerde anlaılmı ve tanımlanmı
tır. Kısaca inançsızlık ya da tanrıtanımazlık olarak ifade edilen ateizm

bazan zihinde
Tanrı fikrinin bulunmaması (mutlak ateizm)

bazan Tanrı’nın varlıının bilinçli bir biçimde
reddedilmesi (teorik ateizm)

bazan Tanrı yokmu gibi yaam sürülmesi (pratik ateizm)

bazan Tanrı’nın varlıı tartımalarına ilgisiz kalınması (ilgisizlerin ateizmi)

bazan da ideolojik
(materyalist) bir kabul biçiminde (ilmî ateizm) ortaya çıkmıtır.
Bu tanımların her birine inananlar tarafından çok ciddi eletiriler getirilmitir. Özellikle felsefî
boyutta ateistlerin düünceleri sorgulanmı ve fikirleri çürütülmütür. Söz gelii bir insanın
tamamen inançsız olamayacaı ileri sürülmü

Tanrı’nın varlıını reddetmenin o kadar kolay
olmadıı belirtilmitir. Dini reddeden kiilere ortaya ne koydukları ve bir insanın nereye kadar
Tanrı’ya ilgisiz kalabilecei sorusu yöneltilmitir. Bir insanın kendini ateist olarak görmesi
mümkün olabilecektir. Ancak aynı derecede o kiinin ateizmini temellendirmesi ve herkesin
kabul edebilecei ikna edici açıklamalar getirmesi kolay olmayacaktır.
Elbetteki bütün bu tartımalar Tanrı’nın varlıına inansın ya da inanmasın onu bir inanç
problemi olarak gören kiiler için anlamlı olmutur. Aksi takdirde

daha önce ifade edildii
gibi

ateizmi kendine bir ideoloji ya da inkârcı bir akım olarak seçen kiiler için bu tartımaların
hiçbir önemi bulunmayacaktır. Çünkü böyle bir kii kendi kanaati dıındaki her eyi
daha iin baında reddedecek ve karı tarafla fikir alıveriini düünmeyecektir. Ancak dünya
kurulduu günden beri din karıtı pek çok ideolojinin gelip geçtii görülürken dinin (tevhid
inancı) var olduu ve sonsuza kadar da böyle gidecei muhakkaktır.
3. Ateizm Teriminin Yanlı Kullanımı
Ateizm terimi çeitli nedenlerden dolayı farklı kavramlarla karıtırılmı ya da yanlı kullanılmı
tır. Bunun en büyük nedeni de ekollerin veya kiilerin kendilerini net bir biçimde ortaya
koymamaları ya da bazı kiilerin bunlar hakkındaki bilgisizliidir. Ateizmin bir ekol olarak
kendisiyle sık sık karıtırıldıı anlayılar arasında deizm

panteizm veya agnostisizm gibi
felsefî akımlar olduu gibi bazı dinî anlayılar da bulunmaktadır.
Bir insanın ateist olup olmadıı öylesine karar verilecek bir durum deildir. Önce ateizmin ne
olduunun bilinmesi gereklidir. Daha sonra bir insanın kendini ateist olarak görüp görmedii
aratırılmalıdır. Ayrıca o kiinin ya da benimsedii fikrin ateizmle olan ilikisi de iyice irdelenmelidir.
Bütün bunlardan sonra terimin kullanımıyla ilgili salıklı bir sonuca varmak
mümkün olacaktır.
Ateizm teriminin yanlı kullanılmasındaki en büyük etmen zaman içerisinde bu terimin bir
bakasını itham biçiminde kullanılmı olmasıdır. Bazı kiilerin ateist olmadıı halde çeitli
gerekçelerle inançsız olarak suçlanmaları söz konusu olmutur. Böyle bir probleme özellikle
Ortaça Avrupası’nda sıkça rastlanmıtır. O dönemde pek çok kii kilise tarafından dılanmı
ve inkârcılıkla suçlanarak cezalandırılmıtır. Bunlar arasında da pek çok bilim adamı yer
almaktadır. Ancak bu durum her din için de söz konusu olmamıtır. Buna karın bazı kiiler
de inanç kavramının sınırlarını geni tutarak

dıarıda kimseyi bırakmamı

ateist olduunu
iddia eden kiileri dahi inançlı görmeye ve göstermeye çalımıtır.
Ateist ithamının bazı teorik ve pratik gerekçeleri bulunabilmektedir. Bunların arasında Tanrı
hakkında farklı yorumlara sahip olmak

geleneksel anlayıtan kopmak

mevcut yerel inançlara
aykırı eyleri dile getirmek

ya da toplumun mevcut deer ve ilkelerine ters dümek gibi
etmenler bulunabilmektedir. Bu konuda tarihte Sokrat ve eski Mısır krallarından Akhenatan
gibi iki önemli örnek bulunmaktadır. Bu kiiler

içerisinde yaadıkları toplumun dünyevî
Tanrılarını (paganlar)

mevcut dinî sembollerini ve ilgili figürlerini benimsemedii için ateist
olmakla itham edilmi ve yargılanarak öldürülmülerdir.(11)
lk hıristiyanlar ve yine ilk müslümanlar da mevcut toplumun kutsal varlıklarını (put) reddetmelerinden
dolayı ateist olarak suçlanmılardır. Bu kiiler atalarının dininden ayrılmakla
ve inançsız olmakla itham edilmiler ve iddetli bir ekilde toplumun sahip olduu eski alı-
kanlıkları kabullenmeye zorlanmılardır. Bu suçlamalardan sonra onlar da kendilerini balı
bulundukları toplumun tapınaklarından

kabile törenlerinden ve put diye adlandırdıkları heykellerden
uzak tutmu

bir süre sosyal hayattan çekilmek zorunda kalmılardır.(12) Bu suçlamalara
karın onlar putları inkâr etmekle birlikte her eyin ötesinde olan yaratıcı

gerçek
Tanrı’ya inandıklarını belirtmilerdir.
lk müslümanlar da Kâbe’de bulunan putların kutsallıını reddetmi

onları tapılmaya lâyık
varlıklar olarak görmemilerdir. Ayrıca toplumda yaygın olan sihir

büyü ve falcılık gibi bâtıl
inançları da kabul etmemilerdir. Bu durum karısında kendi yaptıkları putlara tapan ve onlara
kurban kesen Mekkeli mürikler

müslüman olan kiileri gelenekten ayrılmakla suçlamı
ve rahat bırakmamılardır. Putperestler uzun bir süre tek Tanrı inancını benimsemekte zorlanmı

Tanrı’ya ortak koma (Tanrı’dan baka kutsal varlıkların bulunduunu kabullenme)
alıkanlıklarından vazgeçmemiler-dir.
Görüldüü gibi bir kiinin ateist olarak itham edilmesi çevreden çevreye deimi

bazan
inananlar bazan da inanmayanlar bu ithamla karılamı ve sıkıntı çekmilerdir. Yüzyılımızda
özellikle inançsızlıın ideoloji olarak yaygınlatıı ve hâkim olduu yerlerde yukarıdaki
durumun tam tersi söz konusu olmutur. Geçmite olanların tersine inançlı olmak sorun olmu
ve pek çok insan Tanrı’ya inandıı ya da öyle gösterildii için zor durumda kalmıtır.
XIX. yüzyılın sonlarından XX. yüzyılın son çeyreine kadar uzanan bir dönemde ateizm bazı
ideolojiler tarafından fikrî bir problem olmaktan çıkarılıp politik bir mesele haline getirilmi-
tir. Bu durumda gerçekten ateist olmadıı halde bazı insanlar sadece mensup oldukları ideolojiye
bakılarak ateist olarak tanımlanmı ya da propaganda amacıyla bilinçli bir biçimde
öyle gösterilmeye çalıılmıtır. Özellikle Marxizm’in hâkim olduu yerlerde binlerce insan
bu durumla karı karıya kalmıtır.
Kapitalizme karı mücadele eden sosyalistler ateizmi ve dinsizlii

mücadelelerinin bir parçası
olarak görmüler

devrim gerçekletirdikleri yerlerde de kitleleri dinsizlie yöneltmilerdir.
Dolayısıyla bu hareketlerin içerisinde yer alan

ancak herhangi bir dine inanan (yahudi

hıristiyan veya müslüman) binlerce insan yapay istatistiklerle ateist olarak gösterilmitir. Bu
kiilere gerçekte ne oldukları

ne düündükleri ve neye inandıkları sorulmamıtır. Yine bunların
yalnız balarına kaldıklarında

ideolojilerden baımsız bir ekilde verecekleri kararları
de dikkate alınmamıtır.
Sonuçta

fikrî bir çabayla Tanrı inancını reddetmeyen kiilerin ateist oldukları iddiası ciddi
bir tartıma konusudur. Çünkü Tanrı inancının kabulü veya reddi özgür bir ortamda yapılacak
kiisel bir tercihle alâkalı eydir.
Ateizm terimi bazan yanlı kullanılırken bazan da dier ekollerle de karıtırılmıtır. Meselâ
ateizmin sınırlarının geni tutulması sonucu panteist düünürlerin yanında

bazan agnostik
(bilinemezci) ve deist (Tanrı’ya inanan ancak vahyi reddeden) düünürler de inançsız olarak
deerlendirilmitir. Halbuki bunlar birbirlerinden oldukça farklıdır. Yanlı anlamalara meydan
vermemek için söz konusu ekollerle ilgili kısaca bilgi vermeyi ve ateizmle olan ilikilerini
açıklamayı yararlı görmekteyim:
Ateizmle bazan karıtırılan deizm

varlıı akılla bilinen bir Tanrı anlayıı olarak tanımlanmı
tır. XVII. ve XVIII. yüzyıllardan itibaren de Avrupada “evrenin ötesinde var olan bir
Tanrı'yı kabul etmek

ancak bunun yanında vahye ve peygamberlie karı çıkmak” olarak
bilinmeye balanmıtır. Bizim kültürümüzde de bu ve benzeri düünceler bir ekilde savunulmu
ve taraftar bulmutur.
Latince Tanrı anlamına gelen "deus" kökünden geldii için

balangıçta ateizmin karıtı olarak
kullanılan bu isim daha sonraları

Hıristiyanlıa bir tepki olarak kendini göstermi

Tanrı
inancını korumakla birlikte

kilisenin tutumuna duyulan iddetli tepki yüzünden vahiy

peygamberlik
ve mûcize gibi dinî deerlere karı çıkmanın sembolü olmutur.(13) Evrenin ötesinde
bulunan

bununla birlikte yaama ve dünyaya müdahale etmeyen Tanrı anlayıı ile deizm

geleneksel dine (kilise ve ruhbanlıa) ters dümesine ramen ateizm olarak deerlendirilmemi
tir. Çünkü kendileri öyle ya da böyle bir Tanrı inancına sahip olmu ve ateizmi
kabullenmemilerdir.
Panteizm ise Tanrı-evren özdeliini ileri sürmü Tanrı’nın evrenden ayrı olarak zâtî varlıını
reddetmitir.(14) Panteizme göre Tanrı evrenin akın nedeni deildir. Zaten Tanrı’yla evren
arasında teizmde olduu gibi yaratıcı ve evren ilikisi de söz konusu deildir. Bu görüleriyle
panteistler gerek Batı'da ve gerekse Dou'da olsun bazı kiiler tarafından ateizmle itham
edilmilerdir.
slâm tasavvufunda da bazı mistik düünürler için panteist terimi kullanılmıtır. Panteistleri
ateist görme eilimi bazan bu kiiler için de söz konusu olmu ve bunların inançlarına ku-
kuyla bakılmıtır. Ancak her eye ramen Tanrı inancını reddetmedikleri için panteistleri
ateist olarak görmek doru olmayacaktır.(15) Çünkü onlar Tanrı’nın varlıını inkâr etmemekte
sadece mahiyetini farklı yorumlamaktadırlar.
Bazı düünürler ise ne Tanrı inancını ne de inançsızlıı kabul etmilerdir. Kendilerini inanmakla
inanmamak arasında

orta bir yerde gören ve agnostik (bilinemezci) olarak tanımlayan
bu düünürler

Tanrı'nın varlıı hakkında da olumlu ya da olumsuz bir hüküm vermekten
kaçınmılardır.(16) Ancak bu kiilere yanlı da olsa genellikle ateist denmitir.
Agnostiklere göre Tanrı'nın varlıı meselesi insan aklının ötesinde bir konudur. O halde böyle
bir varlık hakkında konumak veya hüküm vermek de imkânsızdır. Dolayısıyla agnostikler
Tanrı inancı karısında tarafsız kalmayı tercih etmilerdir. Ancak onların bu tarafsızlıı bazan
ateizm olarak da deerlendirilmitir. Her ne kadar bazı agnostiklerin tavırları ve yaamları
onların ateist olduu izlenimini vermekteyse de bir kısmı kendilerinin felsefî açıdan ateist
olmadıını ifade etmitir. Meselâ ateist olarak bilinen ünlü düünürlerden Bertrand Russell
(1872-1970) felsefî açıdan kendini agnostik olarak tanımlamıtır. Çünkü ona göre her eye
ramen elimizde Tanrı'nın yokluunu kanıtlayacak yeterli bir delil mevcut deildir.(17)
Görüldüü gibi agnostisizmle ateizm birbirinden farklı ekollerdir. Dinî reddetmeleri her ikisinin
de aynı çizgide olduunu göstermez. Agnostikler Tanrı inancını reddetmenin yanında
ateizmi de eit derecede reddetmitir. Her ne kadar din karısındaki kararsız ve tarafsız tutumları
nedeniyle gizli ateist olmakla suçlanmılarsa da onlar bu suçlamalara karı çıkmılardır.
Zaten kendileri de ateistlerden farklı olduklarını söylemilerdir.(18)
4. Ateizmin Tarihçesi
Ateizmin tarihi Tanrı inancı kadar olmasa da çok gerilere kadar gitmektedir. Ancak tarihi çok
eskilere giden bu ateizm biçimi bizim bugünkü anlamda anladıımız dinî inançların eletirisi
gibi deildir. Çünkü ateizm öncelikle Tanrı inancına karı bir tür tepkidir. Dolayısıyla ateizmin
Tanrı inancının bulunduu ve bu inancın dile getirildii yerde ortaya çıkma ihtimali daha
yüksektir.
ster geni anlamda “herhangi bir Tanrı anlayıına karı inançsızlık” olarak düünülsün

isterse
felsefî anlamda "teizmin reddi" olarak alınsın

ateizmin tarihçesini düünce tarihinde ana
hatlarıyla lkça (Antik dönem)

Yeniça ve modern dönem olmak üzere üç safhada ele almak
mümkündür. Bu tasnifin yanında kutsal kitaplardan ve peygamberlerin sözlerinden aldı-
ımız bilgilere göre çok eski dönemlerden itibaren bir kısım insanların inançsız olduklarını
ve dinle mücadele ettiklerini de örenmekteyiz. Bu insanlar Tanrı inancına iddetle karı
çıkmı

çounluu ahlâksızlıkta ileriye gitmi

peygamberlerin uyarılarını da kabul etmemi-
lerdir.
Ateizmin geni anlamda inançsızlık olarak görüldüü lkça’da Epikuroscular

üpheciler ve
Atinalı sofistler ilk göze çarpanlar olmutur. Yine bu dönemde Epikuros (m.ö. 341-270)

Lucretius (m.ö. 94-55 ) ve Democritus'un (m.ö. 460-370) fikirleriyle oluan Yunan atomculu
u ya da klasik materyalizm de inançsızlıkta önemli bir rol oynamıtır. Bilindii gibi materyalizm
maddenin yaratılmadıını

düünceden önce geldiini ve hiçbir eyin yoktan var
olmadıını iddia etmitir. Bunun yanında doa üstü bir gücün (Tanrı) varlıını da reddetmi-
tir.(19) Materyalizm günümüze kadar çeitli biçimlerde de olsa devam etmi ve etkisini sürdürmü
tür.
Bazı çevrelerce düünce tarihinde ateizmin Tanrı inancından önce geldii ve Antikça’daki
bütün düünürlerin de inançsız olduu ileri sürülmütür. Özellikle materyalist ateistlerin ileri
sürmü olduu bu var sayımlar gerçei yansıtmamaktadır. Materyalizmin tarihi elbetteki çok
gerilere gitmektedir. Nitekim yukarıda isimleri anılan filozoflar bunlar arasında en mehur
olanlarıdır. Ancak tarihteki her filozof materyalist olmadıı gibi materyalist olanların sayısı
da bütün filozoflar göz önünde bulundurulduunda çok sınırlı kalmaktadır. Kaldı ki geçmite
veya günümüzde ateist olduu halde kendini materyalist görmeyen pek çok kii bulunmaktadır.
Materyalizmi Antik dönemin ateizmi olarak kabul edebiliriz. Ancak ifade edildii gibi Antik
dönemde materyalist olmayan ve dolayısıyla kendilerine ateist denilemeyecek düünürler de
bulunmaktadır. Kaldı ki tabiatla ilgili çalıma-larda bulunan herkesi ateist görmek de mümkün
deildir. Sokrat (m.ö.470-399) öncesi dönemde yetien ve günümüze kıyasla bazı çevrelerce
gerçek filozof olarak nitelenen Xenophanes

Heraklitos

Empedokles ve Anaxagoras
gibi düünürlerin fikirlerindeTanrı kavramıyla paralellik arzeden pek çok nokta bulunmaktadır.(
20) Bu filozofların düüncelerine baktıımızda maddî dünyanın ötesinde var kabul ettikleri
ve kendisiyle bütün varlıı açıkladıkları soyut bir kavrama da rastlamaktayız. Dolayısıyla
tabiatla ilgili çalımalarda bulundukları için Antik dönemi bütünüyle ateist görmek ve bu
yanlı tesbiti de ideolojik amaçlar uruna çeitli ekillerde tekrarlamak yanlı olacaktır.
Ortaça’da monoteizmin (tek tanrıcılık) aırlıını hissettirmesinden dolayı açıkça bir inançsızlık
görülmemitir. Her ne kadar bu dönemde hıristiyan dünyasında kiliseye ve kilise öretilerine
karı içten içe bir tepki ve nefret olumusa da bunlar gizlilikten kurtulamamı ve
baskılardan dolayı açıa çıkamamıtır. Vanini (1585-1619) ve Bruno (1548-1600) gibi kiliseye
aykırı konuan kiiler de bu dönemde yargılanmılardır. Zaten Aydınlanma dönemiyle
birlikte ortaya çıkan ve modern dönemde iyice belirginleen din dümanlıının temelinde de
Ortaça’da kilisenin Tanrı adına yapmı olduu insanlık dıı uygulamaların büyük rolü olmu
tur.
slâm dünyasında da ateizm bugünkü anladıımız anlamda pek yaygın ve etkili olamamıtır.
Bununla birlikte ateizm denilince slam tarihinde akla iki isim gelmektedir: Yahya b. shak
er-Râvendî (H. 205-245) ve Ebû Bekir Muhammed ibn Zekeriyya er-Râzî (865-932). Bu dü-
ünürler vahiy

peygamberlik ve mucize gibi dinî inançları eletirmi ve gelenee aykırı eyler
söylemilerdir. Ravendi hakkında elde kesin bilgiler olmamakla birlikte ona nisbet edilen
fikirlere bakıldıında tabiatçı ve maddeci olduu

ilâhî hikmeti reddettii ve Kur’an’a inanmadı
ı anlaılmaktadır. Ancak bu ve benzeri görülerin Ravendi’den ziyade hocası olan Ebû
sa el-Varrak’a ait olduu

onun ateist olmadıı buna karın deizmi benimsedii ifade edilmi
tir.(21)
Ateist olarak mehur olan Râzi slâm dünyasında “Tabiat Felsefesinin” kurucusu sayılmaktadır.
Ancak O’nun ateist (mülhid) olarak bilinmesine ramen felsefî sisteminde Tanrı’ya yer
verdii ve onu be ezelî ilkeden biri olarak gördüü-dier ilkeler Ruh

Madde

Mekân

ve
Zaman-bilinmektedir.
Ravendi gibi Razi’nin de kesin olarak ateist olup olmadııyla ilgili elde kesin bilgiler bulunmamaktadır.
Ancak dinî kurumlarla özellikle peygamberlik kavramıyla mücadele ettikleri
açıktır. slâm dünyasında bu düünürlerin yanı sıra zaman zaman ateistlerle aynı çizgiye konan

dehrî ve zındık diye adlandırılan kiiler de olmutur.(22)
Ortaça’da felsefî anlamda ateizmin yaygın olmayıının iki temel gerekçesi bulunmaktadır.
Bunların birincisi yukarıda da kısaca ifade edildii gibi kilisenin baskısıdır. kincisi ve en
önemli nedeni ise ateizmin ortaya çıkabilecei fikrî bir boluun bulunmamı olmasıdır. Ortaça
'da dinî düünce zirvede olmu ve çok çeitli düünürlerce de dile getirilip mantıklı bir
biçimde temellendirilmitir. Dolayısıyla o dönemde sadece baskılardan dolayı deil

güçlü
düünce ekollerinin bulunmasından dolayı da ateistlerin fikrî düzeyde azınlıkta kaldıkları
görülmütür.
Bazı kiiler hiçbir ekilde materyalist bir düünceye sahip olmayan bn Sînâ (980-1037)

Fârâbî (870-950)

Harizmî (ö. 847)

Bîrûnî

bn Rüd (1126-1198) gibi filozofların fikirlerini

bunların tıp

corafya

kimya gibi pozitif bilimlerle ilgili çalımalarını kasıtlı olarak dinin
aleyhindeymi gibi göstermeye çalımılardır. Halbuki bu ve benzeri düünürler bırakınız
dine düman olmayı

aksine onun felsefî temellerini ortaya koymaya çalıan kiiler olmulardır.
Bir anlamda bunlar slâm kültürünü yaymak ve güzel bir medeniyet kurmu olmak için
olanca güçleriyle çalımılardır. Söz konusu filozoflar için felsefenin genel amacı iddiaların
aksine dinsizlik deil

Tanrı’nın bilgisine ulamak ve O’nun varlıını ispatlamaktır. Onları
dier âlimlerden (teologlar

hukukçular

mistikler v.s.) ayıran fikirlerinin bulunması

dinden
uzaklamalarının kanıtı deil bilakis slâm kültüründeki çok sesliliin

fikrî müsamahanın ve
pozitif bilimlere verilen önemin ispatıdır. Gerek dinî bilimlerle

gerekse pozitif bilim dallarıyla
ilgilenen müslümanlar

yaptıkları çalımaların dinin bir emri olduunu ifade etmilerdir.
Bu durum da geçmite olduu gibi günümüzde de pek çok düünürün bilimle din arasında
karıtlık düünmediini açıklıa kavuturmaktadır.
XVII. yüzyılda gerçekleen Rönesans’la birlikte yeni bir anlayı ortaya çıkmıtır. Akılcılıın
hâkim olduu bu yeni dönemde bazı çevrelerde sadece doal bilimlerin deil dinî hakikatlerin
de akılla temellendirilebilecei kanaati yaygınlamıtır. Ancak bu kanaaatin yayılması
uzun sürmemi

akılla metafiziin kurulabilecei inancına ciddi eletiriler getirilmitir. Bu
eletiriler çounlukla maddecilerden kaynaklandıı gibi

dinde akıldan ziyade inanca önem
veren bazı dindar insanlardan da gelmitir. XVIII. yüzyılla birlikte Aydınlanma dönemi ba-
lamı bu çerçevede metafizie karı sistemli bir üphecilik olumutur.
Modern dönemde bazı çevreler geçmite görülen kilisenin keyfî yorum ve uygulamalarını
ateizme ve materyalizme basamak olarak kullanmı

dine ve Tanrı inancına karı olan nefreti
körüklemilerdir. Ancak fikrî düzeyde sadece felsefî bir tercih konusu olan ateizmin modern
dönemde politikaya âlet edilmesi ve bazı ideolojilere temel kılınması da insanlıı ayrı bir
felâkete sürüklemi

bilgisizlikten kaynaklanan dinî banazlıın yol açtıı felâketlerden daha
büyük acılara ve ıstıraplara zemin hazırlamıtır.
Ateizm XIX. yüzyıldan itibaren yeni bir karakter kazanmıtır. Bazı çevrelerce bilimsel çalı
malar dinin aleyhinde görülmü

pozitif bilimlerdeki çeitli aratırmalar ve var sayımlar
dinî inançların çürütülmesi amacıyla kullanılmaya çalıılmıtır. Ayrıca modern dönemde
Batı'da insan özgürlüü ile Tanrı iradesi (Kilise doktrinleri) arasında derin bir uçurum olu-
mu ve insanlar kendilerini bu ikilem içerisinde bulmulardır. Bu dönemde Tanrı problemi

ateistlerce insanın özüne yabancılaması ve özgürlüünü kaybetmesi açısından da temel bir
mesele olarak gözükmü-tür.(23)
Schopenhauer (1788-1860)

Auguste Comte (1798-1857)

Feuerbach (1804-1872)

Marx
(1818-1883)

Nietzsche (1844-1900)

Freud (1856-1939)

Sartre (1905-1980) ve Ayer (1910-
1989) gibi filozoflar modern dönemde ateizmin öncüleri olmutur. Bu dönemde genelde bütün
dinler

özelde ise Hıristiyanlık çeitli biçimlerde eletirilip reddedilmitir.
Modern dönemde materyalizm çeitli biçimlerde savunulmaya devam etmitir. Materyalizmin
iddiaları özellikle Marxist çevrelerde yenilenmi ve bilimsel ateizm adı altında savunulmu
tur. Yine bu dönemde Comte’un pozitivizmi ve dier pozitivist akımlar da inançsızlık
adına etkin bir rol oynamıtır. Bu akımların en etkili silahı da pozitif bilimler (dorusu bilimsel
var sayımlar) olmutur. öyle ki:
XVIII. yüzyılın sonlarıyla XIX. yüzyılın ortalarından itibaren çeitli gerekçelerle bilim ile
din arasında bir karıtlık kurulmu ve bilim adına bu sözde karıtlık her fırsatta yenilenmitir.
Bilimin mutlaklıına inanan dolayısıyla bilimden hareketle dini eletiren ve reddeden ateist
düünürler çaımızda kendilerince bilim dıı olan her türlü inancın

deerin ve yaklaımın da
artık bir kenara bırakılmasını istemilerdir.
Günümüzde dini reddedenlerce ileri sürülen ve birer var sayım niteliinde olan bazı iddialar
sanki dorulanmı genel geçer yasalarmı gibi kabul edilmitir. Hatta bazı çevrelerde bu iddialar

birer ideoloji dogması haline getirilmi

tartııl-masına ve eletirilmesine dahi fırsat
verilmemitir. Tanrı inancı ve din olgusu yanlı (yapay) olarak kabul edilmi

bu inancı anlamak
yerine

sadece onun niçin ve nasıl var olduuna dair açıklama giriimlerine bavurulmu
tur. ndirgemeci bir tutumla bu inançlar pozitivist bir ilke veya ön kabulden hareketle
izah edilmeye çalıılmıtır.
Modern dönemde bilimi esas alıp dini reddeden düünürler

evreni bilimsel bir biçimde ele
alma

inceleme ve yorumlamayı hedeflemiler ve dünyada olup biten her eyin de pozitif
bilimle açıklanması gerektiini ileri sürmülerdir. Bunun yanında da dinin böyle bir düüncenin
karısında yer aldıı yalanını yaymaya çalımılardır.
Dinin pozitif bilime karı çıktıını söyleyenler

insanların gözünü boyamak için evren ve
yaamla ilgili vahiy kaynaklı açıklamaları bilinçli olarak çarpıtmılardır. Hatta onların gündeme
getirilmesini

savunulmasını bilim çevrelerinde tartıılmasını dahi yasaklamılardır.
Konunun daha iyi anlaılması için bazı düünürlerin iddialarını aktarmakta yarar görüyorum.
Ancak çalımanın ilerleyen bölümlerinde söz konusu fikirleri daha detaylı olarak ele alıp
tartıacaımız için

burada onları özetlemekle yetineceiz.
Modern dönemde Auguste Comte evrimci bir yaklaımla “üç hal yasası” denilen bir yöntemi
kullanmı

tarihi kendine göre teolojik

metafizik ve pozitivist olmak üzere üç döneme ayırarak
insanlıın geliimini izah etmek istemitir. nsanlıın bugünkü halini de bu tarihi evrimin
bir sonucu olarak görmütür. Comte’a göre nsan son dönemde bilim sayesinde olgunlua
ermi olacak ve dini bir kenara bıraka-caktır. Ancak Comte daha kendi yaamında fikirleriyle
çelimi ve tutarsız davranılar sergilemitir.
Bugün geçerlilii olmayan bu tesbit ne yazık ki bazı çevrelerde hâlâ ciddiye alınmakta ve
sorgulanmadan kabul edilmektedir. Halbuki Tanrı inancının bütün gücüyle ayakta olması ve
her eye ramen dünyanın pek çok yerinde dinî inançların yaamlarını devam ettirmeleri
Comte’un fikirlerinin yanlı olduunu açıkça ortaya koymutur.
nsan var olduu ilk günde dahi u anda sahip olduu bütün nitelikleriyle birlikte donatılmı
ve kendine bütün yetenekleri verilmitir. Dolayısıyla varlıının ilk yıllarında o

basit bir canlı
varlık ya da hayvanımsı bir yaratık deildir. Böyle olmadıı da Tanrı’ya inansın veya inanmasın
pek çok bilim adamının ifade ettii eydir.
Durum böyle olunca bazı pozitivistlerin ortaya çıkıp da “insanın doası balangıçta böyle idi

daha sonra öyle geliti ve günümüzde ise bu hali aldı” demeleri gülünç olacaktır. nsan var
olduu (yaratıldıı) ilk günden itibaren insandır. Batan beri düünme

hareket etme ve beslenme
gücüne sahiptir. Elbetteki o günden itibaren de kendini ve evreni varkılan bir yaratıcıyı
aramıtır. Tanrı’nın muazzam gücü karısında ona hayranlık duymu ve ükretmitir. Bu inanç
ve hayranlık bütün karıt düüncelere ramen bugün de devam etmektedir. Gelecekte de
böyle olacaktır.
Evrim düüncesine sahip olanların iddia ettii gibi zamanla deien (gelien) ey insanın
doası ve inancı olmayıp dünya ile ilgili olan tecrübe ve bilgisidir. Nitekim bunun sonu da
yoktur. Hergün ortaya yeni bir ey çıkmakta ve her an yeni eyler icat edilmektedir. Ancak
deien eylerin yanında kalıcı olan deerler de vardır. Bunların arasında da etik (ahlâkî)

estetik ve dinî deerler bulunmaktadır. Ayrıca bunlar insan doasının ayrılmaz vasıflarıdır
da. Sonuçta insanı ve Tanrı inancını düne veya bugüne göre deerlendirmek ya da ileride
baka türlü olacaını söylemek baarısızlıa mahkûm olacak bir durumdur.
Modern dönemin en ünlü ateistleri arasında Feuerbach ve Marx bulunmaktadır. Tanrı inancını
antropolojik bir yaklaımla açıklamaya çalıan Feuerbach The Essence of Christianity adlı
eserinde ateizmi “gerçek bir hümanizm” olarak tanımlamı

Tanrı kavramının da insan aklının
kendi doasını dıarıya yansıtması sonucu olutuunu söylemitir. Ona göre nsanın Tanrı'nın
varlıına inanması

bir anlamda kendi benliini yalanlaması

özüne yabancılaması ve
fakirlemesi olacaktır.(24) Feuerbach'ın fikirleri yaadıı dönemde oldukça etkili olmu bata
Marx ve Freud olmak üzere pek çok düünürü derinden etkilemitir.
Marx ise XIX. yüzyıl Avrupasında

burjuvazi ve kapitalizmin egemen olduu toplumda dinin
rolünü ele almıtır. Marx'a göre böyle bir toplumda din (kilise) insanı etkisiz hale getirerek
uyuturmutur. Dolayısıyla Marx’a göre sosyalizm kurulmalı

(25) bu sayede sosyal ve politik
açıdan insanların özgürlüü salanmalı

dolayısıyla din duygusu-nun olutuu kaynaklar da
kurutulmalıdır.(26) Marx’ın fikirleri de yüzyılımızda derin etkiler uyandırmı pek çok insanı
peinden sürüklemitir. Ancak ekonomik ve sosyal yapının deimesiyle birlikte Marx’ın
fikirlerinin de pratikte fazla bir aırlıı kalmamıtır.
Modern dönemde ateizmin bir dier öncüsü Freud ise

insandaki Tanrı inancını psikolojik
tahlillerle açıklamaya çalımı

din duygusunu insanlıın en eski

en güçlü ve en kaçınılmaz
arzusu olarak deerlendirmitir. Bu duyguyu da çocuksu bir yanılgı (hayal) olarak ifade etmi
tir. The Future of an llusion adlı eserinde de Tanrı inancını

çocuktaki baba imajının yüceltilmi
bir yansıması olarak ileri sürmütür.(27)
Dier bir ateist Nietzche ise inançsızlıa farklı bir temel oluturmu özellikle Hıristiyanlıın
Tanrı anlayıını iddetle reddetmitir. Tanrı inancını içeren bütün gelenek ve deerlere üpheci
bir yaklaım sergileyen Nietzche

Tanrı'yı (sa) inanılmaya deer bir varlık olarak bulmamı
tır. Dramatik bir üslûpla "Tanrı (sa) öldü. O'nu biz öldürdük" diyen Nietzche bu sözüyle
Tanrı kavramının ve bu kavram üzerine kurulan inançların bütünüyle bir kenara bırakılmasını
arzulamı ve Tanrı'sız bir hayatı amaçlamıtır.(28)
Modern dönemin en ünlü ateistlerinden biri de J. P. Sartre olmutur. nsanın özgürlüe mahkûm
olduunu iddia eden Sartre

Tanrı fikrinin insanın kendini tanrılatırma ve kendini Tanrı
olarak görme arzusunun bir sonucu olduunu iddia etmitir. Sartre'a göre varlıı özünden
önce gelen tek varlık insandır. Bu insan var olduktan sonra özünü

doasını ve deerlerini
oluturmakta ve kendini öylece tanımlamaktadır. Dolayısıyla Sartre’a göre insanın özgürlüü
açısından Tanrı var olmamalıdır. Tanrı olmadıı için de herhangi bir mutlak deerden söz
edilmeyeceini söyleyen Sartre(29) Var oluçuluk akımının da önemli ateist filozoflarından
biri olmutur.
Batılı düünürler Hıristiyan dünyasının krizleriyle ortaya çıkan ve Batı kültürü için çözüm
olabilecek iddialarda bulunmulardır. Buna karın müslümanların yaadıı bir ortamda aynı
sorunların ve aynı görülerin ortaya çıkma ihtimali oldukça zayıftır. Dolayısıyla bunları birbirine
karıtırmamak gerekir. Ancak burada üzücü olan ey Batı için önemli ve anlamlı olan
bu düüncelerin dier kültürlere de aynen yansıtılması ve kabul ettirilmeye çalıılmasıdır.
Halbuki her kültürün kendine has özelliklerinin yanı sıra

kendine özgü hayat anlayıı ve
kendini dier kültürlerden ayıran iç dinamikleri vardır.
Yukarıda adlarını andıım düünürler yüzyılımızda insanlar üzerinde büyük izler bırakmı ve
ateizmin öncüleri olmulardır. Fikirleri çok ciddi eletirilere uramıtır. Bunların düüncelerinin
günümüzde de devam ettiini ya da güçlü olduunu söylemek çok zor olacaktır. Günümüz
insanı geçmie oranla çok farklı bilgilere sahiptir. Dolayısıyla pek çok eyi geride bırakmı
tır. Yine insanlık doruluundan üphe duyulmayan pek çok iddianın yanlı çıktıını
tecrübe etmi

kendi hayrına olduu söylenen inkârcı ve yıkıcı ideolojilerin de neye mal oldu
unu yakinen tecrübe etmitir.
nsanlık var olduu sürece düünce ve inançlardaki çeitlilik de devam edecektir. Gelecekteki
bu inançsızlık gelecein kendi artlarında ve kendi tartımaları içerisinde yeniden ekillenerek
varlıını sürdürecektir. Ancak görünen o ki yakın geçmite olduu gibi gelecekte de ateizmin

yanında bilim ve hümanizm silâhını bulması mümkün olmayacaktır. Çünkü her iki
alanda da insan çok ciddi suistimallere mâruz kalmı ve çok acı hâtıraları yaamıtır.
B) MUTLAK ATEZMN MKÂNSIZLII
Tanrı Kavramının Yaygınlıı
Mutlak ateist sadece Tanrı'nın varlıını reddetmekle kalmayıp zihninde hiçbir surette
Tanrı kavramı olmadıını söyleyen kiidir. Ancak bunun mümkün olmadıına ilikin
güçlü tezler ileri sürülmü ve ciddi tartımalar yapılmıtır. Bu tartımalar esnasında
bazı düünürler her ne olursa olsun ateizmin imkânsızlıından bahsetmi

bir kısım
düünürler ise bunun aksini savunmulardır. Ateizmin mümkün olmadıını söyleyenlerin
ellerindeki kanıtlara bakıldıında dierlerine nazarandaha inandırıcı ve ikna
edici olduu görülür.
Mutlak ateizmle ilgili ateistlerin fikirlerine bakıldıında pek çok eyin genelleme oldu-
u ve zorlama yorumlara bavurulduu anlaılmaktadır. Nitekim bunların pek çou
tepkisel düünceler olmaktan öteye gidememitir. Görünen o ki bir insanın gerek
teorik ve gerekse pratik açıdan sonsuza kadar ateist olması mümkün deildir. nsanın
aklı

kalbi

hissi ve ahlâkî melekeleri

kısaca doası kendini her zaman Tanrı’ya
götürmekte buna karın inançsızlıın da önünü tıkamaktadır.
Kabul etsin veya etmesin bütün insanların zihninde Tanrı kavramı vardır. Bu kavram

deiik kültür ve dinlerde farklı biçim almakta ve farklı niteliklere bürünebilmektedir.
Bunlardan hangisinin daha anlaılır (kabul edilebilir) olduu ya da olmadıı bir tarafa

bütün insanlarda böyle bir fikrin bulunması daha iin baında mutlak ateizm iddialarını
boa çıkartmaktadır.
Tanrı’ya inanmadıını söyleyen insanlar zihinlerindeki bu kavrama Tanrı ismini vermek
istememektedirler. Ateistlerin büyük bir çounluu Tanrı’nın var olmadıını söylemekle
birlikte kesinlikle evrende bir kaos bulunduunu ya da kâinatın düzensiz bir
kütle yıını olduunu iddia etmemilerdir. Dolayısıyla onlar da evrende hâkim olan
(ya da görünen düzenin arkasında yer alan) gizli bir gücün

sebebin

enerjinin

kozmik
bilincin bulunduunu belirtmektedirler. Sonuçta Tanrı’yı kabul etmeseler dahi
görünen mevcut durum ve düzen karısında Tanrılık ilevi gören bir ilkenin

gücün
veya açıklamanın arayıı içerisinde bulunmulardır.
Özellikle materyalist olan ateistler teorik olarak akın bir Tanrı fikrini reddetmekle
birlikte

içkin bir tanrı kavramını benimsemilerdir. Yani onlar bir anlamda doanın
(kâinatın) kendini Tanrı olarak görmülerdir. Doaya sonsuzluk

sınırsızlık

yaratıcılık

ezelîlik ve ebedîlik gibi nitelikler atfetmekle bir ekilde onu kutsallatırmılardır.
Bu da onların dinden farklı da olsa bir Tanrı kavramına sahip olduklarını ortaya koymaktadır.
Sonuç itibariyle ateistlerin zihinlerinde ve bilinç altlarında ki Tanrı arayıına engel
olmaları mümkün deildir. Teizmin Tanrı kavramını reddetseler de akın olmayan
(maddi olan) bir varlıa Tanrı gözüyle bakmaktadırlar. Dikkatli incelendiinde ateistlerin
zihinlerindeki kavramlarla dinin Tanrı kavramı arasındaki bazı niteliklerin benzer
olduu gözden kaçmayacaktır.
Dine ve dindarlara tepki duyarak inançsızlıı tercih eden insanların büyük bir kısmı

aslında içi ak ve sevgi dolu bir gücün varlıını kabul ettiklerini itiraf etmektedirler.
Bu insanların büyük bir kısmı

gerek Batı'da gerekse Dou'da olsun

kendilerine sunulan
geleneksel din anlayıını yeterince insancıl bulmamı ve ondan nefret ettiklerini
söylemilerdir.
Din adına yapılan savalar (mezhep çatımaları

haçlı seferleri)

zulümler

aforozlar

cehennemle korkutmalar vb. tarihte olduu kadar bugün de pek çok kiiyi dinden
uzaklatırmakta ve onların baka arayılara yönelmelerine sebep olmaktadır. Burada
görülen bir gerçek de udur: nsan bazan kendi ihtiraslarını

tutkularını

kinini

nefretini ya da ümit ve hayallerini

din kisvesi altında icra etmektedir. Ancak bu da
dinin (slâmın) öyle olduu ya da benzeri olumsuzlukları onayladıı anlamına gelmez.
Gördüü iddet ve olumsuzluklar yüzünden dini terkeden bazı insanların yamurdan
kaçarken doluya tutuldukları görülmektedir. Meselâ hasta insanların ölümüyle Tanrı’yı
suçlayan ateist bir ideolojinin üyesi

kendi ilkeleri uruna

çoluk-çocuk

gençya
lı

kadın-erkek demeden milyonlarca insanın acımasızca öldürülmesi ve sıkıntı
çekmesine karı sessiz kalmıtır. Daha üzücü olanı ise bazı ideologların mutlu bir
gelecek için bunların gerekli olduunu söyleyecek kadar ruhsuzlamı olmalarıdır.
Halbuki insan karısındakinden bir ey isterken kendisinin nerede olduunu iyi bilmeli
ve ona göre davranmalıdır.
Dinden souyan veya soutulan insanlar bazan kapılmı oldukları ideolojinin de etkisiyle
inançsızlıa doru kaymaktadırlar. nançsızlatıktan sonra dile getirdii fikirler
ise aslında bu kiinin kendi fikirleri olmayıp

eline tututurulan ve gerçek olduu kendine
söylenen (enjekte edilen) ideolojik iddialardır. Nitekim bunların büyük bir kısmı
dini reddederken veya dindarları kötülükle itham ederken daima hayalindeki ütopik
tiplemelere karı tepki göstermilerdir. Görmü oldukları olumsuzlukları zihinlerinde
büyütüp canavarlatırarak onların bir an önce terkedilmesi gereken birer öcü oldu-
unu düünmektedirler.
Ateistlerin büyük bir çounluu Tanrı’ya inanan annesinin

babasının

dedesinin

ninesinin
veya sevdii bir yakının inancını ve davranıını sevimli bulmakta

haklı olarak
onları aklamakta ve sık sık onların kiiliine saygı duyduunu dile getirmektedir.
Hatta herkesin onlar gibi olmasını istemektedirler. Bu da ateizmin büyük oranda ütopik
ve hayalî gerekçeler üzerine ina olunduunu göstermektedir. Dolayısıyla söz
konusu örnekler mutlak ateizmin olamayacaına dair güzel bir göstergedir.
Din herhangi bir politik ideoloji (ya da mezhep) haline getirildiinde doal olarak bu
ideolojinin veya mezhebin karısında yer alan kiiler kendilerini dinsiz olarak görmektedirler.
Ancak bu kiilerin büyük bir kısmı da tahmin edilebilecei gibi mutlak
ateist deildir. Akın bir güce ve sevgiye inandıklarını söyleyen bu kiilerin çounlu-
u ideolojik olmayan bir dine ve bireysel dindarlıa inanmaktadırlar. Hatta yalnızlıklarında
veya çocuklarıyla ba baa kaldıklarında kalplerindeki Tanrı sevgisinin sıcaklı-
ını hissettiklerini söylemektedirler.
Mutlak ateizmin olamayacaını gösteren dier bir kanıtta udur. nsan içerisinde ya-
adıı tecrübeler karısında mantıkî bir kuralı kefetmitir. O da her eyin bir sebebinin
bulunduu ve hiçbir eyin sebepsiz olamayacaı ilkesidir. Günlük yaamda
edindii bu tecrübe

insanı eninde sonunda dünyanın ötesine götürmekte ve evrenin
varlıını düünmesine neden olmaktadır. Bu inkâr edilemeyecek bir durumdur. Evrenin
varlıını düünen ve onun nasıl var olduunu hayal etmeye balayan bir insanın
da aklına Tanrı’yı getirmemesi ve böyle bir seçenei düünmemesi imkânsızdır.
Bir insanın "Evrenin nasıl var olduunu düünmüyorum"

“Zihnimde Tanrı kavramı
yoktur” ya da “Tanrı fikri aklıma hiç gelmiyor” demesi inandırıcı deildir.
Mutlak inançsızlıın imkânsız oluunu sadece teistler deil

geleneksel dinlere
inanmayan ve bu anlamda dindar olmayan düünürler dahi ifade etmilerdir. Bunların
arasında D. Hume (1711-1776)

. Kant (1724-1804) ve Voltaire (1694-1778) gibi
filozoflar da bulunmaktadır. Hatta bunların bir kısmı felsefe tarihinde dinî inanca kar-
ı getirmi oldukları amansız eletirilerle tanınmılardır. Ancak bu kiilerin geleneksel
dinî anlayıları veya yorumları eletirmeleriyle

kendilerinin de ifade ettikleri gibi

yüce bir gücün varlıını kabul etmelerini birbirinden ayırmak gerekmektedir.
David Hume

dini ve mûcize gibi kavramları iddetle eletirmesine ramen mutlak
ateizme inanmamıtır: "Evrendeki gaye ve düzen en dikkatsiz ve en geri zekâlı bir
insanın dahi her yerde dikkatini çekecek açıklıktadır... Bütün ilimler bizi farkına varmadan
ilk yaratıcının varlıını kabule götürmektedir"(30)
Voltaire de yazmı olduu felsefe sözlüünün ateizm maddesinde

Sokrat ve talyan
filozofu Vanini (1583-1619) gibi düünürlerin bu konuda asılsız ithamlarla haksızlıa
uratılarak öldürülmelerini kınamı

mutlak ateizme ise ihtimal vermemitir. Voltaire
ateizmi din adamlarının taassubuna ve Tanrı'yı kötü göstermelerine balayarakinsan
zihninde yaratıcı bir üstün varlık fikrinin daima yer aldıını belirtmitir.(31)
Hume

Voltaire ve Kant gibi filozoflar sonuç itibariyle mutlak ateizme imkân tanımayıp

bir ekilde Tanrı’nın varlıına iaret ediyorlarsa

onlardan daha sistemli olmayan
ve ortaya ciddi düünce koymayan bir kısım ateistlerin tekrar düüncelerini gözden
geçirmeleri ve daha ihtiyatlı davranmaları gerekmektedir
Teistik Tanrı anlayıını reddettii halde aynı zamanda ateizmi de kabul etmeyen dü-
ünürlerin varlıı aırtıcı olmamalıdır. Onların bu durumu gizli bir ateizm olarakta
deerlendirilmemelidir. Ülkemizde de bu ve benzeri yaklaımları görmek mümkündür.
Meselâ eserlerinde geleneksel din anlayıını ve bu anlamda dindarlık biçimini
iddetle eletiren Cemil Sena da ateizmi kabul etmemi

onu umutların

aklın ve vicdanın
tüm dayanaklarının çökmesi ve yıkılması olarak tanımlamıtır. Geleneksel
Tanrı inancına sahip olmayan buna karılık bireysel

pragmatik ve ahlâkî boyutu aır
basan bir dindarlıı savunan Sena

seküler yaam biçimini de tanrıtanımazlıktan
ayırmıtır. Sena'ya göre Tanrı'sız bir ruh tüm yaam dayanaklarını ve tinsel varlıının
bilincini yitirmi bir robottur.(32)
Ateizmi imkânsız gören düünürler

Tanrı’nın varlıı konusunda insanlıın fikir birlii
içerisinde olduunu iddia etmiler

inançsızlıın ise yanılgı olduunu ileri sürmülerdir.
Dorusu binlerce yıldır milyarlarca insanın birbirinden farklı zaman ve mekânlarda
dahi olsa Tanrı’ya inanmaları bizlere bir mesaj vermektedir.
Bütün insanlar gerek içgüdüsel ve gerekse zihinsel açıdan Tanrı inancına doutan
yatkındırlar.(33) Nitekim slâm peygamberi de her insanın doduunda fıtrat üzerine
(Allah’a inanmaya yatkın) doduunu daha sonra ailesi ya da çevresince yönlendirildi
ini ifade etmitir.(34) Kendini herhangi bir ekilde inançsızlıa artlamayan ve
ideolojilere kanmayan bir insanın doutan getirmi olduu bu eilimi muhafaza
edecei muhakkaktır. Dinî hayata bir süre uzak kalsa bile

o kii eninde sonunda
kâinat üzerinde derin düüncelere dalacak

niçin ve nasıl var olduunu sorgulayacaktır.
Çocukluundan getirdii safiyetini

iyiye ve güzele yönelik muhakemesini
kaybetmemi ise

görünen her eyin ötesinde bir yaratıcının varolduunu düünecek

Onsuz bir hayatın olamayacaını bilecektir.
nancın fıtrî olduunu belirten bazı düünürler ateistlerin mutlu ve salıklı günlerinde
Tanrı'yı yalanladıklarını

sıkıntılı ve acılı günlerinde ise Tanrı’nın gücünü itiraf ettiklerini
belirtmilerdir. Ateistler

bu düünürlerce

Tanrı'nın varlıına kasten karı çıkan

kör ve saır kimseler olarak tanımlanmıtır. Onlara göre doadaki en küçük canlının
varlıı dahi inançsızların tezlerini çürütmeye yeterlidir.(35)
Tanrı’ya inanmak için insanın önünde sayısız gerekçeler bulunmakta buna karın
yalanlamak için ise insanın gözünü dı dünyaya kapaması ve kalbinin sesine de kulak
tıkaması gerekmektedir. nsanın zihnî bir artlanmılık içine girmeden tabii olarak
Tanrı’yı inkâr etmesi mümkün deildir.
Kur’ân-ı Kerîm daha ziyade putperestlik ve Tanrı’ya ortak koma problemiyle ilgilenmi
bunun yanında ateistlerin tezlerini çürüten kanıtları da dile getirmi

cevapsız
bir konu bırakmamıtır. Her fırsatta insanın dikkatini doaya

insanın kendi nefsine
ve topyekün yaratılıa çekmi

bütün bunların rüya olmadıını

gerçek olduunu vurgulamı
tır. nsanın aklını kullanmasını ve kâinat karısında gözlerini açmasını tavsiye
etmitir.
Buraya kadar görüldüü gibi inançsızlık doutan olmayıp daha sonra dine karı
oluan tepkilerle birlikte ortaya çıkmı bir durumdur. nançsızlıın ortaya çıkmasında
yani birtakım insanların ortaya çıkıp “Tanrı’ya inanmıyorum” demelerinin temelinde
elbette birtakım gerekçeler bulunmaktadır. Bu gerekçelerin bir kısmı ilmî var sayımlar
olabildii gibi bir kısmı da sosyolojik ya da psikolojik tesbitler olabilmektedir.Bu
gerekçelerin önemli bir kısmına çalımamızın deiik bölümlerinde yer verilecek ve
tartıılacaktır.
Ateizmin yapay kabul edilmesi birtakım düünürlerin iddialarının da ciddiye alınmayaca
ı anlamına gelmez. Amacı ve üslûbu ne olursa olsun Tanrı inancına karı dile
getirilen herhangi bir iddiadan insanların uzak durmasına gerek yoktur. Hatta onların
üzerinde düünülmesi de gerekir. Yeter ki bu iddiaların fikrî bir deeri olsun ve tartı
ması yapılabilsin.
Yapılan açıklamalardan anlaıldıı gibi insanın zihninde Tanrı fikrinin bulunmaması
imkânsızdır. Dolayısıyla bir ateistin “Zihnimde böyle bir fikir yok” diyerek Tanrı inancını
reddetmesi inandırıcı deildir. Bu durumda geriye ateistler için Tanrı’yı bilinçli
olarak reddetme seçenei kalmaktadır. Zaten ateist denildiinde de böyle bir insan
akla gelmektedir.
Issız bir adada yalnız baına kalmı bir insanın dahi

ayet salıklı bir yapıya sahipse

en azından zihninde yüce bir yaratıcıyı düünecei kesindir. Böyle bir kiinin aklî
muhakemesiyle Tanrı’ya gitmesi zor olmayacaktır. Varacaı bu Tanrı kavramı belki
peygamberlerin bütün niteliklerini haber verdii Tanrı gibi olmayacaktır. Ancak en
azından O’nun akınlık

sonsuzluk

yaratıcılık

kudret

ezelîyet ve ebedîyet gibi niteliklerini
o kii yakalayabilecektir.
Bir an için yalnız yaayan bir insanın Tanrı’yı düünemediini var saysak bile yine o
kiiye ateist denmesi doru olmayacaktır. Çünkü o kii ilâhî dinlerin Tanrı anlayııyla
henüz karılamamıtır. En azından kendine hiçbir kimse bu konuda bilgi vermemi-
tir. Kaldı ki o kiiye Tanrı hakkında ne düündüü de sorulmamıtır. Dolayısıyla o
kiiye ateist denemez. Hem insan bilgi ve fikrinin olmadıı bir konuda niçin olumsuz
bir tavra girsin. Böyle bir kii belki Tanrı hakında bir eyler duyduunda

duydukları
eylere ilgi duyacaktır. Büyük bir ihtimalle de inanacaktır. Çünkü bu kiiye Tanrı anlatılırken
her halde bir masal kahramanından ya da hayalî varlıklardan bahsedilmeyecektir.
Kendine âlemin yaratıcısından söz edilecektir. Dolayısıyla olumsuz cevap
vermesiihtimal dııdır.
Bir insanın doası itibariyle mutlak ateist olamayacaı böylelikle anlaılmıtır. Tanrı’ya
inanmayan kiiler ise mutlak ateist olmayıp çeitli gerekçelerle O’nu bilinçli olarak
reddedenlerdir. Daha önce ifade edildii gibi Tanrı’nın reddedilmesinin arkasında
birtakım teorik ve pratik gerekçeler bulunabilmektedır. Aslında bu gerekçeler kendi
baına orijinal fikirler olmayıp çounlukla inanan insanların düüncelerine yöneltilmi
itirazlardır. Gelecek bölümlerde görülecei gibi bu gerekçeler de cevapsız kalmamı

ciddi bir ekilde sorgulanmı

yanlılıklarına iâret edilmi ve çürütülmütür.
C) TEORK ATEZMN TUTARSIZLII
1. Ateizmin ddiaları
Ateizmi iyi anlamak ve ona ikna edici cevaplar verebilmek için iddialarının neler oldu
una öncelikle bakmak gerekmektedir. Böylelikle ateistlerin Tanrı inancı hakkında
neler düündüünü görmü ve hangi noktadan hareketle dine karı çıktıklarını anlamı
olacaız. Dorusu ateistlerin Tanrı inancı hakkında neler söyleyebileceklerini
tahmin etmek zor olmayacaktır. Zaten ateizmin tanımı verilirken az çok bu iddialara
deinilmiti. Ancak bu iddiaları daha detaylı bir ekilde ele alarak tahlil etmek ve tartı
mak yararlı olacaktır.
Ateistler

dini içeriden ve dıarıdan olmak üzere genelde iki ekilde eletirmeye çalı
mılardır. Dıarıdan yapılan eletirilerde

birinci bölümde de görüldüü gibi

pozitivizm
esas alınmı ve dinî inancın doası üzerinde durulmutur. Bu çerçevede din
sosyal

psikolojik ya da antropolojik bir fenomen olarak kabul edilmi

u veya bu
gerekçelerle sonradan ortaya çıkmıtır biçiminde birtakım dar ve gülünç görülerle
izah edilmeye çalıılmıtır.
kinci olarak ise din

ateistlerce içeriden eletirilmeye çalıılmıtır. Buna göre ateist
dinî inancın mahiyetini göz önünde bulundurmu

Tanrı kavramını ve bu kavramla
ilgili dindar insanların ifadelerini kendine esas almı ve onlar üzerinde younlamı-
tır. Bunu yaparken birtakım çeliki ya da tutarsızlıklarla karılatıını iddia ederek
Tanrı inancını çürüttüünü sanmıtır. Ancak ateistin Tanrı kavramını anlamakta yetersiz
kaldıı ve ön yargılarından bir türlü kurtulamadıı görülmektedir. Öyle ki karı
tarafı tutarsız olmakla itham eden ateistin kendisi çeliik ifadeler kullanmıtır.
Ateistler çounlukla dini anlamakta zorlanmılardır. Dini olduu gibi anlamayan ve
dindar insanın ne hissettiini bilmeyen ateistler bu durumda dinî inançları çarpıtmaya
çalımılardır. Aksi takdirde ellerinde pek fazla malzeme bulunmayan ve orijinal bir
iddiaları olmayan ateistlerin yapabilecekleri fazla bir ey de yoktur.
Bizleri Tanrı’nın varlıına götüren evrenin gerçekliinden kimse üphe etmez. çerdi-
i bütün varlıklarla Tanrı’nın varlıı lehinde güçlü bir kanıt olan evreni (gerek teorik
ve gerekse pratik açıdan) yaratıcısız olarak düünmek te imkânsızdır. nsanın aklına
böyle bir ey gelse bile bunun gerçekleebileceini zannetmek ihtimal dııdır. Nitekim
ateistlerin birtakım anlamsız ve belirsiz terimlerle açıklama getirmeye çalıtıkları
ve tıkandıkları görülmektedir.
Teorik açıdan güçlü olamayan ateistin bütün kozu u veya bu ekilde inanan insanın
yaam biçimini

dünya görüünü

varlık âlemiyle ilgili düüncelerini ve kanaatlerini
eletirmekten ibaret kalacaktır. Yani aktif olan

elinde tezi

iddiası ve kanıtı bulunan
teisttir. Elinde iddiası

kanıtı ve orijinal düüncesi bulunmayan ise ateistin kendisidir.
O’nun yapabilecei tek ey sonuç itibariyle ya reddetmek ya da susmak olacaktır.
Nitekim gerçek ateist

ateist olduunu dahi açıklama gereini duymayan bununla
birlikte iç dünyasında problemin sıkıntısını hisseden kiidir. Ne yazık ki günümüz
ateistlerinin büyük bir kısmı günlük ideolojilerin yapay ilkeleriyle dinden kopan kiiler
olmutur.
nanmadıı halde Tanrı’nın varlıının çürütülmesinin imkânsız olduunu anlayan ve
bunu itiraf eden Bertrand Russell gibi düünürler bulunsa da çou ateist aynı olgunlu
u gösterememi

her eye ramen ideolojik saplantılar uruna fikirlerinden ve ön
yargılarından vazgeçmemilerdir.
slâm'a göre Tanrı’nın varlıının yanı sıra içerisinde Hz. brâhim

Hz. Mûsâ

Hz. sâ
ve Hz. Muhammed’in bulunduu bütün peygamberlere ve âhiret hayatına iman etmek
temel inanç esaslarıdır. slâmiyet’te dili

dini

ırkı

mezhebi ve toplumdaki sosyal
statüsü ne olursa olsun herhangi bir insanın tam olarak mü’min sayılabilmesi için her
üç konuda da tereddütsüz bir ekilde inanç sahibi olması yeterlidir. nanan insanları
ateistlerden ayıran temel nitelik de onların bu esasları benimsemeleridir.
Ateistlerin temel özellikleri ise söz konusu inanç esaslarını reddetmi olmalarıdır.
Tahmin edilebilecei gibi günümüzde dini reddeden bir kii bu ilkeler etrafında eletirilerini
sıralamakta ve itirazlarını dile getirmektedir. Buradan hareketle ateistlerin iddialarını
genel olarak üç grupta ele almak mümkündür:
1. Tanrı’nın varlııyla ilgili olarak ileri sürülen itirazlar.
2. Peygamberlerle ilgili olarak dile getirilen tenkitler.
3. Âhiret hayatıyla ilgili itirazlar.
Bir ateist Tanrı’yı reddettii zaman doal olarak peygamberleri ve âhiret hayatını da
inkâr etmi olmaktadır. Dolayısıyla birine inanarak dierlerine inanmazlık etmesi ihtimal
dahilinde deildir. Ancak bazı insanların Tanrı’ya inandıı halde peygamberlere
veya âhiret hayatına ilgi duymadıı ya da inanmadıı görülmektedir. Yine aynı ekilde
bazı filozofların da Tanrı’nın varlıını reddettii halde sonsuzlua ya da ruhun
ölümsüzlüüne inanmı olduu bilinmektedir.
Ancak bütün bunlara ramen bir insana mümin denebilmesi için Tanrı inancı esas
olmak üzere her üç konuya da inanması gerekmektedir. Aynı ekilde bir insanın ateist
olmasının ölçüsü de kısaca Tanrı inancı bata olmak üzere her üç inancı açıkça
reddetmesidir.
Bir insanın Tanrı’nın varlıına inanmasına ramen peygamber ve âhiret inancından
habersiz olarak yaamı olması onun ateist olduu anlamına gelmez. Böyle bir insan
mümindir. Ancak bu duruma ramen Tanrı’ya inanan bir insanın da (ayet daha sonra
bilgilenmi ise) bu inancının gerei olarak peygamberlerin varlıına inanması ve
onların mesajlarını kabul etmesi gerekecektir.
Daha önce de ifade edildii gibi ateistlerin temel itirazları Tanrı’nın varlııyla ilgili olmu
tur. Filozof olsun veya olmasın pek çok ateist bu konu da birtakım iddialarda
bulunmutur. Öncelikle Tanrı’nın var olmadıını ileri sürmü

varlııyla ilgili getirilen
kanıtları da reddetmilerdir. Bunu yaparken de daha önce görüldüü gibi çeitli gerekçelere
dayanarak itirazlar ortaya koymulardır.
Bu teorilerin bir kısmı felsefî olduu gibi

psikolojik

sosyolojik ve antropolojik olanları
da vardır. leride ayrıntılı olarak ele alacaımız bu teorilerle ateistler Tanrı inancını
çürütmeye çalımılardır. Ancak bunda baarılı olamadıkları gibi kendi içlerinde de
tutarsızdırlar. Ne var ki bu teorilerin bazı çevrelerce birer ideolojik dogma halinde
savunulması onlara günümüze kadar yaama imkânı tanımıtır. Öyle ki dindar insanlar
dinle ilgili bir konuda tartıma ve konumaya açık iken

ateizmini ideoloji olarak
savunanlar fikirlerinin tartıılmasını ve sorgulanmasını kesinlikle kabul etmemi-
lerdir. Bu tavırlarını da temelsiz ve asılsız ithamlarla örtmeye çalımı

kaçamak cevaplarla
konuyu geçitirme yoluna gitmilerdir.
Ateistlerin Tanrı’nın varlııyla ilgili olarak yüzyılımızda dile getirmi oldukları en temel
iddialardan biri

Tanrı inancının bilimsel olmadııyla ilgili fikirleridir. Bilimsel çalımaların
Tanrı inancını bertaraf ettiini düünen bazı ateistler inanan insanları bilim dıı
olmakla suçlamılardır. Bu kiiler Tanrı’nın varlıının bilimsel olarak
ispatlanamayaca-ını

duyumlarla algılanmasının ve tecrübe edilmesinin de mümkün
olmadıını dile getirmilerdir.
Ateistler Tanrı’yı reddetmenin yanında doal olarak evrenin ve canlılar dünyasının
oluumuyla ilgili açıklamalar da getirmek durumunda kalmılardır. Dolayısıyla evrenin
kendi baına var olduunu

yani yaratılmadıını

kendi iç yasaları çerçevesinde
bugünlere geldiini

dıarıdan bir müdaheleyle de (Tanrı’nın iradesiyle) ekillenmedi
ini iddia etmilerdir.
Tanrı’nın varlıını kabul etmeyen ateistler doal olarak peygamberlere ve onların
Tanrı’dan vahiy aldıklarına da inanmamılardır. Onlara göre Tanrı’nın bir insanı görevlendirmesi
ya da o kiinin Tanrı’dan mesaj alması mümkün deildir. Bu süreçte
anlatılan olayların onlara göre gerçek olması da mümkün deildir.
Peygamberlii ve vahyi reddetme günümüzde olduu gibi bizzat peygamberlerin
kendi dönemlerinde de görülmütür. Peygamberler özellikle putperestlie ve paganizme
karı sava açtıkları ilk günlerde iddetli itirazlarla karılamılar ve gelenei
yıkmakla suçlanmılardır. Bu itirazların temelinde de peygamberlere karı inançsızlık
olduu gibi eski alıkanlıkların terkedilmesine ve yeni eylerin kabulüne karı bir isyan
duygusu yatmaktadır.
Ateistler için bir kiinin elçilik (peygamberlik) iddiasında bulunması

Tanrı’dan melek
vasıtasıyla mesaj getirmesi ve ölümden sonraki yaamdan bahsetmesi kabul edilemez
bir durumdur. Onların toplumsal hayatta iyilikleri anlatarak ahlâksızlıa karı
direnmeleri

adaleti salamak için uramaları

haksızlıa karı gelmeleri

insanların
eit olduunu söylemeleri ve dürüst bir yaam sergilemeleri de aynı derecede tepkiyle
karılamı ve reddedilmitir.
Peygamberlere inananların sayısı çounlukta olmasına ramen bazı insanlar ısrarla
mücadele etmi ve onlara kötülük yapmaya çalımılardır. Bu kiiler Peygamber'in
getirdii mesajları çeitli gerekçelerle reddetmi ve onları dinlemekten kaçınmılardır.
Peygamberlere olan karı çıkmanın altında dinle ilgili bazı teorik itirazların yanında

psikolojik

sosyolojik

hatta ekonomik etmenler de bulunmaktadır. Yine bu
karı çıkmada kiisel ve kültürel özelliklerin dahi ön plana çıktıı görülmütür.
Hz. Peygamber’e inanan ve slâm'a ilk giren kiilerin arasında ayrımcılıa urayarak
ezilen ve haksız muamele gören zayıfların

kölelerin

kadınların ve yoksul insanların
çounlukta olması ilginçtir. Buna karın peygambere ilk karı çıkanların ise zenginlerin

kabile reislerinin

putlardan

hurafelerden ve büyücülükten kazanç elde edenlerin
bulunması da dikkat çekicidir.